<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss/yasam" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 12 Apr 2026 16:05:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss/yasam"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Nasıl bir düğün yapmalıyız?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/nasil-bir-dugun-yapmaliyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/nasil-bir-dugun-yapmaliyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüzde artan düğün maliyetleri ve gösteriş anlayışı ele alınırken, sade ve İslami ölçülere uygun düğünlerin önemi vurgulanıyor. Evliliği zorlaştıran unsurlara dikkat çekilen yazıda, gençler için rehber niteliğinde öneriler sunuluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki makalemde, <a href="https://www.habername.com/yazi-dugun-ve-nikahlarimiz-uzerine-14971.htm" rel="nofollow"><strong>DÜĞÜN VE NİKÂHLARIMIZ</strong></a> adı altında, geçtiğimiz yaz aylarında çokça katıldığım düğünlerdeki gözlemlerim ve tecrübelerim ışığında görüşlerimi serdetmiştim. Bu makalemde ise önümüzdeki yıllarda düğün yapacak dostlara bir kılavuz ve hatırlatma olması amacıyla ‘’ Nasıl düğün yapabiliriz?’’ üzerine kafa yormaya çalıştım.</p>

<p>Öncelikle toplumun temel taşı olan ailenin temelinin atıldığı bir konuya dikkat çekerek, üzerimize giydirilmeye çalışılan deli gömleklerinden birini çıkarmaya gayret etmek istiyorum.</p>

<p>Maalesef günümüzde devasa bir düğün endüstrisi oluştu: Gelinlik, damatlık, nişanlık, kuaför, kozmetik, çiçek, müzik, kamera, davetiye, takılar, ev döşemesi, balayı, düğün mekânı… Salon mu olacak, köşk mü, yalı mı, kır düğünü mü, feribot mu? Derken düğünler, adeta bir güç ve servet gösterisine dönüşmüş durumda.</p>

<p>İki saatliğine giyilen pahalı gelinlik ve damatlıklar, hiçbir işe yaramayan tabak setleri, kullanılmayan dantelli havlular, ayda yılda bir kullanılan misafir odaları... Bütün bunlar, bize yabancı bir dünyanın; egoizmin, savurganlığın ve enaniyetin bir yansıması veya eziklik duygusunu bastırma hareketleri gibi görünmektedir bana.</p>

<p>Kısacası, henüz yolun başındayken ‘’Başkaları ne der ?’’kaygısıyla yapılan meşakkatler sonucu evlilik çekilmez hâle getiriliyor. “Ömürde bir kere” denilerek yapılan israf ve düğünlerdeki gereksiz harcamalardan kaynaklı ekonomik sıkıntılar, kalp kırıklıklarına, tartışmalara yol açıyor. İki kişi çalışmasına rağmen maaşlar krediye, evin ihtiyaçlarına, kiraya giderken ekonomik sıkıntılar yüzünden birbirlerini kalpleri kırılıyor. Evde kavgalar başlıyor ve ne yazık ki boşanmalara sebep olabiliyor</p>

<p>Düğünlerde, <strong>“Allah rızası” yerine “El âlem ne der!”</strong> anlayışı hâkim olunca herkesin şikâyet edip ama yine de ağına düştüğü tuhaf bir cendere sonucu rahmetin yerini zahmet, muhabbetin yerini nefret, bereketin yerini borç almaktadır.</p>

<p>Bu nedenle de evlilikten korkan, evlilik korkusunu üstünden atamayan, geciktiren yeni bir gençlik akımıyla karşı karşıyayız… Oysa geciktirilen ve zorlaştırılan her evlilik gençliğe yapılmış en büyük kötülüktür. Burada mesele sadece lüks ve israf meselesi değil, aynı zamanda bir toplumun ifsadı söz konusu.</p>

<p>Bu nedenle evlilikler kolaylaştırılmalı, düğünler; israf ve gösterişten uzak, mutlu yuvalar kurmaya vesile olacak şekilde, zamana ve ekonomik şartlara uygun olarak planlanmalıdır.</p>

<p><strong>DÜĞÜN EĞLENCESİ NASIL OLMALI?</strong></p>

<p>İslâm, bir bütün olarak hayatın her safhasını en güzel sûrette tanzim eder. Hayatın bazı safhalarında yaşanıp bazı safhalarında terk edilemez. Düğünlerdeki asıl maksat duyurmaktır. Yani şu erkekle bu kadının beraberlikleri nikâh üzeredir, onlardan doğan çocuklar da nikâhlı iki insanın çocuklarıdır, bilinsin diye düğün yapılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İslami düğünler; israftan kaçınılan, alkolsüz, kadın-erkek karışık olmayan, mahremiyet sınırlarına uyulan ve sünnete uygun olarak yemek ikramı (velime) içeren sade merasimlerdir. Kur'an tilaveti, sohbetler, ilahiler veya nezih gösterilerle dini atmosfere uygun, ilan edilerek (duyurularak) yapılan neşeli buluşmalardır.</p>

<p>Düğünlerin yas evine çevrilmesi doğru değildir. Haram-helal sınırları gözetildiği sürece düğünlerde meşru ölçülerde sevinmek ve eğlenmekte sakınca yoktur. Her yörenin kendine göre adetleri vardır. Bu adetler devam ettirilebilir, halaylar çekilebilir. İnançlarımız doğrultusunda, erkeklerin bayanları göremeyeceği bir mekân düzenlemesiyle düğünlerimiz yapılabilecek hale getirilebilir.</p>

<p>Maalesef pek çok düğün, İslâmî ölçü ve hassasiyetlerden uzaklaşarak icra ediliyor. Hâlbuki Müslüman’ın düğünü, kadın-erkek, mahremiyetin çiğnendiği, helâl-haram sınırlarının unutulduğu gayrimüslimlerin düğünü gibi bir merasim olmamalıdır. Daha en başında haram işlenen ,mahremiyet ihlal edilen bir düğünün hayırlı olması için yapılan dualar ne kadar bereket getirir, doğacak çocuklar gerçekten hayırlı olur mu?</p>

<p>Kadınların seslerinin dışarıya gitmediği, müzik çalan, fotoğraf çeken, kameraya kaydedenin bayan olduğu; katılımcıların düğünde oynayanları telefona kaydetmedikten sonra kadınlar kendi aralarında ve erkeklerde kendi aralarında düğün merasimleri yapabilirler. Mesela; kadınlara ait bir mekânda; düğünlerimizde kamerayı neden erkekler kullanır, orkestranın başında neden erkek vardır? Anlayabilmiş değilim</p>

<p><strong>ÖNERİLER</strong></p>

<p>Peygamber Efendimiz (s.a.v.):Abdurrahman bin Avf a hitaben “Bir koyunla da olsa velime yemeği ver.” buyurarak düğünlerde yemek verilmesini tavsiye etmişlerdir. Maddi durumu müsait olan ailelerin, kendi tâkatına uygun şekilde velime yemeğini vermesi iyi olur. Dini konularda duyarlı, varlıklı ailelerin düğünlerinde yemek verilmemesi, nikahla geçiştirilmesi doğru değildir. Madem ömürde bir defa yapılıyor, mali durumu müsait olanların yemek ikramını en güzel şekilde yapması iyi olur diye düşünenlerdenim.</p>

<p>Şimdi işler tersine döndü. Düğünler, ayak üstü ikramsız, nikahla geçiştirilip yemek verilmezken, yemek gönderilmesi gerekirken cenaze evinde şimdi cenaze sahipleri yemek veriyor.</p>

<p><strong>Yukarıda değindiğim hassasiyetler doğrultusunda;</strong></p>

<ul>
 <li>Değerlerimize uygun düğün organizasyonu yapan firmalar kurulabilir.</li>
 <li>Nikâh salonuna gelin ve damadın girişinde ve nikâh esnasında organizatörün seçmiş olduğu rastgele müzikler yerine sözsüz ilahi parçaları, salavatlar veya kendi istediğimiz yerel müzikleri tercih edilebilir.</li>
 <li>Gelin ve damat pasta keserken İngilizce şarkı eşliğinde değil besmele ile pastalarını kesilebilir.</li>
 <li>Düğünlerde organizasyon firması tarafından zorla kamera çekimi ,fotoğraf çekimi gibi şeylerle mafya usulü tırtıklama ile gönülsüz olarak paralar ödüyoruz.</li>
</ul>

<p><strong><em>“Ne yapalım işte gelmişiz.”</em></strong> denilerek hiç saklamayacağımız fotoğraflara rızasız paralar ödememek için önlemler almak lazım.</p>

<ul>
 <li>Düğünlere gelen davetliler genelde damat ve gelini tanımazlar. Babaları ve anneleri için gelirler. O nedenle ebeveynler gelen davetlileri ya kapıda durarak karşılamalı ya da tüm masaları tek tek dolaşarak misafirlerine “Hoş geldiniz.” demeleri uygun olur.</li>
 <li>Düğünlerde cuma vaazı gibi vaazların yapılması gerekmez. Önemli olan tebrikleşmek ve ilan etmiş olmaktır. Dinlenmeyecek bir Kur'an tilavetine bile gerek duyulmayabilir.</li>
 <li>Evlenecek çiftlere, Milli Eğitim(Halk Eğitim), Diyanet aracılığı ile oluşturulacak bir çalışma ile evliliğin milli ve manevi önemi, eşlerin karşılıklı sorumlulukları vesaire gibi konularda eğitim verilebilir.</li>
</ul>

<p>SON SÖZ</p>

<p>Evlilikler kolaylaştırılmalı, zorlaştırılmamalıdır. Geciktirilen ve ağırlaştırılan her evlilik, gençliğe ve geleceğimize vurulmuş bir darbedir.</p>

<p>Rabbim, yuva kuran evlatlarımızı <strong><em>“Bir yastıkta ihtiyar, iki cihanda bahtiyar”</em></strong> eylesin.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/nasil-bir-dugun-yapmaliyiz</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2024/01/yazarlar/mustafa-altinsoy-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="27798"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gönlü zengin çocuk!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gonlu-zengin-cocuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gonlu-zengin-cocuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pendik–Kartal sahil yolunda yağmurlu bir günde yaşanan bu dokunaklı hikâye, küçük bir çocuğun büyük yüreğini ve iyiliğin en saf halini gözler önüne seriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün ,günlük yürüyüşümü ,Pendik-Kartal arasında ki yan yoldan yapıyordum.<br />
Hava sisli,çise ve yağmurlu idi!<br />
Hava soğuk,<br />
Bir de rüzgar vardı!<br />
Yaya yollarında ki çukurlara basıyor,paçalarım ıslanıyordu!<br />
Gelen araçların fırlattığı sulardan kaçmaya çalışıyordum.<br />
Bazen kaçamıyordum.<br />
Ama,<br />
Yine de kararlıydım 10 bin adım atmaya.<br />
Yanımdan gelen -geçenler oluyordu.<br />
Karşımdan, elinde kağıt toplama aygıtını çekip gelen bir çocuk belirdi.<br />
Yanıma gelince ,<br />
"Abi ,Allah rızası için para verir misin"diyordu.<br />
O'na bakarak durdum,<br />
-Param yok,<br />
-Param olmadığı için otobüse binemedim,<br />
-Bak yürüyorum,<br />
-Ayaklarımda ıslandı"dedim.<br />
Çocuk ,derin,derin gözlerime ve ayaklarıma baktı!<br />
"Kaç liraya ihtiyacın var abi,? dedi"<br />
- 20 lira,dedim.<br />
"Ben vereyim abi" dedi.<br />
-Olur ,dedim.<br />
Çocuk,<br />
Elini koynuna attı,bir naylon poşet çıkardı,<br />
Poşetin içinden buruşuk,buruşuk bir tomar para çıkardı,<br />
Eline iki tane 10 lira aldı.<br />
"Al abi"dedi.<br />
Duygulandım,ağlayasım geldi.<br />
"Sağol evladım,dedim.<br />
Bu sefer,<br />
Ben 500 lira çıkarıp O'na uzattım,<br />
"Bu ne şimdi"dedi!<br />
Sevindi,sevindi!<br />
Ben sevindim,O sevindi.<br />
-Helal olsun sana çocuk ,dedim!<br />
Yoluna devam etti.<br />
Ben de arkasından baka kaldım.<br />
Gönlü zengin olan bu çocuğun geleceği de parlak olur inşallah.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sami ÇELİK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gonlu-zengin-cocuk</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/gonlu-zengin-cocuk.jpg" type="image/jpeg" length="94584"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dostluğa dair]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/dostluga-dair</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/dostluga-dair" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dost, “Sevilen ve güvenilen yakın arkadaş, sıkı fıkı görüşülen kimse, gönüldaş” olarak tanımlanır. İyi arkadaşlıklar sonucu elde edilen, hasbî, fakat hesabî olmayan bir ilişkiye dayanan dostluk ise “kibritu’l ahmer” gibi nadir bulunan değerli bir kişiliği ifade eder. İnsanın onlarca, hatta yüzlerce tanıdığı olabilir, fakat dostları çok azdır ve genellikle de belli sayı ile sınırlıdır. Çünkü dostluk kolay kolay elde edilemez; emek, çaba, fedakârlık ve vefa ister; bunlardan da önce duygu, düşünce ve inanç birlikteliği ister. Zira dostluk, satın alınan bir meta değil; karakter, saygı, sevgi, itibar ve özgüven gibi satın alınamayan bir davranış ve bir hayat tarzıdır. Bu nedenle insanın tanıdıkları çok olsa da dostları azdır, ama sayıları az da olsa bu dostlar, vefalı oldukları için insana huzur veren kişilerdir.<br />
Gerçek dostların yanında, dost görünen fakat dostluk vasfını taşımayan kimseler de var ki bunların gerçek yüzleri ortaya çıktığında<br />
Ümit Yaşar Oğuzcan da,</p>

<p>“Sanırdım gündüzdü onlarla gecem,<br />
İçimde ümitti dost bildiklerim,<br />
Ne zaman yıkılıp yere düştüysem,<br />
Bırakıp da gitti, dost bildiklerim.” diyerek, vefasız sahte dostlardan söz eder.</p>

<p>Sonuç olarak dostluk; insanı olgunlaştıran, yalnızlığını paylaşan, hatalarını törpüleyen ve kalbine huzur veren en kıymetli bağlardan biridir. Fakat unutulmamalıdır ki herkes iyi bir dost arar; fakat çoğu kimse nedense iyi bir dost olmayı düşünmez. Oysa hakiki dostluk, aramakla değil, olmaya talip olmakla başlar. İnsan, aradığı dostun özelliklerini önce kendi şahsında inşa etmelidir ki aradığı dostu bulabilsin! Çünkü gerçek dostluk, aradığı dostu bulmadan önce inşa edilen ve kazanılan bir değerdir.</p>

