<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Jul 2026 02:28:46 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mazlumların Kanı Petrolden, Altından Daha Değerlidir!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/mazlumlarin-kani-petrolden-altindan-daha-degerlidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/mazlumlarin-kani-petrolden-altindan-daha-degerlidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel, küresel savaşlar, mazlum coğrafyalar, insan hakları ihlalleri ve Türkiye'nin bölgesel sorumluluğunu tarihsel ve vicdani perspektifle değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>✍ | <strong>Sabri Şenel </strong>yazdı...</p>

<p>Dün İngilizlerin insanlığa yaşattığı vahşet, bugün<strong> İsrail, ABD</strong> ve <strong>Çin</strong> tarafından hız kesmeden sürdürülüyor. Katliamlar, kan ve gözyaşı dinmeden devam ediyor. Maalesef bu zulümden en büyük payı Türk milleti ile yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahip ülkelerin mazlum halkları almaktadır.</p>

<p><strong>Irak, Suriye, Libya, Yemen, Filistin, Doğu Türkistan</strong> ve <strong>Lübnan</strong>'da ölüm makineleri masum insanların üzerine kan kusmaya devam ediyor. İnsanlıktan nasibini almamış, hiçbir ahlaki ve insani ilke taşımayan bu vahşi, insanlık dışı insansı yaratıklar hangi iklimde yetişti? Ruh sağlığı bozuk, sanki kan dökmek için eğitilmiş bu yaratıklar; kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı yapmadan insanların üzerine ateş yağdırmayı aralıksız sürdürüyor. Ardından da petrol, doğal gaz, altın başta olmak üzere bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarını vahşice ele geçirip paylaşmaya devam ediyorlar.</p>

<p>İnsanlığı insan hakları konusunda hesaba çekenler (!) kendileri insanlıktan nasibini almamış, vahşi hayvanlarla dahi kıyaslanamayacak katliam şebekelerine dönüşmüş durumdadır.<strong> ABD, AB, İsrail, Rusya, Çin </strong>ve benzeri ülkelerin insanları insan da dünyanın geri kalanında yaşayan insanlar insan değil midir?</p>

<p>Savaşın da bir kuralı olur. Dünyada İtalya ve İspanya gibi onurlu tepki örnekleri bulunmaktadır. Sorunun dinle de ilgisi yoktur. Din ve inanç ayrımı gözetmeksizin ortak insanlık vicdanına o kadar hasretiz ki; o bebeklere, kadınlara, yaşlılara ve masum insanlara yazık değil midir? Masum insanı katledene hiç insan denir mi?</p>

<p>Yine de bu zulme en güçlü tepkiyi Batı'daki birkaç ülke ve daha çok Batı ülkelerindeki insanlar göstermektedir. Müslümanların yaşadığı coğrafyada ise edilgenlik, korkaklık ve bastırılmış duygular hâkimdir. Sanki insani duygular narkozlanmış, sömürülen ülkeler sessizliğe mahkûm edilmiştir. Bu nasıl bir sorumsuzluk ve vicdansızlıktır?</p>

<p>Bu gidişatın sonu asla hayır değildir. Mazlumun sesine kör, sağır ve dilsiz olmak; ne din tarihinde ne de insanlık tarihinde eşine az rastlanır bir çürümüşlük, kokuşmuşluk ve vicdansızlıktır.</p>

<p>Emperyalist çakallar, gerek kendi ülkelerinde gerekse sömürdükleri ülkelerde öldürmek, sömürmek, yağmalamak, çalmak ve çırpmak için hiçbir engel tanımıyor. Sömürgecilerin azgın iştahları doymak bilmiyor. Zalim sürüleri elbet bir gün mazlumların kanında ve gözyaşında boğulacaktır. Zifiri karanlığı, kanı ve gözyaşını insanlık vicdanı bir gün mutlaka mahkûm edecektir.</p>

<p>Haksızlığa ve hukuksuzluğa göz yumup yalnızca iktidarını ve koltuğunu koruyan kukla yönetimlerin sonu yoktur. Nice zalim; taht, servet ve şöhret sahibi olarak bu dünyadan geçti. Bugün onların hatırlanan tek yönü zalimlikleri ve alçaklıklarıdır.</p>

<p>Türk milleti, tarihte kurduğu devletlerle insanı yaşatma odaklı yönetim anlayışı sayesinde insanlığa altın çağlar yaşatmış kahraman bir ecdadın mirasçısıdır. Türk'ün tarihinde ve töresinde mazluma, sahipsize, çaresize, sivile, çocuğa, yaşlıya ve kadına dokunmak, onları öldürmek yoktur. İnsanlık vicdanı Türklere çok şey borçludur.</p>

<p>Bunu bilen zalim egemenler, zulüm düzenlerini sürdürebilmek için <strong>Irak-İran Savaşı</strong>'nda, <strong>Suriye</strong>'de, <strong>Körfez Savaşı</strong>'nda ve Doğu Türkistan'da Türklere yönelik uygulamaları hiç bitirmemiştir.</p>

<p>Aynı yöntemin<strong> Rusya-Ukrayna Savaşı</strong>'nda da uygulandığı ileri sürülmektedir. Rusya'nın, özerk Türk cumhuriyetlerinden vatandaşları savaşta ön saflara sürerek Slav nüfusunu korumaya aldığı; bunun da demografik bir yok etme operasyonu olduğu ifade edilmektedir. Rusya'da savaşta hayatını kaybedenlerin ülkelere göre dağılımının bu gerçeği ortaya koyduğu belirtilmektedir.</p>

<p>Bugünün sıcak gündemi ise İran'dır. Savaşın başında okulu bombalayarak 160 masum çocuğun ölümüne neden olduğu ifade edilen ABD ve İsrail, bugün yeniden harekete geçmiştir. Ankara'daki <strong>NATO</strong> toplantısının ardından <strong>Trump</strong>'ın "İran ile ateşkes bitmiştir." açıklaması sonrasında İran'a yönelik saldırılar devam etmektedir.</p>

<p><strong>Tahran</strong>'ın ve <strong>Tebriz</strong>'in, Türkiye'nin 81 ilinden ne farkı vardır? İran, yaklaşık 50 milyon Türk'ün yaşadığı, dünyanın en büyük Türk ülkelerinden biridir. Dünyanın en kadim Türk şehirlerinde yaşayan mazlum insanlar bugün ateş altındadır.</p>

<p><strong>Türkiye, ABD </strong>ve NATO'nun kuyruğunda bu vahşete ve gözyaşına daha fazla seyirci kalamaz. İran'daki molla rejimi bugün vardır, yarın olmayabilir. Nükleer silah İsrail'de ve emperyalist güçlerde de bulunmaktadır. Buna ses çıkarmayan iki yüzlü anlayışlar, bölgeye kan kusturmaya devam etmektedir.</p>

<p>Korkunun ecele faydası yoktur. Korkak, ürkek ve zaaf sahibi, eli kolu bağlı kukla yöneticilerin iki cihanda hesabı ağır olacaktır. Ses ver ey insanlık! İnsanlık vicdanı bu zulme ve alçaklığa daha fazla seyirci kalamaz.</p>

<p>Evet, <strong>İran</strong>'ın ardından ateşin Türkiye'ye sıçrayacağı ifade edilmektedir. Ülke yöneticilerinin makamları ve koltukları bugün vardır, yarın yoktur. Ancak Türk milleti ve devleti bu topraklarda sonsuza kadar var olacaktır. Siz ise tarihin ve Allah'ın hükmüne mahkûm olacaksınız.</p>

<p><strong>"Ölmesini bilmeyenler azat olamaz." </strong>diyor ölümsüz lider <strong>Ebulfez Elçibey.</strong> Zifiri karanlık, şafağa gebedir.</p>

<p>NATO'nun Ankara toplantısının ardından İsrail'i güvenceye alacak, İsrail'e taşeron bir devlet oluşturmayı amaçlayan Büyük İsrail ve Büyük Ermenistan projelerinin çilingir anahtarı olarak görülen Büyük Kürdistan (2. İsrail) projesinin olgunlaştırıldığı ifade edilmektedir.</p>

<p>Dört parçalı Kürdistan'ın; Irak'ta ABD müdahalesiyle Barzanistan, Suriye'de PYDistan, Türkiye'de "Terörsüz Türkiye" söylemiyle Öcalanistan ve İran'a müdahaleyle PJAKistan oluşturularak tamamlanacağı iddia edilmektedir.</p>

<p>Bu süreç için Irak'ta milyonlarca insan ya katledildi, ya sakat bırakıldı ya da sürgün edildi. Aynı katliam ve sürgün Suriye'de de devam etti. Filistin, Yemen, Libya ve Lübnan kan gölüne çevrildi.</p>

<p>İslam dünyası, Türk dünyası ve bölge belki de tarihinde hiç bu kadar ateş çemberine alınmamış, hiç bu kadar çaresiz kalmamıştı. Şimdi tehlike çanları İran için çalmaktadır. Kana doymayan azgın vampirler İran için yeniden iş başındadır. İran'daki Tebriz Türkü'nün Filistinliden ya da Edirneliden ne farkı vardır?</p>

<p><strong>Maide Suresi'nin 32. ayeti</strong>, haksız yere bir insanı öldürmenin ve bir insanın hayatını kurtarmanın manevi değerini açık biçimde ortaya koymaktadır.</p>

<p>İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde yer alan temel insan hakları sadece küresel emperyalist ülkeler için midir? Onların dışındaki insanlar insan değil midir? Bu dünyanın, insanlık için hiçbir ayrım gözetilmeksizin yaşanabilir olması gerekmez mi? Bu nasıl zalim bir anlayıştır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mazlumların kanı ve gözyaşları, zalimleri elbette bir gün yenecektir. İnsanlık onuru; zulmü, işkenceyi ve sömürüyü mutlaka yenecektir.</p>

<p>Bugün İran'a ateş gibi yağan bombalar; ülkenin etnik, demografik ve inanç yapısı nedeniyle her kesimden insanın ölümüne neden olmaktadır. İnsanlık onuru adına dünyanın ayağa kalkması gerekmektedir. Ancak önce Türk milleti, İslam dünyası ve bölge halkları; Doğu Türkistan, İran, Irak, Suriye, Filistin, Yemen, Lübnan ve Türkiye için, zalimin zulmüne karşı kendi onuru ve geleceği adına ayağa kalkmalıdır.</p>

<p>13.07.2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/mazlumlarin-kani-petrolden-altindan-daha-degerlidir</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 21:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/mazlumlarin-kani-petrolden-altindan-daha-degerlidir.jpg" type="image/jpeg" length="82718"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Olmazsa Olmazlarımız Ve Bir Uyarı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/olmazsa-olmazlarimiz-ve-bir-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/olmazsa-olmazlarimiz-ve-bir-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdris Savaş, "Olmazsa Olmazlarımız ve Bir Uyarı" başlıklı yazısında Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak vatandaşlık anlayışı, milli birlik, toplumsal bütünlük ve etnik kimlik tartışmaları üzerine değerlendirmelerde bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>19. yüzyıl, imparatorlukların parçalandığı ve milliyetçiliğin yeni bir siyasal örgütlenme modeli olarak yükseldiği sancılı bir çağdı. Osmanlı Devleti de bu sürecin dışında kalamadı. Tarihin dayattığı bu şartlar içerisinde, milli bir devlet kurmak bir tercih değil, varlığımızı sürdürebilmenin zorunlu bir sonucuydu. Türkiye Cumhuriyeti, bu tarihsel zaruretin eseridir.</p>

<p>Yıllardır süregelen ve "Kürt sorunu" adı altında gündeme taşınan söylemlerin önemli bir kısmı ise, bu tarihsel gerçekliği göz ardı ederek devletin ortak temelini tartışmaya açma girişimidir. Bu nedenle Türkiye'de bir "Kürt sorunu" olduğu iddiasının, uzun yıllardır sürdürülen dış destekli bir algı yönetimi ve siyasi manipülasyonlarla beslendiği aşikârdır.</p>

<p>Benzer şekilde yıllardır "Anadolu halkı bir mozaiktir" gibi kulağa hoş gelen ifadelerle ortak millet bilincini aşındıran bir anlayış inşa edilmeye çalışılmaktadır. Oysa ister "mozaik" deyin ister "ebru"; her iki tasvir de ancak üzerinde var olacağı sağlam bir zemine sahipse anlam taşır. Zemini olmayan bir mozaik dağılır, suyu olmayan bir ebru ise hiç oluşmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye'nin ortak zemini etnik aidiyetler değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı temelinde şekillenen ortak hukuki ve siyasi aidiyettir. Farklı kökenler bu zeminin zenginliğidir; ancak zeminin kendisi değildir. Ortak vatandaşlık bilincini zayıflatan her söylem, farklılıkları güçlendirmekten çok, birlikte yaşama iradesini aşındırma riski taşır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki bu millet, en az bin yıldır bütün unsurlarıyla aynı tarihî yürüyüşün parçasıdır. Farklı dönemlerde farklı idari yapılar altında yaşanmış olması bu gerçeği değiştirmez. Farklı olmak, ayrı olmak anlamına gelmez. Bu topraklarda oluşan çeşitlilik, bir ayrışmanın değil; ortak kaderin, ortak mücadelenin ve ortak medeniyetin ürünüdür. Bugün kimin hangi kökenden geldiği değil, aynı vatana bağlılık belirleyici olmalıdır.</p>

<p>Kürt vatandaşlarımız bu ülkenin asli, şerefli ve vazgeçilmez unsurlarıdır. Ancak etnik kimliğin siyasi pazarlık konusu hâline getirilmesi, bir hak arayışından ziyade ortak vatandaşlık anlayışını zedeleyen bir yaklaşım hâline dönüşmektedir. "Ben de Kürdüm; devletim, bayrağım ve vatanım için canımı veririm." diyen milyonlarca vatandaşımız varken, bir avuç ayrılıkçı söylemin bütün bir etnik kimliği temsil ediyormuş gibi sunulması hem Kürt vatandaşlarımıza hem de Türkiye'nin birlik fikrine haksızlıktır.</p>

<p>Son dönemde yaşanan gelişmeler, kullanılan dil ve giderek artan provokatif söylemler, bende bu süreci bilinçli biçimde sabote etmeye çalışan organize girişimlerin varlığına ilişkin ciddi endişeler oluşturmaktadır. Bunun kimler tarafından yürütüldüğüne dair kesin bir hüküm vermek mümkün değildir; ancak kullanılan söylemlerin toplumsal gerilimi artırdığı ve ortak yaşam iradesini zedelediği açıktır.</p>

<p>Bu nedenle, sürecin sorumluluğunu üstlenenlere açık bir uyarıda bulunuyorum. Toplumsal huzuru bozan, tehdit dilini besleyen ve "Türk diye bir millet yoktur." noktasına kadar varan söylemler, milletin vicdanında derin yaralar açmaktadır. Devletin kamu düzenini ve toplumsal huzuru koruma görevini gereği gibi yerine getirememesi hâlinde, sosyal gerilimlerin derinleşmesi ve yeni toplumsal kırılmaların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.</p>

<p>Aynı hedefe yürümek, refahı ve huzuru birlikte inşa etmek isteyen bir Türk milliyetçisi olarak tekrar ifade ediyorum: Türkiye; devletiyle, milletiyle ve bütün insani dokusuyla ayrılmaz bir bütündür. Bu bütünlüğü zayıflatmayı amaçlayan her girişim, hukuk devleti içinde ve ortak vatandaşlık bilinciyle karşılık bulmalıdır.</p>

<p>Sözleşme nettir. Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan herkes bu devletin eşit ve asli vatandaşıdır. Bu ortaklığı etnik temelde parçalamayı hedefleyen her proje, yalnızca devlete değil, yüzyıllar boyunca birlikte inşa edilmiş ortak geleceğe de zarar verir. Toplumun milli birlik konusundaki hassasiyetinin hafife alınmaması gerektiğine inanıyor; devletine bağlı her vatandaşın, gerektiğinde milletinin ortak değerlerine de sahip çıkacağını hatırlatıyorum.</p>

<p><strong>İdris Savaş</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/olmazsa-olmazlarimiz-ve-bir-uyari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 21:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/olmazsa-olmazlarimiz.jpg" type="image/jpeg" length="71145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gagavuz Türklerinin Özerklik Statüsüne Büyük Darbe: Soydaşların Hakları Tehdit Altında]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gagavuz-turklerinin-ozerklik-statusune-buyuk-darbe-soydaslarin-haklari-tehdit-altinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gagavuz-turklerinin-ozerklik-statusune-buyuk-darbe-soydaslarin-haklari-tehdit-altinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Moldova Anayasa Mahkemesi, Gagavuz Özel Statü Yasası'nı iptal ederek özerkliği zayıflattı. Çepni Dernekleri Federasyonu, soydaşların hakları için diplomatik girişim çağrısında bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çoğu zaman Türk olmanın yalnızca tek bir inançla sınırlandığı düşünülür. Oysa tarih ve coğrafya, bizlere bunun hiç de böyle olmadığını gösteren çok önemli örnekler sunmaktadır. İşte bu anlamlı örneklerin başında Gagavuz Türkleri gelmektedir.</p>

