<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 20 May 2026 23:44:59 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydınlar Ocakları 54. Şurası Sonuç Bildirisi Açıklandı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/aydinlar-ocaklari-54-surasi-sonuc-bildirisi-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/aydinlar-ocaklari-54-surasi-sonuc-bildirisi-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydınlar Ocakları 54. Büyük Şurası Sakarya’da gerçekleştirildi. Sonuç bildirgesinde milli devlet, üniter yapı, terörle mücadele, Gazze, Ortadoğu politikaları ve Türkiye’nin beka meselesine ilişkin dikkat çeken mesajlar verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aydınlar Ocakları 54. Büyük Şurası 15-17 Mayıs 2026 tarihleri arasında Sakarya Aydınlar Ocağımızın ev sahipliğinde 13 Mayıs Türk Dili Gününde yapılmıştır. Yüce Türk Milletimizin Milli ve Dini bayramlarını tebrik ederiz. T.C. Devleti kurulduğu tarihten itibaren en önemli beka sorunları ile karşı karşıya gelmiştir. Milli kimlik ve üniter yapımızın iç ve dış tehditlerle karşı karşıya geldiği bir dönemde bir gelenek haline getirdiğimiz şuramız gerçekleşmektedir. Terör örgütü PKK ile ve onun TBMM’de uzantısı olan partiyle TBMM adına bazı milletvekillerinin ve yüce Mecliste değişik partileri temsil edenlerin katıldığı bir müzakere süreci sürdürülmektedir.</p>

<p><img alt="Aydınlar Ocakları 54. Şurası Sonuç Bildirisi Açıklandı 2" height="422" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/05/aydinlar-ocaklari-54-surasi-sonuc-bildirisi-aciklandi-2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p>Bu Şurayı düzenleyen Sakarya Aydınlar Ocağı Başkanı Mustafa Kemal Cerrahoğlu ve Yönetim Kurulu arkadaşlarını tebrik eder, önümüzdeki çalışmalarında başarılar dileriz. Başta Cumhuriyetimizin kurucusu, Milli Mücadelenin Başkomutanı, Anadolu coğrafyasını Türk Milletiyle beraber Dar-ül</p>

<p>Harp’ten Dar-ül İslam’a döndüren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, değerli hocalarımızı, ağabeylerimizi gazi ve aziz şehitlerimizi rahmetle ve saygıyla anmayı bir görev biliriz. Türk’ün sönmez güneşi genç nesillerimizin elinde Milli Devletimiz ve üniter yapımız inşallah yüzyıllarca devam ettirilecektir. Türkiye’yi Türkiye yapan değerlere sadakatle bağlı olan bizler varlığımızı en iyi şekilde sürdürecek; ülkenin başına çullanmak isteyen ihanet odaklarını ve Türklük düşmanlarını gayretlerimizle devre dışı bırakacağız. Türkiye Milli Devlet ve üniter yapıdan koparılarak günümüzün çokkültürlülük tuzağına düşürülemeyecektir. Dünyamızın alaşağı edilen değerlerine ve milletlerarası hukukun rafa kaldırılmış olmasına rağmen, emperyalizm nerden gelirse gelsin milli devletleri yıkıp onları teslim alamayacaktır.</p>

<p>Günümüzde Dünyanın çivisi çıkmış, sınırlar delinmiş, ABD ve İsrail lehine değiştirilmiş, soykırım ve toprak işgalleri sıradanlaşmıştır. Bilhassa Ortadoğu’nun geleceği çizilmeye çalışılmakta, 2000’li yılların İşgal Modeli; Demokratik Örtülü İstila Hareketi korkmadan devletlere saldırmakta, içerde iç savaşlar çıkarmakta ve ABD İsrail’e alan açarak onu kuzeye doğru yönlendirmektedir. Akıl almaz bir şekilde ülkelere emirler yağdırılmakta “biz sizi mevcut iktidarlardan kurtarıp refaha kavuşturacağız” şeklinde teşvik ve oyunlar çevrilmektedir. Darbelere ve İsrail’e alan açılmaktadır. İç yapılarda bölücülük teşvik edilmekte, ülkeler teslim alınabilmek için milli devlet ve üniter yapıdan uzaklaşma ve ABD emperyalizmine malzeme olmak teşvik edilmektedir. Malzeme olmak kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak adlandırılmaktadır. İran’da olduğu gibi... Amaç İsrail’in rahatsız edilmemesidir. İsrail ve ABD’ye alan açılması; milli devletlerin ufalanmasıdır.</p>

<p>Türkiye’de, İran’da ve Suriye’de etnik bölünme ve parçalara ayrılma bundan dolayı desteklenmektedir. Bu bakımdan, Ortadoğu nasıl ve niçin değiştiriliyor konusu kavranmadan Bölgede milli menfaatler gerektiği gibi korunamaz ve savunulamaz. ABD desteğindeki İsrail soykırımı milletlerarası hukuku çiğnemekte, ABD ve İsrail genişlemek için savaştan başka bir şey düşünmemektedirler. Filistin ve Gazze’de, İran’da ve hedef alınan birçok yerde havadan bombalamalarla okullar, camiler, kiliseler, hastaneler, tarihi eserler, çoluk-çocuk bütün siviller öldürülmekte milletlerarası kuruluşlar ise sesini bile çıkaramamaktadır. İsrail’in çoluk-çocuk ve hamile kadınlarla uğraşması, hapisteki Filistinlileri terörist diye idama götürmesi yaşadığımız çağın büyük bir insan hakları ihlali ve bir kana susamışlığıdır. ABD ve İsrail Dünya egemenliği peşine düşmüşlerdir. Bunlar gerçek savaş suçlularıdır. Maalesef Türkiye’de muhalefet ve sosyal medya bu konularda buzdolabında dondurulmuş gibidir. 21.yy. da olmamıza rağmen, önce Irak daha sonra İran nükleer bomba bulundurma iddiası altında aranmış ve bu ülkelerin varlıklarını korumaktan başka bir amaçlarının olmadığı görülmüştür. ABD NATO’yu da çökertme peşine düşmüş, kendi emirlerini dinlemeyip Hürmüz Boğazı’nda kendisi için savaşmayan İtalya, İspanya, Almanya ve Fransa gibi ülkeleri hedef alarak NATO’yu bile yok etmeye çalışmıştır. Türkiye’ye tayin ettikleri Büyükelçi ve Suriye’den de sorumlu olan kişi son derece saygısız ve hata üstüne hata yapan bir komedyen gibidir. Aslında diplomasi mesleğinden de uzak olan bu kişi Trump’ın arkadaşıdır. Herhalde ABD gönderecek doğru dürüst birini bulamamıştır. Kendisi uygun bir şekilde geri gönderilmelidir.</p>

<p>Dünya’nın çivisinin çıktığı ve karmaşa ortamının, bir nevi eşkıyalığın görüldüğü çirkin ortamdan Türkiye’de zarar görmüştür. Ekonomik sorunların yanı sıra, insani değerlerin değişmesi büyük bir kayıptır. Dünya ile adeta dalga geçilmektedir. İslam ülkeleri beklenenin aksine soykırım ve işgalcilerin lehine görüntü vermişlerdir. ABD gibi bir ülkenin yasaları çiğnemesi, Başkanın kendini kral kabul etmesi, terör ve soykırımı savunması, siyasetçilerinin alay konusu olması ve dengesizliği bu ülkeyi Dünya çapında itibar ve güven kaybeden bir hale sokmuştur. Beyanları ciddiye alınmamış, inanılmaz olmuş, İran hakkındaki iddiaları boş çıkmıştır. Adam NATO’yu değil, Netenyahu’yu düşünmektedir.</p>

<p>Sözleri rüya olarak kabul edilmiş ve teselliden öteye geçmemiştir. Böyle bir ülke aslında aptal yerine konan Dünya’nın gözünde yeniktir; galip gelse bile… Bu Şura vesilesiyle bu genel manzaranın dışında ülkemizle ilgili tespit ve teklifleri şöyle sıralayabiliriz:</p>

<p>- Yüce ve Gazi TBMM’de milletvekili sayısının azaltılması gerekli ve faydalı olabilir.</p>

<p>- Türkiye Anadolu’da Milli Mücadeleyi birkaç sözde gecekondu uydu devletçik için yapmamıştır. T.C.’nin değişmez kuruluş ve var olma ilkelerine herkesin uymasını beklemek hakkıdır. Herkes T.C. vatandaşlığının değerini bilmeli; yediği kabı kirletmemelidir. Kimseyi zorla vatandaş yapmadığımız gibi, zorla da vatandaşlıkta tutmuyoruz.</p>

<p>- T.C. devlet olarak milli sınırlarımızı, yasalara uygun barış ve istikrarı korumaktadır. Terörle yasal mücadelemiz hiçbir zaman savaş değil, onunla veya bununla ve bilhassa TBMM’deki şımarmaya hazır terör örgütünün temsilcileriyle barışmak durumunda değiliz. T.C. hiçbir zaman toprak kazanma peşinde olmayıp sadece vatan topraklarını korumayı esas bilmiştir. Savaş olan yerde barış beklenir, kendimize gelelim.</p>

<p>- Şiddet içerikli dizileri sürekli Şura maddeleri yapmamıza rağmen, geç kalındığı görülmektedir. Bu alanda çalışmalar hızlanmalıdır. Sosyal medya seks ve teşhir arenası olmaktan da çıkarılmalıdır. Dikkatsizlik yüzünden kendi elimizle ülkeyi Güney Kore’ye benzetmeyelim.</p>

<p>- Tarihi eserleri koruma kurulları gözden geçirilip yenilenmeli; kadrolarında mimar ve mühendislere ağırlık verilmelidir. Vatandaş yasal işlemlerinde bile akıl almaz sorunlarla karşı karşıya getirilmemelidir. Bazı büyük şehirlerimizde mesela İstanbul’da Kentsel Dönüşüm için yıkılan binalar senelerce bekletilmekte, vatandaş bezdirilmekte ve bir ihtiyaç olan Kentsel Dönüşüm karşıtlığı maalesef canlandırılmaktadır.</p>

<p>- Terörsüz Türkiye yolunda gerekli mücadele yapılmaktadır. Aslında terörle mücadele başarı ile sonuçlanmıştır. Ancak terörü bitirirken Türkiye’yi de tanınmaz hale getirmemeliyiz. Düşmanın arkasında sözde dost ve müttefiklerimiz vardır. Zaman zaman yanlış ifadeler de kullanmayalım. Milli kimlik (Türklük) yüzyılların kazanılmış şeref abidesidir. “Yeni milli kimlik” yanlış sarf edilmiş bir sözdür. Ciddi devlet adamlığı bu yanlışları yapmamaktır. Kimseyle pazarlık yapılmamalıdır.</p>

<p>- İsrail ülkemizde yayınlanan “Eşref Rüya” dizisini hazmedememiş vatandaşlarına bu dizinin seyredilmemesi talimatını vermiştir. Gerçeklerden rahatsız olan Siyonist çevreler, insanlıktan nasiplenmedikleri için sadece vatanlarını ve topraklarını korumaya çalışan Filistinlilere karşı harekete geçmişlerdir. Eşref Rüya dizisinin oyuncuları da tehdit edilmiştir.</p>

<p>Bu dizide yer alan bir parçada vatanlarını işgalcilere karşı koruyan ve haksız yere hapse sokulan Filistinliler için idam cezası bile çıkarılmıştır. Etnik temizlik yoluyla idam edilecek olanlar trenle bir durağa getirilmiş ve bunlar pencereden sarkarak çocuklarını son defa öpmüşlerdir. Kırkın üzerinde</p>

<p>Filistinli öldürülmüştür. Dünyada oldukça tepki ile karşılanan bu cinayetler sürerken söz konusu İsrailli bakan “Baba Kadir, artık tekrar baba olamayacaksın” şeklinde saldırıda bulunmuştur. Bu dizi sadece bir TV ekranında gösterilmekle kalmamalıdır. Yabancılar tarafından bizim dizilerimizin takip edildiği dikkate alınırsa, Dünyayı uyandırmak ve ülkemizdeki uyuşukluğu gidermek için bu gibi diziler birçok defa yayınlanmalıdır. Buna rağmen, dizinin Türkiye’de yeteri ölçüde izlenmediği anlaşılmaktadır. Bu diziyi yapanlara, emeği geçen herkese teşekkür ederiz.</p>

<p>Seks, teşhir arenası ve dedikodu ile uğraşan sosyal medyanın genelde milli hassasiyeti yeterli olmadığı için bu anlamlı çalışmadan habersiz kalınmıştır.</p>

<p>Maalesef iki farklı dalda spor yapan ve milletlerarası karşılaşmalara katılan sporcularımız Dünya müsabakaya katılmayarak İsrail’e ders verirken bunlar İsrail takımlarıyla müsabakaya çıkmışlardır. Halbuki İsrail’in yaptığı soykırım, göçe zorlama ve binlerce kişinin öldürülmesi diğer ülkelerden çok daha fazla Türkiye’yi ilgilendirmektedir.</p>

<p>- <strong>Çokkültürlülük tuzağı</strong>, milli devlet ve üniter yapıyı ufalamada ABD ve İsrail tarafından bir araç ve amaç olarak kullanılmaktadır. Farklı etnik gruplar çatışmaya itilmekte, Suriye’de birliği bozabilmek için çatışmaları tahrik edilmektedir. Bu durum “ufalan da gel” ve “çatış da gel” şeklinde yürütülmekte, her iki ülkenin aslında işleri kolaylaşmaktadır. Bunun çarpıcı bir örneği de Suriye’nin güneyinde yer alan Dürzi topluluğu Suriye’nin yeni yönetimiyle çarpıştırılmış ve yoklama yapılmıştır. Günümüzde çokuluslu şirketlerin ideolojisi küreselleşme ve küreselleşmenin de ideolojisi çokkültürlülük tuzağıdır. Aslında küreselleştirme gerek üniter yapı, gerekse milli devletle çelişir.</p>

<p>- Uzun süredir depoda rafa kaldırılan Andımız tekrar yürürlüğe girmelidir.</p>

<p>- Ankara’da bulunan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) günümüz gerçeklerine göre tekrar faal hale getirilmelidir.</p>

<p>- Soykırım, işgal ve toprak çalma, sınırları değiştirme ile yetinmeyen ABD ve patronu Netenyahu kuzeye yönelme eğilimindedir. Sıra Suriye’nin karıştırılmasında ve iç savaş çıkarılmasındadır. 15 Nisan 2026 tarihinde Suriye yönetimi ile ABD güdümünde bir anlaşma yapılmıştır. Suriye ve bir bakıma Türkiye ileride hedef alınacağına göre, NATO’dan ABD’nin çıkarılması ile Türkiye lehine olacak NATO’nun 5. Maddesinin kullandırılmaması hedeflenmektedir. Bütün bunların yanı sıra bölgemizde yeni siyasi ve askeri ittifaklar kurulmakta, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail ve Hindistan’ı da kapsayan bir ittifak doğmaktadır. Etrafımız sarılırken Türkiye’de siyasetin parti ve şahsi çıkar odaklı olması da çok düşündürücüdür. Anlaşılan Ortadoğu savaşsız bırakılmamaya çalışılmaktadır.</p>

<p>- Devlet bankalarının yönetimi emekli siyasilerde değil; uzman iktisatçılarda ve liyakat sahiplerinde olmalıdır. Devlet bankalarını ve merkezlerinin ekonomik sorunlar yaşanırken İstanbul’a, Kadıköy’e taşınması herhalde tasarrufa ve ekonominin düzeltilmesine bağlanamaz.</p>

<p>- Unutulmamalı ki; Türk Milleti tekleşmeye, milliyetsizliğe, din dışılığa, cinsiyetsizleştirilmeye, ailenin yapısı çözülmeye çalışılmaktadır. Buna yardımcı olmak üzere bizi sözde çok seven ABD LGBT adlı ne olduğu isimde gizlenen bir kuruluş kurmuştur; birçok ülkede olduğu gibi bizde de kapatılmalıdır.</p>

<p>- Batı’da geniş aileye doğru kayış, aile mensuplarının sosyalleştirilmesi öne çıkmışken, bizdeyse aile hedef alınmaktadır. Sosyal yapının bozulmasına çalışılmaktadır.</p>

<p>- Başarılı ve düşmanlarımızı rahatsız eden savunma sanayiinde ki tesislerimizin ve değerli personelimizin güvenliği en üst seviyeye çıkarılmalıdır. Bir ara üretilen silah ve uçakları teneke olarak adlandıranlar da tek kelimeyle utanmalıdırlar.</p>

<p>- KKTC’de vatan toprakları Rum’a ve İsraillilere satılık değildir. Her bir Kıbrıs Türkü rahmetli Rauf Denktaş gibi şuurlu olmalı, geleceği de düşünebilmelidir. Filistinliler de topraklarını satmışlardı ama sonuç ortadadır. Görüldüğü gibi, vatan toprağını satan kaybetmektedir.</p>

<p>- Askeri hastanelerin kapatılması uzman askeri hekimlere olan ihtiyacı artırmıştır. İhtiyacı gidermek bakımından, ya tekrar açılmalılar, ya da mevcut devlet hastaneleri kapsamında askeriye için ek bölümler gerçekleştirilmelidir.</p>

<p>- Gazze, Filistin, Lübnan ve İran’da binlerce vatandaşı utanmadan öldürenler “adam kalmayana kadar öldüreceğiz”-Mesela İran’da- diyebilen bir başkan insansa utanmayı bilmelidir. Maalesef ateşkes kararları kağıtlarda kalmakta, İsrail ve ağabeyi ABD bunlara uymamayı kural haline getirmiştir.</p>

<p>- ABD ile oldukça eskiyen Fullbright 1949 tarihli Eğitim İşbirliği Sözleşmesi güncellenmeli, eksiklikler tamamlanmalıdır. Türkiye kendi çıkarlarını da göz önüne almalıdır. Türkiye’de uzun yıllar faaliyette bulunan Almanca ve Fransızca eğitim-öğretim yapan liselerin de sözleşmeleri güncelleştirilmeli bizim Türkiye’de açtığımız gibi bu ülkelerde de Türkçe ve yabancı dillerde eğitim öğretim yapacak liselerin kurulması sağlanmalı ve bu okullar zaman zaman denetimden geçirilmelidir.</p>

<p>- Hükümet gençlerin evlenmesini kolaylaştırıcı tedbirler almakta gerekli destekleri sağlamaya çalışmalıdır. Nüfus artış hızını düzene sokabilmek için gelir dağılımının iyileştirilerek satın alma gücünün artması gerekmektedir. Fazla çocuk sahibi olmak için de destek gerekmektedir. Doğan çocukların beslenme ve eğitim ihtiyaçlarının karşılanması gerekmektedir. Bu ihtiyaçlar çok çeşitlidir. O bakımdan, bunların piyasa şartları içinde desteklenmesi de gerekmektedir. Çoğu vatandaş et, ekmek, peynir, süt, çocuk maması, ilaç, çocuk bezi gibi birçok temel ihtiyacı karşılayamamaktadır.</p>

<p>- Evlenmenin teşviki isteniyorsa boşanmalarda nafaka hayat boyu işlememelidir. Ömür boyu nafaka, evlenmede önemli bir engeldir, adil bir düzenlemeye gidilmelidir.</p>

<p>- Son yıllarda okul öğrencilerinin çatıştıkları ve yaralama olaylarının ortaya çıktığı görülmektedir. Bu konuda gerek ailelere, gerek yöneticilere önemli görevler düşmektedir. Çocuk genelde önüne çıkan farklı maddeyi farklı ve tehlikeli görerek yok etmek için çabalamakta, onu koparma ve tekmeleme yoluna gitmektedir. Nitekim, çiçekler koparılmaktadır. Biraz büyüdüğünde bu sefer kedileri hedef almaktadır. Aileler çocuklarını gerektiği gibi bilgilendirmediği için onları yanlışlardan uzaklaştırmak zorlaşmaktadır.</p>

<p>Çocuk gerekli ev eğitimini almadan okula ayak basmaktadır. Zamanla akranları ile veya daha ileri sınıflardaki öğrencilerle gücünü denemeye çalışmaktadır. Bunun için kesinlikle öğretmen okulları açılmalıdır. Bu okullarda çocuk sevgisini taşıyan, anlayışlı hocalar yetiştirilebilir. Diplomalı herkes öğretmenlik yapamaz. Dersi anlatır ama isteneni öğrenciye veremeyebilir. Kaldı ki, bazı davranış bozukluklarının giderilmesine de ihtiyaç vardır. Hocalık bir nevi sanatkarlıktır. Öğrenciyi iyi tanıyabilmek ve ölçülü iletişim kurabilmek gerekir. Çocuğun yaşı büyüdükçe rakip arar.</p>

<p>Bunu okulda ve sokakta bulur. Maalesef çocuklarımızı ya şımartıyoruz, ya da biraz eziyoruz ve onlara zaman ayıramıyoruz. Yanlış davranışları, her türlü gereksiz ve lüzumsuz sözleri, israfı önce yetişkinler öğrenmeli sonra da yavrularımıza anlatıp onları aydınlatmalıyız.</p>

