<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 11 Oct 2026 14:29:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ne Ekersek Onu Biçeriz: Siyasette Gönül Bağı ve İstanbul’un Ruhu]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ne-ekersek-onu-biceriz-siyasette-gonul-bagi-ve-istanbulun-ruhu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ne-ekersek-onu-biceriz-siyasette-gonul-bagi-ve-istanbulun-ruhu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel, Siyasette gönül bağı, sevgi ve karşılıksız hizmetin önemini anlatan Sabri Şenel, Ümraniye’den İstanbul’a uzanan birlik, beraberlik ve vefa anlayışı ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><img alt="✍️" height="16" referrerpolicy="origin-when-cross-origin" src="https://static.xx.fbcdn.net/images/emoji.php/v9/te2/1/16/270d.png" width="16" /> | <span style="color:#2980b9"><strong>Sabri ŞENEL yazdı...</strong></span></p>

<p>İstanbul… Anadolu’dan Balkanlar’a, Kafkaslar’dan dünyanın dört bir yanına uzanan yeni ilişkiler ağının, tarihin ve sosyolojinin yüzleştiği o büyük ufuk çizgisi. Bu devasa metropolün kalbinde ise farklı sosyal kesimlerden gelen insanlarımızın renkleriyle ve tonlarıyla buluştuğu, toplumsal fay hatlarımızın kesiştiği ama aynı zamanda yeni umutların yeşerdiği bir umut kapısı var: Ümraniye.</p>

<p>Burası sadece bir ilçe, bir yurt köşesi değil; önyargıların gerçeklerle yüzleştiği, birlikte yaşama iradesinin sınandığı büyük bir hayat sahnesidir. Bizler, bu sahnede geleceği inşa etme sorumluluğunu omuzladık. Siyaseti hiçbir zaman etnik kimlik, mezhep veya değerler istismarı üzerinden değerlendirmedik. Bizim için siyaset, insanın uhrevi ve dünyevi hesabının görüleceği bir sınav adresiydi.</p>

<p><strong>Makam Değil, Gönül Siyaseti</strong></p>

<p>Yola çıkarken bir sözümüz vardı: İnsanımızı baş tacı edeceğiz. İnanç, etnik köken, mezhep, hemşehricilik veya siyasi görüş ayrımı yapmadan, imtiyaz hatasına düşmeden herkesi birinci sınıf ve eşit kabul ettik. Sünni, Alevi, Boşnak, Arnavut, Roman, Kürt demeden hep birlikte yüce Türk milleti olduğumuzu haykırdık.</p>

<p>Çoğu zaman aç ve susuz, koşuşturma içinde yalnızca bir simit yiyerek, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle sokak sokak yürüdük. Hedefimiz sandıkları değil, gönül kapılarını aşmaktı.</p>

<p>Bu şehri ve bu ülkeyi karşılıksız sevdik. Geriye dönüp baktığımda üç dönem belediye başkan adaylığı, yedi dönem milletvekili adaylığı ve dört dönem ilçe başkanlığı gibi süreçlerde layıkıyla var olma çabamızı görüyorum. Gece gündüz demeden sahada olduk.</p>

<p>Belki sonuçlarda bazen kaybettik ama asıl büyük resmi, o gönül kapılarından içeri girdiğimizde kazandık. Şehrin bize verdiği en büyük madalya makamlar değil, insanların gönlündeki “ağabey, kardeş, komşu, dost” unvanı oldu.</p>

<p><strong>“Onuncu Köy”ün Yolcusu Olmak</strong></p>

<p>Siyasetin cilvesidir; kenarda durduğunuzda bile anketlerle test edilirsiniz. Bizler de bilgimiz dışında test edildik ve beşer olarak gurur verici ikbal teklifleri aldık. Ancak mütevazılığı elden bırakmadan, ilkeli duruşumuza uymayan hiçbir teklife “evet” demedik.</p>

<p>Yakın dostlarımız şahittir; biz ülkemize ve insanımıza hizmet etmekten asla kaçınmadık. Başımızı değil, gövdemizi taşın altına koyduk. Ancak hiçbir zaman “keser gibi hep kendine yontan” benmerkezci anlayışın esiri olmadık.</p>

<p>Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali, zaman zaman öteki ilan edildik, itildik ve kakıldık. Konjonktür gereği yalnızlığa itildiğimiz anlar oldu ama doğruları söylemekten, “onuncu köylü” olmaktan asla imtina etmedik.</p>

<p>Yazdığımız, çizdiğimiz ve konuştuğumuz her şey ortada. Çok şükür, zaman bizi hep haklı çıkardı.</p>

<p><strong>Hasat Zamanı: Alemdağ Caddesi’nde Yürürken…</strong></p>

<p>Geçtiğimiz günlerde Alemdağ Caddesi’nde yürürken karşılaştığım tablo gözlerimi yaşarttı. İnsanlarımızın gösterdiği samimi ilgi, sıcak karşılama, ardı arkası kesilmeyen iltifatlar ve çay davetleri…</p>