<p>Mevlânâ da hatasız bir dostun olamayacağına dikkat çekerek bize şöyle bir nasihatte bulunur:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Yüzde ısrar etme, doksan da olur<br />
İnsan dediğinde noksan da olur.<br />
Sakın büyüklenme, elde neler var<br />
Bir ben varım deme, yoksan da olur<br />
Hatasız dost arayan dosttan da olur.”</p>

<p>ALINTI</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/dostluga-dair</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 21:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/dostluga-dair.jpg" type="image/jpeg" length="95892"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Siz Hiç Tandır Yorganının Altında Uyudunuz Mu?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/siz-hic-tandir-yorganinin-altinda-uyudunuz-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/siz-hic-tandir-yorganinin-altinda-uyudunuz-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Edibe Aydın, 1950-1960’lı yılların Urfa’sında aileyi birleştiren tandır ve mangal kültürünü anlatıyor. Nostaljik bir yolculuğa çıkarak tandır kürsüsünden anlatılan masallara, zayıflayan aile bağlarından günümüzün teknoloji bağımlılığına kadar uzanan sıcak bir hayat hikayesi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Urfa, kış mevsiminin en kısa yaşandığı illerimizden biridir. Uzun süren yazın ve kış hazırlıklarıyla dolu yoğun sonbaharın ardından, Aralık ayında kapıya dayanan kış, Şubat ortasında yerini bahara bırakırdı. Ancak bu kısa süreye rağmen, kışın oldukça sert geçtiği yıllar da hafızalarımızda yer etmiştir.</p>

<h3><strong>Mangal Kültüründen Gelen Sıcaklık</strong></h3>

<p>Çocukluğumun geçtiği 1950-1960'lı yıllarda ısınma yolculuğumuz mangal kömürü ile başladı; ardından odun, kömür ve gaz sobaları geldi. O dönemlerde her biri birer sanat eseri olan pirinç mangallar, altlarındaki göz kamaştıran tepsilerle odanın başköşesinde yer alırdı. Ateş kor haline gelince mangal ortaya çekilir, çevresinde tatlı sohbetler eşliğinde közde pişen kahveler keyifle içilirdi. Evimizin bir odasında soba, iki odasında mangal, babaannemin odasında ise o eşsiz <strong>"tandır"</strong> vardı.</p>

<h3><strong>Tandırın Kurulumu ve "Tandır Kürsüsü"</strong></h3>

<p>Tandır, incelikli bir hazırlık gerektirirdi. Mangaldaki közlerin şiddeti azalınca, toprak bir çanağın içine külle desteklenen közler konur ve bu kap bakır bir tepsiyle tandırın altına yerleştirilirdi. Tandırın ana gövdesini <strong>"tandır kürsüsü"</strong> oluştururdu. Bu kürsü; yaklaşık 60-70 cm kenar uzunluğuna ve 50 cm yüksekliğe sahip, kare şeklinde ahşap bir sehpaydı.</p>

<p>Üzerine önce koruyucu bir örtü, onun üzerine de rengarenk basmalarla kaplanmış devasa bir yorgan serilirdi. Yorganın dört bir yanı kürsüden aşağı sarkar, çevresine "sap yastıklar" ve minderler dizilirdi. Kürsünün üzerine konan büyük tepsi ise hem bir çay masası hem de bir yemek sofrası görevini görürdü.</p>

<h3><strong>Aileyi Birleştiren Bir Kültür Mirası</strong></h3>

<p>Tandır, sadece bir ısınma aracı değil; ailenin kalbiydi. Mindere oturup ayaklar yorganın altına uzatıldığında, o sıcaklık tüm evi sarardı. Uzun kış gecelerinde, <em>"Heket heket laklakoz biri sıçan biri boz"</em> tekerlemesiyle başlayan ve günümüz dizi filmleri gibi gecelerce süren masallar anlatılırdı. Çocuklar masalın ve sıcağın etkisiyle uykuya dalarken; evin yaşlıları günü burada geçirir, aile sorunları göz göze, omuz omuza burada çözülürdü. Öğrenciler ödevlerini bu kürsünün üzerinde yapar, huzur bu sıcak yorganın altında filizlenirdi.</p>

<h3><strong>Günümüzle Bir Karşılaştırma</strong></h3>

<p>Bugün herkesin elinde bir telefonla ayrı odalara, ayrı köşelere çekildiği modern yaşamla kıyasladığımızda; aile bağlarının neden zayıfladığını ve sorumluluk duygusunun neden azaldığını daha iyi anlıyoruz. Tandır, bir nesli birbirine kenetleyen gerçek bir huzur düzeneğiydi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yazan:</strong> Edibe Aydın</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM, Şanlıurfa</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/siz-hic-tandir-yorganinin-altinda-uyudunuz-mu</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/siz-hic-tandir-yorganinin-altinda-uyudunuz-mu.jpg" type="image/jpeg" length="90762"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa E. Erkal’ın Eşi Nazan Erkal Vefat Etti]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/prof-dr-mustafa-e-erkalin-esi-nazan-erkal-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/prof-dr-mustafa-e-erkalin-esi-nazan-erkal-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa E. Erkal’ın eşi Nazan Erkal vefat etti. Cenazesi 22 Ocak 2026 Perşembe günü Fatih Camii’nden kaldırılacak]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aydınlar Ocağı</strong> Genel Başkanı <strong>Prof. Dr. Mustafa E. Erkal</strong>’ın değerli eşi <strong>Nazan Erkal</strong> hanımefendi, Hakk’ın rahmetine kavuştu.</p>

<p><strong>CENAZE TÖRENİ YARIN</strong></p>

<p>Merhume Nazan Erkal’ın cenazesi, 22 Ocak 2026 Perşembe günü, Öğle Namazına müteakiben Fatih Camii’nden kaldırılarak Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’ne defnedilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>AYDINLAR OCAĞI CAMİASINA BAŞSAĞLIĞI MESAJI</strong></p>

<p><strong>Haberalp</strong> yayın kurulu olarak;</p>

<p>Başta değerli hocamız ve Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa E. Erkal olmak üzere; çocuklarına, yakınlarına, sevenlerine ve Aydınlar Ocağı Camiasına sabır ve başsağlığı diler, merhumeye Allah’tan rahmet; ruhunun şad, mekânının cennet olmasını niyaz ederiz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, YAŞAM, İstanbul</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/prof-dr-mustafa-e-erkalin-esi-nazan-erkal-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/01/aydinlar-ocaginin-aci-kaybi-1.jpg" type="image/jpeg" length="50094"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyoloji dünyasının acı kaybı: Orhan Türkdoğan Hakk'a yürüdü]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sosyoloji-dunyasinin-aci-kaybi-orhan-turkdogan-hakka-yurudu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sosyoloji-dunyasinin-aci-kaybi-orhan-turkdogan-hakka-yurudu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk sosyolojisinin duayenlerinden Prof. Dr. Orhan Türkdoğan (96) Hakk'a yürüdü. Prof. Dr. Türkdoğan'ın cenazesi 2 Şubat (bugün) ikindi namazını müteakip Eyüpsultan Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk sosyolojisinin duayenlerinden <strong>Prof. Dr. Orhan Türkdoğan</strong> (96) Hakk'a yürüdü. Düşünce ve bilim dünyasında önemli izler bırakan Prof. Dr. Türkdoğan'ın vefatını Prof. Dr. Mehmet Akif Okur sosyal medya hesabından, "Eserleri ve öğrencileriyle Türk bilim ve düşünce hayatında iz bırakan Orhan Türkdoğan Hocamız vefat etmiş. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun" ifadeleriyle duyurdu.</p>

<p>Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Erol Güngör gibi sosyolojide bayrak isimlerin son halkası olarak bilinen Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, ardında Türk sosyolojisi ve Türk sosyo-iktisadi yapısı üzerine birçok eser bıraktı. Prof. Dr. Türkdoğan, 12 Eylül'ün ardından MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılanan isimler arasındaydı.</p>

<p>Çalışmalarından dolayı 1995 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 'Yılın Kültür Adamı' seçilen Prof. Dr. Türkdoğan, 2022'de yakın dostu Turan Yazgan adına verilen 'Türk Dünyası Turan Yazgan Ödülü'ne layık görülmüştü.</p>

<p><img alt="okp.jpg" src="https://cdn.karar.com/other/2024/02/02/okp.jpg" style="width: 650px; height: 446px;" /></p>

<p>Prof. Dr. Türkdoğan'ın cenazesi 2 Şubat'ta (bugün) ikindi namazını müteakip Eyüpsultan Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlanacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Orhan Türkdoğan'ın vefat haberinin ardından akademi, siyaset ve düşünce dünyasından birçok isim sosyal medyada başsağlığı mesajları paylaştı:</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sosyoloji-dunyasinin-aci-kaybi-orhan-turkdogan-hakka-yurudu</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Feb 2024 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2024/02/orhan-turkdogan.jpg" type="image/jpeg" length="67155"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bolulu bir öğretmenin Malatya Pötürge’de yürek burkan hikayesi!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bolulu-bir-ogretmenin-malatya-poturgede-yurek-burkan-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bolulu-bir-ogretmenin-malatya-poturgede-yurek-burkan-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bolulu bir öğretmenin Malatya Pötürge’de yürek burkan hikayesi!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adım, Züleyha.</p>

<p>Boluluyum fakir bir ailenin kızı olarak zor şartlarda okudum öğretmen oldum.</p>

<p>İlk tayinim Malatya Pütürge’ye çıktı. Üç yıl dağ köyünde görev yaptım. Beni hayatımda görmediğim ve göremeyeceğim ilgi, alaka ve şefkatle bağırlarına bastılar.</p>

<p>Okulun küçük bir tek odalı lojmanına yerleştim ama bir gün bile orada yatmadım. Köyün merhamet meleği İmmihan Teyze ve yaşlı kocası Derviş Amca “Bizde kalacaksın, seni asla yalnız bırakmayız” dediler.</p>

<p>Evlatları oldum. Evin kızı oldum. Bildiğiniz bir evin kızı nasılsa aynen ben de öyleydim. Yedirdiler, içirdiler, hastalandılar, ağladılar, güldüler… bunların hepsini beraber yaşadık. Onlar yarım Türkçe ile bana ana baba oldular. Ben de yarım Kürtçe ile onlara sırdaş oldum yoldaş oldum….</p>

<p>Üç yılın sonunda tayinim memleketime Bolu’ya çıktı. Ayrılığımız ağıtlarla, gözyaşlarıyla oldu. Bolu’ya yuva kurdum evlendim. İmmihan Anama davetiye gönderdim. Davetiyeye çeyrek altını bantlamış bana gönderdi. Ailem şok oldu. “Bu nasıl vefa? Bizim buralarda pek görmediğimiz şey” dediler. Çok ama çok duygulandım.</p>

<p>Bir zaman sonra oğluma hamile kaldım. İmmihan Ana’ya telefon açtım söyledim. Havalara uçtu zılgıt çekti. “Torunum olacak” dedi. “Söz ver torunumun 40’ı çıkar çıkmaz Pütürge’ye geleceksin, tamam mı?” dedi “Söz” dedim.</p>

<p>Bir gün aradım “Kızım yanımda, rahatsızım sesim çıkmıyor. Ben kızıma söyleyeceğim, o da sana mesaj atacak.” dedi “Tamam” dedim.</p>

<p>Hamileliğim süresince yazdım “Çok iyiyim. Biraz rahatsızım ama önemli bir şeyim yok.” Sürekli yazdım hep güzel cevaplar aldım. Oğlum doğdu. 20 günlük oldu. Adını Bolulu babam Ahmet ile Pütürgeli Derviş Babamın adı olan Ahmet Derviş koydum…</p>

<p>Bu kez görüntülü arayayım İmmihan Ninesine torununu göstereyim dedim. Görüntüde genç bir kadın. “İmmihan Ana” dedim. “Kaybettik” dedi. Yıkıldım. “Nasıl, ne zaman?” dedim “4 ay oldu” dedi. “Ben aylardır kiminle yazıştım peki?” dedim. Kızı, “Anam Züleyha hamile, hastalığımı, perişan olduğumu sakın söylemeyin. Üzülür hamileliğine çocuğuna zarar gelir. Ben yazıyormuş gibi yapın. Ölürsem de doğum yapana kadar gizleyin.</p>

<p>Bir gün buraya gelirse mezarımın taşına elindeki tebeşşirle ben geldim yazsın yeter.” dedi.</p>

<p>Ya Rabbim! Bu nasıl bir metanet, bu nasıl bir şefkat, bu nasıl bir azamet!</p>

<p>Pütürge’nin kızı olmuş Züleyha öğretmen bu Dar-ul Rıfat olan topraklar senin memleketin. Acılar, zorluklar, gurbet yolları beklemiş anaların ayak izleriyle doludur Pütürge..</p>

<p>Bu insanlar yürekte iz bırakır..</p>

<p>Gönülde söz bırakır.</p>

<p>Ardından köz bırakır…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte böyle bir yaşam hikayesi dostlar..</p>

<p>Bir ay önce kaleme alayım dedim. “Züleyha Öğretmen evladına süt veriyor belki üzülür zarar verir” dedim. Boşluğuma geldi telefonunu kaydetmedim, kayboldu.</p>

<p>Eğer bu satırları okur irtibata geçerse İmmihan Ana’nın mezarına ben de gideceğim…</p>

<p>Ana karnında bir bebeğe zarar gelmesin diye, hastalığını, acısını ve ölümünü bile gizleyip bağrına basan -Kürt, Türk farketmez- toprağımın tüm analarının ayaklarından öpüyorum.</p>

<p>Ömür boyu yollarınız İmmihan Analarla Derviş Amcalarla kesişsin!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bolulu-bir-ogretmenin-malatya-poturgede-yurek-burkan-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Feb 2024 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2024/02/bolulu-bir-ogretmenin-malatya-poturgede-yurek-burkan-hikayesi.png" type="image/jpeg" length="61471"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa’nın bir gelişmişlik sırrı hikayesi]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/avrupanin-bir-gelismislik-sirri-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/avrupanin-bir-gelismislik-sirri-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa’nın bir gelişmişlik sırrı hikayesi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Beş yaşında idim.</p>

