<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 03 Nov 2026 23:33:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Saltanat-Hilâfet-2]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/saltanat-hilafet-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/saltanat-hilafet-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fethi Çavdar, Atatürk’ün 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması öncesinde TBMM’de yaptığı konuşmadan bölümleri aktararak İslam tarihinde hilafetin doğuşunu, Hz. Muhammed’in vefatı sonrasındaki gelişmeleri ve ilk halifenin seçilme sürecini ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong>Fethi ÇAVDAR yazdı...</strong></span></p>

<p>Fakat Efendiler, Peygamberin vefatı ile her tarafta İslâm dininden dönme (İrtidad) olayları ve ayaklanmalar başladı. Hz. Ebubekir bunları önledi, duruma hakim oldu. Bir yandan da Müslüman Emirliği'nin sınırlarını genişletme yoluna gitti. Ebubekir son dönemlerine yaklaşınca kendi seçimindeki zorluğu hatırladı ve Hz. Ömer'i vasiyetname ile kendi seçip millete takdim etti.</p>

<p>Hz. Ömer'in halifelik zamanında İslâm memleketleri olağanüstü denecek bir hızla genişledi, zenginlik arttı.</p>

<p>Halbuki bir milletin içinde varlık ve zenginliğin artmasının, insanlar arasında maddiyat düşkünlüğüne ve bunun da ayaklanmalar ve bozgunlar doğmasına sebep olması bu dünyanın gerçeğidir.</p>

<p>İşte bu nokta Hz. Ömer'in kafasını karıştırıyordu. Bir de Hz. Ömer hatırlıyordu ki,</p>

<p>Resulü Ekrem, sırlarını paylaştığı yakın dostlarına şunu demişti: "Ümmetim düşmanlarına galip gelecek ve Mekke, Yemen, Kudüs, Şam'ı fethedecek ve Kısra ile Kayser'in hazinelerini bölüşeceklerdir. Fakat ondan sonra aralarında bozgunculuk, ayaklanma ve gizli düşmanlık doğarak eski durumlarına döneceklerdir."</p>

<p>Hz. Ömer bir gün Huzeyfetulyemani (r.a.) hazretlerine, "Deniz gibi dalgalanacak fitneyi" sorduğu zaman aldığı cevapta,</p>

<p>"Onun sana bir zararı olmaz. Senin zamanınla onun arasında kapalı bir kapı vardır." dedi.</p>

<p>Hz. Ömer sordu: "Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı?"</p>

<p>Huzeyfe "Kırılacak" dedi. Hz. Ömer "Öyle ise kapanmaz" dedi ve vahlandı.</p>

<p>Gerçekten kapı kırılacaktı. Çünkü İslâm memleketleri genişlemiş, iş çoğalmıştı. Bu idare ve devlet şekli ile her yerde adaletin tam olarak uygulanması zorlaşmıştı.</p>

<p>Hz. Ömer bunu anlıyor, sıkılıyor ve Allah'ına yalvararak diyordu ki: "Ya Rab! Canımı al."</p>

<p>Ömer Birgün ağlarken sebebi sorulduğunda: "Nasıl ağlamayalım ki; FIRAT KENARIINDA BİR OĞLAK KAYBOLSA, KORKARIM Kİ ÖMER'DEN SORULUR" diye cevap verdi.</p>

<p>Evet, Hz. Ömer (Radiyallahüanh) artık Halifelik adı altındaki emirlik idaresinin bir devlet idaresi için yetersiz kaldığını, bir kişinin kendi faziletinde, kendi kudretinde, hatta kendi büyüklüğünde olsa bile, bir devletin idaresine yetersiz olduğunu en geniş anlamı ile anlamıştı. Hatta bu endişe ile idi ki, Ömer kendinden sonra bir halife düşünemez oldu. Yerine oğlunu bırakmasını öğütledikleri zaman, "Bir evden bir kurban yetişir" dedi.</p>

<p>Abdurrahman bin Avf'ı çağırdı:</p>

<p>"Ben seni yerime geçirmek istiyorum" dedi.</p>

<p>O da; "Bana kabul et diye oy ve nasihat verir misin" deyince</p>

<p>Ömer, "Veremem" dedi. Abdurrahman, "Vallahi ben de sonuna kadar bu işe giremem" dedi.</p>

<p>En sonunda Ömer, en akla yakın noktaya değindi. Emirlik, devlet ve millet işini danışma (Meşveret) yoluna bıraktı. Ömer'den sonra Hz. Peygamber'in meclisinde bulunmuş olanlarla halk, mescidi ağzına kadar doldurdu ve dindaşların yönetimini, seçtikleri bir halifeye verdiler.</p>

<p>Hz.Osman halife oldu. Fakat kırılmaya mahkum olan kapı artık kırılmıştı. İslâm memleketlerinin her yanında bin türlü dedikodu ve hoşnutsuzluklar başladı. Zavallı Osman güçsüz ve naçiz duruma düştü. O kadar ki, Şam Valisi Muaviye, O'nun hayatını korumak için kendi yanına çağırdı. Bunu uygun bulmayan Hz. Osman'ı korumak üzere kendi valiliğinden asker göndermeyi teklif etti. Bunların hiç birine meydan kalmadı. Her yanda ayaklanan türlü bölgelerin halkı Medine'de evinin içinde Hz. Osman'ı kuşattı. Ve muhterem eşinin yanında şehit etti. Birçok gürültülü ve kanlı olaylardan sonra Hazreti Ali (Kerremallahüveche), halifelik makamına getirildi.</p>

<p>Tekrarlayalım ki kapı kırılmıştı. Aynı soydan olmakla beraber Irak başka birşey, Yemen başka birşey, Suriye başka birşey ve Hicaz bölgesi de bambaşka bir şeydi.</p>

<p>Hicazdaki halife, Suriye'de kuvvete dayanan vali ile Sıffında (Fırat) karşı karşıya geldiler. Muaviye Hz. Ali'nin (Kerremallahüveche) halifeliğini tanımıyor ve tersine O'nu Osman'ı ölümünden suçlu görüyordu.</p>

<p>Görülüyor ki, Resulullahın vefatından yirmibeş yıl kadar sonra İslâm dünyasında, İslâmın en büyük kişilerinden ikisi karşı karşıya geldiler ve Halifelik iddiasıyla arkalarından sürükledikleri aynı din ve aynı soydan insanları kanlar içinde bırakmakta bir kötülük görmediler.</p>

<p>En sonunda, hileyi başaran, saf ve temiz olanı yendi, çoluk çocuğunu darmadağınık edip ortadan kaldırdı. Ve böylece halifelik adı altındaki İslâm Emirliği'ni yine halifelik adı ile İslâm Sultanlığına çevirdi.</p>

<p>Emevi saltanatı büyük istilâlar yapmakla birlikte, ancak doksan sene dayanabilmişti. Sonra Arap milleti Emevi saltanatını başından atarak yerine Abbasi devletini getirmiştir. Bu devletin başındakilere de halife derlerdi.</p>

<p>.....</p>

<p>Sultanlıkların da sonunda yıkılmaya mahkum olduklarını tarih bize göstermiştir."</p>

<p>Son paragrafta Atatürk'ün de dediği gibi, tarih boyunca bütün sultanlıklar ve diktatörlükler önünde sonunda yıkılmaya mahkum olmuştur ve bundan sonra da hep öyle olacaktır.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/saltanat-hilafet-2</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Nov 2026 08:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/11/saltanat-hilafet-1.png" type="image/jpeg" length="10553"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümüşhane’de Köylü Öğrencinin Gurbeti Şehirde Başlar]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gumushanede-koylu-ogrencinin-gurbeti-sehirde-baslar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gumushanede-koylu-ogrencinin-gurbeti-sehirde-baslar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel, Gümüşhane’nin Harşit Vadisi’nde köyden şehir merkezine eğitim için giden öğrencilerin zorlu yolculuklarını, yoksulluklarını, dayanışmalarını ve unutulmaz gurbet anılarını anlatıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sabri ŞENEL’in kaleminden</strong></span></p>

<p>Sonbahar mevsimi Harşit Vadisi kenarlarında; gerek meyve bahçeleri gerekse yamaçlardaki ağaçlarıyla ilkbaharı aratmayacak rengârenk görüntüler sunar. İşte bu renklerin tüm tonları, Sanatçıların Sanatçısı’nın fırçası ile büyüleyici bir tablo ortaya koyardı. Biz vadinin öğrenci çocukları; köyde ilkokul bittikten sonra ortaokul ve lise öğrenimi için köylerden şehir merkezine yönelirdik. Zira Harşit boyunca uzanan dereler sırasıyla vadiyi besler; Kabaköy Deresi, Dölek, Yayladere, Kale Deresi, Gökdere, Pirahmet Deresi, Karmut Deresi ardı ardına Tirebolu’ya kadar Harşit’e karışır. İşte öğrenciler de bu derelerden adeta Harşit gibi şehre akardı. Bizler diğer köylü öğrencilerle şehirde tanışır; arkadaş, sırdaş, yoldaş, hemşehri olurduk.</p>

<p>Hafta içi şehirde, okulda öğrenciydik; hafta sonları ise sınav hazırlığımız olmadıkça ailelerimizin ev işlerine destek olmak için köye gelirdik. Pazar günleri ikindi vaktine yakın, okula dönmek üzere köyden Sobran ve Tohumoğlu istikametine doğru yola koyulurduk. Zira pazar günü köyden şehre nadir araç bulunurdu. Olsa da ancak sabah erken saatte giderdi. Biz ise köyde ailemizle biraz daha uzun süre kalabilmek adına öğleden sonraya kalırdık. Kilometrelerce uzunluktaki yolda araç denk gelirse el kaldırır, durdurur binerdik; gelmezse önce yürüyerek Tohumoğlu Köprüsü kavşağına inerdik.</p>

<p>Yaşımız küçük olduğu ve güz mevsimi hüküm sürdüğü için, ıssız vadide gözümüz kulağımız dağda taşta, yabani hayvanlar üzerinde olurdu. Öğrenci arkadaşlarımızla kalabalık olmadığımız zamanlarda risk daha da yükselirdi; zira vadi yamaçlarındaki bahçelerden rızıklanan ayı, domuz gibi hayvanlar büyük tehditti. Bazen kurt ulumaları duyar, ürkerdik. Vakit erken olur ve kalabalık olursak, hasadı yapılmış meyve bahçelerinin dallarında kalan elma ve armutları taşlayarak düşürür, yaralanan o meyveleri yerdik. Bu, adeta aç kalan çocuklara doğanın bıraktığı bir rızıktı.</p>

<p>Bir pazar günü yine Kabaköy’den Tohumoğlu’na inerken araç gelmeyince çaresizce uzunca bir süre yürüdük. Sırtımızda bir hafta yetecek kadar köy fırınında pişirilmiş ekmek ve biraz da haftalık kumanyamız vardı. Körpe bedenlerimizle omuzlarımıza binen o yükü taşımakta çok zorlanırdık. Yürüdükçe sırtımız kan ter içinde kalır, takatsiz düşerdik; en ufak bir gürültüde gözümüz yolda, izde, etrafta olurdu. Bir umut gelen araç bizi almadan geçip giderse büyük bir hayal kırıklığı yaşar, üzülürdük. Akşam karanlığına kalmamak için kavşağa bir an önce varmak şarttı, sabırsızlanıyorduk.</p>

<p>Zar zor sonunda kavşağa vardık ve uzunca bir süre orada bekledik. İki kişiydik; yıllar sonra Gölcük depreminde kaybettiğimiz arkadaşım Sebahattin Yakut ile birlikteydim. Saatler geçmesine rağmen bizi alacak ne bir kamyon ne de minibüs bulabildik. Korkmaya başladık, akşam karanlığında yol üstünde kalakaldık. Yükümüz ağırdı, dağdan taştan gelen garip sesler çocuk yüreğimize korku salıyordu. Çok üşümüştük; yorgunluktan sırtımızda soğuyan terimiz bizi tir tir titretiyordu.</p>

<p>Beklemek nafileydi, çaresizdik. Biraz daha durduktan sonra yeni bir karar verdik ve "Pirahmet kavşağına yürüyelim" dedik. Yola koyulduk, etrafta in cin top oynuyordu. Yeniyol köyüne vardığımızda vakit yatsıyı çoktan geçmişti. Mezarlık altından geçerken, büyüklerden duyduğumuz mezarlık ve hortlak hikayeleri aklımıza geliyor, gözlerimiz gayriihtiyari kabristana çevriliyor, ödümüz kopuyordu. O an birisi bağırsa neler olacağını kestirmek çok zordu; korkudan yüzümüz gözümüz sapsarı kesilmiş, gözlerimiz yuvalarından fırlar gibi olmuştu.</p>

<p>Mezarlığı geçtik. Ayaklarımızı sürüye sürüye, çekmekte zorlanarak da olsa çaresizce yürümeye mecburduk. Tek umudumuz, Pirahmet kavşağında Kelkit-Erzincan istikametinden gelecek bir araca binmekti. Nihayet kavşağa vardık. Orada bir benzin istasyonu vardı; bizim için adeta bir şenlik yeri, bir sığınaktı. Karanlıkta yol üstünde epeyce bekledikten sonra bizi gören istasyon çalışanı yanımıza geldi, halimizden öğrenci olduğumuzu anlayıp bizi içeri aldı. Sobanın başına oturttu, bir şeyler ikram etti. İçimiz ısındı.</p>

<p>Çok geçmeden gelen bir kamyonun kasasına bindik, çünkü şoför mahalli doluydu. Araç kasası üstünde şehre yöneldik ama rüzgârdan ve soğuktan donduk, kasanın içine çöktük. Tekke, Pirahmet ve Bağlarbaşı derken şoför bizi Alibeyler Köprüsü’nde indirdi. Karaer Mahallesi’nin tepelerinde tek göz odalarda kalırdık. Gece yarısı kendimizi eve zor attık ama bize olan olmuştu. Aç, susuz, soğuktan perişan bir halde hemen yorganın altına girdik. Zira okulumuzda çift tedrisat olduğu için sabah saat 07.30’da dersimiz başlayacaktı.</p>

<p>Korku ve soğuk iliklerimize işlemişti. Gariban, sahipsiz köylü çocuklarıydık; babalarımız gurbette, annelerimiz köydeydi. İşte bu yaşta hayatın çilesini çekmek bizi öyle bir bilemişti ki, görmediğimiz mahrumiyet kalmamıştı. Yetiştirme yurdunun çocukları bile bizden şanslıydı; zira onların yatacak sıcak odaları, sabah kahvaltıları, sıcak yemekleri vardı. Biz ise tezekle ısınır, on beş günlük bayat ekmeğe ve makarnaya talim ederdik. Lise binasının yanında kalan şehir dışından gelmiş öğrenciler bize göre çok şanslıydı; şehirde ailesiyle kalan memur ve esnaf çocuklarına imrenirdik.</p>

<p>Biz küçük çocuklar, kendi dayanışmamızla birbirimize hem anne hem baba, hem ağabey hem kardeş olurduk. Çünkü okumaktan başka hiçbir şansımız yoktu. Biz ya kalaycı, ya inşaatçı ya da kuducu çocuklarıydık. İşte ortaokulu ve liseyi bu şartlarda bitirmiştik.</p>

<p>Biz normal günlerde ya kamyon kasasında ya minibüs ya da kamyondan dönme otobüslerle şehre inerdik. Ağasarlı Faik amcanın, Yağmurdereli Bilal amcanın, Yayladereli Hamdi amcanın, Söğütağıllı Nazım ve Nedim amcanın Ballıcalı Salih ağabeyim Muzaffer Amcanın Erdemlerden İsmail Hakkı amcanın Dölekli Sabri amcanın iki Rüstem amcaların Kabaköyden Salih Şaban Cafer ve Ezber ağabeylerin kamyon kasaları otobüs minibüsleri ulaşım aracımız oldu.</p>

<p>2.11.2026</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>SABRİ ŞENEL YAZILARI, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gumushanede-koylu-ogrencinin-gurbeti-sehirde-baslar</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/11/gumushanede-koylu-ogrencinin-gurbeti-sehirde-baslar.jpg" type="image/jpeg" length="77844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fon Soygununa Çare Olarak; Sosyal Rıza Ve Rasyonel Meşruiyete Dayalı Hukukun Vazgeçilmezliği:]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/fon-soygununa-care-olarak-sosyal-riza-ve-rasyonel-mesruiyete-dayali-hukukun-vazgecilmezligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/fon-soygununa-care-olarak-sosyal-riza-ve-rasyonel-mesruiyete-dayali-hukukun-vazgecilmezligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, fon soygunları ve finansal skandalların nedenlerini hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve toplumsal meşruiyet ekseninde değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Neden Gerekli?</p>

<p>Kurallar, tepeden inme ya da sadece korkuya dayalı (kaba kuvvet/dini ceza) olduğunda geçici olur. Hukukun meşruiyeti, bireylerin "Bu kural benim de hakkımı koruyor" diyerek verdikleri sosyal rızaya dayanmalıdır. Bu rızanın ön şartı, KUVVETLER AYRILIĞI ve YARGININ BAĞIMSIZLIĞIDIR.</p>

<p>Olmadığında Ne Oluyor?</p>

<p>Hukuk, güçlü olanın zayıfı ezmek için, kamu kaynaklarına musallat olmak veya kendi servetini korumak için kullandığı bir "enstrüman" olarak algılanır ve kullanılır. Bu durumda toplum hukuk kurallarını içselleştirmez, sadece yakalanmadığı sürece delmeye, çalmaya, yağmalamaya çalışır.</p>

<p>En Büyük Engelimiz: Bu kısır döngünün farklı dönemlerde biçim değiştirerek tekrarlanmasıdır.</p>

<p>İşte bu aşamaların, döngülerin geçilememesi en büyük engelimizdir.</p>

<p>Çünkü sistem kendi kendini besleyen bir kısır döngüye girer: Sınırları hukukla belirlenmiş organik işbölümü ve bilimsel eğitim ve düşünüş biçimi gelişmediği için seküler bireyselleşme de sağlanamaz.</p>

<p>Bireyselleşemeyen kitleler, güvenceyi hukukta değil, kutsallıkla tahkim edilmiş, dini ve siyasi mahallelerine sığınmakta, devlete ve güce yakın olmakta ararlar.</p>

<p>Devleti ele geçirenin, yakın olanın statü ve servet kazandığı bir düzende, rasyonel kurallar ve kurumlar inşa edilemez; çünkü sistem kuralsızlıktan beslenenlerin elinde kalır.</p>

<p>Nihai Özet:</p>

<p>"Hegemonya kurma/her şeye sahip olma" gibi insana özgü ilkel tutku ve dürtülerin, ortak yarar amacıyla toplumla uyumlulaştırılması, yani hukuki ilke ve kurallara evrilmesi ise; ancak ve ancak ısrarla belirttiğimiz gibi seküler bireyselleşme süreçleri kapsamında, organik işbölümü ve rasyonel hukuk bilinci barajını geçebilirse, işte o zaman tam bir "Medeniyet" kriterine dönüşür.</p>

<p>Bu baraj geçilemediğinde, toplumların dış görünüşü modernleşse, gökdelenler, lüks arabalar, bankacılık sistemleri gelse bile, MEDENİYET ALGIMIZ bireysel eziklik ve yetersizliklerin alt yapısını oluşturan zihniyet kodları ve ilkel dürtülerine teslim olmuş, "dava" retorikleriyle süslenmiş dini, siyasi kabile mensuplarının kutsallıkla kamufle edilmiş nüfuz avcılığı seviyesinde kalır.</p>

<p>İşte yaşadığımız fon soygunları, finansal skandallar da modern medeniyet dekorların arkasındaki bu ilkel zihniyetin kontrolsüz yanardağ patlamalarından ibarettir.</p>

<p>Bu haliyle konu sadece siyasetin, kamu yönetiminin, hukukun değil; tarihin, zihin felsefesinin, sosyal psikoloji ve sosyolojinin de konusudur.</p>

<p>Ancak bu analiz ve izahlarımızdan bağımsız ve öncelikli olarak; HUKUKUN ÖNGÖRDÜĞÜ EN ŞEDİD YAPTIRIMLARIN FON HIRSIZLIĞI FAİLLERİ VE ŞERİKLERİNE UYGULANMASI KAMU DÜZENİNİ SAĞLAMAK VE MAŞERİ VİCDANI TATMİN İÇİN ZORUNLUDUR.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/fon-soygununa-care-olarak-sosyal-riza-ve-rasyonel-mesruiyete-dayali-hukukun-vazgecilmezligi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/11/fon-soygununa-care-olarak-sosyal-riza-ve-rasyonel-mesruiyete-dayali-hukukun-vazgecilmezligi.jpeg" type="image/jpeg" length="14841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Saltanat-Hilâfet-1]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/saltanat-hilafet-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/saltanat-hilafet-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fethi Çavdar, Atatürk’ün 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması öncesinde TBMM’de yaptığı konuşmadan bölümleri aktararak İslam tarihinde hilafetin doğuşunu, Hz. Muhammed’in vefatı sonrasındaki gelişmeleri ve ilk halifenin seçilme sürecini ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong>Fethi ÇAVDAR yazdı...</strong></span></p>