<p><strong>HRİSTİYAN ORTODOKS AMA ÖZ BE ÖZ TÜRK</strong></p>

<p>Moldova Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan özerk Gagavuz Yeri'nde yaşayan soydaşlarımız, Hristiyan (Ortodoks) inancına mensup olmalarına rağmen öz be öz Türk'tür. Onlarla konuşulduğunda duyulan o duru Türkçe, ortak köklerin en güçlü kanıtıdır. Biz "Allah" deriz, onlar da "Allah" der; biz "ekmek, su, anne" deriz, onlar "ekmek, su, ana" der. İnançlar farklı olsa da dil, kültür, gelenekler, misafirperverlik ve tarih aynı kökten beslenmektedir.</p>

<p>"Dil, bir milletin kalbidir." Gagavuz Türklerinin kalbi de yüzyıllardır Türkçe atmaktadır. Farklılıkların ayrıştırıcı değil, aksine ortak kültürü zenginleştiren bir unsur olduğunu görmek isteyen herkesin Gagavuz Türklerini yakından tanıması gerekir. Din farklı olsa da dil, soy, tarih ve kardeşlik ortaktır.</p>

<p><strong>ATATÜRK'ÜN EMANETİ VE TÜRKİYE'NİN TARİHÎ SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>Gagavuz Türklerinin Moldova içerisindeki özerk statüsü, Soğuk Savaş sonrasında Türkiye'nin de önemli katkılarıyla güvence altına alınmıştır. <strong>Türkiye</strong>, bu özerk yapının oluşmasında ve korunmasında tarihî sorumluluğa sahip ülkelerden biridir.</p>

<p>Nitekim 1930'lu yıllarda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla yaklaşık 80 öğretmen Gagavuz Türklerinin yaşadığı bölgeye gönderilmiştir. Bu hamlenin amacı; Türkçeyi yaşatmak, milli kimliği korumak ve kardeşlik bağlarını güçlendirmek olmuştur. Bugün dahi Gagavuz Türkleri, Atatürk'ü büyük bir saygıyla "Ata" olarak anmaktadır.</p>

<p><strong>9 TEMMUZ KARARI: ÖZERKLİK YETKİLERİ BUDANDI</strong></p>

<p>Geçtiğimiz yılın ağustos ayında, Gagavuz Türklerinin halkın oylarıyla seçilmiş Başkânı Yevgenia Gutsul'un siyasi saiklerle mahkûm edilmesine Ankara'nın sessiz kalması eleştiri konusu olmuştu.</p>

<p>Bugün ise <strong>Moldova Anayasa Mahkemesi</strong>, 9 Temmuz 2026 tarihli kararıyla, 1994 tarihli <strong>Gagavuz Özel Statü Yasası</strong>'nın kritik hükümlerini iptal etmiş ve Gagavuz özerkliğinin önemli yetkilerini budamıştır. Bu gelişme, Gagavuz Türklerinin özerk yapısının adım adım zayıflatıldığı yönündeki endişeleri daha da artırmıştır.</p>

<p>Daha da düşündürücü olan gelişme ise Gagavuz Türklerinin hakları sınırlandırılırken, NATO Zirvesi sonrasında Ankara'dan kamuoyuna yansıyan herhangi bir resmî açıklama veya diplomatik tepkinin görülmemiş olmasıdır. Türk dünyasının liderliği yalnızca söylemlerle değil, soydaşlarının hakları ve hukuku tehdit altına girdiğinde ortaya konulan kararlı diplomatik iradeyle ölçülür. Sessizlik, tarihin hiçbir döneminde çözüm olmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Gagavuz Türklerinin Özerklik Statüsüne Büyük Darbe Soydaşların Hakları Tehdit Altında 2" height="750" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/07/gagavuz-turklerinin-ozerklik-statusune-buyuk-darbe-soydaslarin-haklari-tehdit-altinda-2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p><strong>ÇEPNİ DERNEKLERİ FEDERASYONUNDAN DİPLOMATİK GİRİŞİM ÇAĞRISI</strong></p>

<p><strong>Çepni Dernekleri Federasyonu</strong> tarafından yapılan açıklamada, Gagavuz Türklerinin tarihî, kültürel ve hukuki kazanımlarının korunmasının son derece önemli olduğu vurgulandı.</p>

<p>Federasyon, bu hassas konunun Türk kamuoyu tarafından yakından takip edilmesini, ilgili kurumların gerekli diplomatik girişimlerde bulunmasını ve soydaşların haklarının korunması konusunda güçlü bir irade ortaya konulmasını beklemektedir. <strong>Gagavuz Türkleri yalnız değildir</strong>; onların dili, tarihi ve kültürü Türk milletinin ortak mirasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gagavuz-turklerinin-ozerklik-statusune-buyuk-darbe-soydaslarin-haklari-tehdit-altinda</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/gagavuz-turklerinin-ozerklik-statusune-buyuk-darbe-soydaslarin-haklari-tehdit-altinda.png" type="image/jpeg" length="88694"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Bayrağın Gölgesinde Yükselen Adam]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bir-bayragin-golgesinde-yukselen-adam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bir-bayragin-golgesinde-yukselen-adam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Zekai Özdemir'den Nurettin Topçu'nun Sorbonne'da Türk bayrağını ödül olarak istemesi üzerinden vatan sevgisi, ahlak ve millet şuurunu anlatan etkileyici bir yazı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bazı insanlar isimleriyle değil, isimlerinin arkasına sakladıkları değerlerle hatırlanırlar. Nurettin Topçu da öyleydi. Onu büyük yapan diplomaları, kitapları ya da kürsüleri değildi. Onu büyük yapan, bütün başarılarının önüne “milletim” kelimesini koymasıydı.</p>

<p>Yıl 1934. Yer: Paris. Sorbonne Üniversitesi’nin asırlık taş duvarları arasında tarihî bir gün yaşanıyordu. Genç bir Türk ilim adamı, yıllarını verdiği tezini dünyanın en ağır jürilerinden birinin karşısına çıkarıyordu. Salon tıklım tıklımdı. Fransız profesörler, Avrupalı akademisyenler, ilim erbabı… Herkes dikkat kesilmişti.</p>

<p>Ama o kalabalığın içinde bir boşluk vardı. O boşluk memleket kokuyordu. Onu yetiştiren toprakların resmî bir temsilcisi yoktu salonda. Sıralar arasında sadece bir isim vardı: Halide Edip Adıvar. Gözleri dolu dolu genç adamı dinliyordu. Çünkü kürsüde konuşan sadece Nurettin Topçu değildi. Onun sesinde Yunus’un nefesi, Fatih’in iradesi, Çanakkale’de toprağa düşen bir askerin duası vardı. O gün Sorbonne’da bir millet konuşuyordu.</p>

<p>Savunma bitti. Jüri başkanı ayağa kalktı. Alkışlar uzun sürdü. Ardından geleneksel teklif sunuldu: “Beyefendi, büyük bir başarı gösterdiniz. Size bir ödül takdim etmek isteriz. Altın bir kol saati, Amerika’ya bir seyahat, ya da İskandinav ülkelerine bir gezi…”</p>

<p>Bu teklifler herhangi bir genç için hayaldi. Ama Nurettin Topçu’nun gözü hiçbirinde değildi. Çünkü onun gönlünde şahsi bir arzu yoktu. Yıllardır taşıdığı tek dert vardı: “Ben kimin adını taşıyorum?”</p>

<p>Sessizce ayağa kalktı ve sordu:<br />
“Başka bir teklifiniz yok mu?”</p>

<p>“Hayır” dediler.<br />
“O halde müsaade ederseniz ben bir şey isteyeceğim” dedi. Ve sonra bütün salonu susturan cümleyi kurdu:<br />
“Yirmi dört saat boyunca Türk bayrağının Sorbonne’un gönderinde dalgalanmasını istiyorum.”</p>

<p>O anda salonda bir şey değişti. Çünkü orada oturanlar bir gencin ödül isteğine değil, bir millet evladının vefa borcuna şahit oldular. O, kendisi için bir saat istemedi. Zamanı temsil eden sancağını istedi. Kendisi için bir gezi istemedi. Adının Avrupa’nın göbeğinde anılmasını istedi. Kendisi için bir hatıra istemedi. Yedi düvele karşı “Ben buradayım” diyen bir şeref nişanı istedi.</p>

<p>Rivayet odur ki talebi kabul edildi. Ertesi sabah Paris’in göbeğinde, ilmin kalbinde Ay-Yıldızlı Al Bayrak göndere çekildi. O bayrak artık sadece bir kumaş değildi. Erzurum’da bir ananın gözyaşıydı. Sakarya’da bir askerin son nefesiydi. Kayseri’de bir hocanın duasıydı. Yüzyılların yükünü sırtlayan bir milletin haysiyetiydi.</p>

<p>İşte Nurettin Topçu’nun bütün hayatı o 24 saate sığdı. O, yaşadığı her yerde kendini değil temsil ettiği değeri öne çıkardı. Makam isteseydi alırdı. Şöhret isteseydi yakalardı. Ama o hep aynı şeyi seçti: Mesuliyet. Hizmet. Millet sevgisi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Onun ahlakında büyüklük “ne kazandığınla” değil, “ne için vazgeçtiğinle” ölçülürdü. Kendisine sunulan her menfaati geri çevirip yerine milletinin adını koydu.</p>

<p>Bugün o hadise bize şunu fısıldar: Bir insan kendi adını büyütmeye çalışırsa adı unutulur. Ama milletini yüceltmeye çalışırsa, adı da milletiyle birlikte büyür.</p>

<p>Bayrağın gölgesinde duran o mütevazı adam, bayraktan kuvvet almadı. Bayrağa mana kattı.</p>

<p>Ve biz onu, işte o yüzden unutmadık. Çünkü o, başarısını kendine değil, bir millete armağan eden ender insanlardandı.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Zekai Özdemir</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bir-bayragin-golgesinde-yukselen-adam</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/bir-bayragin-golgesinde-yukselen-adam.jpg" type="image/jpeg" length="34959"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["Düşünmeyi Öğrenmek" Yazı Dizisinin Yansımaları (7)]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-yazi-dizisinin-yansimalari-7</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-yazi-dizisinin-yansimalari-7" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, "Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisinin yedinci bölümünde düşünme, akıl yürütme, bilimsel yöntem ve kuramsal düşünmenin önemini değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Düşünmek Başka, Akıl Yürütmek Başkadır</p>

<p>"Düşünmeyi Öğrenmek" başlıklı yazı dizisinin beklediğimden daha fazla ilgi görmesi beni sevindirdi. Daha da önemlisi, çok farklı dünya görüşlerinden okuyucuların ortak bazı sorular üzerinde durması, Türkiye'nin zihinsel iklimi açısından umut verici bir gelişmedir.</p>

<p>Okuyuculardan gelen yorumları dikkatle incelediğimde, aslında aynı noktada düğümlenen önemli bir meseleyle karşılaştım:<br />
"Biz zaten düşünüyoruz. O hâlde neden yeniden düşünmeyi öğrenelim ki?"<br />
İşte tam da bu soru, yazı dizisinin çıkış noktasını oluşturuyor.</p>

<p>Çünkü çoğu zaman "düşünmek" dediğimiz faaliyet ile gerçekten düşünmeyi öğrenmek aynı şey değildir.<br />
Bir insan saatlerce konuşabilir.<br />
Yüzlerce kitap okuyabilir.<br />
Siyaset tartışabilir.<br />
Felsefe yapabilir.<br />
Sürekli yorum üretebilir.</p>

<p>Fakat bunların hiçbiri tek başına düşünmenin kanıtı değildir.<br />
Çünkü insan zihni çoğu zaman bilgi üretmez; yalnızca mevcut inançlarını yeniden düzenler.<br />
Bu nedenle gerçek düşünme, kanaat üretmekten önce gerçekliği doğru okuyabilme disiplinidir.</p>

<p>Yazı dizisinde anlatmaya çalıştığım temel ayrım tam da budur.<br />
Soyut akıl yürütme ile bilimsel düşünme aynı şey değildir.<br />
Mantık kurmak ile gerçeği açıklamak da aynı şey değildir.<br />
Bir fikrin kendi içinde tutarlı olması, onun doğru olduğu anlamına gelmez.<br />
Çünkü hayat yalnızca mantıksal çıkarımlarla işlemez.</p>

<p>Hayat; verilerle, olgularla, tarihsel süreçlerle, sosyolojiyle, psikolojiyle, ekonomiyle, coğrafyayla ve birbirini etkileyen sayısız değişkenle birlikte okunmak zorundadır.</p>

<p>Bilim tam da bunun için vardır.<br />
Bilim, düşüncenin yerine geçmez; düşünceyi denetler.<br />
Veri, kanaatin düşmanı değildir; onun sınayıcısıdır.</p>

<p>Bu nedenle bilimsel verilere, maddi olgulara ve çok faktörlü süreçlere dayanmayan analizler, çoğu zaman gerçek anlamda düşünme değil; soyut akıl yürütme faaliyetidir.</p>

<p>Yorumlarda sıkça atıf yapılan Türk tarihine baktığımızda ise ilginç bir tablo görürüz.<br />
Türk milleti yüzyıllar boyunca son derece hareketli bir coğrafyada yaşamıştır.<br />
Bozkırdan Anadolu'ya uzanan tarih; göçlerin, savaşların, iklim değişimlerinin, ticaret yollarının ve sürekli değişen farklı güç dengelerinin tarihidir.</p>

<p>Böyle bir hayat tarzı, Türk Milletinde yüksek risk algısı geliştirmeyi zorunlu kılmıştır.<br />
Göktürk Yazıtları'nda sıkça karşılaştığımız "düşünmek" vurgusu da büyük ölçüde bu pratiğin ürünüdür.<br />
Oradaki düşünme, soyut felsefi bir düşünme faaliyet değildir.<br />
Devletin geleceğini hesap etmek, tehlikeyi önceden görmek, doğru zamanda doğru ve pratik kararlar verebilmek anlamına gelir.<br />
Başka bir ifadeyle Göktürk Yazıtlarındaki düşünmek faaliyeti; hayatta kalmanın ve devlet yönetmenin vazgeçilmez aracıdır.</p>

<p>Bu yüzden Türk devlet geleneğinde düşünmek, çoğu zaman pragmatik bir aklı ifade eder.<br />
Bu özellik, tarih boyunca Türk toplumuna olağanüstü bir uyum kabiliyeti kazandırmıştır.</p>

<p>Ancak günümüz dünyasının ihtiyacı yalnızca pratik zekâyla varacağımız sonuçlar değildir.<br />
Bugün karşı karşıya olduğumuz meseleler; yapay zekâdan iklim krizine, küresel ekonomiden biyo-teknolojiye kadar çok katmanlı ve birbirine bağlı süreçlerdir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca pratik ve pragmatik çözümler geliştirmek artık yeterli değildir.<br />
O çözümleri üretecek zihinsel yöntemi de kurmak zorundayız.<br />
İşte "Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisinin temel amacı budur.</p>

<p>Bugün Türkiye'de hemen herkes konuşuyor.<br />
Hemen herkes yorum yapıyor.<br />
Fakat çok az kişi yöntem tartışıyor.</p>

<p>Oysa medeniyetler yalnızca fikir üreterek yükselmez.<br />
Fikir üretme yöntemlerini geliştirerek yükselir.<br />
Bilim devrimlerini mümkün kılan da budur.<br />
Aydınlanma'yı farklılaştıran da budur.<br />
Sanayi Devrimi'nin arkasındaki zihinsel güç de budur.</p>

<p>Sorulması gereken ilk soru şudur:<br />
"Ne düşünüyoruz?" değil,<br />
"Düşünürken hangi yöntemi kullanıyoruz?"<br />
Çünkü yanlış yöntemle doğru sonuca ulaşmak tesadüftür.</p>

<p>Doğru yöntem ise, farklı zamanlarda ve farklı şartlarda da güvenilir sonuçlar üretir.<br />
Kuramsallık tam da burada devreye girer.<br />
Kuram; hayatı basitleştirmek değil, karmaşıklığını anlaşılır hâle getirmektir.<br />
Kuram; olayları tek tek açıklamak değil, onları birbirine bağlayan ilkeleri ortaya koymaktır.</p>

<p>Bu nedenle kuramsal düşünme, gerçek hayattan kopmak değil; tam tersine onu daha derinlikli kavramaktır.</p>

<p>"Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisi, okuyucuya ne düşüneceğini söylemeyi amaçlamıyor.<br />
Nasıl düşünmesi gerektiği üzerine birlikte düşünmeyi teklif ediyor.</p>

<p>Çünkü kanaatler değişebilir.<br />
İdeolojiler değişebilir.<br />
Siyasi tercihler değişebilir.</p>

<p>Fakat doğru düşünme yöntemi, insanın en kalıcı sermayesidir.<br />
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de yeni sloganlar değil, yeni bir zihinsel disiplindir.<br />
Belki de Türkiye'nin gerçek meselesi, bilgi eksikliği değil; düşünme yöntemindeki eksikliktir.</p>