<p>Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.</p>

<p>Bir tane yere düştü.</p>

<p>Babaannem eğildi, aramaya başladı.</p>

<p>Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu.</p>

<p>Çocukluk işte,</p>

<p>-Aman babaanne’ dedim.</p>

<p>-Bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya değer mi?’</p>

<p>Rahmetli, ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.</p>

<p>-Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun’ dedi.</p>

<p>-Hiç pirinç üretilirken gördün mü?</p>

<p>İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar.</p>

<p>Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alınteri, emeği, çilesi var, biliyor musun?’</p>

<p>Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.</p>

<p>Aradan yıllar geçti.</p>

<p>Hukuk Fakültesi’nde öğrenciyim.</p>

<p>Alain'in propos’larını okuyorum.</p>

<p>Birden irkildim.</p>

<p>Babaannemi hatırladım.</p>

<p>Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa ihanet etmiş olur diyordu.</p>

<p>İlave ediyordu:</p>

<p>-Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alınteri, göz nuru, el emeği vardır.</p>

<p>On dokuz yıl evveldi.</p>

<p>Stockholm'e gitmiştim.</p>

<p>Bir otele indim.</p>

<p>Geceydi.</p>

<p>Sabahleyin, tıraş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.</p>

<p>‘Lütfen tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun’ diyordu.</p>

<p>Doğrusu, hayretler içinde kaldım.</p>

<p>Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir, birçok eşya üzerinde ‘İsveç çeliğinden yapılmıştır’ diye yazardı.</p>

<p>İşte o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.</p>

<p>İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir duyuru yapar.</p>

<p>-Şu tarihte, şu saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.</p>

<p>Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,</p>

<p>kapının önüne koyun.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun.</p>

<p>Fazla ağaç ziyanına engel olun...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/avrupanin-bir-gelismislik-sirri-hikayesi</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jan 2024 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2024/01/avrupanin-bir-gelismislik-sirri-hikayesi.jpg" type="image/jpeg" length="24117"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İntikam veya affetmek]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/intikam-veya-affetmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/intikam-veya-affetmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küçük düşürüldüğümüzde, meydan okunduğumuzda, kızdırıldığımızda, aşağılandığımızda, aldatıldığımızda, önemsenmediğimizde, incindiğimizde kendimizi kötü hissederiz. O zaman öfkelenir ve intikam almaya çalışırız. Pek çok kişi intikamdan vazgeçmek için eğitim almadığından sonuç çok kötü olur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Küçük düşürüldüğümüzde, meydan okunduğumuzda, kızdırıldığımızda, aşağılandığımızda, aldatıldığımızda, önemsenmediğimizde, incindiğimizde kendimizi kötü hissederiz. O zaman öfkelenir ve intikam almaya çalışırız. Pek çok kişi intikamdan vazgeçmek için eğitim almadığından sonuç çok kötü olur.</p>

<p>Çocuklarda intikam alma yeteneği kendiliğinden gelişirken, affetme yeteneği kendiliğinden gelişmiyor. Bir arkadaşımızla kavga ettiğimizi ve sonra onu affettiğimizi çocuklarımız görmediyse kolay kolay affetmeyi öğrenemiyorlar. Bu yüzden affetmeyi öğrenmek, okuma ve matematik öğrenmek kadar önemlidir.</p>

<p>Bir insanın fiziksel olarak çok uzun süre öfkeli kalamayacağı bir gerçektir. Bedenimiz bu öfkenin oluşturduğu duygu yoğunluğunu sonsuza kadar destekleyemez. On beş dakikadan daha fazla öfkeli kalamayız. Fiziksel sebeplerle ara vermek zorundayız. Bedenimiz bir nişancının silahını doldurması gibi, öfke kimyasallarını da yeniden toplamak zorundadır.</p>

<p>Bu açıdan sabır çok önemlidir. “Allah, sabredenlerle beraberdir”(Bakara 153). Unutmamak gerekir: Pek çok vahşi suçlar ve cinayetler öfke patlaması esnasında meydana gelir. Biraz sabredebilsek ve kendimizi kontrol edebilsek yıkıcı hiçbir şey yaşamamış olacağız.</p>

<p>George Herbert şu sözünü çok seviyorum: “İyi yaşamak en iyi intikamdır.” İyi yaşamaya odaklanın. Hayatınızdan zevk aldığınızda, kendiliğinizden bağışlama eğiliminde olursunuz.</p>

<p>Marcus Aurelius diyor ki: "İntikam almanın en iyi yolu intikam alınacak kişiye benzememektir."</p>

<p>Affetmek, kendimize yaptığımız bir iyiliktir. Affettiğimiz zaman bizim ve dünyamızın daha iyi olacağını unutmayalım.</p>

<p>Marcus AURELIUS’un şu sözleri kulağımıza küpe olsun: “Çok yakında tüm insanlar küle veya iskelete dönüşecek. İsimleri bile kalmayacak. Hayatta onca onurlandırdığımız her şey boş, çürümüş ve önemsizdir. Her şeyin, var olanların ve olacakların ne kadar çabuk yitip gittiğini sık sık düşün. Bu gerçeklere rağmen, böbürlenen, şikayet eden, feryat eden, intikam peşinde koşan, kendini boş yere perişan eden kimseye akıllı diyebilir miyiz? “</p>

<p>Sanki dertlerimiz çok büyükmüş ve çok uzun sürecekmiş….</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>• AURELIUS, Marcus. Kendime Düşünceler, çev.Y. Emre Ceren, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2023, s. 49.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• HALLOWELLl, Edward, Affetmek Üzerine, çev. Elif Subaş, Dharma Yayınları, İstanbul, 2005.</p>

<p>• ÖZKAN, Zülfikar, Beynin Mutluluğa Ayarlanması, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2021</p>

<p><strong>Zülfikar ÖZKAN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/intikam-veya-affetmek</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jan 2024 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2024/01/intikam-veya-affetmek.jpg" type="image/jpeg" length="28323"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ayı ve domuz bizden değerli mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ayi-ve-domuz-bizden-degerli-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ayi-ve-domuz-bizden-degerli-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğu Karadeniz bölgesi coğrafi olarak engebeli olması nedeni ile tarım arazileri kısıtlıdır ! Kısıtlı arazilerde yapılan tarım ve meyvecilik ticari değil hane ihtiyacı kadardır ! Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan orman köylüsünün büyük sorunlarından bir tanesi, ayı ve domuz sayısının fazla olmasıdır ve kısıtlı arazilerde yaptığı tarım ürünleri ve meyvelerin ayı ve domuzlar tarafından talan edilmesidir !]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Karadeniz bölgesi coğrafi olarak engebeli olması nedeni ile tarım arazileri kısıtlıdır ! Kısıtlı arazilerde yapılan tarım ve meyvecilik ticari değil hane ihtiyacı kadardır ! Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan orman köylüsünün büyük sorunlarından bir tanesi, ayı ve domuz sayısının fazla olmasıdır ve kısıtlı arazilerde yaptığı tarım ürünleri ve meyvelerin ayı ve domuzlar tarafından talan edilmesidir !</p>

<p>Doğru dürüst yolu olmayan ve mevcut yolların hata kabül etmediği dağ eteğindeki köylerde ve dağ zirvelerindeki yaylalarda zorlu şartlarda yaşayan insanlara birde ayı ve domuzlar musallat olmaktadır !</p>

<p>Son zamanlarda insanlara ve evcil hayvanlara ayı saldırıları artmıştır ve kimi saldırılar ölümle sonuçlanmıştır !</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan orman köylüleri konuya bir çözüm bulunmasını istemektedir !</p>

<p>Eyy ayının sahibi benim diyenler !</p>

<p>Ey ayıma dokunma diyenler !</p>

<p>Ey ayıma dokunursan bedelini ödersin diyenler !</p>

<p>Herkes ayısına ve domuzuna sahip çıksın yada ayısının ve domuzunun insanlara verdiği zararın bedelini ödesin !</p>