<p>Gazi Mareşal MUSTAFA KEMAL PAŞA'nın, Büyük Zaferin kazanılmasından sonra, 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatın kaldırılması öncesinde, GAZİ MECLİSİMİZDE yaptığı ve halifeliğin gelişimini anlatan konuşmasının bazı bölümlerini, (Tamamı facebook paylaşımı için çok uzun olduğundan) kısmen sadeleştirerek aşağıya alıyorum.</p>

<p>Dinî tartışmaların, özellikle sosyal medyada yoğun olarak yapıldığı ve Atatürk'e kâfir imasında bulunulduğu bu günlerde, olağanüstü güzellikteki bu konuşmanın yeniden hatırlanmasının iyi olacağını düşünüyorum.</p>

<p>İlk kez okuyanların Atatürk'ün bu yönünü de görerek hayli etkileneceklerini umarım.</p>

<p>Konuşmanın tamamı, özgün dili ile (Atatürk'ün ağzından çıktığı gibi) "Nutuk"un, Millî Eğitim Bakanlığınca bastırılmış üç ciltlik orijinal baskısının üçüncü cildinin (Bendeki 2000 yılı baskısı) 1239. Sayfasından itibaren küçük punto yazı ile "vesika 264" olarak 13 sayfa tutan bir bölüm olarak mevcuttur.</p>

<p>İşte o konuşmadan bölümler:</p>

<p>".....</p>

<p>Arkadaşlar, gerçeği açıklamak için hep beraber Türk tarihi ve İslâm tarihi üzerinde kısa ve hızlı bir göz gezdirmeyi uygun bulur musunuz?</p>

<p>Efendiler, bu insanlık dünyasında en az yüz milyondan çok büyük bir Türk Milleti vardır. Ve bu milletin dünya yüzündeki genişliği kadar, tarih alanında da derinliği vardır.</p>

<p>Efendiler, bu derinliği istersek iki türlü ölçelim. Birinci ölçüm tarih öncesi çağlara aittir. Bu ölçüme göre, Türk Milletinin büyük atası olan "Türk" adındaki insan, insanlığın ikinci büyük atası olan Nuh'un oğlu Yafes'in oğludur.</p>

<p>Tarih döneminin belge elde edilmesinde çok hoşgörülü olan ilk çağlarına karşı biz de hoşgörülü olalım. Fakat en açık, en kesin ve en maddi tarih belgelerine dayanarak diyebiliriz ki; "Türkler onbeş asır önce Asya'nın göbeğinde büyük devletler kurmuş ve insanlığın her türlü kabiliyetlerinin içinde meydana geldiği bir unsurdur.</p>

<p>Elçilerini Çin'e gönderen ve Bizans'ın elçilerini kabul eden bu Türk Devleti, atamız olan Türk Milletinin meydana getirdiği bir devletti.</p>

<p>Efendiler, yine bilirsiniz ki, dünya yüzündeki yüz milyonluk bir Arap topluluğu vardır ve bunların Asya'dakileri genellikle Ceziret'ül-Arap'ta (Arabistan Yarımadasında) yoğun bir durumda görünürler.</p>

<p>Nübuvvet ve risalete mazhar olmuş Fahriâlem Efendimiz bu Arap topluluğu içinde, Mekke'de dünyaya gelmiş bir mübarek vücuttu.</p>

<p>Arkadaşlar, Tanrı birdir, büyüktür; ilâhî adetlerin meydana gelmesine bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki dönemde düşünülebilirler.</p>

<p>Birinci dönem, insanlığın çocukluk ve gençlik çağıdır.</p>

<p>İkinci dönem, insanlığın yetişkinlik ve olgunluk çağıdır.</p>

<p>İnsanlık, birinci dönemde tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi, yakından ve maddî araçlarla kendisiyle uğraşılmasını gerektirir. Allah kullarının gereken olgunluk noktasına varışlarına kadar, onlarla ilgilenmeyi Tanrılık gereği saymıştır.</p>

<p>Onlara Hz. Adem Aleyhisselâmdan itibaten, bugün için isimleri bilinen ve bilinmeyen, çok sayıda Nebiler (haberciler), Resuller (elçiler) göndermiştir.</p>

<p>Fakat bizim Peygamberimizin aracılığı ile en son din ve medeniyet gereklerini verdikten sonra, artık insanlarla bir vasıtayla temasta bulunmayı gerekli görmemiştir.</p>

<p>İnsanların anlayış, aydınlanma ve olgunluk derecesi, her kulun doğrudan doğruya "ilhamatı ilâhiye" ile temas kabiliyetine ulaştığını kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki; Cenabı Peygamber, peygamberlerin sonuncusu (Hatem'ül-enbiya) olmuştur ve KİTABI EN MÜKEMMEL KİTAPTIR.</p>

<p>Son Peygamberimiz olan Muhammed Mustafa Sallallahualeyhivesellem 1394 yıl önce Rumi tarihin Nisan ayı içinde ve Rebiülevel ayının on ikinci Pazartesi gecesi sabaha karşı tanyeri ağarırken (Gün doğmadan) doğdu. BUGÜN O GÜNDÜR. İNŞALLAH HAYIRLI BİR TESADÜFTÜR. (İnşallah sadaları)</p>

<p>Hazreti Muhammed çocukluk ve gençlik günlerini geçirdi. Fakat henüz peygamber olmadı. Yüzü nuranî, sözü ruhanî, olgunluğunda ve görünüşünde değeri sonsuz, sözünde durması, yumuşaklığı, mertliği ile herkesten üstün olan Muhammed Mustafa, önce bu özel ve belirgin nitelikleriyle, kabilesi içinde "Güvenilen Muhammed" yani "Muhammed'ül-emin" oldu.</p>

<p>Muhammed Mustafa, peygamber olmadan önce toplumunun sevgisini, saygısını, güvenini kazandı. Ondan sonra ancak 40 Nübuvvet ve 43 yaşında Risalet geldi.</p>

<p>(Demek ki Atatürk, Resullük ve Nebiliğin geleneksel öğretide anlatıldığı gibi, kitap verilen veya kitap verilmeyen peygamber farkı olmadığını biliyor ve bunu gerçek anlamı ile vurguluyordu. F.Ç.)</p>

<p>Fahr-ı âlem Efendimiz sonsuz tehlikeler içinde, eziyetler ve sıkıntılar karşısında yirmi sene çalıştı ve İslâm Dinini kurmaya ait peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra Cennetin ve gökyüzünün en yüksek, en kutsal yerine ulaştı.</p>

<p>Kendisinin uyardığı, doğru yola yönelttiği bütün Müslümanlar ve özellikle Ashabı Güzin çok gözyaşları döktüler. Fakat insanlığın gereği olan bu üzüntülü durumun faydasızlığını hemen anlayan sağduyu sahibi yüksek idrakli kişiler, Peygamberin arkasından ağlamak yerine, Müslümanların işlerini tez elden yürütecek tedbirleri almak için toplandılar. Peygamberin yerine Müslümanların başına yeni halife olacak bir yöneticinin yani emirin seçilmesi konu edildi.</p>

<p>Hazreti Muhammed, yakın dostu olan Hazreti Ebubekir'in kendisine halef olmasının uygun olacağını türlü şekillerde işaret buyurmuşlardı. Buna göre, toplanıp resmen bir seçim yapmaktan başka bir iş kalmamış olduğuna hükmedilebilirdi.</p>

<p>Halbuki seçim işi o kadar kolay olmadı. Tersine, konu birçok görüşmelere, tartışmalara ve temelli anlaşmazlıklara uğradı. Seçim işinde önemli olarak üç değişik görüş belirdi.</p>

<p>Bu görüşlerden biri, halifelik makamına hak kazanabilmek için dindaşlar topluluğunun işlerini görebilmede gerekli olan güç ve yeterliğin temel olmasıydı. Buna göre, halifelik makamı en güçlü, en etkili ve reşit kavmin olacaktı. Bu görüş Peygamberin yakın dostlarınındı.</p>

<p>İkinci görüş, o güne kadar İslâm'a yardım hizmetinde bulunan kavmin halifeliğe hak kazanmış sayılmasıydı. Bu, Ensar'ın (Hazreti Muhammed'e yardım etmiş olanların ve koruyucuların) mensuplarının görüşüydü.</p>

<p>Üçüncü görüş ise, kan yakınlığından yana oldu. Bu da Haşimîlerin görüşüydü.</p>

<p>Bu üç görüşten oybirliği ile birinde birleşmek ve seçimi yapmak mümkün olmadı.</p>

<p>Sonunda bölünme ve ayrılmaları tez elden önlemek gerektiği kanısına varan Hazreti Ömer'in etkisiyle, Hazreti Ebubekir'in halifeliği kabul edilip onaylandı. Yani Hz. Ebubekir'e biat (Bey'at) olundu. Görülüyor ki, ilk halifenin seçiminde, genel eğilimin normal merkezleşmesinden çok kişisel etki belirgin olmuştur.</p>

<p>Hazreti Ebubekir'in hilâfet makamına getirilmesi isabetli oldu. İşte bu suretle, zamanı saadetten sonra hilâfet ünvanı ile bir İslâm emirliği teşekkül etti.</p>

<p>..."</p>

<p>(Devamı yarın)</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/saltanat-hilafet-1</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/11/saltanat-hilafet-1.png" type="image/jpeg" length="24997"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kars’ın Kırk Yıl Esaret Altında Kalma Öyküsü!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/karsin-kirk-yil-esaret-altinda-kalma-oykusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/karsin-kirk-yil-esaret-altinda-kalma-oykusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nizamettin Aras, Kars’ın yaklaşık 40 yıl süren Rus işgalini, Millî Mücadele dönemindeki tarihsel sürecini, Cilavuz Köy Enstitüsü’nün eğitim ve kalkınmadaki rolünü ve Kars Kalesi’nin tarihini anlatıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kars, sınır boyu illerimizden biri, serhat şehrimiz ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin önemli illerindendir.</p>

<p>Kars, 18 Kasım 1877-1918 tarihleri arasında yaklaşık 40 yıl (veya resmî Berlin/Brest-Litovsk düzenlemesiyle 1877-1978) Rus işgali altında kalmıştır.</p>

<p>İşgalin başlaması, 93 Harbi dediğimiz (1877-1818) tarihleri arasında Rus işgali altında kalan Kars…</p>

<p>18 Kasım 1877’den 25 Nisan 1918’e kadar 40 yıl Rus işgalinde kaldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmıştır. Millî Mücadele döneminde…</p>

<p>600 yıl Osmanlı Devleti’nin ili idi.</p>

<p>Kars’ta Cumhuriyet ile birlikte Cilavuz Köy Enstitüsü açılıyor. Köy Enstitüsü okulunun açılışı, ülkenin kalkınmasının eğitimden geçtiğinin göstergesidir.</p>

<p>Köy Enstitüleri ile sadece eğitime önem verilmekle kalınmıyor; tarıma, sanayiye, kültüre ve folklora da önem veriliyor.</p>

<p>Eğitim olmadan hiçbir şeyin gelişmesinin mümkün olmadığını Atatürk o zaman görüyor.</p>

<p>Kars’ın ünlü kalesinin (halk arasında ve kaynaklara göre İç Kale veya Merkez Kale olarak adlandırılır) yapım tarihi 1152-1153 yıllarıdır.</p>

<p>Saltuklular döneminde, Sultan Melik İzzetin’in emriyle veziri Firuz Akay tarafından yapılmıştır.</p>

<p><strong>Günün sahibine hamdolsun. Yeni haftaya Bismillah!</strong></p>

<p>Kars’ın tarihini öğrenmek için Sayın Dr. Kubilay Çelik Bey’in <i>Hoş Gelişler Ola Mustafa Kemal Atatürk</i> adlı kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.</p>

<p></p>

<p><strong>Nizamettin Aras</strong></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, Kars</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/karsin-kirk-yil-esaret-altinda-kalma-oykusu</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/11/karsin-kirk-yil-esaret-altinda-kalma-oykusu.jpg" type="image/jpeg" length="15460"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kutlamak İyi, Sorgulamak Gerek!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/kutlamak-iyi-sorgulamak-gerek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/kutlamak-iyi-sorgulamak-gerek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kemal Albayrak, Cumhuriyetin 103. yıl dönümü üzerinden demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük kavramlarını sorguluyor. Cumhuriyeti kutlamanın yeterli olmadığını vurgulayarak onu yaşatma ve geleceğe taşıma çağrısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ulusal ve dinî bayramları kutlamak, geçmişimizi anmak elbette iyidir. Ancak dünle bugünü karşılaştırarak sorgulamak da gerekmez mi? Cumhuriyetin 103. yılını kutlarken “Ne idik, ne olduk?” sorusunu neden sormuyoruz?</p>

<p>Nevruz’da doğanın uyanışıyla birlikte barış, dayanışma ve ortak kader bilinci kutlanır. Cumhuriyetimizin 103 yıllık geçmişini de bugünüyle, eksileriyle ve artılarıyla değerlendiremez miyiz? Yalnızca geçmişimizle değil, diğer ülkelerle de karşılaştırarak Cumhuriyetin anlamını ve geleceğini sorgulasak olmaz mı?</p>

<p>Cumhuriyet, yalnızca rejim değişikliği değil, hayatın her alanında bir dönüşümdür. Peki, bu dönüşüm bugünlere nasıl yansıdı? Siyasi liderlerin kol kola yürümesi gündem olurken kötülüğün sıradanlaştığı bir ülkede huzur ve güven olabilir mi?</p>

<p>Vicdan ve merhametin sadakate dönüştüğü, millet egemenliğinin saray egemenliğine bırakıldığı bir yönetim Cumhuriyet olabilir mi?</p>

<p>Ekonomik soygunların, kurumsal çürümüşlüğün, hukuksuzluğun, adaletsizliğin ve kayırmacılığın hüküm sürdüğü; kamu mallarının kişisel çıkarlara dönüştürüldüğü bir ülkede hangi Cumhuriyeti kutlayacağız?</p>

<p>Hayek, “Kölelik Yolu” eserinde ekonomik kararların merkezi bir otoritede toplanmasının bireysel özgürlükleri nasıl yok ettiğini anlatır. Özgürlüklerin aşındığı, kariyer, rant ve şöhret uğruna fikirlerin satıldığı bir ülkede Cumhuriyetin 103 yıllık mirası bu mu?</p>

<p>Prof. Dr. Hayrettin İvgin’in, hanedan yönetiminden Cumhuriyete geçişin zorluklarını ve çekilen ıstırapları anlattığı makalesindeki miras böyle mi olacaktı? Doğuştan gelen üstünlüğü reddederek herkese eşit imkânlar sunan Cumhuriyetin değerlerini savunacak siyasal irade nerede?</p>

<p>Prof. Dr. Doğu Ergil’in şu sözü bugün de geçerli değil mi?</p>

<p>“Cumhuriyet, ülkenin bir kişiye ait olmadığının; demokrasi ise hiçbir kişinin vazgeçilmez olmadığının kabulüdür.”</p>

<p>Hukukun, adaletin ve özgürlüğün aşındığı bir ülkede Cumhuriyetin ve demokrasinin anlamı korunabilir mi?</p>

<p>Osman Aydoğan’ın 30 Ekim 2021 tarihli makalesinde uyardığı gibi; TBMM işlevini yitirirse, milletin adı etnik kimliğe indirgenirse, farklılıklar dışlanırsa, bağımsızlık ve laiklik zedelenirse, hukuk devleti yok edilirse Cumhuriyet ve demokrasi ayakta kalabilir mi?</p>

<p>Cumhuriyeti kutlamak, yalnızca geçmişi anmak değil, geleceği de düşünmektir. Nitelikli ve bilimsel eğitim, üretim, refah, fırsat eşitliği, özgürlük, adalet, saydamlık ve birlikte yaşama ahlakı Cumhuriyetin temel hedefleri olmalıdır.</p>

<p>Kurtuluş emek, kuruluş gayret ister. Cumhuriyeti yaşatmaksa akıl, bilim, hukuk, demokrasi ve ahlaklı yönetim gerektirir.</p>

<p>Cumhuriyeti kutlamak yetmez; onu yaşatmak ve sorgulamak gerekir.</p>

<p>Sahte yüzlerle, adaletsizlikle yapılan kutlamalar gösterişten öteye geçemez.</p>

<p><strong>Kemal Albayrak</strong><br />
01.09.2026</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/kutlamak-iyi-sorgulamak-gerek</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/11/kutlamak-iyi-sorgulamak-gerek.jpg" type="image/jpeg" length="46740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gençler! Güzel Cümleler Kurmak Yetmez, Düşünmeyi Öğrenmeliyiz!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gencler-guzel-cumleler-kurmak-yetmez-dusunmeyi-ogrenmeliyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gencler-guzel-cumleler-kurmak-yetmez-dusunmeyi-ogrenmeliyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, gençlere güzel cümleler kurmanın ötesinde sorgulama, araştırma ve eleştirel düşünme çağrısı yapıyor. Yapay zekâ çağında özgür aklın, muhakemenin ve özgün düşünce üretmenin önemini vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sevgili gençler,</p>

<p>Düşüncelerimizi ifade etmek, duygularımızı kelimelere dökmek ve kendimizi güçlü cümlelerle anlatmak elbette önemlidir. Fakat unutmayalım ki güzel cümleler kurmakla güçlü düşünceler üretmek aynı şey değildir.</p>

<p>Bir düşüncenin değeri, onu ne kadar etkileyici ifade edebileceğimizden önce, hangi gözlemden doğduğuna, hangi olgu, veri ve bilgiye dayandığına ve hangi muhakemeyle temellendirildiğine bağlıdır.</p>

<p>Enformatik iletişim ve yapay zekâ çağında bilgiye ulaşmak, metin üretmek ve etkileyici ifadeler oluşturmak her geçen gün daha da kolaylaşıyor. Fakat bu kolaylık, düşünme sorumluluğumuzu ortadan kaldırmamalı. Tam tersine, kendi aklımızı kullanma ve muhakeme yeteneğimizi geliştirme sorumluluğumuzu daha da artırmalı.</p>

<p>Benim kuşağımın beklentisi bizim gibi yazmanız, bizimle aynı düşünceleri paylaşmanız veya bizlerin kullandığı belki de artık işe yaramaz kavramları tekrarlamanız değildir.</p>

<p>Tam tersine; daha fazla soru sormanızı, farklı düşünceleri araştırmanızı, bildiklerinizi sorgulamanızı, gerektiğinde bizlere de itiraz etmenizi istiyoruz.</p>

<p>Bir düşünceyi savunuyorsanız neden savunduğunuzu bilin. Bir görüşe karşı çıkıyorsanız hangi gerekçelerle karşı çıktığınızı açıklayın. Bir iddiada bulunuyorsanız onu hangi bilgi ve kanıtlara dayandırdığınızı gösterin. Bunu yaptığınızda empati duygunuz da gelişeceğini, "öteki" kategorilerinden kurtulacağınızı unutmayın.</p>

<p>Yanılmaktan korkmayın. Çünkü düşünmek, bazen yanıldığını fark edebilme cesaretidir.</p>

<p>Yapay zekâdan yararlanın; fakat asla aklınızı ona teslim etmeyin. Onu sizin yerinize düşünen bir otorite değil, daha iyi düşünmenize yardımcı olan bir araç olarak kullanın.</p>

<p>Bizim aradığımız şey, ezberlenmiş cevaplar veren, birbirini taklit eden ve aynı cümleleri tekrarlayan bir gençlik değildir.</p>

<p>Bizler; sadece merak eden, sorgulayan, araştıran, muhakeme eden, gerektiğinde itiraz eden ve kendi düşüncesini özgürce üretebilen bir kuşağın yetişmesine katkıda bulunmak istiyoruz.</p>

<p>Çünkü geleceğin dünyasında en değerli insan, en fazla bilgiye sahip olan değil; bilgiyi anlamlandırabilen, yeni sorular üretebilen ve aklını özgürce kullanabilen insan olacaktır.</p>

<p>Unutmayın: Bizim amacımız sizin bizim gibi düşünmeniz değil, kendi aklınızla düşünebilmeyi öğrenmenizdir.</p>

<p>Düşünmeye cesaret edin. Sormaktan vazgeçmeyin. Muhakeme edin. Kendi düşüncenizi kendiniz inşa edin.</p>

<p>Çünkü insan medeniyetinin yeni aşamalarının geleceğini başkalarının düşüncelerini tekrarlayanlar değil, dogmatik zihin kalıplarından kurtulmuş ve yeni düşünceler üretebilenler kuracaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gencler-guzel-cumleler-kurmak-yetmez-dusunmeyi-ogrenmeliyiz</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="37535"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bugün Dünya Tasarruf Günü]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bugun-dunya-tasarruf-gunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bugun-dunya-tasarruf-gunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ernail Koç, Dünya Tasarruf Günü dolayısıyla iş dünyasından örneklerle tasarrufun ve mütevazı yaşamın önemine dikkat çekiyor. Yazısında israfı, kamu harcamalarını ve devletin tasarruf sorumluluğunu ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong>Ernail Koç yazdı...</strong></span></p>