<p>Eğer bunu başarabilirsek, yalnızca daha doğru kararlar vermeyeceğiz; birbirimizi daha iyi anlayacak, farklı görüşleri daha sağlıklı tartışacak ve ortak geleceğimizi daha sağlam temeller üzerinde inşa edeceğiz.</p>

<p>Çünkü güçlü toplumlar, aynı fikirde oldukları için değil; aynı düşünme ve muhakeme ahlâkını paylaştıkları için güçlüdürler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(Yöntem konusuyla devam edeceğiz...)</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-yazi-dizisinin-yansimalari-7</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="12994"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD'nin 1921 tarihli gizli raporu ortaya çıktı: Mustafa Kemal Atatürk için dikkat çeken ifadeler]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/abdnin-1921-tarihli-gizli-raporu-ortaya-cikti-mustafa-kemal-ataturk-icin-dikkat-ceken-ifadeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/abdnin-1921-tarihli-gizli-raporu-ortaya-cikti-mustafa-kemal-ataturk-icin-dikkat-ceken-ifadeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD'nin 1921'de Ankara'ya gönderdiği istihbarat heyetinin hazırladığı raporda, Milli Mücadele'nin lideri Mustafa Kemal hakkında yer alanlar yeniden gündeme geldi. Amerikan askeri arşivlerindeki belgede, Atatürk'ün kişiliği, görünüşü ve liderlik özelliklerine ilişkin dikkat çeken gözlemler yer alıyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Milli Mücadele'nin en kritik döneminde Ankara'ya gelen ABD donanmasına bağlı heyet, 1 Temmuz 1921'de Mustafa Kemal Paşa ile Ankara Garı'ndaki karargâhta bir araya geldi. Ön görüşmeyi ABD'nin Ankara temsilcisi Lewis Heck gerçekleştirirken, heyet daha sonra Paşa ile kapsamlı bir görüşme yaptı. Görüşme sırasında yapılan siyasi ve kişisel gözlemler istihbarat raporuna dönüştürülerek ABD'ye gönderildi.</p>

<p>Askeri tarihçi Prof. Dr. Esat Arslan'ın 1995 yılında Amerikan askeri arşivlerinde ulaştığı belgede, Mustafa Kemal Paşa'nın ilk izlenimine geniş yer veriliyor. Raporda, elinde mercan tesbih bulunduğu, ilk anda soğuk ve mesafeli bir tavır sergilediği, saçlarının "bir kolej öğrencisi gibi geriye tarandığı" ve keskin bakışlarıyla dikkat çektiği ifade ediliyor.</p>

<p>Amerikalı gözlemciler ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın güçlü analiz yeteneğine, olaylara geniş perspektiften yaklaşmasına ve karşısındaki kişide yoğun bir odaklanma hissi oluşturduğuna vurgu yapıyor. Raporda yer alan "Leb demeden leblebiyi anlayabilen canlı görüntüsü vardı" ifadesi ise belgenin en dikkat çeken değerlendirmeleri arasında gösterildi.</p>

<p>Amerikalılar hem dinlediklerini hem gördüklerini not ediyorlardı. O notlar istihbarat raporu haline getirilip ABD’ye gönderildi.</p>

<p><img alt="ABD'nin 1921 tarihli gizli raporu ortaya çıktı: Mustafa Kemal Atatürk için dikkat çeken ifadeler - Resim : 1" height="428" loading="lazy" src="https://img.yenicaggazetesi.com/rcman/Cw749h428q95gm/storage/files/images/2026/07/07/geeee-zx8a.jpg" width="749" /></p>

<p>Musa Kesler Hürriyet'teki yazısında, Askeri tarihçi Prof. Dr. Esat Arslan’ın 1995 yılında Amerikan askeri arşivlerinde bulduğu belgede ABD heyetinin 40 yaşındaki Mustafa Kemal Paşa’ya dair dikkat çeken gözlemlerini aktardı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"1921’in yaz aylarında Ankara’ya bir heyet gönderdiler. Heyet ABD donanmasından seçilmişti. İstihbaratçıydılar. Sadece siyasi değil ‘şahsi’ gözlemler de yapacaklardı. Milli Mücadele’nin lideri Mustafa Kemal Paşa, onları 1 Temmuz 1921’de Ankara Garı’ndaki iki katlı, mütevazı taş binada bekliyordu.</p>

<h3><strong>SOĞUK VE MESAFELİ</strong></h3>

<p>Mustafa Kemal Paşa ile ön görüşmeyi ABD’nin Ankara temsilcisi Lewis Heck yaptı. Paşa gayet soğuk davranmıştı. Heck’e göre “Milliyetçilerle siyasi ilişki kurmadan hiçbir şey yapılamaz” mesajıydı bu. Zira ABD Ankara’ya mesafeliydi. Asıl heyet görüşmesi 16.00’da başladı. Mustafa Kemal tek başınaydı.</p>

<h3><strong>ELİNDE MERCAN TESBİH</strong></h3>

<p>“Ihlamur ağaçları altındaki küçük taş evin kapısından üst kattaki toplantı odasına kadar her türden sivil ve üniformalı görevliler sıralanmıştı. Mustafa Kemal Paşa yeşil örtülü toplantı masası, birçok sandalyesi, bir kanepe ve bir kitaplığı olan bir odada bekliyordu. Pembe ipek püsküllü ve aynı renkteki mercan tesbihini sinirli şekilde çevirir halde, kapının içinde ayakta karşıladı bizi... İlk bakışta oldukça sinirli beklemekte olduğu görülüyordu.</p>

<h3><strong>KOLEJ ÖĞRENCİSİ GİBİ</strong></h3>

<p>Türkiye’de dikilmediği belli olan kurşuni mavi renkte, çok zarif bol bir elbise giymişti. Üzerinde dik yakalı bir gömlek, yumuşak görünümlü bir yelekle bunları tamamlayan kavisli küçük bir kravatı vardı. Ne fesi ne de kalpağı vardı. Bir kolej öğrencisi gibi ince saçlar geriye doğru taranmıştı. İlk görüşte gençliği sizi etkilerdi. Çıkık elmacık kemikleri, hafif çukur yanaklar küçük kavisli bir buruna yerleşmiş bir görünüm veriyor. Yüzü iyi eğitim almış, üst düzey biri gibi anlamlı, garip bir biçimde mimiksizdi. Keskin anlamlı şakakları ile ilk bakışta göze çarpan dışa eğimli kaşları, O’nun başlıca özelliği idi. Leb demeden leblebiyi anlayabilen canlı görüntüsü entelektüelliğinin önündeydi. Burnunun üzerinde iki küçük beni vardı. Tartışılan konuyu onaylayıp onaylamadığını belirtecek biçimde kaşlarını aşağı yukarı hareket ettiriyordu.</p>

<h3><strong>BEYİNDE YOĞUNLAŞMA</strong></h3>

<p>Ağzının her iki yanındaki çukurların hafifçe geriye çekilip çekilmediğini fark edinceye kadar niyetlendiği şeyi anlayamazdınız. Çenesi küçük olmasına karşın, sivri ve kararlıydı. Onunla görüşürken beyninizde bir yoğunlaşma duygusuna kapılırsınız, arkasından soru ne kadar karmaşık ve çetin olursa olsun geniş çözümlü seçeneklerle konunun tam olarak anlaşılmasını sağlar ve geniş bir bakış açısına sahip olursunuz.”</p>

<p>Kaynak: Dilek Taşdemir - YENİÇAĞ</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/abdnin-1921-tarihli-gizli-raporu-ortaya-cikti-mustafa-kemal-ataturk-icin-dikkat-ceken-ifadeler</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/mustafa-kemal-ataturk.jpg" type="image/jpeg" length="92007"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Selçuk Özdağ: “NATO Zirvesi'nden Türkiye adına somut ne kazanım çıktı?”]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/selcuk-ozdag-nato-zirvesinden-turkiye-adina-somut-ne-kazanim-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/selcuk-ozdag-nato-zirvesinden-turkiye-adina-somut-ne-kazanim-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Selçuk Özdağ, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin ardından Türkiye'nin somut kazanım elde edemediğini belirtti. Özdağ, F-35 süreci, Gazze, İran ve Donald Trump'ın açıklamalarını değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gelecek Partisi/Yeni Yol Grubu Grup Başkanvekili ve Muğla Milletvekili <strong>Doç. Dr. Selçuk Özdağ</strong>, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin ardından yaptığı açıklamada, zirvenin Türkiye açısından somut sonuçlar üretmediğini ifade etti.</p>

<p>Özdağ, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı değerlendirmede, yayımlanan NATO Zirvesi Sonuç Bildirgesi sonrasında Türkiye'nin elde ettiği kazanımların kamuoyu tarafından sorgulanması gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>ÖZDAĞ: "TÜRKİYE NATO ZİRVESİ'NDEN NE KAZANDI?"</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Selçuk Özdağ</strong>, <strong>NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi</strong> sonrasında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin zirveden elde ettiği somut kazanımların belirsiz olduğunu söyledi.</p>

<p>ABD Başkanı <strong>Donald Trump'ın</strong> Türkiye'ye yönelik açıklamalarına değinen Özdağ, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>"Trump'ın içi boş ve samimiyetten uzak iltifatlarının ötesinde Türkiye bu zirveden ne kazandı?"</p>

<p><strong>ZİRVENİN GÜNDEMİ İLE KAMUOYUNUN GÜNDEMİ FARKLIYDI</strong></p>

<p>Özdağ, zirve süresince kamuoyunun daha çok <strong>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un koşması</strong>, <strong>Maraş usulü dondurma ikramı</strong>, <strong>yeniçeriler</strong> ve <strong>Arnavutluk Başbakanı Edi Rama'nın ayakkabıları</strong> gibi görüntülerle meşgul edildiğini ifade etti.</p>

<p>Buna karşın Türkiye'nin öncelik verdiği bölgesel konularda herhangi bir somut gelişme yaşanmadığını belirten Özdağ, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Ne mazlum Gazze için ne de dost ve kardeş İran halkı için somut bir kazanım ortaya çıktı."</p>

<p><strong>F-35 KONUSUNDA BEKLENTİLER KARŞILANMADI</strong></p>

<p>Türkiye'nin uzun süredir gündeminde bulunan <strong>F-35 savaş uçakları</strong> konusuna da değinen Özdağ, ABD Başkanı Donald Trump'ın zirvenin başlangıcındaki açıklamalarının iyimser bir hava oluşturduğunu ancak zirve sonunda verilen mesajların beklentileri karşılamadığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özdağ, Trump'ın zirveden ayrılırken kullandığı ifadelerin daha temkinli ve ikircikli olduğunu belirterek, bunun F-35 sürecinde beklentilerin henüz karşılanmadığını gösterdiğini ifade etti.</p>

<p><strong>BÖLGEDEKİ GÜVENLİK RİSKLERİ ARTIYOR</strong></p>

<p>Bölgede güvenlik risklerinin giderek arttığını vurgulayan Özdağ, İran'da <strong>Bender Abbas'taki patlamanın</strong> ardından <strong>Hürmüzgan Eyaleti'ne bağlı Sirik kentinden</strong> de patlama sesleri geldiğine ilişkin haberlerin endişe verici olduğunu söyledi.</p>

<p>Açıklamasının sonunda Özdağ şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"İslam beldeleri vurulmaya, Müslüman kanı akmaya devam ediyor. Bölgede tansiyon düşmek yerine yükselmeye devam ediyor."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, POLİTİKA</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/selcuk-ozdag-nato-zirvesinden-turkiye-adina-somut-ne-kazanim-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 21:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/selcuk-ozdag-nato-zirvesinden-turkiye-adina-somut-ne-kazanim-cikti.jpg" type="image/jpeg" length="61258"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dil Milli Birliğin Çimentosudur]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/dil-milli-birligin-cimentosudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/dil-milli-birligin-cimentosudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkçenin millî kimlik ve kültür üzerindeki önemi, tarihî gelişimi, Atatürk'ün dil politikaları ve dil bilincine dair değerlendirmeler.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Soy bilincimiz, Türkçe temeli üzerine oturur. Dili bozulan milletler yozlaşır, tarih sahnesinden silinir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güzel Türkçemize giren Arapça sözcükler Arap kültürünü, Farsça sözcükler Fars kültürünü, İngilizce sözcükler ise Amerikan kültürünü beraberinde taşırlar. Kültür işgali, düşman ordularının vatan topraklarını çiğnemesinden daha tehlikelidir.</p>

<p>Cumhuriyet dönemi milliyetçileri, "izm"lerin kurbanı oldular. Türkçenin Türkleşmesine karşı çıkıp Kaşgarlı'nın sözlüğünde yer alan "yanıt"ı öteleyip Arapçadaki "cevap" sözcüğünü savundular. Yunus Emre'nin şiirlerinde yer alan "tanık"a karşı çıkıp Arapça "şahit" sözcüğünü kullandılar. Aslında Türkçenin Türkleşmesine en çok Türkçülerin katkı vermesi gerekiyordu; ancak olmadı.</p>

<p>Cumhuriyet dönemi milliyetçilerinin etkisinden kurtulmadan duru Türkçeyi yakalayamazsınız. Nazım Hikmet'in şiirleri güzel Türkçenin örneğidir; Necip Fazıl'ın dili ise Arapça ve Farsça sözcüklerin yoğun olarak kullanıldığı bir dildir.</p>

<p>Türkçe karşılığı varken Arapça, Farsça ve İngilizce sözcükler kullanmak yozlaşmadan yana olmaktır.</p>

<hr />
<p>Okuduklarımızdan hareketle;</p>

<p>Türk dili, Orta Asya coğrafyasında doğarak Türk milletinin gönül coğrafyasında beslenmiştir. Orta Asya'dan Ahmet Yesevî'nin Horasan erenleri vasıtasıyla Anadolu ve Balkan coğrafyasına taşınmıştır. Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Taptuk Emre, Sarı Saltuk ve Somuncu Baba, birer kültür elçisi olarak taşıdıkları Türkçe bayrağını 13. yüzyılda Yunus Emre ile zirveye taşımıştır.</p>

<p>8. yüzyılda Bilge Kağan, Göktürk Yazıtları'nda dilin millet hayatındaki büyük önemini vurgulamıştır. 13 Mayıs 1277'de Karamanoğlu Mehmet Bey, Türk dilini resmî dil olarak ilan eden ilk devlet adamı olmuştur. Bu tarihî olay her yıl Karaman'da Türk Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.</p>

<p>Türk dilini resmî dil olarak ilan eden ikinci Türk devlet adamı ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür.</p>

<p>"Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." diyen Atatürk, önce Türk Dili Tetkik Cemiyetini kurmuş, 26 Eylül 1932'de de İlk Türk Dili Kurultayı'nın açılışını yapmıştır. 26 Eylül, tam 84 yıldır Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.</p>

<p>Bu vesileyle dört parmağıyla (Tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak) diyen Cumhurbaşkanımıza diyoruz ki; başparmağınızı da açarak (Tek dil) diyerek haykırınız. Çünkü dil olmazsa millet de olmaz.</p>

<p><strong>Dil, millî birliğin çimentosudur.</strong></p>

<p><strong>A. Kemal GÜL</strong><br />
<i>Eğitimci - Mühendis</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/dil-milli-birligin-cimentosudur</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2022/08/yazarlar/akemal-gul-aydinlar-ocagi-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="30348"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Merkez Ülke Doktrini]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/merkez-ulke-doktrini</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/merkez-ulke-doktrini" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin geleceğine ilişkin "Merkez Ülke Doktrini"ni değerlendiren Rubil Gökdemir; hukuk, demokrasi, ekonomi, teknoloji, diplomasi ve güçlü kurumlar ekseninde yeni bir devlet kapasitesi ve stratejik vizyon önerisini ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhuriyet'in İkinci Yüzyılında Türkiye İçin Yeni Bir Devlet Kapasitesi</p>

<p>Merkez Ülke Doktrini bir dış politika metni değil; hukuk, demokrasi, ekonomi, eğitim, teknoloji ve diplomasiyi aynı stratejik çerçevede buluşturan bir devlet vizyonu olarak ele alınmalıdır.</p>

<p>Tarih, bazı milletlere büyük coğrafyalar, bazı milletlere büyük fırsatlar sunar. Daha az sayıdaki millete ise hem büyük coğrafyalar hem de büyük sorumluluklar yükler.</p>

<p>Türkiye, tarih boyunca bu üçüncü kategoride yer aldı.<br />
Üç kıtanın kesişim noktasında bulunan; Karadeniz'i Akdeniz'e, Avrupa'yı Asya'ya, Kafkasya'yı Orta Doğu'ya bağlayan bu coğrafya, yalnızca bir vatan değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin bileşim alanıdır.</p>

<p>Ancak tarih bize bu büyük fırsatlar yanında önemli de bir ders vermektedir:<br />
Jeopolitik avantaj, onu doğru yönetecek bir kurumsal devlet kapasitesi olmadığında kolaylıkla jeopolitik kırılganlığa da dönüşebilir.</p>

<p>Bugün Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin önündeki asıl mesele, yalnızca daha güçlü bir ekonomi kurmak veya daha gelişmiş savunma sistemleri üretmek değildir.<br />
Asıl mesele; bütün bu alanları aynı stratejik hedef doğrultusunda birleştirecek yeni bir devlet paradigması geliştirebilmektir. Ben buna Merkez Ülke Doktrini diyorum. Bu doktrin, bir yayılma veya nüfuz alanı oluşturma projesi değildir.</p>