<p>İşte o an bir kez daha anladım: Biz bu sokaklara sevgi ektik, saygı ektik, muhabbet ektik. Bugün ektiğimizi biçiyoruz.</p>

<p>Bizim dünyamızda ötekileştirme yoktur. Oy verenle vermeyenin ayrımını hiç yapmadık. Günün sonunda hem oy verenlerin hem de vermeyenlerin gözdesi olduk. Çünkü sonuç, sandıktan çıkan oy pusulaları değil, insanlara dokunabilmektir. Adımızın, belki yüzümüzü bile tanımayan insanlar tarafından dilden dile sevgiyle dolaşmasıdır asıl zafer.</p>

<p><strong>Sultan Süleyman’a Kalmayan Dünya</strong></p>

<p>Bugün siyasi faaliyetlerin en ön safında aktif olarak görünmesek de namuslu her insanı seviyor, doğru kimden gelirse gelsin yanında, yanlış kimden gelirse gelsin karşısında durmaya devam ediyoruz.</p>

<p>Aklı, bilimi, hukuku, demokrasiyi, millî ve manevi değerleri yol haritamız yapmaktan bir milim sapmadık. “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” ilkesinden şaşmadık.</p>

<p>Teşekkürler Ümraniye! Teşekkürler İstanbul! Teşekkürler Türkiye!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu can bu bedende olduğu müddetçe, bu mübarek topraklara hizmet bir ibadet aşkıyla sürecektir. Bu ülke, helal lokma için ter döken ve vatan için can veren insanlar sayesinde ayaktadır. Biz de bu emaneti, bu ilkeli duruşla gelecek nesillere devredeceğiz.</p>

<p>Yunus Emre’nin o eşsiz çağrısıyla seslenmek isterim:</p>

<p>“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”</p>

<p>Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünyada gelin, hep birlikte birlik olalım, zoru kolay kılalım. Birlikte hayır, ayrılıkta azap vardır. Bu ülke hepimize yeter.</p>

<p>En kalbi duygularımla tüm gönül dostlarını selamlıyor, bağrıma basıyorum.</p>

<p>Hoşça kalın, dostça kalın, sağlık ve huzurla kalın…</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ne-ekersek-onu-biceriz-siyasette-gonul-bagi-ve-istanbulun-ruhu</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 18:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/ne-ekersek-onu-biceriz-siyasette-gonul-bagi-ve-istanbulun-ruhu-sabri-senel.jpg" type="image/jpeg" length="28402"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mısır Seyahatim ve Muhammed Salah: Bir Futbolcudan Daha Fazlası]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/misir-seyahatim-ve-muhammed-salah-bir-futbolcudan-daha-fazlasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/misir-seyahatim-ve-muhammed-salah-bir-futbolcudan-daha-fazlasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ernail Koç, 2025 Mısır seyahatindeki ekonomik ve kültürel gözlemlerini, Kahire'deki dönüşümü ve Muhammed Salah'a duyulan büyük ilginin nedenlerini anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Ernail Koç</strong>, Kasım 2025'te gerçekleştirdiği bir haftalık <strong>Mısır seyahatinde</strong> ülkenin ekonomisinden tarımına, turizm yatırımlarından tarihî eserlerine kadar birçok konuda gözlemlerini aktardı. Koç, seyahat sırasında özellikle Mısır'ın ekonomik yapısı, Nil boyunca uzanan tarım arazileri, petrol ve doğal gaz üretimi, turizm yatırımları ve tarihî mirasın korunmasına yönelik çalışmaları inceledi.</p>

<p>Koç'un dikkatini çeken konulardan biri de Mısır'ın dünyaca ünlü futbolcusu <strong>Muhammed Salah</strong> oldu. Salah'ın ülkede gördüğü yoğun ilginin nedenini başlangıçta farklı değerlendiren Koç, daha sonra futbolcunun sergilediği davranışları gördükçe bu kanaatinin değiştiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MISIR SEYAHATİNDE EKONOMİ VE ÜRETİM GÖZLEMLERİ</strong></p>

<p>Mesleği gereği seyahat ettiği ülkelerde ekonomik konulara daha fazla dikkat ettiğini belirten Koç, Mısır'da da özellikle <strong>Nil boyunca uzanan tarım arazileri ve sulama sistemleri</strong> ile petrol ve doğal gaz üretim ve dağıtım bölgelerini inceledi.</p>

<p>Türkiye'deki üretici firmaların neden fabrikalarını Mısır'a taşıdıkları ve bunun hangi avantajları sağladığı da Koç'un merak ettiği konular arasında yer aldı.</p>