<p>Kendi işimi kurana kadar üç firmada, üç patronumla da yakın konumda çalıştım ve onların sayesinde de bir çok iş adamı tanıdım.</p>

<p>Patronlarımdan birisi işe şirketin işlerinde kullanılan gelişigüzel her hangi arabası ile , diğeri belediye otobüsü ile gelir dolmuşla dönerdi, bir diğeri ise Murat 131 binerdi.<br />
///</p>

<p>Uluslararası inşaat firma sahibi başka bir tanıdığım ise evinin beyaz veya diğer eşyalarını değiştireceği zaman ikinci el eşya satıcılarını evine çağırır eski eşyalarını değerlendirirdi.<br />
///</p>

<p>Rahmetli Sadıka Sabancı; ”Üç lira kazansak iki lirasını yer bir lirasını artırırdık, Ömer bey bunu prensip edinmişti.”<br />
///</p>

<p>Bir tanıdığı;<br />
“ Vehbi Bey (Vehbi Koç) ayakkabılarımı gördü çok beğendi, fiyatını sordu, ben de çekindiğim için fiyatının yarısı söyledim. O zaman bir çift de bana al dedi, üzerini tamamlayarak Vehbi Beye de benim ayakkabılarımdan bir çift almak zorunda kaldım.”</p>

<p>Vehbi Koç’un yurt dışında bile olsa boşa akan çeşmeyi kapattığı, bayiler toplantısında Emel Sayın’ın saz ekibini fazla bulup yarı yarıya azalttığı ve bir çok insanı tebessüm ettiren tasarruf tedbirleri meşhurdur.<br />
///</p>

<p>Bunları niye yazdım?<br />
Benim tanıdığım gerçek anlamdaki iş adamları özel hayatlarında daima mütevazı yaşar, ancak şirketlerini ve yabancı konuklarını onurlandırmak istediklerinde standartlarının üzerine çıkardılar.</p>

<p>Çok lüks yaşayanları da tanıdım fakat bunların hepsi piyasalardan silindi gittiler.<br />
///</p>

<p>Esasında bizim uluslararası böyle (Dünya Tasarruf Günü) söylemlere ihtiyacımız yok.<br />
Yukarıda bahsettiğim iş adamlarımızı örnek veya dinimizin emirlerini ilke edinsek kazançlarımız daha bereketli olmaz mı?</p>

<p>“ Yeyin için ama israf etmeyin”<br />
Veya;<br />
“Komşusu aç iken tok olan bizden değildir”.<br />
///</p>

<p>Bunlardan da önce asıl devletin tasarruf etmesi gerekir.</p>

<p>Maalesef hane halkı tasarrufumuz Hindistan’ın bile gerisinde olduğu gibi kamu da da aynı israf mevcut.</p>

<p>Nitekim Almanya’nın kamu araçları 9 bin bizde ise 130 bin.</p>

<p>“Gelişmiş ülkeler suyu ortalama ondört defa arıtıp kullanıp sonra denize deşarj ederken biz bir defa kullanıp denize deşarj ediyoruz”</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bugun-dunya-tasarruf-gunu</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/08/yazarlar/ernail-koc-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="97214"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Samsun'da Aydınlar Ocakları Şurası gerçekleşti]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/samsunda-aydinlar-ocaklari-surasi-gerceklesti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/samsunda-aydinlar-ocaklari-surasi-gerceklesti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun'da düzenlenen Aydınlar Ocakları Şurası'nda millî kültürün korunması ve toplumsal sorunlara çözüm üretilmesindeki önemine dikkat çekildi. Samsun Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Taner Tunç, "Fikir, toplumsal faydaya dönüşmediği sürece eksik kalır" dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aydınlar Ocakları 55. Şurası, Samsun Aydınlar Ocağı'nın ev sahipliğinde gerçekleşti. Programda Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal, akademisyenler, araştırmacılar ve sivil toplum temsilcileri bir araya geldi.</p>

<p>Üç gün süren şurada Mavi Vatan, yapay zekâ, millî teknoloji, eğitim, göç, aile, sosyal haklar ve afet yönetimi gibi konular ele alındı.</p>

<p>Şuranın açılış konuşmasını Samsun Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Taner Tunç gerçekleştirdi.</p>

<p><strong>SAMSUN BAĞIMSIZLIK İRADESİNİN SEMBOLÜDÜR</strong></p>

<p><img alt="Samsun'da Aydınlar Ocakları Şurası gerçekleşti" height="330" loading="lazy" src="https://www.hedefhalk.com/yuklemeler/img/2026/10/e3a0b93309876f58587c0927ccb6d978.webp" style="text-align:center" width="750" /></p>

<p>Cumhuriyet'in 103. yıl dönümünü hatırlatarak konuşmasına başlayan Prof. Dr. Taner Tunç, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, Millî Mücadele kahramanlarını, şehitleri ve gazileri andı.</p>

<p>Samsun'un Türk milletinin bağımsızlık mücadelesindeki tarihî rolüne dikkat çeken Tunç, 19 Mayıs 1919'da başlayan Millî Mücadele'nin Cumhuriyet'in ilanıyla taçlandığını belirtti.</p>

<p><strong>AYDINLAR OCAKLARI İÇİN YENİ STATÜ ÇAĞRISI</strong></p>

<p>Aydınlar Ocaklarının millî kültürün korunması, bilimsel düşüncenin geliştirilmesi ve ülkenin sorunlarına çözüm üretilmesi bakımından önemli sorumluluklar üstlendiğini söyleyen Taner Tunç, "Ancak bugün yalnızca fikir üretmek yeterli değildir. Fikir, toplumsal faydaya dönüşmediği sürece eksik kalır" dedi.</p>

<p>Aydınlar Ocaklarının kamu yararına çalışan dernek statüsüne kavuşması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p>Prof. Dr. Tunç, Aydınlar Ocaklarının geçmişin değerlerini korumanın yanı sıra geleceğe yönelik fikir ve çözüm üreten merkezler olması gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>MİLLÎ TEKNOLOJİ VE BİLİMSEL ÜRETİM VUR</strong></p>

<h2><img alt="Samsun'da Aydınlar Ocakları Şurası gerçekleşti" height="519" loading="lazy" src="https://www.hedefhalk.com/yuklemeler/img/2026/10/0480953a2f4b6226fa8782344671d6ce.webp" style="font-size:15px; text-align:center" width="750" /></h2>

<p>Konuşmasında eğitim, adalet ve liyakat konularına geniş yer ayıran Prof. Dr. Taner Tunç, kamu hizmetlerinde hakkaniyetin önemine değindi.</p>

<p>Tunç, "Adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranan bir değer değildir. Adalet; eğitimde fırsat eşitliği, kamu hizmetlerinde hakkaniyet ve görevlerin dağıtılmasında liyakattir" diye vurguladı.</p>

<p>Eğitim sisteminin araştıran, sorgulayan ve çözüm üreten bireyler yetiştirmesi gerektiğini savundu.</p>

<p>Türkiye'nin savunma sanayiindeki çalışmalarına da değinen Tunç, Bayraktar TB2, AKINCI, KAAN, KIZILELMA, TCG Anadolu ve HÜRJET gibi projeleri örnek gösterdi.</p>

<p>Bilim ve teknoloji üretiminin ülkelerin bağımsızlığı açısından önemine işaret eden Taner Tunç, "Teknolojiyi kullanan ülkeler gelişebilir; teknolojiyi üreten ülkeler geleceği şekillendirir. Ürettiği teknolojiyi millî ve insani değerlerle buluşturan milletler ise geleceğe medeniyet de kazandırır" sözlerini kullandı.</p>

<p>Kaynak: hedefhalk.com</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, Samsun</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/samsunda-aydinlar-ocaklari-surasi-gerceklesti</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Nov 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/11/samsunda-aydinlar-ocaklari-surasi-gerceklesti.JPG" type="image/jpeg" length="17966"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Artık “Dış Güçler” Senaryosu Bile Yazamıyorsunuz !]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/artik-dis-gucler-senaryosu-bile-yazamiyorsunuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/artik-dis-gucler-senaryosu-bile-yazamiyorsunuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, faizsiz finansman tartışmaları üzerinden Türkiye’deki sermaye piyasalarını, fon skandallarını, denetim eksikliklerini ve ekonomik yönetim anlayışını eleştirerek “Dış güçler” söylemini sorguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Düşünsel kapasiteniz o kadar düşük ki, karmaşık ekonomik süreçleri ve çok daha girift finansal mekanizmaları dogmatik zihin kodlarınız ve ideolojik ezberleriniz yüzünden kavrayamıyorsunuz.</p>

<p>Fare tuzağındaki büyük kalıp peynirlere atladınız; şimdi kendi kurduğunuz tuzağın ve yarattığınız soygun enkazının altında kaldınız.</p>

<p>İşte tam da bu yüzden, bugüne kadar her sıkıştığınızda imdadınıza yetişen “dış güçler” senaryosunu bile artık yazamıyorsunuz!</p>

<p>Beyninizi biraz zorlayın; belki ne dediğimizi anlarsınız!</p>

<p>Çünkü mesele yalnızca birkaç fon yöneticisinin, finansal aracının veya piyasa aktörünün gerçekleştirdiği iddia edilen usulsüzlükler değildir. Mesele, bütün bu mekanizmaların ortaya çıkmasına zemin hazırlayan zihniyetin, ekonomik gerçeklikle kurduğu sorunlu ilişkidir.</p>

<p>Tekrar hatırlayalım!</p>

<p>Sayın Cumhurbaşkanı, 16 Ekim 2026 tarihinde yaptığı konuşmada sermaye piyasalarını, tasarruf sahipleriyle reel sektör arasında bir finansman köprüsü olarak tanımlıyor; borca dayanmayan, faizsiz ve ortaklık esaslı bir finansman modelini özellikle kıymetli bulduğunu ifade ediyordu.</p>

<p>İlk bakışta son derece makul görünen bu yaklaşımın neresinde sorun var?</p>

<p>Elbette tasarrufların yatırıma dönüşmesi, ortaklığa dayalı finansman modellerinin gelişmesi ve üretimin finansmanında alternatif kanallar oluşturulması son derece değerlidir. Faizsiz finansman da kendi kuralları, araçları ve risk paylaşımı mekanizmalarıyla finansal sistemin bir parçası olabilir.</p>

<p>Ancak asıl sorun, bir finansman modelinin faizsiz olmasını, onun kendiliğinden ahlaklı, güvenilir, adil ve risksiz olduğu anlamına gelen bir zihinsel kabule dönüştürmektir.</p>

<p>İşte felaketin başladığı yer burasıdır!</p>

<p>Ekonomide niyetlerin değil, mekanizmaların sonuçları belirleyicidir. Sermayenin hangi adla toplandığı değil, nasıl değerlendirildiği önemlidir. Bir işlemin faizsiz olarak tanımlanması, onu piyasa risklerinden, manipülasyondan, çıkar çatışmalarından ve dolandırıcılık ihtimalinden muaf tutmaz.</p>

<p>Çünkü finansal sistemin temel güvence mekanizması dinî veya ideolojik etiketler değil; hukuktur, şeffaflıktır, bağımsız denetimdir, kurumsal sorumluluktur ve hesap verebilirliktir.</p>

<p>Siz ise bütün bu karmaşık ilişkileri tek bir kavrama, FAİZSİZLİK olgusuna indirgeyerek ekonomik gerçekliği ideolojik bir kalıba sığdırmaya çalışıyorsunuz.</p>

<p>Oysa piyasa ekonomisi, temennilerle değil, kurallarla çalışır!</p>

<p>Sermaye piyasalarında güven, yatırımcının karşısına hangi kavramların çıkarıldığıyla değil; parasının hangi varlıklara yatırıldığı, bu varlıkların nasıl değerlendiği, fiyatların hangi yöntemlerle oluştuğu ve olası zararların kimler tarafından üstlenildiğiyle ilgilidir.</p>

<p>Bir tarafta milyarlarca liralık fon büyüklükleri, karmaşık finansal araçlar, teminat ilişkileri ve birbirine bağlı piyasa aktörleri; diğer tarafta bunları denetlemekle görevli kurumlar ve tasarruflarını emanet eden milyonlarca insan var.</p>

<p>Böylesine karmaşık bir yapıyı yönetirken bilimsel bilgi, finansal okuryazarlık, bağımsız denetim ve güçlü hukuk kurumları yerine ideolojik aidiyetlere, iyi niyet söylemlerine ve faizsizlik takıntısına güveniyorsanız, ortaya çıkacak sonuçlara da şaşırmayacaksınız!</p>

<p>Üstelik burada çok daha vahim bir çelişki var.</p>

<p>Sermaye piyasalarının tasarruf sahipleriyle reel sektör arasında köprü olması gerektiğini söylüyorsunuz. Peki, o köprünün taşıyıcı kolonları olan hukuk, denetim, ehil ve zaaflarına teslim olmayacak kadroları, şeffaflık ve kurumsal güvenilirlik zayıflatılmışsa, üzerinden hangi sermayeyi, hangi tasarrufu, hangi üretimi taşıyacaksınız?</p>

<p>Somut örnek mi istiyorsunuz? Son 4 yılda "faizsiz finansman" sevdasıyla SPK'nın halka arz izni verdiği 179 şirketin geriye doğru göstergelerine ve 41 şirketin fon dolandırıcılığına vasıta yapılan işlemlerine bakınız.</p>

<p>Demek ki köprünün üzerine faizsiz yazmak, onun sağlam olduğunu göstermez!</p>

<p>Kaldı ki şimdi de ortaya çıkan finansal skandalların ardından bütün sorumluluğu birkaç kişiye yükleyerek meseleyi kapatmak da artık mümkün değildir. Asıl sorulması gereken, bu büyüklükteki risklerin nasıl biriktiği, denetim mekanizmalarının neden zamanında çalışmadığı, aksine soyguna şerik olduğu ve kamusal sorumluluk taşıyan kurumların neden etkili bir koruma sağlayamadığıdır.</p>

<p>İşte bu soruların cevabı, bizi tek tek kişilerin ötesine, yönetim anlayışının ve kurumsal mimarinin sorgulanmasına götürüyor.</p>

<p>Bir ülke, ekonomik gerçekliği ideolojik ezberlerle yönetemez. Finansal güveni dogmatik sloganlarla inşa edemez. Hukukun yerine sadakati, bilimin yerine dogmayı, denetimin yerine temenniyi koyarak sermaye piyasalarını ayakta tutamaz.</p>

<p>Daha da önemlisi, "finansal 15 Temmuz'un arkasında İsrail var" türünden, her başarısızlığın ardından bir dış düşman arayarak kendi zihinsel ve kurumsal zaaflarınızdan kurtulamazsınız.</p>

<p>Farkında mısınız artık toplumun satın alacağı “dış güçler” senaryosu bile yazamıyorsunuz!</p>

<p>Çünkü bu defa karşınızda başka bir ülkenin müdahalesi, uluslararası bir komplo veya görünmeyen bir düşman yok. Karşınızda kendi kurduğunuz ve nemalandığınız sistemin zaafları, kendi tercihlerinizin sonuçları ve yıllardır görmezden geldiğiniz ekonomik gerçeklik var.</p>

<p>Unutmayın!</p>

<p>FAİZSİZLİK, HUKUKSUZLUĞUN PANZEHİRİ DEĞİLDİR. İYİ NİYET, DENETİMİN ALTERNATİFİ DEĞİLDİR. İDEOLOJİK DOĞRULAR, EKONOMİK GERÇEKLERİ DEĞİŞTİRMEZ!</p>

<p>Bir ülkeyi yönetmek, kendi sübjektif doğrularınıza herkesi inandırmak değil; gerçeklerin karşısında kendi yanlışlarınızı görebilecek düşünsel cesarete sahip olmaktır.</p>

<p>Belki de artık ihtiyacınız olan şey, yeni bir "dış güçler" senaryosu değil, kendi zihin kodlarınızla yüzleşebilecek bir muhakeme kapasitesidir!</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/artik-dis-gucler-senaryosu-bile-yazamiyorsunuz</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Nov 2026 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="33809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tokayev: Rusya Gözlemci Üye Olsun]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/tokayev-rusya-gozlemci-uye-olsun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/tokayev-rusya-gozlemci-uye-olsun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) 13. Zirvesi'nde yaptığı konuşmada ekonomik işbirliği, Orta Koridor, yapay zekâ, kültürel ortaklık ve teşkilatın kurumsal yapısına ilişkin önemli mesajlar verdi. Tokayev, Rusya'nın TDT+ formatına veya teşkilata gözlemci olarak katılmasının değerlendirilmesini önerirken, Türk dünyasının ekonomik bütünleşmesinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Devletleri Teşkilatı 13. Devlet Başkanları Konseyi Zirvesi'nde konuşan Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Türk devletleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesine yönelik önerilerini paylaştı.</p>

<p>Kardeş ülkelerin egemenliğine ve milli çıkarlarına saygının Kazakistan'ın değişmez ilkesi olduğunu belirten Tokayev, Türk dünyasının ortak hareket etmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Zirvenin "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasının derin bir anlam taşıdığını ifade eden Tokayev, toplantının Birinci Türkoloji Kongresi'nin 100'üncü yıl dönümüyle aynı dönemde gerçekleştirilmesinin de sembolik önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><strong>RUSYA İÇİN TDT+ FORMATI ÖNERİSİ</strong></p>

<p>Tokayev'in konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri, Rusya'nın Türk Devletleri Teşkilatı ile ilişkilerinin geliştirilmesi oldu.</p>

<p>Kazakistan Cumhurbaşkanı, Rusya'nın TDT+ formatına davet edilmesinin veya teşkilata gözlemci olarak katılımının değerlendirilmesini önerdi.</p>

<p>Rusya'nın tarih boyunca Türk dünyasıyla yakın ilişkiler içerisinde bulunduğunu belirten Tokayev, ülkede çok sayıda Türk halkının yaşadığını ifade etti.</p>

<p>Rusya'nın Altay bölgesini Türk medeniyetinin önemli merkezlerinden biri olarak ele alan yaklaşımını da desteklediklerini kaydeden Tokayev, bu yöndeki işbirliğinin bütün taraflara katkı sağlayabileceğini dile getirdi.</p>

<p><strong>TÜRK ÜLKELERİ ARASINDAKİ TİCARET 10 MİLYAR DOLARA YAKLAŞTI</strong></p>

<p>Ekonomik bütünleşmenin güçlendirilmesini isteyen Tokayev, Kazakistan'ın TDT üyesi ülkelerle ticaret hacminin bu yıl yaklaşık 10 milyar dolara ulaştığını açıkladı.</p>

<p>Bu rakamın geçen yıla göre yüzde 40 arttığını belirten Tokayev, mevcut büyümenin sürdürülmesi için yeni adımlar atılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Türk Dünyası 2040 Vizyonu'nun uygulanmasının önemine değinen Tokayev, TDT'nin 2027-2031 dönemini kapsayan stratejisinin de kısa sürede kabul edilmesini önerdi.</p>

<p>Türk Yatırım Fonu'nun kapasitesinden daha fazla yararlanılması gerektiğini belirten Tokayev, Türk Ticaret ve Sanayi Odası'nın çalışmalarının geliştirilmesini ve gelecek yıl Kazakistan'da bir iş forumu düzenlenmesini teklif etti.</p>

<p><strong>ORTA KORİDOR'DA TAŞIMACILIK YÜZDE 30 ARTTI</strong></p>

<p>Ulaştırma ve lojistik alanındaki işbirliğini öncelikli konular arasında gösteren Tokayev, Trans Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru'nun Türk dünyasını birbirine bağlayan stratejik bir güzergâh olduğunu söyledi.</p>

<p>Tokayev'in paylaştığı verilere göre, yılın ilk dokuz ayında Orta Koridor üzerinden taşınan yük miktarı yüzde 30 arttı. Bu taşımaların yüzde 90'ını transit yükler oluşturdu.</p>

<p>Kazakistan'ın TDT üyesi ülkelerle demir yolu taşımacılığı yüzde 10 artarak 40 milyon tona, kara yolu taşımacılığı ise yüzde 20 artışla 6,5 milyon tona ulaştı.</p>

<p>Kazakistan'ın transit kapasitesini artırmak amacıyla özel bir program uygulayacağını belirten Tokayev, lojistik altyapısının ve limanların modernizasyonunun önemini vurguladı.</p>

<p><strong>YAPAY ZEKÂ VE DİJİTALLEŞMEDE ORTAKLIK ÇAĞRISI</strong></p>

<p>Dijitalleşme ve yapay zekânın günümüzün temel gereklilikleri arasında bulunduğunu belirten Tokayev, Kazakistan'ın bu alanlarda yürüttüğü çalışmaları anlattı.</p>

<p>Ülkede Dijitalleşme ve Yapay Zekâ Yılı ilan edildiğini hatırlatan Tokayev, Astana'da yapay zekâ merkezi kurulduğunu, Qazaq Yapay Zekâ Araştırma Üniversitesinin açıldığını ve veri işleme merkezleri için 1 gigavat kapasiteli bir alan oluşturulduğunu bildirdi.</p>