<p>Aksine; Türkiye'nin bulunduğu coğrafyanın sunduğu doğal avantajları hukuk, demokrasi, diplomasi, ekonomi, bilim ve güvenlik ekseninde değerlendirerek istikrar üreten ve bir rol modeli merkez ülke hâline gelmesini hedefleyen bir devlet vizyonudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Merkez ülke olmak, herkesle aynı anda kavga etmek değildir. Herkesle aynı anda konuşabilmektir. Merkez ülke olmak, her krizin tarafı olmak değildir. Krizlerin çözümünde güvenilen aktör olabilmektir.<br />
Merkez ülke olmak, yalnızca askerî güç sahibi olmak değildir. Ekonomik güven, hukuki öngörülebilirlik, demokratik çoğulculuk, bilimsel üretkenlik ve diplomatik itibarı aynı potada eritebilmektir.</p>

<p>Bu nedenle yeni devlet kapasitesinin İLK ŞARTI, güçlü kurumlardır. Kurumların güçlü olmadığı yerde devlet, kişilere bağımlı hâle gelir. Oysa büyük devletler, güçlü liderlerden önce güçlü kurumlar inşa edebilmiş devletlerdir.</p>

<p>İKİNCİ ŞART, hukukun üstünlüğüdür.<br />
Yatırımın, bilimin ve nitelikli insan kaynağının kalıcı olduğu ülkeler, yalnızca ekonomik teşviklerle değil; öngörülebilir hukuk düzeniyle güven üretirler.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ ŞART, bilgi ve teknoloji egemenliğidir.<br />
Bu yüzyılda jeopolitik üstünlük yalnızca kara, deniz ve hava gücüyle değil; veri, yapay zekâ, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve yarı iletkenler gibi alanlarda elde edilen kapasiteyle belirlenecektir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ ŞART ise çok katmanlı diplomasidir. Türkiye; Batı ile ilişkilerini sürdürebilen, Türk dünyasıyla bağlarını güçlendiren, Orta Doğu'da istikrarı destekleyen, Afrika ve Asya ile ekonomik ortaklıklar geliştirebilen dengeli bir diplomasi anlayışını kurumsallaştırmalıdır.<br />
Çünkü merkez ülke olmak, tek bir eksene yaslanmak değil; farklı eksenler arasında güvenilir bir denge kurabilmektir.</p>

<p>BEŞİNCİ ŞART ise; belki de en önemlisidir:<br />
Entelektüel kapasite.<br />
Bir ülkenin geleceğini yalnızca siyasetçiler belirlemez. Akademisyenler, bilim insanları, hukukçular, mühendisler, girişimciler, sanatçılar ve düşünce insanları; devletin uzun vadeli kurumsal aklını inşa eden görünmez mimarlardır. Fikir üretmeyen toplumlar, başkalarının ürettiği stratejilerin uygulayıcısı olmaktan kurtulamazlar.</p>

<p>Bu nedenle Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin en büyük yatırımı yalnızca altyapıya değil; insan sermayesine ve düşünce üretimine yapılmalıdır.<br />
Çünkü yeni yüzyılın en değerli doğal kaynağı petrol değil, nitelikli insan olacaktır.<br />
<br />
SONUÇ: Eğer Coğrafya Kaderse;<br />
Merkez ülke iddiası da gelecek vizyonudur.<br />
Türkiye'nin coğrafi konumu değişmeyeceğine göre;<br />
Değişecek olan, bu coğrafyayı hangi vizyonla yorumladığımızdır.</p>

<p>Eğer Türkiye jeopolitiğini yalnızca tehditler veya güvenlik paradigması üzerinden okursa, sürekli korku ve tehdit üreten, savunmada kalan bir ülke olur.<br />
Eğer aynı jeopolitiği fırsatlar üzerinden okuyabilirse de; güvenlik, ticaret, enerji, teknoloji ve diplomasi arasında köprü kuran bir merkez ülke hâline gelebilir.</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı, belki de tam bu nedenle yalnızca yeni bir zaman dilimi değil, yeni bir demokratik hukuk devleti inşa etme fırsatıdır.<br />
<br />
Merkez Ülke Doktrini, Türkiye'nin dünyaya hükmetme iddiasının değil; yeni küresel paradigmanın, oyun kurucu yumuşak gücü olarak kendi coğrafyasının hakkını verme iradesinin adıdır.<br />
<br />
Çünkü gerçek büyüklük ve MERKEZ ÜLKE olmak demek daha fazla güç sahibi olmakta değil; bulunduğu coğrafyada daha fazla güven, daha fazla hukuk, daha fazla demokrasi, daha fazla refah ve daha fazla istikrar üretebilmek demektir.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/merkez-ulke-doktrini</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 19:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="42981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dil Kutsallaşmadan Din Kutsallaşmaz!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/dil-kutsallasmadan-din-kutsallasmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/dil-kutsallasmadan-din-kutsallasmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dil kutsallaşmadan din kutsallaşır mı? Abdullah Alagöz, Türkçenin millî kimlik, kültür ve din anlayışındaki kurucu rolünü ele alıyor; yabancı kelime bağımlılığını ve dil üzerinden yaşanan kültürel dönüşümü çarpıcı örneklerle değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>​Bugün Türkiye’de kendisini "yerli, millî ve milliyetçi" olarak görenlerin kurduğu cümlelere baktığımızda, karşımıza çıkan görünüm derin bir düşünsel yıkımdan ibarettir. Mangalda kül bırakmayan, vatan-bayrak dendi mi boş yiğitlik sözleriyle öne çıkan bu beylerin ağzından "sılayırahim" düşmüyor, "seneidevriyesi" diye çalım satıyor, "mütekabiliyet" diyerek derinlik taslıyorlar. Siyasi kazancı için Arapça ve Farsça kelime bağımlılığını dinî bir örtüyle pazarlayan İslamcı çevrelerin ne yaptığını anlıyoruz; nitekim onların zihin haritası zaten bu topraklara ait değil. Ancak ömrünü Türk milliyetçiliğine adadığını ileri sürenlerin bu iki dili böylesine körü körüne sahiplenmesini, bu zihinsel köleliği anlamakta zorlanıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>​Şunu herkes kafasına kazısın: Bizim derdimiz başka milletlerin dilleriyle sığ bir kavga yürütmek değildir. Her dil, kendi milleti için kutsaldır ve saygıdeğerdir. Biz elin Arap'ının, Fars'ının ya da İngiliz'inin kendi diliyle kurduğu bağa karışmıyoruz; biz sadece kendi zihinsel hudutlarımızı, kendi egemenlik sınırımızı koruma derdindeyiz! Bizim kavgamız, Türkçenin egemenlik sahasının sefil bir umursamazlıkla başka dillere peşkeş çekilmesiyledir.</p>

<p>​Eğri oturup doğru konuşalım: Bugün dilde sadeleşme ve öz Türkçe kelimelere sahip çıkma noktasında, kendisini milliyetçi saymayan kimi çevrelerin sergilediği tutarlılık, milliyetçiyim diyenlerden katbekat daha yerli, daha duru bir duruş ortaya koymaktadır. Bu, öz yurdunda dilini unutan milliyetçi çevreler için utanç verici bir geçmiş tespiti, acı bir özeleştiridir.</p>

<p>​Bu zihinsel tutulmanın en belirgin, en acınası kanıtı ise kurum tabelalarımızdır. Biz Arapçanın durağan ve donmuş bir teraziden ibaret olan "adl" kökünden gelme "adalet" kelimesini aldık, kutsal bir sığınak gibi sarılıp tuttuk "Adalet Bakanlığı" kurduk. O günden beri de o soğuk binaların koridorlarında adaleti arayıp duruyoruz ama bir türlü bulamıyoruz. Kendi kök hücrelerimizi çöpe attık. Bizim öz be öz kendi dilimizden fışkıran *"türe"miz, *"töre"*miz vardı. Kökü *"türemek"**ten gelirdi. Türk’ün töresi, mekanik bir bölüşmeyi çoktan aşan; zamana, mekâna, coğrafyaya ve çağın ruhuna göre sürekli kendini yenileyen, yaşayan canlı bir düzen demekti. Biz o canlı varlığı katledip binalara hapsedilmiş sömürge kavramlarına sığındık.</p>

<p>​Bununla da yetinmedik; elimizde pırıl pırıl "yer", "yerleşim", "yerleşke" gibi o alanı bizzat yurt edindiğimizi, oraya kök saldığımızı haykırıp duran nefis kelimelerimiz varken, kalktık yeni yükseköğretim alanlarına, devlet yapılarına inatla "külliye" demeye başladık. Soruyorum: Yerli ve millî olmak, kendi öz köklerini dışlayıp geçmişin ibadethane merkezli, bugünün dünyasıyla uyuşmayan kavramlarıyla ekleme yapmakla mı olur? Kendi kelimeni terk edip dışarıdan kavram alarak millîlik taslamak, düşünsel bir köksüzlük değilse nedir?</p>

<p>​Dil, bir milletin var olmasının tek ve mutlak koşuludur. Bakınız, devletin çatısına "Millî Eğitim Bakanlığı" dedik; çünkü biliyoruz ki bir milletin zihin inşasında eğitim ve öğretim paralel gitmek zorundadır. Eğittiğiniz insana evrenin kurallarını kendi öz dilinizle öğretmezseniz, o zihni millî kılamazsınız. İşte bu yüzden Atatürk, Türk çocuğunun zihni yabancı kavramların sömürgesi olmasın diye oturup bizzat Geometri kitabı yazmış, geometrik şekillere Türkçe isimler vermiştir. Müselles yerine üçgen, zaviye yerine açı, hutut-ı müvaziye yerine paralel diyen o kurucu irade, bize en büyük milliyetçilik dersini vermiştir. Çünkü değişmez ve sarsılmaz kural şudur: Siz bu dünyayı ve evreni Türkçe kelimelerle seslendirdiğiniz, ona Türkçe terimlerle can verdiğiniz oranda Türksünüz!<br />
​Kendi dilinizle dünyaya isim veremiyorsanız, başkasının kurduğu bilgi dünyasında sömürge olunursunuz. Sanatın, düşüncenin, bilimin belleğimize işlenmesini sağlayan, o kutsallaşan değerleri asıl kutsal yapan şey dilin onlara yüklediği anlamlardır. Siz kendi dilinize bu kadar yabancılaşmışken, içerideki ayrılıkçı odakların yerelde başlattıkları başka dillerde konuşma ve yazma sevdalarındaki sinsi tehlikenin farkında bile değilsiniz. Karşı taraf, dil üzerinden yürütülen küçük bölge milliyetçiliğinin toplumu ayrıştırmadaki kurucu gücünü çok iyi biliyor. Oysa o yapay, toplama dilleri aradan çıkarın, geride bölücülüğe zemin hazırlayacak hiçbir yapısal malzeme kalmaz. Bölücü yapılar dili bir silah gibi kullanıp zemin kurarken, bizim milliyetçilerimiz Türkçenin egemenlik gücünü sefil bir umursamazlıkla seyrekleştiriyor.</p>

<p>​Oysa Türkçe hafife alınacak, kenara atılacak bir dil değildir. Dünyayı ve nesneleri anlamlandırmada kendi kök hücreleri olan devasa bir dehadır. Arapça "hürriyet" kelimesi köle olmamayı, yani dışarıdan bir gücün sana bağışladığı durumu anlatırken; bizim "özgürlük" kelimemiz doğrudan insanın kendi *"öz"*ünden gelir. Yani Türkçe der ki: Bağımsızlık sana birinin lütfu değildir, senin kendi varlığının gereğidir. Keza bir şeyi depolamaktan gelen "hafıza" yerine, toprağı işlemek gibi zihni işlemekten gelen "bellek" der Türkçe. Biz sadece yapılardan ibaret bir kent kültürü kurmadık; yerleşik hayata geçen Uygurlardan esinlenip insanca yaşamayı "uygarlık" diye anlattık.</p>

<p>​Dil, bir milletin insanlık dünyasındaki biricik görüntüsüdür. Sen o aynayı ne kadar yabancı kelimelerle bulandırırsan, dünyadaki görüntün de o kadar silikleşir. Büyük şairimiz Dağlarca'nın o meşhur şiirinde Atatürk’ün dil ülküsüne selam çakarak dediği gibi; Türkçe öyle bir sanattır ki aleve "utan" der, suyla birlikte akmayı diler, o canından kutlu bildiği yurdunu asırlar boyu savaşla, ölümle, ağıtla ilmek ilmek örer. Türkçe, tam da Abdurrahim Karakoç’un o muhteşem mısralarında haykırdığı o kutlu davanın, o büyük uyanışın sesidir:</p>

<p>​"...Yolcu düzde yürür, su akar yolda,<br />
Bir gün her tarafta bayrak tutuşur.<br />
Zulüm duman duman çekilir gider,<br />
Gönül sarayında alevler tüter,<br />
Alev utanır da toprak tutuşur."</p>

<p>​İşte suyla birlikte akan, alevin bile karşısında utandığı o imanla toprağı vatana dönüştüren o "sevdalı dil" Türkçedir. Biz bu muazzam sığınak dilimizi bırakıp kime, neye özeniyoruz? Bugün sadece Doğu’dan gelen kelimelerle değil derdimiz; bir de televizyonlardan, büyük iş merkezlerinden üstümüze yığılan Batı’nın "tanıtım"ları, "ölçüt"leri, "işe koyulmak"ları var. Arapça kelimeyi eleştirip yerine İngilizcesini koyunca yenilikçi olmuyorsun, sadece sömürgecini değiştiriyorsun. Doğu'nun dilsel köleliğinden kaçıp Batı'nın sömürge ağlarına takılmak millîlik değil, sadece efendi değiştirmektir.</p>

<p>​Bizler hep sonradan var edilen kutsalların peşinde koşup duruyoruz. Oysa gözden kaçırdığımız mutlak bir gerçek var: Ülkeyi, dini, insanı ve bizzat yaşamı zihnimizde kutsallaştıran tek güç dildir! Dil kutsallaşmadan din kutsallaşmaz! Başta dinimiz olmak üzere bütün kutsallarımıza saygımız Türkçe’ye saygımız ile başlar ve bu değerler Türkçe ile hak ettiği değeri bellekte ve gönülde alır. Eğer biz Türkçeyi kutsallık tahtına oturtamazsak, inandığımız dinin evrensel iletilerini değil, o dini bize taşıyan ya da dilde üzerimizde baskı kuran milletlerin kendi yaşam biçimini kutsallaştırmış oluruz. Burada kurucu sınır şudur: Evrensel bir inancın yüce mesajı ile bir kavmin yerel kültürü asla birbirine karıştırılamaz. Örneğin Arapçayı kutsallaştırırsanız, savunduğunuz din İslamiyet’in evrensel ahlakı değil; Emevi Arap dini ya da Pers kültürü olur. Dini kendi dilinden koparıp yabancı bir ırkın tekelinde kutsallaştıran zihniyet, o inancı büyütmez; aksine onu sömürge kamçısına dönüştürür. Dilini sömürgeleştirmiş bir toplumun dini de vatanı da sömürgeleşmeye mahkûmdur.</p>

<p>​Kuşkusuz bizler dilbilimci değiliz. Akademik kürsülerden teknik reçeteler sunma iddiasında da bulunmuyoruz. Bizler, bu vatanın zihnini kemiren, geleceğini başkalarına bağımlı kılan yakıcı bir sıkıntıyı çıplak gözle görüyor ve haykırıyoruz. Bizim buradaki tek amacımız, bu büyük tehlikeye dikkat çekmektir. Asıl bundan sonrası, konunun uzmanlarının, dil felsefecilerinin ve bilim insanlarının bu varoluşsal meseleye el atmalarını; bu zihinsel uçuruma karşı acil barikatlar kurmalarını gerektiren bir tarihsel ödevdir.</p>

<p>​Yeni bir çağın eşiğindeyiz. Eğer gerçekten bu ülkeye, bu kültüre bir gelecek kuracaksanız dünyayı Türkçe okumak, Türkçe değerlendirmek, gizli düşünce kalıplarından sıyrılıp Türkçe temellendirmek bir lütuf değil, yaşamsal bir zorunluluktur. Türk milliyetçileri olarak topluma parmak sallayıp "kırmadan dökmeden uyarma" masallarını bir kenara bırakmalıyız. Bu edilgen ve ürkek dille hiçbir cephe kazanılamaz. Önce kendimiz düzgün, duru, yaşayan bir Türkçe konuşarak bu cehalete set çekmeliyiz. Bilimde, sanatta, düşüncede ve teknolojide bizzat Türkçe üretmek zorundayız. Kültürel savaş dilde kazanılır.</p>

<p>​Ya o baskın dilleri ve sömürge kültürleri bize dayatanların inanç kalıplarını kökünden kıracağız ya da kendi öz yurdumuzda uzaktan kumandalı mankurtlar olacağız! Geleceği Türkçe yazmadığımız, dilin o kutsal anlamlarına sahip çıkmadığımız sürece, yaptığımız milliyetçilik içi boşaltılmış bir tabeladan, kof bir övünçten öteye geçmeyecektir.</p>

