<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss/kultur-sanat" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 12 Apr 2026 16:02:30 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss/kultur-sanat"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sümer Devleti’nin Sonu]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sumer-devletinin-sonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sumer-devletinin-sonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Orta Doğu’nun tarihsel kökenleri, Sümerler, Gutiler ve Amoritler üzerinden ele alınarak günümüz jeopolitiğiyle ilişkilendiriliyor. Bölgedeki etnik, siyasi ve kültürel çatışmalara dair dikkat çeken analiz ve yorumlar sunuluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günlerdir, haftalardır bir konu üzerinde hem düşünüyor hem de araştırmalar yapıyorum. Okuduğum veya not aldığım yerlere tekrar dönüyorum. Neden ve niçin? Çünkü bu bölge, “Orta Doğu” adıyla İngiliz aklı ile kurulmuş bir bölgedir. Lakin ne kavgası bitti ne de normalleşti. Kendimce bir tespit yaptım; ne kadar doğru bilemiyorum ancak akla en yakın olanı bu. Sanırım bölge insanları ve coğrafya ile benzeşen noktaları siz de göreceksiniz. Öncesini zaten biliyorsunuz; ben final bölümünü yazacağım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>M.Ö. 2000 yılı dolaylarında, Ur şehrinin Gutilerin (Kürtlerin o tarihteki adı) eline düşmesi, bizzat uygarlığın sonu gibi geçici bir görüş olarak değerlendirildi. (“Gutiler, Sümer devletine İran Zagros Dağları bölgesinden gelmiş göçer bir halktır. Bölgeye iş ve aş için çoban ve tarım işçisi olarak geldiler. Kendi dillerinde konuşmaları önce yasaklıydı, sonra serbest bırakıldı ve olağandışı bir doğum oranı ile çoğalan bir topluluk oldular”)</p>

<p>3. Ur Hanedanı’nın son kralı İbbi-Sin’in yenilgiye uğratılması, tanrılardan birinin yenilmesi anlamına geliyordu. Bu hanedan, bir asırdan fazla bir süre boyunca Sümer ovasını tam anlamıyla kontrol altına almıştı ve birçok açıdan Sümerlerin kaydettiği başarıların doruk noktasını yönetiyordu. Mimarlık, mühendislik, edebiyat ve sanat gibi alanlarda teknik mükemmelliğin yeni seviyelerine ulaşılmıştı. Eski dünyanın tanıklık ettiği en eski ve en karmaşık krallıklardan birinin çöküşü, Yakın Doğu dolaylarında ve bizzat Mezopotamya’daki yansımalarıyla akıl almaz bir felaket gibi görünmüş olabilir. (Bana göre aynen öyle oldu.)</p>

<p>Bunun etkisi, belki de bölgenin tamamında giderek artan siyasal hoşnutsuzluğun başlangıç tarihidir. Bu kargaşada batıya doğru Hurriler ve Amoritler gibi yeni halklar, sayıları giderek artan gruplar halinde Kuzey Suriye’ye doğru hareket ediyor; ardından güneyi ve doğuyu itiyorlardı. (Bahsi geçen Amoritler de Suudi Arabistan civarından iş bulmak ve çalışmak için gelen Araplardı; yani göçmendiler.)</p>

<p>Küçük şehir devletlerinin bilinen biçimi parçalanıyordu; yani Sümerlerin kurup geliştirdiği ve yönettiği şehir devletleri. Artık yeni diller, yeni alışkanlıklar ve hatta at gibi yeni hayvanlar görülmeye başlıyor; yeni askeri teknikler yeni bir tehdidi beraberinde getiriyordu. Sümer kültürü içindeki bu gelişmeleri alıp kullanarak bir hanedan çıkardılar: Babilli Amorit Hanedanı. Bu aile, Arap ve Sami ırklarından oluşan bir topluluktu. Gutileri de çok iyi kullandılar; sonra Zagros Dağları’na geri sürdüler.</p>

<p>Bugün Sümerlerin yerinde Türkiye Cumhuriyeti, Gutilerin yerinde Kürtler, Babilli Amoritlerin yerinde de İsrailli Araplar var. Dikkat ediniz, “Yahudiler” demiyorum. Hz. Musa’nın evrensel İslam olan dinini etnik bir kavga dini haline getirenler, bu hanedan ardılları ve onlara inanmış Arap kavimleridir.</p>

<p>Bugün ülkemizdeki kaosu planlayanlar, dikkat ettiyseniz bir sloganı Sayın Cumhurbaşkanımıza söylettiler: “Burası Türk, Arap ve Kürtlerin vatanıdır” diye. Bu üç ayrı etnik grubun hiçbir ortak paydası yoktur. Arapların inandığı İslam, Muhammedi İslam değildir. Kürtlerin inandığı İslam ise biz Türklerin inandığı İslam’a en yakın olanıdır. (Tabii ki hurafe ve rivayet kültürü kökenli İslam’ı kastetmiyorum.)</p>

<p>Dikkat ettiyseniz, Kürtçülük davası güdenlerin aslı Kürt değildir; büyük çoğunluğu Arap kavimlidir. Demem o ki arkadaşlar, Osmanlı hayalinin arka planında ABD’de yaşayan Arap asıllı sözde Yahudiler vardır. Bu oyunu yakın tarihte vefat eden Hazar asıllı bir Musevi lider bozdu. Dikkat ettim, o öldükten bir hafta sonra Yeni İpek Yolu’na muadil “Baharat Yolu” ile kamuoyuna çıkan ABD’li kişilerin kimler olduğunu artık siz bilin.</p>

<p>Tarih dinlerin değil, milletlerin mücadelesi ile kaimdir. Yeni Hazar liderinin tıpkı babası gibi oyun kurması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorum. Yoksa elde ne para kalır ne parayı yiyecek insan ne de sürülüp ekilecek toprak!</p>

<p><strong>Necati YÜZÜAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR - SANAT</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sumer-devletinin-sonu</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/sumer-devletinin-sonu.jpg" type="image/jpeg" length="11525"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Denizli’de Türk Milliyetçiliği Tarihine Yoğun İlgi: Yeni Eser Okuyucuyla Buluştu]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/denizlide-turk-milliyetciligi-tarihine-yogun-ilgi-yeni-eser-okuyucuyla-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/denizlide-turk-milliyetciligi-tarihine-yogun-ilgi-yeni-eser-okuyucuyla-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Milliyetçiliği Tarihi sadece Tanzimat'la mı sınırlı? 50 yıllık birikimin ürünü olan "Dil ve Edebiyatta Türk Milliyetçiliği Tarihi" kitabı Denizli'de okuyucuyla buluştu. Gençlerin yoğun ilgi gösterdiği panel ve imza gününün detayları haberimizde.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk kültür hayatına önemli bir katkı sunan <strong>"Dil ve Edebiyatta Türk Milliyetçiliği Tarihi"</strong> adlı eser, İstanbul’un ardından Denizli’deki okuyucularıyla bir araya geldi. 50 yıllık bir birikimin ürünü olan çalışma, Türk milliyetçiliğinin kökenlerine dair ezber bozan yaklaşımıyla dikkat çekiyor.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ TANZİMAT İLE Mİ BAŞLADI?</strong></span></p>