<p>Koç, seyahati sırasında özel sohbetler ve gayriresmî görüşmeler yoluyla Mısır'ın idari yapısı hakkında da bilgi edinmeye çalıştığını belirtti.</p>

<p><strong>TARİH, KÜLTÜR VE BİLİMSEL ÇALIŞMALAR</strong></p>

<p>Mısır seyahatinde tarihî ve kültürel konuların da önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Koç; <strong>Cemal Abdülnasır'ın kabri</strong>, Enver Sedat'ın suikasta uğradığı gösteri alanı, El Cezire Üniversitesi, papirüsün yapılışı ve Mısır'ın önemli sanatçılarından Ümmü Gülsüm'ün müziği gibi birçok konuyla ilgilendiğini aktardı.</p>

<p>Koç, bunun yanında Mısır'ın tarihî mirasına yönelik çalışmalarını da yakından gözlemlediğini belirtti.</p>

<p><strong>TARİHÎ ESERLER PROFESYONELCE SERGİLENİYOR</strong></p>

<p>Koç'a göre Mısır'da turizm yatırımlarının yanı sıra tarihî eserlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda da önemli çalışmalar yapılıyor.</p>

<p>Ülkenin yeni müzeler inşa ettiğini, tarihî eserlerini profesyonel bir anlayışla sergilediğini belirten Koç, Mısır'ın tarih konusunda dünyanın farklı ülkelerindeki bilim insanlarıyla kurduğu bilimsel araştırma, çalışma ve diyaloglara da şahit olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YENİ KAHİRE İNŞA EDİLİYOR</strong></p>

<p>Koç'un dikkatini çeken bir başka konu ise Mısır'ın yeni şehirleşme çalışmaları oldu.</p>

<p><strong>Şarm El-Şeyh</strong> ve <strong>Hurgada</strong> gibi yeni turizm şehirlerinin yanı sıra özellikle Kahire'nin dışında yepyeni ve lüks konutların, spor sahalarının, kültür merkezlerinin, hastanelerin, okul binalarının, park ve bahçelerin yer aldığı modern bir şehir inşa edildiğini belirtti.</p>

<p>Koç, bu çalışmaların Kahire'nin gelecekteki dönüşümüne ilişkin önemli bir işaret olduğunu düşünüyor.</p>

<p><strong>KAHİRE AÇIK HAVA MÜZESİNE DÖNÜŞEBİLİR</strong></p>

<p>Koç, yapılan yeni şehirleşme çalışmalarından hareketle mevcut Kahire'nin tarihî eserleriyle korunarak adeta bir <strong>açık hava müzesi</strong> hâline getirileceği kanaatinde olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>MISIR'DA MUHAMMED SALAH'A BÜYÜK İLGİ</strong></p>

<p>Koç'un Mısır seyahatinde dikkatini çeken konulardan biri de <strong>Muhammed Salah</strong> oldu.</p>

<p>Mısır'da tarihî eserlerin biblolarından hediyelik turistik eşyalara kadar pek çok ürünün bulunduğunu belirten Koç, bunların arasında Muhammed Salah'a ait bibloların, seramiklerin, fotoğrafların ve çok sayıda farklı objenin de yoğun biçimde yer aldığını aktardı.</p>

<p>Koç, bir futbolcuya gösterilen bu denli büyük ilginin başlangıçta yalnızca fanatiklikle açıklanamayacağını düşündüğünü belirterek, bunu “geri kalmış ülke psikolojisi” şeklinde değerlendirdiğini ifade etti.</p>

<p>Ancak daha sonra Muhammed Salah'ın davranışlarını gördükçe bu düşüncesinin değiştiğini dile getirdi.</p>

<p><strong>MUHAMMED SALAH'IN DAVRANIŞI FİKRİMİ DEĞİŞTİRDİ</strong></p>

<p>Koç, Dünya Futbol Şampiyonası'nda Arjantin karşısında Mısır Millî Takımı'nın haksızlığa uğradığını düşündüğü bir karşılaşmanın ardından yaşananları hatırlattı.</p>

<p>Maç sonunda teknik direktörün olay çıkarmasına rağmen <strong>Muhammed Salah'ın ağırbaşlılığını ve sükûnetini hiç bozmamasının</strong>, rakip futbolcularla tebrikleşerek sahadan ayrılmasının kendisini çok etkilediğini belirtti.</p>

<p>Bu davranışın ardından Salah'ı daha dikkatli takip etmeye başladığını ifade eden Koç, taraftarı olduğu <strong>Trabzonspor'a transfer olmasıyla</strong> birlikte futbolcuyu daha yakından tanıma ve takip etme imkânı bulduğunu söyledi.</p>

<p><strong>“FUTBOLCULUĞUNU BEN KONUŞMAYACAĞIM”</strong></p>

<p>Muhammed Salah'ın futbolculuğu hakkında değerlendirme yapmak istemediğini belirten Koç, Türkiye'de futbolun zaten fazlasıyla konuşulduğunu ifade etti.</p>