<p>- Cinayet şebekesi soykırımcı İsrail’e, II.Dünya Harbi’nden sonra Almanya ve Japonya’ya uygulanan kısıtlama ve silahsızlandırmanın uygulanması için gereken teşebbüsler yapılmalıdır.</p>

<p>- Fener Rum Patrikanesinin 1970 li yıllardan beri kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulunun sonbaharda açılacağını açıklaması kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren tüm yüksek öğretim kurumları</p>

<p>YÖK sistemi ve Milli Eğitim mevzuatı Devlet denetimine açılması gerekirken, Ruhban okulunun ayrıcalıklı bir statüye tabi olması beklenemez. Patrikhanenin yıllarca sürdürdükleri, ‘ekümeniklik’ baştan beri yanlıştır.</p>

<p>- Taşımalı eğitim sorunlarla doludur. Yeni bir düzenleme yapılmalıdır.</p>

<p>- Üretici ve sanayici desteklenmelidir. Hukuk ihlallerinden uzak durulmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE.</p>

<p>Aydınlar Ocağı Genel Merkezi, Adana Aydınlar Ocağı, Amasya Aydınlar Ocağı,</p>

<p>Anadolu Aydınlar Ocağı, Ankara Aydınlar Ocağı, Antalya Aydınlar Ocağı,Avrupa</p>

<p>Aydınlar Ocağı, Balıkesir Aydınlar Ocağı, Bursa Aydınlar Ocağı, Çanakkale Aydınlar</p>

<p>Ocağı, Çorum Aydınlar Ocağı, Giresun 19 Eylül Aydınlar Ocağı, Harput Aydınlar</p>

<p>Ocağı, Iğdır Aydınlar Ocağı, Isparta Aydınlar Ocağı, İnegöl Aydınlar Ocağı, Kocaeli</p>

<p>Aydınlar Ocağı, Malatya Aydınlar Ocağı, Manisa Aydınlar Ocağı, Ordu Aydınlar</p>

<p>Ocağı, Sakarya Aydınlar Ocağı, Samsun Aydınlar Ocağı, Sinop Aydınlar Ocağı,</p>

<p>Sivas Aydınlar Ocağı,Tekirdağ Aydınlar Ocağı, Trabzon Aydınlar Ocağı,</p>

<p>Azerbaycan Aydınlar Ocağı, Kosova Aydınlar Ocağı</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/aydinlar-ocaklari-54-surasi-sonuc-bildirisi-aciklandi</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 22:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/aydinlar-ocaklari-54-surasi-sonuc-bildirisi-aciklandi.jpeg" type="image/jpeg" length="81924"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Keşke Böyle Delilerimiz Her Zaman Olsa]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/keske-boyle-delilerimiz-her-zaman-olsa</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/keske-boyle-delilerimiz-her-zaman-olsa" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ernail Koç’un kaleminden Atatürk’ün cesareti, Milli Mücadele ruhu ve vatan sevgisi üzerine anlamlı bir yazı. “Keşke böyle delilerimiz her zaman olsa” sözleriyle 19 Mayıs ruhuna dikkat çekiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gazeteci Refii Cevat Ulunay, Kurtuluş Savaşı öncesi Mustafa Kemal ile yaptığı röportaj sonrası gazetesindeki arkadaşlarına şöyle rapor verir;</p>

<p>"Şu sıralar Anadolu’ya geçilir, milli direniş harekete geçirilirse, Fransızı da, İngilizi de, İtalyanı da memleketten kovulur, vatan istiklaline kavuşur, millet de esaretten kurtulurmuş! Anladınız mı arkadaşlar? Bu adam, deli değil, zırdeliymiş!"</p>

<p>///</p>

<p>Refii Cevat Ulunay Milli Mücadeleye ağır yazıları ile karşı çıktığı için yurt dışına sürgün edilen “150’lik” lerle sonra affedilir ve sorarlar,</p>

<p>- Yanılgınızın pişmanlığını duymadınız mı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Refii Cevat şöyle cevap verir,</p>

<p>"Hayır. Ben haklıydım yerden göğe... O şartlar içinde kurtuluş mücadelesine atılıp Türkiye’yi üç büyük devletin pençesinden kurtarmaktan söz edenlere karşı herkes benim gibi düşünürdü. Böyle düşünen tek adam oydu, tek adam!"</p>

<p>////////////////////////////////////////////////////////////////</p>

<p>Bir gün Atatürk Ruh ve Sinir Hastalıkları uzmanı Mazhar Osman’la sohbet etmektedir.</p>

<p>Bu sohbet arasında bir ara Atatürk Mazhar Osman’a sorar,</p>

<p>- Osman bey, bu delilik nasıl bir şey?</p>

<p>- Gazi Paşam az da olsa bir miktar herkeste vardır, deyince Atatürk</p>

<p>- Ne demek istiyorsun bende de mi var?</p>

<p>Hoş sohbet ve sözünü esirgemeyen bir insan olarak Mazhar Osman,</p>

<p>- Ohooo sizde herkesten bin beter var.</p>

<p>İçeride ve dışarıda dört iklim yedi cihana kafa tutmak akıllı adamın yapacağı iş mi? Der.</p>

<p>Atatürk bu söze dakikalarca güler.</p>

<p>////////////////////////////////////////////////////////</p>

<p>Öncelikle bu yazılarından istifade ettiğim ülkemin güzel insanlarına çok teşekkür ederim.</p>

<p>///</p>

<p>Boşuna dememiş,</p>

<p>“Mevzu vatansa gerisi teferruattır”</p>

<p>Nitekim konunun uzmanları “Milletine belli etmese de cephelerde verdiği mücadeleler sonucunda Atatürk’ün büyük sağlık sorunları vardı”</p>

<p>///</p>

<p>Ancak canının delisi böyle hareket edebilir.</p>

<p>Bu delilere o kadar ihtiyacımız var ki.</p>

<p>Keşke böyle delilerimiz her zaman olsa.</p>

<p>///</p>

<p>Milletimizin kurtuluşu, vatanımızın kuruluşu 19 MAYIS bayramımız kutlu olsun.</p>

<p>“Ne mutlu Türküm diyene”</p>

<p><strong>Ernail Koç</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/keske-boyle-delilerimiz-her-zaman-olsa</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/08/yazarlar/ernail-koc-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="98674"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siyaset İnsan Üzerinden Yapılır!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/siyaset-insan-uzerinden-yapilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/siyaset-insan-uzerinden-yapilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özcan Pehlivanoğlu’nun kaleminden Türk siyasetinde insan faktörü, liderlik krizi ve yanlış kadroların ülkeye etkisi üzerine dikkat çeken analiz. “Siyaset insan üzerinden yapılır” yaklaşımıyla çarpıcı değerlendirmeler.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son günlerde Türk siyasetinde bence Türkiyeli olan siyasetçiler tarafından halkın kafasını allak bullak eden söylemler ifade ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin Ali Babacan'ın CHP için söyledikleri, Meral Akşener'in sözünden çıkmayacağı söylenilen Ersin Beyaz'ın İyi Parti'den istifası, CHP'ye geçen Ümit Dikbayır ile Cemal Enginyurt'un sessizlikleri ve nihayetinde fikriyatı ile hiç uyuşmayacak bir şekilde Devlet Bahçeli'nin terör örgütü ve katil bölücü hain lehine açıklamaları bence olağan olsa da halk nezdinde hayret ve şaşkınlık uyandıracak şeylerdir.</p>

<p>Böyle olunca yıllardır "siyaset insan üzerinden yapılır" tezim yine aklıma geldi!</p>

<p>Türkiye'de siyaset ve politikacılar hakkında düşünülenler açısından temel yanlışlıklar vardır. Halkın ve de aydınların, bunların varlığından haberi bile yoktur. Hatta politikacılar bile neyin ne olduğunun farkında değil çünkü onların bir çoğu "koltuk" peşine düşmüş insanlar…<br />
<br />
O zaman politikayı nasıl yapacak ve siyaseti nasıl oluşturacağız?<br />
<br />
Politikayı yapan insandır. Bu sebeple siyaseti insan faktörü oluşturur. Fikirler ve buna ilişkin eylemler hep insan(lar) tarafından ortaya konulur.<br />
<br />
İnsan bu konuda iyi(niyetli) değilse nasıl iyi bir siyaset izlesin? Hangi fikri ortaya koysun? Eylemleri ile hedefe ne şekilde ulaşsın?<br />
<br />
Burada insanın iyiliğinden kastımız; karakterli, kişilikli, şahsiyetli, erdemli, ahlaklı, bilgili, tecrübeli, vatansever, objektif, liyakat ve ehliyetli, milliyetsever hususların topyekûn bünyede barındırılmasını ifade eder.</p>

<p>İnsanda bunlar yok ise nasıl politika yapacak?<br />
<br />
Bana diyorlar ki; eleştirilerini ve görüş açıklamalarını insanlar üzerinden yapma! Nasıl yapacağız o zaman?</p>

<p>Yanlış insanla doğru iş olmaz!<br />
<br />
Fikirler yanlış! Politikalar yanlış! Ortaya konulan siyaset yanlış! Uygulamalar yanlış! Ama bunları yapan insanlar doğru, öyle mi?<br />
<br />
Türkiye'de siyaset açısından bir yanlışı düzeltelim o zaman; eğer bir iş "doğru insan"lar tarafından yapılmıyorsa netice almak imkânsızdır. Bunun örnekleri günümüzde olduğu gibi istemediğimiz kadar çoktur.<br />
<br />
O zaman hatayı; fikirden önce bunu ortaya koyan ve uygulamayı gerçekleştirenlerde aramak gerekir.<br />
<br />
Herkes üzerine düşeni yaptı ise Türkiye niye siyasi bir açmazdadır?<br />
<br />
Bunun sebebi insan faktöründe yatmaktadır.<br />
<br />
Yanlış adamlarla doğru işler yapılamaz!<br />
<br />
Türkiye halen bir orta çağ karanlığındadır. Aşiret anlayışına dayalı feodal yapılar hüküm sürmektedir. Sosyolojik gerçeklerin ve eğitimsizliğin ortaya çıkardığı insan tipi endişe verici boyuttadır.</p>

<p>Türkiye; bırakın dış güçleri, iç güçler tarafından bile bir türlü paylaşılamayan ve bu nedenle güç savaşlarının acımasızca yaşandığı bir ülkedir.<br />
<br />
Hal böyle olunca bu siyasete yansımaktadır. Bir de buna yanlış adamların birlikteliği ya da koalisyonu eklenince iş siyasette ülke için büyük bir başarısızlığa gitmektedir.<br />
<br />
Belki bu siyaset yapan politikacılarla yada ülkeyi dizayn etmeye çalışan "nizam" ile ilgili bir husus olabilir. Ancak politikacı dediğimiz kişilerdeki yanlışlığı görmeden ve bunları isimlendirmeden doğru analizler yapmak mümkün değildir.<br />
<br />
Siyasette eleştiriler kişiler üzerinden yapılmalıdır. Başarı ödüllendirilmeli, başarısızlık ise cezalandırılmalıdır.<br />
İşin içine vefa, dostluk, arkadaşlık, hemşehrilik, menfaatler ve bilhassa nefis girerse gidilecek bir hedef yok demektir.<br />
<br />
Israrla kişileri konuşmaktan ve tartışmaktan kaçınanlara bir tavsiyem olur ki; elde ettiğiniz kısmi başarıların geçici olduğunu biliniz… Gerçekle bir an önce yüzleşmezseniz yarınlarda hüsran, kaçınılmaz olacaktır…<br />
<br />
Kişileri konuşmayalım sistemi ve yapılanları konuşalım diyenler bir an önce anlasın ki; o sistemi ortaya koyan ve eyleme dönüştüren, neticeyi alan ya da alamayan insanlardır. Bunu sorgulamazsanız başarı gelmez.<br />
<br />
Ancak Türk siyasetinde ilk düğmeleri hep yanlış bağlayıp sonra da mükemmel başarılar beklemek tedavi gerektiren bir hastalık haline dönüşmüştür.<br />
<br />
Teşhisi doğru yapalım ve ona göre tedavi uygulayalım. Bunu yaparsak ülkeye hizmet etmiş oluruz. Aksi halde tarihin yazdığı "siyaset mezarlığı"nda yerimizi pek iyi bir şekilde almayız.</p>

<p>Bu fikirlerimi ifade etmeye başladığımdan bu yana bir çok lider ve onların sözde sadık adamları çoktan siyaset mezarlığına gitti. Diğerleri de gitmek üzere yola çıktı!<br />
<br />
Dost acı söyler!<br />
<strong>Özcan PEHLİVANOĞLU</strong><br />
18 Mayıs 2026 / İzmir</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/siyaset-insan-uzerinden-yapilir</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 21:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/ozcan-pehlivanoglu-10-1500x1004.jpg" type="image/jpeg" length="83046"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atatürk Sömürgeciliğe Karşı Yükselen Milli Ve Evrensel Modeldir]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ataturk-somurgecilige-karsi-yukselen-milli-ve-evrensel-modeldir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ataturk-somurgecilige-karsi-yukselen-milli-ve-evrensel-modeldir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel’in kaleminden Atatürk’ün antiemperyalist mücadelesi, milli devlet anlayışı ve Türk milletine bıraktığı bağımsızlık mirası üzerine çarpıcı değerlendirme. 19 Mayıs ruhu, Cumhuriyet değerleri ve milli egemenlik vurgusu bu yazıda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Atatürk binlerce yıllık Türk devlet ve millet geleneğinin evrensel insani birikimin özü ve özetidir. O, katıldığı tüm savaşlarda ve verdiği mücadelelerde Türk aklının rehberliğinde doğuştan gelen ruh ve beden kabiliyetini kullanmış, akıl ve tarih bilinciyle hareket etmiş ve böylece eşsiz zaferler kazanan bir lider olmuştur. Bir Osmanlı subayı olan Atatürk gerek yaptığı okumalarla gerekse etrafında olup biten olaylardan çıkardığı derslerle kendisini geliştirmiş ve pratik zekasının hakkını vererek Türk tarihi ve insanlık tarihinde hem millî hem de evrensel anlamda tarihe adını altın harflerle yazdırmış, bugün bile onu tanıyanları kendisine hayran bırakan bir şahsiyet olarak ön plana çıkmıştır.</p>

<p><br />
Atatürk mazlum milletlere umut rol model olmasıyla, sömürgeciliğe karşı verdiği mücadeleyle, antiemperyalist duruşuyla millî ve evrensel yüz akımız olup başta Türk milleti olmak üzere birçok halk ona çok şey borçludur. O insanlığa verdiği değerle, Türk milletini her alanda güçlü kılmak için ortaya koyduğu mücadeleyle “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” vizyonuyla binlerce yıllık insanlık tarihinde izine ender rastlanan kişilik olmuştur. Buna rağmen bugün dünyada üzerinde bu kadar itibar suikastı yapılan, dirisine ve ölüsüne iftira kampanyaları düzenlenen başka bir lider yoktur. Peki bunun sebebi nedir? Atatürk niçin hedeftir?</p>

<p><br />
Atatürk’e iftira ve itibar infazı yapanların onu gerçek anlamda tanımadıkları bir hakikattir. Atatürk kimdir? Atatürk bir zamanlar sınırları üç kıtaya yayılan bir cihan imparatorluğunu tarihten silmek isteyenlerin planlarını bozan, 1683 Viyana bozgunu ile başlayan mağlubiyetler serisini Sakarya’da durduran, Millî Mücadele’de elde ettiği zaferlerle batı güçlere karşı aşağılık kompleksini bitiren, Padişah’ın kulum dediği bir millete egemenlik hakkı tanıyan, Türk milletinin makus kaderini değiştirerek tarihin akışına yön veren ve Türk milleti üzerindeki sömürge hesaplarını bozan Türkün altın kalpli evladıdır. Türk milletinin yaşam ile ölüm arasında uçurumun kenarında olduğu, bağımsızlığın ABD mandası veya İngiliz himayesine tercih edildiği, emperyalist güçlere karşı başarı şansının olmadığına inanılan bir dönemde Türk milletinden aldığı güçle imkansızı başaran, Türk bağımsızlığının sembolü ve simge ismidir.<br />
Atatürk yenilemez denilen emperyalist güçleri yenip sadece Türk milletindeki özgüven duygusunu güçlendirmekle kalmamış, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra açtığı kurumlarla ve başta ekonomi olmak üzere her alanda kendisine ilke edindiği bağımsızlık felsefesiyle Türk milletinin kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durmasını istemiştir. Türk milleti ve insanlık Atatürk’ün ölümüyle çok şey kaybederken, onun emperyalist güçlere karşı verdiği mücadele ve bağımsızlık vizyonu dünyanın her tarafında sömürgeciliğe karşı ilham kaynağı ve emsal olmuştur.</p>

<p><br />
Lakin bugün Atatürk’ün savunduğu değerler, kurmuş olduğu Cumhuriyet, yurtta sulh ve cihanda sulh politikası, bağımsız yaşama vizyonu ve Türk milletini her alanda güçlü kılma gibi hedefleri ABD başta olmak üzere birçok emperyalist devletin hedefi haline gelmiştir. ABD ve onun işbirlikçileri bu yolda, millî temeller üzerine inşa edilmiş Türk Devletini millî kimlikten, Atatürk, Türk bayrağı ve İstiklal Marşı gibi ortak değerlerden uzaklaştırma ve bu sayede Türk devletini tasfiye etmek için uğraş vermektedirler. Etrafımızda tavsiye ve telkin modeliyle Irak’ı, Suriye’yi, Libya’yı, Yemen’i ve Filistin’i etnik mezhep cehennemine çeviren bu güçler İran’la ilgili hedeflerine ulaştıktan sonra Türkiye’yi parçalamanın hesaplarını yapmaktadırlar.</p>

<p><br />
Emperyalistlerin bu hesapları Türkiye’yi bir yol ayrımına sürüklemektedir. Bu yol ayrımında Türkiye ya Atatürk’ün ilkeleri ve kuruluş değerleri üzerinden yeni bir Türk Rönesans’ı başlatacak hem kendisinin hem de komşularının parçalanmasının önüne geçecek ya da etnik, mezhepçi ve dinci ambalajlı bölücülüğe teslim olarak emperyalizme kul köle olacaktır. Bu kul kölelikle bölgesinin ve komşularının parçalanmasına hizmet edecektir.</p>

<p><br />
İşte bu noktada yapmamız gereken Atatürk’ün “Milletinin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözünden hareketle, bağımsızlığımızı ve birliğimizi parçalamak isteyenlere karşı bir bütün olarak mücadele etmektir. Aksi takdirde bu topraklarda bağımsız yaşama imkânımız kalmayacak ve şanlı geçmişimiz karanlığa gömülecektir. Bu mücadelenin en önünde onun kurduğu cumhuriyet sayesinde önemli makam ve görevlere gelenler olmalıdır. Atatürk önderliğinde Millî Mücadele kazanılmamış olsaydı ve Cumhuriyet kurulmasaydı bu görev sahiplerinin o makamlara oturma imkânı yoktu. Ona vefa göstermesi gerekenlerin vefasızlığı bindikleri dalı kesmektir ve bu gidişle pişman olmaya dahi vakit bulamayacaklardır.</p>

<p><br />
Dünya’nın birçok bölgesinde Atatürk’ün ortaya koyduğu vizyon örnek alınırken bu vizyona sahip çıkmak ve baş tacı etmek hem Türk milleti hem de insanlık için kurak toprakların suya hasreti gibi bir ihtiyaçtır. Muhtaç olduğumuz kudret işte bu vizyonda ve milli hafızada kayıtlıdır. Millî hafızasını kaybedenler başka milletlerin kulu, kölesi, kuklası ve sömürgesi olmaya mahkumdurlar. Türk milleti tarihi gerçeklerle yüzleşmek, uğradığı zilleti ve kuşatmayı atlatmak için tarihi yolculuğuna kazasız belasız devam etmek zorundadır. Durumu Türk milletinin engin feraset ve basiretine, ortak aklına gerçek milli iradesine havale ediyor milletimize güveniyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Sultan Alpaslan’ın 1071 Malazgirt Zaferi ile kapılarını açtığı, Emir Timur’un İzmir’i, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethederek Türklerin kalıcı hakimiyetini sağladığı Anadolu toprakları, 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra emperyalist güçlerin işgaline maruz kalmış, birçok kaynağa göre Yunan Başbakanı Venizelos’un oğlu Sofoklis’in “Kalk da milletini kurtar ey Osman” sözünü işitmiş ve Osman gazinin kabrinin tekmelenmesine şahit olmuştur. İşte Osman Gazi’nin kabrine yapılan saygısızlığın intikamını alan, Cumhuriyet’e kadar Konstantinopolis olarak ifaden edilen İstanbul başta olmak üzere Türkiye’deki beş yıla yaklaşan işgali bitiren, Türk milletini bu topraklardan silme anlaşması olan Sevr’i tarihin çöp sepetine atan, binlerce yıllık Turan yurtlarını ebedi yurt yapan, Allah’ın ve tarihin Türk milletine lütfettiği eşsiz lider Atatürk’tür.</p>