<p>Yazar, 1970’li yıllardan bu yana milliyetçilik tarihinin yalnızca Tanzimat sonrası dönemle sınırlandırılmasına ve bu fikrin 1789 Fransız İhtilali’nden "ithal" edildiği iddialarına karşı çıkıyor. Eserin temel tezi; Türklerde milliyetçilik fikrinin <strong>Sözlü Edebiyat ve Destanlar Dönemi'nden</strong> itibaren genetik bir kod olarak var olduğudur. Başlangıçtan Tanzimat’a kadar pek çok ilim ve devlet adamının milli hassasiyetlerini nazım ve nesir türündeki eserlerle ortaya koyduğu vurgulanıyor.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>50 YILLIK BİRİKİM İKİ CİLTTE TOPLANDI</strong></span></p>

<p>Yaklaşık 5-6 yıl önce yazımına başlanan ve 2025 yılı ortalarında tamamlanan dev eser, <strong>Türk Edebiyatı Vakfı</strong> tarafından iki cilt halinde yayımlandı. İlk imza günü İstanbul’da büyük ses getiren kitabın ikinci durağı Denizli oldu.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>DENİZLİ’DE GENÇLERDEN YOĞUN İLGİ</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8 Şubat Pazar günü Denizli Çatalçeşme Parkı Oda Tiyatrosu’nda düzenlenen panelde, <strong>Dr. Sakin Öner</strong> başkanlığında "Türk Gençliği" konusu ele alındı. Panel sonrasında Yeni Ufuk Dergisi ve Töre Devlet Kitabevi’nde düzenlenen imza gününde en dikkat çekici detay, katılımcıların <strong>yüzde 80’inin üniversite öğrencisi</strong> gençlerden oluşmasıydı. Gençlerin bu yoğun ilgisi, eserin hedefine ulaştığının en önemli göstergesi olarak değerlendirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, KÜLTÜR - SANAT, Denizli</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/denizlide-turk-milliyetciligi-tarihine-yogun-ilgi-yeni-eser-okuyucuyla-bulustu</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Feb 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/02/denizlide-turk-milliyetciligi-tarihine-yogun-ilgi-yeni-eser-okuyucuyla-bulustu.jpg" type="image/jpeg" length="89722"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk halklarının kökeni]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turk-halklarinin-kokeni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turk-halklarinin-kokeni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batılının, üstün beyaz efendinin ataları Milattan binlerce yıl önce dünyanın her yerinde olabiliyor; her yer onların, her şey onların. Onların tarihi, uygarlıkları, kültür ve gelenekleri incelenmeye, ama yalnızca onlar tarafından incelenmeye değer. Diğerlerinin hepsi 'kenar mahalle çocukları'dır. Tarihleri, kültürleri, uygarlıkları incelenmeye dahi değmez. Hepsi barbar, yağmacı, vahşi, aşağılık, maymun ırkına yakın bir ırktandır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Batılının, üstün beyaz efendinin ataları Milattan binlerce yıl önce dünyanın her yerinde olabiliyor; her yer onların, her şey onların. Onların tarihi, uygarlıkları, kültür ve gelenekleri incelenmeye, ama yalnızca onlar tarafından incelenmeye değer. Diğerlerinin hepsi 'kenar mahalle çocukları'dır. Tarihleri, kültürleri, uygarlıkları incelenmeye dahi değmez. Hepsi barbar, yağmacı, vahşi, aşağılık, maymun ırkına yakın bir ırktandır.</p>

<p>Hitler gibi Frankenştaynların doğmasına yol açan 'Ari ırk' teorisine göre, Avrupa'nın tamamı, Orta Asya, Afganistan, İran, Hindistan, kısacası her yer Vedaların yanlış okumasından kaynaklanan hayali bir ırkın, Arilerin yani bugünkü 'beyaz efendi' Batılıların atalarının yurdudur; Türklere ise yalnızca Ural-Altay etekleri verilmiştir. Tarihte o bölgenin dışında yaşayan Orta Asya halkları Türk değil, İran kökenlidir; dilleri de İranî bir dildir. Kısacası İskitler, Alanlar, Avarlar, Toharlar Türk'ten başka bir kökene bağlansın da, nereye, kime bağlanırsa bağlansın, önemli değil. Yeter ki, Türk oldukları ret ve inkâr edilsin.</p>

<p>Batılı beyaz efendi böyle istiyor, böyle söylüyor. Bizdeki tarihçi geçinen bazı 'alien'ler de onların söylediklerini papağan gibi tekrarlayarak, zahmetsiz çocuk sahibi oluyorlar.</p>

<p>Ama bu temelsiz iddialar bir yerde geri tepecek ve itirazlara yol açacaktı.</p>

<p>İşte, elinizdeki bu eser de işaret edilen geri tepme ve itirazın bir ürünüdür.</p>

<p>"Geçmişini araştırmak ve öğrenmek kadar doğal bir şey yoktur !"</p>

<p>Kitabın Önsözünden ;</p>

<p>ÖNSÖZ</p>

<p>Türk halklarının ortaya çıkışları ve etno-kültürel gelenekleri, bilimin en az bilinen konularından biridir. Bu konunun yeterince incelenmemiş olmasının sebebi, ilmi temellerin zayıflığı kadar, birçok bilim adamının, özellikle de Persologların peşin hükümlü yaklaşımlarıdır.</p>

<p>Hint-Avrupaistler Türkologlara Türk halklarının etnogenezini, diğer tarihi ve dilbilimsel meselelerini araştırma metod ve yollarını dikte ettiler ve hâlâ da bu tutumlarını sürdürmektedirler. Bu durumda, onların bir kısmı bilimsel gerçekleri bilinçli olarak tahrif etmişler; zaman zaman da, Türklerin tarihi-kültürel zenginliğini kasıtlı olarak görmezden gelmişlerdir.</p>

<p>B.N. Grakov, M.I. Artamonov, A.P. Smirnov, l.G. Aliyev, YU. Mürzin gibi İskit uzmanı birçok bilim adamı Persologların etkisi altında kalmışlar; arkeolojik, etnografik ve diğer bilimsel verilere istinaden Andronovlann, İskitlerin, Sakaların, Massagetlerin, Sarmat ve Alanların İranlı olmadıklarını bilen diğer vicdan sahibi birçok arkeolog ise, bir defa dilbilimciler onların Pers dilli olduklarını "kanıtladıkları" için bu kabilelerin Pers dilli olduğunu kabullenmek zorunda kalmışlardır.</p>