<p>Koç, Salah'ın futbolculuk başarısının ötesinde, bir ülkeyi temsil edebilecek güzel vasıflara sahip olmasının Mısırlıların ona neden bu kadar değer verdiğini daha iyi anlamasını sağladığını belirtti.</p>

<p><strong>“ZEKİ, ÇEVİK VE AYNI ZAMANDA AHLAKLI”</strong></p>

<p>Koç, Muhammed Salah'ı Mustafa Kemal Atatürk'ün sporcularla ilgili sözleriyle değerlendirerek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.”</p>

<p>Koç, Salah'ın davranışlarının bu anlayışa uygun olduğunu belirterek, dünyada ve Türkiye'de bütün sporcuların onu örnek almasını diledi.</p>

<p><strong>Ernail Koç</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/misir-seyahatim-ve-muhammed-salah-bir-futbolcudan-daha-fazlasi</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 11:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/misir-seyahatim-ve-muhammed-salah-bir-futbolcudan-daha-fazlasi.jpg" type="image/jpeg" length="81836"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ernail Koç Yazdı: Gürcistan Seyahatinden Batum, Tiflis ve Ahıska Türkleri Üzerine Notlar]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ernail-koc-yazdi-gurcistan-seyahatinden-batum-tiflis-ve-ahiska-turkleri-uzerine-notlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ernail-koc-yazdi-gurcistan-seyahatinden-batum-tiflis-ve-ahiska-turkleri-uzerine-notlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ernail Koç, Haziran 2025 Gürcistan seyahatindeki Batum, Tiflis, Mestia ve Gori gözlemlerini; Ahıska Türkleri, AB üyeliği ve yatırım fırsatlarını anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ernail Koç, Haziran 2025'te gerçekleştirdiği Gürcistan seyahati sırasında Batum, Tiflis, Mestia ve Gori'de yaptığı gözlemleri kaleme aldı. Koç, özellikle babasının Cumhuriyet'in ilk yıllarında çalışmak için gittiği Batum'u ziyaret ederek geçmişin izlerini aradığını, ancak şehrin bugün büyük ölçüde değiştiğini ifade etti.</p>

<p>Koç, yazısında Batum'un hızlı değişimi, Tiflis'in tarihî dokusu, Mestia'nın doğal güzellikleri, Enguri Barajı, Ahıska Türkleri ve Gürcistan'ın gelecekteki AB üyeliği ihtimaline ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.</p>

<p><strong>BABASININ ANILARINI İZLEMEK İÇİN GÜRCİSTAN'A GİTTİ</strong></p>

<p>Koç, Gürcistan seyahatinin kişisel bir hatıraya dayandığını belirterek, rahmetli babasının ve arkadaşlarının Cumhuriyet'in ilk yıllarında çalışmak amacıyla Batum'a gittiklerini ve yaşadıkları anıları kendilerine anlattıklarını ifade etti.</p>

<p>Nazan Bekiroğlu'nun <i>Nar Ağacı</i> adlı romanında da seferberlik döneminde Karadeniz bölgesinden bu bölgelere göç eden insanların yaşadığı çilelerin anlatıldığını hatırlatan Koç, babasının yaşadığı yerleri görmek ve anılarını yerinde yaşamak amacıyla Haziran 2025'te Gürcistan'ı ziyaret ettiğini belirtti.</p>

<p><strong>BATUM: GEÇMİŞTEN BUGÜNE BÜYÜK DEĞİŞİM</strong></p>

<p>Koç'a göre bugün Batum, babasının anlattığı Batum'dan oldukça farklı.</p>

<p>Şehrin yüksek binaları, eğlence mekânları, kumarhaneleri ve lüks otomobilleriyle büyük bir değişim geçirdiğini belirten Koç, Batum'u “Monaco yolunda bir Batum” olarak tanımladı.</p>

<p>Koç, şehirdeki dönüşümle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>“Belli ki küresel meşru ve gayrimeşru sektörler orayı mekân edinmişler.”</p>

<p><strong>TİFLİS TARİHÎ DOKUSUNU KORUYOR</strong></p>

<p>Gürcistan'ın başkenti Tiflis'i de değerlendiren Koç, şehrin geleneksel yapısını ve tarihî eserlerini koruyarak ve restore ederek daha düzenli büyüdüğünü ifade etti.</p>

<p>Koç, Tiflis'i daha sakin ve güzel bir şehir olarak nitelendirdi.</p>

<p><strong>MESTİA DOĞASI VE TARİHÎ DOKUSU İLE DİKKAT ÇEKİYOR</strong></p>

<p>Koç'un seyahatinde dikkatini çeken bölgelerden biri de Mestia oldu.</p>

<p>Doğallığını büyük ölçüde koruyan bölgeyi İsviçre tarzında değerlendiren Koç, Mestia'nın yeşili, tarihî eserleri ve sakin yapısıyla mutlaka görülmesi gereken bir bölge olduğunu belirtti.</p>

