MHP KURULTAYI AREFESİNDE; ÜMİD Mİ HÜSRAN MI?

MHP'de yaşanan TÜZÜK KURULTAYI tartışmalarının Türk siyasi hayatına yapacağı eşsiz ve olumlu etkileri "MHP ÜZERİNDEN TÜRK SİYASETİNİN GELECEĞİNİ OKUMAK" başlıklı yazımda anlatmaya çalışmıştım. Anılan yazının üzerinden daha bir hafta geçmeden, kamuoyunda bu etkinin derinliğinin, heyecanlı bir şekilde daha da iyi anlaşılmaya başlandığını görüyoruz.

 Somut bir örnek vermek gerekirse merkez medyanın çok okunan kalemlerinden Yılmaz ÖZDİL bile biraz "gıpta" biraz da "kıskançlıkla" MHP kurultayıyla Türk siyasetinde demokratik hayatımızda yeni bir sayfa açılmak üzere olduğunu, ülkücülerin hür iradeleriyle ve çok sayıda adayla birlikte yarışa çıktığını, yakınlık duyduğu CHP'nin ise bu açılımı beceremediğini okuyucularıyla paylaştı.

Toplumsal, siyasal ve devlet hayatımızda yaşanan "sıkışıklığın" MHP ve ülkücü camia vasıtasıyla aşılabileceği ümid ve inancı hepimizde tarif edilmez bir özgüven duygusu ve mutluluk yaşatırken, ülkücüler olarak hep birlikte bu sürecin sağlıklı değerlendirmeler ve fikri düzeyi yüksek tartışmalarla geçmesini, ufuk açıcı değerlendirmeler yapılmasını arzu ediyorduk.

 Bekliyorduk ki, millet iradesinin önündeki en büyük engeli teşkil eden, vesayetçi Siyasi Partiler Kanunu'nun 34 yıllık otoriter hükümleri çöpe atılacaktı. Bekliyorduk ki; Kurultay tartışmalarının muhatap ve aktörleri geçmişe dair kabul ve alışkanlıklarından vazgeçecek, bu verimli ortamda Türk siyasetine nefes aldıracak "Millet Hakları Bildirgesi" türünden yeni iddialarını ortaya koyacaklar. Bekliyorduk ki, Türk Milletine mensubiyet bağıyla kendini bağlı hisseden herkesin önüne YENİ UFUKLAR projelerini koyacak, fikir dünyamıza çığır açacak katkılarda bulanacaklar.

 Bekliyorduk ki, Türk töresi ve dini örflerimizden beslenen değerlerimizle, evrensel hukuk ilkeleri ve demokratik esasları harmanlayarak, insanlık alemine yeni hediyeler sunacaklar.

 Bekliyorduk ki, uçsuz bucaksız bozkırların imparatorluklarını kuran, bin yıldır İslam’a sancaktarlık yapan, istiklal harbiyle mazlum milletlere ışık olan milletin çocukları, bugün de insanlığa ve bilhassa kendi coğrafyamızda bizden yeni bir anlayışla model kabul edecekleri yeni bir medeniyeti inşa ve ihya edecekleri fikirler üzerinden tartışacaklar.

 Bekliyorduk ki, yönetim ve temsil noktasında meşruiyeti; hukuki güvencelere bağlanacak şekilde milletin rızasını arayacaklar, iyi niyet beyanı ve temennilerin ötesinde hukuki mekanizmaları nasıl oluşturacaklarını bizlere anlatacaklar. Birlikten, bütünlükten, uzlaşma kültüründen ortaya çıkacak olan milli ve toplumsal enerjiyi, milletin yararına nasıl kullanacaklarını ikna edilmeye hazır vaziyette dinleyecektik.

Bekliyorduk ki, Türk milliyetçilerinin siyasi organizasyonu durumunda bulanan MHP'deki bu tartışmalara, başta saray çevreleri ve iktidar mensupları olmak üzere, kimse bu işlere burnunu sokmayacak, kendi iç meselelerini halletme noktasında ülkücü camianın hür iradesi ile vereceği kararının teşekkül etmesini bekleyecekler.

Bekliyorduk ki,14 yıldır ezici bir sayısal çoğunlukla iktidarda bulunanlar, otoriter şefliklerini devam aracı olarak gördükleri Siyasi Partiler Kanununu değiştirmeyi aklının ucundan geçirmemişken, "mahkemelerin partilerin iç işlerine karışmaması" yönünde fetvalar vermeyecekler.

Heyhat !.. iman ölçüsündeki inanç ve ümidlerimiz bu seferde mi heba edilecek? Neredeyse "alaca karanlık" kuşağını yaşadığımız bir ortamda, tünelin ucu göründü derken, ışığın kaynağının üzerimize gelen azgın bir trenin farları olduğunu mu göreceğiz? İflah olmaz inanç ve iyimserliğimiz bu defa da mı hüsranla sonuçlanacak?

 Milletin umudu olması gereken siyasi öncülerimiz ve namzetlerin ulu orta; "sarayın ortakları, paralel uzantılar, okyanus ötesi ajanlar, nesebi gayri sahih, hükümet destekçileri" türünden insaf ve izan ölçülerinin dışında, karşılıklı beyanlarla yapılan kör dövüşünü seyreden bu milletin evlatları yeni bir bozgun mu yaşayacaklar ?

Bu tabloyu acı ve elem içinde seyreden her arkadaşımın "çare nedir" sorularına karşılık, sihirli bir formülümün olmadığını, ancak karşılıklı iyi niyet içinde istenirse çözüm bulunabileceğini, "aksakallar heyetinin" bir öneri olabileceğini, herkesin meşruiyeti hukuk ilkeleri ve camianın rızasında araması şartıyla çarenin bulunabileceğini, milletin ümidinin artarak devam ettirilmesinin tek yolunun, bugün takip edilen yol ve üslubun terk edilmesine bağlı olduğunu söylersem, yeni bir şey söylemiş sayılmasam bile, gönlümün ve aklımı derinlerinden geçen bu temennileri ifade etmeyi yine de insani ve milli vazifem sayıyorum.

ALLAH'A EMANET OLUNUZ.