<p>Böylece kendine özgü ve kapalı bir bilimsel çevre oluştu. Bazı arkeologlar, İranist dilbilimcilerin adları sayılan bu kabileleri Pers dilli oldukları konusundaki versiyonunu kabul edilmiş bilimsel bir gerçek olarak görürken, dilbilimciler de arkeologların kazılar sırasında ulaştıkları sonuçlan esas alıyorlar; böylece ele geçirilen "İskit tipi" eşyaları Pers dilli kabilelere ait kabul ediyorlardı (Geybullayev, 1991, s. 288).</p>

<p>Bilindiği gibi, doğrudan hiçbir linguistik delil ortaya koyamayacağımız, günümüzden çok uzak tarih öncesi çağlarda, paleantropolojik ve arkeolojik bilgiler, eski çağlarda teşekkül etmiş olan bölge halkının araştırılması konusunda yegâne kaynak oluşturmaktadır.</p>

<p>Ama, arkeolojik kaynakların doğrudan etnik yorumu şudur:</p>

<p>"Aşılması güç engellerle karşılaşılması kaçınılmazdır; şu halde, onların etnolojik olarak tatbiki mümkün görünmemektedir" (Arutunov, 1889, s. 11).</p>

<p>Yazılı eserler, yazılı kaynakların ortaya çıkmasından beri, bahse konu dillerin hangi kabileye ait olduğunun belirlenmesi için büyük öneme sahip olmuştur. Ama, onlar da yeteri derecede incelenmemiş, çoğu kez de bilim çevrelerine taraflı olarak lanse edilmiştir. Eski yazılı kaynakların yazarının durumunu yansıttığı için kendi doğaları gereği tamamen objektif olamayacağını göz önünde bulundurmak gerekir. (Aynı eser, s. 10).</p>

<p>Taşkent'de, 10-12 Ekim 1980 tarihinde yapılan III. Sovyetler Türkoloji Kongresi'ne katılan mümtaz Tatar Türkoloğu Prof. M. Z. Zekiyev, Hun dönemine kadar olan Türklerin - İskitler, Sakalar, Sarmatlar, Kuşanlar ve diğerleri, - dil malzemelerinin genelde Persologlar tarafından incelendiğini ve "onların yoğun dilbilimsel araştırmaları sonucunda İskitlerin, Sakaların, Sarmalların, Toharların ve diğer bazı kabile gruplarının aslen Pers dilli olduklarının peşinen kabul edildiğini" belirterek, şöyle devam etmiştir:</p>

<p>"Bugüne kadar İskitlerin ve komşularının Pers dilli olarak kabul edilmesi bazı etnoğenetik teorilerin temelini oluşturmuş; böylece Kuzey Kafkasya, İdil civarı, Ural çevresi, Batı Sibirya, Orta ve Merkezi Asya, Kazakistan ve Altayların arkeolojik kültürü İran etnosuna maledilmiştir." (Zekiyev, 1986, s. 23)* ((* M. Z. Zekiyev'in bu eseri, Türklerin ve Tatarların Kökeni adıyla D. Ahsen Batur tarafından çevrilerek Selenge Yayınları arasında neşredilmiştir, (ed.)))</p>

<p>Persologların bakış açılarına göre, söz konusu bölgelerde, Türk halkları buraların yerlisi olmayıp, buralara başka yerlerden göç etmek suretiyle gelmişlerdir. Fevkalade haklı ve yerinde bir soru:</p>

<p>"Peki neden bu topraklar? Nereden ve ne amaçla çok sayıda Türk kabilesi buralara göç etmiştir? Onlar, M.Ö. I. Binyılın başına kadar Ohotsk Denizi'nden Orta Avrupa'ya kadar uzanan muazzam bir coğrafyayı nasıl doldurmuşlardır?"</p>

<p>Bilim adamlarının da kabul ettikleri gibi, Türk dilli İskitler, Sakalar, Sarmatlar, Massageller, Alanlar, Kuşanlar, Toharlar ve diğer Türk kabilelerinin dillerinde muhafaza edilen dil unsurları incelenip, eski ve modern, Türk dilli halkların ve dillerinin, paleantropoloji, arkeoloji, tarih, etnografya ve mitolojik bilimler sisteminde etnik verilerinin mukayeseli incelemesi yapılmadan, bu sorulara cevap vermek oldukça zordur. Bilim adamlarının çalışmalarının bir karma analizi yapıldıktan sonra etnik teorileri formüle etmek gerekir (Aynı eser, s. 23-24).</p>

<p>Türk halklarının tarihi konusundaki tarafgir tavır, resmi bilimde çok derin köklere sahiptir. İmparatorluk Bilimler Akademisi İlmi Tezkereleri'nde "Türk halkları hiçbir zaman dünya tarihinde yüksek bir yer alamayacaktır" denilmekledir (İlmi tezkereler, 1855, s. 714).</p>

<p>Bazı bilim adamları Sovyet döneminde, Türk halklarının geçmişine ait verileri tahrif etmekle ısrarlı davranmışlardır.</p>

<p>Örneğin, Lenin Ödülü ile şereflendirilen "İndoyevropeyskiy Yazık i İndoyevropeytsı" (Hint-Avrupa Dili ve Hint-Avrupalılar, Tiflis, 1984) adlı muhteşem eserin yazarları T.Y Gamkrelidze ve Vyaçeslav Vasilyeviç İvanov, eski Hint-Avrupalıların ve kadim Türklerin, M.Ö. IV-III. Binyıllarda neolitik dönemdeki bağlantılarına ve birbirleriyle olan etkileşimlerine satır aralarında dahi değinmemektedirler.</p>

<p>Türk haklarının etnogenezi ve eski tarihleri ile ilgili bilgileri değiştirme alışkanlığının hâlâ devam etmekte olduğunu, akademisyen B. A. Rıbakov'un redaktörlüğünde "Epoha Bronzı Lesnoy Polosı SSSR" (SSCB Orman Şeridinin Bronz Çağı) adı altında 1987 yılında SSCB Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü tarafından yayınlanmış kitap teyit etmektedir.</p>

<p>Söz konusu eserde, çok sayıda kabile adları zikredilmiş olmasına karşın, hiçbir Türk dilli kabilenin adı geçmemektedir. Bu halklarla ilgili olarak, adı geçen eserin yazarları aşağıdaki hükmü çıkarmaktadırlar:</p>