<p>UNESCO tarafından da korunan bölgede yolların yeni yeni genişletildiğini ifade eden Koç, Mestia'yı tam anlamıyla bir dinlenme bölgesi olarak tanımladı.</p>

<p><strong>ENGURİ BARAJI</strong></p>

<p>Koç, bölgenin doğal güzelliklerinin yanı sıra Enguri Nehri üzerindeki hidroelektrik baraja da dikkat çekti.</p>

<p>271,5 metre yüksekliğindeki Enguri Barajı'nın, dünyadaki en yüksek ikinci beton kemer barajı özelliğini taşıdığını belirtti.</p>

<p><strong>AHISKA TÜRKLERİNİN YAŞADIĞI MESHETİ BÖLGESİNE GİDİLEMEDİ</strong></p>

<p>Koç'un Gürcistan seyahatinde en fazla merak ettiği bölgelerden biri ise Ahıska Türklerinin yaşadığı Mesheti bölgesi oldu.</p>

<p>Ancak bu bölgeyi ziyaret etme fırsatı bulamadığını belirten Koç, özellikle 14 Kasım 1944'te Stalin tarafından hayvan vagonlarıyla sürgüne gönderilen Ahıska Türklerinin yaşadığı acıları ilk elden dinlemek istediğini ifade etti.</p>

<p>Koç, soydaşlarının bugün sahip olduğu hakları, hukuklarını ve yaşam koşullarını kendilerinden dinleyerek sohbet etmek istediğini ancak bunun kısmet olmadığını belirtti.</p>

<p><strong>GORİ'DE STALİN MÜZESİ</strong></p>

<p>Gürcistan'ın Gori şehrinde Stalin'in doğduğu evin müzeye dönüştürüldüğünü aktaran Koç, Stalin'in meşhur yeşil vagonunun da müzede sergilendiğini ifade etti.</p>

<p>Koç'un aktardığına göre, yeşil vagonun müzeye taşınması sırasında saldırıya uğrama endişesi nedeniyle vagon, geçtiği bölgelerde daha az dikkat çekmesi amacıyla geceleri taşınarak müzeye yerleştirildi.</p>

<p><strong>GÜRCİSTAN'IN AB VE NATO GELECEĞİ</strong></p>

<p>Koç, Gürcistan'ın Batı ve özellikle ABD açısından NATO ve Avrupa Birliği üyeliği konusunda da değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Gürcistan'ın NATO ve AB'ye alınmasındaki amaçlardan birinin Rusya'yı çevrelemek olup olmadığını uzun zamandır merak ettiğini belirten Koç, aynı zamanda Gürcistan'ın Batı açısından bir “külfet” oluşturup oluşturmayacağını da sorguladığını ifade etti.</p>

<p>Ancak seyahati sırasında yaptığı gözlemler sonucunda farklı bir kanaate ulaştığını belirten Koç, Gürcistan'ın eğitim ve altyapı açısından problemsiz bir ülke olduğunu ve eninde sonunda Avrupa Birliği üyesi olacağı kanaatine vardığını dile getirdi.</p>

<p><strong>AB ÜYELİĞİ KONUSUNDA GÜRCİSTAN'IN YAKLAŞIMI</strong></p>

<p>Koç, Gürcistan'ın AB üyeliğiyle ilgili mevcut sorunlardan birinin, AB'nin sağladığı yardımların hangi yatırımlarda kullanılacağı konusunda yaşanan anlaşmazlık olduğunu değerlendirdi.</p>

<p>Koç'a göre AB'nin yaklaşımı, verilen yardımların belirlenen yatırımlarda kullanılması yönündeyken Gürcistan yönetimi, yapılacak yatırımlara kendisinin karar vermesi gerektiğini savunuyor.</p>

<p>Koç, Gürcistan yönetiminin bunu, aksi yöndeki yaklaşımın özgürlüğe müdahale olduğu şeklinde değerlendirdiğini belirtti.</p>

<p><strong>GÜRCİSTAN GELECEKTE TÜRK YATIRIMCILAR İÇİN FIRSAT OLABİLİR</strong></p>

<p>Koç, Gürcistan'ın gelecekte AB'ye üye olması hâlinde Türkiye açısından yeni bir durum ortaya çıkabileceğini düşünüyor.</p>