<p><br />
Atatürk ve Türk milleti için bu yolda en önemli dönüm noktası ise 19 Mayıs 1919’dur. Zira 19 Mayıs, Atatürk’ün Millî Mücadele’yi başlattığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık meşalesinin yaktığı ve Türk milletini uçurumun kenarından çekmeye başladığı gündür.</p>

<p>Bu vesileyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bu vatanın bağımsızlığı için hayatlarını ortaya koyanları bir kez daha minnetle anıyoruz. Atatürk’ün ruhu kıyamete kadar Türk milletine ve insanlığa ışık ve ilham kaynağı olacak, savunduğu fikirler getirdiği binlerce yıllık Türk töresinin, geleneklerinin varlık ve beka şartı olmaya devam edecektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ataturk-somurgecilige-karsi-yukselen-milli-ve-evrensel-modeldir</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 21:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/ataturk-somurgecilige-karsi-yukselen-milli-ve-evrensel-modeldir.jpg" type="image/jpeg" length="38734"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cihat Yaycı’dan İmralı İddiaları Üzerinden Sert Tepki: “Tuz Kokmuş, Güneş Donmuş”]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/cihat-yaycidan-imrali-iddialari-uzerinden-sert-tepki-tuz-kokmus-gunes-donmus</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/cihat-yaycidan-imrali-iddialari-uzerinden-sert-tepki-tuz-kokmus-gunes-donmus" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cihat Yaycı, Mazlum Abdi’nin İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştüğü iddiaları üzerinden sert açıklamalarda bulundu. Yaycı, SDG/PKK yapılanmasının uluslararası meşruiyet kazandığını savundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sakarya’da düzenlediğimiz Aydınlar Ocağı 54’üncü Şurasında konuşan Emekli Amiral Cihat Yaycı, terör örgütü SDG’nin sözde lideri Mazlum Abdi’nin İmralı’ya giderek PKK elebaşı Abdullah Öcalan ile görüştüğü yönündeki iddialara sert tepki gösterdi. Yaycı, ortaya atılan iddiaların doğru olması halinde bunun yalnızca hukuk açısından değil, devlet ciddiyeti ve milli güvenlik açısından da büyük bir kırılma anlamına geleceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaptığı açıklamada “Tuz kokmuş… Güneş donmuş…” ifadelerini kullanan Yaycı, Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği PKK’nın Suriye yapılanmasının uluslararası alanda meşruiyet kazandığını savundu.</p>

<p>15 Nisan 2026 tarihinde Şam yönetimi ile SDG/PKK arasında imzalanan mutabakatın fiili bir özerk yapılanmayı beraberinde getirdiğini belirten Yaycı, bunun Türkiye’nin milli güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu kaydetti.</p>

<p>“PKK’nın Suriye kolu olduğu herkesçe bilinen yapı bugün uluslararası denklemde muhatap kabul edilmekte ve fiili özerklik alanı elde etmektedir” diyen Yaycı, İmralı’da yapıldığı iddia edilen görüşmelerin de bu sürece hizmet ettiğini öne sürdü.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti tarafından kırmızı bültenle aranan bir ismin Türkiye’ye nasıl giriş yaptığı sorusunu gündeme taşıyan Yaycı, “Sıradan vatandaş için hukuk işletilecek ama Türkiye’nin askerine, polisine ve sivillerine karşı silahlı faaliyet yürütmüş kişiler için farklı bir uygulama algısı oluşacaksa bu durum toplum vicdanında derin yaralar açar” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Açıklamasında SDG ile PKK’nın farklı yapılar gibi gösterilmesine de tepki gösteren Yaycı, isim değişikliklerinin örgütün hedefini değiştirmediğini savundu. Yaycı, Irak’ın kuzeyinden sonra Suriye’nin kuzeyinde ikinci bir terör yapılanmasının altyapısının oluşturulduğunu iddia ederek bunun Türkiye’nin güneyden kuşatılması planının bir parçası olduğunu söyledi.</p>

<p>Yaycı, açıklamasını “Bugün milletimizin sorması gereken soru şudur: Türkiye’ye on binlerce şehit verdiren bir yapının uzantıları nasıl oldu da uluslararası meşruiyet kazanacak noktaya taşındı?” sözleriyle tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/cihat-yaycidan-imrali-iddialari-uzerinden-sert-tepki-tuz-kokmus-gunes-donmus</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 20:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/cihat-yaycidan-imrali-iddialari-uzerinden-sert-tepki.JPG" type="image/jpeg" length="74386"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zor Zamanlar Geliyor!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/zor-zamanlar-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/zor-zamanlar-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, insanlığın modernleşme sürecindeki en büyük hatasını analiz ediyor: Eski kutsalların yerini alan ideolojik putlar ve anlam krizi. Taş devri refleksleriyle dijital çağı yönetmeye çalışmanın getirdiği tehlikelere dair çarpıcı bir muhasebe.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsanlık, son üç yüzyılda tarihinin en büyük zihinsel devrimlerinden birini gerçekleştirdi. Binlerce yıl boyunca mutlak hakikat iddiasıyla insan zihnini şekillendiren dogmaları sorguladı.</p>

<p>Her soruya hazır cevaplar sunduğunu iddia eden kutsalları tahtından indirdi.</p>

<p>Onun yerine; aklı, şüpheyi, soru sormayı, bilimi, eleştirel düşünceyi ve insan iradesini merkeze koydu.</p>

<p>Bu büyük kırılma olmasaydı modern tıp olmazdı.</p>

<p>Sanayi devrimi gerçekleşmezdi. İnsan ömrü uzamazdı. Meşruiyetin kaynağı insan olamazdı.</p>

<p>Teknolojik ilerleme bugünkü seviyesine ulaşamazdı.</p>

<p>Kısacası evet; bunu yapmak zorundaydık.</p>

<p>Büyük ölçüde doğru da yaptık.</p>

<p>Fakat insanlık burada çok kritik bir hata yaptı: Eski kutsalları yıkarken, onların yerine ne koyacağını tam olarak hesaplayamadı. Çünkü boşluk asla boş kalmaz. İnsan zihninin anlam arayışı mutlaka yeni kutsallar üretir.</p>

<p>Dün din adına mutlaklaştırılan fikirlerin yerini bugün; ideolojiler,</p>

<p>ırklara dayalı mitolojiler, vaat edilmiş topraklar,</p>

<p>lider kültleri, direniş hatları,</p>

<p>sınıfsal dogmalar,</p>

<p>piyasa ve finansallık fetişizmi,</p>

<p>manipülatif meşruiyetler,</p>

<p>teknoloji tapıncılığı,</p>

<p>hatta sahte bilimcilik aldı.</p>

<p>Ancak son yüzyıl bunların en kanlı laboratuvarı oldu.</p>

<p>Vahşi Sömürgecilik,</p>

<p>1.Dünya Savaşı,</p>

<p>2.Dünya Savaşı,</p>

<p>Holokost,</p>

<p>ideolojik tasfiyeler ve temizlik...</p>

<p>Milyonlarca insan artık tanrılar adına değil; sözde rasyonel ve beşeri sistemler adına öldürüldü.</p>

<p>Bilim insanlığa refah üretirken, aynı bilim atom bombasını da üretti.</p>

<p>Teknoloji hayatı kolaylaştırırken aynı zamanda insanı gözetlenebilir, manipüle edilebilir, yönlendirilebilir ideolojik aygıtlara, soğuk verilere, alınıp satılabilen ürünlere dönüştürdü.</p>

<p>Sosyal medya sözde insanları özgürleştirecekti.Tam aksine sıklıkla insanları daha öfkeli, daha kutuplaşmış ve daha manipüle edilebilir hale getirdi. Veriler çoğaldı ama anlam ve hikmet azaldı. Bireysel ve toplumsal bağlantısallık teorileri arttı ama insan giderek yalnızlaştı.</p>

<p>Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük kriz sadece ekonomik kriz olmayabilir. En büyük krizimiz anlam krizi, meşruiyet krizi, ahlak krizi, güç kullanma, otorite krizi ve özetle medeniyet krizidir.</p>

<p>Çünkü elimizde olağanüstü güçlü araçlar var.</p>

<p>Fakat bu araçları hangi ahlaki değer ve ilkelere göre kullanacağımız konusunda insanlığın küresel bir uzlaşısı bile yok.</p>

<p>Yapay zekâ gelişiyor.</p>

<p>Biyoteknoloji gelişiyor.</p>

<p>Genetik müdahalenin kapasitesi büyüyor.</p>

<p>Dijital gözetim araçları genişliyor.</p>

<p>İnsanlık ilk kez bu kadar güçlü.</p>

<p>Belki de ilk kez bu kadar da yönsüz.</p>

<p>Asıl problem şudur: son 70 bin yılda insan beyninin biyolojik kapasitesi büyümedi. Hâlâ aynı korkulara, aynı hırslara, aynı kibre, aynı kabile reflekslerine sahibiz.</p>

<p>Yaklaşık 86 milyar nöron taşıyoruz ama hâlâ ilkel dönem öfkelerini, modern araçlarla büyütüyoruz. Taş devri refleksleriyle dijital çağ yönetmeye çalışıyoruz.</p>

<p>İşte bu yüzden kötü veya zor zamanlar geliyor olabilir. Sorun teknoloji eksikliği değil. Sorun ahlaki evrimimizin, teknolojik evrimimizin gerisinde olmasıdır.</p>

<p>Yeni bir denge kuramazsak; özgürlük ile güvenlik arasında, bilim ile etik arasında, güç ile adalet arasında,</p>

<p>birey ile toplum arasında yeni yüzyıl çok daha sert kırılmalar üretebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnsanlığın bugün ihtiyacı olan şey yeni bir dogmaların, sahte meşruiyetlerin esareti değildir. Ancak sınırsız ve değer tanımaz görecelilik de değildir.</p>

<p>İhtiyacımız olan şey; aklı koruyan, bilimi dışlamayan,</p>

<p>insanı merkeze alan, ihtiyacımız olan değerleri üretebilen yeni bir medeniyet ahlakıdır.</p>

<p>Aksi halde insanlık dogmatik kutsalları öldürdüğünü sanırken, çok daha tehlikeli sahte tanrılar üretmeye devam edecek.</p>

<p>Muhasebe ve tefekkür etmeliyiz ki, bu kez sonuçlar çok daha yıkıcı olabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong> Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/zor-zamanlar-geliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="79882"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Amed Spor Dayatması Bir Sevr Ve Bop Projesi Kürdistan Ütopyası!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/amed-spor-dayatmasi-bir-sevr-ve-bop-projesi-kurdistan-utopyasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/amed-spor-dayatmasi-bir-sevr-ve-bop-projesi-kurdistan-utopyasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bekir Gül, Amed isimlendirmesi ve Kürt uluslaşma sürecini Sevr ve BOP projeleri ekseninde analiz ediyor. Küresel emperyalizmin bölge üzerindeki planları ve Türkiye’nin karşı karşıya olduğu stratejik riskler üzerine çarpıcı bir değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İçinde bulunduğumuz zaman diliminde Kürt etnisitesinin bir uluslaşma süreci içerisinde olduğu hakikâtini kesinlikle gözardı edemeyiz, küresel emperyalizm destekli bu sürecin bu Coğrafya'da ki dört parçasından birisi de Türkiye'dir ve Türkiye'de ki Kürtler genişletilmiş büyük ortadoğu projesi kapsamında kurulması düşünülen dört parçalı bağımsız büyük Kürdistan hayâlinin önemli bir parçası olduklarını söylemektedirler ve biraz daha da ileri giderek (Süryanice) Amed dedikleri Diyarbakır'ı dört parçalı bağımsız büyük Kürdistan'ın başşehri olarak adlandırmaktadırlar..</p>

<p>Ayrışmanın ve sosyal kopuşun ana hatlarının bu denli belirginleşmiş ve keskinleşmiş olmasına rağmen, Türkiye'nin halâ küresel emperyalist vampirlerin dayattığı gerçeği bir türlü kabullenemeyişi, terörsüz Türkiye söylemleriyle kendisini avutmayı ve aldatmayı sürdürüyor olması esas itibâriyle Türk Milleti'nin Anadolu'yu kendisine yurt seçmekle gösterdiği üstün zekâsıyla mütenâsip değildir ve var olduğu iddia edilen o kâdim devlet aklıyla da örtüşmemektedir..</p>

<p>Küresel emperyalist güç merkezlerinin plan ve programları çerçevesinde son dönemde ciddi bir ivme kazandığı gözlemlenen Kürt etnisitesinin uluslaşma sürecinin, Irak, Suriye, İran ve Türkiye ekseninde etnik-bölücü, ayrılıkçı halk hareketleri olarak ortaya bir kişilik koyuyor olması meselenin ulaştığı düzeyi göstermesi bakımından son derece de mânidardır ve doğrusunu söylemek gerekirse bu istikâmette ki gelişmelere önemli sayılabilecek bir noktaya kadar da yükselmiştir de denilebilecektir..</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kabul edelim veyahutta kabul etmeyelim, inkârı mümkün olmayan hâkikat, Kürt halkının diliyle, tarihiyle, kültürüyle, bayrağıyla hür, müstâkil ve bağımsız bir devlet olarak bu Coğrafya'da etkin bir unsur ve aktör olmak istediği gerçeğidir, genişletilmiş büyük ortadoğu projesini hazırlayan ve tatbik eden küresel emperyalist güç merkezlerinin bu isteğe verdiği sosyo-politik, askeri, stratejik ve sosyo-ekonomik destek tüm zamanlardan çok daha fazlalaşmıştır diye de söylemek mümkün ve yakın gelecek Türkiye açısından da çok ciddi anlamda endişeli bir süreci de düşündürmektedir..</p>

<p><strong>Bekir Gül</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SPOR</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/amed-spor-dayatmasi-bir-sevr-ve-bop-projesi-kurdistan-utopyasi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/amed-spor.jpg" type="image/jpeg" length="34833"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümüşhaneli İş Adamından Örnek Davranış!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şiran Devlet Hastanesi bünyesinde oluşturulan modern diş polikliniği düzenlenen törenle hizmete açıldı. İş insanı Mehmet Kılıç’ın destek verdiği yatırım, bölgedeki sağlık hizmetlerine önemli katkı sağlayacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gümüşhane’nin Şiran ilçesinde sağlık altyapısını güçlendirecek önemli bir yatırım daha vatandaşların hizmetine sunuldu. Şiran Devlet Hastanesi bünyesinde oluşturulan modern diş polikliniği, düzenlenen törenle açıldı. İş insanı Mehmet Kılıç’ın katkılarıyla hayata geçirilen poliklinik, ilçede uzun süredir hissedilen önemli bir ihtiyacı karşılayacak.</p>

<p><img alt="Gümüşhaneli İş Adamından Örnek Davranış 1-1" height="514" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/05/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis-1-1.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="689" /></p>

<p><strong>AÇILIŞA YOĞUN KATILIM</strong></p>

<p>Açılış programına Musa Küçük başta olmak üzere Vali Yardımcısı Serhat Doğan, Şiran Kaymakamı Zeynep Topçu, Şiran Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gökçe, Vedat Soner Başer, İl Sağlık Müdürü Dr. Necip Yemenici, siyasi parti temsilcileri, belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>

<p><strong>MUSA KÜÇÜK: “ŞİRAN İÇİN ÖNEMLİ BİR KAZANIM”</strong></p>

<p>Programda konuşan Milletvekili Musa Küçük, ilçeye kazandırılan sağlık yatırımının yalnızca Şiran için değil çevre bölgeler için de büyük önem taşıdığını belirtti. Vatandaşların ağız ve diş sağlığı hizmetlerine daha hızlı ve kaliteli şekilde ulaşacağını ifade eden Küçük, projeye destek veren iş insanı Mehmet Kılıç’a teşekkür etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Küçük, konuşmasında memleketine yatırım yapan herkesin önemli bir sorumluluk üstlendiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Şiran Devlet Hastanemiz bünyesinde hizmet verecek diş polikliniğimizin ilçemize hayırlı olmasını diliyorum. Bu süreçte büyük destek sağlayan kıymetli hemşehrimiz Mehmet Kılıç, örnek bir dayanışma sergilemiştir. Memleketine sahip çıkan herkese teşekkür ediyoruz.”</p>

<p><img alt="Gümüşhaneli İş Adamından Örnek Davranış" height="507" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/05/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></p>

<p><strong>İŞ İNSANLARINA YATIRIM ÇAĞRISI</strong></p>

<p>Milletvekili Musa Küçük, Şiranlı iş insanlarına da çağrıda bulunarak ilçeye yapılacak her yatırımın geleceğe katkı sağlayacağını ifade etti. Konuşmasında birlik ve dayanışma vurgusu yapan Küçük, memlekete yapılan yatırımların bölgenin gelişimi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><strong>MEHMET KILIÇ’TAN SAĞLIK HİZMETİNE DESTEK</strong></p>

<p>Bakım, onarım ve cihaz desteği Mehmet Kılıç tarafından karşılanan polikliniğin, özellikle bölgedeki vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırması bekleniyor.</p>

<p><strong>VATANDAŞLARDAN MEMNUNİYET MESAJI</strong></p>

<p>Yapılan duaların ardından kurdele kesimiyle gerçekleştirilen açılış sonrası davetliler polikliniği gezerek yetkililerden bilgi aldı. İlçe sakinleri ise sağlık alanında atılan bu adımdan dolayı memnuniyet duyduklarını dile getirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>SAĞLIK, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 21:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis-4.jpg" type="image/jpeg" length="42845"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diyarbakırspor mu Amedspor mu? Cumhuriyet Duvarından Düşen Tuğlalar]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/diyarbakirspor-mu-amedspor-mu-cumhuriyet-duvarindan-dusen-tuglalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/diyarbakirspor-mu-amedspor-mu-cumhuriyet-duvarindan-dusen-tuglalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Emekli Müfettişi Osman Erenalp, Diyarbakırspor yerine Amedspor isminin kullanılmasını ve bu durumun Türkiye'nin üniter yapısına etkilerini analiz ediyor. Tarihsel kökenlerden Yugoslavya örneğine kadar çarpıcı uyarılar içeren analiz haberi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Emekli Milli Eğitim Müfettişi ve Araştırmacı-Yazar Osman Erenalp, son dönemde spor dünyasında tartışma konusu olan isim değişikliklerini ve bu durumun toplumsal yansımalarını kaleme aldı. Erenalp, Diyarbakırspor isminin yerine "Amedspor" kullanılmasının ardındaki tarihsel ve siyasal süreçlere dikkat çekerek çarpıcı uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>TARİHSEL KÖKENLER: AMED İSMİ NEREDEN GELİYOR?</strong></p>

<p>Erenalp, "Amed" isminin yaklaşık 1300 yıl önce Asur kaynaklarında geçtiğini ve bugünkü Sur içine verilen bir ad olduğunu belirtti. Tarihsel olarak Kürtler ile Asurlu "Kara Amid" arasında bir bağ bulunmadığını vurgulayan yazar, bu sahiplenmenin sadece bir spor kulübü ismi meselesi olmadığını savundu. Metinde, bölgedeki isim değişikliklerinin (Tunceli’ye Dersim, Güroymak’a Norşin denmesi gibi) belirli bir planın parçası olduğu iddia edildi.</p>

<p><strong>"CUMHURİYET DUVARINDAN BİRER TUĞLA DÜŞÜRÜLÜYOR"</strong></p>

<p>Yazar, isim değişikliklerinin nihai hedefinin "Türkiye" adı ve üniter devlet yapısı olduğunu öne sürdü. Bu sürecin "alıştıra alıştıra" ilerletildiğini belirten Erenalp, siyasi aktörlerin "Anadolu Cumhuriyeti" veya "Anadolu Birleşik Devletleri" gibi projelerle Türkiye’nin bölünme riskine zemin hazırladığını ifade etti.</p>

<p><strong>FUTBOL VE SİYASETİN TEHLİKELİ İLİŞKİSİ</strong></p>

<p>Sporun, özellikle de futbolun siyasi emellere alet edildiğini vurgulayan Erenalp, Yugoslavya örneğini hatırlattı. Bir futbol maçında çıkan kavganın iç savaşa ve ardından ülkenin parçalanmasına yol açtığını belirterek, benzer bir senaryonun spor üzerinden Türkiye’de de denenebileceği uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>"SAĞDUYU GALİP GELECEKTİR"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ziya Gökalp tarafından kurulan kırmızı-beyazlı mirasın siyasi bir maşaya dönüştürülmek istendiğini söyleyen yazar, çözüm olarak Amedspor isminin yeniden Diyarbakır olarak değiştirilmesi veya kulübün ligden ihracı gerektiğini savundu. Erenalp, "Diyarbakırlı, Erzurumlu, Trabzonlu hep bir ırkın evlatlarıyız" diyerek Cumhuriyet birliğinin önemine vurgu yaptı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SPOR</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/diyarbakirspor-mu-amedspor-mu-cumhuriyet-duvarindan-dusen-tuglalar</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 20:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/diyarbakirspor-mu-amedspor-mu.JPG" type="image/jpeg" length="76401"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atatürk’ün Bir Hocanın! “Gel Bu İşten Vazgeç” Teklifine Cevabı!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ataturkun-bir-hocanin-gel-bu-isten-vazgec-teklifine-cevabi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ataturkun-bir-hocanin-gel-bu-isten-vazgec-teklifine-cevabi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk’e sunulan saltanat ve hilafet teklifine verdiği unutulmaz cevap! Turgut Özakman’ın kaleminden, bir din adamının "Gel bu işten vazgeç, tahtınla keyfince yaşa" önerisine karşı Atatürk’ün sergilediği tarihi duruş ve vatan sevdası.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Öğleden sonra kar beyaz sarıklı, aksakallı, cüppeli, mest lastikli bir milletvekili Mustafa Kemal Paşa’yı 'Direksiyon Binası'nda ziyarete geldi.</p>