<p>"Görünüşe göre bronz çağında, Doğu Sibirya'nın güneyinde, Baykal'dan güneye kadar olan bölgelerde şimdiki Türk ve Moğol dilli halkların ataları yaşamakta idiler; ancak, onların Sibirya'nın ve Doğu Avrupa'nın etnik tarihine faal olarak iştirakleri, bronz çağında ve daha geç bir dönemde olmuştur."</p>

<p>Bu durumda sayısal bakımdan eski SSCB döneminde ikinci sırayı işgal eden Türk halklarının bronz çağında kendi tarihleri olmadığı sonucunu çıkarıyorlar. SSCB Bilimler Akademisi (şimdi RE Bilimler Akademisi) Arkeoloji Enstitüsü'nün bilim adamlarının bu duruşları şaşkınlık uyandırmamalıdır.</p>

<p>Öyle görünüyor ki, bu bilim karşıtı duruşun temelinde, ilmi faktörleri tarafsız olarak incelemekten ziyade, siyasi bir gaye yatmaktadır.</p>

<p>Hiç şüphe yok ki, bir takım siyasi hesaplar bilim adamlarına üst seviyede bir parti ideolojisi vermiştir. Buna iki tane örnek sunalım:</p>

<p>1960 yılında arkeolog S. S. Çernikov, Moskova'da "Vostoçnıy Kazahistan Vı Epohu Bronzı" (Bronz Çağında Doğu Kazakistan) adında ilginç bir kitap yayınladı. Bu kitap, yazar tarafından elde edilen arkeolojik kazı verilerine dayanmakta ve "isyancı" görüşler içermektedir. Pers dilli olarak görülen Andronovo kültürü taşıyıcılarını, objektif bir değerlendirmeyle, Türk halklarının ataları olarak kabul etmektedir.</p>

<p>S. S. Çernikov, Andronovların Pers dilli oldukları hakkındaki ideolojinin esiri olan bazı arkeologların sert eleştirilerine maruz kalmıştır. Ayrıca Kazak yazar ve bilim adamı Olcas Süleymanov'un Türk halklarının, bütün dünya kültürünün gelişim sürecindeki progresiv rolünü tarafsız olarak ortaya koyan "Az i Ya" adlı eseri, bu konuda oldukça dikkat çekicidir.</p>

<p>SSCB Bilimler Akademisi yönetimi bu eseri objektif olmamakla, hatta zararlı bir kitap olmakla suçlayarak bir kenara attı. Bu tür kültür engellemelerinin devletin emriyle yapıldığı hiç kimse için muamma değildi.</p>

<p>Emir-komuta idare sistemi, bilimi ve kadim tarihi bile, kendi isteği doğrultusunda, çıkarlarına uygun bir şekilde gerekli nehir yatağına yönlendirmiştir.</p>

<p>Kökleşmiş ilmi klişelerden uzaklaşan ve kendine has hükümleri ortaya koyan bazı bilim adamları, çeşitli baskılara uğramışlar ve sadece bilimsel görüşlerinden dolayı kovuşturmaya maruz kalmışlardır. Parti sansürünün istibdadına, açıkça karşı çıkmaya cesaret etmiş bazı bilim adamları mevcuttur:</p>

<p>S. Y. Malov, A.N. Kononov, N.A. Baskakov, A. N. Bernştam, L.N. Gumilev, A.S. Amanjolov, M.Ş. Şiraliyev, A.A. İessen, M.Z. Yampolsky, M.Z. Zekiyev, L.R. Kızlasov, M.A. Habiçyev, S. S. Aliyarov, A.M. Şçerbakov vs. Akademisyen M.Ş. Şiraliyev ve Prof. S. G. Asadullayev, henüz 1970 yılında şunları yazmışlardır:</p>

<p>"Bilindiği gibi Türk halkları en eski devirlerden itibaren, Hint-Avrupalılar, Fin-Ugorlar, Samiler ve Çin halklarına komşu olarak yaşamışlardır. Dolayısıyla onların dilleri arasında bir etkileşim olduğu anlaşılmaktadır."</p>

<p>Örneğin "kültür diline" ilişkin bütün olaylarda, Türk halkları, onu kendilerine taşıyan Hint-Avrupalılardan etkilenmiş olabilir. Tersine bir gelişme de, yâni Türk dillerinin bu diller üzerinde bıraktıkları etkiler de olabilir ve bu konu henüz incelenmemiştir. Eğer, Rus ihtilaline kadar olan dönemde yapılan bir çalışmayı ve Macar Türkologları ile Sovyet döneminde ise N.K. Dmitriyev'in çalışmalarını saymaz isek, (Şiraliyev ve Asadulayev, 1970, s. 9) Türk Halklarının tarihlerinin tahrifine daha çok sayıda örnek vermek mümkündür.</p>

<p>Ama buna lüzum olduğunu sanmıyoruz; çünkü, eski SSCB halklarının tarihine ilgi duyan okuyucu, konu Türk dilli halklar olunca bu tahriflerle karşılaşmaktadır. Oluşan bu durumun farkına varan söz konusu eserin yazarları, uzun yıllar Türk halklarının kadim tarihini ve kültürünü açıklamaya çalıştılar; hiçbir şeyi hasıraltı etmemeye ve hatta onların etnogenezleri hakkında kendi idrak ettiklerini de yayınlamaya karar verdiler. Biz, burada, objektif fikirli bilim adamlarının dikkatini, tarafımızdan ortaya konan bu konu üzerine çekmek istiyoruz.</p>

<p>Onlar da ilmi araştırmalarıyla bu bilimsel sırrın tespit ve tesis edilmesine yardımcı olsunlar. Bizim bu çalışmamızın mevcut ana tezleri tamamen çürütmesi çok zor; ama, belki onlardan bir kısmına karşı ciddi itirazlar uyandırabilir. Biz, bilinçli olarak bu fikri veriyoruz; zira, tartışmalar her zaman bilimin itici gücü olmuştur. Muhataplarımızı heyecan verici bu konu hakkında verimli ilmi tartışmalar yapmaya davet ediyoruz. Kitabımızın eleştirmenlerine, diğer meslektaşlara ve bize dostâne bir şekilde tavsiye ve önerilerini sunanlara teşekkürlerimizi sunuyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TÜRK HALKLARININ KÖKENİ</strong></p>

<p>Kazi LAYPANOV-İsmail MİZİYEV</p>

<p>Çev. Hatice Bağcı , Selenge Yayınları , 2008</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, KÜLTÜR - SANAT</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turk-halklarinin-kokeni</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Oct 2023 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/10/turk-halklarinin-kokeni.jpg" type="image/jpeg" length="55350"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Talat Ülker'den 'Nasihat' şiiri]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/talat-ulkerden-nasihat-siiri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/talat-ulkerden-nasihat-siiri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Talat Ülker'den 'Nasihat' şiiri]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aşk tefsiri çok müşkül, kutsal bir kitaptır, gönül!</p>