<p>Yunanistan ve Bulgaristan'ın AB üyesi olması nedeniyle bugün bu ülkelere vizeyle gidildiğini hatırlatan Koç, Gürcistan'ın da gelecekte AB üyesi olması hâlinde bugün nüfus cüzdanıyla girilebilen ülkeye vize uygulamasının gündeme gelebileceği değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Bu nedenle Türk iş insanlarının şimdiden Gürcistan'daki yatırım fırsatlarını değerlendirmeleri gerektiğini belirten Koç; tarım, hayvancılık, kış turizmi ve nehir taşımacılığının avantajı nedeniyle orman ürünleri alanlarını özellikle öne çıkardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Koç, Türk iş insanlarının bu alanlarda şimdiden yatırım yapmalarında fayda olduğunu ifade etti.</p>

<p>Ernail Koç</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, DÜNYA</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ernail-koc-yazdi-gurcistan-seyahatinden-batum-tiflis-ve-ahiska-turkleri-uzerine-notlar</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/ernail-koc-yazdi-gurcistan-seyahatinden-batum-tiflis-ve-ahiska-turkleri-uzerine-notlar-1.jpg" type="image/jpeg" length="58388"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Toprak Hattı Grubu’ndan Kamuoyuna Duyuru: “Hükümet Vatandaşın Çığlığını Duysun”]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/toprak-hatti-grubundan-kamuoyuna-duyuru-hukumet-vatandasin-cigligini-duysun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/toprak-hatti-grubundan-kamuoyuna-duyuru-hukumet-vatandasin-cigligini-duysun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toprak Hattı Grubu, ekonomi, güvenlik, eğitim, emekliler, 131 fon ve “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Toprak Hattı Grubu</strong>, ülke yönetimindeki sorunlara ilişkin kamuoyuna bir duyuru yayımladı. “Tespitler” ve “Temenniler” başlıkları altında yapılan değerlendirmede; <strong>Terörsüz Türkiye süreci, 15 Temmuz, ekonomi, tarım, eğitim, gençlerin geleceği, emeklilerin durumu, borsa ve 131 fonun tasfiyesi</strong> gibi başlıklara ilişkin eleştiriler dile getirildi.</p>

<p>Grup, yönetimde birçok konuda geç kalındığını, gerekli önlemlerin zamanında veya yeterli düzeyde alınmadığını savundu. Açıklamada hükümete ve muhalefete yönelik eleştirilerin yanı sıra, ülkenin içinde bulunduğu sorunlardan çıkış için siyasi aktörlere çağrı yapıldı.</p>

<p><strong>TOPRAK HATTI GRUBU’NDAN “GEÇ KALINIYOR” ELEŞTİRİSİ</strong></p>

<p>Toprak Hattı Grubu, açıklamasının “Tespitler” bölümünde Türkiye'nin uzun süredir birçok konuda gerekli tedbirleri zamanında alamadığını ileri sürdü.</p>

<p>Açıklamada, “Bir zamandır ülke yönetiminde hep geç kalınıyor. Gerekli önlemler ya alınmıyor veya sonradan ya da yetersiz alınıyor.” ifadelerine yer verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Grup, olumsuzluklar yaşandıktan sonra gerekli görülmesi hâlinde çeşitli adımlar atıldığını ve bunların da “dostlar alışverişte görsün” anlayışıyla yapılan gösterilere dönüştüğünü savundu.</p>

<p><strong>“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Açıklamada <strong>PKK terör örgütü</strong> ve <strong>“Terörsüz Türkiye”</strong> sürecine de yer verildi.</p>

<p>Toprak Hattı Grubu, PKK'nın geçmişte ülkeye büyük kayıplar yaşattığını belirterek, gelinen noktada örgütün tasfiye edilmesine yönelik sürecin yürütüldüğünü ifade etti.</p>

<p>Açıklamada, olması gerekenin örgüt mensuplarının pişmanlıklarını bildirerek teslim olmaları, devlet ve milletten af dilemeleri ve devletin de gereğini yapması olduğu savunuldu.</p>

<p>Grup, süreçte yaşandığını belirttiği belirsizlikler, pazarlık ve talepler ile zaman zaman gündeme gelen saklı niyetler ve süreçle ilgili komisyona kanunla dokunulmazlık sağlanması gibi hususların toplumda tereddüt ve kaygıya neden olduğunu ileri sürdü.</p>

<p><strong>15 TEMMUZ VE GÜVENLİK POLİTİKALARI ELEŞTİRİSİ</strong></p>

<h3>“15 Temmuz'da geç kalındı”</h3>

<p>Toprak Hattı Grubu, <strong>15 Temmuz</strong> sürecinde geç kalındığını ve bunun ciddi sonuçlar doğurduğunu savundu.</p>

<p>Açıklamada, 251 kişinin hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin hapse girdiği ve işini kaybettiği ifade edildi.</p>

<p>Açıklamada çocukların güvenliği ve suç örgütleri de gündeme getirildi. Bir çocuğun okul baskını sonrasında güvenlik önlemlerinin alındığı, ancak bugün daha küçük yaştaki çocukların okullara uzun namlulu silahlarla geldiğinin görüldüğü savunuldu.</p>