<p>İki süper bilgisayarın faaliyete geçtiğini, üçüncüsünün de yakında devreye alınacağını belirten Tokayev, Kazakistan'ın dijitalleşme alanındaki deneyimini kardeş ülkelerle paylaşmaya hazır olduğunu söyledi.</p>

<p>Kazakistan ile Azerbaycan arasında Trans Hazar fiber optik iletişim ağının faaliyete geçtiğini de açıklayan Tokayev, diğer Türk devletlerinin de bu projeden yararlanabileceğini ifade etti.</p>

<p>Siber Güvenlik Konseyi ile Dijital İzleme ve İnovasyon Merkezlerinin kurulmasına yönelik girişimlerin hızlandırılması çağrısında bulundu.</p>

<p><strong>TÜRK MEDENİYETİNİN ORTAK MİRASI KORUNACAK</strong></p>

<p>Tokayev, Türk halklarının ortak tarihinin araştırılması, korunması ve tanıtılmasının da işbirliğinin önemli alanlarından biri olduğunu belirtti.</p>

<p>Türk Medeniyeti Merkezi ile bozkır medeniyetinin tanıtılmasına yönelik Ebedi Ülke Merkezi kurulması önerisini hatırlatan Tokayev, Türk Medeniyeti Mirasının Korunması Sözleşmesi'nin kabul edilmesini desteklediklerini söyledi.</p>

<p>Kazakistan'da hazırlanan yedi ciltlik "Kazakistan Tarihi: Antik Çağlardan Günümüze" çalışmasına Türk ülkelerinden bilim insanlarının katkı sunduğunu belirterek araştırmacılara teşekkür etti.</p>

<p>Konuşmasında Türk Akademisi tarafından hazırlanan ortak eserleri de gündeme getiren Tokayev, Türk Dünyasının Kutsal Coğrafyası, Eski Türk Yazıları ve Modern Türk Dilleri Sözlüğü çalışmalarına dikkat çekti.</p>

<p>Ayrıca gelecek yıl Türkistan'ın İslam dünyasının kültür başkenti olacağını belirterek bu kapsamda uluslararası etkinlikler düzenleneceğini açıkladı.</p>

<p><strong>TDT'NİN KURUMSAL YAPISININ GÜÇLENDİRİLMESİNİ İSTEDİ</strong></p>

<p>Tokayev, teşkilatın son yıllarda faaliyet alanını genişlettiğini ancak bazı çalışma başlıklarında örtüşmeler yaşandığını belirtti.</p>

<p>Ortak hedefler doğrultusunda önceliklerin netleştirilmesi gerektiğini ifade eden Kazakistan Cumhurbaşkanı, TDT bünyesinde Daimi Temsilciler Konseyi kurulmasının önemini yineledi.</p>

<p>Tokayev, teşkilatın askeri bir ittifak olmadığını ve gelecekte de bu yönde bir yapıya dönüşmemesi gerektiğini belirterek Kazakistan'ın bu konudaki tutumunu dile getirdi.</p>

<p><strong>DÖNEM BAŞKANLIĞI TÜRKİYE'YE DEVREDİLİYOR</strong></p>

<p>Konuşmasının sonunda Azerbaycan'ın dönem başkanlığı süresince yürüttüğü çalışmalara teşekkür eden Tokayev, TDT dönem başkanlığının Türkiye'ye devredilmesini değerlendirdi.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a zirveye ev sahipliği yaptığı için teşekkür eden Tokayev, toplantının teşkilatın çalışmalarına yeni bir ivme kazandırmasını ve Türk devletleri arasındaki bütünleşmeyi güçlendirmesini temenni etti.</p>

<p>Zirvenin sonuçlarının ardından Ankara Deklarasyonu'nun kabul edildiği bildirildi.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/tokayev-rusya-gozlemci-uye-olsun</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Oct 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/tokayev-rusya-gozlemci-uye-olsun.jpg" type="image/jpeg" length="38881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Milliyetçiliği Yükseliyor!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turk-milliyetciligi-yukseliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turk-milliyetciligi-yukseliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özcan Pehlivanoğlu, “Türk Milliyetçiliği Yükseliyor!” başlıklı yazısında milliyetçiliğin siyasi partilerin tekelinden çıkarılarak birleştirici, kapsayıcı ve millet merkezli bir anlayışla ele alınması gerektiğini vurguluyor; Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı, millet sevgisi ve milliyetseverlik kavramı üzerine değerlendirmelerde bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong><span style="color:#2980b9">Özcan PEHLİVANOĞLU</span></strong></p>

<p>Siz Türk Milliyetçiliğini siyasi partilerin içine hapsetmeyiniz. Siyasi parti genel başkanları üzerinden kim daha çok milliyetçi tartışmasına girmeyiniz. Kimin kimin elini öptüğü veya koluna girdiği bizi ilgilendirmesin. Biz Türk Milletinin bütün mensuplarının içinde Türk Milliyetçiliği nasıl yükseliyor ona bakalım. Milliyetçileri ayağa kalkan bir toplum mutlaka siyaseten de doğru yolu bulacaktır.</p>

<p>Bu nedenle günümüzde milliyetçilikten ne anlamamız gerektiği konusu biz Türkler tarafından çok doğru bir şekilde ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Milliyetçilik bana göre, içinde yaşadığımız toplumu, üzerinde yaşadığımız vatanı, kullandığımız dili, sahip olduğumuz kültürü ve birlikte oluşturduğumuz tarihi sevmek ve bu değerlere gönülden bağlı olmak demektir.</p>

<p>Ne yazık ki, böyle, olması ve anlaşılması gereken "milliyetçilik" kavramı ülkemizde bilerek ve kasten yapılanlar nedeni ile olumsuz yerlere çekilmeye çalışılmıştır ve halende çekilmeye çalışılmaktadır.</p>

<p>Hele kendisine milliyetçilik atfedilenlerin omurgasızlığı Türk Milliyetçiliğine ve dolayısıyla Türk Milletine büyük zararlar vermiştir.</p>

<p>Bu durum uzun uzadıya anlatılması gereken nedenler ile hâlen devam etmektedir. Örneğin Faşizm bile milliyetçilik ile yan yana getirilmeye çalışılmıştır. İstanbul Barosu başta olmak üzere yapılan Baro seçimlerinde vatansever insanların seçimleri kazanmalarının ardından aynı yakıştırmalar yapılmıştır.</p>

<p>Bir kelimeye doğru anlamlar yükleyebilmek için o kelimenin tarihsel süreçlerde neyi ifade ettiğini bilmek gerekir. Örneğin Mehmet Akif Ersoy'un İstiklâl Marşı'mızda ifade ettiği "ırk" sözcüğü aslında Türk Milletini anlatmaktadır. Günümüzde ise ırk başka bir anlam taşımaktadır.</p>

<p>Bizim kast ettiğimiz şey yani milliyetçilik ırkçılık anlamına gelen bir kavram değildir. Ancak Türk ve Türkiye düşmanları milliyetçiliğimizi kötülemek için uzun yıllardır onu ırkçılık ile özdeşleştirmeye çalışmışlardır. Bugünde bu konuda olumsuz gayretler sürmektedir.</p>

<p>Bu yüzden Türk Milliyetçiliği günümüzde olduğu gibi son yüzyılda karanlık mihraklar tarafından ırkçılıkla suçlanmış ve bu yolla "milliyetçilik" kavramı sulandırılmaya ve mecrasından uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.</p>

<p>Halbuki Türk Milliyetçiliği anlayışımız insanı ve tüm canlıları sevmeye dayanır. Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaş-ı Veli ve diğerleri bu sevgi yolunun ışığı olan sönmez aydınlatıcılarıdır... Bunun yanına yurt sevgisi yani toprak sevgisi de eklenmelidir.</p>

<p>Milliyetçilik adına yaptırılan(!) en büyük yanlışlardan biri de bu kavramın siyaseten kullanılmıştır olmasıdır. Halbuki Türk Milliyetçiliği sadece bir siyasi kurumun değil milleti bir bütün olarak çevreleyen ve kucaklayan bir anlayıştır.</p>

<p>Osmanlı-Türk İmparatorluğu her ne kadar bir Türk devleti de olsa; çok dilli, çok kültürlü bir çok etnik kimlikten oluşuyordu. Osmanlı-Türk devletinin doğal mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti'de kurulduğu topraklar üzerinde de bu durum benzerlikler gösteriyor. Bu nedenle Cumhuriyet'i kuran irade çok doğru bir şekilde "milletleşme projesi" başlattı. Bu proje "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" anlayışına dayanan milleti, ülkeyi sevmek ve yeni kurulan devlete bağlılığı öne çıkarıyordu. Bu sebeple Mustafa Kemal Atatürk kendisinin en önemli vasfının bir "Türk Milliyetçisi" olmak olduğunu defaatle vurguladı.</p>

<p>Cumhuriyet'in milliyetçiliği de içeren ki, Cumhuriyet'i kuran Cumhuriyet Halk Partisi'nin Altı Ok'undan biri de milliyetçiliktir, "milletleşme projesi" iç ve dış düşmanları bugün olduğu gibi geçen tüm süreçte çok rahatsız etti. İç ve dış düşmanlar bu konuda ittifak ederek belli projeler ile "milliyetçilik" ve "milliyetçiler"i ötekileştirmeye çalıştı. Bunda da nispeten başarılı oldular.</p>

<p>Ancak burada şu örneği vermek istiyorum ki, her ne kadar " milliyetçilik" bir partinin ya da partilerin içine hapsedilmek istense de, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 103.yılı vesilesiyle tüm yurt sathında Türk bayrakları ile sokaklara dökülen vatandaşlarımızın her biri aslında birer "milliyetçi" olduklarını herkese göstermişlerdir. Onlar kimseyi ayırt etmeden "insanları seviyorum, ülkeme ve devletime bağlıyım" diye duygu ve düşüncelerini halleriyle ifade ettiler. Bundan daha iyi bir "milliyetçilik" anlayışının dışa vurumu olabilir mi?</p>

<p>Ziya Gökalp, milleti tarif ederken: "Millet, ne ırki, ne kavmi, ne coğrafi, ne siyasi, ne de iradi bir zümre değildir. Millet, lisanı, dince, ahlakça ve güzel sanatlarca müşterek olan yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir zümredir" diyor. İşte biz burada tarif edilen milleti seven ve ona her yönüyle bağlı olan "milliyetçilik" kavramını yüceltmek ve bu kavramı toplumun tamamına mâl etmek zorundayız...</p>

<p>Hasan Ali Yücel ; "... bir topluluğun " millet " olabilmesi için sanıldığının aksine çok güçlü bir süreç gerekir. Topluluklar için "milliyet" önemli bir tekamül basamağıdır. Fertte şahsiyet ne ise toplumlarda da milliyet odur... bir toplumun milli bir varlık haline yükselebilmesi için "tarih boyunca derin bir cehit (evrim) " geçirmesi gerekir." demektedir.</p>

<p>İşte bizler bu evreleri geçirerek millet hâline gelmiş olan topluluğu seven, sayan ve ona yürekten bağlı olan bir "milliyetçilik anlayışı içindeyiz. Adına Türk Milleti dediğimiz insan topluluğunun da kahır ekseriyetinin benzer düşünceler içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.</p>

<p>Kimse çıkıp demiyor ki; Atatürk bizzat kendisi Türk Milliyetçisi olduğunu defaatle söylemiştir diye! Bununla kalmamış Türk Milletinden neyin anlaşılması gerektiğini bir çok kez izah etmiştir. Ancak günümüzde Atatürk'ün partisi ve onun devamı olduğunu söyleyenler, bırakın milliyetçiliği Türk sözünü bile anmaz olmuşlardır. Bu sadece Atatürk'e değil düpedüz Türk Milletine ihanettir.</p>

<p>Her ne kadar "milliyetçilik" kavramından çok hoşnut olsam da, toplumun kafasındaki karışıklıkları gidermek için günümüzde "milliyetseverlik" tanımının kullanılmasının daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bana göre bu Cumhuriyet'in "milletleşme projesi"ne daha uygun geliyor. Belki böyle yaparak Türk Milletine karşı milliyetçilik kavramı üzerinden yürütülen tuzakları da boşa çıkartabiliriz...</p>

<p>Siyaseten "milliyetçilik" kavramının belli siyasi kuruluşlar ve siyasetçiler tarafından kullanılmış olması bu ulvi kavramın istismarına yol açmıştır. Çünkü milliyetçilik topyekûn Türk Milletine ait bir özellik olması gerekir! Yani hepimiz milliyetçi olmalıyız... Anayasal olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin devletine vatandaşlık bağı olan herkes Türktür... Bu nedenle anayasal olan bu tarifle milliyetçiliğe de ulaşmak çok zor olmayacaktır. Kimsenin vatan ve millet sevgisi siyasi bir saikle sınırlanamaz. Bu nedenle milliyetçilik kavramı ayrıştırıcı değil birleştirici anlamda kullanılmalıdır.</p>

<p>Milliyetçilik dar bir çerçeveye hapsedilmemelidir. Ne yazık ki, bugüne kadar bunun tam tersinin olduğunu izliyoruz.</p>

<p>Milliyetçiliğin daha iyi anlaşılabilmesi için bir hususun yerine oturtulması gerekir. O da "devlet milliyetçiliği"nin değil " millet milliyetçiliği"nin esas alınmasıdır. Bu sebeple milliyetçilik öncelikle devlet için değil millet için var olmalıdır. Zaten devlet milletin teşkilatlanmış halidir. Onun için "milliyetçi" demek kendisi ile aynı potada erimiş insanlara dil, din, mezhep, meşrep farkı gözetmeksizin karşılıksız hizmet etmek demektir. Yani Gagavuz, Çuvaş, Tuva, Uygur, Kazak, Özbek, Kırgız, Türkmen demeden herkesi sevmek zorundayız. Keza ülkemizde kendini farklı etnik yapılara ait gören insanlarımızı da...</p>

<p>Milliyetçilik benim kullanmayı teklif ettiğim ve sevdiğim tabir ile "milliyetseverlik"; olaylar ve gelişmeler karşısında hür ve müstakil bir irade sergilemektir, tahakkümcü ve emperyalist anlayışlar karşısında dik durmaktır, adaletten yana olmaktır, bilimi üstün tutmaktır... Böyle olmayanların milliyetçilikleri şekilden ibarettir ve ben onlara " milliyetçi görünümlüler" sıfatını yakıştırmaktayım.</p>

<p>Türk Milletinin her bir ferdi ve özellikle kendini milliyetçi veya milliyetsever olarak tanımlayanlar okumalı ve düşünmeli "milliyetçilik" kavramının altını doğru bir şekilde doldurmalı ve yaşamında bu ölçü üzerine hareket etmelidir.</p>

<p>Unutulmasın ki; milletler ve devletler milliyetçilerin omuzları üzerinde yükselir... Bu Türk Milleti içinde böyledir.</p>

<p>Bırakın kimin kimin koluma girdiğini veya elini öptüğünü! Sloganların değil bilimin peşinden koşun. Lidere itaati değil Türk Milletine itaati esas alın. Siyasetçiler üzerinden Türk Milliyetçiliği yapmayın.</p>

<p>Sonra burnumuz pislikten kurtulmuyor!</p>

<p></p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turk-milliyetciligi-yukseliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/ozcan-pehlivanoglu-10-1500x1004.jpg" type="image/jpeg" length="17357"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Cumhuriyetini Kuran Türkiye Halkına Türk Milleti Denir Cumhuriyetimizin 103. Yılı Kutlu Olsun]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turkiye-cumhuriyetini-kuran-turkiye-halkina-turk-milleti-denir-cumhuriyetimizin-103-yili-kutlu-olsun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turkiye-cumhuriyetini-kuran-turkiye-halkina-turk-milleti-denir-cumhuriyetimizin-103-yili-kutlu-olsun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim Öztek, Cumhuriyet’in 103. yıl dönümü dolayısıyla kaleme aldığı yazıda Atatürk’ün bağımsızlık, kalkınma ve çağdaşlaşma hedeflerini vurgulayarak Türk milletinin Cumhuriyet’e sahip çıkmasının önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong>Prof. Dr. İbrahim Öztek</strong></span></p>

<p>Cumhuriyet ilan edileli üzerinden tam 103 yıl geçti. Atatürk buna, benim en büyük eserimdir dedi. Onca savaşlar yaşadı. Tamamen işgale uğrayan ülkesini düşmandan temizledi, yokluklar yoksulluklar çekti. Ölümlerden döndü. Ama aklında hep bir hedef vardı. Savaştan sonra Cumhuriyeti kuracaktı. Ülkede halkının iradesi hakim olacaktı. Milletçe çok çalışılacak ve modern devletlerin seviyesine çıkılacak, hatta onları geçecekti. Milletini refaha erdirecek, milletinin çektiklerini unutturacaktı. Hepsini de yaptı. Osmanlı devletinin o günkü parayla 63 milyar dolar borcunu dahi ödedi. Ezilen milletlere örnek oldu. Türkiye’yi ziraat ve tarımla kalkındıracağına inandığı gibi, uçak üretip satacak kadar sanayi ülkesi haline de getirdi. 1936 yılının büyük dünya buhranından etkilenmeden çıktı. Öldüğünde bir kuruş serveti yoktu. Çünkü varını yoğunu devletine bıraktı.</p>

<p>Atatürk’ün nitelikleri, özellikleri saymakla bitmez. Dünyadaki tüm liderler ülkelerinde bile unutulurken, bugün pek çok ülke yöneticisi ben ülkemin Atatürk’üyüm demekten onur duyuyor.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti devletini kuranlar Atatürk’lerdi. Çünkü kurucuların her biri Atatürk kadar değerliydi. Atatürk, gelecek nesiller için de “ben sadece bir başlangıç yaptım. Asıl eser ve başarılar Türk milletinin azim ve kararlılığı sayesinde gerçekleşmiştir. Gerçek Atatürk sizlersiniz. Cumhuriyet'in ve geleceğin asıl sahibi sizler ve özellikle de gençlerdir” diyor.</p>

<p>Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin asaletini, nimetlerini, kazandırdıklarını, onurunu ve yüceliğini halen anlamayanlar ve anlamakta güçlük çekenler ülkeyi 103 yılın ardındaki uçuruma yuvarlayacaklarının maalesef farkında değiller.</p>

<p>93 harbinden sonra Osmanlı devleti savaşlarda hep yenildi. Atatürk’ün doğduğu 1881 yılında Osmanlı devleti borca batmıştı. Bunun üzerine Duyunu umumiye ilan edilmişti. Alacaklılara, ödeyecek param yok, gel neyimi alacaksan al denmişti. Bunun üzerine ürettiğimiz tüm malları almak için alacaklılar bugünkü İstanbul Erkek Lisesinde büro açmışlar ve ne üretiyorsak alıp götürüyorlardı.</p>

<p>Ordusu savaşamayan ve borç içinde yüzen bir devletin, bir imparatorluğun sonu böyle gelmişti.</p>

<p>Bugün yöneticilerimiz bağımsız, borçtan arınmış, kalkınmış bir Türkiye’yi hedeflemeli,<strong>“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir”</strong> prensibini de kutsalı bilmelidir.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turkiye-cumhuriyetini-kuran-turkiye-halkina-turk-milleti-denir-cumhuriyetimizin-103-yili-kutlu-olsun</guid>
      <pubDate>Fri, 30 Oct 2026 14:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/turkiye-cumhuriyetini-kuran-turkiye-halkina-turk-milleti-denir-cumhuriyetimizin-103-yili-kutlu-olsun.jpg" type="image/jpeg" length="14410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümüşhane’den İstanbul’a Bir Eğitimcinin Çığlığı: Kurak Toprakları Eğitimle Buluşturmak]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gumushaneden-istanbula-bir-egitimcinin-cigligi-kurak-topraklari-egitimle-bulusturmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gumushaneden-istanbula-bir-egitimcinin-cigligi-kurak-topraklari-egitimle-bulusturmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel, Gümüşhane Kabaköy’den İstanbul’a uzanan eğitim yolculuğunu, dedesi Hoca Bayram Bayır’ın ilim mücadelesini ve çocuklara çağdaş eğitim ile doğru rehberlik sunmanın önemini anlatıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sabri ŞENEL Yazdı…</strong></span></p>

<p>Rus işgalinin en karanlık günlerinde bile köy odalarında sönmeyen bir ilim meşalesi... Tek evladının cenaze namazını kıldırdıktan sonra dahi talebe yetiştirmekten vazgeçmeyen bir dedenin mirası ve yorgan altında dökülen gözyaşlarından yüz binlerce öğrenciye uzanan bir eğitim seferberliği.</p>

<p>Gümüşhane, Anadolu’nun bağrında idealist eğitimciler yetiştiren müstesna yurt köşelerinden biridir. Ben, eğitim-öğretim faaliyetinin Rus işgali döneminde dahi asla ihmal edilmediği, köklü bir geleneğe ve sarsılmaz bir iradeye sahip olan Gümüşhane’nin Kabaköy’ünde dünyaya geldim.</p>