<p><strong>Abdullah Alagöz</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/dil-kutsallasmadan-din-kutsallasmaz</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 19:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/dil-kutsallasmadan-din-kutsallasmaz.jpg" type="image/jpeg" length="15308"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Yüzyılı Mı?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ankara-yuzyili-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ankara-yuzyili-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir yazdı: Türkiye bir cephe ülkesi mi, yoksa küresel dengeleri kuran bir merkez ülke mi? Akıl, bilim ve hukuk ekseninde "Ankara Yüzyılı" analizi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeni Küresel Paradigma ve Güvenlik Mimarisi İçinde Türkiye'nin Jeo-stratejik Merkez Ülke Olma İhtimali:</p>

<p>Tarih boyunca bazı şehirler yalnızca başkent olmadılar; içinde bulundukları çağın medeniyet ve siyasal aklını da temsil ettiler.</p>

<p>Roma, bir imparatorluğun hukukunu;</p>

<p>Londra, deniz hâkimiyetini;</p>

<p>İstanbul, Osmanlı merkezi tarım imparatorluğunu,</p>

<p>Washington, Atlantik düzenini;</p>

<p>Brüksel ise Avrupa'nın kurumsal bütünleşmesini simgeledi.</p>

<p>Peki, 21. yüzyılın ikinci çeyreğine yaklaşırken Ankara da yeni bir jeopolitik dönemin sembol şehirlerinden biri hâline gelebilir mi?</p>

<p>Bu sorunun cevabı, Türkiye'nin askerî kapasitesinden önce coğrafyasına cem ettiği çoklu avantajlarında saklıdır.</p>

<p>Çünkü fiziki coğrafya bazen kaderdir; fakat doğru okunabildiğinde aynı zamanda çok faktörlü stratejik bir imkândır.</p>

<p>Bugün dünya siyasetinin ana gerilim hatlarına baktığımızda; Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kafkasya, Orta Doğu, enerji koridorları, Türk Dünyası, Afrika'ya uzanan deniz yolları ve Avrupa'nın güvenlik mimarisi aynı anda Türkiye'nin çevresinde kesişmektedir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle Türkiye, yalnızca haritanın ortasında duran bir ülke değildir.</p>

<p>Haritanın birbirine bağladığı bütün güvenlik havzalarının tam merkezindedir.</p>

<p>Bu nedenle önümüzdeki yılların temel sorusu belki de şu olacaktır:</p>

<p>Türkiye, tarihi travmalarımız ve edilgen psikolojilerin yorumladığı gibi bir "cephe ülkesi" olarak mı kalacak, yoksa farklı güç merkezleri ve farklı medeniyet telakkilerini birbirine bağlayan bir "merkez ülke"ye mi dönüşecektir?</p>

<p>Kanaatimce TÜRKİYE için yeni yüzyılın en kritik tartışmalarından biri tam da budur.</p>

<p>Çünkü küresel sistem artık Soğuk Savaş'ın iki kutuplu yapısından da, 1990'ların tek kutuplu Amerikan düzeninden de uzaklaşmaktadır.</p>

<p>Yerine; bölgesel güç merkezlerinin yükseldiği, güvenlik yükünün daha fazla paylaşıldığı ve çok katmanlı ittifakların öne çıktığı yeni bir jeopolitik mimari şekillenmektedir.</p>

<p>Bu yeni tabloda ülkelerin değeri yalnızca ekonomik büyüklükleriyle değil, farklı bölgeleri birbirine bağlayabilmenin yumuşak güç kapasiteleriyle de ölçülecektir.</p>

<p>Türkiye'nin en büyük avantajı tam da burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Avrupa ile Asya'nın...</p>

<p>Karadeniz ile Akdeniz'in...</p>

<p>Kafkasya ile Orta Doğu'nun...</p>

<p>Balkanlar ile Türk Dünyası'nın...</p>

<p>Enerji hatları ile ticaret koridorlarının...</p>

<p>NATO ile bölgesel diplomasi girişimlerinin ortak kesişim noktasında bulunan başka bir ülke neredeyse yoktur.</p>

<p>Bu nedenle Ankara'nın önündeki asırlık asıl fırsat, yalnızca güçlü bir askerî aktör olmak değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Asıl mesele içeride toplumsal bütünleşmesini hukuk ve ekonomik refahla tahkim etmiş; güvenlik, enerji, lojistik, diplomasi, yüksek teknoloji ve ekonomik iş birliğini aynı stratejik vizyon içinde buluşturabilen rol modeli bir merkez ülke olabilmek potansiyelini taşımasıdır.</p>

<p>İşte bu noktada "Ankara Yüzyılı" ifadesi bir şehir övgüsü değil, yeni bir medeniyet ve yüksek devlet kapasitesini hayal etmenin metaforu olarak okunmalıdır.</p>

<p>Çünkü mesele, Ankara'nın büyümesi değil; Ankara'nın temsil ettiği stratejik düşüncenin küresel ölçekte insanlığın ihtiyacı olan yeni değerler, ilkeler ve normlar üretebilmesidir.</p>

<p>Belki de Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin önündeki en büyük hedef, çevresindeki krizlerin tarafı olmak değil; önce yurdumuzda toplumsal mutabakatı, sonra farklı coğrafyalar arasında güven inşa eden, denge kuran ve istikrar üreten rol modeli haline gelecek merkez ülke kimliğini güçlendirmektir.</p>

<p>Eğer dünya gerçekten bölgesel güvenlik ağları, yeni ticaret koridorları ve çok katmanlı diplomasi üzerinden yeniden şekilleniyorsa, Ankara'nın gelecekteki rolü yalnızca Türkiye'nin başkenti olmakla sınırlı kalmayabilir.</p>

<p>Belki de 21. yüzyılın yeni jeopolitik dili, "merkezî güç"ten çok "merkez ülke" kavramı üzerinden okunacaktır.</p>

<p>İşte o zaman sorulacak asıl soru şu olacaktır:</p>

<p>Türkiye, jeopolitiğin sunduğu bu tarihî fırsatı, AKIL, BİLİM, HUKUK ve DEMOKRASİYLE uzun vadeli bir devlet vizyonuna dönüştürebilecek mi?</p>

<p>İşte "Ankara veya Türkiye Yüzyılı" tartışmasının gerçek anlamı da burada başlamaktadır.</p>

<p>NATO Ankara Zirvesi vesilesiyle, yukarıdaki tartışmayı bir sonraki yazıya bırakarak, iktidar ve muhalefetin entelektüel kapasitesinin tam olduğu varsayımıyla(!) temenni veya hayallerimi yazmak istedim...</p>

<p>Keşke yazıda kullandığım; "varsayım, temenni, hayal" kavramlarına hiç ihtiyaç duymasaydım.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ankara-yuzyili-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="24522"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vasatlaşma Düzleminden Toplumsal Cinnete!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/vasatlasma-duzleminden-toplumsal-cinnete</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/vasatlasma-duzleminden-toplumsal-cinnete" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, toplumsal kutuplaşma, sosyal medya refleksleri ve muhakeme ahlakı üzerine kaleme aldığı yazısında düşünmenin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son günlerde sosyal medyada yaşanan tartışmalara bakıyorum.</p>

<p>Bir sanatçı için edilen geçmiş olsun veya rahmet dileği...</p>

<p>Bir komedyenin sahnede yaptığı bir mizah...</p>

<p>Bir gazetecinin cümlesi...</p>

<p>Bir futbolcunun paylaşımı...</p>

<p>Bazen tek bir fotoğraf...</p>

<p>Bazen tek bir kelime...</p>

<p>Henüz olayın ne olduğu bile anlaşılmadan milyonlarca insan safını belirliyor.</p>

<p>Sorular sorulmuyor.</p>

<p>Bilgi araştırılmıyor.</p>

<p>Bağlamı merak edilmiyor.</p>

<p>Sadece "bizden mi, onlardan mı?" sorusu soruluyor.</p>

<p>Muhakeme yerini kabile refleksine bırakıyor.</p>

<p>İnsan zihni hızlı karar vermeyi sever.</p>

<p>Bu biyolojik bir korunma içgüdüsünün gerçekliğidir.</p>

<p>Fakat medeniyet dediğimiz şey, ilk refleksimizi doğru kabul etmek değil; onu denetleyebilmektir.</p>

<p>Çünkü ilk öfkemiz her zaman doğru değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk alkışımız da...</p>

<p>İlk nefretimiz de...</p>

<p>İlk coşkumuz da...</p>

<p>İlk yargımız da...</p>

<p>Doğru nedir diye soruyor ve fikir namusuyla gerçekliği arıyorsak;</p>

<p>Hoşumuza gitmeyen bilgiyi peşinen reddetmemek demektir.</p>

<p>Kendi mahalleni de eleştirebilmek demektir.</p>

<p>Karşı mahalleyi anlamaya çalışabilmek demektir.</p>

<p>Delille, bilgiyle kanaati birbirine karıştırmamaktır.</p>

<p>Kanaatini, kimliğinin esiri hâline getirmemektir.</p>

<p>Belki de en önemlisi...</p>

<p>Yanılıyor olabileceğini hiçbir zaman unutmamaktır.</p>

<p>Bugün toplum olarak en büyük problemimiz kötü niyet değildir.</p>

<p>İnsanlar çoğu zaman kötülük yapmak için değil, doğru olduğuna inandıkları yanlışlar uğruna birbirlerine acımasızca zarar verirler.</p>

<p>Tarih bunun örnekleriyle doludur.</p>

<p>Biz çocuklarımıza iyi insan olmayı öğretiyoruz.</p>

<p>Doğru sözlü olmayı...</p>

<p>Yardımsever olmayı...</p>

<p>Adaletli olmayı...</p>

<p>Bunların hepsi kıymetlidir.</p>

<p>Ama bir şeyi ihmal ediyoruz.</p>

<p>Doğru düşünmeyi öğretmiyoruz.</p>

<p>Oysa düşünmeyi bilmeyen bir insan, iyi niyetini bile yanlış yerde kullanabilir.</p>

<p>Çünkü sağlam karakter, sağlam muhakemeyle birleşmediğinde kolayca manipüle edilir.</p>

<p>Belki de yeni yüzyılın en büyük vatandaşlık görevi budur:</p>

<p>Düşünmeyi öğrenmek ve muhakeme ahlakı.</p>

<p>Bir haberi paylaşmadan önce durabilmek...</p>

<p>Bir videoyu izlerken bağlamını merak edebilmek...</p>

<p>Hoşumuza giden iddiaları bile sorgulayabilmek...</p>

<p>Karşı tarafın söylediği doğruyu teslim edebilmek...</p>

<p>Kendi tarafımızın yaptığı yanlışı da cesaretle dile getirebilmek...</p>

<p>İşte gerçek entelektüel dürüstlük budur.</p>

<p>Çünkü hakikatin bir mahallesi yoktur.</p>

<p>Gerçeğin bir partisi yoktur.</p>

<p>Aklın kör taraftarlığı olmaz.</p>

<p>Düşünmeyi öğrenmek ve muhakeme ahlakı, insanın önce kendi zihnine karşı dürüst olabilmesidir.</p>

<p>Belki de bütün ahlakların başlangıç noktası tam burasıdır.</p>

<p>Çünkü iyi insan olmadan önce, iyi düşünen insan olmak gerekir.</p>

<p>Zira kötü muhakeme, en iyi niyetleri bile yanlış sonuçlara götürebilir; sağlam muhakeme ise, farklı görüşlere sahip insanları ortak bir hakikat arayışında buluşturabilir.</p>

<p>Düşünmeyi öğrenmek, yalnızca daha zeki olmak değildir.</p>

<p>Daha adil, daha mütevazı ve daha vicdanlı bir insan olmayı öğrenmektir.</p>

<p>İlkel dürtülerimizin yansıması olarak her türlü kötülük ve zulmün yaşandığı bir dünyada insanlığın bugün çıkış yolu için en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur; DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENMEK VE MUHAKEME AHLAKI...</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/vasatlasma-duzleminden-toplumsal-cinnete</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 20:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="20108"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Muhakeme Ahlâkının On İlkesi 1]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/muhakeme-ahlakinin-on-ilkesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/muhakeme-ahlakinin-on-ilkesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, "Muhakeme Ahlâkının On İlkesi" başlıklı yazısında; hakikat, vicdan, adalet ve eleştirel düşünmenin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir toplumun geleceğini yalnızca hukuku, ekonomisi veya siyaseti belirlemez.<br />
İnsanların nasıl düşündüğü de belirler.<br />
Çünkü hukuk, siyaset ve demokrasi; en sonunda o toplumu oluşturan insanların verdikleri hükümlerin toplamından ibarettir.</p>

<p>Muhakeme ahlâkı, düşüncenin vicdanıdır.<br />
Aşağıdaki ilkeler, herkesin aynı fikirde olmasını değil; farklı fikirlerde olsak bile aynı entelektüel dürüstlüğü paylaşabilmemizi amaçlamaktadır.</p>

<p>1. Hakikati Kimliğimin Önüne Koyarım.<br />
Bir düşüncenin doğru veya yanlış olduğuna, onu söyleyen kişiye bakarak değil; bilimsel verilere, maddi olgulara ve delillerine bakarak karar vermeye çalışırım. Kimlikler, hakikatin yerine geçemez.</p>

<p>2. Kanaatimi Delille Beslerim.<br />
Kanaat sahibi olmak haktır; fakat kanaati delilden bağımsız hâle getirmek muhakemenin zayıflamasıdır. İnançlarımı ve kanaatlerimi yeni bilgiler ışığında gözden geçirmeyi bir erdem sayarım.</p>

<p>3. Yanılıyor Olabileceğimi Unutmam.<br />
Hiç kimse yanılmaz değildir. Kendi zihnimin de hata yapabileceğini kabul etmek, zayıflık değil olgunluktur. Yanlışımı düzeltmeyi itibar kaybı olarak değil, zihinsel gelişim kabul ederim.</p>

<p>4. Hüküm Vermeden Önce Anlamaya Çalışırım.<br />
Bir cümleyi bağlamından koparmam. Bir videoyu tamamını görmeden yargılamam. Bir haberi tek kaynaktan öğrenmekle yetinmem. Anlamak, muhakeme etmenin ön şartıdır.</p>

<p>5. Karşı Görüşü En Güçlü Hâliyle Değerlendiririm.<br />
Kimsenin görüşünü karikatürleştirmem. Karşı tarafın en zayıf değil, en güçlü argümanıyla yüzleşmeye çalışırım. Çünkü hakikat, kolay ve ucuz hedefleri vurmakla bulunmaz.</p>

<p>6. Tepkimi Değil Muhakememi Yönetirim.<br />
Öfke, korku, coşku ve aidiyet duygusu muhakememi etkileyebilir. İlk tepkimin değil, ikinci düşüncemin peşinden gitmeye gayret ederim. Çünkü düşünmek, reflekslerimizi terbiye etmek demektir.</p>

<p>7. Bilgiyi Paylaşmadan Önce Sorumluluğunu Üstlenirim.<br />
Bir bilgiyi paylaşmanın da ahlâkî bir yükümlülük olduğunu bilirim. Doğruluğundan emin olmadığım iddiaları yaymanın, gerçeğe zarar verebileceğini unutmam.</p>

<p>8. Kendi Mahallemi de Aynı Ölçüyle Değerlendiririm.<br />
Adalet, yalnızca karşı tarafa uygulanınca adalet değildir. Benim için doğru olan ilke, benim tarafım söz konusu olduğunda da geçerli olmalıdır. Çifte standart, muhakemenin en sinsi ve sessiz düşmanıdır.</p>

<p>9. Fikir Ayrılığını Düşmanlık Sebebi Saymam.<br />
Bir insanla aynı kanaatte olmamak, onun kötü niyetli olduğu anlamına gelmez. Medeniyet, farklılıkları yok ederek değil; onlarla birlikte zenginleşerek yaşayabilmeyi öğrenerek güçlenir.</p>

<p>10. Hakikati Bir Varış Noktası Değil, Sürekli Bir Arayış Kabul Ederim.<br />
Muhakeme ahlâkı, mutlak kesinlik iddiası değil; sürekli öğrenme iradesidir. Bugün bildiklerimin yarın yeni bilgilerle değişebileceğini kabul eder, hakikate giden yolun merak, tevazu ve dürüstlükten geçtiğine inanırım.</p>

<p>Lütfen deneyelim, inanın ki kendimizi daha iyi hissedeceğiz...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SON SÖZ:<br />
Muhakeme ahlâkı, yalnızca doğru düşünme tekniği değildir.<br />
İnsanın kendi zihnine karşı dürüst olma cesaretidir.<br />
Çünkü adaletin ilk mahkemesi vicdandır.<br />
Vicdanın ilk hâkimi ise muhakemedir.<br />
Toplumlar ancak düşüncelerini ahlâkla buluşturduklarında kutuplaşmanın gürültüsünü aşabilir, ortak aklın sesini duyabilirler.<br />
İyi bir toplum, yalnızca iyi insanların değil; iyi muhakeme eden insanların omuzlarında yükselir.</p>