<p>Toprak Hattı Grubu, çocukların <strong>mafya ve çetelerin mağduru</strong> olduğunu belirterek uyuşturucu, dijital kumar, alkol ve fuhuşun ulaştığı boyutun polis operasyonlarıyla fark edildiğini ileri sürdü.</p>

<p><strong>EKONOMİYE İLİŞKİN ELEŞTİRİLER</strong></p>

<p>Toprak Hattı Grubu, <strong>enflasyonun düşürülemediğini ve ekonominin zor durumda olduğunu</strong> savundu.</p>

<p>Açıklamada, tarımla uğraşanların maliyetine çalıştığı belirtilirken Amik Ovası'ndaki biberin üreticiden 20 liraya çıkmasına rağmen tüketiciye 60 liraya ulaştığı ifade edildi.</p>

<p>Grup ayrıca <strong>10 yıldır hal yasası çıkarılmadığını</strong> ileri sürdü.</p>

<p><strong>GENÇLERİN VE EMEKLİLERİN EKONOMİK SORUNLARI</strong></p>

<p>Açıklamada eğitim sistemi ve gençlerin geleceğine ilişkin değerlendirmeler de yer aldı.</p>

<p>Toprak Hattı Grubu, uzun yıllar boyunca uygulanan eğitim programlarının ardından gençlerin sınavlarla hayattan koparıldığını veya asgari ücret seviyesinde, açlık sınırının altında bir gelirle yaşamaya çalıştığını savundu.</p>

<p>Açıklamada milyonlarca gencin evlenip çocuk sahibi olmayı dahi hayal edemediği ifade edildi.</p>

<p><strong>Emeklilerin ekonomik durumuna</strong> da dikkat çekilen açıklamada, yaklaşık 20 bin lira maaş alan milyonlarca emeklinin “Yoksul olmak istiyoruz!” sloganı attığı belirtildi.</p>

<p>Toprak Hattı Grubu, doğum gününde torununa oyuncak alamayan bir emeklinin intihar ettiğini ve emekli bir profesörün bugün yoksulluk sınırının altında maaş aldığını savundu.</p>

<p><strong>131 FON VE BORSA TARTIŞMASI</strong></p>

<p>Açıklamanın önemli başlıklarından biri de <strong>borsa ve fon krizi</strong> oldu.</p>

<p>Toprak Hattı Grubu, Maliye Bakanı'nın bir yıl önce borsada manipülasyon olduğunu söylediğini, buna rağmen herhangi bir önlem alınmadığını ileri sürdü.</p>

<p>Açıklamada, sonrasında <strong>131 fon hesabı üzerinden 455 bin yatırımcının karıştığı bir fon krizi yaşandığı</strong> ve bunun sonucunda yaklaşık iki milyon mağdurun söz konusu olduğu iddia edildi.</p>

<p>Grup, yaşanan gelişmelerin <strong>borsanın itibar kaybetmesine</strong> ve borsadaki kaybın yaklaşık 20 milyar dolar seviyesine ulaşmasına neden olduğunu savundu.</p>

<h3>“Kimdir bu korunmuş, bilgi sızdırılmış hatırlı kişiler?”</h3>

<p>Açıklamada, yaklaşık 15 bin yatırımcının zamanında parasını çektiğinin söylendiği belirtilerek şu sorular yöneltildi:</p>

<p>“Kimdir bu korunmuş, bilgi sızdırılmış hatırlı kişiler? Bunlarla ortak çalışanlar kimler, bu vurguna seyirci kalanlar kimlerdir? Bunlara bir şey denmeyecek midir?”</p>

<p><strong>HÜKÜMET VE MUHALEFETE ÇAĞRI</strong></p>

<p>Toprak Hattı Grubu, hükümetin seçim sürecine odaklanmak yerine ülkenin sorunlarına yoğunlaşması gerektiğini savundu.</p>

<p>Açıklamada, hükümetin “seçim ümidini icraattan kesip rakiplerini etkisizleştirmeye bağlamış olabileceği” ileri sürüldü.</p>

<p>Muhalefete yönelik değerlendirmede ise <strong>hapis, transfer, butlan, gelecek kaygısı ve iç kavga</strong> gibi sorunlarla mücadele edildiği savunuldu.</p>

<p>Medya da açıklamanın eleştiri konusu oldu. Toprak Hattı Grubu, yandaş medyanın konforunu yaşadığını, muhalefetin ise “mahcubiyet, yılmış-yıldırılmışlık ve pasiflik” içerisinde olduğunu ileri sürdü.</p>

<p><strong>TOPRAK HATTI GRUBU'NDAN HÜKÜMETE VE MUHALEFETE ÇAĞRI</strong></p>

<p>Açıklamanın “Temenniler” bölümünde ise hükümete ve muhalefete çağrı yapıldı.</p>