<p>Akıl uğraşır ya muhal, lakin muhataptır gönül.</p>

<p>Vazifen vasıl olmaktır bu kitabın sırrına,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilgi dilin kilididir, sükût hoş hitaptır, gönül!</p>

<p>Aşksız kişi insan olmaz, aşktır kulu eşref kılan,</p>

<p>Sakın gafil olma ki aşk, en büyük sevaptır, gönül!</p>

<p>Sorsalar ki nerden gelir, ey can, nereye gidersin?</p>

<p>İzaha ne hacet ki aşk, en güzel cevaptır, gönül!</p>

<p>Aşk varlığın çölünde su aramaktır ey teşne can!</p>

<p>Suyu kolay sunmaz canan, gördüğün seraptır, gönül!</p>

<p>Hal dilidir, ağyar bilmez, dost anlamaz bu derdi,</p>

<p>Şikâyet eylemek olmaz, tahammül adaptır, gönül!</p>

<p>Ehline malum ola ki, sohbettir yolun azığı,</p>

<p>Yol ehliysen, sana her dem, erenler ahbaptır, gönül!</p>

<p>Yıllar geçmez akçe midir ömrün sevda pazarında?</p>

<p>Bir ömre kaç hayat sığar, bu nasıl hesaptır, gönül!</p>

<p>Ol güzellin tecellisi aşikârdır mahlûkatta,</p>

<p>Kördür biri bin görenler, ötesi girdaptır, gönül!</p>

<p>Tecelliden gafil misin, bir surete müptelasın?</p>

<p>Aşk bir tene sığar mı hiç, bu nasıl nikaptır, gönül!</p>

<p>Yaymış zülfü yüzüne yar, nazar eyler düş mülküne</p>

<p>Ay bulutta seyran eyler, sanırsın mehtaptır, gönül!</p>

<p>Menzil cilveli bir dilber, bir görünür bir kaybolur</p>

<p>Bilinmez ki yol mu uzar, yolcu mu bitaptır, gönül!</p>

<p>(Bir Avuç Düş'ten)</p>

<p><strong>Talat Ülker</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR - SANAT</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/talat-ulkerden-nasihat-siiri</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Jun 2023 12:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/06/talat-ulker.JPG" type="image/jpeg" length="61582"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ülkücü Yazar Savaş Erman, yeni kitabını Sabri Şenel’e hediye etti]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ulkucu-yazar-savas-erman-yeni-kitabini-sabri-senele-hediye-etti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ulkucu-yazar-savas-erman-yeni-kitabini-sabri-senele-hediye-etti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ülkücü yazar Savaş Erman, ziyarette bulunduğu eğitimci-iş insanı Sabri Şenel’e yeni çıkan kitabı “Göğün Asil Çocukları” kitabını hediye etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“<strong>Göğün Asil Çocukları</strong>” ile okurlarını buluşturan yazar <strong>Savaş Erman</strong>, eğitimci-iş insanı <strong>Sabri Şenel</strong>’i ziyaret etti. Erman, yeni kitabını Şenel’e hediye etti.</p>

<p>*</p>

<p>“Göğün Asil Çocukları” kitabının arka kapağında şu bilgiler yer alıyor:</p>

<p>Göğün En Asil Çocuklarıydı onlar,</p>

<p>Kısacık ömürlerinde dimdik durdular.</p>

<p>Sömürenlere, zalimlere biat etmediler.</p>

<p>Bu kitap, vatan için, devlet için, millet için yaşamış, idam edilmiş, uçmağa varmış, dokuz ülkücü yiğidin sessiz avazıdır.</p>

<p>Savaş Erman uzun yıllar emek verdiği çalışmasında, nahak yere darağacına gönderilen dokuz yiğit bozkurdun el yazılarıyla tuttukları günlükleri, kalemlerinden dökülen şiirleri, zarfsız gönderilmiş, görüldü mühürlü mektupları, yaşanmayacak yıllara umutla bakılan fotoğrafları ve daha pek çok belgeyi derledi, göğe akan bu yiğitlerin en yakınlarının hatıralarını dinledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Artık "Göğün Asil Çocukları" için ahde vefa ve iade-i itibar vaktidir.</p>

<p><img alt="" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2023/06/savas-erman-yeni-kitabini-sabri-senele-hediye-etti.jpg" style="width: 650px; height: 390px;" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>EĞİTİM, KÜLTÜR - SANAT</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ulkucu-yazar-savas-erman-yeni-kitabini-sabri-senele-hediye-etti-1</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Jun 2023 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/06/ulkucu-yazar-savas-erman-yeni-kitabini-sabri-senele-hediye-etti.jpg" type="image/jpeg" length="24196"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ülkücü Yazar Savaş Erman, yeni kitabını Sabri Şenel’e hediye etti]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ulkucu-yazar-savas-erman-yeni-kitabini-sabri-senele-hediye-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ulkucu-yazar-savas-erman-yeni-kitabini-sabri-senele-hediye-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ülkücü yazar Savaş Erman, ziyarette bulunduğu eğitimci-iş insanı Sabri Şenel’e yeni çıkan kitabı “Göğün Asil Çocukları” kitabını hediye etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“<strong>Göğün Asil Çocukları</strong>” ile okurlarını buluşturan yazar <strong>Savaş Erman</strong>, eğitimci-iş insanı <strong>Sabri Şenel</strong>’i ziyaret etti. Erman, yeni kitabını Şenel’e hediye etti.</p>

<p>*</p>

<p>“Göğün Asil Çocukları” kitabının arka kapağında şu bilgiler yer alıyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Göğün En Asil Çocuklarıydı onlar,</p>

<p>Kısacık ömürlerinde dimdik durdular.</p>

<p>Sömürenlere, zalimlere biat etmediler.</p>

<p>Bu kitap, vatan için, devlet için, millet için yaşamış, idam edilmiş, uçmağa varmış, dokuz ülkücü yiğidin sessiz avazıdır.</p>

<p>Savaş Erman uzun yıllar emek verdiği çalışmasında, nahak yere darağacına gönderilen dokuz yiğit bozkurdun el yazılarıyla tuttukları günlükleri, kalemlerinden dökülen şiirleri, zarfsız gönderilmiş, görüldü mühürlü mektupları, yaşanmayacak yıllara umutla bakılan fotoğrafları ve daha pek çok belgeyi derledi, göğe akan bu yiğitlerin en yakınlarının hatıralarını dinledi.</p>