<p>Bu yüzden yeni yüzyılın en büyük medeniyet görevi şudur:<br />
Muhakemeyi bilgiyle, bilgiyi vicdanla, vicdanı da hakikat arayışıyla buluşturmak.<br />
Çünkü iyi insan olmadan önce iyi düşünen insan olmak gerekir.<br />
Zira kötü muhakeme; iyi niyetli, çok zeki insanları bile yanlış sonuçlara sürükleyebilir; sağlam muhakeme ise farklılıklarımızı çatışmanın değil, birlikte hakikati aramanın imkânına dönüştürebilir.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/muhakeme-ahlakinin-on-ilkesi</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 20:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="74362"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalk Yiğidim, Yine Dağ Başını Duman Aldı!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/kalk-yigidim-yine-dag-basini-duman-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/kalk-yigidim-yine-dag-basini-duman-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[M. Fevzi Küçükkahveci, 1978 Büyük Tandoğan Yürüyüşü'nü anarak güncel siyasi gelişmeleri, Türk milliyetçiliği, anayasanın ilk dört maddesi ve milli birlik vurgusunu değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>15 Nisan 1978 tarihinde "iktidara ihtar ve devleti uyarma" amacıyla düzenlenen, Türkiye genelinden yüz binlerce Türk milliyetçisinin katıldığı, Başbuğ Alparslan Türkeş'in en önde elinde "Ölümden ve işkenceden yılmayız" pankartını taşıyarak yürüdüğü tarihi "Büyük Yürüyüş" mitingi 48 yıl önce Ankara Tandoğan Meydanı'nda gerçekleştirilmişti.</p>

<p>Türk düşmanlarını korkutan bu muhteşem yürüyüş ve miting <strong><u>T</u></strong><strong><u>Ü</u></strong><strong><u>RK MİLLİYET</u></strong><strong><u>Ç</u></strong><strong><u>İLERİNİN İKTİDARININ </u></strong><strong><u>Ö</u></strong><strong><u>N</u></strong><strong><u>Ü</u></strong><strong><u>N</u></strong><strong><u>Ü</u></strong><strong><u> KESMEK İ</u></strong><strong><u>Ç</u></strong><strong><u>İN</u></strong> yapılan 12 Eylül darbesinin en önemli nedenidir.</p>

<p>Başbuğ sonrasında da malumunuz üzere <strong><u>defalarca iktidar fırsatı </u></strong><strong><u>ö</u></strong><strong><u>n</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>m</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>ze gelmesine, sağın birinci partisi olunmasına rağmen</u></strong>, milliyetçilerin başı bağlandığı için; <strong><u>T</u></strong><strong><u>Ü</u></strong><strong><u>RK MİLLİYET</u></strong><strong><u>Ç</u></strong><strong><u>İLERİNİN İKTİDARI ENGELLENMİŞ</u></strong> önce sola, sonrasında siyasal İslamcılara iktidar verilmiştir!</p>

<p>Ankara'ya her geldiğimde ilk Başbuğum TÜRKEŞ'in kabrine uğrar diz vurup dua ederdim. <strong><u>T</u></strong><strong><u>ö</u></strong><strong><u>resiz, </u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>lk</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>s</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>z, haksız ve hukuksuz bir şekilde kabrinin girişleri kapatıldığı </u></strong>için ilk kez bunu yapamadım. Karşısından üzülerek Fatiha'mızı okuyabildik.</p>

<p>Oradan Başbuğ ATATÜRK'ün huzuruna gidip, diz vurup dua ettik. HER DURUM ve HER ŞARTTA EMRİ ve EMANETİ ÜZERE, YÜCE TÜRK MİLLETİNİN birinci vazifesi: TÜRK İSTİKLALİNİ, TÜRK CUMHURİYETİ'Nİ, ilelebet muhafaza ve müdafaa EDECEĞİNİ; Vatanımızın İHANET, İŞGAL, YAĞMA ve İSTİBDATTAN kurtulması için TÜRK BAYRAĞINI AÇTIĞIMIZI söyledik.</p>

<p>Yarım saatten fazla bir yürüyüşle miting alanına geçtik. Manzara muhteşemdi. <strong>Vatanımızın her b</strong><strong>ö</strong><strong>lgesinden T</strong><strong>Ü</strong><strong>RK BAYRAĞINI alan İHANETE SON! T</strong><strong>Ü</strong><strong>RK'</strong><strong>Ü</strong><strong>N VATANI SAHİPSİZ DEĞİL! diyerek koşup gelmişti</strong>. Her siyasi görüşten, her yaştan TÜRK MİLLETİ Tandoğan'a akmıştı.</p>

<p>TÜRK İSTİKLALİNİ, TÜRK CUMHURİYETİ'ni ilelebet muhafaza ve müdafaa da birleşen BÜTÜN SİYASİ PARTİLERİN ve teşkilatlı yapıların birlikte gerçekleştirdiği bir miting OLSAYDI, tarihe görülmemiş <strong>EN B</strong><strong>Ü</strong><strong>Y</strong><strong>Ü</strong><strong>K MİTİNG </strong>olarak geçebileceğinin ayak sesiydi Tandoğan. <strong><u>İhanet T</u></strong><strong><u>Ü</u></strong><strong><u>RK MİLLETİNİ YOK SAYARAK, b</u></strong><strong><u>ö</u></strong><strong><u>yle KANUNSUZ ve PERVASIZ devam ederse O G</u></strong><strong><u>Ü</u></strong><strong><u>N DE </u></strong><strong><u>Ç</u></strong><strong><u>OK YAKINDIR.</u></strong></p>

<p>Dervişoğlu'nun konuşması kadir inanır konusu hariç, <strong>T</strong><strong>ü</strong><strong>rk Milleti'nin duygularına terc</strong><strong>ü</strong><strong>man olan</strong> içerikte çok güzel ve hitabet yeteneğinin gücüyle de etkileyiciydi.</p>

<p>Birinci "açılım" İHANETİNDE s özde "akillerden" tanıdığım, <strong>pkkya sempatiyle bakan, b</strong><strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>c</strong><strong>ü</strong><strong> d</strong><strong>ü</strong><strong>ş</strong><strong>ü</strong><strong>ncelerine gereken cevabı y</strong><strong>ü</strong><strong>z</strong><strong>ü</strong><strong>ne verdiğim kadir inanır </strong>yaşasaydı; o yaratığa özgürlük istenen, paçavraların açıldığı yasadışı dem mitinginde yer alacağı kesin olan biridir. VİDEOSU: <a href="https://www.dailymotion.com/video/x28hlwx" rel="nofollow">https://www.dailymotion.com/video/x28hlwx</a></p>

<p>Akp Genel Başkanı "apo gelsin, mecliste konuşsun", "kurucu önder" ve ayağına gidilsin deseydi, akp'liler de dahil TÜRK MİLLETİNİN TAMAMI DUR DER; İLK SEÇİMDE SANDIĞA GÖMERDİ!</p>

<p>Bu yüzden ve <strong><u>TÜRK MİLLETİNİN DİRENCİNİ KIRMAK İÇİN </u></strong>bu sözler Bahçeli'ye söyletildi!</p>

<p><strong><u>Sizin Ülkücü Türk Milliyetçisi bunu YAPMAZ, YAPAMAZ diyeceğiniz SINIRINIZ NEDİR? Böyle bir sınırınız VAR MI?</u></strong><strong><u> </u></strong>sorum hala cevapsız kalmıştır.</p>

<p>1. AÇILIM İHANETİ yüzünden 793 yiğidimizi ŞEHİT, binlerce GAZİ verdik! Sorumluları daha bu İHANETİN HESABINI VERMEMİŞTİR!</p>

<p>2. açılım İHANETİ bir ermeni KALKIŞMASI, ermeni İSYANIDIR!</p>

<p>Bu İHANETİN öncülerinin TAMAMI azılı TÜRK DÜŞMANI, mimarları ise; öcalan YARATIĞI gibi HER YERE SIZMIŞ GİZLİ ermenilerdir!</p>

<p>TÜRK düşmanlarında ŞER, TÜRK'TE ER TÜKENMEZ! KORKMA!</p>

<p><strong><u>Uydurduğunuz tarihle falan </u></strong><strong><u>TÜRK, EGEMENLİK HAKKINI; kimseyle PAYLAŞMAYACAK!</u></strong></p>

<p>"Lider, teşkilat, doktrini" mankurtlaştırmak için çarpıtıp kullananlara:</p>

<p>LİDER DE TEŞKİLATTA, DOKTRİNİN EMRİNDEDİR!</p>

<p>DOKTRİNİN MİMARI VE SAHİBİ, BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ'TİR!</p>

<p>DOKTRİNİN ÜSTÜNDE, HİÇBİR OTORİTE YOKTUR!</p>

<p>DOKTRİNE UYMAYAN, YOK HÜKMÜNDEDİR!</p>

<p>2. AÇILIM İHANETİNİN HEDEFİNDE "İlelebet muhafaza ve müdafaa" EDECEĞİMİZ, "Türk istiklâli, Türk Cumhuriyeti" VARDIR!</p>

<p>pkk ile AÇILIMA TÜRK MİLLETİ YETKİ VERMEMİŞTİR! Yapılanlar ve söylenenler YASADIŞIDIR! Her gün, Anayasamızı ihlal suçu, suçu suçluyu ve pkkyı övme suçu işlenmektedir! Elbette Cumhuriyetimizin savcıları VARDIR!</p>

<p>Ağırlaştırılmış müebbet değil, İDAM CEZASI ALMIŞ, ne tesadüftür ki aynı kişiler tarafından sehpadan kurtarılmış katil şerefsiz yaratığın, HİÇBİR UMUDU; HİÇBİR HAKKI OLAMAZ!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kalelerini zapt etmiş, aziz vatanın her köşesi sayısı belirsiz MİLYONLAR tarafından bilfiil İŞGAL edilmiş, millet fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş, iktidara sahip olanlar, GAFLET ve DALALET ve hatta HIYANET içinde olsa da YÜCE TÜRK MİLLETİ HER DURUM ve HER ŞARTTA birinci vazifesi; TÜRK İSTİKLALİNİ, TÜRK CUMHURİYETİ'Nİ, ilelebet muhafaza ve müdafaa EDECEKTİR!</p>

<p>ANAYASAMIZIN İLK 4 MADDESİ ve 6. 42. 66. maddelerine dokunmak, kim OLURSANIZ OLUN; hakkınız ve HADDİNİZ DEĞİLDİR!</p>

<p>BU TARTIŞILAMAZ BİLE! SON SÖZÜ, YÜCE TÜRK MİLLETİ SÖYLER!</p>

<p><strong>M. Fevzi KÜÇÜKKAHVECİ</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/kalk-yigidim-yine-dag-basini-duman-aldi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/m-fevzi-kucukkahveci-kalk-yigidim.png" type="image/jpeg" length="25834"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümüşhane’nin Acı Feryadını Kim Duyacak?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gumushanenin-aci-feryadini-kim-duyacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gumushanenin-aci-feryadini-kim-duyacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel, Gümüşhane'nin susuzlukla geçen geçmişini anlatarak siyanürlü madenciliğin doğa, su ve gelecek nesiller üzerindeki risklerine dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sabri Şenel yazdı…</p>

<p><strong>Gümüşhane Kabaköy </strong>dağlarında yıllarca çobanlık yaptık. Yazları çok sıcak geçerdi, su kaynağı çok kısıtlıydı ve yazın bölge adeta Kerbela olurdu. Su içmek için suyu çok uzak mesafelerden getirirdik. Bazen ayağımıza giydiğimiz kara lastiğe, kısıtlı su kaynağı olan gözeden su doldurur, öyle içerdik.</p>

<p>Yaz boyunca hayvanlarımız susuz kalırdı, yeterli su bulamazdık. Allah’ın dilsiz kulları hayvanlar yüzümüze adeta yalvarırcasına bakardı. Bazen aşırı sıcaktan hayvanları gelek (büvelek) ısırır, her tarafa kaçışır ve dağılırlardı. Akşamüstü hayvanları toparlamak çok zor olurdu; her birini bir köşeden, ağaç dibinden çıkarırdık, kaybolanlar olurdu. Geceleri kaybolan hayvanları bulmak için aydınlatıcı gazla çalışan, "lüks" denilen lamba ile aramaya çıkılırdı. İnsan, hayvan, bitki suya hasret kalırdık.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Su kaynağı civarında çok az da olsa su emaresi, yeşillik ve çimen olurdu. O çimenin etrafında çobanlar birlikte kazı yapardık. Hayvanlara içirmek için suya ulaşmaya çalışırdık ama ne mümkün; ağzımız, burnumuz kururdu. "Su! Su!" diye öyle feryat ederdik ki adeta kayalar yankı yapardı. İşte yabani hayvanlar da bundan nasibini alır, mağdur olurdu. Tilki vb. susuzluktan ölen hayvan leşlerine sıkça rastlardık. İşte bu zor doğa şartlarında hayvancılık yapılırdı.</p>

<p>İnsanlar çaresizlikten ilden göç edince ve Osmanlı döneminde maden üretimi için yakılan ormanların üzerinden asırlar geçince, doğa kısmen kendini yenilemiş ve yeşillenir olmuştu. İşte bu yeşili, ormanı ve seyrek olan bitki örtüsünü yeniden bitirmemek gerekir. Siyanürle altın imalatı için kullanılacak su kaynakları, Gümüşhane'yi kaçınılmaz olarak çölleştirir. Aşırı sıcakta siyanür havuzunun suyu hiç dayanır mı? Sular buharlaşır, uçar havaya karışır, doğaya siyanürlü yağmurlar yağar. Siyanürlü zehir; Harşit, Kelkit ve Çoruh vadilerinin, dolayısıyla ülkenin felaketi olmaz mı? Bu, doğanın bitişi; bitkinin, evcil veya yabani hayvanların intiharıdır.</p>

<p>Bu kaçınılmaz felaketi ne doğa, ne bitki, ne de insan hak etmiştir. Gümüşhane ve bu ülke bunu asla hak etmedi. Bu satırları tarihe not düşmek, dünyevi ve uhrevi sorumluluğumuzun gereği olarak yazıyoruz. Vicdanı olan bu gidişata seyirci kalamaz. Yerin üstü, altından daha değerlidir; partileriniz sizin olsun, doğamıza dokunmayınız. Son pişmanlığın fayda vermeyeceği an gelmeden lütfen elimizi vicdanımıza koyalım.</p>

<p>1 ton ham altın için 5 milyon ton taş öğütülüyor. 1 ons altının yurt dışındaki üretim maliyeti 1300 dolar, bizde ise 300 dolardır. Bu, ucuz iş gücü ve imalatta en ucuz yöntem olan siyanürle altın ayrıştırmak vb. düşük maliyetlerden dolayıdır. Bu da "istihdam sağlanıyor" gerekçesiyle asgari ücret veya ona yakın bir ücretle ucuz işçi çalıştırmaktır. Bunun bir diğer izahı; emek sömürüsü, ülke sömürüsü ve sömürge madenciliğidir. Altından en büyük payı maden işleten şirketler almaktadır. Devlete düşen altın gelir payı %2'dir. Altından elde edilen gelirin %98'i bu ülke halkının cebine maalesef girmiyor.</p>

<p>Sömürge ve vahşi madenciliğe karşı çıkmak, vatana sahip çıkmaktır. Vatana sahip çıkmak; köyüne, ilçesine, iline ve ülkesine sahip çıkmaktır. 1 gram altın imal etmek için 4 ton su kullanılıyor. Bu suyu kim içecek, inek mi? Bu kadar su kaynağı il coğrafyasında asla yoktur. Yazın Harşit Vadisi neredeyse susuzluktan kuruma tehlikesi yaşıyor. Var olan su, evsel ve çevresel kirlilikten dolayı çok kirli ve sakıncalı bir hal alıyor. İstihdam boyutu asla abartılmamalıdır, geçici bir durumdur. En çok madenciliğin olduğu bölge ve ülkeler, en fakir ülkelerdir.</p>

<p><strong>GÜMÜŞHANE VE ÜLKE İÇİN SORUYORUZ:</strong></p>

<p>Çıkarılan altının %2’si, kromun %3,75'i, demirin %4'ü, alüminyumun %5'i, bakırın %8'i, bentonitin %1,25'i, çinkonun %11,25'i beyana bağlı olarak devlete kalan pay oranıdır. Avrupa'nın 30 yıl önce terk ettiği siyanürlü yöntemlerle altın imalatı yapılıyor.</p>

<p>Soruyoruz: Kamunun aldığı bu pay oranıyla doğaya, toprağa, havaya, suya, bitkiye, hayvana ve dahası insan sağlığına verilen tahribat karşılanır mı? Sahi, dünyada bu oranla maden arama ruhsatı veren başka ülke var mıdır?</p>