<p>Henüz Cumhuriyet kurulmadan önce yaşanan Rus işgali sırasında, köyden İç Anadolu’ya göç eden muhacirlere rağmen geride kalan yaşlılar, hastalar ve göç etmeye mecali olmayanlar için eğitim, köy şartlarında kesintisiz sürmüştür. O karanlık dönemin isimsiz kahramanlarından biri dedemiz Hoca Bayram Bayır’dır.</p>

<p>Osmanlı döneminde hem Cuma namazı kıldırma müsaadesi bulunan hem de köy odalarında dini ve müspet ilimlerin öğretildiği merkezi bir yerleşim yeri olan Kabaköy’de Bayram Hoca, bu geleneği ısrarla ayakta tutmuştur. At, eşek ve katırlarla civar köyleri dolaşır; bir yandan medreselere öğrenci toplar, diğer yandan onların iaşesini temin ederek düşkünlere kol kanat gererdi.</p>

<p>Evlat Acısının Söndüremediği Meşale</p>

<p>Tarihin en acı imtihanlarından biri, Bayram Hoca’nın yine köylerden öğrenci ve kumanya topladığı bir gün yaşanır. Oğlu genç Zühtü, üç arkadaşıyla birlikte Pirahmet kavşağındaki işgalci Rus karakolunun atlarına ot satmak üzere yola düşer. Otları teslim ettikleri sırada hocanın tek oğlu Zühtü, Rus askerleri arasındaki Ermeni asıllı bir Taşnak çetesi mensubu tarafından vahşice katledilir.</p>

<p>Arkadaşları can havliyle kaçarken, çeteciler Zühtü’nün işkence görmüş cansız bedenini bir atın sırtına bağlayıp Yağmurdere, Sobran ve Kabaköy istikametine salıverirler. Tam o sırada baba Bayram Hoca, Kale tarafından Hama sırtı "Sakal Ağartan" yokuşundan köye inmektedir. Evinin önündeki kalabalığı görünce acı gerçeği öğrenir. Yüreğine taş basarak tek evladının cenaze namazını bizzat kendisi kıldırır ve onu köy önündeki Kahveler mevkiinde toprağa verir.</p>

<p>İşte Kabaköy, böylesine ağır bir trajedinin ortasında bile eğitimi aksatmayan bir ruhun merkezidir.</p>

<p>Cumhuriyet Güneşi ve Köyün Dünyaya Açılan Penceresi</p>

<p>Bayram Hoca’ların yaktığı o meşale, Cumhuriyet döneminde Köy Enstitüleri ve köy okulları ile bambaşka bir boyuta taşındı. Babamların kuşağı ilkokul için Kale nahiyesine yaya yürürken, bizim neslimiz okulu kendi köyünde buldu. Cumhuriyet ile birlikte Gümüşhane’de okuma-yazma oranı adeta sıfırdan yüzde doksanların üzerine çıktı; eğitim bir ufuk, gelecek ve umut oldu.</p>

<p>Köy okullarına gelen öğretmenler, öğrencilerin yeteneklerine yön veren birer kutup yıldızıydı. Tarım, hayvancılık, kültür, sanat, müzik ve tiyatroyu köylüyle buluşturdular. Kale Oto Radyatör’ün kurucusu olan öğretmen Abdurrahman Kaya gibi isimler Kabaköy’de görev yaptı; bilgisi ve görgüsüyle köyü dünyaya açan bir pencere oldu. Yetirmez köyü ve Mezra mahallemizden çocuklar dağları, dereleri aşarak okulumuza akın ederdi. Köye gelen kadın öğretmenlerimiz ise köy kadınları için birer kültür elçisi oldu; Kabaköy daha o yıllarda kendi içinden kadın öğretmenler çıkararak sayısız evladını üniversiteye gönderdi.</p>

<p>Köyden Kente İnen Çocukların Yalnızlığı: Rehbersizlik</p>

<p>Köydeki o sıcak ve yönlendirici iklim, ortaokul için şehre indiğimizde yerini derin bir yalnızlığa bıraktı. Babalar gurbetçiydi. Bizi ortaokula yazdıran velimiz okula ilk ve son kez gelmiş; öğrenciliğimiz anne-babasız, rehbersiz, tamamen kaderin akışına terk edilmişti. Yoksulluk, bakımsızlık ve kimsesizlik nice parlak kabiliyetin önünü tıkadı. Aç ve susuz kalarak yorganı başımıza çekip ağladığımız geceler oldu; ancak çektiğimiz o acılar bizi yıldırmak yerine en büyük motivasyon kaynağımıza dönüştü.</p>

<p>İlk ve ortaokulu dereceyle bitirmeme rağmen, nasıl bir liseye gitmem gerektiğine dair tek bir tavsiye bile alamadım. Köylüm ve arkadaşım Sebahattin Yakut’un ısrarıyla, sırf bir sınava girmiş olmak için katıldığım Gümüşhane Meslek Liseleri sınavında il birincisi oldum. Birinci olunca kendimi o okula gitmeye mecbur hissettim. İlk yılım bu sahipsizliğin verdiği büyük bir pişmanlıkla geçti.</p>

<p>O dönem meslek liselilerin üniversiteye girişinde ağır kısıtlamalar vardı. Buna rağmen yılmadım; önce İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi Matematik Öğretmenliği’ni, ardından tekrar sınava girerek Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni kazandım. O şartlarda bir meslek lisesinden girilebilecek en iyi bölümlerdi; fakat ortaokul ve lisedeki o "rehbersizlik", potansiyelimize çok daha uygun alanlara yönelmemize engel olmuştu.</p>

<p>"Kurak Topraklar Suyla, Çocuklarımız Çağdaş Eğitimle Buluşmalı"</p>

<p>Gençliğimde o sahipsizliği iliklerime kadar yaşadığım için, hayatımı öğrencilerin ruh ve beden kabiliyetlerine uygun alanlara yönlendirilmesine adadım. Nice cevherler doğru rehberlik alamadığı için heba olup gitti. Bugün özel eğitim alanında yüz binleri aşan öğrencimizin hayatına dokunuyor, onları kendi evladım gibi görerek son nefesime kadar bu kutsal nöbeti sürdürmeye devam ediyorum.</p>

<p>Bugün Gümüşhane’ye ve tüm Türkiye’ye sesleniyorum: Yıllarca bu ülkeye nitelikli insanlar yetiştiren o tarihi eğitim iklimi yeniden yeşermelidir. Öğretmen Okulu tarihi misyonuna kavuşmalı, üniversite ile bu kalite taçlandırılmalı ve aileler evlatlarını huzur içinde şehrin vicdanına emanet edebilmelidir.</p>

<p>Eğitim asla ihmale gelmez; karanlığı aydınlatacak yegâne güç akıl ve bilimdir. Eğitimsiz bırakılan nesiller, kurak topraklar suya hasretken suyu boşa akan nehirler gibidir. Kurak toprakları suyla, çocuklarımızı ise en nitelikli çağdaş eğitimle buluşturmak zorundayız. Bunun için devlet ve millet, her sosyal ve siyasal kesim el ele vererek seferber olmalıdır. Evlatlarımızı heba etmemek, onlara insanca yaşanabilir ve gelişmiş bir ülke bırakmak hepimizin boynunun borcudur. Hayatlara dokunan tüm eğitimcilere selam olsun!</p>

<p>29.10.2026</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>SABRİ ŞENEL YAZILARI, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gumushaneden-istanbula-bir-egitimcinin-cigligi-kurak-topraklari-egitimle-bulusturmak</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 17:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/gumushaneden-istanbula-bir-egitimcinin-cigligi-kurak-topraklari-egitimle-bulusturmak.jpg" type="image/jpeg" length="16059"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ülkemizdeki Yoğun Din Eğitimi Ve Anlatımına Rağmen Ahlaki Yozlaşma Neden?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ulkemizdeki-yogun-din-egitimi-ve-anlatimina-ragmen-ahlaki-yozlasma-neden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ulkemizdeki-yogun-din-egitimi-ve-anlatimina-ragmen-ahlaki-yozlasma-neden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toprak Hattı Grubu, yoğun din eğitimine rağmen artan ahlaki yozlaşmayı ele alıyor. İslam, güzel ahlak, kul hakkı, adalet ve toplumsal sorumluluk arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TOPRAK HATTI GRUBUNDAN KAMUOYUNA DUYURU</strong></p>

<p>Son çeyrek asırdır insanlar, İslam dininin ahlaki davranışlara bir etkisi yok mu? sorusuna cevap aramaktadırlar. Bu sorunun cevabını ilk Müslümanların İslam öncesi ile sonraki hayat biçimlerini karşılaştırılmakla bulmak pekâlâ mümkündür. Zira tarihen biliniyor ki, İslam, Hz. Peygamberin aracılığıyla cahiliye döneminin birçok yol kesici insanlarını insanlığa yol gösterici hale getirmiştir. Öyle ki, Kur’an o ilk Müslümanları hem ahlakta ulaştıkları yücelikleri ve empati yapma özellikleriyle övmüş (Haşr,8), hem de gerek iman ve itaatte öncelikli olup iman ve iyilik yolundaki duruşlarıyla onları izleyen diğer bütün müminlerden Allah’ın hoşnut olduğunu bildirmiştir (Tevbe,100). Ayrıca onlara, “Eğer onlar/diğer insanlar da sizin gibi inanırlarsa ancak o zaman doğru yolu bulmuş olurlar” (Bakara,137) buyurularak ilahi iltifata mazhar kılınmışlardır.</p>

<p>Bu da demektir ki, İslam, ilk Müslümanları Allah’ın istediği gibi ahlaki bir boyuta taşımıştır.</p>

<p>Peki, aynı Kur’an aynı Peygamber ve aynı İslam, günümüz Müslümanlarının ahlakına etkisi neden azalmıştır? Bunun birçok nedeni var, ama en önemlisi günümüzdeki Müslümanların Kur’an’a da Peygambere de o günün Müslümanlarının yaklaştığı gibi yaklaşmamaları ve dini şahsi çıkarlara hizmet etmek için sahiplenmeleridir. Bu durum doğal olarak ahlaki bir çürümenin de tetikleyicisi olmaktadır.</p>

<p>Müslümanlardaki ahlaki çürümenin ya da ahlaksızlığın asırlardır sürüp gittiği kimi düşünürleri derinden etkilemiş ve derinden düşünmeye sev etmiş ve bu durum günümüzde de devam etmektedir. Ahlaki yaşayış itibarıyla Ebu Bekir gibi olması gereken Müslümanlar, neden Ebu Cehil gibi olmayı tercih ediyorlar sorusu az da olsa bir din kaygısı taşıyan her Müslümanı, hatta diğer dinlere mensup kimi insanları da düşündürmekte ve derinden üzmektedir. Mesela Cemil Meriç, “En tehlikeli insan tipi, dindar görünüp ahlaktan yoksun olan kişidir. Çünkü o kötülüklerini ibadetlerinin arkasına saklar” diye hayıflanırken, Lübnan asıllı Fransız yazar Âmin Maalouf da “Bir dinleri olduğu için insanlar ahlaka ihtiyaçları kalmamış gibi davranıyorlar” diye yakınmaktadır. İngiliz Filozof Jeremy Bentham da “Bir ülkede görülebilecek en tehlikeli salgın ahlaktan bağımsız din fanatikliğidir” diyerek ahlaksızlığın vahametine dikkat çekmiştir.</p>

<p>Ahlaksızlığın başlıca belirtilerini şöyle tespit etmek mümkündür: 1) Kutsalı maske olarak kullanmak. 2) Vicdanı devre dışı bırakmak. 3) Güven duygusunu yok etmek. 4) Empatiden yoksun olmak. 5) Bencil çıkarlar uğruna başkasının hakkını ve toplumun güvencesini yok saymak.</p>

<p>Ahlak, toplumların kültürel, dini ve hukuki değerlerine göre farklılık gösterse bile, evrensel bir olgudur ve eksikliği her toplumu olumsuz bir şekilde etkiler. Ne yazık ki, ülkemiz de ahlak eksikliği nedeniyle büyük bir yozlaşma ve çürüme yaşamaktadır. İslam, ilk muhataplarının ahlaki yaşayış biçimine yön verdiği halde bizde etkili olmaması elbette dinin bir eksikliği değildir. Ülkemizde radyolar, televizyonlar, sosyal medya platformları, basılı dini yayınlar ve camilerdeki vaaz ve hutbelerin yoğun anlatımları karşısında beklenirdi ki, İslam insanların üzerinde ahlaki bir etkide bulunsun. Ama ne yazık ki, bu konuşmaların bu anlamda ahlaka bir değer kattığını söyleme imkanına sahip değiliz. Bu da gösteriyor ki, toplumda bir karşılığı olmadığına tanıklık ettiğimiz bu anlatımlar dine dayanmamakta, tam aksine din havasına büründürülmüş asılsız ve temelsiz, akla, mantığa ve en önemlisi de İslam dinine aykırı söylemlerden ibaret kalmaktadır. Bu konuşmalara dikkat edildiğinde, genel olarak, “Allah şöyle buyurdu” diye Kur’ani bir referans gösterilmediği görülür. Daha çok, şeyh dedikleri zavallının rüyaları ya da hayalleri, biraz da halk arasında uydurulmuş hikayelerden oluşmuş bu konuşmalar ahlaklı olmayan kimseleri bile dinden hepten soğutmaktadır. Yani günümüzde sanki, merhum Mehmet Akif’in, Sebilürreşadda yazdığı bir yazıda, İstanbul Müftüsüne dediği, “Eğer ben dini bu heriflerden öğrenseydin onun bir numaralı düşmanı olurdum” sözü hayata geçirilmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Bu konuşmaların neredeyse tamamında ana konu kadındır;</p>

<p>“-Kadının saçının tek bir teli görünürse şu kadar ceza gerekir.</p>

<p>-Kadının kocasını ismiyle çağırması haramdır.</p>

<p>-Kadının araba kullanması haramdır.</p>

<p>-Kadının okula gitmesi haramdır.</p>

<p>-Kadın kocasının rızası olmadan asla cennete giremez.</p>

<p>-İlim yapmak, Allah’a ortak koşmaktır; çünkü ilim sahibi O’dur, dolayısıyla ilim yapan kendini O’na ortak koşmuş olur”.</p>

<p>Gibi aslı esası olmayan söylemlerle muazzez dinimiz lekelenmekte ve insanların din algısı zayıflatılmaktadır. Bu durum karşısında insan, “Dinin kadından başka bir konusu yok mu?” diye sormadan edemiyor ve buna görevleri olduğu halde ne Diyanet İşleri Başkanlığı ne de İlahiyat Fakülteleri ses çıkarıyor. Dolayısıyla bu şekilde bir bilgilendirme bombardımanına tabi tutulan toplumda ahlaki erdemler görmek pek mümkün olmuyor.</p>

<p>“İçki satılan dükkândan alıveriş yapmak dindarlığa zarar verir” diyen Diyanet İşleri Başkanlığının bile, kul hakkı yemenin, halkı soyup açlığa mahkum etmenin, halkı yalanlar ve manipülasyonlarla aldatmanın, kamu malını şahsi çıkarlar uğruna çarçur etmenin, kamu görevini liyakatsiz ellere bırakmanın, kamu kasasından birden fazla maaş almanın, vatanın mevcudiyetinin ana unsuru olan şehitlerin hatırasına ihanet etmenin dindarlığa zarar verdiğine hiç temas etmemesi de toplumda ahlaki erdemlerin oluşmamasında önemli bir etkisi olduğunda şüphe yoktur. Sonuç olarak Müslümanların sol elle yemek yeme konusunda gösterdikleri hassasiyeti kul hakkı yemekte göstermez, domuz eti yemeye gösterdikleri hassasiyeti yetim malını yemekte ya da dedikodu yaparak ölü eti yemekte göstermez duruma gelmiş olmalarının asıl nedeninin de bu temelsiz ve yersiz dini anlatımlara dayandığını da söylemek mümkündür.</p>

<p>Ayrıca dini literatürümüzde, Kur’an’da imanla birlikte çok geçen “Doğru dürüst ve erdemli işler yapmak” anlamındaki “Amel-i Salih” kavramı bilinen ibadetlerle sınırlandırılmış ve böylece ibadetleri yerine getiren bir kimsenin artık başka bir şey yapmasına gerek yoktur algısı yaygınlık kazanmıştır. Öyle ki, “Namaz, iki namaz arasındaki günahların affedilmesine sebeptir” (Ebu Davut, Salat) ve “Allah vakit namazı ile günahları silip yok eder” (Müslim, Mesacid) gibi sözleri Hz. Peygambere isnat edilerek, namaz kılmak günah işlemeye ve her türlü ahlaksızlığı yapmaya vasıta yapılmıştır.</p>

<p>Oysa “Amel-i Salih” ibadetlerle sınırlı bir kavram değildir. Çünkü henüz hiçbir ibadet farz kılınmamışken, “Amel-i Salih” Kur’an’ın ilk nazil olan surelerinden “Asr” ve “Tin” surelerinde vurgulu bir şekilde yer almış ve Müslüman nihai kurtuluşa erebilmek için amel-i salih işlemeye, yani doğru dürüst ve erdemli işler yapmaya teşvik edilmiştir. O dönemin amel-i salih kavramının kapsadığı işler de yeni ilk inen surelerde çok net bir şekilde ortaya konmuştur ki, onların başlıcaları, açı doyurmak, garibi barındırmak, köleyi sahibinden satın alarak özgürlüğüne kavuşturmaktır. Zaten ilk inen surelerden biri olan “Beled” suresinde Kur’an’ın asıl hedefi, herkesin tok ve herkesin özgür olması şeklinde özetlenmiştir (Beled, 11-19). Ayrıca Allah, “Yoksa insanlar/müminler, sırf iman ettik/inandık” demekle kendi hallerine bırakılacaklarını ve yapıp ettikleri hususunda hiçbir şekilde sınanmayacaklarını mı sanıyorlar” (Ankebut,2) buyurarak insanın ahlaki davranışlarının önemine dikkat çekmektedir. Bunun yanında, “Ey İman edenler! Yalnız Rabbinizin huzurunda rükû ve secde edin ve yalnız O’na kulluk/ibadet edin. Ayrıca iyi ve yararlı işler de yapın ki, nihai kurtuluşa/huzur ve esenliğe kavuşasınız” (Hac,77) diye buyuran Allah, ibadet etmenin yeterli olmayacağını bunun yanında herkese yararlı olacak güzel işler yapmak gerektiğini de hatırlatmaktadır.</p>

<p>Yine Allah güzel ve hoş kelime olarak nitelendirdiği kelime-i tevhidi yüceltip değerlendiren şeyin doğru dürüst ve erdemli davranışlar olduğunu da bildirmekte (Fatır,10) ve davranışlara yansıtılmamış imanın bir değeri olmayacağına işaret etmektedir. Bu arada namaz ibadetinin de mümini her türlü aşağılık işten ve iğrenç davranışlardan alıkoyan bir ibadet olduğuna dikkat çekilerek asıl ahlaki sorumluluk taşıması gerekenlerin namaz kılan kimseler olduğu da haber verilmektedir (Ankkebut,45). Yani iman ettim demek yeterli değildir. İman tek başına bir iddiadır, ispatı ise, ortaya erdemli davranışlar koymaktı. Zaten eyleme dönüşmeyen her iddia boşlukta kalmaya mahkum değil midir?</p>

<p>İbadetlerin ahlaktan sonra geldiğinin en önemli kanıtı da bizzat Hz. peygamberdir. Zira o Kur’an’da, ibadetleri yönüyle değil de ahlaki yüceliğiyle övülmüştür (Kalem,4). Ayrıca onun ahlakı ile yaşayış biçimini örnek alıp ona uymak Allah’ın sevgisi ve bağışlamasının bir gerekçesi sayılmıştır (Ali İmran,31). Zaten Hz. Peygamber de misyonunun ahlaki güzellikleri tamamlamak olduğunu söylemektedir (Malik, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk).</p>

<p>Şunu da ekleyelim ki, ilk Müslümanlar Hz. Peygamberin ibadetlerine değil, ahlaki güzelliklerine, nezaketine, insani ilişkilerine ve herkese karşı merhametle dolu olmasına bakarak ölümüne etrafında kenetlenmişlerdir. Yine Hz. Peygamber, müşriklerin eziyet ve tuzaklarından korunmak için Habeşistan’a hicret etmeye yönlendirdiği arkadaşlarına, orada alnı secdeye varan bir kral var dememiş, “Orada hiç kimseye zulmetmeyen adil ve hakkaniyetli bir kral var, o sizi korur” buyurmuş, yani ahlakın esası olan adalete vurgu yapmıştır (İbn Hişam, es-Sire,1/343). Nitekim asırlar sonra Fransız düşünür Roger Garaudy de şöyle demiştir: “Muhammed, yöneticilerin ve kodamanların hakları için değil, yönetilenlerin ve ezilenlerin hakları için savaş vermiştir. Bu savaş, bir ibadet savaşı değil, bir adalet savaşıdır”.</p>