<p>Artık "Göğün Asil Çocukları" için ahde vefa ve iade-i itibar vaktidir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>EĞİTİM, KÜLTÜR - SANAT</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ulkucu-yazar-savas-erman-yeni-kitabini-sabri-senele-hediye-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Jun 2023 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/06/ulkucu-yazar-savas-erman-yeni-kitabini-sabri-senele-hediye-etti.jpg" type="image/jpeg" length="54828"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Millî şair yazar eğitimci merhum Dilaver Cebeci üstadım]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/milli-sair-yazar-egitimci-merhum-dilaver-cebeci-ustadim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/milli-sair-yazar-egitimci-merhum-dilaver-cebeci-ustadim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümüşhaneli eğitimci-şair ve yazarımız 15 Temmuz 1943 doğumludur. Kırıkkale İlkokulu, Erzincan Lisesi (1966) ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinden (1970) mezundur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Türk İktisat Tarihi Bölümünde yüksek lisans (1986), aynı fakültenin Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında doktora (1989) çalışmasını başarıyla neticelendirmiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gümüşhaneli eğitimci-şair ve yazarımız 15 Temmuz 1943 doğumludur. Kırıkkale İlkokulu, Erzincan Lisesi (1966) ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinden (1970) mezundur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Türk İktisat Tarihi Bölümünde yüksek lisans (1986), aynı fakültenin Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında doktora (1989) çalışmasını başarıyla neticelendirmiştir. 1976-1978 yıllarında İstanbul’da öğretmenlik, Aydın’da halk eğitim başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığında neşriyat uzmanlığı ve MÜ Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Beden Eğitimi Bölümünde Sporda Psiko-Sosyal Alanlar Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevi (1), zevkle dinlenen bir adet şiir kaseti ve din bilgisi ders kitapları vardır.</p>

<p>1963’te Türk Ocağı Şiir Yarışmasında birincilik, 1995’te Ömer Seyfettin Hikâye Yarışmasında mansiyon ödülü ile ödüllendirildi. Yedi şiiri bestelenerek ünlü sanatçılar tarafından seslendirildi. (2)</p>

<p>Yazı ve şiirlerini Defne, Türk Yurdu, Töre, Türk Edebiyatı, Ayyıldız, Yeni Türkiye, Kültür Dünyası, Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı, Güneysu dergileriyle Ortadoğu, Hergün, Ayrıntılı Haber, Türkiye, Millet gazetelerinde okurlarına ulaştıran Dilaver Cebeci, bu coğrafyanın insanıdır. Bu coğrafyaya bütün benliği ile bağlıdır. Çalışması, konuşması, yazması, gayreti hep bu coğrafyanın ve bu necip milletin menfaatineydi.</p>

<p>Alaca’da Alaca Belediyesi adına Alaca Belediye Başkanı Saygıdeğer Mahmut Köksal’ın sahipliği ve bendenizin editörlüğü ve sorumluğunda iki ayda bir kuşe kâğıda ofset baskı ile 32 sayfalı,13 sayı Alaca’dan Türkiye çapında okurlarına ücretsiz ulaştırdığımız Seviye dergisine de şiirlerini ulaştırmış ve bizleri son derece memnun eylemişti. (3)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir röportajında "Mümkün mertebe millî ahlâkı, törelerimizi yaşamaya, yaşatmaya gayret eyliyorum.” şeklinde özetleyebileceğimiz samimi görüşlerini okurlarına sunuyor, çocukluğumdan beri Türk tarihi ve kültürü ile ilgili eserleri özellikle de tarihi romanları zevkle okuduğunu bildiriyordu. (4)</p>

<p>Onca ustalığına rağmen gıpta eyleyeceğimiz bir mütevazılığa sahipti.</p>

<p>Kendisine cevaplaması için ulaştırdığım röportaj sorularından birini “ Ben Dilaver Cebeci, önce şair, biraz hikâyeci, biraz mizah yazarı, biraz ilim adamıyım.” (5) şeklinde cevaplamıştı.</p>

<p>Dürüst insandı.</p>

<p>Her zaman mertti.</p>

<p>Cesur, kararlı ve yiğitti.</p>

<p>Vakarlıydı.</p>

<p>Dost canlısıydı.</p>

<p>Vefakârdı.</p>

<p>İmanlıydı, gönül adamıydı.</p>

<p>Gelenek ve göreneklerimize, örf ve adetlerimize bütün samimiyetiyle bağlıydı.</p>

<p>Yüksek bir şairane duyuşa sahipti.</p>

<p>Şiirde ahengi sahiden önemli bilirdi.</p>

<p>Şiirlerinde özgün imgeleri vardı.</p>

<p>“Bilgiyi ve hislerini ruhunun derinliklerinde yoğuruyordu.</p>

<p>Millî kültürüne bağlı bir şekilde sanayileşmeye çalışmanın önemini dillendiriyordu.</p>

<p>Bizleri millî kültürümüzden uzaklaştırmaya çalışan, bizi tarihî karakterimizden başka bir karaktere büründürmeye uğraşanlara karşı ciddi ve şuurlu bir milli tepkisi vardı.</p>

<p>Bugünkü gençliğin şiiri dikkatli okumadığını belirtiyor, şiirlerindeki dini sembollere dikkatimizi yöneltmeye gayret eyliyordu. (7)</p>

<p>Ecdadımızın hayranıydı.</p>

<p>Şiirleri millî ve tarihî motiflerle bezeliydi. (<img alt="😎" height="16" referrerpolicy="origin-when-cross-origin" src="https://static.xx.fbcdn.net/images/emoji.php/v9/t83/1/16/1f60e.png" width="16" /></p>

<p>Doğru ve düzgün bir şekilde yürekten konuşurdu.</p>

<p>Sözü, sohbeti dinlenirdi.</p>

<p>Dinine, dününe karşı inkârcı değildi.</p>

<p>Türk ve İslam tarihini hakkıyla bilirdi.</p>

<p>Milletine ve medeniyetimize âşıktı.</p>

<p>Hakiki manada akademisyendi.</p>

<p>Prestij peşinde koşmaz, prensiplerini korurdu.</p>

<p>Madde ve manayı gönül teknesinde yoğurmak ona büyük zevk ve en güzel mutluluktu.</p>

<p>Haksızlık karşısında dik durur, kötülüklere ve kötülere sonuna kadar direnirdi.</p>

<p>Şair Bahaettin Karakoç ağabeyimizin deyimiyle bir parçacı değil, bir bütüncüydü. Günümüzün dumanaltı olmuş trahomlu ve yelpikli şairlerinden hiç birine benzemezdi. Sürekli kutsal bir emeğin, hayırlı bir eylemin, güzel ürünlerin peşindeydi.</p>