<p>TINLAMAZ</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ayi-ve-domuz-bizden-degerli-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jan 2024 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2024/01/ayi-ve-domuz-bizden-degerli-mi.jpg" type="image/jpeg" length="96571"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir Bulgaristan Türkünün hikayesi!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bir-bulgaristan-turkunun-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bir-bulgaristan-turkunun-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2013-2018 yıllarında İstanbul Noter Odası’nın Bulgaristan Noterleri ile  yapılan toplantılarında  çevirmenlik ve rehberlik yapan Rumeli ve Balkan Türklüğü adına sayısız çalışmaları olan   ve Hakkın rahmetine kavuşan   Değerli hocamız, İsa Cebeci’nin güzel bir yazısı…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yetmişinci yaş, insanoğlu tarafından ortalama ömür süresi olarak kabul edilmiş. Oysa çok kişi 70 yaşına varamadan terk eder dünya hayatını. Yetmiş yaşını geçip 80, 90, 100 yılı tutturanlar da var ama onların sayısı önemli sayılmayacak kadar az. Nedense 70 yaş normal yaşamın sınırı olarak görülmüş hep insanlar arasında. Şair Cahit Sıtkı Tarancı "OTUZ BEŞ YAŞ" şiirinde "Yaş otuz beş/Yolun yarısı eder" demişti. O halde yetmiş yaş da hayat yolunun tamamı demek oluyor. Buna göre ben de hayatımın normal süresini tüketmiş sayılırım.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Halkımız, "yediden yetmişe" deyimiyle bu iki sayı arasındaki insanlara değer vermiş, dışta kalanları ise insandan saymamış. Eskiden mektuplarda dahi "yediden yetmişe herkese çok selam ederiz" ifadesi kullanılıyordu. Bir etkinliğe davet edilirken "yediden yetmişe herkes davetlidir" denirdi. Demek oluyor ki, bizim gibi yetmiş yaşını doldurmuş olanlara selam dahi gönderilmeyecek. Bir de "Yaşı yetmiş, işi bitmiş" demiş ya atalarımız, bu söz, çok ürkütücü ve üzerinde durulacak bir hüküm. Bir şair dostum yetmişinci yaşına adadığı bir şiirinde "Kim demiş ki yaşı yetmiş, işi bitmiş/Durmak yok, yola devam" mahiyetinde bir şeyler yazmıştı ve birkaç ay sonra da Azrail'e yakalanmıştı. Oysa yetmişi bırakın yüz yıl yaşamış olanların dahi ölmek istemediklerini herkes bilir...&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yetmişinci yaşımı doldurmasaydım, her halde bu sayı üzerinde bu kadar kapsamlı ve geniş düşünmeyecektim ve muhakeme de yürütmeyecektim her halde. Ama şansımız yaver gitti ve bizi yetmişi yakalayan mutlular arasına getirdi. Oysa daha genç yaşlarımda da Azrail ile birkaç defa karşı karşıya gelmiş ve yakayı kıl payı ölümden kurtarmıştık. O durumlardan birinde ölüm gerçekleşseydi biz çoktan toprak olur, çocuklarımızın belleğinden bile silinirdik. Bize normal bir ömür süresi yaşattığı için yaradan Mevlâ'ya bin kere, bin bir kere teşekkür ediyorum. Keşke ömrünün baharında olgunlaşmamış bir meyva gibi dalından kopartılan kınalı kuzularımız- şehitlerimiz de bizim kadar yaşamış olsalardı, dünya zevkleri ve sevinçlerinden tatmış olurlardı. Ama kader bu kınalı kuzularımıza haksızlık ediyor nedense...<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bu yetmiş yıllık süre içerisinde neler yaptığımı bazen bir sinema şeridi gibi gözlerimin önünden geçiriyorum. Çocukluğum, İkinci Dünya Savaşı yıllarına ve sonrasına rastladığı için bol bol yoksulluk ve sefalet çektiğimizi hatırlıyorum. Geçen asrın kırklı ve ellili yılları Bulgaristan halkının savaş yaralarını sarma ve yoksulluğu bertaraf etme yıllarıydı. Kadın-erkek, genç-yaşlı, çoluk-çocuk, herkes kendi gücü çapında kalkınma hamlelerine katkı sağlıyordu. Genelde kırsal yerleşim yerlerinde yaşayan Türk çocukları da ailelerine tarla tarımında ve hayvan bakımında yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Biz de o işlerin içinde, ışıksız ve kitapsız evlerde, susuz ve yolsuz köylerde toz bulutları altında oynayarak ve çalışarak büyüdük. İlk ve ortaokul yıllarımızda ne yeteri kadar kitap gördük, ne de karnımız doydu. Salgın hastalıklardan, bit ve mikroplardan payımıza düşeni aldık çok şükür. Tabiatla iç içe yaşayarak canlıları daha yakından tanıyıp sevdik. Bunlar da güzel şeylerdi.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yokluklar ve zorluklar bizi iyi terbiye etmiş meğer. Onların altında ezildikçe kitap okumanın, bilgi edinmenin, terbiyeli olmanın ne olduğunu daha iyi anlamışız. O nedenledir ki, öğrencilik yıllarımızı başarılarla süslemişiz. Oysa o yıllarda ilkokul ve ortaokul &nbsp; &nbsp;öğretmenlerimin kendileri de ortaokul bitirmiş kişilerdi. Öyle olmasına rağmen birçoğumuz liselere veya lise dengi okullara girmeyi başardık. Ben 1956 yılında Dobriç şehrindeki dört yıllık Pedagoji Okulu sınavlarını kazanıp kaydımı yaptırmayı başardım. Ailemiz 7 çocuklu olduğundan bana yeteri kadar para ve gıda gönderilemiyordu. Açlığın ne olduğunu orada öğrendim. Daha sonra devletten burs kazandım. O devlet bursu olmasa benim öğrenim yapmam kesinlikle mümkün olmazdı. Neyse ki 1960 yılında üstün başarıyla diplomamı alıp kendi köyüme dönüp &nbsp; öğretmenlik mesleğime başladım.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Derken askerlik çağı geldi ve ben kendimi asker ocağında buldum. Yıl 1961. Birliklerimize gönderilmezden önce yapılan sağlık kontrolünde komisyon üyeleri evraklarıma baktılar, bana baktılar ve sen ne iş yapıyorsun, diye sordular. İlkokul öğretmeni olarak çalıştığımı söyledim. Askerlik şubesi memurları birbirilerine baktılar. Benim lise dengi okul bitirmiş biri olduğumu öğrenmişlerdi. Önlerinde ise doğduğum köy makamlarından gönderilmiş formda ortaokul bitirmiş olduğum yazılmıştı ve “Emek Ordusu” birliklerine gönderilmem önerilmişti. O formdaki yazılanların üzerine çizgi çekildi ve Hava Kuvvetleri (VVS) yazıldı. Benim gönderileceğim birliğin adı da yazılmıştı. Elime verilen kartta Bağlı bulunduğum il merkezi hava alanında irtibat bölüğünde hizmet vereceğim birliğin adı ve adresi yazılıydı.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu düzeltmenin yapıldığı sırada Bulgar kökenli köy muhtarımız Kurti Nikolov’un bir kavga esnasında bana söylediği sözleri hatırladım: “Sen okudun diye yüksekten uçuyorsun ama ben senin kanatlarını budamasını bilirim. Üstelik de çakıl kırmaya da gönderirim.” Evet Muhtarımız gerçekten de ilkokul bile bitirmemiş bir Bulgar’dı ve Türklerden nefret ediyordu. Kendisiyle kapışmamız makamındaki radyoyu kurcalayıp Sofya Radyosunun Türkçe yayınlarına çekmiş olmamdı. Acemi bir öğretmeni yaka paça muhtarlıktan atması ağrıma gitmişti. Bana başka bir şey yapamayınca askeri makamlara verilecek belgelere benim hakkımda asılsız şeyler yazmıştı. Bu, reşit olduğumda Bulgarlardan yediğim ilk tokat değildi.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Neyse askeri birliğe vardığımızda törenle karşılandık. Bizleri 12-13 kişilik mangalara paylaştırdılar. Benim bulunduğum mangada daha üç Türk genci vardı ki, ikisi komşu köyden olup benim ortaokuldan öğrenci arkadaşlarımdı. Onların lise diplomaları yoktu ama Bulgar ordusuna sıra askeri olarak alınmışlardı. Şimdiye kadar Türkleri sıra askeri olarak orduya almıyorlardı. Onların yeri “emek ordusu” denen işçiler ordusuydu. Silâhları ise çapa, kürek ve kazma idi. Bu sene Bulgar soylu asker yetişmemiş olduğundan Lisesi olmayan Türk gençlerinden da almak zorunluluğu hasıl olmuştu. İki aylık bir eğitim dönemine girmiştik. Beni 3. gün manga başı yapıp acemilerin eğitimiyle görevlendirdiler. Bu göreve lâyık görülmem mangada yegâne lise tahsilli kişi ve öğretmen olmamdan kaynaklanıyordu. İki ay sonra yemin törenleri yapıldı ve yeni askerler çeşitli kıtalara verildiler. Türk arkadaşlarımı birliğin hizmet ünitelerine beni de irtibat bölüğünde telefon santralinde telefoncu görevine verdiler. Burada 4 kişiydik ve aralarında yegâne ben Türk idim. &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Benim Türk oluşum ve gelir gelmez de manga komutanlığına (onbaşılık) getirilişim bazı Bulgar soylu askerlerin hiç de hoşuna gitmemişti. Hakkımda iftiralar ve asılsız haberler üretmeye başladılar. Beni öfke ve kin dolu gözlerle süzüyor, üzerime çullanmak için fırsat ve uygun yer arıyorlardı. Ben güya şöyle bir beyanatta bulunmuşum: “Biz Türkler, sizi 500 sene yönetmişiz ve daha bir okadar sene yöneteceğiz.” Benim aklımın köşesinden bile geçmeyen bu söylenti, hizmet süresi uzatılan ve terhis edilmeyi bekleyen eski askerleri adamakıllı kızdırmıştı. Durumun vahim olduğunu bana yine eski bir asker olan Türk asıllı İbrahim Dedev bildirmişti. Ne de olsa o da bir etnik Türktü ve korunmam için beni uyarıyordu. Durumu birliğimizin Siyasi komutanı olan Binbaşı Penev’e bildirdim. “Biz böyle bir gelişmenin olabileceğini tahmin etmiştik. Sen müsterih ol ve işine devam et. Ben onlarla görüşürüm.” Gerçekten de eski askerlerle görüşüp üzerimdeki kara bulutları dağıtmıştı.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; O sene (1961) Küba meselesi vardı. ABD, Küba’ya ekonomik abluka uyguluyordu. O zamanki SSCB KP genel sekreteri Nikita Hruşçev, Kübalı kardeşlerine balistik füzelerle uzaktan da yardım edebileceğini bildirmiş ve halklar arasında büyük bir tedirginlik hasıl olmuştu. Kısa zamanda ABD ile SSCB arasındaki gerginlik bitti ve süreleri uzatılmış olan eski askerler de terhis edildiler. Askerliğimin ikinci yılında üçüncü kardeş kanunu çıktı ve ben de ailenin 3. erkek çocuğu olduğumdan kısa süre askerlik (1,5 yıl) yaparak terhis edildim. &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Sonra yine öğretmenliğe dönüp aile yuvamızı da kurduk. Beş yıl öğretmenlikten sonra okuma merakım tekrar nüksetti. Sofya Üniversitesi'nin Şumen şehrinde filyali (kolu) açılınca koşa koşa gittim. Arkamda destek verecek anne baba yoktu. Eşim bir buçuk yaşındaki oğlumuzu büyütmeye çalışıyor ama onun da bir işi ve geliri yoktu. Parasızlık her ikimizi de duvara dayamış, çocuğumuza yedirecek yoğurt bile alınamıyor. Ağabeyimiz Ahmet Cebeci Türkiye'ye iltica etmiş (1966) ve ben de "vatan haini" birinin kardeşi damgasını yemiştim. Eşime ufak bir iş vermeleri için Belediye Merkezi olan N.Kamena parti ve devlet yöneticilerine başvuruyoruz. Tık yok. Nereye gitsek çıkmaz sokağa dalmış oluyoruz. Evim ile okulum arasında çaresiz bocalıyorum. Eşime annesinden ve okul müdürüm Krıstinka'dan ufak yardımlar geliyor...<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Şumen fakültesinde birinci dönem sınavlarında en yüksek puanları alarak fakülte birincisi oluyorum. Arkamda biyoloji bölümünden bir Bulgar kızının başarısı beni takip ediyor. Sofya Üniversitesi'nin muhasebesi, çifte burs vermek için en başarılı öğrencilerin adlarını istemiş. Fakülte dekanımız Prof. İ. Penkov ve sekreteri Hasan Bekirov belgeleri hazırlayıp bekletiyorlar. Parti sekreteri Çavdar Tanev'in imzalaması gerekiyormuş. Belgeleri gören Tanev, benim milliyetçi tezahüratlarım olduğunu öne sürüp adımı sildiriyor. Ama 50 levalık en yüksek bursu alma hakkıma dokunamıyorlar. İşte bu bursla da Şumen filyal-fakültesinden Coğrafya, Türkçe ve İş-teknik derslerinden ortaokul öğretmeni diplomasını alıyorum.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Oğlumuz 5 yaşına gelmiş, ben de köyüme dönmüşüm. Eşim sağlık ocağında çalışıyor. Okulların açılmasına iki ay var. Üç beş leva gelsin diye bir sanayi merkezi olan Devne'de çalışan köyümüzün inşaat ustaları grubuna katılıyorum ve 5. derece mozaik ustası sertifikasını da alıyorum. Eylül ayından itibaren işlerimiz normal mecrasında akmaya başlıyor. Bir yandan öğretmenlik yapıyor, bir yandan da Sofya Üniversitesinde Türkoloji okuyorum. Sınavlar sona erdikten sonra da 2 yıl boyunca 350 sayfalık "Pirliköy Ağzı" tezini yazıp savunuyorum. Ben Türkoloji bölümünden mezun oluyorum ama okullarda Türk dili öğretimine son veriliyor. İyi ki üniversite diplomamda Türk dili ve Edebiyat birinci ihtisas, coğrafya ise ikinci ihtisas olarak gösterilmiş ve bana liselerde de ders verme hakkı tanınmış. O nedenle de ekmeğimi Coğrafya öğretmeni olarak kazanmaya başladım ta ki 1989 yılına kadar.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yetmiş yaş aslında çok uzun bir zaman dilimi değil ama üç kuşağın bazen de dört kuşağın bir arada yaşamasına fırsat veren bir zaman kesiti. İnsanlar bu süre içinde genelde çoluk- çocuk yetiştirip torun torba sahibi oluyorlar. Bazen torunlarının evliliklerine tanık oluyor, hatta torunlarının çocuklarını dahi görebilme mutluluğuna eriyorlar. Ben de bu süre içinde eşimle birlikte iki hayırlı evlât yetiştirip ele güne kattım. Oğlum doktor, kızım öğretmen olarak çalışıyorlar. Her ikisinin de bilgi ve kültür birikimleri emsallerine göre harikulâde . Onların sayesinde üç de torun dedesi oldum. Torunlarımın daha çok olmasını içtenlikle isterdim, zira büyük milletimizin çok sayıda düşmanı var. Her gün kasten insanlarımız öldürülüyor, şehitler veriliyor, milletimiz giderek kan kaybetiyor...<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Yetmiş yıllık ömrüme daha neler sığdırdım diye düşünüyorum zaman zaman ama ulaştıklarımdan yine de memnun kalamıyorum. Yetmiş yıl içinde yedi kitap yayınladım. Bunlara o oldukça hacimli mezuniyet tezimi dahil etmiyorum. Ayrıca Deliorman bölgesinin Türk halk şiiri ürünlerini de derlemişiz büyük kardeşimle birlikte. Deneme ve köşe yazılarım kitaplaşmayı bekliyor. Bir o kadar da yol yazılarım ve röportajlarım var. Zaman zaman sempozyumlarda bilimsel bildiriler de sundum. En büyük merakım bilim adamı olmaktı ama gördüm ki, sadece hevesli olmakla iş bitmiyor. Gücümün yettiği kadar sıçrayabildim ancak. Bulgaristan'da Türkoloji dalında yükselmek Türk kökenli bir genç için tabii ki, mümkün değildi. Orada bir köy öğretmeni olmaktan daha öte gitmem mümkün olmadı. Oysa ben çalışmayı çok seven, zamanın büyük değer olduğunu hiç aklından çıkarmayan, okumaktan ve araştırmaktan zevk alan bir kişi olarak daha çok eserler bırakabilirdim.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Diğer hemşerilerimiz gibi ben de sosyalist rejim şartlarında Bulgaristan'da çalışmak üzere yetiştirilmiştim. Sistemin kurallarına ve kanunlarına ters düşecek hareketlerde bulunmamış, bilâkis milletin iyiliği ve ülkemin kalkınması için çalışmıştım. Öyle olduğu halde komünist Bulgar yöneticilerin gözünde diken olmaktan kurtulamadım. Mesleki ve bilimsel toplantılarda yaptığım konuşmalar hep kuşkuyla ve tepkiyle karşılanıyor ve emniyetin kulaklarına varıyordu. Ne yapsak, nereye gitsek, ne söylesek hep biliniyor ve kayıtlara geçiyordu. Bizim sadece sosyalist fikirli Türk asıllı Bulgar vatandaşı olmamız parti kodamanlarını tatmin etmiyordu. İstedikleri bir etnik Bulgar gibi düşünmemizi, Türklükten ve Türkiye'den nefret etmemizi sağlamaktı. O zaman ancak gerçek komünist ve gerçek Bulgar vatandaşı olacaktık. Sözgelişi bir Türk futbol takımı ile bir Bulgar takımı maç yaparken kalbimiz Bulgar takımı için çarpmalıydı. Kalplerimizin Türk takımı için çarptığını bildiklerinden bize milliyetçi damgasını vuruyorlar, düşman gözüyle bakıyorlardı. Oysa biz vatanımız Bulgaristan’ı, onun halkını seviyorduk ve bize üvey evlât muamelesi yapılmasına da kızıyor ve güceniyorduk…&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bizi komünist olmaktan da öte etnik Bulgar’a çevirme hedeflerine ulaşmak için ve olmazsa Türklerin sayısını göç yoluyla azaltmak için, yani etnik temizliği gerçekleştirmek için o rezil ad değiştirme planını uygulamaya koydular. Osmanlı iktidarı onları 500 yıl boyunca konserve edilmiş gibi korurken onlar, kırk yılda Türklerin kimyasını ve dünyasını değiştirmek istemişlerdi. Sorumlu kişilerine bunun büyük hata olduğunu, Parti'nin de bir gün bu eylemi hata olarak itiraf edeceğini halk diliyle anlatmaya çalıştık. Ama duyan kim, kaale alan kim? Karar yükseklerde alınmış, emir yükseklerden gelmişti. Emniyet, polis, ordu- her türlü baskı gücü onların elindeydi. Kanlı da olsa karar gerçekleşecekti. Türklerin karşı gelenlerini imha etmeyi dahi göze almışlardı. Dediklerini yaptılar. Komşularını ve dünyan kamuoyunu hiçe sayarak, insan hakları yasalarını çiğneyerek birçoğumuzun kanına girdiler.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Sonuçta ne oldu? Bu hunharca baskılarla büyük bir Türk göçü gerçekleşti ve bu her şeyden önce bir beyin göçüydü. Komünist iktidar, istediği kalıba sokamadığı bu Türk kitlelerine "göz çıkarayım" derken kaş yakmış oldu. Tarihte Bulgaristan'dan Türkiye'ye hiç bu kadar kolay göç olmamıştı. Türk devletini dize getirmek isteyen Bulgar hükümeti kazdığı kuyuya kendi düşmüş oldu. Türk milleti ve hükümeti soydaşlarına öyle bir karşılama, öyle bir ağırlama uyguladı ki, bunu Avrupa'nın en güçlü devleti Almanya bile başaramadı. Anavatana gelen göçmenler, aş, iş ve barınma konularında fazla zorluk çekmeden normal hayat seviyesine ulaştılar. Bulgarlarsa 23 yıldır bellerini doğrultamıyorlar.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bizler, 70 yıl içinde böyle mutlu bir olayı da yaşamış olduk. Oysa böyle kitlevi bir göçün yaşanacağını kimse düşünemiyordu. Böyle büyük bir basiretsizlik ve yanlışlıkla Türklerin kolayca göçünü sağlayan diktatör Todor Jivkov'un Türkiye'de anıtının dikilmesinin gerektiğini savunanlar dahi oldu. Tabii bu açık bir şakaydı ama bir gerçeği de anlatıyordu. Böyle bir hata yapılmasaydı biz Türk aydınları ne Türkiye yüzü görür ne de Türklük gururu ve sevincini yaşayabilirdik. Ama madalyonun diğer tarafını da unutmamak gerekir: yani merhum Turgut Özal ve hükümetinin kararlılığı olmasaydı, göç yollarına düşen bizler perişan olacaktık. Türk ekonomisi ve toplumu çalışma gücü ve hevesi olan bütün soydaşlarımızın realizasyonunu sağladı. 5 binin üzerinde göçmen öğretmen, Türkiye Cumhuriyeti çocuklarına Türk diliyle hitap etme ve ders verme gururunu yaşadı. Düne kadar azınlık mensubu olarak sürekli ezilmiş olan bu insanlar için bundan daha büyük bir sevinç kaynağı olamazdı. Bizler artık birinci sınıf vatandaşlar olmuştuk. Alnımız ak, başımız dikti. Orhan Seyfi aşağıdaki dizeleri sanki bizim için yazmıştı: &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yalnız senin tatlı esen havanda<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kendi millî gururumu sezerim<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yalnız senin dağında ya ovanda&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Başım gökte, alnım açık gezerim.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp;Göçmenlik olayı, bizim düşünce ufkumuzu kat kat genişletti. Önceleri dünyaya bir azınlık mensubu olarak bakarken, Türk vatandaşlığına alındığımızda hâkim halktan birisi olarak olaylara bakış açımız da değişti. Ana dilimiz ülkenin resmi diliyle örtüşüyordu. Kısa zamanda geldiğimiz yörelerin şive özelliklerinden arınarak çağdaş Türkiye Türkçesini iyice öğrendik. Adeta bir yükseköğrenim yaparcasına çalışarak seviyemizi yükselttik. Yurt dışında Türk Dili ve Edebiyatı bitirmiş olmama rağmen Bulgaristan'da branşım üzere çalışmaya, yani Türkçe dersi vermeye fırsat bulamamıştım. MEB' e dilekçemi sunduktan 1 ay sonra İstanbul'un ünlü Vefa Lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak atandım. Daha sonra kendi isteğimle Çatalca Kız Meslek Lisesine geçtim. Kız çocuklarıyla Türkçe dersi yapmaktan son derece mutlu oluyordum. Derslerimi izleme isteğinde bulunan branşdaş öğretmenlerim de çok memnun kalıyorlardı. Başlangıçta zorluk çekmiş olmama rağmen kısa zamanda intibak sağladık ve sevilen öğretmenler arasında yerimizi aldık. Daha sonraki yıllarda Büyükçekmece, Çorlu'nun Ulaş İlköğretim okulunda, Çorlu M.A. Ersoy &nbsp; Anadolu Lisesinde, Çorlu Başöğretmen İlköğretim okulunda öğretmenlik yaptım. Benim için Türkiye'mizin dünya tatlısı çocuklarına Türkçe öğretmekten daha zevkli ve daha gurur verici bir iş olamazdı. Burada 16 yıl çalışarak 40 yıl süren öğretmenlik mesleğimden kendi isteğimle 2005 yılında 63 yaşında ayrıldım. Böylece Bulgaristan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilkokul, ortaokul ve liselerinde çalışarak binlerce öğrenci yetiştirip takdir ve ödüllere lâyık görüldüm.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Okul dışında da çalışmalarım ve sosyal etkinliklerim oldu. Bunlar arasında derneklerde ve dergilerde yaptığımız çalışmalar kayda değerdir. 1996 yılında ünlü şairimiz Mehmet Çavuş'un önderliğinde TUNA dergisini kurduk ve ben de yazı ailesinde yer aldım. 13-14 yıl boyunca Çorlu temsilciliğini yaptım. Çorlu'da çıkan yerel gazetelerde köşe yazıları yazdım. 2005/2006 yıllarında Çorlu Balkan Türkleri Derneğinin çıkardığı BALKAN TÜRKLERİ dergisinin yazı işleri müdürlüğünde bulundum. Şiirlerim ve denemelerim Tuna, Ana, Ozan, Sevgi Yolu, Gürpınar, Balkanlarda Türk Kültürü, MEB dergisi, TDK'nın Türk Dili ve Edebiyatı dergilerinde, Kosova'da çıkan BAY ve İnci dergilerinde, Bulgaristan'da, Azerbaycan'da ve Gagauzya'da çıkan bazı dergilerde yayınlandı. Halen Gebze de çıkan RUMELİ dergisinin edebiyat sorumlusuyum ve bu dergide röportaj, yol yazılarım ve denemelerim basılmaktadır. Bazı internet sitelerinde de şiirlerim yayınlanır.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yetmiş yaşım dolayısıyla böyle bir yazıyı başkalarının yazması belki daha isabetli olurdu lâkin meraklısı bulunmadı. Yetmişinci yaşımızla ilgili derneklerden de çıt çıkmadı. Bulgaristan'daki arkadaşlarımız kısıtlı imkânlarına rağmen arkadaşlarının yuvarlak ve yarı yuvarlak yaşlarını kutluyorlar. Bu sene Naim Bakoğlu'nun 65. yılı kutlandı. İsperih Belediye başkanının girişimiyle merhum Ali Bayram dostumuzun 75. yılı törenle anıldı. Hatta tanıtım raporunu ben hazırlayıp sunmuştum. Çorlu'muz göçmenlerin bol olduğu yer ama şairlerin revaçta olduğu bir yer değil maalesef. Derneklerin şenlikleri de Yeni yıl ve 8 Martla sınırlı. Kültür ve sanat konularında bu kuruluşlar maalesef hep sınıfta kalıyor .&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Başka neler sığdırdık bu yetmiş yıla sorusuna cevaben bir de müzik çalışmalarımı ilâve etmeliyim. Daha öğrencilik yıllarımdan beri sazımı elden bırakmam; kendimce halk türkülerimizi icra etmeye çalışırım. Deliorman yöresinin halk şiirlerini derleyip, Çorlu'da kurduğumuz Deliorman Türkü Grubuyla Camimahalle piknik törenlerinde, Çorlu belediye sahnesinde ve Tek Rumeli televizyonu stüdyosunda seslendirdik. İki kez Rumeli türkülerinin usta yorumcusu Faruk Yılmaz'ın türkü programında konuk olduk ve adımızı duyurduk.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yetmiş yılda başımızdan geçenlerin böyle bir dergi yazısında anlatılması tabii ki, mümkün değildir. Ancak şunu belirtmekte yarar vardır ki, bizim kuşak (kırklı yıllar kuşağı) ve bizden öncekiler, kısa zamanda çok önemli ve büyük değişimlere tanık oldular. Çocukluğumuzda elektrik, telefon, radyo, televizyon, sinema, otomobil, traktör, otobüs gibi teknik araçlar yoktu. Tarım ve taşımacılık tamamen hayvan ve insan gücüyle gerçekleşiyordu. Biz çocuklar, kedi, köpek, koyun, keçi, eşek, manda, oküz, inek gibi hayvanlarla birlikte günlerimizi geçirir, odunumuzu, suyumuzu, alafımızı, zahiremizi at öküz veya manda arabalarıyla taşırdık. Tarlamızı onlarla sürer, komşu şehirlere ya yayan ya da at veya eşekle giderdik. Asfalt yol görülmüş şey değildi. Ben dahi pullukla, sabanla çift sürüp, orak biçtim, tarla çapaladım. Zamanla elektrik, su, yol, telefon getirdik ve bu işlerin yapılmasında her aile hizmet verdi. Biz yaşlandıkça evlerimize su, elektrik, radyo, telefon, televizyon önce siyah-beyaz, sonra renklisi, karyola ve mobilyalar, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, gaz ocakları, bilgisayar ve cep telefonları girdi. Ve biz o ilkel tarım aletlerinden sonra o en yeni teknoloji (bilgisayar ve cep telefonu) aletlerini de kullanmaya başladık. Bu kadar yenilikleri görüp onlardan yararlanabildiğimiz için kendimizi şanslı sayıyoruz.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Yetmiş kelimesi belki de yeterlik bildiren "yet" kökünden gelmiş olabilir. "Bu kadar yaşamak sana yeter" mi demek istediler acaba? Yoksa "bu adam ömrün sonuna yetmiş (ulaşmış)" demek mi istediler? Bu soruları da sorduktan sonra yetmişinci yaşıma dair bu kadar yazmak yeter, diyorum. Bazı kişiler demiş ki "yetmiş yaş, normal yaş, ondan sonra ne kadar yaşarsan kelepir sayılır". Ben de diyorum ki, artık normal ömür bitti, uzatmalara girdik. Öyle ya futbol maçının normal süresi 90 dakika. Sonuç alınamazsa 15'er dakika daha oynanıyor ve onlara uzatmalar adı veriliyor. Sonra penaltılara sıra geliyor. Belki biz de uzatmalar döneminde sağlıklı hayat sürüp başka eserlere de imza atabiliriz veya Azrail'in bir penaltı vuruşuyla ebediyet kalesine atılmış olabiliriz. İşte o veda anının ne zaman ve nerede gerçekleşeceğini ancak yüce Yaratan bilir...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>&nbsp;İsa Cebeci</strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bir-bulgaristan-turkunun-hikayesi</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Dec 2023 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/12/bir-bulgaristan-turkunun-hikayesi.jpg" type="image/jpeg" length="57179"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Sabri Şenel: Trabzon’dan Gelen Dost Ziyareti, Geleneksel Değerlere Saygının İfadesi”]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sabri-senel-trabzondan-gelen-dost-ziyareti-geleneksel-degerlere-sayginin-ifadesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sabri-senel-trabzondan-gelen-dost-ziyareti-geleneksel-degerlere-sayginin-ifadesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbullu iş insanı, eğitimci ve siyasetçi Sabri Şenel, sosyal medya hesabından yaptığı duygusal açıklama ile Trabzon’dan gelen Zeki Revi bey’in dost ziyaretini paylaştı. Sabri Şenel, güzel dostlarıyla arasındaki sıcak ilişkilere vurgu yaparak, “DOSTLARINI UNUTMAYANLARA SELAM!” mesajını iletti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Açıklamada, <strong>Zeki Revi</strong> bey’in <strong>Trabzon</strong>’da ikamet etmesi ve ziyaretinin eş dost akraba ilişkileri çerçevesinde gerçekleşmesi önemli bir detay olarak belirtildi. Ayrıca, Zeki Revi bey’in rahmetli babasının asker arkadaşlarını hatırlayarak ziyaret programına dahil etmesi, ata baba dostlarını ziyaret geleneğine olan bağlılığını ortaya koyan örnek bir davranış olarak vurgulandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sabri Şenel</strong>, bu tür ziyaretlerin maziyi hayırla yad etmeye vesile olduğunu belirterek, geleneksel değerlere olan saygısını dile getirdi. Ayrıca, “Ne mutlu dost kapısı tıklayanlara!” ifadesiyle dostluğun ve geleneksel değerlerin önemine vurgu yaparak, bu nazik ziyaret için Zeki Revi bey’e teşekkür etti.</p>