<p>...</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>SABRİ ŞENEL YAZILARI, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gumushanenin-aci-feryadini-kim-duyacak</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/gumushanenin-aci-feryadini-kim-duyacak-sabri-senel.jpg" type="image/jpeg" length="33184"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Artık Anlamak Ve Değişmek Zorundayız! (1)]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/artik-anlamak-ve-degismek-zorundayiz-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/artik-anlamak-ve-degismek-zorundayiz-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enflasyon, faiz ve maaş tartışmalarının ötesinde, Türkiye'nin üretim ekonomisine geçişi, katma değer ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri ele alınıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de ekonomi üzerine konuşan herkesin ortak bir gündemi var: Enflasyon, faiz, döviz kuru, para politikası, bütçe açıkları, asgari ücret, emekli maaşları ve hayat pahalılığı...</p>

<p>Hiç şüphesiz bunların tamamı önemlidir. Çünkü doğrudan milyonlarca insanın günlük hayatını etkiliyor.</p>

<p>Ancak asıl soru şudur:</p>

<p>Biz gerçekten ekonomiyi mi tartışıyoruz, yoksa küçülen bir pastanın nasıl paylaşılacağını mı?</p>

<p>Bugün televizyon ekranlarında, gazetelerde ve sosyal medyada yapılan tartışmaların büyük çoğunluğu, geniş kitlelerin sıkışmışlığı, geçim darlığı sebebiyle mevcut milli gelirin ve kamu kaynaklarının kimler arasında nasıl bölüştürüleceğine ilişkin tercihlere dairdir.</p>

<p>Oysa asıl mesele, o milli gelirin nasıl büyütüleceğidir.</p>

<p>Türkiye bugün yaklaşık 86 milyon nüfusa sahip.</p>

<p>Yaklaşık 63 milyon kişi çalışma çağında.</p>

<p>Buna karşılık kayıtlı ve kayıtsız istihdam edilen insan sayısı yaklaşık 32 milyon civarında.</p>

<p>Yaklaşık 17,5 milyon emeklimiz var.</p>

<p>Buna ilave olarak 5,5 milyon civarında kamu çalışanı bulunuyor.</p>

<p>Bu tablo tek başına bile bize önemli bir gerçeği gösteriyor.</p>

<p>Ekonomik olarak değer üreten kesim ile kamu kaynaklarından doğrudan pay alan kesim arasındaki denge giderek zorlaşıyor.</p>

<p>Bu durum hiçbir siyasi partinin tek başına oluşturduğu bir sorun değildir. Hepsi birden, yönettikleri dönem ölçüsünde sorumludurlar.</p>

<p>Bu durum, Türkiye'nin uzun vadeli yapısal problemidir.</p>

<p>Ne yazık ki biz ise günü kurtaran tartışmalarla oyalanıyoruz.</p>

<p>Dünyaya bakalım...</p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri bile üretkenliğini artırabilmek için yapay zekâya yüz milyarlarca dolar yatırım yapıyor.</p>

<p>Avrupa ülkeleri yaşlanan nüfus, düşük verimlilik ve küresel rekabet baskısıyla yeni sanayi politikaları geliştirmeye çalışıyor.</p>

<p>Çin yalnızca ucuz iş gücüyle değil; robotik üretim, ileri teknoloji, elektrikli araçlar ve yapay zekâ yatırımlarıyla küresel üstünlüğünü pekiştirmeye çalışıyor.</p>

<p>Kısacası dünya artık ücret rekabetiyle değil, verimlilik rekabetiyle yol alıyor.</p>

<p>Biz ise hâlâ maaş artışlarının enflasyonun kaç puan üzerinde olacağını tartışıyoruz.</p>

<p>Bu elbette konuşulmalıdır.</p>

<p>Ama yalnızca bunu konuşmak, geminin güvertesindeki sandalyelerin yerini değiştirmekten ibarettir.</p>

<p>Asıl sorulması gereken soru şudur:</p>

<p>Türkiye önümüzdeki yirmi yılda hangi alanda dünyanın vazgeçilmez üreticilerinden biri olacaktır?</p>

<p>Hangi teknolojide söz sahibi olacağız?</p>

<p>Hangi yüksek katma değerli ürünü geliştireceğiz?</p>

<p>Hangi bilimsel bilgiye sahip olacağız?</p>

<p>Hangi küresel markaları çıkaracağız?</p>

<p>Hangi insan sermayesini yetiştireceğiz?</p>

<p>Bugün bu soruların hiçbirine güçlü ve ortak bir cevap veremiyoruz.</p>

<p>Ekonomide kalıcı refahın tek kaynağı üretkenliktir.</p>

<p>Üretkenliği artırmayan hiçbir ücret artışı kalıcı değildir.</p>

<p>Katma değeri yükseltmeyen hiçbir büyüme sürdürülebilir değildir.</p>

<p>Teknoloji üretmeyen hiçbir ülke yüksek gelir grubunda kalamaz.</p>

<p>Bütün gelişmiş ülkelerin ortak hikâyesi budur.</p>

<p>Bugün kişi başına yaklaşık 15-18 bin dolar bandında dolaşan bir ekonomiyle, gelişmiş ülkeler ligine çıkmayı hedefliyorsak, önce şu soruya cevap vermeliyiz:</p>

<p>Kişi başına geliri 40 bin doların üzerine nasıl çıkaracağız?</p>

<p>Bu hedef, sadece daha fazla fabrika yapmakla gerçekleşmez.</p>

<p>Daha fazla bina yapmakla da olmaz.</p>

<p>Ucuz iş gücüyle hiç olmaz.</p>

<p>Bunun yolu; eğitim kalitesini yükselterek beşeri sermayemizi artırmaktan, bilim üretmekten, teknolojiyi geliştirmekten, hukukun öngörülebilirliğini sağlamaktan, kurumsal güveni artırmaktan, girişimciliği desteklemekten ve verimlilik odaklı yeni bir ekonomik model kurmaktan geçer.</p>

<p>Çünkü sermaye, güvenin olduğu yere gider.</p>

<p>Nitelikli insan, umut gördüğü ülkede kalır.</p>

<p>Yatırım ise öngörülebilirliğin bulunduğu ekonomileri tercih eder.</p>

<p>Artık siyasetin de ekonominin de temel sorusu değişmelidir.</p>

<p>"Asgari ücret kaç lira olacak?"</p>

<p>"Emekliye ne kadar zam yapılacak?"</p>

<p>"Faiz kaç puan inecek?"</p>

<p>Bunların hepsi önemlidir.</p>

<p>Ancak bunların tamamı sonuçtur.</p>

<p>Sebep değildir.</p>

<p>Sebep; yeterince büyük bir ekonomik değer üretemiyor oluşumuzdur.</p>

<p>Büyümeyen bir pastayı daha adil paylaşmak mümkündür.</p>

<p>Ama sürekli büyütmeden paylaşmaya çalıştığınız her pasta, bir süre sonra herkesi mutsuz eder.</p>

<p>Türkiye'nin yeni ekonomik tartışması artık bölüşüm ekonomisi değil, üretim ekonomisi olmak zorundadır.</p>

<p>Daha doğrusu, yüksek katma değer üreten, teknoloji geliştiren, verimliliği merkeze alan ve insan sermayesine yatırım yapan yeni bir kalkınma anlayışı...</p>

<p>Çünkü gerçek refah, mevcut serveti yeniden dağıtarak değil; yeni servet üreterek oluşur.</p>

<p>Siyasetin gerçek başarısı da mevcut kaynakları daha fazla tüketmek değil, gelecek nesiller için daha büyük bir ekonomik kapasite inşa edebilmektir.</p>

<p>Türkiye'nin önündeki en büyük mesele enflasyon değildir.</p>

<p>Faiz değildir.</p>

<p>Kur değildir.</p>

<p>Bunlar önemlidir; fakat hepsi daha derindeki yapısal meselenin belirtileridir.</p>

<p>Asıl mesele şudur:</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye, dünya ekonomisine hangi benzersiz değeri sunacak; hangi mukayeseli üstünlüğü inşa ederek kişi başına 40 bin doların üzerinde gelir üreten ülkeler arasına katılacaktır?</p>

<p>İşte gerçek milli tartışma budur.</p>

<p>İşte bu tartışma başlamadan, diğer bütün tartışmalar aynı pastayı paylaşmaya, yanaşma düzenini ele geçirmeye çalışan insanların bitmeyen siyasi kavgası olmaya devam edecektir.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/artik-anlamak-ve-degismek-zorundayiz-1</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="18462"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erken Emeklilik Popülizme Yenildi!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/erken-emeklilik-populizme-yenildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/erken-emeklilik-populizme-yenildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erken emeklilik neden tartışılıyor? EYT'nin sosyal güvenlik sistemine etkileri, emekli maaşlarının geleceği ve uzmanların değerlendirmeleri bu yazıda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Demirel iktidarları döneminde iki defa erken emeklilik yasası çıkarıldı. Yalnızca 20 yıl çalışmış olan insanlar, bazıları 40 yaşına bile gelmeden emekli olup maaş almaya başladı. Sosyal güvenlik sistemimiz bu durum nedeniyle çok kötü etkilendi.</p>

<p>Batı dünyasında her 4 çalışana karşılık 1 emekli vardır. Böylece sistem, kendini finanse edebilme gücünü kaybetmez. Popülist politikalarla sisteme darbe vurulmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AK Parti iktidara geldiği dönemde, sosyal güvenlik uzmanları bu durumun sürdürülebilir olmadığını belirttiler. Hükümet de başlangıçta uzman görüşlerini dikkate aldı. Ancak son seçimler öncesinde muhalefetin, "Emeklilikte Yaşa Takılanların sorunlarını çözeceğiz." söylemleriyle seçimi kazanma ihtimalinin artması, sıkıntıya düşen iktidarı EYT yasasını çıkarmaya adeta mahkûm etti.</p>

<p>Başlangıçta 1,5 milyon insanın emeklilik yükünün sisteme bineceği ifade edilirken, bu rakam bir iki yıl içinde 5,5 milyon kişiyi kapsayacak kadar genişledi.</p>

<p>Şu anda sosyal güvenlik sistemi kendini çeviremiyor; devlet katkısı olmadan yürümesine imkân yok. Yine yaklaşık 2 çalışana karşılık 1 emekli oranına döndük.</p>

<p>Bu şartlar altında ne bu iktidar ne de bunun yerine gelecek olanlar, emekli maaşlarında vatandaşın beklediği ve umduğu artışları yapabilir. Maalesef işin gerçeği budur.</p>

<p>Tabii denebilir ki, "Her yere para var da emekliye gelince mi para yok?"</p>

<p>Hep örnek verdiğimiz Batı ekonomilerinde birçok çalışan isterse emekli olabilir; ancak 65 yaşından önce emekli maaşı alamaz. Yalnızca sağlık hizmetlerinin bir kısmından 65 yaşına gelmeden de istifade edebilir.</p>

<p>Kişi başına millî geliri 180.000 dolar olan Lihtenştayn'da emekli maaşı, çalışılan her yıl için yalnızca 50 avro artar. Yani 40 yıl çalışan bir kişi 2.000 avro emekli maaşı alır.</p>

<p>Bizdeki gibi 40 yaşında emekli olup sistemi ve devleti sömürme anlayışı, neredeyse hiçbir ülkede yoktur.</p>

<p>Oy uğruna, bir sonraki seçimi kazanma amacıyla erken emeklilik yasası çıkarmakla; yine oy uğruna infaz yasalarıyla oynayıp yüz binlerce suçluyu cezaevinden çıkarıp topluma salmak aynı mantığın ürünleridir.</p>

<p>Uzman görüşlerine göre bozulmuş sosyal güvenlik sisteminin kendini toparlaması yaklaşık 20 yılı bulacaktır.</p>

<p><strong>ALINTIDIR.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/erken-emeklilik-populizme-yenildi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/erken-emeklilik-populizme-yenildi.png" type="image/jpeg" length="57281"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siyasete Yeni Seçenek Üretmek Mi, Yoksa Mevcut Siyasete Devşirilmek Mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/siyasete-yeni-secenek-uretmek-mi-yoksa-mevcut-siyasete-devsirilmek-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/siyasete-yeni-secenek-uretmek-mi-yoksa-mevcut-siyasete-devsirilmek-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyasette yeni bir seçenek üretmek mümkün mü? Yoksa fikir platformları zamanla siyasi kariyerlerin bekleme salonuna mı dönüşüyor? Türkiye'deki yeni siyasal arayışlar eleştirel bir bakışla değerlendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye siyasetini son çeyrek yüzyılda belirleyen, özellikle son on yılda ise devletin kurumsal kapasitesiyle birlikte siyasal ve toplumsal alan üzerinde güçlü bir hâkimiyet kuran iktidar karşısında, yeni siyasal arayışların giderek arttığını gözlemliyorum.</p>

<p>Bu amaçla son yıllarda Ankara'da faaliyet gösteren çok sayıda düşünce platformunun, sivil toplum girişiminin, politika atölyesinin ve fikir kulübünün toplantılarına katılma fırsatı buluyorum.</p>

<p>İlk bakışta bu tablo ve arayışlar umut verici görünmektedir. Çünkü ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların ağırlaştığı dönemlerde toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelerek çözüm araması siyasal kültür ve demokratik hayat açısından kıymetlidir.</p>

<p>Ancak zaman içerisinde bu girişimlerde dikkatimi çeken başka bir gerçeklik oldu.</p>

<p>Farklı isimlerle düzenlenen onlarca toplantının katılımcı profillerini karşılaştırdığımda, yaklaşık aynı birkaç yüz kişinin sürekli farklı toplantılarda benzer masalarda buluştuğunu gördüm.</p>

<p>Altı milyonluk Ankara'da, ülkenin geleceğini konuşan çevrelerin ortak kümesinin birkaç yüz kişiyle sınırlı kalması, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken sosyolojik bir olgudur.</p>

<p>Fakat asıl dikkat çekici mesele sayı da değil, bu toplantılara yansıyan motivasyondur.</p>

<p>Türkiye'de iktidar bloğu; siyasetin dinamiklerini belirleyen kamu gücünü, bürokratik kapasiteyi, iletişim araçlarını ve ideolojik aygıtları uzun yıllardır belirli bir stratejik bütünlük içinde kullanmaktadır. Bu stratejinin doğru ya da yanlış olması ayrı bir tartışmadır. Ancak ortada inkâr edilemeyecek ölçüde planlı bir siyasal akıl bulunduğu da açıktır.</p>

<p>Buna karşılık yeni siyasal arayışların önemli bir bölümünde aynı derinlikte tarihsel, sosyolojik ve jeopolitik analiz kapasitesinin maalesef oluşmadığını gözlemliyorum.</p>

<p>Daha da önemlisi, birçok platformda temel motivasyonun ülkenin geleceğine ilişkin yeni bir paradigma üretmekten ziyade, mevcut siyasal güç ve rol dağılımının dışında kalmış aktörlerin yeniden siyaset sahnesine dönme arzusu olduğu izlenimi oluşmaktadır.</p>

<p>Bu çevrelerin önemli bir kısmını geçmişte milletvekilliği yapmış, üst düzey bürokraside görev almış veya kamusal statü sahibi olmuş isimler oluşturmaktadır. Kalanların önemli bir bölümü ise gelecekte siyaset veya kamu yönetiminde yer alma beklentisi taşıyan kişilerden oluşmaktadır.</p>

<p>Bunun doğal sonucu olarak bu toplantıların niteliği de değişmektedir.</p>

<p>Ülkenin yapısal sorunlarını konuşmak yerine geçmiş siyasi hatıralar anlatılmakta, kişisel tecrübeler öne çıkmakta, görünürlük yarışları yaşanmakta ve olası siyasi pozisyonlar dahil olmak amaçlı gündelik konular tartışılmaktadır.</p>

<p>Saatler süren toplantılarda veri analizi, saha araştırmaları, sosyolojik gözlemler, ekonomik dönüşümler, demografik değişimler, teknoloji politikaları ve oluşmakta olan yeni küresel güç dengelerine çoğu zaman temas edilmemekte veya tali başlıklara dönüşmektedir.</p>

<p>Oysa siyaset, yalnızca görünür olmak ve hitabet sanatı değildir. Siyaset; toplumu doğru okuyabilme, değişimi önceden görebilme ve geleceği inşa edebilme kapasitesidir.</p>

<p>Toplumların kaderini belirleyen şey güzel konuşmalar değil; gerçekliği maddi olgular, bilimsel veriler ve sahici analizlerle kavrayabilme yeteneğidir.</p>

<p>Ekonomik dönüşümleri, sınıfsal hareketliliği, kültürel değişimleri, dijital devrimi, yapay zekâyı, genç kuşakların beklentilerini ve küresel güç mücadelesini anlamadan yapılan siyaset tartışmaları çoğu zaman bireysel olarak arzu edilen geleceğin romantik tasvirinden öteye geçememektedir.</p>

<p>Daha da önemlisi, bu tür yapılar zaman içerisinde fikir üretim merkezleri olmaktan çıkarak siyasete insan ve rol devşirme mekanizmalarına dönüşebilmektedir.</p>

<p>İnsanlar ülkenin sorunlarını çözmek için değil; gelecekte oluşabilecek siyasi kadrolarda yer alabilmek için bu ağların içinde bulunmaya başlamaktadırlar.</p>