<p>Ahlaki davranışların önemiyle vaz geçilmezliğini Allah’ın, iyi ve güzel işler yapanları, adalet ve hakkaniyetli davrananları, Allah yolundaki zorluklara göğüs gerip sabredenleri sevdiğini, fesat çıkaranları, zulüm ve kötülük yapanları, Allah’ı inkâr ile nankörlükte bulunanları, hainlik yapanları sevmediğini bildiren ayetlerinde de görmek mümkündür. ki, bu ayetler, Allah’ın sevgisini kazanabilmek ve buğuzundan korunabilmek için mutlaka yapılması ve terkedilmesi gereken birtakım davranışlara dikkat çekmektedir.</p>

<p>Hz. Peygamberin, “Allah’ım! Yaratılışımı güzel yaptığın gibi ahlakımı da güzelleştir” (İbn Hanbel, Müsned) şeklindeki yakarışı ile “Hiçbir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha değerli bir hediye bırakmış olamaz” (Tirmizi, Bir) hadisleri de Müslümanım diyen herkesin ahlaklı olmasını zorunlu hale getirmektedir.</p>

<p>Hz. Peygamberin bir ahlak abidesi olduğunu bildiren Kur’an-ı Kerim (Kalem,4) bütün peygamberlerin ortak özeliği, doğru dürüst ve erdemli işler olduğuna da dikkat çeker (Müminun,51).</p>

<p>Ahirette her insanın dünyada iken yapıp ettiklerine bakılarak derecelendirileceğini de bildiren Kur’an-ı Kerim, (En’am,132), “Yazıklar olsun!” şeklindeki bir tehditle başlayan iki suresinde de kul hakkı yemenin ve insan onuruyla oynamanın ne yaman bir davranış olduğuna dikkat çeker (Mutaffifin,1-3 Hümeze,1) ki, bu hususa, “Kul hakkı yiyeni ne Mekke ne de tekke paklar” şeklindeki özdeyiş yeterince açıklık getirmektedir. İranlı ünlü sosyolog Ali Şeriati de “Elini vicdanına koymadıktan sonra alnını istediğin kadar secdeye koy, bir işe yaramaz” diyerek ahlakın önemine vurgu yapmaktadır.</p>

<p>Aslında ben Müslümanım diyen kimse demek işitiyor ki: Ben Allah’tan başkasına kulluk etmem, yalan konuşmam, dedikodu yapmam, iftira etmem, ölçüde ve tartıda hile yapmam, hiçbir şekilde kul hakkı yemem, hiçbir canlıyı incitmem; bana her konuda güvenebilirsiniz, kısaca Allah’ın yasak kıldığı her şeyden ve her işten uzak dururum. Eğer Müslümanım diyen kimse bunları kastetmiyorsa, Müslümanım demesinin hiçbir anlamı olmaz. Çünkü ahlaksız Müslümanlık yok durumundadır.</p>

<p>Sonuç olarak hatırlatmak isteriz ki, toplum olarak eğer çökersek bu, dinsizlikten dolayı olmayıp ahlaksızlık, irfansızlık ve riyakarlıktan dolayı olacaktır. Çünkü dinsizlikten dolayı çöken bir toplum yoktur, ama ahlaksızlıktan, riyadan, zulümden ve insana ihanetten dolayı çöken çok toplum vardır. Çünkü ilahi yasa bu yönde cereyan eder (Hud,117).</p>

<p>Son sözü Yunus söylesin:</p>

<p>İstiyorsan Hakka varmayı,</p>

<p>Meslek edin gönül almayı,</p>

<p>Bırak saraylarda mermer olmayı,</p>

<p>Toprak ol, bağrında gül yetişsin!</p>

<p>------------------------------------------------------------</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ulkemizdeki-yogun-din-egitimi-ve-anlatimina-ragmen-ahlaki-yozlasma-neden</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 14:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/ulkemizdeki-yogun-din-egitimi-ve-anlatimina-ragmen-ahlaki-yozlasma-neden.jpeg" type="image/jpeg" length="51406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Ve Türkiyeli Milliyetçiliği Mi? Türk Milliyetçiliği Mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turkiye-ve-turkiyeli-milliyetciligi-mi-turk-milliyetciligi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turkiye-ve-turkiyeli-milliyetciligi-mi-turk-milliyetciligi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Yümni Sezen, Türk milliyetçiliği ile Türkiyelilik kavramlarını karşılaştırıyor; millî kimlik, kültür, din ve milliyetçilik arasındaki ilişkiyi ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong>Prof. Dr. Yümni Sezen</strong></span></p>

<p>Şuurlu, kasıtlı ve istismarcı yaklaşımlar dışında, millî, dinî meselelerde, anlaşılmazlıklar, muğlak bakışlar, şuursuzluklar devam edip gidiyor. Oysa bu konulara, özellikle milliyetçilik konusuna ne kadar emek verildi. İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura, Sadri Maksudi Arsal, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzâde Ali Bey, Zeki Velidi Togan, Ayaz İshaki, Mehmet Emin Resulzâde, Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk, yakın tarihte Osman Turan, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, S. Ahmet Arvasi, isimlerini burada zikretmediğim nice ilim ehli, boşuna mı uğraştılar, yazıp çizdiler, söylediler? Halâ mı şuurlanamadık? Üzülmemek mümkün mü?</p>

<p>Anlayışa engel olan, olanı bozan, birşeyler var. Emevi dini ile, buna çare olarak ortaya çıkmış ve fakat olamamış, bu din anlayışının üzerine eklenmiş sufi dini, yani Allah ile aldatanlar, dinî siyaset ve menfaat kalıplarına dökmeyi kurallaştıranlar ile peygamberi yetersiz bulanların dinî, psikolojik, sosyolojik, manzarasının yaptığı ve yapacağı tahribatın haddi hesabı yoktur. Hakikatın özünden, amacından, saptırmıştır. Bir vermişse on almıştır. Aydınlık zihinleri karartmıştır.</p>

<p>Bir kişi Türk olduğu, kendisi de ben Türküm dediği halde, “Ne Mutlu Türk olana” ile “Ne Mutlu Türküm diyene”yi karıştırıp, her ikisini de ırkçılık yapmak gibi görürse, ne demeli? Bu kişiyi bu kanaate götüren sebep neler olabilir? Olsa olsa milliyetçiliği de istismar edenlerin bulunması, Türkiyedeki bilgi kirlilikleri ve siyasi keşmekeştir. Fakat bana göre esas sebep, saptırılmış ve istismarcıların veya şuurlanamamışcıların mirası olan din duygusudur. Asırlardır Türk milletini esir almış olan tarikatlardır. Bunlara Türk’ü ve Türk milliyetçiliğini nasıl anlatacağız? Türk olan ve en anlayışlıları bile Türkiye milliyetçisiyim diyor. Doğrusunu söylemenin bir sorumluluk olduğunu biliyoruz.</p>

<p>Türkiyelilik kimlik değil, bir coğrafyaya aidiyettir. O coğrafyadakilere ayrıcalık, üstünlük, imtiyaz iddiası atfedilmeksizin, kurucu kültür sahibi Türk denmişse, artık bir kimlik söz konusudur. Yapılacaksa bunun milliyetçiliği yapılır. Kimliğini, kültürünü, değerlerini, inanç sistemini, geleceğini kaybet­memek için yapılır. Almanya veya Almanyalı milliyetçiliği olmaz, Alman milliyetçiliği olur. Fransa milliyetçiliği, Arabistan milliyetçiliği değil, doğru­su Fransız, Arap milliyetçiliğidir. Arabistanlı, Fransalı, İtalyalı milliyetçiliği bir kimlik ifadesini yansıtmaz. Eğer oralarda veya Türkiye’de, yan kültürlerin, alt kimliklerin varlığı kastediliyorsa ve eğer karmaşa halinde çoğulcu bir düzen yoksa veya devlet paylaşılmamışsa, orada kurucu kültüre bağlı tek millî kimlik var demektir. Irkçılıkla milliyetçilik arasındaki farkı da burada anlatmayı gereksiz görüyorum. Yüce dinimiz, ırkçılığa kapalı, milliyetçiliğe açıktır. Millî kimliği ve milli şahsiyeti olmayan kişi ve toplumlara, İslam, kendini nasıl taşıtabilir, onlar olmaksızın dünyaya mesajını nasıl verebilir? İslamın özüne ve amacına vakıf din ve felsefe büyükleri, sufi düşünceyi ve yaşayışı yozlaştırmamış haddini bilen, kadir kıymet bilen, gönül sultanları, bu meseleyi pek iyi bilirler. Bunlardan da bir örnek vererek bitireyim. Abdülha­kim Arvas, yanındakilerle sohbet ederken, söz, kavim, millet meselesine gelince şöyle der: Biliyorsunuz ben seyyidim. Bu demektir ki menşe olarak Türk değilim. Ama şunu bilin ki, dünyada iki Türk kalsa biri benim. Biraz sonra, hayır hayır der. Eksik söyledim, düzeltiyorum. Dünyada tek bir kişi Türk kalsa o benim. Ama jön Türk değilim. Onun torunlarından dostum ve ağabeyim rahmetli S. Ahmet Arvasi, bir kitabının girişinde şöyle yazmıştır: Ben, Afrika’nın bir köşesinde, bir kavmin siyahî bir ferdi olsaydım bile (yani Türk olmasaydım bile) Türk milletini tanıdıktan sonra hiç tereddütsüz Türk milliyetçisi olurdum.</p>

<p>Hepsi bu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Yümni Sezen</strong></p>

<p>Şuurlu, kasıtlı ve istismarcı yaklaşımlar dışında, millî, dinî meselelerde, anlaşılmazlıklar, muğlak bakışlar, şuursuzluklar devam edip gidiyor. Oysa bu konulara, özellikle milliyetçilik konusuna ne kadar emek verildi. İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura, Sadri Maksudi Arsal, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzâde Ali Bey, Zeki Velidi Togan, Ayaz İshaki, Mehmet Emin Resulzâde, Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk, yakın tarihte Osman Turan, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, S. Ahmet Arvasi, isimlerini burada zikretmediğim nice ilim ehli, boşuna mı uğraştılar, yazıp çizdiler, söylediler? Halâ mı şuurlanamadık? Üzülmemek mümkün mü?</p>

<p>Anlayışa engel olan, olanı bozan, birşeyler var. Emevi dini ile, buna çare olarak ortaya çıkmış ve fakat olamamış, bu din anlayışının üzerine eklenmiş sufi dini, yani Allah ile aldatanlar, dinî siyaset ve menfaat kalıplarına dökmeyi kurallaştıranlar ile peygamberi yetersiz bulanların dinî, psikolojik, sosyolojik, manzarasının yaptığı ve yapacağı tahribatın haddi hesabı yoktur. Hakikatın özünden, amacından, saptırmıştır. Bir vermişse on almıştır. Aydınlık zihinleri karartmıştır.</p>

<p>Bir kişi Türk olduğu, kendisi de ben Türküm dediği halde, “Ne Mutlu Türk olana” ile “Ne Mutlu Türküm diyene”yi karıştırıp, her ikisini de ırkçılık yapmak gibi görürse, ne demeli? Bu kişiyi bu kanaate götüren sebep neler olabilir? Olsa olsa milliyetçiliği de istismar edenlerin bulunması, Türkiyedeki bilgi kirlilikleri ve siyasi keşmekeştir. Fakat bana göre esas sebep, saptırılmış ve istismarcıların veya şuurlanamamışcıların mirası olan din duygusudur. Asırlardır Türk milletini esir almış olan tarikatlardır. Bunlara Türk’ü ve Türk milliyetçiliğini nasıl anlatacağız? Türk olan ve en anlayışlıları bile Türkiye milliyetçisiyim diyor. Doğrusunu söylemenin bir sorumluluk olduğunu biliyoruz.</p>

<p>Türkiyelilik kimlik değil, bir coğrafyaya aidiyettir. O coğrafyadakilere ayrıcalık, üstünlük, imtiyaz iddiası atfedilmeksizin, kurucu kültür sahibi Türk denmişse, artık bir kimlik söz konusudur. Yapılacaksa bunun milliyetçiliği yapılır. Kimliğini, kültürünü, değerlerini, inanç sistemini, geleceğini kaybet­memek için yapılır. Almanya veya Almanyalı milliyetçiliği olmaz, Alman milliyetçiliği olur. Fransa milliyetçiliği, Arabistan milliyetçiliği değil, doğru­su Fransız, Arap milliyetçiliğidir. Arabistanlı, Fransalı, İtalyalı milliyetçiliği bir kimlik ifadesini yansıtmaz. Eğer oralarda veya Türkiye’de, yan kültürlerin, alt kimliklerin varlığı kastediliyorsa ve eğer karmaşa halinde çoğulcu bir düzen yoksa veya devlet paylaşılmamışsa, orada kurucu kültüre bağlı tek millî kimlik var demektir. Irkçılıkla milliyetçilik arasındaki farkı da burada anlatmayı gereksiz görüyorum. Yüce dinimiz, ırkçılığa kapalı, milliyetçiliğe açıktır. Millî kimliği ve milli şahsiyeti olmayan kişi ve toplumlara, İslam, kendini nasıl taşıtabilir, onlar olmaksızın dünyaya mesajını nasıl verebilir? İslamın özüne ve amacına vakıf din ve felsefe büyükleri, sufi düşünceyi ve yaşayışı yozlaştırmamış haddini bilen, kadir kıymet bilen, gönül sultanları, bu meseleyi pek iyi bilirler. Bunlardan da bir örnek vererek bitireyim. Abdülha­kim Arvas, yanındakilerle sohbet ederken, söz, kavim, millet meselesine gelince şöyle der: Biliyorsunuz ben seyyidim. Bu demektir ki menşe olarak Türk değilim. Ama şunu bilin ki, dünyada iki Türk kalsa biri benim. Biraz sonra, hayır hayır der. Eksik söyledim, düzeltiyorum. Dünyada tek bir kişi Türk kalsa o benim. Ama jön Türk değilim. Onun torunlarından dostum ve ağabeyim rahmetli S. Ahmet Arvasi, bir kitabının girişinde şöyle yazmıştır: Ben, Afrika’nın bir köşesinde, bir kavmin siyahî bir ferdi olsaydım bile (yani Türk olmasaydım bile) Türk milletini tanıdıktan sonra hiç tereddütsüz Türk milliyetçisi olurdum.</p>

<p>Hepsi bu.</p>

<p></p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turkiye-ve-turkiyeli-milliyetciligi-mi-turk-milliyetciligi-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 14:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2022/10/yazarlar/prof-dr-yumni-sezen.jpg" type="image/jpeg" length="63152"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşek arıları neden uçar]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/esek-arilari-neden-ucar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/esek-arilari-neden-ucar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ASELSAN’ın kurucu isimlerinden Hâcim Kamoy’un mühendislik azmi, vatanseverliği ve dürüstlük anlayışıyla Türkiye’nin savunma sanayisine bıraktığı mirası keşfedin.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>M. Hâcim Kamoy, ASELSAN’ın kuruluş yıllarında genç mühendislerini etrafına toplar ve onlara hayat boyu unutamayacakları şu hikayeyi anlatır:</p>

<p>"Bir gün bir şirketin genel müdürü, mühendislerinden eşek arılarının nasıl uçtuğunu aerodinamik olarak incelemelerini istemiş. Mühendisler haftalarca çalışmış, hesaplamalar yapmış ve sonunda genel müdürün karşısına çıkıp şöyle demişler: 'Efendim, yaptığımız tüm matematiksel ve aerodinamik incelemeler gösteriyor ki, fiziki olarak eşek arılarının uçması imkansızdır. Kanat yapıları bu gövdeyi kaldıramaz.'</p>

<p>Genel müdür şaşkınlıkla pencereden dışarıyı göstermiş: 'Ama baksanıza, dışarıda eşek arıları uçuyor!'</p>

<p>Çaresiz kalan mühendisler şu tarihi cevabı vermek zorunda kalmış: 'Efendim, onlar aerodinamik bilmedikleri için uçuyorlar. Bilselerdi uçmaya kalkmazlardı!'"</p>

<p>Hâcim Kamoy hikayeyi bitirdikten sonra genç mühendislerinin gözlerinin içine bakarak şu can alıcı cümleyi kurar: "Başarı, başarısızlığı ve çaresizliği asla kabullenmeyenler için doğal bir şeydir. Size 'yapamazsınız, ithal etmemiz lazım' diyenlere inat, aerodinamik bilmeyen o eşek arıları gibi uçacaksınız!"</p>

<p>İşte bu sarsılmaz inanç, Türkiye'nin savunma sanayisindeki en büyük devrimini tetikleyecekti...</p>

<p>*</p>

<p>ASELSAN’ı kuran, o ilk harcı atan ve ömrünü bu ülkeye adayan çok değerli bir Makine ve Elektrik Mühendisiydi Hâcim Kamoy. Dünyamıza ve Türkiye’mize öyle güzel bir tesis, öyle muazzam bir fabrika kazandırdı ki milyarlarca doların ülkemizde kalmasını sağladı. Bugün yüz binlerce pırıl pırıl gencimizin iş bulmasına, bu topraklarda katma değer üretmesine vesile oldu.</p>

<p>ASELSAN, 1975 yılında Kara Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nın öncülüğünde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin dışa bağımlılığını azaltmak amacıyla kuruldu. Hâcim Kamoy ise 1976 yılında bu milli davanın ilk Genel Müdürü oldu ve 2000 yılına kadar tam 24 yıl boyunca kurumu bir baba gibi yönetti. Ondan önce THY’de Uçak Tamir Müdürü, TRT’de ise Teknik Daire Başkanı olarak ülkeye devasa hizmetler sunmuştu.</p>

<p>Milyarlarca dolarlık dövizle Macunköy’de ülkemize eşi benzeri olmayan bu yatırımı yapan bu dürüstlük abidesi, sıra kendi hayatına geldiğinde tam bir cumhuriyet mütevazılığı içindeydi. Emekliliğinde kafasını sokacak, oturacağı bir sosyal konut almayı planladığında, sessiz sedasız ilk önce Batıkent’te bir kooperatif araştırdı. Daha sonra Ankara Çayolu’nda bir kooperatif bularak hepimiz gibi mütevazı bir konut sahibi oldu. Devasa bütçeleri yönetmesine rağmen tek bir kuruşa tamah etmedi, her zaman halktan biri olarak yaşadı.</p>

<p>Onun vatanseverliğini ve dik duruşunu anlatan şu tarihi anekdotlar, nasıl bir dürüstlük abidesi olduğunu özetler:</p>

<p><strong>1. KIBRIS TÜRKÜ'NE UZANAN GİZLİ VERİCİ HATTI</strong></p>

<p>1964 yılında Kıbrıs olayları tırmanırken, mücahitlerin ve Kıbrıs Türk halkının Türkiye’nin sesini duyması gerekiyordu. Yabancı uzmanlar rapor hazırlayıp "Antalya'dan Kıbrıs'a kesintisiz yayın yapılması teknik olarak imkansızdır" dediler. TRT Teknik Daire Başkanı olan Hâcim Kamoy yabancıları dinlemedi. Türk mühendislerle teknik sınırları zorlayarak Antalya Kıbrıs Yönlü Kısa Dalga İstasyonu’nu kurdurdu. O hat sayesinde Ankara’nın sesi Kıbrıs’ta yankılandı, mücahitlere en büyük stratejik destek sağlandı.</p>

<p><strong>2. "BU MİLLET BU ŞİRKETİ PARAYLA SATMAZ!" (1988)</strong></p>

<p>1988 yılında dünyaca ünlü İngiliz savunma devi Marconi’nin en üst düzey patronu Ankara’ya gelir. Küstah bir öz güvenle Hâcim Kamoy’un odasına girip: "Beni Başbakan gönderdi, sizi satın almaya geldim" der. Hâcim Kamoy istifini hiç bozmaz ve odadakilerin gözü önünde şu tarihi cevabı verir: "Bu millet bu şirketi kendi cebindeki parayla kurdu, parayla da satmaz!" ve İngiliz patronu kapıdan döndürür.</p>

<p><strong>3. BÜROKRASİYE KARŞI MÜHENDİSLERİNİ KORUMA TAKTİĞİ</strong></p>

<p>ASELSAN’ın ilk yıllarında genç bir mühendis heyecanla yanına gelip, "Efendim, bu kartları dışarıdan almayalım, kendi imkanlarımızla imal edebiliriz" der. Kamoy, tecrübeli bir baba edasıyla gence bakar ve kulağına küpe olacak şu tavsiyeyi verir: "Çocuklar, sakın yukarıdakilere 'biz imal ederiz' demeyin. 'Tamir masrafı' deyin, 'tamir ediyoruz' deyin ama o imalatı yine de yapın. Zamanında telsiz yaptık ama ürettirmediler, ithalat lobilerine takıldık. Projelerinizi tamir adı altında gizleyerek koruyun."</p>

<p><strong>ASELSAN BUGÜN NE DURUMDA?</strong></p>

<p>Hâcim Kamoy ve ekibinin attığı o sağlam temeller sayesinde ASELSAN, bugün dünyanın en büyük 50 savunma sanayi şirketinden biri haline geldi. İnsansız hava araçlarımızın, gemilerimizin, tanklarımızın radar ve elektronik sistemlerini üretiyor; 80'den fazla ülkeye teknoloji ihraç ediyor. Türkiye'nin teknolojik bağımsızlığının en büyük kalesi konumunda.</p>