<p>Bugün meclis tatildi. Paşa güncel, basit, sıradan tartışmalara hiç katılmayan bu olgun din adamını severdi. Hiç beklemeden kabul etti. Saygıyla karşıladı, yer gösterdi. Oturdular. Karşılıklı hal hatır sordular.</p>

<p>Hoca konuya girdi:</p>

<p>“Güzel Paşam, sen bu millete Allah’ın bir lütfusun. Bugüne kadar sen beni hoş tuttun, ben de seni başımız bildim. Bu güvene dayanarak sana bir teklifte bulunmaya geldim.”</p>

<p>Mustafa Kemal Paşa merakla,</p>

<p>“Buyrun” dedi.</p>

<p>“Anladığıma göre padişahlık gidiyor. Belki bir gün hilafet de tarihe karışacak.”</p>

<p>Paşa gülümsemekle yetindi.</p>

<p>“Yüzlerce yıllık düzen değişecek; içeriden dışarıdan, bilir bilmez, birçok düşman kazanacaksın. Hayatın hep tehlikede olacak. Bunları halkın iyiliği için yapıyorsun ama bakalım halk kadrini bilecek mi? Gel bu işten vazgeç. Kurban olduğum Allah, sana yürü be kulum demiş. Saltanatı da, hilafeti de üzerine al. Bugünkü kudretine, şanına, bunların kuvvet ve şerefini de ekle. Tahtınla, devletinle, sarayınla, hareminle, hazinenle, keyfince yaşa...”</p>

<p>Hoca derin bir soluk alarak sözünü tamamladı:</p>

<p>“Benim teklifim bu. Artık ötesini sen bilirsin.”</p>

<p>Mustafa Kemal Paşa duygulanmıştı. Öne doğru eğildi.</p>

<p>“Dediğiniz doğrudur. Bazı insanlar bilir bilmez bana düşman kesilecek. Belki de hayatım sürekli tehlikede olacak.”</p>

<p>“Evet, evet!”</p>

<p>“Ama sevgili Hocam, milletin önüne düşen bir adam artık kendini, keyfini, cebini, çıkarını, rahatını, ailesini, geleceğini değil; milletin ihtiyaçlarını, zamanın gereklerini temsil eder. Bu yüzden tasvir ettiğiniz hayat, hoşuma gitse bile kabul edemem. Millet yolundan geri dönemem. Artık millet de buna izin vermez.”</p>

<p>Uzanıp sevgiyle hocanın elini tuttu:</p>

<p>“Ben bu görevi her türlü tehlikeyi göze alarak üstlenmiştim. Benim için hayır dua ediniz.”</p>

<p>Hocanın gözleri doldu. Karşısında rahatı, güveni, saltanatı, zevki, keyfi değil; halkının yararı için zoru seçen, öldürülmeyi, iftiralara ve haksızlıklara uğramayı göze almış bir insan, adam gibi bir adam vardı. Saygıyla kucakladı...</p>

<p>ADAM VAR, 'ADAM' VAR...</p>

<p><strong>Turgut Özakman,</strong> Cumhuriyet, Bilgi Yayınevi, s. 113</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ataturkun-bir-hocanin-gel-bu-isten-vazgec-teklifine-cevabi</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 20:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/ataturkun-bir-hocanin-gel-bu-isten-vazgec-teklifine-cevabi.jpg" type="image/jpeg" length="26743"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Biz Oralara Gitmeden Onları Görmeden Sevdik!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/biz-oralara-gitmeden-onlari-gormeden-sevdik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/biz-oralara-gitmeden-onlari-gormeden-sevdik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel’in kaleminden Türkistan seyahati, Özbekistan ve Kazakistan izlenimleriyle Türk dünyasına duyulan özlem, tarihsel mücadele ve birlik vurgusunu anlatan duygu yüklü bir yazı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkistan seyahatimizde Özbekistan ve Kazakistan’ı kısmen ziyaret ederek Türkiye’ye döndük. Gezinin tadı damağımızda kaldı ama aklımız, gönlümüz, hayalimiz hep oralarda asılı kaldı. Ruh ve mana dünyamızda hâlâ oralarda olmaya devam ediyoruz.</p>

<p>Gençlik yıllarımızda hayallerimizi, rüyalarımızı süsleyen esir Türk ellerini ne mutlu bize ki bu dünyada gözümüz gördü, özgür oldu. Darısı özerk Türk cumhuriyetlerinin başına; onlar da kendilerinin egemen olduğu bağımsız ülkelere kavuşur. Çok şükür artık hayaller, rüyalar gerçek oldu.</p>

<p>Sıla hasreti bitti. Hiç gitmediğimiz yerleri, görmediğimiz, tanımadığımız insanları çok sevdik, içten özledik. Çünkü onlar bizdik, biz onlardık. Hepimiz asil, şerefli Türk milletinin evlatlarıydık.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Komünist akımların bölgeyi ve dünyayı kasıp kavurduğu Soğuk Savaş yıllarında oralardan çok zor haber alırdık. Oraların farkında olmayan, kulakları sağır, gözleri kör, dilleri lal; sessiz, tepkisiz, edilgen bir dönemde birileri vardı ki oralar üzerine şiir yazar, ağıt yakar, makale yazar, dertlenir; kendini aşan bir farkındalıkla onları gündeminden hiç çıkarmazdı.</p>

<p>Türkiye’nin dışında yaşayan Türkleri ağzına alanlar “faşist”, “ırkçı” iftirasına uğrardı. Milyonlarca Türkistanlı, komşu ülkelerle birlikte esir düştü; zira onlar kaderine terk edilmişti. Hâlbuki Buhara Türkleri başta olmak üzere Kurtuluş Savaşı’nda Türkistan’dan, Rusya üzerinden büyük bölümü Rusların el koyduğu yardım kesintili de olsa gelmişti. Onlar, asırlar öncesinden ve bir asır önce de kardeşliğini hiç terk etmedi.</p>

<p>Ama koca bir Türkistan, milyonlarca insan Rusya ve Çin eline esir düşmüştü. Türkiye’de ve dünyada bütün bu kara propagandayı, yüreklerin feryadı, gönüllerin ateşi demir perdeyi iman dolu göğsünde eritti. Türk milletinin prangalanmak istenen evlatları, Türk milliyetçileri, inandığı gerçekleri haykırmaya devam ediyordu.</p>

<p>Türkistan’ın özgür, bağımsız olması için karşılıksız sevdaya tutulmuştuk. Bizden kaçırılan Türkler, bizden kaçırılan Müslümanlar yok kabul edilirdi. Gençtim; bir gün Türkistan haritasının karşısına geçtim, elimi üzerine koydum. Üzerinde saatlerce kafa yorar, hayal kurardım. Kısıtlı da olsa gelen haberlerle içlenir, bilenir, hayıflanır, ah çeker, umutlanırdık.</p>

<p>Bizler, bir imana aksiyona dönen çelik gibi bir iradeyle, şartlar ne olursa olsun onları hep savunduk. Çoğu kez hüzünlendik, ağladık ve sonunda tarih ve zaman bizi haklı çıkardı. Gümüşhane’nin kavruk dağlarında kavruk yüzlü evlatları gibi, ülkemin vicdan sahibi evlatlarını iyi ki analar doğurdu. Onlar vatan için şehit olurken, psikolojik ve kültürel harbin tarafı olarak anlatmaya, iknaya; dışımızda bizim gibi Türk dünyasının varlığından insanları haberdar etmeye çalışırdık.</p>

<p>Soğuk Savaş döneminde, 1945 yılında yine bir Türk yurdu olan Kırım esaret altındaydı; nüfusunun tamamı sürgün edilen ya da katledilen Kırım’ın Yalta şehrinde ABD’den Davit Ruzvelt, Rusya’dan Stalin ve İngiltere’den Çorçil’in katıldığı toplantıda dünyanın nüfuz bölgeleri belirleniyordu. Türk dünyasının ve dünyanın kaderi çiziliyordu. Türkiye ABD’nin, Türk cumhuriyetleri Rusya’nın nüfuz bölgesine düşmüş; emperyalistler dünyayı paylaşmıştı.</p>

<p>Türklerin payına kan, gözyaşı, soykırım ve ölüm düşmüştü. İnsanlık tarihinin ender gördüğü emperyalist zulüm Türklere reva görülmüştü. Bu zulümleri anlata anlata dilimizde tüy bitmişti. Bıkmadık, usanmadık. Türkiye’ye yönelik komünist hareketler karşısında toplumun en dinamik alyuvarı olan Türk milliyetçileri destansı bir mücadelenin tarafı olmuş, yılmamış; nice şehitler vermiştik. Kandırılan ülkemin evlatlarını karşımıza diktiler; talihsiz bir süreç yaşamıştık.</p>

<p>Elbette bu mücadelede doğrular yapıldığı gibi yanlışlar da yapılmıştı ama niyet hayırdı. İşte böyle bir dönemde Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği, tahmin ve tavsiye ettiği Türk dünyasının varlığı o döneme hazırlıkta moral ve motivasyon kaynağımızdı.</p>

<p>Biz, İsa Yusuf Alptekin, Mustafa Cemiloğlu vb. kahramanları çocukken tanımıştık. ABD’nin iki yüzlü tavrına, kaçak güreşine, komünizm karşıtlığına güvenemezdik. Bunun için “Ne Amerika ne Rusya ne Çin; her şey Türke göre, Türk için.” diyerek her türlü emperyalizme karşı kutlu başkaldırıda bulunmuştuk.</p>

<p>İşte ömrünü bu karşılıksız sevdaya adayan, ömrünü bu uğurda tüketen, mücadele eden ve Hakk’a yürüyen kahramanları saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. Türkiye başta olmak üzere dünyanın her tarafındaki Türk milliyetçilerinin bu kutlu, destansı direnişi Sovyet emperyalizmini bitirmişti ve ardından pırıl pırıl Türk cumhuriyetleri kuruldu.</p>

<p>Ama iş bitmedi. İşte Türk milletinin fedakâr, cefakâr, vefakâr evlatları; Ahmet Yesevi, Maturidi, Emir Timur diyarı için durumdan vazife çıkardı. Bir gönül seferberliği başladı. Milletimizin ve devletimizin bölgeye ilgisi ve katkısı için minnettarız. Lakin zamanın çok iyi değerlendirilmesi, fırsatların kaçırılmaması, doğru işlerin ivedilikle yapılması tarihe ve gelecek kuşaklara boynumuzun borcudur.</p>

<p>Zira Türk milletinin tek millet olma bilinci, dünyadaki her Türk evladı için stratejik güvencedir. Tarihin özeti şudur: Ayrışarak, vuruşarak kaybettik; birleşerek var olmak zorundayız. Bu birleşme önce gönüllerde, sonra İsmail Gaspıralı’nın dediği gibi “Dilde, işte, fikirde birlik” ile hayata geçmelidir.</p>

<p>Bu, hem Türk milleti hem de mazlumlar için suya hasret kurak toprağın suya kavuşması gibidir. O kutlu Türk yurtlarına selam olsun. Türk ulusunun manevi ölümsüz önderlerine Allah rahmet eylesin. Gitmek isteyenlere Allah nasip etsin.</p>

<p><br />
<i><strong>Sabri Şenel</strong>  - 5.05.2026</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/biz-oralara-gitmeden-onlari-gormeden-sevdik</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 21:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/biz-oralara-gitmeden-onlari-gormeden-sevdik-2.jpg" type="image/jpeg" length="55189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İlyas Tekin'in kaleminden Özbekistan ve Türkistan gezi notları]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ilyas-tekinin-kaleminden-ozbekistan-ve-turkistan-gezi-notlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ilyas-tekinin-kaleminden-ozbekistan-ve-turkistan-gezi-notlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlyas Tekin'in kaleminden Özbekistan ve Türkistan gezi notları: Bahâeddin Nakşibend'den İmam Buhârî'ye, Emir Timur'dan Hoca Ahmed Yesevî'ye kadar Orta Asya'nın manevi mimarları, tarihi mekanları ve kültürel mirası üzerine eşsiz bir yolculuk.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZBEKİSTAN GEZİ NOTLARI</strong></p>

<p>Özbekistan gezimiz devam ediyor. Dün Hive’de Harzemşah Sarayı’nı gezdik. Bugün Buhara’ya gidiyoruz. Oğuz Kağan Mahallesi’nden ve Ceyhun Nehri’nin üzerinden geçtik. Ceyhun Nehri ve bu bölge çok önemli; çünkü bu bölgenin ilerisinde 1040’ta Dandanakan Savaşı yapıldı. Ünlü Türk hükümdarı Alparslan ile Harzemşahlar Devleti’nin kurucusu ve onların atası sayılan Anuş Tekin bu bölgede doğdu.</p>

<p>Özbekistan ziyaretimiz esnasında Buhara’ya geldik ve "altın silsile"nin en önemli halkalarından Hâce Muhammed b. Muhammed el-Buhârî Bahâeddin Nakşibend (k.s.) Hazretleri’nin kabrini ziyaret etmek nasip oldu. 3 Rebîülevvel 791 (2 Mart 1389) tarihinde Buhara’da vefat eden bu büyük mürşit ve mutasavvıf Bahâeddin Nakşibend adına, Buhara’da kabri ve bir de cami bulunmaktadır. Nakşibend unvanının, devamlı yapılan hafî (gizli) zikrin kalpte bıraktığı "nakş"a (ize) bir işaret olduğu yorumu genel kabul görmüştür (Abdülmecîd el-Hânî, s. 9).</p>

<p>Mezar taşında Arapça şöyle yazıyor:</p>

<p>"O (Allah), vefat etmeyecek tek diridir. Bu kabir; sünneti ihya eden, bidatı mahveden, hakaikin (hakikatlerin) kâşifi, dekaikin muzhiri, halk üzerinde Hakk’ın hücceti Muhammed Bahâeddin Nakşibend (k.s.) Hazretleri’nin kabridir. Muharrem ayında 718’de bu mübarek karyede (köyde) doğdu; tarikat ilmini Baba es-Semâsî ve Emir Külâl (k.s.) hazretlerinden öğrenmiştir. Hicrî Rebîülevvel ayının 3. gecesi 791 tarihinde vefat etmiştir. Allah Teâlâ, onun füyuz ve berekâtından istifade etmeyi bizlere nasip eylesin. Âmin."</p>

<hr size="2" width="100%" />
<p>Buhara’dan Semerkant’a doğru giderken altın silsilenin en önemli halkalarından Abdülhâlik Gucdüvânî (k.s.) Hazretleri’ni ziyaret ettik. Yaygın kaynaklarda ve biyografik çalışmalarda doğum tarihi 1103 (hicrî 497-498) yılı olarak belirtilmektedir; vefat tarihi ise 1220 (hicrî 617)’dir. Nakşibendi tarikatının temel prensiplerini belirleyen, Hâcegân silsilesinin önemli mutasavvıflarından biri olan Gucdüvânî’nin asıl önemi; Hâcegân silsilesini kurmanın da ötesinde, ruhaniyet âleminde Hâce Bahâeddin Nakşibend’e zikr-i hafîyi (gizli zikri) telkin etmiş olmasıdır.</p>

<hr size="2" width="100%" />
<p>Bâyezîd-i Bistâmî (k.s.) Hazretleri’ni de ziyaret ettik. İran’ın Horasan eyaletinde bulunan Bistâm kasabasında 777’de (hicrî 161’de) doğan, 848 (hicrî 234) tarihinde vefat eden ve tasavvuf tarihine "Sultânü’l-ârifîn" (Ariflerin Sultanı) olarak geçen İranlı mutasavvıf Bâyezîd-i Bistâmî (k.s.) Hazretleri’ni ziyaret ettik. Ziyaretimiz denk geldi; adına yapılan camide cemaatle namaz kıldık, imam ve camideki cemaatle sohbet ettik. Türbesi Bistâm’da, tarihî binaların toplu olarak bulunduğu yerin ortasında, süs ve ihtişamdan uzak bir hâldedir. Hatay-Kırıkhan’da da bir türbesi bulunmaktadır.</p>

<hr size="2" width="100%" />
<p>Semerkant’ta İmam Buhârî Hazretleri’ni ziyaret ettik. Kur’an-ı Kerim’den sonra en güvenilir kitap kabul edilen <i>el-Câmiu’s-sahîh</i> adlı eseriyle tanınmış büyük muhaddis İmam Buhârî; halk arasında <i>Sahîh-i Buhârî</i> diye şöhret bulan bu eseri, 600.000 kadar hadis arasından seçerek on altı yılda meydana getirdiğini, her bir hadisi (veya babı) yazmadan önce mutlaka boy abdesti alarak iki rekât namaz kıldığını söylemiştir. Eserini Buhara’da yazmaya başlamış; çalışmasına Mekke, Medine ve Basra’da devam etmiştir.</p>

<p>Yeryüzünde hiçbir esere gösterilmeyen bir ihtimama mazhar olan ve İslam dünyasında üzerine yüzlerce inceleme ve şerh kaleme alınmış bulunan <i>el-Câmiu’s-sahîh</i>; İstanbul, Mısır, Hindistan ve Avrupa’da birçok defa basılmıştır. Bu çok önemli muhaddisin ismine yakışır bir cami ve türbe yapılmış olup caminin alt katı bir ay önce açılmıştır. Akşam namazını bu muhteşem camide kılmak nasip oldu. Camisi gibi avlusu da muhteşemdi ve çok kalabalıktı; adeta Kâbe-i Muazzama ve Mescid-i Nebevî’yi hatırladık. Her şey çok güzel. Bu güzel ve tarihî mekânları, bu büyük âlimleri ve Allah (c.c.) dostlarını ziyaret etmeyi nasip eden Rabb’imize hamd ve şükürler olsun.</p>

<p><img alt="Türkistan İzlenimleri,Ilyas Tekin 2" height="422" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/05/turkistan-izlenimleriilyas-tekin-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p><strong>SEMERKANT GEZİ NOTLARI: İLİM VE MANEVİYAT İZİNDE</strong></p>

<p>Matematikçi, astronomi âlimi, edip ve şair Uluğ Bey’i ve rasathaneyi ziyaret ettik. Uluğ Bey, 796 (22 Mart 1394)’da Azerbaycan’ın Sultaniye şehrinde doğdu. Babası Timur’un küçük oğlu Şahruh, annesi Gevher Şad’dır. "Uluğ Bey" unvanı, Timurlulardaki "emîr-i kebîr"in Türkçe karşılığıdır. 1394-1405 yılları arasında sarayda geleneksel dinî ilimler; ardından mantık, matematik ve astronomi tahsili gördü. 1404’te Timur tarafından Muhammed Sultan’ın kızı Öge Begüm (Biki) ile evlendirildi.</p>

<p>Babası Uluğ Bey’e 1409 yılında Semerkant merkezli Mâverâünnehir bölgesinin yönetimini verdi. Henüz on altı yaşında iken devleti yönetme sorumluluğunu üstlenen Uluğ Bey, kuzeybatıda Ceyhun Irmağı’ndan Soğanak’a ve kuzeydoğuda Asparay şehrine kadar otuz sekiz yıl bu geniş coğrafyanın emîri olarak yönetimini sürdürdü. Ancak vaktinin çoğunu bilimsel faaliyetlere adadığı için devlet işlerini babasına bağlı şekilde ve onun yardımıyla yürütüyordu.</p>

<p>Uluğ Bey; matematikçi, astronom, edip ve şair olmasının yanı sıra Kur’an-ı Kerim’i yedi kıraat üzere okuyacak kadar kıraat ilmine vâkıftı. Döneminin her alanda başarılı din, ilim, sanat ve edebiyat âlimlerini davet ederek onlara bol ihsanlarda bulunmuş, kendisi de onlardan çok istifade etmiştir.</p>

<p>Matematik ve astronomi alanındaki üstün başarılarının yanında Uluğ Bey’in mimaride bıraktığı eşsiz eserlerin bir kısmı zamanımıza ulaşmıştır. 1417-1420 yılları arasında biri Buhara’da, diğeri Semerkant’ta iki medrese yaptırmış ve geniş vakıflarla bunları desteklemiştir. Ayrıca Semerkant’ın Registan’ında bugüne kadar gelmeyen bir hankah, bir hamam ve geniş bahçeler içinde iki saray inşa ettirmiştir.</p>