<p><img alt="" decoding="async" fetchpriority="high" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" src="https://habermax.net/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1703159982785.jpg" srcset="https://habermax.net/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1703159982785.jpg 720w, https://habermax.net/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1703159982785-225x300.jpg 225w" style="width: 650px; height: 867px;" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sabri-senel-trabzondan-gelen-dost-ziyareti-geleneksel-degerlere-sayginin-ifadesi</guid>
      <pubDate>Thu, 21 Dec 2023 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/12/fb-img-1703159982785.jpg" type="image/jpeg" length="76299"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Su felsefesi” Su gibi aziz ol!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/su-felsefesi-su-gibi-aziz-ol</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/su-felsefesi-su-gibi-aziz-ol" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Su felsefesi” Su gibi aziz ol!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Suyun doğası bir felsefe anlatır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin, dağdan akan suyu düşününüz.....</p>

<p>En az direnç gösteren yolu seçer akmak için.</p>

<p>Yani önüne bir kaya çıkacak olursa vazgeçmez yolundan ama onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya.....</p>

<p>Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der</p>

<p>Sufiler:</p>

<p>“Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın.</p>

<p>Etrafından dolanıp devam et yoluna.” &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi.....</p>

<p>O zaman ne yapar?</p>

<p>Birikip, çoğalıp üstünden aşar.</p>

<p>Yok eğer bu da olmuyorsa,</p>

<p>Sabırla kayayı damla damla delmeye başlar.</p>

<p>Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir, tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki buna da “sabır” derler.</p>

<p>Sabretmek” hiçbir şey yapmadan oturmak değildir.....</p>

<p>“Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir.” der&nbsp; Şems-i Tebrizi.</p>

<p>Suyun doğası imkansızın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Kayayı delen su elbette yine yoluna devam eder.</p>

<p>Su hep akar ve çalışır.</p>

<p>Bilir ki aktıkça temizlenir.</p>

<p>Bazen dere kenarlarında su birikintileri oluşur, akmayan su bulanır, çamurlaşmaya başlar!</p>

<p>Üzerine pislik birikir ve Sufiler bu yüzden derler ki:</p>

<p>“Sen su gibi sürekli ak!</p>

<p>Her daim yenilen!</p>

<p>Her gün yenilen!</p>

<p>İki günün aynı olmasın hep ilerle!</p>

<p>Dünü dünde bırak yeni şeyler öğren!”</p>

<p>Örneğin, su değişimden hiç korkmaz.....</p>

<p>Ama insanlar değişimi sevdiklerini söyleseler de aslında bundan çok korkarlar.....</p>

<p>Su, “değişimi” ne de güzel anlatır.</p>

<p>Bazen yağmur olur,</p>

<p>Bazen kar olur,</p>

<p>Bazen buz olur,</p>

<p>Bazen buhar olur....</p>

<p>Buhar olduğunda çıkar gökyüzüne, yağmur olup, kar olup, yine iner yere.❄️❄️❄️&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Ayrıca su uyumludur.</p>

<p>Çay bardağına koyduğunda çay bardağının şeklini alır, kovaya koyduğunda kovanın.🥃</p>

<p>Sürekli bulunduğu yere uyumlanır ama doğası da hiç değişmez....</p>

<p>Her yere her şeye uyum sağlar.....</p>

<p>Unutma ki dünyada her zaman doğaya uyum sağlayanlar hayatta kalır.</p>

<p>Uyum sağlayanlar esnektir çünkü.</p>

<p>Değişime direnenler ise katıdırlar...</p>

<p>Fırtına en sert en güçlü ağaçları devirir ama esnek fidanlara, otlara hiçbir şey yapamaz.</p>

<p>O yüzden esnek olanlar, uyum sağlayanlar hayatta kalır.&nbsp;</p>

<p>Aynı zamanda akışa teslim olur.</p>

<p>Teslimiyet içindedir.</p>

<p>Bu teslimiyet boyun eğmek değildir.</p>

<p>Çünkü bilir ki bütün dereler eninde sonunda büyük denizlere, okyanuslara akar.</p>

<p>Elinden geleni yaptıktan sonra hayatın akışına teslim olmaktır bu.&nbsp;&nbsp; ☝️&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Su berraktır,</p>