<p>11 Mart 2004'te vefat eden, arkasında tertemiz bir isim, dev bir marka ve tam bağımsız bir savunma sanayisi bırakan Mehmet Hâcim Kamoy’u saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Ruhun şad olsun büyük usta...</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/esek-arilari-neden-ucar</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Oct 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/esek-arilari-neden-ucar.jpg" type="image/jpeg" length="93833"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sessizleşen Köyler ve Yalnızlaşan Çınarlar]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sessizlesen-koyler-ve-yalnizlasan-cinarlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sessizlesen-koyler-ve-yalnizlasan-cinarlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümüşhane’de yaşlılarımızın bakım ihtiyacı, sağlık hizmetlerine erişim ve toplumsal dayanışma neden önceliğimiz olmalı?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir şehrin gelişmişliği yalnızca yolları ve binalarıyla değil, yaşlılarına sunduğu yaşam kalitesiyle de ölçülür. Çünkü yaşlılık hayatın doğal bir dönemidir; yalnızlık ve bakımsızlık ise kader olmak zorunda değildir.</p>

<p>Gümüşhane’de gençlerin eğitim ve iş imkânları nedeniyle büyükşehirlere göç etmesi, köylerde kalan yaşlılarımızın hayatını giderek zorlaştırıyor. Nüfusun azalması, ailelerin farklı şehirlerde yaşaması ve temel hizmetlere erişimdeki güçlükler, kırsalda sessiz bir yalnızlaşmaya yol açıyor.</p>

<p>29 Kasım–8 Aralık 2025 tarihleri arasında gerçekleştirdiğim “Gümüşhane Köylerimizin Sorunları ve Çözüm Önerileri” anketine 55 köy ve mahalleden 87 hemşehrimiz katıldı. Araştırmada dile getirilen sorunlar, kırsal yaşamda sağlık, ulaşım ve temel ihtiyaçlara erişimin önemini ortaya koydu.</p>

<p>Kirazlık Köyü’nden bir hemşehrimizin, “60-70 yaşındaki büyüklerimiz 2025 yılında hâlâ sırtında bidonla evine su taşıyor.” sözleri, yaşlılarımızın karşılaştığı güçlükleri özetliyor. Demirkapı Köyü’nde kışın yolların kapanması nedeniyle hastaların hastaneye ulaşamaması, Oylumdere’de ise sağlık ocağı, eczane ve aile hekimi eksikliğinin dile getirilmesi, sorunun ne kadar hayati olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Elbette bu anketim, yaşlı nüfusun oranını veya yalnız yaşayan yaşlıların sayısını doğrudan ölçmüyor. Ancak hemşehrilerimizin aktardığı sorunlar, özellikle kırsalda yaşayan ve desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın karşılaştığı güçlükleri gözler önüne seriyor.</p>

<p>Çözüm, yalnızca yeni huzurevleri yapmakla sınırlı kalmamalıdır. Öncelikle yaşlılarımızın mümkün olduğunca kendi evlerinde, alıştıkları çevrede ve güvenli biçimde yaşamalarını sağlayacak bir sistem kurulmalıdır. Bunun için köy ve mahallelerde ihtiyaç tespiti yapılmalı; evde bakım, mobil sağlık ve hastaneye ulaşım hizmetleri güçlendirilmelidir.</p>

<p>Köy konakları ve kullanılmayan kamu binaları, yaşlılarımızın bir araya gelebileceği sosyal yaşam merkezlerine dönüştürülebilir. Muhtarlar, gönüllüler, belediyeler ve ilgili kamu kurumları arasında kurulacak dayanışma ağıyla düzenli ziyaretler yapılabilir. İhtiyaç duyulan ilçelerde gündüzlü bakım merkezleri ve huzurevleri de planlanmalıdır.</p>

<p>Kış aylarında yolların açık tutulması, sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması ve iletişim altyapısının güçlendirilmesi de bu çalışmaların ayrılmaz parçası olmalıdır. Çünkü yaşlı bir insan için yalnızlık bazen kapısının çalınmaması, bazen hastalandığında yardım isteyecek birini bulamaması, bazen de en temel ihtiyacına tek başına ulaşmaya çalışmasıdır.</p>

<p>Gümüşhane’nin geleceğini konuşurken yaşlılarımızı gündemin dışında bırakamayız. Gençlerin göçü, köylerin boşalması ve yaşlı bakım ihtiyacı birbirinden bağımsız sorunlar değildir. Bu nedenle yaşlı bakımını yalnızca ailelerin değil, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve toplumun ortak sorumluluğu olarak görmeliyiz.</p>

<p>Unutmayalım ki bugün yaşlılarımız için kuracağımız sistem, yarın kendimiz için hazırlayacağımız yaşam düzenidir. Yıllarca ailesi ve memleketi için emek vermiş büyüklerimizin hayatlarının bu döneminde kendilerini güvende ve değerli hissetmelerini sağlamak hepimizin görevidir.</p>

<p>Bir şehrin vicdanı, en çok desteğe ihtiyaç duyan insanlarına nasıl davrandığında ortaya çıkar. Gümüşhane’nin yaşlıları geçmişimizin hatırası, kültürümüzün taşıyıcısı ve toplumsal hafızamızın emanetidir. Onları yalnızlığa terk etmemek, insani bir görev olduğu kadar ortak geleceğimize karşı sorumluluğumuzdur.</p>

<p><strong>Burhan GÜL</strong><br />
Yenilenebilir Enerji ve Teknoloji Sistemleri Uzmanı<br />
Yüksek Makine Mühendisi</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sessizlesen-koyler-ve-yalnizlasan-cinarlar</guid>
      <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/sessizlesen-koyler-ve-yalnizlasan-cinarlar.jpg" type="image/jpeg" length="23193"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Yıldızın Peşinde]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bir-yildizin-pesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bir-yildizin-pesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir yıldızın peşinde başlayan yolculukta; Kırgız bozkırlarının mistik atmosferi, Manas destanının izleri, gönül bağları ve bir Özbek kızının kayısı sepetiyle şekillenen unutulmaz bir rüya… “Bir Yıldızın Peşinde”, insanın aidiyet, sevgi, inanç ve özlem arayışını edebî bir dille anlatıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><img alt="✍️" height="16" referrerpolicy="origin-when-cross-origin" src="https://static.xx.fbcdn.net/images/emoji.php/v9/te2/1/16/270d.png" width="16" /> | <span style="color:#2980b9"><strong>Prof. Dr. Zekai ÖZDEMİR</strong></span>'in kaleminden</p>

<p>Atımı bir ağaca bağladım. Ağacın gölgesine oturdum. Gün, akşamla gece arasında kararsızdı. Gökyüzü alacalı bir karanlığa hazırlanıyor, yeryüzü gün boyu taşıdığı sıcaklığı yavaş yavaş üzerinden atıyordu. Nerede olduğumu biliyor gibiydim ama nasıl geldiğimi, buraya hangi yolun getirdiğini bilmiyordum. Bazen insan bir yere varır; yolun nereden başladığını hatırlamaz. Sanki yol, insanın kendisinden önce vardır ve insan yalnızca onun üzerinde yürümeye başlar.<br />
Birden karşıma bir şaman kadını çıktı.<br />
Nereden geldiğini görmemiştim. Nasıl geldiğini de bilmiyordum. Sanki ağacın gövdesinden ayrılmış, gölgenin içinden yürüyerek karşıma dikilmişti. Elinde küçük bir tütsü tenekesi vardı. Tenekeden ince bir duman yükseliyor, duman akşamın karanlığına karışarak görünmez oluyordu.<br />
Kadın, tütsü tenekesini başımın çevresinde üç kez döndürdü. Sonra durdu, elini bana uzattı.<br />
Cebimden bir akça çıkardım. Kadının avucuna bırakırken gözlerinin içine baktım. Ona hiçbir şey söylemedim ama gözlerimle şunu dedim:<br />
Senin tütsüne inanmıyorum.<br />
Kadın da gözlerimin içine baktı. Akçayı avucunda tutarken sanki benim söylemediğimi duymuş, kendi cevabını gözlerime bırakmıştı:<br />
Ben de senin akçene inanıyorum.<br />
Bir an ikimiz de sustuk.<br />
Sonra kadın, geldiği gibi kayboldu. Ardında yalnızca tütsünün ince kokusu kaldı. Atım ağacın yanında başını kaldırmış bana bakıyordu. Ayağa kalktım, dizginleri çözdüm ve atıma bindim.<br />
Tam o sırada gök gürledi.<br />
Gökyüzünün rengi birden değişti. Bulutlar birbirine çarpmıyor, sanki koca bir dağ göğün üzerinde yer değiştiriyordu. Ardından yağmur başladı. Önce birkaç damla düştü. Sonra damlalar çoğaldı. Derken gökyüzü, içinde biriktirdiği bütün suları yeryüzüne boşaltmaya karar vermiş gibi sicim sicim yağmaya başladı.<br />
Atımı ağır ağır sürdüm.<br />
Yağmur şiddetlendikçe yolun sesi değişti. Toprak suyu içine çekiyor, taşların üzerinden küçük dereler akıyor, çalıların yaprakları başlarını yere eğiyordu. Atımın yelesinden sular süzülüyor, benim elbiselerim bedenime yapışıyordu. Bir süre sonra ne atla ben birbirimizden ayrılabiliyorduk ne de gökyüzüyle yeryüzü birbirinden.<br />
Derken bir yıldız gördüm.<br />
Bunca yağmurun, bunca karanlığın içinde gökyüzünde tek başına duran bir yıldız…<br />
Gözlerimi ondan ayıramadım.<br />
Biz gidiyorduk.<br />
Atım gidiyordu, ben gidiyordum, yıldız gidiyordu.<br />
Yıldız gidiyor, atım gidiyor, ben gidiyordum.<br />
Sanki yeryüzünde yürüyen biz değildik de gökyüzü, bütün yıldızlarıyla birlikte bizimle beraber yol alıyordu. Atımın nalları çamura basıyor, benim yüreğim göğsümde atıyor, yıldız ise karanlığın içinden bizi izliyordu. Yağmur bizi ıslatıyordu. Gökyüzündeki yıldız da ıslanıyordu sanki. Evet, yıldız da ıslanıyordu. Işığı, yağmurun içinden geçerek gözlerime ulaşıyor, her damlada biraz daha uzaklaşıp yeniden yaklaşıyordu.<br />
Ne kadar yol aldık, bilmiyorum.<br />
Uzaklardan, çok uzaklardan bir ışık göründü.<br />
Önce yağmurun içinde titreyen belirsiz bir noktaydı. Sonra karanlığın ortasında büyümeye başladı. Atım da görmüştü. Kulaklarını dikti, başını ışığa doğru çevirdi. Ben de dizginleri toparladım, mahmuzladım atımı.<br />
Yaklaştık.<br />
Işık bir Kırgız çadırından geliyordu.<br />
Çadırın önüne vardığımızda kapı aralandı. İçeriden yaşlı bir Kırgız anası çıktı. Yüzünde bozkırın rüzgârları, gözlerinde uzun yolların sessizliği vardı.<br />
— Apa, dedim. Kuday misafiri kabul eder misin?<br />
Kadın yüzüme baktı. Beni nereden tanıdığını sormadı. Nereden geldiğimi, nereye gittiğimi öğrenmek istemedi. Sanki insanın yağmurdan sırılsıklam olmuş hâli, bütün soruların cevabıydı.<br />
— Başım üzre yerim var, oğul, dedi.<br />
Bir eliyle atımın dizginlerini aldı. Ben attan indim. Yorgun bacaklarım toprağa değdiğinde ne kadar uzun zamandır yolculuk ettiğimi ilk defa anladım. Kırgız apa atımı yakındaki bir ağaca bağladı, sonra beni çadırın içine aldı.<br />
Çadır serindi. Çadır güvenliydi. Çadır dostluk doluydu.<br />
Dışarıda gökyüzü yeryüzüne boşalırken içeride insanın içini ısıtan başka bir şey vardı: Bir yabancının, hiçbir karşılık beklemeden, sana yer açması.<br />
Bir köşeye oturdum. Islak elbiselerimden sular süzülüyordu. Kırgız apa bir süre sonra elinde bir maşrapa kımızla geldi.<br />
— Oğul, buyur, dedi. Başka verecek, ikram edecek bir şeyim yok.<br />
Maşrapayı iki elimle aldım. Kımızın kokusu çadırın içinde yayıldı. Yavaş yavaş yudumlamaya başladım. Kadının sözünde öyle bir mahcubiyet vardı ki sanki bana bir şey ikram edemediği için üzülüyordu. Oysa insanın açlığını doyuran her zaman yiyecek değildi. Bazen birinin sana oğul demesi, dünyadaki bütün sofralardan daha doyurucuydu.<br />
Maşrapa henüz yarısına gelmemişti ki gözlerim ağırlaştı.<br />
Dışarıdaki yağmurun sesini duyar gibi oldum. Atımın ağacın yanında durduğunu düşündüm. Gökyüzündeki yıldızı hatırladım. Sonra başım öne düştü, karanlığın içine uyudum.<br />
Bir gürültüyle uyandım.<br />
Çadırın dışında at sesleri vardı. Hızla doğruldum, kapıya koştum. Üç atlı çadırın önünde duruyordu. Üç heybetli at, üç karanlık siluet… Fakat ortadaki yiğit ötekilerden başkaydı.<br />
Omuzları genişti. Gözleri iriydi. Ellerinin büyüklüğü, kılıcının kabzasını kavrayışında belli oluyordu. Yüzünde insanı hem kendine çeken hem de korkutan bir sertlik vardı. Kılıcının kabzasına uzanmış eli hiç kıpırdamıyordu.<br />
Beni hatırlamıştı.<br />
Ben ise onu tanıyamıyordum.<br />
Ürktüm. Korktum. İçimde bir şey yerinden oynadı. Yiğidin sesi yükseldiğinde göğsümdeki kalbin başka bir kalbe dönüştüğünü hissettim. Sesi öyle davudîydi ki çadırın direkleri bile bu sese kulak veriyordu sanki.<br />
Kırgız apanın bağladığı atıma bindim.<br />
Önde üç yiğit, arkalarında ben…<br />
Dolu dizgin yol almaya başladık.<br />
Gökyüzünde yıldız hâlâ duruyordu.<br />
Yiğitler gidiyordu, ben gidiyordum, yıldız gidiyordu.<br />
Yıldız gidiyor, yiğitler gidiyor, ben gidiyordum.<br />
Atımın yelesine eğildim. Rüzgâr yüzümü kesiyor, karanlık iki yanımızdan geriye doğru akıyordu. Nereye gittiğimizi bilmiyordum. Ama ortadaki yiğidin ardından gitmem gerektiğini hissediyordum. Bazen insan, tanımadığı birinin peşinden giderken kendi kaderinin izini sürer.<br />
Birden bir ırmağın kıyısına geldik.<br />
Önümüzde Narın suyu akıyordu. Gecenin karanlığında bile genişliği hissedilen, sesi dağlara çarpıp geri dönen büyük bir ırmak… Sular kabarmış, akıntı köpürmüş, kıyıdaki taşlar görünmez olmuştu.<br />
Ortadaki yiğit atını durdurdu. Geriye dönüp bana baktı.<br />
— Karşı kıyıya geçeceğiz, dedi.<br />
İçime bir korku düştü. Bütün vücudum titremeye başladı. Bu suyu atla geçmek mümkün değildi. Akıntı, önüne çıkan her şeyi sürükleyip götürecek kadar güçlüydü.<br />
Yiğit atını mahmuzladı.<br />
Kılıcını çekti.<br />
Ve kılıcını Narın suyuna vurdu.<br />
O an dünya sustu.<br />
Narın suyu ikiye yarıldı.<br />
Sular iki yana çekilirken ırmağın ortasında bir yol açıldı. Yiğit atını sürdü, karşı kıyıya geçti. Öteki iki atlı da onun ardından ilerledi. Ben olduğum yerde kalmıştım. Gözlerime inanamıyordum. Irmak iki yana ayrılmış, suyun içinden toprağa benzeyen bir yol ortaya çıkmıştı.<br />
O an, nereden geldiğini bilmediğim bir mısra zihnimde parladı:<br />
Kılıç Manas da güzel, asa Musa da güzel.<br />
İçimden bir daha tekrarladım:<br />
Kılıç Manas da güzel, asa Musa da güzel.<br />
Bir yanda Manas'ın kılıcı, öte yanda Musa'nın asası… Biri Narın'ın azgın sularını yarıyor, diğeri Kızıldeniz'i… Çağlar birbirinden uzak, coğrafyalar birbirine yabancı görünüyordu; ama insanın hayalinde aynı mucizenin iki ayrı yankısı buluşmuştu. Kılıçla asa, bozkırla çöl, Manas'la Musa aynı düşüncenin ufkunda yan yana gelmişti. Sanki zaman, aralarındaki mesafeyi bir anlığına ortadan kaldırmıştı.<br />
Irmağın karşı kıyısına geçen yiğit durdu. Sonra döndü.<br />
Sesi yeniden yükseldi:<br />
— Tanıdın mı beni?<br />
Korkudan dilimi yutmuştum. Konuşamıyordum. Başımı kaldırıp ona baktım. Geniş omuzları, iri gözleri, kılıcını tutan büyük eli… Sanki yalnızca bir insanı değil, bir halkın yüzyıllar boyunca biriktirdiği hatırayı görüyordum.<br />
— Benim adım Manas, dedi.<br />
Dünya bir kez daha sarsıldı.<br />
Gözlerimi kapadım. İçimden bir ses yükseldi. Suyun sesi, atların kişnemesi, kılıcın şakırtısı, göğün uğultusu birbirine karıştı. Sonra hepsi birden dağıldı.<br />
— Uyan oğlum, uyan! Korkma, rüya görüyorsun!<br />
Kırgız apa beni omuzlarımdan tutmuştu.<br />
Gözlerimi açtım. Çadırın içindeydim. Dışarıda yağmur dinmişti. Kımızın maşrapası bir köşede duruyordu. Kırgız apa yüzüme bakıyor, gülümseyerek beni sakinleştirmeye çalışıyordu.<br />
Manas yoktu.<br />
Irmak ikiye ayrılmamıştı.<br />
Üç yiğit, üç at, kılıcın sesi… Hepsi bir rüyanın içinde kalmıştı.<br />
Ama gökyüzündeki yıldızın ışığı sanki hâlâ gözlerimdeydi.<br />
Dışarı çıktım. Atım beni bekliyordu. Yelesi kurumuş, başını bana doğru çevirmişti. Dizginlerini elime aldım, ayağımı üzengiye koydum ve ata bindim.<br />
Hava açıktı. Gökyüzü masmaviydi. Yağmur, geceden geriye hiçbir şey bırakmamış gibiydi. Dağların tepeleri ışığa kavuşmuş, çayırlar yıkanmış, ağaçların yaprakları parlamaya başlamıştı. Gökyüzü ağlamaktan rahatlamıştı besbelli.<br />
Yavaş yavaş yol almaya başladım.<br />
Bir süre sonra uzaktan bir kaval sesi geldi.<br />
Önce rüzgârın taşıdığı ince bir sesti. Sonra belirginleşti. Bir ezgi, bozkırın üzerinden geçerek bana ulaşıyordu. Atım da duymuştu. Kulaklarını dikti, başını sesin geldiği yöne çevirdi.<br />
Kavalın peşine düştük.<br />
Bir tepenin ardından genç bir çoban çıktı karşımıza. On üç, on beş yaşlarında bir Kırgız balası… Önünde koyunları otluyordu. Elindeki kavalı dudaklarından çekti, bana baktı.<br />
— Selamünaleyküm, dedim.<br />
— Aleykümselâm, ağam, dedi. Buyur, ağam!<br />
Atımdan indim, çobanın yanına oturdum. Yüzünde çocukluğun aydınlığı, bakışlarında bozkırın kendine güvenen sakinliği vardı. Belindeki çıkından ekmek, kuru soğan ve domates çıkardı. Önüme koydu.<br />
— Buyur ye, ağam.<br />
Bana ikram edebileceği şeyler bunlardı. Ama ekmeğini bölüşürken öyle doğal, öyle içten bir hâli vardı ki sanki bütün bir bozkırın sofrasını önüme sermişti.<br />
Oturduk, yedik. Biraz sohbet ettik. Sonra çoban kavalını eline aldı ve daha önce duymadığım bir ezgi çalmaya başladı.<br />
Bu defa ses başka türlüydü. Sanki kavalın içinden yalnızca hava değil, bozkırın hafızası da geçiyordu. Koyunlar başlarını kaldırdı. Rüzgâr bir an durdu. Çoban gözlerini uzaklara dikerek üflemeye devam etti.<br />
Derken sürünün içinden bir kara koyun ayrıldı.<br />
Ağır ağır yanımıza geldi. Çoban koyunu yanına çağırdı, eğildi ve onu sağdı. Sonra taze sütü bana uzattı.<br />
— Buyur, ağam.<br />
Sütü aldım.<br />
Ekmek, kuru soğan, domates, peynir ve taze süt… Bir çobanın sofrasıydı bu. Ama ben o sofrada yalnızca karnımı doyurmuyordum. Yabancı olduğum bir diyarda, hiç tanımadığım bir çocuğun yanında kendimi evimde hissediyordum.<br />
İnsan bazen bir memlekete ait olmak için orada doğmuş olmak zorunda değildir. Bir dilin sesinde, bir ekmeğin bölünüşünde, bir yabancının içtenlikle uzattığı maşrapada da insan kendine bir yurt bulabilir.<br />
Çobanla vedalaştım. Atıma bindim, yeniden yola koyuldum.<br />
Az gittim, uz gittim. Dere tepe düz gittim. Bozkırın yolu uzadıkça uzadı. Dağlar geride kaldı, tepeler birbirine karıştı. Güneş yükseldi, sonra yavaş yavaş alçalmaya başladı.<br />
Nihayet Narın suyuna vardım.<br />
Gündüz ışığında ırmak, gece gördüğümden bambaşka görünüyordu. Suyu nefti yeşildi. Derinlerden gelen bir yeşillik… İçinde gökyüzünün mavisi, kıyıların gölgesi, dağların karanlığı vardı. Akıp gidiyordu. Gece rüyamda kılıçla ikiye ayrılan Narın, şimdi kendi yatağında, kendi hükmünde akıyordu.<br />
Köprünün başına geldim.<br />
Atımın dizginlerini hafifçe çektim. Köprüden geçerken iki yana baktım. Köprünün başlarında melekler vardı. Onlara selam verdim. Sanki bu geçişi bekliyor, sanki gece gördüğüm rüyanın gerçek dünyadaki kapısını tutuyorlardı.<br />
Köprüyü geçtim.<br />
Artık karşı kıyıdaydım.<br />
Akşam yaklaşırken uzaktan ezan sesleri duyuldu. Bir köyün üzerinden yükselen ezanlar, bozkırın genişliğine dağılıyor, uzaklardan bana doğru geliyordu. Atımı o yöne çevirdim. Sesleri takip ederek köye yaklaştım.<br />
Köyün girişine geldiğimde burnuma kayısı kokusu doldu.<br />
Öyle derin, öyle tatlı bir kokuydu ki bir an dizginleri gevşettim. Kayısı bahçeleri köyün çevresine yayılmıştı. Ağaçların dallarında meyveler, günün son ışığında altın sarısı parlıyordu. Her bir kayısı, sanki dalından ayrılıp bana ulaşmak istiyordu.<br />
Atımdan indim. Köy girişindeki kayısı bahçesinin duvarının dibinde bir çeşme vardı. Eğildim, elimi yüzümü yıkadım. Serin su yüzümden akarken başımı kaldırıp bahçeye baktım.<br />
Kayısılar bana sesleniyordu.<br />
Al beni… Al beni… Al beni…<br />
Tek tek sesleniyorlardı; sonra bütün bahçe bir koro hâlinde konuşmaya başladı sanki. Sarı, olgun, güneşin kokusunu içine çekmiş kayısılar… İnsan bazen bir meyvenin bile kendisini çağırdığına inanır. Hele uzun bir yolun ardından, yabancı bir köyde, akşam ezanının sesini dinlerken…<br />
Bahçe duvarını aştım.<br />
Bir kayısı ağacının altına vardım. Elimi uzattım. Dalın ucunda duran olgun bir kayısıyı koparmak üzereydim ki arkamdan bir ses geldi.<br />
Billur gibi bir ses.<br />
— İzinsiz bahçeye girilir mi? Haram kayısı yenir mi?<br />
Elim havada kaldı.<br />
Arkamı döndüm.<br />
Karşımda bir Özbek kızı duruyordu.<br />
Hafif çekik gözleri, badem burnu, elma yanakları… Zülfü omuzlarına düşmüş, yüzüne akşamın son ışığı vurmuştu. Gözlerinde hem bir sitem hem de insanı olduğu yerde durduran bir güzellik vardı.<br />
Küçük dilimi yuttum.<br />
Konuşamadım.<br />
Bunca yolu gelmiş, gök gürültüsünden korkmamış, Narın'ın karşı kıyısında Manas'ın kılıcını görmüş, karanlıkta yıldızın peşinden yürümüş bir adamdım. Ama şimdi bir bahçenin içinde, bir kayısı ağacının altında, bir genç kızın karşısında susup kalmıştım.<br />
Gözlerine baktım.<br />
Sonra başımı eğdim.<br />
Elimi uzattığım kayısıyı koparmadan geri çektim. Bahçe duvarını aştım, atıma bindim. Atım da anlamıştı sanki. Dizginleri elime aldığımda başını hafifçe çevirdi. Benim yüzüme bakmadı ama adımlarını ağırlaştırdı.<br />
Gökyüzü kararmıştı.<br />
Yıldız hâlâ oradaydı.<br />
Atım gidiyordu, ben gidiyordum, yıldız gidiyordu.<br />
Fakat o akşam yeryüzünde bir şey geride kalmıştı. Bir kayısı bahçesi, bir billur ses, elma yanaklı bir Özbek kızı…<br />
Kalbimin yarısını o bahçede bırakmıştım.<br />
İnsan bazen bir insanı tanımadan özler. Adını öğrenmeden, sesini bir daha duyup duymayacağını bilmeden… Bir çift gözün içinde kendi hayatının henüz yaşanmamış bir bölümünü görür. Sonra yoluna devam eder ama artık aynı insan değildir.<br />
Atım bunu biliyordu.<br />
Yol boyunca başını öne eğdi. Ben konuşmadım. O da kişnemedi. İkimiz, gecenin içine doğru sessizce ilerledik.<br />
Sabaha karşı güneş doğarken uzakta bir kalabalık gördüm. Atım da görmüştü. Yaklaştıkça kalabalığın çevresinde toplandığı yapıyı seçtim. Bir türbeydi. Türbenin etrafında yaşlı Kırgızlar duruyor, dua ediyorlardı.<br />
Atımdan indim.<br />
— Türbedeki kim? diye sordum.<br />
Yaşlılardan biri bana döndü.<br />
— İmam Serahsî, dedi.<br />
Adı duyar duymaz içimde bir saygı uyandı. Abdestimi tazeledim, türbenin yanına geçtim. Üç İhlâs-ı Şerife ve bir Fâtiha-i Şerife okudum. Dualarımı bitirince başımı kaldırdım. Sabahın ilk ışıkları türbenin duvarlarına vuruyordu.<br />
Biraz sonra ak sakallı Kırgızlarla sabah namazını kıldım.<br />
Omuz omuza durduk. Aynı kıbleye yöneldik. Aynı secdeye eğildik. Birbirimizin dilini ne kadar anlıyorduk, bilmiyorum. Fakat namazda anlaşmak için aynı kelimeleri konuşmak gerekmiyordu. Bazen insanın en derin ortaklığı, konuşmadığı yerde başlıyordu.<br />
Namazdan sonra vedalaştım. Atıma bindim, köyün içinden geçmeye başladım.<br />
Bir köşeyi dönerken uzun, yüksek bir Rus binasının önünden geçtim. Duvarları soğuk, pencereleri yüksek, gölgesi ağırdı. Bozkırın ortasında başka bir dünyanın sessizliğini taşıyordu. Tam köşeyi dönecektim ki karşıma bir at çıktı.<br />
Atın üzerinde bir genç kız vardı.<br />
Elinde bir sepet kayısı tutuyordu.<br />
Özbek kızıydı.<br />
Bir an nefesim kesildi. O da beni görmüştü. Yüzünde dün akşamki sitemden eser yoktu. Atını bana doğru sürdü. Elindeki sepeti uzattı.<br />
Kayısılar altın sarısıydı.<br />
Dün akşam bahçesinde koparmaya kıyamadığım, izinsiz almaya cesaret edemediğim kayısılar… Şimdi kendi elleriyle bana getiriyordu.<br />
Sepeti uzatırken gözlerime baktı.<br />
Ben de ona baktım.<br />
O an içimde bir dünya açıldı. Bir gecenin bütün karanlığı, bütün yağmuru, bütün korkusu dağıldı. Şaman kadının tütsüsü, Kırgız apanın kımızı, Manas'ın kılıcı, çobanın kavalı, Narın'ın nefti yeşili, türbenin duası… Hepsi birden o sepetin içindeki kayısıların kokusuna karıştı.<br />
Gönlümdeki ateş dünya hisarını sardı.<br />
Ne demekti bu hisar? Belki gönlün kendisine ördüğü surlar, belki insanın bütün ömrü boyunca içinde taşıdığı ve kimseye açmadığı kapı… O anda biliyordum ki kalbimin kapısı açılmıştı. Dün akşam bahçe duvarının dışında bıraktığım yarım gönlüm, şimdi bu kızın uzattığı kayısı sepetiyle bana geri dönüyordu.<br />
Elimi uzattım.<br />
Sepeti alacaktım.<br />
Tam o sırada bir ses duydum.<br />
— Uyan Zekai! Sabah namazı geçiyor, uyan oğlum!<br />
Ses, bozkırın içinden değil, evimizin içinden geliyordu.<br />
Annemin sesiydi.<br />
Gözlerimi açtım.<br />
Ne şaman kadını vardı ne tütsü tenekesi. Ne Kırgız apa, ne Manas, ne kaval çalan çoban, ne de elinde kayısı sepetiyle karşıma çıkan Özbek kızı…<br />
Hepsi gitmişti.<br />
Oda sessizdi. Sabahın ışığı pencereye vuruyordu. Dışarıda bildiğim dünya, bildiğim hayat duruyordu.<br />
Bir süre yatağımda öylece kaldım.<br />
Rüyamın son sahnesi hâlâ gözlerimin önündeydi. Uzattığı sepeti, kayısıların sarısını, kızın yüzünü hatırlıyordum. Elimi uzatmıştım; tam alacakken uyanmıştım. İnsan rüyasında bile bazen kavuşamaz. En güzel anın eşiğinde gözlerini açar ve elinde yalnızca hatırası kalır.<br />
Doğruldum.<br />
Annem yine seslendi:<br />
— Zekai, hadi oğlum!<br />
Kalktım. Sabah namazı için hazırlandım.<br />
Fakat içimde bir şey hâlâ Narın'ın öte yakasındaydı. Bir yanım Kırgız çadırının sıcaklığında, bir yanım Manas'ın kılıcının önünde, bir yanım çobanın kavalında kalmıştı. Ve gönlümün yarısı, hâlâ bir kayısı bahçesinin duvarına yaslanmış, elini uzatmış bir Özbek kızına bakıyordu.<br />
Belki rüyalar, insanın hiç gitmediği yerlere duyduğu özlemdir.<br />
Belki de insan, bütün ömrü boyunca kendi içinde bir bozkır taşır. O bozkırda yollar vardır, atlar vardır, yıldızlar vardır. Yabancılar, kardeşler, analar, yiğitler vardır. Bir ırmak vardır; bazen kılıçla ikiye ayrılır, bazen köprüyle geçilir. Bir türbe vardır; insan orada başını eğer. Bir kaval sesi vardır; insanı bilmediği bir yere çağırır. Bir de bir kayısı bahçesi vardır ki insan, orada hiç tanımadığı birine gönlünü bırakır.<br />
Sabah namazını kılarken bunları düşündüm.<br />
Sonra alnımı secdeden kaldırdım.<br />
Gökyüzü açıktı.<br />
Gece boyunca ağlamış da sabaha karşı rahatlamış gibiydi. Belki yağmur, göğün toprağa duyduğu özlemdi. Belki rüyalar, insanın kendi içinde sakladığı uzak diyarlara açılan kapılardı.<br />
Ben o sabah, bir yıldızın peşinden yürüdüğümü hatırlıyordum.<br />
Atım gidiyordu, ben gidiyordum, yıldız gidiyordu.<br />
Ve bir yerde, Narın suyunun öte yakasında, bir Özbek kızı elinde bir sepet kayısıyla beni bekliyordu.<br />
Belki de hâlâ bekliyordu.<br />
Çünkü bazı rüyalar uyanınca bitmez.<br />
İnsan gözlerini açar, yatağından kalkar, sabah namazını kılar, gündelik hayatına döner. Ama kalbinin bir köşesinde, kimsenin bilmediği bir yol uzayıp gider.<br />
O yolun sonunda bir bahçe vardır.<br />
Bahçede kayısı ağaçları…<br />
Ağaçların altında billur sesli bir kız…<br />
Ve gökyüzünde, yağmurdan ıslanmış gibi parlayan tek bir yıldız.<br />
Ben o yıldızı bir daha unutmadım.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>KÜLTÜR - SANAT</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bir-yildizin-pesinde</guid>
      <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/bir-yildizin-pesinde.jpeg" type="image/jpeg" length="40047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fon Krizinin Fikri Ve Zihni Gerekçesi Ortaya Çıktı: Nass Takıntısı!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/fon-krizinin-fikri-ve-zihni-gerekcesi-ortaya-cikti-nass-takintisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/fon-krizinin-fikri-ve-zihni-gerekcesi-ortaya-cikti-nass-takintisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, fon krizini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NASS politikası ve faizsiz finansman yaklaşımı üzerinden değerlendiriyor; ekonomik ideolojilerin, denetim zaaflarının ve hesap verebilirliğin yatırımcı mağduriyetleri üzerindeki etkisini sorguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Önemine binaen pazar yazıları-2</p>