<p>Semerkant Medresesi’ndeki ilmî faaliyetler sırasında, çağının en meşhur ilim adamlarının ders okuttuğu bu medresede riyazî (matematiksel) ilimlere ayrı bir değer verilmekteydi. Uluğ Bey’in de bu derslere iştirak ettiği ve zaman zaman ders verdiği bilinmektedir. Uluğ Bey döneminde faaliyetlerini sürdüren bu medrese, onun ölümünden sonra giderek önemini yitirmiştir.</p>

<p>Uluğ Bey, kullandığı <i>Zîc-i İlhanî</i>’de gördüğü bazı ölçüm hatalarını ve eksiklikleri gidermek için hem İslam dünyasında hem Avrupa’da alanında kaynak eser kabul edilen <i>Zîc-i Uluğ Bey</i>’i meydana getirmiştir. Ayrıca onun geometri alanında ve özellikle üçgenler konusunda araştırmalar yaparak tanjant ve sinüs cetvelleri oluşturduğu bilinmektedir. Rasathanede devrin ünlü astronomları Ali Kuşçu, Bursalı Kadızade Rumi ve Gıyaseddin Cemşid ile birlikte çalıştılar. Devletşah, Uluğ Bey’in ölüm tarihini 8 Ramazan 853 (25 Ekim 1449) şeklinde gösteriyorsa da (<i>Tezkire</i>, s. 433) mezar taşında 10 Ramazan yazılıdır.</p>

<hr size="2" width="100%" />
<p><strong>İmam-ı Mâtürîdî Hazretleri</strong></p>

<p>İmam-ı Mâtürîdî Hazretleri’ni ziyaret ettik. 248 (863) yılında Semerkant'ın Mâtürîd köyünde doğmuş, 333 (944) yılında yine Semerkant'ta vefat etmiştir. Kelam, tefsir ve fıkıh âlimidir. Hanefî mezhebine bağlı olanların itikad imamı sayılır. Mâtürîdî'ye göre akıl; yaratıcıyı bulmak ve bilmek için kullanılmalıdır. İbadetlerin nasıl yapılacağı ise akıl ile değil, peygamberler vasıtasıyla (şeriat ile) öğrenilir.</p>

<p><strong>Öne Çıkan Eserleri:</strong> Kelam ilmindeki görüşlerini anlattığı <i>Kitâbü't-Tevhîd</i> ve tefsir alanındaki eseri <i>Te'vîlâtü'l-Kur'ân</i> en önemli eserleri arasındadır. Onun düşünceleri çevresinde şekillenen Maturidilik; İslam inanç tarihinde akıl-nakil dengesini gözetmesiyle tanınan ana akım Ehl-i Sünnet temsilcisidir.</p>

<p>Gerek dil ve üslup özellikleri gerekse yaşadığı Semerkant ve çevresinin Türklerin çoğunlukta bulunduğu bir bölge olması göz önüne alındığında Mâtürîdî’nin Türk asıllı olduğu bilinmektedir. Mâtürîdî, Hanefî mezhebinin dördüncü, hatta üçüncü kuşak âlimlerindendir. Büyük müfessirler Fahreddin er-Râzî ve Kurtubî, tefsirlerinde Mâtürîdî’nin görüşlerine yer verirler; Kurtubî onu "eş-şeyh el-imâm" diye anar.</p>

<p><strong>Tasavvufla İlgisi:</strong> Kaynaklarda Mâtürîdî’nin tasavvufî yönüyle ilgili bazı kayıtlara rastlanmaktadır. Hakkında tıpkı bir tasavvuf büyüğü gibi menkıbeler aktarılmakta; Semerkant’ta Deşt Ribâtı’nda Hızır (a.s.) ile görüşüp onun duasını aldığı, kerametleri bulunduğu belirtilmekte ve yaptığı duanın kabul edildiğine dair bir hadise de nakledilmektedir. Nesefî’nin Mâtürîdî hakkında tasavvuf terminolojisiyle kullandığı "kudvetü’l-ferîkayn" (iki grubun lideri) tabiri ise zahir ve batın ilimlerinde lider konumunda olduğunu çağrıştıran bir ifadedir. Takvaya ulaşmanın yollarıyla ilgili olarak yaptığı açıklamalar da önemli ölçüde tasavvufî bir karakter taşır. Ancak <i>Kitâbü’t-Tevhîd</i>’de keşif ve ilhamın bilgi kaynakları arasında yer alamayacağını açıkça ifade eden Mâtürîdî, dünya nimetlerinden istifade edilmesini yadırgayanlara, bunların insanların faydalanması için yaratıldığını söyleyerek karşı çıkardı.</p>

<hr size="2" width="100%" />
<p><strong>Kusem bin Abbas (r.a.) ve Şah-ı Zinde</strong></p>

<p>Kusem bin Abbas (Arapça: قثم بن العباس) Hazretleri’nin kabrini ziyaret ettik. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.s.) amcası Hz. Abbas'ın (r.a.) oğludur. Peygamber Efendimiz'e fiziksel olarak çok benzediği rivayet edilir. Yaklaşık h. 3 (m. 624) yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Hz. Ali (r.a.) döneminde Mekke valiliği yapmıştır. Kaynaklara göre 57 (677) yılında Semerkant'da şehit edilmiştir.</p>

<p>Semerkant seferine katılarak İslam'ı Orta Asya'ya (Mâverâünnehir’e) getiren ve yayan kişilerden biri olarak kabul edilir. Fazilet ve takva sahibi Kusem (r.a.), Peygamberimizin cenazesi yıkanırken orada hazır bulunmuş, mübarek naaşı sağa sola çevirmiş, Resûlullah’ı kabrine yerleştirmiş ve kabirden en son o çıkmıştı. Bu sebeple Resûl-i Ekrem’e en son dokunan kişi olarak tanınır. Hz. Hüseyin’in (r.a.) sütkardeşiydi.</p>

<p><strong>Şah-ı Zinde (Yaşayan Şah):</strong> Semerkant'ta bulunan ünlü Şah-ı Zinde Külliyesi'nin, Kusem bin Abbas'ın (r.a.) mezarı olduğuna inanılmaktadır. Efsanelere göre burada namaz kılarken şehit edilmiş ve başını alıp bir kuyuya (cennet bahçesi) girerek "yaşamaya" devam etmiştir; bu yüzden ona "Yaşayan Şah" denir.</p>

<p>Türbesi ahşap kapının arkasındadır. Kusem bin Abbas kompleksinde bir cami, bir türbe ve bir dua odası bulunmaktadır. Çevresinde medrese vardır. Zaten her yerde tarihî medreseler var. Geçmişte medreselerde öğretilen hem dinî hem de dünyevî (pozitif) ilimler, bu bölgenin medeniyette zirveye ulaşmasının temel sebebidir. Şah-ı Zinde'ye, 18. yüzyıldan kalma merdivenle ulaşılmaktadır. Tamamı eski Semerkant'ın tepesinde inşa edilmiş cami ve türbelerden oluşmaktadır. İlk olarak 11. yüzyılda inşa edilen bu alan, 14. yüzyılda şehrin ana kutsal mekânı hâline geldiği için yeniden geliştirilmiştir.</p>

<p>*</p>

<p><strong>DÜNYA ŞEHRİ SEMERKANT</strong></p>

<p>Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Semerkant, Orta Asya bölgesinin merkezindedir. Zeravşan Nehri vahasında yer alır. Büyük İskender, Cengiz Han ve Emir Timur gibi üç büyük generalin sahip olmak için savaştığı dünyadaki tek büyük şehirdir. Tarihî eserleriyle Semerkant, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almaktadır.</p>

<p><strong>Registan Meydanı</strong></p>

<p>Ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın "Görmeden ölmeyin." dediği Registan Meydanı, Orta Asya Türk mimarisinin nadir örneklerinden biridir. 15. asırda Emir Timur’un torunu Uluğ Bey tarafından kurulan; üzeri karolarla bezenmiş kapılara sahip üç ayrı medresenin bir arada bulunduğu, Semerkant’ın merkezindeki bir meydandır. "Kum ülkesi" anlamına gelen Registan Meydanı üç medreseden ibarettir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Uluğ Bey Medresesi (15. yüzyıl):</strong> Uluğ Bey tarafından 1417-1420 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Bu medresenin ortasında muhteşem bir cami vardır; mihrabı, hutbe ve kubbesi sanat abidesi olarak çok güzel süslenmiştir.</li>
 <li><strong>Şîrdâr Medresesi (17. yüzyıl):</strong> Uluğ Bey Medresesi’nin tam karşısında yer alır ve 1619-1635/36 yıllarında inşa edilmiştir.</li>
 <li><strong>Tilla-Kârî Medresesi (17. yüzyıl):</strong> Uluğ Bey Medresesi ile Şîrdâr Medresesi arasında yer alan bu yapı, 1647-1659 yılları arasında inşa edilmiştir.</li>
</ul>

<hr size="2" width="100%" />
<p><strong>Emir Timur’u Ziyaret</strong></p>

<p>Semerkant’ta Emir Timur’u ziyaret ettik. Timur (8 Nisan 1336 - 18 Şubat 1405), Timur İmparatorluğu’nun kurucusu olan Türk asker ve komutandır. Çağatay ulusunu oluşturan boylardan Barlasların önderi olan Taragay ile Tekina Hatun'un çocuğu olarak 1336'da Semerkant yakınlarındaki Şehrisebz (Yeşil Şehir)’e bağlı Hoca Ilgar köyünde dünyaya gelen Timur, 1370'te Çağatay Hanlığı’nın batısını denetim altına alan askerî bir liderdir.</p>

<p>1370'ten itibaren düzenlediği seferlerle günümüzdeki Orta Asya, Rusya, İran, Hindistan, Afganistan, Kafkasya, Orta Doğu ve Anadolu’nun büyük bir bölümünü ele geçirdi. Bağdat kapılarına dayandı. Bu sırada Anadolu’da ve Suriye kesiminde Memlükler dışında kendisine ciddi rakip olabilecek bir güç yoktu. Osmanlılar, Anadolu’da henüz tam anlamıyla hâkim durumda değildi. Sivas-Kayseri bölgesinde Kadı Burhâneddin; Osmanlılarla savaş hâlini sürdüren Karamanoğulları; Doğu Anadolu’da Erzincan Emirliği ve Karakoyunlular; Maraş dolaylarında Dulkadıroğulları ve kuruluş aşamasındaki Akkoyunlular bulunuyordu. Hâkimiyetleri Malatya’ya kadar uzanan Memlükler, Anadolu’daki siyasî gelişmelerde söz sahibi durumundaydı fakat iç mücadeleler bu devleti de yıpratmıştı.</p>

<p>1393 yılı ağustos ayında Timur’un Bağdat’a inmesi karşısında Osmanlı, Memlük, Altın Orda ve Kadı Burhâneddin devletlerinde bazı tedbirler alınırken Anadolu beyliklerinde sevinç havası esmeye başlamıştı. Bağdat’ı ele geçirdikten sonra (29 Ağustos 1393) kuzeye doğru hareket ederek Tikrît’e ulaşan Timur; Erzincan emîri, Karamanoğlu, Dulkadıroğlu, Karakoyunlu ve Akkoyunlu beyleriyle Kadı Burhâneddin’e haber gönderip itaat etmelerini istedi ve Memlük sultanına da bir elçilik heyeti yolladı. Ancak gelecek cevapları beklemeden kuzeye yöneldi; Musul, Mardin ve Diyarbekir’i aldı, Van Gölü kuzeyindeki Aladağ’a ulaştı.</p>

<p>Timur, emanla teslim aldığı Sivas’ı zapt ettikten sonra önce güneye, Memlükler’e yöneldi. Suriye’de Halep, Hama, Humus ve Dımaşk gibi şehirleri aldı. Memlükler’e ağır bir darbe indirdi, ardından tekrar Tebriz’e döndü. 10 Mayıs 1402’de hareket eden Timur; Kemah, Sivas, Kayseri, Kırşehir üzerinden gelip Ankara’yı kuşattı. Savaş, doğuda Çubuk Çayı Vadisi'nde cereyan etti. Osmanlı ordusunun 70.000 kişi, Timur ordusunun ise bundan daha fazla olduğu bildirilmekteyse de Timur’un ordusunun daha kalabalık oluşu dışında bu rakamlar kesin değildir. Savaşın günü için 28 Temmuz 1402 Cuma tarihi genelde kabul görmüştür.</p>

<p>Timur, Ankara Savaşı’nda Osmanlı ordusunu mağlup etti. Yeni ele geçirilmiş Anadolu beyliklerinin askerleri, Timur’un yanındaki beylerinin tarafına geçmişti. Yalnız kalan Bayezid esir düşmüştü. Bu durum Osmanlı Devleti’nde büyük bir krize yol açacak ve Fetret Devri başlayacaktı. Timur, savaşın ardından başta Bursa olmak üzere Anadolu’nun çeşitli yerlerine asker sevk etti; kendisi Kütahya, Denizli, Aydın, Ayasuluk, Tire yoluyla İzmir’e gitti. 14. yüzyılın ortalarından beri Türklerin elinden çıkmış bulunan İzmir’i ve etrafındaki bazı kaleleri aldı, şehri Aydınoğulları’na bıraktı. Buradan Rumeli’ye geçmek niyetinde olduğu anlaşılmaktaydı ancak bundan vazgeçip tekrar doğuya döndü. Denizli’den Akşehir’e yöneldiği sırada Yıldırım Bayezid’in öldüğü haberini aldı. Delhi’den Moskova’ya, Çin’den İzmir’e kadar uzanan seferler düzenleyen Timur'un ölümü, oğulları ve torunları arasında şiddetli taht mücadelelerine yol açmış; sonunda küçük oğlu Şahruh hâkimiyeti ele geçirmiştir.</p>

<hr size="2" width="100%" />
<p><strong>Timur ve Tasavvuf Ehli Olması</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Emir Timur, Özbekistan’ın genel durumuna uygun olarak tasavvuf ehli idi:</p>

<p><strong>1. Hocasına Hürmeti:</strong> Bütün büyük zaferlerine rağmen hocasına ve üstadına karşı son derece saygılı olması ve vefat edince naaşının; üstadının ayaklarının dibinde ve 4 metre aşağıda olmasını vasiyet etmesi çok manidardır. Hükümdarın mezarı, üstadı Seyyid Bereke’nin ayaklarının dibinde, siyah tabutun altındadır. Özbek millî şairi Erkin Vahidov, bu hususu şu şiiriyle dile getirir:</p>

<p>"Sohıbqıron yatar ustoz payında, Camıynı pır bıldı Navoi Hazret. Üstad uluğdur denılmış kaıde, Ezelden bıtılmış Âli Hikmet."</p>

<p><strong>Türkçesi:</strong> "Sahibkıran (Cihan Fatihi) bile hocasının ayakucunda durur; Hazret-i Nevâî, Cami'yi (hocasını) pir (rehber) bildi. 'Üstad ulu/büyüktür' kaidesi, ezelden beri yazılmış olan yüce bir bilgeliktir."</p>

<p>Bu dizeler; Türk edebiyatının iki dev ismi olan Mevlânâ Câmî ve Ali Şîr Nevâî arasındaki hoca-talebe ilişkisini ve bilgeliğin (hikmetin) kıymetini anlatan, oldukça derin ve saygı dolu bir ifadedir.</p>

<p><strong>Metindeki Önemli Kavramlar:</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Sohıbqıron (Sahibkıran):</strong> Kelime anlamıyla "yıldızların uğurlu bir anında doğan" demektir. Tarihte genellikle Emir Timur için kullanılır.</li>
 <li><strong>Payında:</strong> Ayağının dibinde demektir. Nitekim mezarı, üstadının ayaklarının aşağısında ve dibindedir. Aynı zamanda hizmetinde veya izinde anlamlarına da gelir.</li>
 <li><strong>Camiyini Pir Bildi Navoi Hazret:</strong> Büyük şair Ali Şîr Nevâî, hocası Mevlânâ Câmî'yi kendisine manevi rehber (pir) seçmiştir.</li>
 <li><strong>Âli Hikmet:</strong> Yüce bilgi, ilahî sır veya değişmez doğru demektir.</li>
</ul>

<p><strong>2. Nakşibendilik Felsefesi:</strong> Bir gün Emir Timur, üstadını ziyaret ederek yaptığı eğitim hizmetleri karşılığında devletten maaş bağlamayı teklif etmiş; üstadı ise ona şu tasavvufî deyimle cevap vermiştir: <i>"Dest be kâr, dil be yâr."</i> Türkçesi: <strong>"El işte, gönül yârda."</strong> Yani el işinde, gönül sevgilide (Allah'ta). Bu, Nakşibendilik felsefesinin temelidir. Üstadı, "El işte çalışır fakat her şey Allah’ın rızasını kazanmak için yapılır." diyerek devletten maaş almayı kabul etmemiştir. Her ikisi de bu samimiyetin mükâfatını dünyada almışlardır, ahiretteki ise ayrıdır.</p>

<p>*</p>

<p><strong>TÜRKİSTAN GEZİ NOTLARI: ARSLAN BABA VE HOCA AHMED YESEVÎ</strong></p>

<p>Türkistan’da Arslan Baba’yı (r.a.) ziyaret ettik. Arslan Baba (r.a.) ashabın büyüklerinden olup 400 veya 700 yıl yaşadığı ifade edilmektedir. İki ayrı rivayete göre; sahabiler bir gaza sırasında veya Arslan Baba’nın (r.a.) evindeki bir toplantıda acıkırlar. Bu arada Hz. Peygamber’in duasıyla Cibrîl (a.s.), cennetten bir tabak hurma getirir. Hurmalardan biri yere düşünce Cibrîl (a.s.), o hurmanın ileride doğacak olan Ahmed Yesevî’nin kısmeti olduğunu söyler. O zaman Hz. Peygamber ashabına, “Bu hurmayı Yesevî’ye kim ulaştıracak?” diye sorar. Göreve Arslan Baba talip olur ve Hz. Peygamber hurmayı onun ağzına koyar.</p>

<p>Arslan Baba çok zaman sonra Türkistan’ın Sayram şehrinde, henüz yetim kalan yedi yaşındaki Ahmed Yesevî’yi bulup emaneti ona teslim eder. Bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber’in verdiği bir hırkayı da ona giydirir. Ayrıca Yesevî’ye “binbir zikir” telkin eder ve biraz sonra öleceğini bildirerek cenaze namazını kıldırmasını emreder. Huriler, Yesevî’ye yardımcı olmak için gelip Arslan Baba’ya (r.a.) ipekten kefen biçerler ve onu cennete götürürler. Ahmed Yesevî (k.s.) de Arslan Baba’nın son işaretine uyarak Buhara’ya gidip "altın silsile"den Yusuf el-Hemedânî’nin (k.s.) yanında sülukuna (manevi eğitimine) devam eder.</p>

<p>Ahmed Yesevî (k.s.), <i>Divan-ı Hikmet</i> adlı eserinde Arslan Baba’dan (r.a.) bahseder. Yedi yaşında Arslan Baba (r.a.) ile görüştüğünü, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’den emanet olarak İslam ve tasavvuf ilimlerini ondan öğrendiğini anlatır. Bütün kaynaklarda Ahmed Yesevî'nin (k.s.) halifesi Mansur Ata'nın, Arslan Baba'nın (k.s.) oğlu olduğu bilgisi verilmektedir.</p>

<p>Arslan Baba’nın gerçek kimliği hakkında Z. Zhandarbek’in "Aristanbab" (Arslan Baba) makalesine göre, gerçek ismi <strong>Ebû Cafer Muhammed ibn Nastur er-Rûmî (r.a.)</strong> olarak geçmektedir. Kaynaklara göre Peygamberimizin bu isimli bir sahasinin İsfidcab (günümüzde Sayram) adlı şehirde yaşadığına dair bilgiler bulunmaktadır.</p>

<hr size="2" width="100%" />
<p><strong>Hoca Ahmed Yesevî Türbesi’nin İnşası</strong></p>

<p>Hoca Ahmed Yesevî Hazretleri’nin türbesini ve camisini ziyaret ettik. <i>Divan-ı Hikmet</i>’te Arslan Baba ile ilgili şiir şöyledir:</p>

<p>"Yedi yaşta Arslan Baba Türkistan'a geldiler, Başımı koyup ağladım, hâlimi görüp güldüler, Binbir zikrini öğretip merhamet eylediler, Ağzını aç ey çocuk, emanetini vereyim, Özünü yutmadım, aç ağzına koyayım, Hak Resulün buyruğunu ümmet olsam, işleyeyim, Arslan Baba'm sözlerini işitiniz teberrük."</p>

<p><strong>Türbenin Yapılış Hikâyesi:</strong> Emir Timur, vefatından sonra da kerametleri devam eden Hoca Ahmed Yesevî (k.s.) hazretlerini rüyasında görür. Yesevî, ona Buhara’nın fethini müjdeler. Fetihten sonra Timur, Yesi (Türkistan) şehrine gider ve 1396 yılında kabrin üzerine muhteşem bir türbe yapılmasını emreder. Ancak inşaat sırasında duvarların sürekli yıkıldığı görülür. Timur rüyasında tekrar Yesevî’yi gördüğünde; Yesevî, “Önce hocam Arslan Baba’ya, sonra bana türbe yaptır.” der. Bunun üzerine önce Otrar’da bulunan Arslan Baba Türbesi, ardından Ahmed Yesevî Türbesi inşa edilir.</p>