<p>İşte tam da burada büyük bir paradoks ortaya çıkmaktadır.<br />
Toplum adına konuştuğunu söyleyen çevreler zamanla toplumdan uzaklaşmaktadır.<br />
Millet adına siyaset üretmek iddiasındaki yapılar milletin gerçek hayatını yeterince okuyamamaktadır.</p>

<p>Çözüm üretmek amacıyla kurulan platformlar, zamanla statü üretme mekanizmalarına dönüşmektedir.</p>

<p>Bu durum yalnızca muhalefetin değil, Türkiye'deki sivil siyaset kültürünün de genel bir sorunudur.<br />
Çünkü gerçek fikir üretimi; makam ve statü beklentisinin hakim olduğu yerde zayıflamaya başlar.</p>

<p>Entelektüel bağımsızlığın yerini siyasi kariyer hesabı aldığında, düşünce üretimi yerini pozisyon üretimine bırakır.<br />
Örnek mi?<br />
"Ne zaman partileşeceğiz" yönündeki iştahlı ve ihtiraslı sorular her şeyin önüne geçer.</p>

<p>Bugün Türkiye'nin yaşadığı en önemli krizlerden biri de budur.<br />
Bir yanda siyaseti kamu gücünü de kullanarak güçlü bir biçimde dizayn eden ve uzun vadeli stratejiler geliştiren bir iktidar ve "devlet aklı" bulunmaktadır.</p>

<p>Diğer yanda ise çoğu zaman bu stratejilere ancak sonuçları ortaya çıktıktan, maruz kaldıktan sonra tepki verebilen, gündemi belirlemek yerine gündemin peşinden sürüklenen bir muhalif entelektüel çevre görünmektedir.<br />
Oysa siyaset, yalnızca iktidarın hamlelerine cevap vermek değildir.</p>

<p>Asıl siyaset; toplumsal değişimi önceden okuyabilmek, yeni kavramlar üretebilmek ve geleceğin hikâyesini bugünden yazabilmektir.</p>

<p>Bu nedenle toplum yalnızca söylenen sözlere değil, o sözleri söyleyenlerin motivasyonlarına da dikkat etmelidir.<br />
Bir platformun değeri, kaç kişiden oluştuğu, kaç kişinin konuştuğuyla değil; siyasetin yeni ihtiyaçlarını karşılayacak kaç yeni fikrin ortaya çıktığıyla ölçülmelidir.<br />
Gerçek sivil toplum, mevcut siyasete personel yetiştiren bir bekleme salonu değildir.</p>

<p>Gerçek düşünce kuruluşları, kaybedilmiş makamların nostaljisinin yapıldığı mekânlar da değildir.<br />
Tam tersine gerçek düşünce kuruluşları, toplumun geleceğine dair yeni zihniyetler üreten bağımsız fikir laboratuvarlarıdır.</p>

<p>Türkiye'nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey işte budur:<br />
Yeni makamlar değil, yeni fikirler.<br />
Yeni kariyerler değil, yeni analizler.<br />
Yeni sloganlar değil, yeni bir gerçeklik muhasebesi.</p>

<p>Bu tespitlerin umutsuzluğu büyütmesini elbette asla istemeyiz. Tam tersine, bu satırlar yeni siyasal arayışların daha nitelikli ve derinlikli bir zeminde inşa edilmesi için yapılmış samimi uyarılar olarak okunmalıdır.</p>

<p>Çünkü umut, sorunları görmezden gelmekten değil; onları doğru teşhis etmekten doğar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye'nin geleceği, siyasete devşirilecek yeni aktörler bulmakla değil; siyasetin kendisini yeniden üretecek fikrî cesaret ve kapasiteyi ortaya koyabilmekle şekillenecektir.</p>

<p>Asıl mesele de budur:<br />
Siyasete kimlerin gireceği veya yeni kariyer planları değil, Türkiye siyasetinin hangi fikirlerle yeniden kurulacağıdır.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/siyasete-yeni-secenek-uretmek-mi-yoksa-mevcut-siyasete-devsirilmek-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 20:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="56087"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nato Ankara Zirvesi Öncesinde Bir Fikir Jimnastiği]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/nato-ankara-zirvesi-oncesinde-bir-fikir-jimnastigi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/nato-ankara-zirvesi-oncesinde-bir-fikir-jimnastigi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara NATO Zirvesi öncesinde dikkat çeken analiz: NATO bölgesel güvenlik kümelerine mi dönüşüyor? Türkiye'nin yeni küresel güvenlik mimarisindeki rolü ve olası siyasi, ekonomik ve stratejik sonuçları bu yazıda ele alınıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uluslararası ilişkilerde bazen yaşananlar kadar, yaşanması muhtemel senaryolar üzerine düşünmek de önemlidir. Bu nedenle aşağıdaki değerlendirmeler kesin bilgilerden ziyade, ideolojik tercihler dışında ve mevcut jeopolitik eğilimler üzerinden yapılmış kişisel stratejik okumalardır.</p>

<p>2021 NATO Zirvesi'nde kabul edilen yeni stratejik konsept, Soğuk Savaş sonrası dönemin sona erdiğini açık biçimde ortaya koydu. Rusya artık yalnızca rakip değil, Avrupa güvenliği açısından doğrudan tehdit olarak tanımlandı. Aynı belgede ilk kez Çin'in yükselişi de küresel güvenlik açısından sistemik bir tehdit ve bir meydan okuma olarak değerlendirildi.</p>

<p>Bu iki tespit, aslında NATO'nun önümüzdeki on yıllardaki dönüşümünün de işaret fişeğiydi.</p>

<p>Diğer taraftan ABD açısından farklı bir gerçeklik de bulunuyor:<br />
NATO'nun askerî ve mali yükünün büyük bölümünü (%71) uzun yıllardır Washington üstlenmektedir. Ancak Amerikan kamuoyu ve strateji çevrelerinde giderek güçlenen anlayış, küresel liderliğin devam etmesi fakat bunun daha düşük maliyetle yürütülmesi gerektiği yönündedir.</p>

<p>Acaba bunun yolu, NATO'nun görev ve sorumluluklarını bölgesel düzeyde yeniden organize etmek olabilir mi?</p>

<p>Bugün resmi olarak böyle bir karar bulunmasa da, yeni küresel denge arayışı ve jeopolitik eğilimler bizi böyle bir ihtimali tartışmaya davet ediyor.</p>

<p>Belki de geleceğin NATO'su tek merkezden yönetilen devasa bir güvenlik örgütü olmaktan ziyade, birbirini tamamlayan bölgesel güvenlik kümelerine dönüşebilir.</p>

<p>Örneğin;<br />
Avrupa ve Akdeniz güvenliğinde Almanya, Fransa ve İtalya'nın daha fazla mali ve güvenlik sorumluluğu üstlendiği bir yapı,</p>

<p>Orta Doğu'nun ontolojik tehdit algılarına karşılık gelecek ve güvenlik mimarisini yönetecek ikincil bir bölgesel yapı,</p>

<p>Türk Cumhuriyetleri ve Merkez Asya ekseninde şekillenen ve Rusya'nın etkisini azaltacak üçüncü bir güvenlik kuşağı...</p>

<p>Bunların tamamı yine NATO'nun ortak stratejik şemsiyesi altında faaliyet gösterebilir.<br />
Böyle bir model gerçekleşirse, ABD küresel liderliğini korurken mali yükünü azaltabilir; müttefikler ise kendi bölgelerinde daha fazla inisiyatif üstlenebilir.</p>

<p>Bu senaryoda dikkat çekici ülkelerin başında ise hiç kuşkusuz Türkiye gelir.</p>

<p>ÇÜNKÜ TÜRKİYE;<br />
Avrupa'nın,<br />
Akdeniz'in,<br />
Karadeniz'in,<br />
Kafkasya'nın,<br />
Orta Doğu'nun,<br />
Türk Dünyası'nın aynı anda ortak kesişim noktasında bulunan tek NATO ülkesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dolayısıyla Türkiye oluşabilecek bölgesel güvenlik mimarilerinin neredeyse tamamıyla doğrudan temas kurabilecek benzersiz avantajlara ve jeopolitik bir konuma sahiptir.</p>

<p>Eğer dünya gerçekten daha modüler ve bölgesel güvenlik sistemlerine doğru evriliyorsa, Türkiye yalnızca NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip bir ülke değil; aynı zamanda yeni güvenlik mimarisinin düğüm noktası olabilecek stratejik bir aktöre de dönüşebilir.</p>

<p>Belki de Ankara'da yapılacak zirveler bundan sonra yalnızca yeni kararların açıklandığı toplantılar değil, yeni küresel düzenin zihinsel laboratuvarları olacaktır.</p>

<p>Elbette bunların hiçbiri bugün için kesinleşmiş gerçekler değildir. Başlarken de "fikir jimnastiği" dedik zaten.<br />
Ancak stratejik düşünce, yalnızca yaşanan olayları analiz etmek değil; mevcut eğilimlerden hareketle geleceğin olası senaryolarını tartışabilmektir.</p>

<p>Belki de önümüzdeki yıllarda konuşacağımız mesele, NATO'nun genişleyip genişlemeyeceği değil; NATO'nun kendi içinde bölgesel olarak nasıl yeniden örgütleneceği olacaktır.</p>

<p>"Fikir jimnastiği" niyetiyle başladığımız yazıya konu yeni NATO örgütlenmesinin Türkiye'ye yansımalarını siyasi, ekonomik, hukuk ve demokrasi yönüyle tartışmak da ilginç olmaz mı?</p>

<p>Bir sonra ki yazıda devam edelim...</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/nato-ankara-zirvesi-oncesinde-bir-fikir-jimnastigi</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 20:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/nato-ankara-zirvesi-oncesinde-bir-fikir-jimnastigi.jpeg" type="image/jpeg" length="87046"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Düşünmeyi Öğrenmek (3)]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düşünmeyi Öğrenmek (3) yazısında Rubil Gökdemir, kitle psikolojisi, aidiyet duygusu, sorgulama kültürü ve eleştirel düşünmenin demokratik toplumlar için önemini ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>(Çalışmanın Plan özeti:<br />
1-Zihnin kusurları: Dogmatizm, indirgemecilik, belirsizlikten kaçış, komplo teorileri ve mutlak hakikatçiliğe sığınma<br />
2-Kitle psikolojisi: Aidiyetlerin ve zihinsel konfor alanlarının düşünce üzerindeki etkisi.<br />
3-Modern çağın krizi: Bilgi bolluğu içinde doğruyu ayırt etme becerisinin zayıflaması.<br />
4-Entelektüel erdem: Tevazu, sorgulama, delile saygı ve gerektiğinde aklını kullanma, fikrini değiştirebilme cesareti.<br />
5-Düşünmeyi öğrenmenin manifestosu)</p>

<p>KİTLELER NEDEN DÜŞÜNMEK YERİNE İNANMAYI TERCİH EDER?</p>

<p>İnsanlık tarihinin en büyük paradokslarından biri şudur: İnsan, aklı sayesinde dünyayı değiştirebilen tek canlıdır; ancak aynı insan, çoğu zaman kendi aklını kullanmanın getirdiği zahmetten kaçma eğilimi de gösterebilir.</p>

<p>Çünkü düşünmek kolay değildir. Gerçek anlamda düşünmek; şüphe etmeyi, araştırmayı, farklı ihtimalleri değerlendirmeyi ve en önemlisi kendi doğrularımızla yüzleşmeyi gerektirir. İnsan zihni için en zor mücadele, başkalarının düşünceleriyle değil, kendi yerleşik kanaatleriyle yaptığı mücadeledir.</p>

<p>Buna karşılık inanmak çoğu zaman daha konforlu bir alandır. Bir fikre, bir ideolojiye, bir lidere, bir geleneğe veya bir anlatıya bağlandığımızda, karmaşık dünyanın belirsizliklerini daha anlaşılır hâle getirebiliriz. Bu durum insanın anlam ve aidiyet arayışının doğal bir sonucudur. Ancak bu bağlılık, sorgulamayı tamamen ortadan kaldırdığında zihinsel bir kapanmaya dönüşür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kitle psikolojisinin en güçlü mekanizmalarından biri de budur: İnsanlar çoğu zaman bir düşüncenin doğruluğunu yalnızca delilleriyle değil, o düşüncenin kendilerini hangi topluluğun parçası yaptığıyla da değerlendirirler. Böylece bu fikirler zamanla, birey olmanın sorumluluğundan kurtulduğumuz, kolektif kimliğimizin ayrılmaz parçası hâline gelirler.</p>

<p>Bir düşünce kolektif kimliğe dönüştüğü anda artık onu değiştirmek zorlaşır. Çünkü kişi artık sadece bir fikrini değil; ait olduğu çevreyi, geçmişini ve kendisi hakkındaki algısını da koruduğunu düşünür.<br />
Farklı görüşlerle karşılaşılması aynı zamanda kolektif kişiliğe saldırı gibi algılanır. Bu nedenlerle insanlar bazen açık deliller karşısında bile eski kanaatlerini terk etmekte zorlanabilirler.</p>

<p>Tarih boyunca dinler, ideolojiler, milliyetçilikler, siyasi hareketler, ekonomik teoriler ve hatta bilimsel yaklaşımlar bile zaman zaman takipçileri tarafından eleştirilemez mutlak doğrular hâline getirilebilmiştir. İnsanlığın ilerlemesini sağlayan ise herhangi bir düşünceye körü körüne bağlılık değil; bütün düşüncelerin eleştiriye ve yeniden değerlendirmeye açık kalabilmesidir.</p>

<p>Kitlelerin düşünmek yerine sadece inanmaya yöneldiği toplumlarda sloganlar, uzun analizlerin yerini alır. Karmaşık olaylar tek bir sebebe bağlanır. Komplo teorileri, şehir efsaneleri ve doğrulanmamış rivayetler, gerçekliğin yerini almaya başlar. İnsanlar hakikati aramak yerine, zaten inanmak istedikleri şeyleri doğrulayacak bilgilerin peşinde koşarlar.</p>

<p>Oysa medeniyetin gerçek sıçramaları, “Bize söylenen doğru mudur?” sorusunu sorabilen insanlarla başlamıştır. Felsefe, bilim, hukuk ve demokratik kültür; büyük ölçüde bu sorgulama cesaretinin ürünüdür.</p>

<p>Olgun bir zihin, her şeye inanmayan bir zihin değildir; her şeyi reddeden bir zihin de değildir. Asıl olgunluk, inanmak ile düşünmek arasında sağlıklı bir denge kurabilmektir. İnsan hem değerlere ve inançlara sahip olabilir hem de kendi düşüncelerini sürekli olarak aklın ve bilimin süzgeciyle gözden geçirebilir.<br />
Aidiyetlerimiz analarımızın ak sütü kadar helalimiz olmakla birlikte, akıl, bilim, hukuk süzgecinden geçmeyen bağlılıklarımız aynı zamanda kişisel esaretimizin görünmeyen prangalarıdır.</p>

<p>Belki de çağımızın en büyük entelektüel problemi bilgi eksikliği değildir. Asıl problem, insanların sahip oldukları bilgileri hangi yöntemle değerlendirdikleridir. Çünkü yanlış bir düşünme yöntemiyle desteklenen çok bilgi, bazen bilgisizlikten daha tehlikeli sonuçlar üretebilir.</p>

<p>Özgür birey, sadece konuşma hakkına sahip olan kişi değildir; kendi zihninin sınırlarını fark edebilen, kendi kanaatlerini sorgulayabilen ve gerektiğinde fikrini değiştirebilen kişidir.<br />
Toplumların gerçek ilerlemesi de ancak böyle aklı hür, vicdanı hür bireylerin çoğalmasıyla mümkündür.</p>

<p>(Devam edecek...)</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-3</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="58832"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/mustafa_kemal_ataturkun_31003_800.jpg" type="image/jpeg" length="68375"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Oktay Sinanoğlu kimdir? İşte Oktay Sinanoğlu hakkında merak ettiğiniz her şey...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/425981.jpg" type="image/jpeg" length="61851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL'DAKİ EN İYİ 10 MİMAR SİNAN ESERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/01_4.jpg" type="image/jpeg" length="60561"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 yıl önce İstanbul]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/100-yil-once-istanbul-national-geographic-istanbul-1608963.jpg" type="image/jpeg" length="23971"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[vw 1200 64AV835 Restorasyon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Feb 2017 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/20150111_140443.jpg" type="image/jpeg" length="69463"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİNENİN AKSİNE ÇABUK ACIKTIRAN 8 YİYECEK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek_x_14786_b.jpg" type="image/jpeg" length="54839"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANGİ İLAÇLA NE YENMEZ? DİKKATLİ OLMAMIZ GEREKEN 8 BESİN]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken_x_57923_b.jpg" type="image/jpeg" length="49441"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER'E DENİZLİ'DEN ANLAMLI HEDİYE]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:26:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/2021083.jpg" type="image/jpeg" length="54110"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER KİMDİR?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Jan 2016 17:41:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/111.jpeg" type="image/jpeg" length="59984"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KIŞ AYLARINDA ISINMAK İÇİN 20 SÜPER ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Nov 2015 14:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-oneri_x_16537_b.jpg" type="image/jpeg" length="81002"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