<p>Haftalardır Türkiye'nin gündemini meşgul eden fon krizini yalnızca finansal işlemler, denetim zaafları ve yatırımcı mağduriyetleri üzerinden değerlendirmek, meselenin arkasındaki zihniyeti gözden kaçırmamıza neden olabilir. Çünkü ekonomik krizlerin görünen sonuçları kadar, onları hazırlayan siyasi tercihler ve düşünce kalıpları da önemlidir.</p>

<p>16 Ekim 2026 tarihinde TİM toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sermaye piyasalarına ilişkin açıklamaları, bu bakımdan dikkat çekiciydi.</p>

<p>Sayın Erdoğan, sermaye piyasalarının tasarruf sahipleriyle reel sektör arasında bir finansman köprüsü kurduğunu belirterek bu köprünün “borç oluşturmadan, ortaklığa dayalı ve FAİZSİZ bir şekilde” kurulabilmesini ayrıca değerli bulduğunu ifade etti.</p>

<p>Peki, bu yaklaşım bize ne anlatıyor?<br />
Bana göre bu açıklama, fon krizinin arkasındaki zihniyeti sorgulamamız için önemli bir ipucu sunuyor.</p>

<p>NASS'tan fon krizine uzanan ekonomik mekanizma<br />
Hatırlayalım: Cumhurbaşkanı, 2021 yılında “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” yaklaşımını savunmuş, “Nas ortada iken sana bana ne oluyor” diyerek faiz karşıtlığını ekonomi politikasının gerekçelerinden biri hâline getirmişti.</p>

<p>Oysa ekonomik gerçeklikler, siyasi iradenin dini veya ideolojik temennilerinden bağımsız işleyen mekanizmalara sahiptir. Faiz oranlarını düşürmek, tek başına enflasyonu düşürmediği gibi tasarrufların satın alma gücünü korumaya da yetmez.</p>

<p>Yüksek enflasyonun ve Türk lirasındaki değer kaybının yaşandığı bir ortamda tasarruf sahipleri, birikimlerini koruyabilmek için daha yüksek getiri arayışına girebilir. Bu arayış, yüksek getiri vaat eden finansal ürünlere yönelimi ve risk alma eğilimini artırabilir.</p>

<p>İşte NASS politikası ile fon krizi arasındaki olası dolaylı bağlantı burada ortaya çıkıyor: Ekonomik gerçeklikleri ideolojik kabullerle yönetme ısrarı, tasarruf sahibini daha yüksek getiri arayışına iten koşulları ağırlaştırmış olabilir.</p>

<p>Elbette bu tespit, fon krizinin tek nedeninin faiz politikası olduğu anlamına gelmez. Faizsiz finansman modelleri de kendi başlarına kriz nedeni değildir. Asıl sorun, hangi finansman modeli uygulanırsa uygulansın, risklerin doğru fiyatlandırılmaması, denetimin yetersiz kalması ve sorumluların hesap vermemesidir.</p>

<p>Faizsiz olmak, güvenli olmak demek değildir!</p>

<p>Cumhurbaşkanı'nın 16 Ekim tarihli açıklaması, faizsiz finansman idealinin sermaye piyasalarına ilişkin siyasi söylemdeki önemini açıkça ortaya koyuyor.</p>

<p>Ancak bir finansal aracın faizsiz olması, onu risksiz hâle getirmez. Ortaklığa dayalı finansman da yatırımcıyı manipülasyondan, kötüye kullanımdan veya yetersiz denetimden kendiliğinden korumaz.</p>

<p>Kamuoyuna yansıyan fon tasfiyeleri ve 455.768 yatırımcıya ilişkin mağduriyet rakamı, artık şu soruların cevabını aramamızı gerektiriyor: Teşvik edilen finansal piyasalar hangi risklerle büyüdü? Denetim mekanizmaları neden yeterince etkili olamadı? Şüpheli işlemler karşısında neden zamanında ve etkili önlemler alınamadı?</p>

<p>20 Eylül 2026 tarihli “BELKİ DE BAŞKA BİR SENARYO VARDI!” başlıklı yazımda bu çelişkiye sadece ben dikkat çekmiştim. Cumhurbaşkanı'nın son açıklaması, faizsiz finansman anlayışının sermaye piyasalarına verilen önemdeki yerini teyit ediyor. Ancak krizin doğrudan bu politikadan kaynaklandığını kanıtlamıyor. Bunun için somut işlemlerin, kararların ve denetim süreçlerinin ayrıca incelenmesi gerekiyor.</p>

<p>İyi niyet, sorumluluğu ortadan kaldırmaz!<br />
Ekonomik yönetimde inanç, ideolojik tercih ve iyi niyet; maddi gerçekliklerin yerine geçirilemez. Bir politikanın ahlaki bakımdan doğru olduğuna inanmak, onun ekonomik bakımdan doğru sonuçlar vereceğini garanti etmez.</p>

<p>Cumhurbaşkanı'nın enflasyon ve finansal istikrar gibi somut sorunlar karşısında aynı NASS yaklaşımını sürdürmesi, bu nedenle ciddi bir sorgulamayı gerektiriyor.</p>

<p>Devlet yönetiminde temenniler değil sonuçlar, niyet beyanları değil hesap verebilirlik esastır.<br />
Fon krizinin bütün yönleri aydınlatılmalı; yatırımcıların hakları korunmalı, denetim zaaflarının ve varsa ihlallerin sorumluları hukuk çerçevesinde hesap vermelidir.</p>

<p>Çünkü kaybedilen yalnızca para değildir. Toplumun ekonomik sisteme duyduğu güven de zarar görmektedir.</p>

<p>Ekonomik gerçeklikleri ideolojik kabullerle değiştiremezsiniz. NASS politikasıyla enflasyonu yönetemediğiniz gibi, faizsiz finansman söylemiyle de yüzbinlerce insanın dolandırılmasına sebep olan finansal riskleri ortadan kaldıramazsınız. İyi niyet, sorumluluğu ortadan kaldırmaz; siyasi irade de bu vahim sonuçların hesabından kaçamaz!</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/fon-krizinin-fikri-ve-zihni-gerekcesi-ortaya-cikti-nass-takintisi</guid>
      <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/fon-krizinin-fikri-ve-zihni-gerekcesi-ortaya-cikti-nass-takintisi.jpg" type="image/jpeg" length="99765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/mustafa_kemal_ataturkun_31003_800.jpg" type="image/jpeg" length="62771"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Oktay Sinanoğlu kimdir? İşte Oktay Sinanoğlu hakkında merak ettiğiniz her şey...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/425981.jpg" type="image/jpeg" length="53212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL'DAKİ EN İYİ 10 MİMAR SİNAN ESERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/01_4.jpg" type="image/jpeg" length="11981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 yıl önce İstanbul]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/100-yil-once-istanbul-national-geographic-istanbul-1608963.jpg" type="image/jpeg" length="79989"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[vw 1200 64AV835 Restorasyon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Feb 2017 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/20150111_140443.jpg" type="image/jpeg" length="12854"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİNENİN AKSİNE ÇABUK ACIKTIRAN 8 YİYECEK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek_x_14786_b.jpg" type="image/jpeg" length="97413"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANGİ İLAÇLA NE YENMEZ? DİKKATLİ OLMAMIZ GEREKEN 8 BESİN]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken_x_57923_b.jpg" type="image/jpeg" length="87715"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER'E DENİZLİ'DEN ANLAMLI HEDİYE]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:26:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/2021083.jpg" type="image/jpeg" length="91057"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER KİMDİR?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Jan 2016 17:41:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/111.jpeg" type="image/jpeg" length="98725"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KIŞ AYLARINDA ISINMAK İÇİN 20 SÜPER ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Nov 2015 14:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-oneri_x_16537_b.jpg" type="image/jpeg" length="51921"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
