Kesiliyorlardı... Dövülüyorlardı... Yumurtaları alınıyordu... Kırkılıyorlardı... Sağılıyorlardı... Eziliyorlardı...
Çiftlik sahibinin kendilerine çok kötü davranması hayvanlardaki huzursuzluğu iyice azdırmıştı... İçlerindeki domuzların en akıllı, en ünlü ve en iyi hatipten oluşan kadro ‘hayvanizm’ fikrini geliştirdi... Buna göre bütün kötülüklerin ve zorbalığın kaynağı insandı...
 Zaten insan süt vermez, yumurtlayamaz, hızlı koşamaz, üretmeden yaşar, sadece hayvanların sırtından geçinir, buna karşılık onlara çok az yiyecek verirdi... ‘Hayvanizm’e göre bütün hayvanlar kardeşti ve eşitti... Bu fikri benimseyen hayvan, iki ayak üzerinde yürüyen herkesi düşman, dört ayak üzerinde yürüyen ve kanatları olan herkesi dost bilecek, insanları yenip onların yerine geçtiklerinde asla onlara benzemeye çalışmayacak, içki içmeyecekti...  
Hayvanlar aç bırakıldıkları bir gün isyan çıkardılar... Çiftlikteki insanlarla çatışıp, onları kovdular ve yönetimi ele geçirdiler... İlkeleri gereği insanlar gibi olmayacaklar, insanların yattığı yataklarda yatmayacaklar, onlar gibi giyinmeyecekler, diğer hayvanları öldürmeyeceklerdi...
‘Yeni çiftlik’düzeninde tabela değiştirilmiş, ‘Hayvan Çiftliği’ne dönüştürülmüştü... Başlangıçta her şey iyi gidecekti, teorideki gibi... Fakat bir süre sonra çiftliğin yeni lideri Napoleon adlı domuz, insanlar gibi yatakta uyuyabileceği, onlar gibi giyinebileceği bir ‘ayrıcalıklı’ düzenin altyapısını kurmaya başlar... Bu arada istihbarata ve kontrole önem verir, yavru köpeklerden özel polis gücü kurar...
‘Eşitlik’ bozulmaya başlamıştır artık... Bunu yaparken yalnız değildir büyük domuz Napeleon...  Squealer adlı hitabeti mükemmel bir domuz daha vardır yanında... O çok yetenekli bir yalancıydı ve kurallardaki her değişimin daha iyi olacağını diğer hayvanlarla benimsetmeye çalışırdı... Ve tabii diğer domuzlar ve daha önceki çiftlik sahibi Jones’a sürtünen ve kuyruk sallayan köpekler de  Napeleon’un yanındaydı...  
Napeleon önce anayasada bir değişikliğe giderek, çok çalışanların insanların yaşadıkları yerlerde yaşayabilmelerini, onların yerlerinde yatabilmelerini sağlar... Domuzlar çiftlik evine yerleşir... Bunu eşitliğe aykırı gören diğer hayvanlardaki rahatsızlık üstün propaganda tekniğiyle bastırılmaya çalışılır...
Napeleon’un bütün diktatörlerde görmeye alıştığımız ‘klasik’ bir yönetme tekniği vardır... Çiftlikte işler kötüye gittiğinde suçu devrimi beraber yaptıkları ama sonra kovdurduğu Snowball’a atar, onun ‘yeni çiftlik düzeni’ni sabote ettiğini yayar... Eğer övünülecek bir gelişme olduysa kendi başarısı olarak sunar... Aksini düşünenleri bekleyen ise köpek dehşetidir...
Eskisini aratmayan yeni zulüm düzeni söz konusudur artık... Çiftlikte işler iyiye gitmeyince, büyük domuz tavukların yumurtalarının çiftlik dışına satılmasına karar verir, kuluçkaya yatmayı yasaklar... Buna karşı çıkan tavuklar özel köpekler tarafından öldürülür... Bu da anayasada değişiklikle uygun bir kılıfa sokulur... ‘Hiçbir hayvan öldürülemez’ maddesine ‘hainler hariç’ ibaresi eklenir...
Konfora ve şatafata düşkün yeni zalimler, daha önce çiftlikten kovdukları insanlarla ilişkiye geçerler, ticarete başlarlar, çiftlik evinde diğer insanlarla beraber içki içerler, eğlenirler... Ezilen hayvanlar bunu büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntüyle izlerler... Çiftlik evinde önce eğlenen sonra da birbirleriyle kavga eden insanların ve domuzların nasıl da birbirinden ayırt edilemez hale geldiklerini şahit olurlar...  
***
Diğer hayvanların ‘hayvanizm’in ilkelerinin yanına  “Bütün hayvanlar eşittir, bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir”  yazmak durumunda kaldıkları ve onların çiftlikten kaçarak devam ettikleri bir roman bu... Dünya edebiyat tarihinin belki de en büyük ‘siyasî taşlama’sı...
Bir dostumuzun paylaşımı buraya iyi uyacak: Domuzlar iktidarı ele geçirmeden önce eleştirdikleri her şeyi fazlasıyla kendileri yapmaktadır artık. Lider fetişizmi,  hiç bitmeyen vaadler, devasa ve müthiş güzel bir gelecek ideali, büyük bir düşman, ajan masalları, bütün suçların yüklendiği bir günah keçisi ve bütün bunlarla inşa edilen baskıcı bir diktatörlük. Tüm bunlar olup biterken her söyleneni tekrarlayan koyunlar, olup biteni uzaktan izlemekle yetinen eşekler, sık sık gaza gelip kendilerini paralayan atlar ve semirdikçe semiren domuzlar...
Madem ki bugün günlerden George Orwell... Bu taşlamayı ‘Stalinizm’le sınırlamak Orwell’a, hatırlatmamak ise kendimize ayıp olurdu!..