<p>Şeffaftır.</p>

<p>Olduğu gibidir yani.</p>

<p>Paylaşımcıdır.....</p>

<p>Hep besleyicidir.</p>

<p>İnsanları, hayvanları, doğayı besler. ..</p>

<p>Hayatı başlatandır ve sürekli üretendir.....</p>

<p>Su olan her yerde bitkiler vardır, hayvanlar vardır, insanlar vardır, hayat vardır.</p>

<p>İşte suyun bu yapısından dolayı Sufiler birbirlerine</p>

<p>“SU GİBİ AZİZ OL” derler...</p>

<p>&nbsp; “Sağlıcakla kalınız”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/su-felsefesi-su-gibi-aziz-ol</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Dec 2023 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/12/su-felsefesi.jpg" type="image/jpeg" length="23682"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mustafa Çalık ve milliyetçilik]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/mustafa-calik-ve-milliyetcilik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/mustafa-calik-ve-milliyetcilik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Merhum Mustafa Çalık’ı 1970’lerin sonunda tanıdım. Ankara’da avukattım. Merhum Alparslan Türkeş’in avukatı olarak da onun hakkında açılmış veya onun açtığı davaları da takip ediyorum.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Merhum Mustafa Çalık’ı 1970’lerin sonunda tanıdım. Ankara’da avukattım. Merhum Alparslan Türkeş’in avukatı olarak da onun hakkında açılmış veya onun açtığı davaları da takip ediyorum.</p>

<p>Anafartalar’daki büroma birgün Mustafa Çalık geldi. Hemen dirayet ve bilgisi dikkatimi çekti. Ülkücüleri eylemden kültürel çalışmaya yöneltmeye çalışan gençlik liderlerinden biriydi. Sonra profesör olan Mümtaz’er Türköne, Naci Bostancı, Vedat Bilgin, Senail Özkan, Kemal Görmez, Mehmet Öz… Ve o zaman gencecik bir ülkücü olan Rubil Gökdemir yakın arkadaştılar. Rubil Gökdemir bugün Demokratik Değişim Hareketi’ne öncülük ediyor.</p>

<p><strong>DOKTORA TEZİ</strong></p>

<p>Mustafa Çalık 1989’da&nbsp;<strong>“Türkiye Günlüğü”</strong>&nbsp;dergisini ve&nbsp;<strong>“Cedit Yayınevi”</strong>ni kurdu. Üç ayda bir yayınlanan&nbsp;<strong>“Türkiye Günlüğü”</strong>, bütün tarihimizde yayınlanmış en yüksek akademik ve entelektüel kalitede dergilerden biridir.</p>

<p>Evet hamasi ve siyasi değil, akademik ve entelektüel...</p>

<p>Böyle bir dergiyi enerjisiyle ufkuyla ancak Mustafa Çalık çıkarabilirdi.</p>

<p>Çalık, 1992’de&nbsp;<strong>“MHP Hareketi, Kaynakları Gelişimi, 1965-1980”</strong>&nbsp;konulu doktora tezini tamamladı. Tez hocalarının Ergun Özbudun, Ahmet N. Yücekök ve Oya Araslı olması, yüksek kalitesi hakkında bir fikir verir.</p>

<p>Sosyoloji ve siyaset bilimi metotlarıyla yapılmış bir araştırmadır. Çalık kitap olarak yayınlanan bu doktora tezinde Alexis de Tocqueville, Duverger, Sartory, Huntington, Eisenstadt gibi Batılı siyaset bilimcilere atıflar yapar. Milliyetçi akademisyen ve düşünürlerimizden en çok atıf yaptığı iki isim, Mümtaz Turhan ve Erol Güngör’dür. Turhan, Güngör ve Başgil benim de düşünce dünyamın mimarlarından üçüdür.</p>

<p>Güngör’ün&nbsp;<strong>“sosyologlar çizgisi”</strong>&nbsp;dediği milliyetçilik anlayışı, Çalık’ın milliyetçiliğinin de temelini oluşturur.</p>

<p><strong>KENAR’DAN MERKEZ’E</strong></p>

<p>Çalık kitabında, Gümüşhane’de bine yakın sayıda MHP’lilerle ‘derinlemesine mülakat’ metoduyla görüşmeler yaparak&nbsp;<strong>“neden ve ne suretle MHP’li yahut milliyetçi-ülkücü oldunuz?”</strong>&nbsp;sorusunun cevabını araştırır. Merhum Türkeş’i&nbsp;<strong>“gayet otoriter, ciddi ve çok erkek adam”</strong>&nbsp;olarak görmeleri, komünizmle onun başa çıkacağını düşünmeleri önemli bir motivasyondur. m(s. 132 vd.)</p>

<p>Tabanda sosyolojik anlamda kenar’ın merkez’e, geleneğin moderniteye tepkisi ve mitolojik unsurlarla pederşahi otorite anlayışı önemlidir&nbsp;<strong>“Hiyerarşik bir otoriterlik ve tavizsiz bir disiplin kültü”</strong>&nbsp;vardır.&nbsp;<strong>“Meşruiyetin kaynağı hukuk ve nizama değil, temel ‘değerler’ ve siyasi ideolojiye dayandırılmıştır.”</strong>&nbsp;Çalık, MHP kültürünün bu yönlerini anlatırken, sol tarafından&nbsp;<strong>“faşizm”</strong>&nbsp;diye nitelenmesinin yanlış olduğunu da izah eder. (s. 201-206)</p>

<p>Bu otorite anlayışı, bizde hemen bütün ana akımlarda vardır. Bir yanda&nbsp;<strong>“devrim”</strong>in, diğer yanda&nbsp;<strong>“dava”</strong>nın hukuktan üstün görülmesi, hukukun devrim ya da dava yönünde araçsallaştırılması…</p>

<p>Çalık bu konuda İttihat ve Terakki ile Tek Parti geleneklerini hatırlatır kitabında.</p>

<p><strong>SİYASET VE FİKİR</strong></p>

<p>Türkiye’deki bütün ana akımlar, aynı siyasi kültürün ve aynı sosyo-ekonomik safhanın çeşitli tezahürleridir. İşte, 21. Yüzyıldayız, hala hukuk siyasetin elindeki bir araçtır!</p>

<p>Fikirlerin de siyasette araç haline getirilmesi, entelektüel ve akademik seviye kaybına sebep oldu. Artık ne İslamcılarda Sait Halim ne milliyetçilerde Mümtaz Turhan ne de devrimcilerde Niyazi Berkes var.<br />
Erol Güngör hocamın, kafasını parti disiplinine teslim eden akademisyenleri, entelektüelleri eleştiren elli yıl önce yazdığı şu satırlar bütün hareketlere bir uyarıdır:</p>

<p><strong>“Aramızdan politika hayatına giren ve bir parti mensubu olan meslektaşlarımızla çok defa aramızın açılmasında bu tavır farkının önemli rolü vardır. Yahya Kemal’in hatıralarını okuyanlar, Ziya Gökalp gibi âlim ve faziletli bir insanın bile İttihat ve Terakki fırkasındaki rolü yüzünden bazen nasıl zihin esnekliğini kaybettiğini, hatalı yolda ısrar ettiğini görürler.”</strong>&nbsp;<em>(Sosyal Meseleler ve Aydınlar, Ötüken, s. 374)</em></p>

<p>Mustafa Çalık, bağımsız bir milliyetçi aydındı, kendi yorumlarının sahibiydi. Hür vicdanıyla konuşur ve yazardı. Vefatı bütün Türkiye için ‘hür düşüncenin kaybı’ oldu. Daha yazabileceği, söyleyebileceği çok şey vardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aziz Kardeşim Mustafa, sana Allah’tan rahmet diliyorum, mekânın cennet olsun. Yazdığın, yayınladığın eserlerin okuyucusu bol olsun, inşallah.</p>

<p><strong>Taha AKYOL</strong> - Karar</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/mustafa-calik-ve-milliyetcilik</guid>
      <pubDate>Sat, 09 Dec 2023 10:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/12/mustafa-calik-ve-milliyetcilik.jpg" type="image/jpeg" length="58458"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tarihçi yazar Dr. Mustafa Çalık vefat etti]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/tarihci-yazar-dr-mustafa-calik-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/tarihci-yazar-dr-mustafa-calik-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümüşhaneli tarihçi, yazar, siyaset bilimci Dr. Mustafa Çalık, kanser tedavisi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki bir hastanede tedavi altına alınan ve 4.evre kanser olduğu bilinen Çalık, bugün Hakk’ın rahmetine kavuştu.</p>

<p>Türkiye Günlüğü Dergisi Genel&nbsp;Yayın Yönetmeni de olan Dr. <strong>Mustafa Çalık</strong>’ın cenazesinin ne zaman defnedileceği ilerleyen saatlerde belli olacak.</p>

<p>Çalık sosyal medya hesabından 26 Eylül tarihli paylaşımında "Muhtemelen bu sizlerle son hasbihâlim ve muhaberem olmuş olabilir; zîrâ, 2022'nin Kasım ayı ortalarında hastalığımın (kanser) nüksetmesinden sonra her ne kadar inişli çıkışlı bir süreç yaşadıysam da şu an itibariyle malûm illetin 4. safhasında bulunuyorum. Umûmî vaziyetim eskilerin tâbiriyle "hızla vahâmete doğru seyrediyor" değil; hekimlerimiz de henüz ümitlerini kesmiş değiller, ama mevcut hâlimin çok kritik olduğunu onlar da söylüyorlar. Elbette ki, İmam Ma'türîdî'nin ifâdesiyle insanı ölümden koruyan tedbir değil, esasen "ecel"idir. Buna da inanıyorum; "yatan ölmez yeten ölür" darbımeselinin doğruluğu ve hikmetine de; lâkin bütün bunları son âna kadar mükellef tutulduğumuz "tedbir" ve modern tıbba duyduğum saygının karşısına da koyamıyorum." ifadelerini kullanmıştı.</p>

<h1><strong>Dr. Mustafa Çalık kimdir?</strong></h1>

<p>1956 yılında Gümüşhane Çalık köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini, Gümüşhane’de tamamladı. 1972 yılında Türk Ülkücüler Teşkilatı Gümüşhane Şubesi’nin Denetleme Kurulu’nda bulundu. 1975’de Elmadağ MHP İlçe Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçildi. 1977’de Ülkü Ocakları Genel Merkez Yönetim Kurulu’na seçildi. Propaganda Masası sorumluluğuna getirildi. 1978-1979 yıllarında MHP Araştırma Merkezi ve Parti Okulu’nda vazife yaptı. 1978 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu.</p>

<p>12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra bir grup arkadaşıyla beraber, Yeni Sözcü dergisinin kuruluşunda bulundu. Fazıl Mustafa müstearıyla köşe yazıları yazdı. 1983’te Hamle dergisinin çıkışına katkıda bulundu. Müstear isimle bu derginin yazar kadrosunda yer aldı. 1980 yılında Uzman Yardımcısı olarak çalışmaya başladığı Devlet Planlama Teşkilatı’nda 1984’de uzman oldu. 1985-1987 yılları arasında ABD’de Denver Üniversitesi’ne bağlı Milletlerarası Çalışmalar Lisansüstü Okulu (GSIS)’da milletlerarası politika master’i yaptı. 1989 yılına kadar DPT’de çalıştı. Aynı yıl görevinden istifa ederek, bir grup arkadaşıyla birlikte Türkiye Günlüğü dergisini yayınlamaya başladı. 1981 yılında SBF’de başladığı siyaset ilmi doktorasını, ‘MHP Hareketi’nin Siyasi Sosyolojik ve Kültürel Kaynakları’ başlıklı bir tez savunarak, 1992 yılında tamamladı. 1983-1984 ders yılında Ankara ve Hacettepe üniversitelerinin muhtelif bölümlerinde Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersleri verdi.</p>

<p>1996-1997 ders yılında Hoca Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi’nde ‘Değişim ve Yenileşme Tarihimizin Temel Problemleri’ başlıklı lisansüstü bir ders okuttu. Halen Türkiye Günlüğü dergisinin Genel Yayın Müdürlüğü’nü yapıyor. Türk Ocakları Yüksek Hars Heyeti azalığı yaptı. 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde MHP’den Gümüşhane (ikinci sıra) milletvekili adayı oldu ve az bir oy farkıyla seçilemedi. Yeni Ufuk (1997) ve Ayyıldız (1999) ve Bugün (2006) gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Bir ara BBP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu.</p>