<p><strong>Mimari ve Manevi Özellikler:</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Mimari:</strong> Yapı; Şiraz ve İsfahan tarzında, çivi kullanılmadan inşa edilmiştir. İçerisinde "Kazandık" denilen büyük bir kazan ve 35 oda bulunmaktadır.</li>
 <li><strong>UNESCO:</strong> Günümüzde UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ndedir.</li>
 <li><strong>Kitabeler:</strong> Yazı kuşağında En'am suresinin 59-63. ayet-i kerimeleri ile hadis-i şerifler yer almaktadır.</li>
 <li><strong>Vakfiye:</strong> Timur, türbe çevresindeki geniş araziyi ve sulama kanallarının gelirlerini vakfiye olarak türbeye bağlamıştır.</li>
</ul>

<hr size="2" width="100%" />
<p><strong>Kerametli Büyük Kazan</strong></p>

<p>Türbenin ortasında bulunan büyük bakır kazan (Taykazan), ziyaretçilerin büyük ilgisini çekmektedir. Rivayete göre bu kazanda pişen yemek, az bir miktarla çok sayıda müridi doyurur ancak hiç eksilmezmiş.</p>

<p>Rusya döneminde (1934 veya 1945 yıllarında) bu kazan müze için Rusya’ya götürülmüştür. Kaynaklarda yer alan anlatıya göre; kazan Rusya’dayken sürekli hareket etmiş ve yerinde durmamıştır. Bir din âliminin tavsiyesi üzerine kazan şehrin etrafında üç kez dolaştırılmış ve asıl yeri olan Türkistan’a geri gönderilmiştir. Kazanın yerine konulmasından üç gün sonra savaşın bittiği ve Almanların yenildiği rivayet edilir. (Prof. Dr. Hüseyin Türk, <i>Hars Akademi</i>, 5(2), s. 319).</p>

<p>Bu muazzam eserler; Türk devlet adamı Emir Timur’un ilme, âlime ve tasavvuf büyüklerine olan derin saygısının en somut nişanesidir. Allah (c.c.) bu ziyaretlerden ibret almayı nasip eylesin. Âmin.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ilyas-tekinin-kaleminden-ozbekistan-ve-turkistan-gezi-notlari</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 19:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/ilyas-tekinin-kaleminden-ozbekistan-ve-turkistan-gezi-notlari.jpg" type="image/jpeg" length="79199"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkistan Gezi İzlenimleri Ve Ahmet Yesevi İle Büyük Türk İnkılabını Yeniden Başlatmak]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turkistan-gezi-izlenimleri-ve-ahmet-yesevi-ile-buyuk-turk-inkilabini-yeniden-baslatmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turkistan-gezi-izlenimleri-ve-ahmet-yesevi-ile-buyuk-turk-inkilabini-yeniden-baslatmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Türkistan yollarından Ahmet Yesevi'nin manevi iklimine bir yolculuk. 'Türklük kader, din tercihtir' diyen büyük bilgenin izinde Türk dünyasının yeniden uyanışını ve gönül fetihlerini keşfedin."]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkistan seyahatimizin bu bölümünde, gümrüğü kolay geçmek için Özbekistan’ın başkenti Taşkent’ten gece saat 04.00’te çıktık. Sınıra yaklaşık 25 kilometre mesafe var; gümrük geçişi sonrası Kazakistan’a girdik. Kazakistan, yüz ölçümü bakımından Türkiye’nin yaklaşık dört katı büyüklüğünde, çok geniş topraklara sahip bir ülke. Bağımsızlık sonrası %35 olan Kazak Türkü nüfusu, bugün iki katına çıkarak %70 oranına ulaştı. Ülkede Kazak Türklerinden başka, diğer etnisiteye mensup insanlar da yaşamaktadır. Özellikle Rus nüfusu kalabalık; Rus ve Çin etkisi bir tehdit unsuru olarak varlığını hissettiriyor. Bu topraklarda ülke güvenliği, varlık ve beka çok önemli bir faktördür.</p>

<p>Çimkent ve diğer yerleşim yerlerini geçtikten sonra Kazakistan’ın en önemli illerinden Türkistan vilayetine ulaştık. Bu bölge, diğer adıyla "Yesi" olarak anılır. Hasretini çektiğimiz Türkistan’ın piri Hoca Ahmet Yesevi’nin diyarına sonunda ulaştık. Önce onun çok büyük hürmet ettiği; tasavvuf misyonunu kutsal topraklardan buraya getiren, Peygamberimizden bir hurma emanetini teslim alma görevini ifa eden sahabe Arslan Baba’nın hikâyesini dinledik ve kabrini ziyaret ettik. Ardından Türk iş adamlarının yaptığı birbirinden kıymetli otelleri, sosyal tesisleri ve Diyanetin yaptırdığı camileri gezdik. Bölgeye Türkiye’nin ilgisi alkışlanmaya değer; tabii asla yeterli değil, daha fazlasına ihtiyaç var. Buraları anlatmak yetmez; gezmek, görmek, yaşamak ve hissetmek gerekir. Bölge, Ahmet Yesevi’nin manevi mührünü her haliyle hissettiren; İslam’ın Türk yorumunun ete, kemiğe ve ruha büründüğü; gönüllerin fethi ile manevi iklimin ihya edildiği kritik bir kader kavşağıdır.</p>

<p><img alt="Türkistan Gezi İzlenimleri Ve Ahmet Yesevi İle Büyük Türk İnkılabını Yeniden Başlatmak 3" height="563" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/05/turkistan-gezi-izlenimleri-ve-ahmet-yesevi-ile-buyuk-turk-inkilabini-yeniden-baslatmak-3.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p>Ahmet Yesevi, aynı zamanda <i>Divan-ı Hikmet</i> adlı eseriyle bir şairdir. Gönül adamı olmak, adamlığın kemale ermiş halidir. Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Yunus Emre ve daha niceleri... Bu mayanın Anadolu’ya, Kafkaslar’a ve Balkanlar’a ulaşan o büyük Türk-İslam inkılabının kilometre taşlarının döşendiği gönül fetihlerinin tohumu buralarda oluştu. Burası, nice ulu çınarların kök salmasına vesile olmuş kutlu bir diyardır.</p>

<p>Ahmet Yesevi; İslam’ı sevgi ve hoşgörü temelli bir yaklaşımla anlatan, Türk milletine aidiyetini fıtri ve ilahi bir emrin tecellisi olarak gören, "Türklük kader, din tercihtir." diyen, milliyetsiz İslam anlayışını reddeden, Türklüğü ile onur ve gurur duyan yüce bir Türk bilgesidir. Gönüller yapan, gönül fethini hedefleyen ve bu uğurda Alpler, Alperenler yetiştiren; vefatı sonrası bu misyonda milyonlarcasının yetişmesine vesile olan büyük bir dava erenidir. Bugün o ruha, o mayaya, o öze o kadar ihtiyaç var ki! Türk milleti ve bunalan insanlık, o büyük inkılaba muhtaçtır. Bir yerlerden yeniden başlamak, insanın manevi huzur ve mutluluk bulması, insanı yaşatmak için o misyona büyük ihtiyaç vardır.</p>

<p>Sonunda Ahmet Yesevi’nin kabrinin bulunduğu alana girdik; büyük bir heyecan yaşıyoruz. Önce o döneme ait ek binaları, hamamı ve yaşamını sürdürdüğü mekânlardaki eşyaları, sanat eserlerini inceleyerek bilgiler edindik. Tarihî Türk hamamını ve belli sanatların icra edildiği orijinal eserleri tanıyarak tarihe yolculuk yaptık. İzlenimlerimiz ve görseller bizi adeta yedi asır öncesine götürdü. Kafilemiz sessiz, samimi ve büyük bir sükûnet içinde anlatılanları dinliyor, manevi bir haz alıyordu. Yüzlerdeki merak ve burukluk, bu büyük zatı tanımanın verdiği rahmet ve minnet duygularıyla birleşiyordu. O dönemde dünya, henüz bu yerleşik düzenin yanından bile geçmemişti. İslam’ın yorumu, Türk kültür ve medeniyet değerleri, bilimsel gelişmeler itibarıyla bölge altın çağını yaşamıştı.</p>

<p>Merakla çilehaneyi ve kabri görmek için sabırsızlanıyorduk. Kazak Türkü rehberimiz dersine iyi çalışmış, en küçük ayrıntıyı bile özenle aktarıyordu. Yesevi’nin çilehanesine girdiğimizde orijinal eserler, yazılar ve görsellerle karşılaştık. Ahmet Yesevi; büyük bir fedakârlıkla, dur durak demeden, at üstünde veya yayan; karda, ayazda, sıcakta gezdiği Türkistan civarı, İran, Anadolu, Kafkasya ve Balkanlar'da büyük bir değişimin tohumlarını ekmiştir. İnsanların İslam’ı kabul etmesine vesile olmuş; saf, duru, vahye uygun, aklı ve bilimi esas alan bir gayretin insanı olmuştur. 63 yaşından ömrünün sonuna kadar kendisini çilehaneye kapatmış; sohbet ve cuma namazı dışında dışarı çıkmamıştır.</p>

<p>O, Türk olduğunu açık ve net biçimde söylem ve eyleme dökmüş; tasavvufi çizginin bir millete ait olma ilahi gerçeğini akıl ve nakil eşliğinde insanlık tarihine altın harflerle yazmıştır. İnsanın bedenini değil; beynini ve gönlünü değiştirmeyi hedeflemiştir. Bugün hâlâ o misyonun hasreti çekilmekte; Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Hacı Bayram Veli gibi ulu bilgelerle birlikte bu çizgi yol haritamız olmaya devam etmektedir. Buradan yeni bir Türk Rönesans’ı başlatmalı; Türk’ün değerlerine sımsıkı sarılarak söylemden çok eylem ortaya koymalıyız.</p>

<p><img alt="Türkistan Gezi İzlenimleri Ve Ahmet Yesevi İle Büyük Türk İnkılabını Yeniden Başlatmak 4" height="563" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/05/turkistan-gezi-izlenimleri-ve-ahmet-yesevi-ile-buyuk-turk-inkilabini-yeniden-baslatmak-4.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p>Aksi takdirde başka milletlerin humuslu toprağı, tahrif edilmiş dinlerin piyonu oluruz. Bugün İslam’ı siyasallaştıran güçlerin oyunları ortadadır. Hangi çağda huzurlu olmuşsak, günü o doğrultuda akıl ve bilimle güncelleyerek geleceğe yürümeliyiz. Ne dinimiz ne de töremiz kula kulluğu kabul eder. Türk milleti onurlu ve şerefli bir millettir; aç kalır, fakir olur ama asla köleliği ve uşaklığı kabul etmez.</p>

<p>Büyük Türk inkılabını; Ahmet Yesevi, Maturidi, Emir Timur, El-Harezmi, El-Biruni, Uluğ Bey, Gaspıralı İsmail, Ziya Gökalp, Cengiz Aytmatov, Atatürk ve Aziz Sancar gibi ulu Türk bilgeleri, bilim insanları ve binlerce yıllık geleneklerimiz oluşturmalıdır. Türk Cumhuriyetlerinde dolaşırken ortak kelimeler olmasına rağmen anlaşmakta güçlük çekiyoruz. Bu hem zaman kaybı hem de iletişim eksikliğidir. Edirneli ile Hakkarili bugün anlaşıyorsa, bu Türkiye Cumhuriyeti ve Türkçe eğitim sayesindedir.</p>

<p>Gaspıralı İsmail’in "Dilde, fikirde, işte birlik" sözü bir öngörü harikasıdır. Türk dünyasını güçlü kılacak her türlü potansiyel mevcuttur; ancak bunu harekete geçirecek samimi bir iradeye ve vizyona ihtiyaç vardır. 350 milyonluk Türk dünyası, sömürüyü sonlandırmak için beyin göçüne engel olmak zorundadır. Türk çocukları sayesinde bu coğrafya, bilimin ve eğitimin cazibe merkezi olmalıdır. Tarihte Türkler birbirleriyle savaşarak çöküşe geçti; aynı yanlışı yapmamak için farklılıkları zenginlik kabul etmeliyiz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>21. asrı "Türk asrı" yapacak potansiyel elimizdedir. "Türkiye Yüzyılı" yaklaşımı bu noktada eksik kalabilir; doğrusu tüm Türk dünyasını kapsayan "Türk Asrı"dır. Türk asrı ve Türk milliyetçiliği, bütün Türklerin müşterek paydasıdır. İnsan odaklı bir Türk çağını dünya bekliyor. Ahmet Yesevi’nin kabrine yürüme mesafesinde olduğumuz bu son gecede, onların gördüğü rüyaların gerçek olması tarihsel bir gerekliliktir. Büyük hedefler hayallerle başlar.</p>

<p>Çağımız Türk çağı, asrımız Türk asrı olmalıdır.</p>

<p><strong>Sabri ŞENEL</strong> - 1.05.2026</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turkistan-gezi-izlenimleri-ve-ahmet-yesevi-ile-buyuk-turk-inkilabini-yeniden-baslatmak</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 19:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/turkistan-gezi-izlenimleri-ve-ahmet-yesevi-ile-buyuk-turk-inkilabini-yeniden-baslatmak-2.jpg" type="image/jpeg" length="13204"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkistan seyahati notları]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turkistan-seyahati-notlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turkistan-seyahati-notlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel’in kaleminden "Ata Yurdu" Türkistan’a dair derin bir yolculuk. İstanbul’dan Buhara’ya, Semerkant’tan Taşkent’e uzanan bu notlarda; Türk tarihinin altın çağını, İslam medeniyetine hizmet eden büyük bilgeleri ve acı tatlı hatıralarıyla yaşayan bir coğrafyanın ruhunu keşfedeceksiniz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Havalimanı’ndan başlayan yolculuk, adeta doğduğum topraklara giderken yaşadığım duygularla örtüşüyordu; zira iki yıldır memleketim Gümüşhane’ye gidemedim. Sanki kendi memleketime gider gibiydim, aynı duyguları yaşıyordum. Burası sıla diyarı değil; ata yurtları, Turan topraklarıydı. Ömrümüz Türk milletine hasretle, aşkla geçmişti. Kaderin bizden ayırdığı, aynı soydan geldiğimiz boylarla aynı Türk ailesinin parçalarıydık. Tarihsel süreçler bu hissiyatı zayıflatsa da aynı kanı ve soyu taşıdığımız insanlar, yüce Türk milletinin evlatlarıydı.</p>

<p>Bu şuurla, bu bilinçle yetiştik; bu, sosyolojinin, dinin, tarihin, aklın, bilimin ve Türk milletinin parçası olmanın gereğiydi. Komünizm döneminde SSCB’nin baskı ve zulüm politikaları dikkatlerimizi hep buralara yoğunlaştırmıştı; aklımız, gönlümüz hep buralardaydı. "Ağlama sen nazlı gardaş, ölirem ağlayı ağlayı" türküsünü hep gözyaşları içinde söylerdik. İşte bu hasret ve umutlar, bizi ve Türkistan Türklerini bir kader kavşağına getirmişti. Sonunda pırıl pırıl Türk Cumhuriyetleri 1991 yılında hep birden bağımsızlığını ilan etti; özerk Türk toplulukları ve esaret altındaki Türkler nefes alır oldu.</p>

<p>Zorluklara rağmen bu dünya, hassas ve fedakâr Türk milletinin evlatları olan Ahmet Yesevi ve Alperenlerine, misyonu olan yüce Türk bilgelerine vefa olarak artık sıra Türkiye Türklerindeydi. Bütün olumsuzluklara, zor şartlara rağmen yılların ihmali artık tarih olmalı, yeni bir sayfa açılmalıydı. Bu konuda Türk devletinin ve Türk milletinin fedakâr, cefakâr evlatlarına yürekten teşekkür ederiz. Buna rağmen yapılacak çok şey vardı; verilen hizmetlere teşekkür etmekle birlikte yeni kardeşlik, birlik ve bütünlük için yeni adımlar atılmalıydı. Ama asla "ağabey" veya üstenci bir tavırla değil, aynı safta kardeşçe yol almalıydık; zira Türk milleti dünyanın her yerinde tek millettir. Bu, milli bilincin, varlık ve bekamızın olmazsa olmaz şartıdır.</p>

<p>Özbekistan, Harezm bölgesinde yolumuz, Karaman Türklerinin hâlen yaşadığı ana yurdu olan bir köye düştü. Harezm bölgesinde tarih, kültür ve inanç önderlerinin, manevi önderlerin kabirlerini ve eserlerini izleyerek tarihe yolculuk yapmaya devam ediyoruz.</p>

<p><strong>TÜRK ÇAĞININ OĞUZLARLA BAŞLANGIÇ YILLARI VE SULTAN ALPARSLAN’IN DOĞDUĞU BÖLGE!</strong></p>

<p>Türk boylarının Özbekistan Kızılkum Çölü’ndeki tarihi serüvenine, Oğuzların çöldeki çileli mücadelesine ve Sultan Alparslan’ın doğduğu bölgede tarihe yolculuk yaptık! Dünyada tarihi eserlerin çok yoğun bulunduğu ender yerleri sırasıyla geziyoruz. Buhara’da olmak, binlerce yıllık Türk tarihinin huzurunda olmaktır. Allah’a böyle bir millete mensup olduğumuz için sonsuz şükür ve dua ediyoruz. Ait olduğumuz milletin insanlığa ve İslam dinine hizmetinden bir kez daha onur ve gurur duyduk. Bölge, tarihi yapılarla adeta açık hava müzesine dönmüş; bu kadar tarihi yapının bir arada olduğu başka bir ülkeye ve şehre az rastlanır. Buhara’da Selçuklu’dan kalan tek caminin önünde durduk, izledik ve resimledik.</p>

<p><strong>BU MEYDANI GÖRMEDEN ÖLMEYİN!</strong></p>

<p>Semerkant Registan Meydanı’ndayız. Semerkant’tayız, Abdülhâlik Gucdüvânî’nin dergâhındayız! Semerkant’ta Bayezid-i Bistâmî’nin manevi huzurundayız! Semerkant’ta astronomi ve matematik bilgini Uluğ Bey’in manevi huzurundayız. Zengin tarihi, kültürel, mimari mirası gezmekle bitmez; şehirleri bizzat görmek gerekir. Gezimizde tur firması sahibi Mehmet Bey’in bozkurtça uluyan minik kızı Feride, milli futbolcu Merih Demiral’ın bozkurt işaretine Türkistan’dan adeta bir cevaptır. Bütün Türkler bir millettir. Tarih sahnesine Türkler yeniden geliyor.</p>

<p><img alt="Bu Meydani Görmeden Ölmeyi̇n" height="315" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/04/bu-meydani-gormeden-olmeyin.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p>Semerkant’ta Emir Timur’un kabrinin başındayız. Timur hakkında, onun doğduğu toprakta olmak müthiş bir duygudur. Semerkant’a bağlı Yenikışla köyünde Türkmen evine misafir olduk. Rahmetli ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Bu meydanı görmeden ölmeyin.” diyor. Semerkant Registan Meydanı’nda Uluğ Bey Medresesi’ndeyiz. Uluğ Bey, Emir Timur’un torunudur. Meydanın etrafındaki üç medresede dini ilimler yanında astronomi başta olmak üzere birçok ilim dalında insanlığa Türkün altın çağını yaşatmışlardır. ABD, aya ilk ayak bastığı yere Uluğ Bey ismini vermiş; o dönemki Uluğ Bey, Farabi, İbn-i Sina ve El-Harezmî’nin öğretileri ders olarak okutulmaktadır. Dünyadaki bugünkü bilimsel gelişmelerin temelinde Türk bilgelerinin emeği, alın teri ve cefası vardır. İnsanlık Türklere çok şey borçludur. Türk asrının yeniden başlaması işte bu ruha, öze ve misyonu güncellemeye bağlıdır.</p>

<p>Allah’ın peygamberine gelen vahyin mesajını onun sünneti ile korumak, hadis rivayeti için yollara düşenleri anmak, anlamak ve manevi huzurunda olmak çok hoş bir duygudur. Bu uğurda çile, cefa çekmek; vahyin mesajını bozmaya çalışanlara karşı Peygamberimizin evrensel mesajını insanlığa saf, duru biçimde sunmak Türkistan coğrafyasının en temel özelliğidir. İşte Kütüb-i Sitte’nin hadis rivayetçileri, Peygamberimizin sünneti ile vahyi korumanın hem âlimi hem de neferi oldular. İşte bu karşılıksız sevdanın yolunun yolcusu; Kütüb-i Sitte’nin dört hadis rivayetçisi olan Buhari, Müslim ve Tirmizi’nin milletinden olmak Türk milleti için çok büyük onurdur. Ahmet Yesevi’yi Anadolu’ya gönderen işte bu manevi iklimdir. Bizi Anadolu’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da Müslüman yapanlar bu yolun yolcularıdır. Manevi hazzı yüksek, Türk milletine ve İslam alemine Türk-İslam yorumu ile hizmet eden çok kıymetli manevi şahsiyetlerin kabri başında ellerimizi Mevla’ya açtık. “Yarabbi, Türk milletine ve insanlığa esareti, zulmü yeniden tattırma ulu Allah’ım!” diye çok dua ettik.</p>