<p>Ünlü hikâyeci ve yazar Sevinç Çokum ustanın da gayet isabetlice belirttiği gibi, merhum üstadın şiirleri bir öfke ve coşkunluk halinin göstergesiydi. Kimi zaman âşık, kimi zaman düşünür, kimi zaman atlı pusatlı bir alperendi. Şiirlerinin insanı sahiden etkileyen o müthiş destansı özelliği tamamen kendine özgüydü. (9)</p>

<p>İşinin ehliydi.</p>

<p>Günümüzün usta şairlerinden Yusuf Dursun ustanın da dillendirdiği gibi bütün şiirlerini yaşayan Türkçe ile yazardı. Yerli ve milli bir şairdi. Yazdıkları en samimi hislerinin tercümanıydı. Müthiş bir samimiyeti vardı. (10)</p>

<p>Gönlündeki zenginlikleri okuyucusuyla paylaşırdı.</p>

<p>Genç şair ve yazarlara duyarlıydı.</p>

<p>Yeni ve genç yeteneklerin elinden tutmasını çok iyi bilirdi.</p>

<p>Uzakları ve milletine kurulan tuzakları zamanında görürdü.</p>

<p>Bütün ömrü boyunca milletimizin birlik ve beraberliğini, vatanın bölünmezliğini savundu.</p>

<p>Evine, ocağına, yurduna, yuvasına en samimi bağlarla bağlıydı. Vatan sevgisiyle yoğrulmuş örnek bir karakterdi.</p>

<p>Şiiri, en hakiki şekliyle şiirdi.</p>

<p>40 yıllık dostu, arkadaşı, ünlü şair Ayhan İnal ustanın da çok net bir şekilde söylediği gibi “Her yönüyle mükemmel bir insandır. Dört dörtlük bir sanatkârdır.</p>

<p>İlmiyle, kültürüyle, mertliği, dürüstlüğü ve imanlı milliyetçiliği, güvenilir kişiliği ile örnek alınacak nadir insanlardan biridir. (11)</p>

<p>“Türkiye’m” ve “Sitâre” isimli şiirleri de adeta “solmaz çiçekler” gibiydi ve binlerce kişi tarafından hayranlıkla okunuyordu.</p>

<p>Ustanın, dinleyenleri mest eyleyen bir adet de şiir kaseti vardı.</p>

<p>Eline, diline, beline, kalemine tam manasıyla sahipti.</p>

<p>Edebiyatı “edep” manasıyla anlar ve okurlara edep timsali şiirleriyle ulaşırdı.</p>

<p>Yıllar önce Töre dergisindeki bir röportajından da anladığımız kadarıyla "Şiir, bir kültür yansımasıdır” ve “daha çok yaratılışla ilgili”dir. “Çevrenin etkisi; şairin şiirinin şekillenmesi istikametindedir” der, şiire bütüncü bir gözle bakıp entelektüel seviyeyi korumayı önemli görürdü. Hatta “şiir entelektüelin işidir” derdi. Halkımızın entelektüel seviyedeki şiire de rağbet göstereceğini çünkü güzel sözlerden hoşlandığını söylerdi.</p>

<p>Serbestle de, heceyle de güzel şiirler yazılacağına ve milletimizin bunların hepsine de gereken ilgiyi göstereceğine inanırdı. Üstadın önemsediği muhtevanın milliliğiydi.</p>

<p>Modern bir cemiyete evet demekle birlikte ahlak ve kültürde milli kalmayı vazgeçilmez gereklilik görüyordu. (12)</p>

<p>Mektep, memleket ve mefkûre gibi hayati öneme sahip değerinin layıkıyla bilinmesini her daim önemsiyordu.</p>

<p>Romancı, şair ve yazar Mustafa Miyasoğlu’nun da gayet isabetlice dile getirdiği gibi, “Şiirinin sesinden, tarihin bilinen çağlarından bugüne yaşayan Türk toplumunun tutkusu, hasreti, aşkı, hüzünlü sesi ve nefesi yansırdı.</p>

<p>Şiir dünyası, yerli ve millî bir heyecanın kendi sesini arayışının göstergesiydi. Kökleri kendi kaynaklarımızdan beslenen özlü ve ustalıklı söyleyişlerin sahibi nadir şairlerimizden biriydi.</p>

<p>Kendine özgü çok kuvvetli bir söyleyiş tarzı vardı.</p>

<p>Derviş gönüllü cihangir mizaçlıydı.”</p>

<p>Allah, Kur’an, kıble, Kâbe, Mekke, Fetih güzellemesi, Türkiye’m, Asya çöllerindeki ürkek ceylanlar, Domaniç yaylası, atlas yelkenli gemilerin leventleri, Oğuz mayası gök ışığın erleri, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Osmanoğlu, Taşkent geceleri, Buhara ve Kandahar dağları, şiirlerindeki aydınlığın kaynaklarıydı.</p>

<p>Gönül bohçası da, yürek bahçesi de tertemizdi.</p>

<p>Hun Aşkı (şiir) (1973), Mavi Türkü (mensur şiir, 1983), Şafağa Çekilenler (1984), ... Ve Sığınırım İçime (1992), Sitâre (1997), Asra Yemin Olsun ki... (2000), Bütün Şiirleri (2003) isimli şiir türünde yazılmış eserlerinden başka inceleme türünde Tanzimat ve Türk Ailesi (1993), Türk’e Dair (2001), Divan Şiirinde Kadın (2001), Kur’an Gerçekleri (2002), 17. Yüzyıl Osmanlı Toplumu (2005); mizah türünde Devrannâme (Seyyah-ı Fakir müstear adıyla, 1984),Seyrannâme (1997), gezi yazısı türünde Men Kazanga Baramen (2000) isimli eserler de yazmış, okuyucularının gönüllerine yuva kurmuştu. (13)</p>

<p>Netice</p>

<p>Şiirimizin sayılı ender ustalarından merhum Dilaver Cebeci üstadımızla ilgili yazımızı; merhumu en güzel şekilde tanıtan, hakkında hakiki manada bir değerlendirme yazısı yazan merhum arkadaşı Olcay Yazıcı ustamızın bir sitede okurlara ulaşan “Kutlu Ülkenin ve Ülkünün Şairi: Dilâver Cebeci” isimli yazısından özetle neticelendirmek mümkündür:</p>

<p>Sitedeki, şiir üstadı Dilaver Cebeci merhumu değerlendirme yazısında, usta şairlerimizden Olcay Yazıcı merhum, (çok değerli yazısından bizim özetlediğimiz şekliyle) şunları söylemektedir:</p>

<p>Dilaver Cebeci, Türk ve İslâm terkibinin yiğit, edebî ve estetik bir şairi idi.</p>

<p>Epik şiirden, lirik, poetik ve mistik şiire kadar zengin ve rengin bir şiir atlası çizen şairin şiirlerinde, edebî sanatların ve ses, ahenk, şekil, mana, çağrışım, musiki, estetik, soyutlama ve özgün semboller bulma kudretine varıncaya kadar her şey şiirlerinde vardı.</p>