<p>Akademik çalışma sahası, siyasî kültür ve siyasî sosyoloji çerçevesinde bilhassa Türk siyasî hayatı ve siyasî kurumlar alt dalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Halen Türkiye Günlüğü dergisinin Genel Yayın Müdürlüğü’nü ve kendi kurduğu Cedit Neşriyât’ın editörlüğünü yürütmektedir. Bunun dışında doğduğu köyde orta ölçekli hayvancılık yapmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, YAŞAM, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/tarihci-yazar-dr-mustafa-calik-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Dec 2023 11:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/12/mustafa-calik-vefat-etti.jpg" type="image/jpeg" length="75123"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Affetmeyi öğrenmek ve uygulamak]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/affetmeyi-ogrenmek-ve-uygulamak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/affetmeyi-ogrenmek-ve-uygulamak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eğer affetmeyi öğrenip uygulayabilseydik,  dünyadaki anlaşmazlıkların çoğu sona erer, davaların büyük kısmı ortadan kalkar, boşanma oranları düşer ve ölüm oranları azalırdı.  Bu süreçte hepimiz daha sağlıklı, daha mutlu ve daha uzun yaşardık.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Eğer affetmeyi öğrenip uygulayabilseydik, &nbsp;dünyadaki anlaşmazlıkların çoğu sona erer, davaların büyük kısmı ortadan kalkar, boşanma oranları düşer ve ölüm oranları azalırdı. &nbsp;Bu süreçte hepimiz daha sağlıklı, daha mutlu ve daha uzun yaşardık.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;İşte affedebilmek için kolay uygulanabilir bir yaklaşım.&nbsp;<br />
1. Bir kimseye kızgın olup duygu seline kapıldığımız zaman, ilk yapacağımız iş bir güvenilir insanla konuşmaktır. Hayattan hemen elimizi ayağımız çekmiyoruz. İnsanlarla iletişim kurmamız devam ediyor.&nbsp;<br />
2. Olayı gözden geçirip düşünüyoruz. Bu olayın bizden çaldıkları için üzülüyoruz. O kişiyi affetmek istesekte öfkemiz ve dargınlığımız yüzünden affedemediğimizi anlamaya çalışıyoruz. Bu esnada kendimize şu iki soruyu sorabiliriz: 1. Bu olay neden beni bu kadar rahatsız ediyor 2. Beni affetmekten alıkoyan nedir? Bu iki soru içinde bulunduğumuz ruh haline &nbsp;ve hayat hikeyemizi hesaba katar. Biraz öfkemiz geçtikten sonra kendimize şu soruları sorabiliriz: 3. Acaba fazla gururum sebebiyle kendime zarar verecek şekilde davranıyor olabilir miyim? 4. Hangi konuda kendime zarar verecek şekilde davranıyorum? 5. Bu kin, dargınlık ve öfke buna değer mi?<br />
3. Üçüncü adımda bizi üzen &nbsp;kişi veya kişilere karşı empati kurmalıyız. Kendimizi karşı tarafın yerine koyarak onu anlamaya çalışmalıyız. Durumu onun bakış açısından görmeliyiz. Empatinin iyileştirici gücü vardır. Eski bir söz vardır: “Her şeyi anlaman her şeyi affetmektir.” Empati sevginin kapısını açar.&nbsp;<br />
4. Dua etmeli veya meditasyon yapmalıyız. Ayrıca şükretmeliyiz. &nbsp;Bu yol bizi sabırlı olmaya götürür. Geleceğe odaklanırız. Ailemizi düşünürüz.&nbsp;<br />
5. Bağışladığımız taktirde bizim ve dünyanın çok daha iyi olacağını aklımızdan geçirmeliyiz. Affetmeye ihtiyacımız vardır. Bu tekniği öğrendikten sonra tekrar tekrar uygulayarak ustalaşmalıyız.&nbsp;<br />
6. Öfke ve dargınlığı yok etmeliyiz. Ayrıca diğer insanların affetme konusundaki çabalarına yardımcı olmalıyız. Affetmek dünyadaki öfke ve intikam duygularını önüne geçmesini sağlar. İnsanların affetmesi her alanda öfke, dargınlık ve intikamdan çok daha faydalıdır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yahudiler tarafından çarmıha gerilen Hz.İsa’nın çarmıhtaki son yedi sözünden biri olan “Baba, onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” (Luka 23:34), sözü ile Peygamberimizin Taif’te kendisini taşlayanlar için söylediği “Affet onları Allah'ım, bilmiyorlar; bilselerdi yapmazlardı.” sözü affetmek yolunda bize rehberlik etsin.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynaklar<br />
Hallowell, Edward, Affetmek Üzerine, çev. Elif Subaş, Dharma Yayınları, İstanbul, 2005.&nbsp;<br />
Özkan, Zülfikar, AYRILAMAZSINIZ, Ailede Huzurlu Yaşam Önerileri, Hayat Yayınları. İstanbul. 2015.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/affetmeyi-ogrenmek-ve-uygulamak</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Dec 2023 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/12/affetmeyi-ogrenmek-ve-uygulamak.jpg" type="image/jpeg" length="13417"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gümüşhane’nin doğa çevre ve vatan şehidi Ömer Bulut’un ardından!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gumushanenin-doga-cevre-ve-vatan-sehidi-omer-bulutun-ardindan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gumushanenin-doga-cevre-ve-vatan-sehidi-omer-bulutun-ardindan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kaderin cilvesi suladığı fidanlar yazın kurak geçen mevsim ve etrafta kuruyan otların hangi sebepten çıktığı belli olmayan nedenden dolayı tutuşması ve yangının ani gelişmesi nedeniyle canhıraş söndürme yaparken yanarak hakka yürüdü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Gümüşhane</b> Köse ilçesi <b>Kayadibi köyü</b> bayraklı tepe mevkiinde Ömer Bulut, diktiği 12.000 fidanın kuru otların tutuşması nedeniyle çıkan <b>yangın</b>da talihsiz biçimde hayatını yitirmiştir.</p>

<p>Bir sevda uğruna vatan toprağının bağrına düşen <b>şehit</b>ler kervanına bir yenisi daha eklenmiştir. Vatanı savunmak bir çakıl taşını toprağını doğasını korumaktır.</p>

<p>İşte bu yüce duygularla çocukluk döneminde hayalini kurduğu ekmek kavgası için çıktığı Avrupa’da gurbet ellerinde sıla hasreti ile hep bu hayali kurdu. Emekli olunca yılların birikimi kazancının büyük bölümünü fidan yetiştirmeye harcayarak 20 yıla yakın bir sürede bozkırı yeşertmiştir. Hem bedenen hem de mesaisini vererek binbir zahmet çile çekerek büyük bir çaba ortaya koymuştur.</p>

<p>Örneğine az rastlanır bir aşkla şevkle adeta fidanlarla yattı, kalktı. Büyük bir emek verdi. Bu dünyada cennet bahçeleri gibi yemyeşil bir orman kurdu.</p>

<p>Kaderin cilvesi suladığı fidanlar yazın kurak geçen mevsim ve etrafta kuruyan otların hangi sebepten çıktığı belli olmayan nedenden dolayı tutuşması ve yangının ani gelişmesi nedeniyle canhıraş söndürme yaparken yanarak hakka yürüdü.</p>

<p>Otlar küçük ve büyük baş hayvanların yayılması otlatmasıyla tüketilseydi hem et ve süte dönüşür hem de yangının büyümesine sebep olmazdı!</p>

<p>Evet dağlar meralar hayvan bekliyor. Cefakar vefakâr amcamızın yanmış bedenine daha sonra ulaşıldı. Bu ulvi kutlu çaba her türlü saygı ve takdire layıktır. Bu toprakları vatan yapan muhteşem asil bir duygudur. Kuru kuru vatan sevgisi olmaz vatan sevgisi imandandır.</p>

<p>Vatan sadece cephelerde asker veya güvenlik üniformasıyla savunulmaz. Her millet evladı çocukluktan son nefese kadar vatan savunması yapmak milli, dini ve insani bir görevdir.</p>

<p>Bu yüce duygu ve çaba bir milli insani bilinç olarak mutlaka evlatlarımıza eğitimle sosyal ve milli sorumluluk olarak verilmelidir. Her yıl erozyonla vb. doğal felaketlerle topraklarımız denizlere taşınıyor.</p>

<p>Orman varlığı ve yeşil doğayı erozyonu önleyerek vatan savunması yapılır. Vatan savunması doğa ve çevreyi koruma bilincini geliştirmek hassasiyetleri artırmakla mümkündür.</p>

<p>Bu örnek çabayı alkışlıyor tüm insanlara özellikle Gümüşhaneli hemşerilerimize örnek olmasını diliyoruz. Okullardan çocukların gençlerin Ömer Bulut amcanın kabrini ziyaret ederek onu örnek rol model alınmasını emsal çabaların artmasına katkı yapılması gerekir.</p>

<p>80 yaklaşan yaşında istirahat etmeyip kendini doğaya adaması takdire şayandır. Onun manevi hatırasına evlatlarına sembolik olarak ödül verilmesi marifetin iltifata mazhar olmasıdır.</p>

<p>Ömer Bulut’un resmen de şehit olarak ilan edilmesini onun manevi mirasına saygı ve vefanın gereği olarak görüyoruz. Yeni Ömer Bulut’lar çıkması için devletimizden, Sayın valimiz, kaymakamımız ve yetkililerden bunu bekliyoruz.</p>

<p>Onun her yıl ölüm yıl dönümü vb. sebeplerle sosyal aktivitelerle anılması orman varlığı yeşil doğa ağaçlandırma bilincinin geliştirilmesine katkı olarak bir fırsat görüyoruz.</p>

<p>Çevreye, ormana, doğaya sahip çıkmak vatana sahip çıkmaktır. Dağlarımız meralarımız çölleşmesin orman aynı zamanda yağmur su berekettir serinlik oksijen nefestir hayattır.</p>

<p>Ekolojik dengenin ebedi kılınması diğer canlı hayvan türlerine hayat hakkı tanımaktır. İnsanın bu çabası üzerimizden rızıklanan diğer insan hayvan ve her türlü canlının yaşamasına imkan sağlanmaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu İnsan olmanın mümin vasfının bu milletin evladı olmanın gereğidir. Bayraklı tepe bir anıt mezar tesis ister. Bu konuda gönüllü anıt mezar yapmak isteyenlerin var olduğu haberini aldık.</p>

<p>Hayırsever kişiler ilgilerle temas kurup Ömer Bulut amcanın aziz ruhu burada ölümsüzleşmelidir. O’na vefa göstermek boynumuzun borcu olmalı.</p>

<p>Kendisine tüm şehit ve gazilerimize Allahtan rahmet diliyoruz.</p>

<p><b>Sabri ŞENEL</b> – 2ç11ç2023 / İstanbul-Ümraniye</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI, YAŞAM, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gumushanenin-doga-cevre-ve-vatan-sehidi-omer-bulutun-ardindan</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Nov 2023 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/11/gumushanenin-doga-cevre-ve-vatan-sehidi-omer-bulutun-ardindan.jpg" type="image/jpeg" length="38419"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hasan Külünk’ün renkli dünyası]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/hasan-kulunkun-renkli-dunyasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/hasan-kulunkun-renkli-dunyasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hasan Külünk, doğuştan ve ailesinden gelen liderlik vasfıyla bu mücadelede hep ön safta oldu. Derneklerde görev aldı, her aldığı görevde başarılı oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili kardeşimle tanıştığımız zaman genç ve atılgan biriydi. Türkiye karanlık yıllar yaşıyordu ve bu karanlık içinde gençler, devletin hangi sebeple olduğunu anlayamadığımız, devletimize yönelik saldırılar komünizm ve kürtçülükle yapmadığı mücadeleyi üslenmişlerdi. Türkiye’yi Sovyetlere bağlamak isteyenlerle, Doğu Anadolu’da uydu bir devlet kurmak isteyenler birleşmişler, bunu kabullenmeyen milliyetçilerin üzerine saldırıyorlardı. Milliyetçi gençlik, bugün olduğu gibi, siyasî bir teşkilât olan M.H.P. bünyesinde toplandı, pek çok şehit verilerek bu tuzak bozuldu. Şimdi görüyoruz ki, devlet adamlarının gözleri nispeten açıldı, bu mücadeleyi devlet üzerine aldı. Sovyetleri yıkıma götüren, devleti idare edenlerin gözlerini açan işte bu milliyetçi, ülkücü, yılmayan, korkmayan, devletine sahip çıkan gençlerdir.</p>

<p>Hasan Külünk, doğuştan ve ailesinden gelen liderlik vasfıyla bu mücadelede hep ön safta oldu. Derneklerde görev aldı, her aldığı görevde başarılı oldu.</p>

<p>1977 yıllarında, mensubu olduğumuz siyasi partiyi, bizce onun misyonuna uymayan, İslâmı dejenere etmek isteyen bir tarikatın ele geçirmek istediğini hissettik. Bu konuda uzun süre, Türkiye ve Türklük için tehlike olan akımları bilen kültür adamlarıyla kapalı toplantılar yaptık. Bu toplantılarımızın en genç üyesi Hasan Külünk’tü. Sonunda Türk-İslam Ülküsünü tavizsiz savunacak, gençliğin ve milletin gözünü açıp, onlara yol gösterecek bir siyasî dergi çıkarmağa karar verdik. Karar verdik ama, derginin matbaa ve dağıtım işi çok zordu. Külünk hem yazı işleri müdürlüğünü, hem de bu işi gönüllü yüklendi. O zamanlar neşredilen dergilerin, teknik olarak en kalitelisini meydana getirdi. Belki Türkiye’yi defalarca dolaştı, yoruldum, bıktım demedi. Daha ilk sayısında büyük bir tiraja ulaşan, fakat fincancı katırlarını ürküten ÜLKÜCÜ KADRO dergisi, siyasî baskılar sebebiyle ancak 17 sayı yayınlanabildi. Fakat maksat hasıl olmuş, M.H.P.’yi ele geçirmek isteyenlerin ipliği pazara çıkmıştı. Fazla tutunamadan çekilip, kendi kubbelerinin altına sığındılar. Belki hâlâ fırsat bekliyorlardır(!).</p>

<p>Hasan Külünk, bu hengâme arasında okulunu bitirdi ve mühendis oldu. Askere yedek subay olarak gitti. Döndü, mesleğiyle ilgili bazı kurumlarda çalıştı. Daha sonraları doktor olan iki kardeşiyle şifa dağıtan ERDEM hastaneler zincirini kurdu. O her çalışmasında başarılı oldu.</p>

<p>Hasan Külünk’ün üç sevdası vardır: Allah sevgisi, Ailesi ve vatan sevgisi. Bu meziyetler ona, tanıdığım zaman saygı duyduğum rahmetli babasından ve ailesinden mirastır. Bu konuda hiç şüphem yok.</p>

<p>YAZAR VE ŞAİRLİĞİ</p>

<p>Yazı hayatına amatörce Ülkücü Kadro dergisinde başladı diyebiliriz. Fakat hayatın zorlukları devam etmesine izin vermedi. Yıllar sonra, nispeten huzura kavuşunca, yazı ve şiir hayatına müthiş bir giriş yaptı. Zaten çok okuyan, hayat tecrübesi akranlarına göre çok ileride olan birisi idi. Bu birikim onun kısa sürede, hayat tecrübelerini aktardığı, okuyana çığırlar açan bilgiler, bir çeşit nasihat veren kitaplar yazmasına, her Türkün içinde olan şair ruhunun şiir olarak yazıya dökülmesine yol açtı.</p>

<p>KÜLÜNK’ÜN ŞİİRLERİ</p>

<p>Önce şiir nedir, onu bir tarif etmeğe çalışalım. Şöyle bir tarif doğru mudur acaba? Şiir aklın ve ruhun bulunduğu noktadır. Şöyle de denir: Beynin ve kalbin buluştuğu bir mucizedir. Beyin, alınan bilgileri, görgüleri, tecrübeleri toplar ve şaire bunları sunar. Şair kalbine danışır; eğer onda hoş bir sıcaklık, bir rahatlama olursa şiir başarılmış demektir. Kalp umursamaz, sadece kan pompalarsa yazılan manzume, manzum yazı olur. Ben şiiri böyle düşünüyorum.</p>

<p>Bizim edebiyatımız Tanzimat’a kadar şiir edebiyatıdır dersek zannederim yanılmış olmayız. Hikâye ve roman o tarihlerden sonra, önce tercümeler, daha sonra telifler olarak hayatımıza girdi. Şiir ise halk ozanları vasıtası ile binlerce yıldır Türk insanın düşüncelerini, inançlarını arzu ve aşklarını günümüze kadar taşıdı. Hasan Külünk, bu zengin mirasın yeni bir temsilcisi olarak çıktı milletimizin önüne. Onda Allah, vatan, insan sevgisi, tabiata karşı hayranlık, tarihimize gururla bakış hep ön sıradadır. Elbette gittiği Mekke ve Medine’de kaleme aldığı şiirler onun duygularının yüksekliğini gösteriyor.</p>