<p>Sahih-i Buhari adına yapılan ve bir ay önce hizmete açılan görkemli binalar; Mekke ve Medine’deki kutsal beldelerdeki ruhu, özü ve manevi havayı yansıtıyordu. İslam’ın Türk yorumu milyonların İslam’ı tercih etmesini sağlıyor; aradan asırlar geçmesine rağmen bugün hâlâ dün gibi güncele cevap vererek bilgelikte el üstünde tutuluyor. Kur’an’ın mesajının sahih hadislerle anlaşılmasını sağlayacak titizlikle araştırılıp insanlığa sunulmuş, çok büyük bir ihtiyaç karşılanmış; hurafe, bidat ve uydurma hadislere meydan okunmuş; İslam’ın itikat ve ameli düzenleyen vahye örtüşmesi sağlanmıştır.</p>

<p>Semerkant’ta Maturidi’nin kabrini ziyaret ettik. Etrafta adına yakışır hummalı bir çalışma ile yeni bina ve çevre düzenlenmesi yapıldığı için Özbekistan devletine teşekkür ederiz. Onun düşünceleri çevresinde şekillenen Maturidilik; İslam inanç tarihinde akıl-nakil dengesini gözetmesiyle tanınan ana akım Ehl-i Sünnet temsilcisidir. Gerek dil ve üslup özellikleri gerekse yaşadığı Semerkant ve çevresinin Türklerin çoğunlukta bulunduğu bir bölge olması göz önüne alındığında, Maturidi’nin Türk asıllı olduğu bilinmektedir. Maturidi, Hanefi mezhebinin dördüncü, hatta üçüncü kuşak âlimlerindendir.</p>

<p><strong>BATIDA OSMANLI VE DOĞUDA BABÜRLERİN BATIŞ SEBEBİ?</strong></p>

<p>Babürlüler, Timurlular, Şeybaniler ve hanlıklar; Abdülhâlik Gucdüvânî çizgisinde kurulan büyük devletlerdir. Bugünkü Hindistan’da kurulan Türk devleti Babürlüler, Selçuklu ve Osmanlı işte bu ruh ve mana ikliminde kuruldu. Osmanlı ve Babürlüler, Ahmet Yesevi çizgisini terk ettiği için batmış ve tarih sahnesinden silinmiştir.</p>

<p>Tarihî süreçlere damgasını vurmuş olan, mağlubiyeti hiç tatmamış; Ankara Savaşı ile sağlanan zaferle hemen Türkistan’a dönmeyen Timur, İzmir’e yönelmiş ve şehri Ada Şövalyeleri’nden savaşla ele geçirerek Türk milletine hediye etmiştir. Semerkant’ta son olarak bir sahabe kabri ve adına yapılan, Özbekistan mimarisini yansıtan, birbirinden rengârenk el emeği göz nuru çinilerin süslediği gizemli bir mekânda dolaştık. Burada yatan sahabe Kusem bin Abbas, Peygamberimizin amcasının oğludur. Efendimizin "Bana en çok benzeyen" dediği ve cenazesini yıkama görevinde bulunan bu sahabe, binlerce kilometre yol katederek buralara gelmiş ve tebliğ görevini yapmıştır. İşte bu vazife Maide Suresi 54. ayette işaret edilen Türklere yüklenmiş; Türkler de saf, temiz, duru misyonu üç kıta, yedi deniz hükümranı hatta dünyanın uçsuz bucaksız, çok geniş coğrafyalarına ulaştırmıştır. Türklerin kurduğu tarikat, cemaat ya da devletler bu amaca asırlarca hizmet etmiştir. Semerkant-Taşkent yolunda Gümüşhane’ye gider gibiyiz; ne farkı var? Taşkent’e geldik, tarihi ve günü birlikte yaşamaya devam ediyoruz.</p>

<p><img alt="Türkistan Seyahati Notları 2" height="415" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/04/turkistan-seyahati-notlari-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TAŞKENT ŞEHİTLER ANITI’NDAYDIK!</strong></p>

<p>Taşkent’te Şehitler Meydanı’ndayız. Stalin’in, İkinci Dünya Savaşı yıllarında milyonlarca Türkü katlettiği; aydınları, özgürlük mücadelesi veren muhalif veya engel gördükleri insanlar başta olmak üzere yakınlarını darağaçlarına götürdüğü toplu katliamların yapıldığı alçak zulüm ve karanlık yılları temsilen yapılan anıtın ve şehitler adına yapılan okulun önündeyiz.</p>

<p>Bugün Taşkent’te yüreğimiz burkuldu. İnsanlık dışı bir dönemi yeniden hatırladık.</p>

<p><strong>Şehitler Hatırası</strong></p>

<p>Taşkent’te bulunan Şehitler Hatırası Anıtı, Sovyet dönemi baskılarında hayatını kaybeden binlerce kişiyi anmak için inşa edilmiştir. 1930’larda Stalin’in tasfiyeleri sırasında; binlerce Özbek aydını ve vatandaşı sürgün edilmiş, işkence görmüş ve idam edilmiştir. Anıtın bulunduğu bölgenin, 13.000’den fazla kişinin idam edildiği yer olduğuna inanılmaktadır.</p>

<p>Bu anıt kompleksi, Özbekistan’ın tarihindeki bu karanlık dönemi unutturmamak ve kayıpların anısını yaşatmak için 2000 yılında açılmıştır. Geçmişi hatırlamak, geleceği inşa etmektir. Unutmayalım, unutturmayalım; milletleri yaşatacak olan müşterek tarih bilincidir.</p>

<p><strong>SEN DAİM KALBİMİZDESİN CİĞERİM!</strong></p>

<p>Yanan ateş, annelerin hiç sönmeyecek yürek ateşidir. Gerek 1917 Bolşevik İhtilali gerek İkinci Dünya Savaşı; milyonlarca insanın katledildiği, sürgüne gönderildiği, anaların gözyaşlarının sel gibi aktığı, hatta ağlayacak ananın bile kalmadığı, gözyaşı pınarlarının kuruduğu, insanların neslini kökünü kurutan Sovyet komünizmi dönemi ve özellikle Stalin; en çok insan kanı, özellikle Türk kanı akıtan adi bir diktatör olarak hiç unutulmamalıdır. Bunu tekrar denemek isteyenlerin kanlı hevesleri kursaklarında kalmalıdır.</p>

<p>Şehitleri unutma, unutturma; unutursan yok olursun. İşte o meydanda yanan ateş ve anne anıtı, annelerin hiç sönmeyecek yürek yangınıdır. Aslında Türkistan sıla; diğer Turan yurtları gurbettir. Biz buralardan giden ataların torunlarıyız. Buralara gelmek atalarımıza vefadır. Türkistan’dan tüm Turan yurtlarına ve Türkün yaşadığı her yere selam olsun. Bir gün mutlaka Turan ideali gerçekleşecek; Türk milleti ve dünya insanlığı huzura kavuşacaktır. Bu, bir bayrak, bir sancak gibi evlatlarımıza, torunlarımıza vasiyetimizdir.</p>

<p>Taşkent’te örnek bir davranışa şahitlik ettik. Yetim iki Özbek kızını ülkelerinden alıp İstanbul’da okutan ve her türlü masrafını karşılayan İnayet Bebek ve eşi mimar ablamız örnek aile; kızlarla bugün Taşkent’te buluştular. Bu buluşmada, kızların anne ve babaya bir sarılmaları vardı ki görülmeye değerdi. Herkes gözyaşlarına boğuldu. Ben hikâyeyi biliyordum, tevafuk her şey yanımda oldu; gözyaşlarıma engel olamadım. Öyle bir "Annem! Babam!" demeleri vardı ki nefesleri kestiler. İşte insanlık budur; bu örnek davranışı için model aileyi kutluyorum.</p>

<p>Taşkent’i gezmeye devam ediyoruz. Taşkent, Türkistan’ın modern şehir yüzü olma yolunda; 1966 depremi ile yerle bir olan şehir yeniden ayağa kalktı, yaşanılır pırıl pırıl bir şehir oldu. İnsanlar sel gibi buraya akıyor, İstanbul’u aratmayan bir trafik yoğunluğu var. Şehrin gece yüzünden görüntüleri izledik. Yazmaya devam edeceğim.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turkistan-seyahati-notlari</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 21:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/turkistan-seyahati-notlari-sabri-senel-1.jpg" type="image/jpeg" length="50700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Moldava’da ne gördük]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/moldavada-ne-gorduk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/moldavada-ne-gorduk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Moldova ve Gagavuzya üzerine gözlemler: göç politikaları, jeopolitik dengeler, ekonomik yapı ve Türk dünyasıyla ilişkiler hakkında dikkat çekici değerlendirmeler.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ülkeye Türkiye'den girişte zorluk çıkarıyorlar, özellikle gençlere ve parası olmayanların işi zor. gidiş dönüş uçak bileti, otel rezervasyonu hatta orada size refakat edecek biri olursa işler kolaylaşıyor. Sebebi Moldavya'dan Avrupa'ya kaçışlar oluyormuş. sanırım Avrupa birliği ülkeleri göçmen konusunda çevresindeki ülkeleri kontrol ediyor. önlemler aldırıyor.</p>

<p>Moldavya başkent çevresi Avrupa birliğine daha yakın siyaset yapıyor, Gagavuz ya Komrat dolayı Rusya'ya yakın siyaset yapıyor. Güçlü devletler Güçsüz devletin içişlerine , kendi çıkarlarına göre karışırlar. Burada da böyle. Moldavya'nın kendi geleceğinden çok Avrupa birliğinin ve Rusya'nın geleceği önemli. Devletleşememiş, milletleşememiş, ekonomisi olmayan, Tam bağımsız olamayan devletlerde bunlar olur.</p>

<p>Rusların geçmişteki zulümleri, Avrupa devletlerinin geçmişteki zulümleri bilinmektedir. Zalimlerden, mazlumların; umut beklemesi incelenmeli.</p>

<p>Dünya Türklüğünün bağlarının birbirinden koparılarak, ayrı milletlermiş gibi gösterilme çalışmalarının, düşmanın hile tuzaklarının bilinmesi ve önlem alınması gerekir. Dünya Türklüğü; uyanık, akıllı, şuurlu, bilgili, çalışkan olmak zorundadır.</p>

<p>Dünya savaşlarından sonra Romanlar o bölgeye hakim olamaya çalışmış, oysa bölgede Tarih boyunca Türk olan HUNLAR, KIPÇAKLAR, KUMANLAR, NOĞAYLAR, GAGAVUZLAR, TATARLAR DEVLET KURMUŞLAR OSMANLIDA 400 YÜZ YIL HÜKÜM SÜRMÜŞTÜR. Ancak geldiğimiz bu zamanda Türklerin işleri çok kolay değil, Zaten Türklerin bütün dünyada işleri zor.</p>

<p>Devletimiz Türklerin olduğu yerlere 2 cami, iki okul yaparak görevlerini yaptıklarını sanıyorlar. Oysa Kızıl elma, turan gibi büyük hedefleri olan Türk milleti , işte dilde fikirde birlik için çalışmalar yapamıyor. lafla milleti oyalıyor. ilkeler hedefler belli değil. Büyük devlet olmanın gerekleri yapılmıyor. Türk töresi, Türklük davası bilinmiyor. yükselmiyor.</p>

<p>Gagavuz ya Komrat dolayı bizim Yörükler gibi öz Türkçe konuşuyor. Hatta dedeler neneler Yörüklerden bahsedermiş, el işlerinde, müzelerinde bunları görmek mümkün.</p>

<p>Gagavuz ya nın Özerk bölge olmasında rahmetli cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel in katkısı çok olmuş, vefa gösteriyorlar.</p>

<p>Gagavuz yada yaşayan kan kardeşimiz Türkler Hristiyan, Ortodoks inancına mensup, Müslümanlara çok saygı gösteriyorlar. Hoca Ahmet Yesevinin dediği gibi din tercih, Türklük kader sözünü benimsiyorlar.</p>

<p>Sokaklar temiz, trafik kurallarına çok dikkat ediyorlar. düşünceler yeterince özgür değil. kuralcılar. devlet cezalarla insanları yönlendiriyor.</p>

<p>Topraklar çok bereketli, Karadeniz iklimi yağmur çok yağıyor. buğday çok üretiliyor. ancak ekmek az yiyorlar. ceviz bahçeleri bol, eskiden Türkiye ye ceviz Moldavya'dan gelirmiş, Yol kenarlarına kilometrelerce devlet ceviz dikmiş.</p>

<p>Ülkenin çoğu yurt dışında çalışıyor. ve Yurt dışında kazandıklarını ülkeye getiriyorlar, ekonomi birazda böyle dönüyor. Başkent Kişinev çevresinde üzüm bağları ve şarapçılık baya gelişmiş.</p>

<p>Müzeleri ve Parkları gezmeye değer. 10 sene önce Türk lirası , onların parası li ye göre 12 kat değerliymiş. şimdi Onların li si parası Türk Lirasına göre iki kat değerli. Fiyatlar Türkiye'ye yakın.</p>

<p>Büyük devletler kuran, Dünyaya defalarca adalet götüren büyük Türk milleti, Gagavuz ya daki Türk soylularla daha yakın işbirliği yapmalı. Gönül birliğiyle başlayarak, ilkeleri, hedfleri belirleyerek , Türk Töre sinide dikkate alıp, işte dilde fikirde birliği sağlamak için çalışmalıdır.</p>

<p><strong>Ramazan Kıvrak.</strong></p>

<p><strong><img alt="Moldava’da Ne Gördük 2" height="300" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/04/moldavada-ne-gorduk-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="650" /></strong></p>

<p><img alt="Moldava’da Ne Gördük 3" height="531" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/04/moldavada-ne-gorduk-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="650" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Meta açıklaması yaz</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/moldavada-ne-gorduk</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/moldavada-ne-gorduk-1.jpg" type="image/jpeg" length="51245"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sosyal değişimi kavramak ve uyum meselemiz!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sosyal-degisimi-kavramak-ve-uyum-meselemiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sosyal-degisimi-kavramak-ve-uyum-meselemiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal değişim ve sekülerleşme devlet eliyle yönetilebilir mi? Türkiye’nin değişimi kavrama ve uyum sorunu üzerine sosyolojik ve eleştirel bir değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Değişimden çok söz ediyoruz. Ama çoğu zaman değişimin kendisini, organik süreçlerini değil, sonuçlarını konuşuyoruz.<br />
Konumunu kaybeden veya tahkim etmek isteyen siyasetçiler “değişim” söylemine sarılıyor. Fakat bu söylem çoğunlukla sosyolojik dönüşümü anlamaya değil, ortaya çıkan sonuçlara "yeni olmak" adına ve siyaseten temsil etmek iddiasına yönelik oluyor. Böyle olunca da bu algıya göre değişim, toplumsal bir süreç olmaktan çıkıp devlet eliyle yönetilecek bir siyaset mühendisliği projesine dönüşüyor.</p>

<p>Oysa "aydınlanma, sosyal değişim ve sekülerleşme" siyasi ve idari bir kararnameyle başlamaz. Bir siyasi iradeyle de tamamlanamaz. Sosyolojinin organik süreçleriyle ekonomi değişir, kentleşme artar, eğitim yaygınlaşır, birey güçlenir, iletişim hızlanır.<br />
Bu süreçlerin toplamı doğal mekanizmalarla toplumu dönüştürür. Siyaset bu dönüşümü yönetemez. Yönetmeye kalkıştığında toplumsal gerilimler üretmiş olur. Siyaset en fazla değişimin kanuniyetlerine uyum sağlar, süreçlerin önünü tıkamaya çalışmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bizde sorun tam da burada başlıyor. Değişimi toplumsal bir süreç olarak değil, bir yönetim meselesi olarak görüyoruz. Farklı ideolojilerde olsalar bile siyasi aktörler, hatta aydınlarımız bile aynı devletçi refleksi gösteriyorlar. Toplumun kendiliğinden değişeceğine inanmıyorlar. Değişimi yukarıdan aşağıya tasarlamak istiyorlar.<br />
Bu yaklaşım sosyal değişim veya sekülerleşmenin doğasıyla çelişiyor. Çünkü sekülerleşme merkezileşme değil, çoğullaşma üretir.</p>

<p>Türk siyasal kültüründe pragmatizm güçlüdür. Kuramsal çerçeve kurmak yerine pragmatik çözümler üretiriz. Krizleri ilkeler, kurumsal sürdürülebilirlik ile değil, konjonktürel çözümlerle aşmaya çalışırız. Bu nedenle “değişim” olgusunu çoğu zaman ilkesel kavrayışla değil, dönemsel bir söylemle dile getiririz. Bu sebeple güç dengesi değişince, mecburiyet hasıl olunca reform gündeme gelir. Sosyal ve siyasal statüler sarsılınca yenilik konuşulur. Ama değişimi kavrama noktasında zihniyet hep aynı kalır.</p>

<p>Sosyal değişime uyum sağlamak başka bir şeydir. Toplumu yeniden tasarlamak başka bir şeydir. Devletin görevi toplumu biçimlendirmek değildir. Çoğullaşmayı güvence altına almaktır. Hakem olmak, yön verici olmaktan daha sağlıklıdır. Kuramsal ve kurumsal çerçeve bu anlayışla güçlenir.</p>

<p>Oysa ki siyasi elitler ve aydınlar için meselenin daha net olması gerekir. Değişimi savunmak yetmez, değişimin tarihi ve sosyolojik doğasını anlamak gerekir. Sekülerleşme bir ideolojik zafer değildir. Toplumsal çeşitliliğin artmasıdır. Bu çeşitlilik karşısında yapılması gereken, ideolojik takıntılarımızla yeni bir toplum tasarlamak değil, birlikte yaşama kurallarını yeni değer, ilke ve normlarla güçlendirmektir.</p>

<p>Türkiye’nin sosyal değişime uyum sorunu zihinsel bir alışkanlıktır. Toplumu devletle şekillendirme refleksimiz hala sürüyor. Bu refleks değişmeden söylem de değişmiyor. Gerçek uyum ise farklıdır; değişimi yönlendirme arzusu ve yeni gerilimler üretmek sevdasından vazgeçmek gerekir. Toplumun kendi doğal ritmini kabul etmek gerekir.</p>