<p>Şiirleriyle Kutlu Töreden, Mukaddes Bilgiye, soylu ülküden, sonsuzluk ülkesine doğru azimle, saygıyla, sevgiyle yürürdü.</p>

<p>Onun şiiri, yerli ve millî bir duyarlılıkla, ebedilik fikriyle yoğrulmuş terkibin âlî ürünü, efsunlu bir eseriydi.</p>

<p>Her daim bizim şiirimizi yazardı.</p>

<p>Şiir coğrafyası dil, iklim ve özgün imaj örgüsü bakımından da, Dede Korkut’tan Yunus Emre’ye, Gazel tarzından, Karacaoğlan’a ulaşan terkipçi, sentezci bir ilme, iklime sahipti.</p>

<p>Şiiri ne slogan şiiri ne de vaaz şiiriydi..</p>

<p>Şiir coğrafyası, aynı zamanda kültür, irfan ve iman coğrafyasıydı.</p>

<p>Onun şiir aynasında biz varız, Müslüman Türk insanı var; Türk’ün ruh köküne şüphesiz sadık ebedîyet inancı var... Türk’le, İslâm, onun şiirlerinde bütünleşmiş, kaynaşmıştır.</p>

<p>Yazdığı her daim okunabilir güzellikteki şiirleriyle, müşahhasın estetik, sembolik tasviri kadar, mücerredin irfâna, sezgiye dayalı şerhi konusunda da bir hayli ustadır.</p>

<p>Edebî ehliyeti, ibdâ kuvveti, estetik idrakiyle birlikte, köklü ve kuvvetli bir kültür birikimine de sahiptir. Kültür ve iman atlasını hıfz eylemiştir.</p>

<p>Çünkü, “Dilâver” (yiğit ve delikanlı) demek; “Cebeci” ise (Yeniçeri ordusunda silah işleriyle uğraşan, bir asker sınıfının adı.) Adını ve soyadını kim belirlemişse, çok isabetli, çok yahşi düşünmüş. O, hakikaten “Dilâver” ve hakikaten “Cebeci” bir kişiliğe sahipti. (14)</p>

<p>Ailem, vatanım, dinim benim için çok önemlidir… Şeyh Galip, Necâti, Fuzûlî, Yahya Beğ, Nedim, Ahmet Haşim, Mehmet Akif Arif Nihad Asya ve Necip Fazıl çok sevdiğim şairlerdir… Sanat, insanoğlunun eşya ve olayları gönlüne göre yorumlamasıdı r.” (15) derdi.</p>

<p>Yıllar önce, bir röportajımız vesilesiyle; şiir, şair, şair, milli şiir, milli şair, sanat, sanatkâr, millî sanatçı, şiirde ulaşmayı düşündüğü hedefler, şiir yarışmaları, şiirde usta çırak meselesi vb konulardaki görüşlerini ulaştırmış, bendeniz de bu değerli görüşleri “Günümüz Şairleriyle Gülşende Hasbihal isimli kitabımda kadirbilir okurların ilgi ve alakasına sunmuştum. (16)</p>

<p>Üstadın anlayışında, millî şair, kendi cemiyetinin mümessili sayılabilir tarzda eserler yazan kimseydi.</p>

<p>Yaşını soranları “Üç bin!” diyerek cevaplardı.</p>

<p>Özü, sözüne, sözü özüne uygundu.</p>

<p>Kelime hazinesi çok zengindi.</p>

<p>Şiiri şahlandıran şiir üstadı şairlerdendi.</p>

<p>Şahsiyet abidesiydi.</p>

<p>Kısacası adam gibi bir adamdı.</p>

<p>29 Mayıs 2008 tarihinde Rahmet-i Rahnan'a kavuşmuştu.</p>

<p>Allah rahmet eylesin.</p>

<p>Allah merhum şiir üstadını cennette Peygamber (s.a.v) Efendimize komşu eylesin.</p>

<p>Amin.</p>

<p>Yazan: <strong>Durdu Şahin</strong></p>

<p>Faydalandığım Kaynaklar:</p>

<p>1) İhsan Işık, Resimli ve Metin Örnekli Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, Cilt:2, s.808, Elvan Yayınları, Birinci Baskı, Ankara 20062) İhsan Işık, A.g.e., Cilt:2, s.808, Elvan Yayınları, Birinci Baskı, Ankara 20063) Bkz. Seviye Dergisi, Yıl:1, Sayı:4, Kasım-Aralık 1997. Seviye Dergisi, Yıl:1, Sayı:5, Ocak-Şubat 1998, s. 24)4) Töre Dergisi.Yıl: 1983, Sayı: 149. Bkz. /</p>

<p>5) Durdu Şahin, Günümüz Şairleriyle Gülşende Hasbihal, Ankara 1995, s. 52</p>

<p>6) Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Madde yazım bilgileri Araştırma Görevlisi Dinçer Atay. Yazım tarihi 12/05/2019, Güncellenme Tarihi: 19/12/2020.7) Töre Dergisi.Yıl: 1983, Sayı: 149. Bkz. /)8) Bkz.</p>

<p>9) .” Bkz. İhsan Işık, Resimli ve Metin Örnekli Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, Cilt:2, s.808, Elvan Yayınları, Birinci Baskı, Ankara 200610) Bkz.</p>

<p>11) Ayhan İnal, Sitâresi, Seviye Dergisi, Yıl: 2, Sayı: 8, Temmuz-Ağustos 1998, s. 2512) Töre Dergisi.Yıl: 1983, Sayı: 149. Bkz. /</p>

<p>13) Bkz. İhsan Işık, Resimli ve Metin Örnekli Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, Cilt:2, s.808, Elvan Yayınları, Birinci Baskı, Ankara 2006)</p>

<p>14) Bkz. <a href="http://www.ufukotesi.com/yazigoster.asp?yazi_no=20080634&amp;fbclid=IwAR0XUitMmgYIdsxU9KQM5M6v0O3r0WUKVJYIUWTk7kHnYdls8ILsf5C7rx0" rel="nofollow noreferrer" role="link" tabindex="0" target="_blank">http://www.ufukotesi.com/yazigoster.asp?yazi_no=20080634</a></p>

<p>15) Durdu Şahin, Günümüz Şairleriyle Gülşende Hasbihal, Ankara 1995, s. 52-53</p>

<p>16) Durdu Şahin, A.g.e., s. 52-56</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR - SANAT, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/milli-sair-yazar-egitimci-merhum-dilaver-cebeci-ustadim</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Jun 2023 12:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/06/dilaver-cebeci-8.jpg" type="image/jpeg" length="54406"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