<p>O bir İstanbul çocuğu. Doğduğu İstanbul’a âşık olmuş. Hangimiz olmadık? Hepimiz biliriz: Yahya KEMÂL’de bir İstanbul âşığı idi:</p>

<p>“Sana dün bir tepeden baktım âziz İstanbul</p>

<p>Görmediğim, gezmediğim sevmediğim hiçbir yer</p>

<p>Ömrüm oldukça gönül tahtıma rahatça kurul</p>

<p>Sade bir semtini sevmek bile bir ömre bedel,”</p>

<p>Diye başlayan bir şiiri vardır. Külünk de İstanbul’u, ve gezdiği yerleri aynı heyecan ve aynı gurur ile şiirleştirmiş.</p>

<p>Şairlerin olmazsa olmazı AŞK’ı yazarken, Yunus’un Tapduk Emre’ye, Mevlâna’nın Tebriz’li Şems’e baktığı gibi bakmış ona.</p>

<p>Şiirlerinde bir tarza bağlı kalmamış. Bazıları klâsik Türk vezninde, bazıları serbest vezin, bazıları Cumhuriyet sonrası hece vezninde. Bazısı bir kıta ile ders veriyor, bazısı sizi alıp peygamberimizin huzuruna götürüyor…</p>

<p>Tanıdığım Hasan Külünk’ün burada durmayacağını biliyorum. O sanatını çok daha ileriye götürecek, Türk edebiyatında daha güzel bir noktaya gelecektir. Bana, onu sadece tebrik etmek düşer…</p>

<p>ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER</p>

<p>Şairin elimde üç şiir kitabı var. Bu kitaplardan bazı alıntıları okuyuculara aktarmak istiyorum. Bu satırlar bazen bir şiirin bir kıtası olabiliyor. Şiirin adını da göstereceğim:</p>

<p>“Bizim Sevdamız”dan</p>

<p>Biz sevdayı vatan sevmek belledik,</p>

<p>Özünden, gözünden âlâ sayardık.</p>

<p>Soyumuzdan böyle haller topladık,</p>

<p>Haz ile naz ile biat eyledik.</p>

<p>“Kurt Balası” ndan</p>

<p>Hayy’dan şerbet içenin</p>

<p>Müşterektir duası</p>

<p>Türk’e kefen biçenin</p>

<p>Haktan gele cezası.</p>

<p>“Aşk” şiirinden</p>

<p>Yüce Mevla sanatından böcek, çiçek,</p>

<p>Ve insanı yaratmıştır özenerek.</p>

<p>Servet odur, cümle âlemi gezerek,</p>

<p>Eserde Mevla’yı görmek hissetmek.</p>

<p>“Sabahın sihri” den</p>

<p>Boynumu bükerek geldim kapına</p>

<p>Aşkımla, sevdamla teslimim sana,</p>

<p>Yolumu gözleyen ulu Rahman’a</p>

<p>Rükûda secdede yetiver gitsin.</p>

<p>“Neye Kaldık” dan</p>

<p>Bir zaman aşk ile meydanlarda gürledik,</p>

<p>Ufuklardan Semerkant, Buhara’yı dinledik,</p>

<p>Usulü erkân ile daim söyledik,</p>

<p>Şimdi akbaba sürüsüyle avunur olduk.</p>

<p>“Aşk İle”</p>

<p>Kaldır başın gökyüzüne aşk ile,</p>

<p>Aç ellerin eşlik etsin bülbüle,</p>

<p>Arz-ı dua kapıları açıktır,</p>

<p>Vatan için, millet için meşk ile.</p>

<p>“Ey Vatan” dan</p>

<p>Ey vatan artık gözyaşın akmasın</p>

<p>Çünkü sen benim ruhum, öz davamsın.</p>

<p>Korkak gözler dönüp sana bakmasın,</p>

<p>Yürekleri sindiren has havamsın.</p>

<p>“Gülsün Efendim”den</p>

<p>Bir defa hu diyen gülsün efendim,</p>

<p>Aşk budur demeği bilsin efendim,</p>

<p>Kavgadan nizadan uzakta durup,</p>

<p>Sulhta kurtuluşu bulsun efendim.</p>

<p>“Neresindeyim?” şiirinden</p>

<p>Ben bu coğrafyanın neresindeyim?</p>

<p>Hem kalbinde, hem ruhunda köleyim,</p>

<p>Can verdim, kan verdim, ömür tükettim,</p>

<p>Burda doğdum, burada mutlu öleyim.</p>

<p>Ben bu coğrafyanın neresindeyim?</p>

<p>Hem gamında hem de gülüşündeyim,</p>

<p>İzledim gözledim nice sabrettim,</p>

<p>Sefasını cefasını seveyim.</p>

<p>Ben bu coğrafyanın neresindeyim?</p>

<p>Çatısı bacası sinesindeyim,</p>

<p>Çalıştım didindim çok gayret ettim,</p>

<p>Coştuğunu, koştuğunu göreyim.</p>

<p>“Semerkant’tan Bosna’ya” dan</p>

<p>Yıllar önce kalkıp Orta Asya’dan,</p>

<p>Kâinatı doya doya dolaştık,</p>

<p>Hak söyledik hak yaşadık korkmadan,</p>

<p>Her arzuya koşa koşa ulaştık.</p>

<p>Bir doğuya bir batıya durmadan,</p>

<p>Ülkeleri saya saya savaştık,</p>

<p>Mazlum sevdik, zalim dövdük yılmadan</p>

<p>Gönüllere seve seve taht kurduk.</p>

<p>“Hakk’a Sarıl”dan</p>

<p>Dünyanın düzenini ben kurmadım,</p>

<p>Yanana sönene hesap vereyim.</p>

<p>Ne düşene ne küsene vurmadım,</p>

<p>Ölçene tartana hesap vereyim.</p>

<p>Ey Türkoğlu titre ve kendine dön,</p>

<p>Orda felâh orda huzur dileyim,</p>

<p>Arıyorsan çıkış yolu doğru yön,</p>

<p>Kıbleye dön, Hakk’a sarıl diyeyim.</p>

<p>“Kızıl Elma” dan</p>

<p>Nar düştü Orta Asya’ya,</p>

<p>Döndük kızıl elmaya</p>

<p>Bazen atlı, bazen yaya,</p>

<p>Yürüdük kızıl elmaya.</p>

<p>İlân ettik tüm dünyaya,</p>

<p>Yöneldik kızıl elmaya,</p>

<p>Ne gitmeye ne durmaya,</p>

<p>Sınır yok kızıl elmaya.</p>

<p>Kâh Bizans’a kâh Roma’ya,</p>

<p>Od düştü kızıl elmaya,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tek hedef ona varmaya,</p>

<p>Birlikte kızıl elmaya.</p>

<p>“Bozkurdum Yürü”</p>

<p>Asya bozkurtları çıktı sefere,</p>

<p>Afrin dağlarında destan yazıyor,</p>

<p>Neslimiz susamış şanlı zafere,</p>

<p>Yesi’den Tuna’ya baştan yazıyor.</p>

<p>Kalpte iman elde silâh her yere,</p>

<p>Tarihe mührünü baştan kazıyor,</p>

<p>Gönüllü, mağrur yürürken makbere,</p>

<p>Başucu taşını aşktan kazıyor</p>

<p>Bozkurdum yürü git bakma geriye,</p>

<p>Tünellerde zor oyunu bozuyor,</p>

<p>Bin çakal az gelir her bir çeriye,</p>

<p>İman gayret it soyunu bozuyor.</p>

<p>Melek olmuş kanatlanmış koç yiğit,</p>

<p>Yedi kat göklerde mesut geziyor,</p>

<p>Arşı âlâ kapısında mültefit,</p>

<p>Cennet bahçesinde rahat geziyor.</p>

<p>“KÂBE’DEN”</p>

<p>Karadeniz’de gün bitti,</p>

<p>Karanlık canıma yetti,</p>

<p>Karaların en güzeli,</p>

<p>Kâbe’ye dilekçem gitti.</p>

<p>“HACER-ÜL ESVED”</p>

<p>Ateş ayrılır mı közden,</p>

<p>Ayrı düştüm kara gözden,</p>

<p>Ayrılırken başlar hasret</p>

<p>Sarhoş oldum ben bu yüzden.</p>

<p>“Ey Nebi”</p>

<p>Birdenbire toplanıp,</p>

<p>Sana geldim ey Nebi.</p>

<p>Halimden utanmayıp,</p>

<p>Sana geldim ey Nebi.</p>

<p>Kırk kapıdan kovuldum,</p>

<p>Gidecek yer kalmadı.</p>

<p>Ben kimlere soruldum,</p>

<p>Dökecek ter kalmadı.</p>

<p>Tövbe edip kapında,</p>

<p>Ağlayıp inliyorum.</p>

<p>Kokun dolu yapında,</p>

<p>Sesini dinliyorum.</p>

<p>Davete boş gidilmez,</p>

<p>Demiş ulu büyükler.</p>

<p>Günahlarımla geldim,</p>

<p>Nefsim şefaat bekler.</p>

<p>Bura ağlamak yeri,</p>

<p>Duy sesimi ey Nebi.</p>

<p>Gözyaşım aştı seli,</p>

<p>Duy sesimi ey Nebi.</p>

<p>ÜÇ HİLAL'İN HİKAYESİ Ahmet B. Karabacak</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/hasan-kulunkun-renkli-dunyasi</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Nov 2023 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/11/hasan-kulunk-renkli-dunya.jpg" type="image/jpeg" length="95896"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cahilliği ve karizma endişesi ölümüne sebep oldu!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/cahilligi-ve-karizma-endisesi-olumune-sebep-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/cahilligi-ve-karizma-endisesi-olumune-sebep-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarihten bir "karizma" öyküsü: CAHİLLİĞİN BEDELİ........]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Lale Devri'ni bitiren isyan olarak bilinen, Patrona Halil İsyanı'nın lideri Patrona Halil, isyan sonrası, iktidar boşluğundan yararlanıp, Osmanlı Devleti'ni 44 gün süreyle idare etmiştir.</p>

<p>Bir gün yine halkla konuşurken, fedailerinden biri, kendisine verilen, kağıdı Patrona Halil'e uzatır. Patrona Halil kağıda göz ucuyla baktıktan sonra cebine koyar.</p>

<p>Kağıtta; "saraya gitme seni öldürmek için tuzak kurdular!" yazmaktadır.</p>

<p>Birinci Mahmut, kendisi ve avanesiyle görüşmek üzere bir yemek düzenleyerek O'nu davet eder.</p>

<p>Yemek günü geldiğinde, Patrona Halil avanesiyle birlikte, saraya gider ve öldürülür.</p>

<p>Patrona Halil'in öldürüleceğini bile bile, saraydaki, davete katılmasının nedeni; aslında öldürüleceğini bilmemesidir.</p>

<p>Çünkü okuma yazma bilmez!&nbsp;</p>

<p>Daha ilginci, okuma yazma bilmediğini, avanesinden de saklar.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşma yaptığı sırada, okumuş gibi yapıp, kağıdı cebine koyma nedeni de; kendince oluşturduğu "karizma"sını çizdirmek istememesidir.....</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/cahilligi-ve-karizma-endisesi-olumune-sebep-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Nov 2023 08:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/11/patrona-halil-isyani1.jpg" type="image/jpeg" length="10758"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Siz Rum musunuz Ermeni mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/siz-rum-musunuz-ermeni-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/siz-rum-musunuz-ermeni-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyolog Niyazi Berkes'in anılarından çok çarpıcı bir anekdot:]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyolog Niyazi Berkes'in anılarından çok çarpıcı bir anekdot:</p>

<p>Meşrutiyet döneminde üç Osmanlı aydını araştırma yapmak için Paris'e Bibliyoteque National Kütüphanesi'ne gider.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fransız kütüphane görevlisi girişte doldurmaları için evrak verir. Evrakta nasyonalite (milliyeti) kısmı vardır. Bizim aydınlar bu bilgiyi Müslüman olarak doldururlar.&nbsp;</p>

<p>Görevli evrakları inceleyince, "bu sizin dininiz, milliyetinizi yazacaksınız" der ve yeniden doldurmaları için bizim aydınlara boş evraklar verir.&nbsp;</p>

<p>Bizimkiler kafa kafaya verip ne yazacaklarını tartışır ve bu sefer üçü birden milliyet kısmına Ottoman (Osmanlı) yazar.&nbsp;</p>

<p>Fransız memur bu sefer de bizim sözde aydınlarımıza; o sizi yöneten ailenin soyadı, der. "O sizi yöneten hanedan; milliyetiniz değil, o siz değilsiniz" diye de ekler.&nbsp;</p>

<p>"Ben size yardımcı olayım" diyerek nereden geldiklerini sorar. Bizimkiler İstanbul'dan geldiklerini söyleyince Fransız memur gülerek:"Ya söylesenize" der, eliyle kütüphanede ki bir grubu göstererek "bakın der, şurada İstanbul'dan gelen Ermeniler var."<br />
Farklı bir grubu göstererek "bakın şurada da Rumlar var" der ve sorar "siz Rum musunuz yoksa Ermeni misiniz?"<br />
&nbsp;<br />
Bizimkiler hafif bozularak "yok biz Türk'üz."<br />
Fransız, "e tamam işte der, siz onu yazın."</p>

<p>Vaka o ki 20. yy. başında Meşrutiyet ile Osmanlı topraklarındaki Balkan milletleri, Anadolu'da ki Ermenisi, Rumu milli kimlik davası güderken Türk Türklüğünden bihaber, o derece ki Osmanlının aydın kesimi bile kendisini Türk olarak tanıtmaktan aciz ya Müslümanım ya da Osmanlıyım diyor. Türk tabiri ise öteden beri Avrupalının hem coğrafyamız hem de Anadolu insanı için kullandığı aslında sahipsiz bir tanım.</p>

<p>Ta ki Ziya Gökalp kuşağı aydınlarımıza ve tabii ki Atamız Anadolu insanına Türklüğünü benimsetinceye kadar...<br />
&nbsp;<br />
*Olaylar ve Tanıklıklarla Atatürk - Niyazi Berkes</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/siz-rum-musunuz-ermeni-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Oct 2023 12:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/10/huzun-verici-bir-hikaye.jpg" type="image/jpeg" length="12618"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