<p>Bugün ihtiyacımız olan yeni sloganlar değildir. Kuramsal açıklık ve entelektüel cesaret göstermektir. Değişimi temsil etmek isteyenler için asıl sınav budur. Toplumu yeniden kurmak değil, toplumun zamanın ruhuna uygun bir biçimde kendini dönüştürmesine alan açmaktır.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sosyal-degisimi-kavramak-ve-uyum-meselemiz</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="46430"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Milliyetçileri Birleşiniz]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turk-milliyetcileri-birlesiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turk-milliyetcileri-birlesiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk milliyetçilerinin birlik çağrısı: Bölünmüşlük, liderlik sorumluluğu ve siyasi hedefler üzerine sert eleştiriler içeren dikkat çekici bir değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Büyük ülküleri amaç edinen siyasi partiler küçük hedefleri elinin tersi ile itmek zorundadır. Siyasi partiler bir arkadaş topluluğunun kendilerini milletvekili yapmak için kurulmaz. Söylemde büyük ülküler, eylemde küçük amaçlar peşinde koşuluyorsa vatanseverlik kavramı civcivlerin önüne atılan yem konumuna iner.<br />
Son 25 yılda Türk Milliyetçileri "Bölündü, parçalandı" diyoruz. Her bölünme Türk Milliyetçiliği hareketini etkisizleştirmektedir. Sorulması gereken soru şudur: Milliyetçileri etkisiz topluluklar yapmak isteyen küresel güçler ve onların yerli işbirlikçileri elbette olacaktır, bu durum çağımızın gerçeğidir. Yağı sizi böldü, parçaladı, burası tamam. Peki biz ne yapıyoruz?<br />
"Oh ne iyi oldu; bizim de bir partimiz, bizim de bir koltuğumuz oldu" sevincini mi yaşıyoruz?..<br />
Mustafa Kemal Atatürk Gençliğe hitabesinde diyordu ki:<br />
"Zorla ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri ele geçirilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve ülkenin her köşesi fiilen işgal edilmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha kötü ve yıkıcı olmak üzere, ülkenin içinde yönetimde olanlar, ihmal ve sapkınlık ve hatta ihanet içinde bulunabilirler".<br />
Bu günler Atatürk'ün işaret ettiği günler değil midir?..<br />
İsa Yusuf Alptekin şöyle diyordu:<br />
“Çin bizi işgal ederken, camide 'Allah’ın 99 adını 33’lük tesbihle mi yoksa 99’luk tesbihlemi çekelim' diye tartışıyorduk”.<br />
Milliyetçi Partilerin genel başkanlarına sesleniyorum:<br />
"Bizim elimizde tesbih yok diyerek kurtulamazsınız. Büyük ülkülerde kenetlenme, birleşme adımları atmaz iseniz şu günlerde söylediğiniz süslü sözler 'Sahte kabadayılıklar"dan öte bir anlamı olmayacaktır!.. Birleşmeye yanaşmayanlar için yarının tarihçileri şöyle yazacaktır:<br />
'Türkiye Cumhuriyetinin yer altı ve yer üstü kaynakları bir bir satılırken, Türk Milliyetçileri bölündü, parçanlandı; emperyalizmin işgal edilecek bir ülkenin önce milliyetçileri etkisizleştirilir kuralı yürürlüğe kondu, milliyetçi tabanda siyaset yapan partilerin genel başkanları makam odalarında çaylarını yudumlarken ertesi gün hangi büyük sözleri konuşacağını düşünüp söylemden eyleme geçemediler. Genel Başkan kalma hevesi vatanseverliği bitirdi. Milliyetçi taban da bu süslü sözlerin büyüsüne kapılıp vatan ağacının dallarına, yapraklarına bakarken ormanın kelleşen yerlerini göremediler".<br />
Tarih mahkemesinden kimse kaçamaz!..<br />
Sadece parti genel başkanları değil, milletvekilleri, parti örgütlerinin il ve ilçe başkaları da "Koltuk mu, vatan mı?" sorusunu bu gün kendisine sormak zorundadır.<br />
Yarın çok geç olabilir!..<br />
Türk Milliyetçileri birleşiniz!..</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Alper Aksoy</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turk-milliyetcileri-birlesiniz</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/turk-milliyetcileri-birlesiniz.jpeg" type="image/jpeg" length="40123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Propaganda]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/propaganda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/propaganda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gri propaganda nedir ve toplumu nasıl etkiler? Siyasal söylemler, tarihsel örnekler ve algı yönetimi üzerinden propaganda yöntemlerini ele alan dikkat çekici bir analiz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ÇUVALDIZ.!!!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Siyasal İslâmcıların bilinen ve öne çıkan en önemli özelliği, eskiye dönük olarak "Gri propaganda" yöntemini kullanarak Türk Milleti'nin kafasını karıştırmak, Türk Milleti'ni kendi istediği istikâmete yönlendirmek, kendi nâm ve hesâplarına Türk toplumun da bunlar düzgün, doğru söyleyen, inanılır, güvenilir, namuslu insanlar kanaâtini uyandırmak ve bu sâyede, Türk ve Türklük düşmanları küresel vampirlerin şeytâni emellerine hizmet edecekleri politik-siyasi iklimi oluşturmaktır..<br />
Bu "Gri propaganda" nedir diye sorulacak olursa, toplumları etkilemek için çok kullanılan propaganda yöntemlerini burada izâh etmekliğimiz gerekiyor..<br />
Üç türlü propaganda yöntemi vardır..<br />
-Kara Propaganda..<br />
-Gri Propaganda..<br />
-Beyaz Propaganda..<br />
Kara propaganda bütünüyle yalan olan propaganda yöntemidir..<br />
Gri propaganda yarısı yalan, yarısı doğru olan propaganda yöntemidir..<br />
Beyaz propaganda bütünüyle gerçek olan propaganda yöntemidir..<br />
Bu propaganda türleri arasında en tehlikeli olan propaganda türü "Gri propaganda" yöntemidir..<br />
Yalanla gerçeği harmanlayarak yapılan propaganda insanların doğru ile yanlışı ayırt etmelerini zorlaştırır..<br />
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamakta zorlananlar propaganda yöntemini kullananların istediği istikâmete yönlendirilmek suretiyle kurulan tuzaklara rahatlıkla düşerler..<br />
Bu propaganda türüne bir örnek vermek gerekirse, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk'ün şapka giymeyi reddeden İslâm âlimlerini istiklâl mahkemelerinde yargılatarak idâm ettirdiği söylenilerek propaganda yapılmaktadır..<br />
25.Kasım.1925 yılında bir şapka kanunu çıkarılmış, 28.Kasım.1925 yılında da kanun yürürlüğe girmiştir ve şapka giymek kanunla mecbur edilmiştir doğrudur ancak, bu kanunun kapsamında, meclis üyeleri, meclis çalışanları ve memurlar vardır, umum-i efkâr yoktur, bu yalandır halk şapka giymeye zorlanmamıştır..<br />
Siyasal İslâmcılar Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan şapka kanununun içine halkı, özellikle de İslâm âlimi olarak bilinenleri katarak yarısı doğru yarısı yalan olan bu propaganda yöntemiyle, kuruluşuna ve ilânına temelden itirâz ettikleri ve karşı çıktıkları Cumhuriyet'e karşı art niyetlerini topluma benimsetmek istemişlerdir ve ne yazık ki Türk toplumu da araştırma ve işin aslını öğrenme alışkanlığı olmadığı için bu propagandaya inanmak suretiyle siyasal İslâmcıların kurduğu tuzağa düşmüştür..<br />
Hatta siyasal İslâmcılar şapka konusunda biraz daha da ileri giderek Rize Güneysu'da (Eski adı Potamya) 1928 yılında dönmeler tarafından kurulan ve bağımsız bir yapı olarak bilinen, devlet içinde devlet olmaya yönelen Pontus Rum devletini ortadan kaldırmak için o tarihte Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk tarafından gönderilen Hamidiye vapurunun bombaladığı yerlerden mülhem..<br />
-Atma Hamidiye atma, din kardaşiyuk, şapkada giyecük, vergide verecük, askerlikte edecük şeklinde ki oldukça mânidar bir söylemle de, halk arasında şapka giymeyi reddedenler tümüyle cezandırıldı dâhi demeye cüret etmişlerdir..<br />
Netice itibâriyle siyasal İslâmcıların "Gri propaganda" yöntemini kullanarak Türk Milleti'ni, kendi politik-siyasi emelleri doğrultusunda aldatıp kandırdığı inkâr edilemez bir şekilde ortadadır ve bilim namusuna sahip tarihçilerin gösterdiği belgelere rağmen gerçeklerin saptırıldığını söylemek istiyorum..</p>

<p>ESENLİK DİLİYORUM.!!!</p>

<p><strong>BEKİR GÜL</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/propaganda</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/11/yazarlar/bekir-gul-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="91168"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye jeopolitik fırsat kapılarını açabilecek mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turkiye-jeopolitik-firsat-kapilarini-acabilecek-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turkiye-jeopolitik-firsat-kapilarini-acabilecek-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye jeopolitik fırsatları kalıcı güce dönüştürebilir mi? Hukuk, güven, kurumsallık ve ekonomik istikrar temelinde rasyonel zeminin önemini analiz eden stratejik bir değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye jeopolitik fırsat kapılarını açabilecek mi? (Sonuçların değil, rasyonel zeminin manifestosu)</p>

<p>En son olarak ABD/İSRAİL ve İRAN gerilimi ve savaşının doğurduğu bölgesel fırtınaların ortasında Türkiye’nin adının daha sık anılması, doğal olarak hepimizde bir umut dalgası üretiyor.<br />
Haritalar yeniden çiziliyor, enerji yolları konuşuluyor, savunma işbirlikleri tartışılıyor, finans merkezleri hayal ediliyor. Lojistik üstünlükten, dijitalleşmiş üretimden, çeşitliliğe dayalı ekonomik alt yapı ve kapasiteden söz ediliyor.</p>

<p>Herkes aynı cümleyi kuruyor:<br />
“Türkiye’nin önemi artıyor.”<br />
<br />
Doğrudur, ancak önem artışı, kendi başına güç değildir.<br />
Fırsat, tek başına sonuç üretmez.<br />
Coğrafya, tek başına kader değildir.</p>

<p>Bir ülke ancak güven üretirse merkez olur.<br />
Bir ülke ancak öngörülebilir olursa kalkınma hattı olur.<br />
Bir ülke ancak hukuk inşa ederse finans merkezi olur.<br />
Bir ülke ancak değer üretirse yumuşak güç haline gelir.</p>

<p>Bugün konuştuğumuz her şey; enerji merkezi olmak, üretim ve lojistik üs haline gelmek, finansal çekim alanı oluşturmak, savunma işbirliklerinin odağına yerleşmek, bunların hepsi aslında birer sonuçtur<br />
Kurgulanan sonuçları doğuracak zemin konuşulmadan, temenniler stratejiye dönüşemez.<br />
<br />
Rasyonel zeminin ön şartları ise çok nettir: değerler, ilkeler, normlar ve hukuk içinde inşa edilmiş kurumsal kapasite.</p>

<p>Bir enerji merkezi olmak istiyorsak, boru hatlarından önce güvenilir düzenleyici kurumlara ihtiyacımız var.<br />
Bir finans merkezi olmak istiyorsak, gökdelenlerden önce yatırım iklimine, bağımsız yargıya ihtiyacımız var.<br />
Bir lojistik üs ve üretim merkezi olmak istiyorsak, limanlardan, fabrikalardan önce öngörülebilir kurallara ihtiyacımız var.<br />
Bir yüksek teknoloji üretim havzası olmak istiyorsak, vergi teşviklerinden önce bilim üreten üniversitelere, özgür düşünceye, temel hakların güvence altına alındığı devlet ve hukuk düzenine ihtiyacımız var.</p>

<p>Çünkü sermaye, risk alır ama belirsizlik sevmez.<br />
Teknoloji, teşvikle gelir ama özgürlüklerle kalıcı hale gelir.<br />
Diplomasi, güçten etkilenir ama kalıcı güvene bağlanır.<br />
Jeopolitik, fırsat ve imkan sunar ama kurumsallıkla kalıcılaşır.</p>

<p>Yumuşak güç dediğimiz şey; popüler kültürden ibaret değildir. Yumuşak güç bir ülkenin hukukunun itibarıdır, ihtiyaç duyulan yeni değerlerin üretilmesidir, kurumlarının ciddiyetidir.<br />
Akademisinin özgürlüğüdür, medyasının çoğulculuğudur.<br />
Devlet aklının tutarlılığıdır.<br />
Daha da önemlisi, yarın ne yapacağı tahmin edilebilen bir ülke, bir devlet olabilmektir.</p>

<p>Bugün Türkiye’nin önünde açılan pencere, ekonomik, askeri ya da jeopolitik bir fırsattan ibaret değildir.<br />
Bu, aynı zamanda bir zihniyet testidir.<br />
Biz bu süreci; “önemimiz arttı” diyerek temennilerle mi geçireceğiz, yoksa “önemimizi kalıcı hale getirecek değerleri nasıl inşa ederiz” sorusunu kendimize mi soracağız?</p>

<p>Aydınlara düşen görev, beklenti üretmek değil; rasyonel ve hukuki zemin tartışmaktır.<br />
Siyasete düşen görev, fırsat söylemi değil; kurumsal mimariyi inşa etmektir.<br />
Kamuoyuna düşen görev sonuçları alkışlamak değil; sebepleri tartışmak ve talep etmektir.</p>

<p>Çünkü güçlü devlet, yalnızca caydırıcı olan değil; güven veren devlettir.<br />
Etkili ülke, yalnızca konuşulan değil; ürettiği yumuşak güçle referans alınan ülkedir.<br />
Merkez ülke, yalnızca geçiş noktası değil; karar mekanizmalarının odağında bulunandır.</p>

<p>Türkiye için konuşulan tüm ihtimaller mümkündür. Ama bu ihtimallerin hiçbiri kendiliğinden gerçekleşmez. Jeopolitik rüzgârlar yön değiştirir. Enerji yolları farklılaşır. İttifaklar dönüşür. Kalıcı olan tek şey, kurumların kalitesi ve üretilmiş değerlerin gücüdür.</p>

<p>Bu nedenle bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yeni bir stratejik cümledir:<br />
Türkiye sonuçların peşinden koşan değil; sonuçları üreten, rasyonel zemini inşa eden bir ülke olmalıdır.</p>

<p>Enerji merkezi olmak istiyorsak önce hukuk merkezi olmalıyız.<br />
Finans merkezi olmak istiyorsak önce güven merkezi olmalıyız.<br />
Lojistik merkez olmak istiyorsak önce öngörülebilirlik merkezi olmalıyız.<br />
Bölgesel güç olmak istiyorsak önce değer üreten bir ülke olmalıyız.</p>

<p>Jeopolitik fırsatlar kapıyı çalar.<br />
Kurumsal kapasite kapıyı açar.<br />
Yumuşak güç ise gelen misafiri kalıcı kılar.</p>

<p>Bugün konuşmamız gereken tam da budur:<br />
Türkiye’nin önemi artıyor mu, yoksa Türkiye önem ve norm üretebilecek bir ülkeye dönüşüyor mu?</p>

<p>Bu iki soru arasındaki fark, temenni ile strateji arasındaki farktır.</p>

<p>Artık temenniler değil, rasyonel zemin konuşulmalıdır:<br />
* Manipülasyon ve popülizm tuzağına düşmeyen, kurumsal kapasitesi yüksek bir demokrasi,<br />
* Evrensel hukuk ilkelerine dayalı adalet üreten yargı mekanizmaları,<br />
* Enflasyonu tek hanelere düşürmüş, fiyat ve finansal istikrarını sağlamış,<br />
* Önündeki 15-20 yıl boyunca en az 2 puanı toplam faktör verimliliği kaynaklı, sürdürülebilir % 6-7'lik büyüme hedefi ve ön şartlarını sağlayan bir Türkiye. Saydığımız jeopolitik fırsatlar ve diğer faktörlerle birlikte toplam 4 trilyon $'lık bir ekonomik büyüklüğe ulaşabilecek bir Türkiye...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte o zaman YENİ TÜRKİYE RÖNENSANSI'ndan bahsedebileceğiz.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR </strong>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turkiye-jeopolitik-firsat-kapilarini-acabilecek-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="93997"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bilmediğimiz Bir Zihin Dünyasında Mutlak Hakikatı Temsil İddiasında Bulunmak!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bilmedigimiz-bir-zihin-dunyasinda-mutlak-hakikati-temsil-iddiasinda-bulunmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bilmedigimiz-bir-zihin-dunyasinda-mutlak-hakikati-temsil-iddiasinda-bulunmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan zihninin sınırsız karmaşıklığı karşısında mutlak hakikat iddiası mümkün mü? Bilim, bilinç, nörobilim ve dogmatik düşünce üzerine derin bir analiz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsanı anlamaya çalışıyoruz.<br />
Ama elimizdeki veriler, aslında ne kadar az şey bildiğimizi gösteriyor.<br />
Bugün nörobilim bize şunu söylüyor: İnsan beyni yaklaşık 86 milyar nörondan oluşuyor. Bu nöronların her biri binlerce bağlantı kuruyor. Ortaya çıkan bağlantı sayısı, evrendeki yıldız sayısından bile daha büyük olabilecek bir karmaşıklık üretiyor.</p>

<p>Bu devasa sistemin nasıl çalıştığını çözmeye çalışıyoruz. Ama henüz yolun çok başındayız.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim insanları, tüm sinir sistemi yalnızca 302 nörondan oluşan bir solucanın beyin bağlantılarını ancak yakın zamanda tam olarak haritalayabildi. Buna rağmen bu basit organizmanın davranış ve farklı tercihlerini eksiksiz biçimde matematiksel bir modele dökebilmiş değiliz.</p>

<p>Daha da çarpıcısı: yaklaşık 140 bin nörona sahip meyve sineğinin beyni 2024 yılında ilk kez tamamen haritalandı. Bu, bilim tarihinin en büyük beyin haritalama başarısı olarak kabul ediliyor. Ama bu harita bile sineğin davranış ve tercihlerini tam olarak açıklamaya yetmiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle:<br />
Bir meyve sineğinin zihnini bile tam olarak çözememiş durumdayız.</p>

<p>Buna karşılık insan, 86 milyar nöronluk bir sistemle düşünür, planlar, karar verir, inanır, şüphe eder, korkar, umut eder. Bugün itibariyle bu karmaşık sistemin nasıl bilinç ürettiğini hâlâ bilmiyoruz.<br />
Bu noktada temel bir soru ortaya çıkıyor:<br />
Kendi zihnimizin nasıl çalıştığını bilmezken, mutlak hakikati temsil etmek iddiasında bulunabilir miyiz?</p>

<p>Kaynağı felsefi, dini veya ideolojik olsun fark etmez; dogmatik düşünce tam olarak burada devreye giriyor.<br />
Bilgi eksikliğimizi ilhamla, sezgiyle dolduruyoruz.<br />
Belirsizlik kaygımızı inançla kapatıyoruz.<br />
Bilinmeyeni ise "hikmet" çıkarımı veya ön kabullerle kesinlik olarak sunuyoruz.</p>

<p>Mitolojik düşünme döneminin mutlaklıkları sonrası milentumların belirgin özelliği şuydu:<br />
Bilmediğimiz şeyleri açıklamak için; felsefi okullar, dini öğretiler ve ideolojik ön kabullerden hareketle olanı ve olacak olanları kapsayacak şekilde kesin doğrular ilan etmek.<br />
Bugün bilim tam tersini yapıyor.<br />
Bilim, bildiklerinden çok bilmediklerini büyütüyor.<br />
Her keşif, yeni bir cehalet alanı açıyor.<br />
Her ilerleme, mutlaklık iddiamızı biraz daha zayıflatıyor.</p>

<p>Bu nedenle bilimsel düşünce doğası gereği mütevazıdır.<br />
Dogmatik düşünce ise doğası gereği taşkın ve kibirlidir.<br />
Bilim “bilmiyoruz” der.<br />
Dogmatik “kesin biliyoruz” der.<br />
Bilim soru sorar.<br />
Dogmatik hazır cevaplar verir.<br />
Bilim ihtimallerle konuşur.<br />
Dogmatik mutlak doğruyu bildiği iddiasıyla konuşur.</p>

<p>Oysa insan zihni ihtimallerden oluşur.<br />
Kararlarımız, tercihlerimiz nöronlar arası bağlantıların sürekli değişen dinamiklerinden doğar.<br />
Bugün doğru bildiğimiz şey, yarın yanlış çıkabilir.<br />
Bugün kesin dediğimiz şey, yarın revize edilebilir.<br />
Bu bir zayıflık değil; insanlığın en büyük gücüdür.</p>

<p>Çünkü kesinlik ilerlemeyi durdurur.<br />
Şüphe ise düşünceyi canlı tutar.<br />
Evren hakkında bilgimiz sınırlı.<br />
Bilinç hakkında bilgimiz çok sınırlı.<br />
İnsan hakkında bilgimiz daha da sınırlı.</p>

<p>Bu durumda geleceğe dair mutlak öngörülerde bulunmak, bilimsel bir faaliyet değil; anlam üretme çabasıdır.<br />
Bu çaba değerlidir, ama asla kesin değildir.<br />
Belki de insanlık için en sağlıklı zihinsel tutum şudur:<br />
Kesin inanç yerine güçlü ama geçici kanaatler.<br />
Mutlak doğrular yerine test edilebilir fikirler.<br />
Dogmalar yerine sürekli revizyon.</p>

<p>Çünkü 302 nöronlu bir solucanı bile tam anlamamış bir türün, 86 milyar nörona sahip insan beyni ve zihni adına mutlak hakikat ilan etmesi, bilgiden çok inanca, bilimden çok mitolojiye, akıldan çok dogmaya yakındır.</p>

<p>Belki de YENİ TÜRKİYE AYDINLANMASI döneminde gerçek bilgelik, bildiklerimizin değil, bilmediklerimizin büyüklüğünü fark ettiğimiz yer ve anda başlayacaktır.</p>

<p>Çünkü düşünüyor veya tasavvur ediyorum ki, Allah'ın en büyük nimet ve ayeti; KAİNAT BİLGİSİ OLAN BİLİM ve AKILDIR...</p>

<p>İyi pazarlar dileklerimle arz ederim...</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bilmedigimiz-bir-zihin-dunyasinda-mutlak-hakikati-temsil-iddiasinda-bulunmak</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="15331"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/mustafa_kemal_ataturkun_31003_800.jpg" type="image/jpeg" length="86763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Oktay Sinanoğlu kimdir? İşte Oktay Sinanoğlu hakkında merak ettiğiniz her şey...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/425981.jpg" type="image/jpeg" length="10676"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL'DAKİ EN İYİ 10 MİMAR SİNAN ESERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/01_4.jpg" type="image/jpeg" length="69910"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 yıl önce İstanbul]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/100-yil-once-istanbul-national-geographic-istanbul-1608963.jpg" type="image/jpeg" length="79532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[vw 1200 64AV835 Restorasyon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Feb 2017 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/20150111_140443.jpg" type="image/jpeg" length="65895"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİNENİN AKSİNE ÇABUK ACIKTIRAN 8 YİYECEK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek_x_14786_b.jpg" type="image/jpeg" length="87412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANGİ İLAÇLA NE YENMEZ? DİKKATLİ OLMAMIZ GEREKEN 8 BESİN]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken_x_57923_b.jpg" type="image/jpeg" length="86332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER'E DENİZLİ'DEN ANLAMLI HEDİYE]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:26:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/2021083.jpg" type="image/jpeg" length="94656"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER KİMDİR?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Jan 2016 17:41:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/111.jpeg" type="image/jpeg" length="72893"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KIŞ AYLARINDA ISINMAK İÇİN 20 SÜPER ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Nov 2015 14:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-oneri_x_16537_b.jpg" type="image/jpeg" length="24781"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