<p>Toprak Hattı Grubu, hükümetin refleks ve duyu kaybından kurtularak toparlanmasını, yalnızca seçimlere değil ülkenin sorunlarına da odaklanmasını ve vatandaşın yaşadığı sıkıntıları görmesini istedi.</p>

<p>Muhalefete ise siyasi tartışmalardan ve “sen-ben itiş kakışından” uzaklaşma çağrısı yapıldı.</p>

<p>Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:</p>

<p>“Beyler! Rüzgar sizden yana. Milletin umudunu boşa çıkarmayın, önüne geçin, onları bu girdaptan çıkarın.”</p>

<p>Toprak Hattı Grubu, açıklamasının sonunda siyasi aktörlere çağrısını sert ifadelerle sürdürerek, küçük hesapların ülkenin içinde bulunduğu sorunlardan çıkışın önünde engel olmaması gerektiğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/toprak-hatti-grubundan-kamuoyuna-duyuru-hukumet-vatandasin-cigligini-duysun</guid>
      <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/toprak-hatti-grubundan-kamuoyuna-duyuru-hukumet-vatandasin-cigligini-duysun.jpg" type="image/jpeg" length="52532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özcan Pehlivanoğlu: Devlet Bürokrasisi Siyasi Partilerin Toplantılarında Taraf Görüntüsü Vermemelidir]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ozcan-pehlivanoglu-devlet-burokrasisi-siyasi-partilerin-toplantilarinda-taraf-goruntusu-vermemelidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ozcan-pehlivanoglu-devlet-burokrasisi-siyasi-partilerin-toplantilarinda-taraf-goruntusu-vermemelidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Özcan Pehlivanoğlu, AK Parti Akhisar İlçe Başkanlığının toplantısına bürokratik katılımı eleştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Özcan Pehlivanoğlu</strong>, AK Parti Akhisar İlçe Başkanlığı tarafından düzenlenen **“Muhtarlar Buluşması ve Çözüm Çalıştayı”**na Akhisar Kaymakamı ile çok sayıda kamu kurumu yöneticisinin katılmasını eleştirdi. Pehlivanoğlu, <strong>devlet bürokrasisinin siyasi partiler karşısında tarafsızlığını koruması gerektiğini</strong> belirtti.</p>

<p><strong>“DEVLETİN KURUMLARI HER VATANDAŞA EŞİT MESAFEDE OLMALIDIR”</strong></p>

<p>Özcan Pehlivanoğlu, bir siyasi partinin ilçe başkanlığı tarafından düzenlenen toplantıya geniş kapsamlı bürokratik katılım sağlanmasını eleştirdi.</p>

<p>Pehlivanoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Bir siyasi partinin ilçe başkanlığının düzenlediği toplantıya kaymakamdan bölge, il ve ilçe düzeyindeki kamu yöneticilerine kadar geniş bir bürokratik katılım sağlanması bizim açımızdan kabul edilebilir değildir. <strong>Devletin kurumları ve yöneticileri bütün vatandaşlara ve siyasi partilere eşit mesafede durmalıdır.</strong>”</p>

<p><strong>“DEVLET İLE PARTİ ARASINDAKİ SINIR KORUNMALIDIR”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Kamu görevlilerine tarafsızlık vurgusu</h3>

<p>Kamu görevlilerinin görevlerini siyasi aidiyetlerden bağımsız yürütmesi gerektiğini ifade eden Pehlivanoğlu, <strong>devlet ile siyasi parti arasındaki sınırın korunması gerektiğini</strong> söyledi.</p>

<p>Pehlivanoğlu, şöyle konuştu:</p>

<p>“Devlet başka, siyasi parti başkadır. <strong>Kamu gücünün herhangi bir partinin organizasyonuyla iç içe geçtiği görüntüsünün oluşması dahi kurumlara duyulan güven açısından sorgulanmalıdır.</strong> Devlet bürokrasisinin tarafsızlığı demokrasinin temel güvencelerinden biridir.”</p>

<p><strong>“BU DÜZEN SANDIKTA DEĞİŞECEK”</strong></p>

<p>Pehlivanoğlu, eleştirilerini demokratik siyasi mücadele üzerinden sürdüreceklerini belirterek, <strong>ilk seçimde millet iradesinin sandığa yansıyacağını</strong> ifade etti.</p>

<p>Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Özcan Pehlivanoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>“Biz bu anlayışı doğru bulmuyoruz. İlk seçimde milletimizin iradesi sandığa yansıyacak ve bu düzen demokratik yollarla değişecektir. <strong>Zafer Partisi olarak devlet kurumlarının tarafsızlığını ve milletin tamamına eşit hizmet vermesini savunmaya devam edeceğiz.</strong>”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ozcan-pehlivanoglu-devlet-burokrasisi-siyasi-partilerin-toplantilarinda-taraf-goruntusu-vermemelidir</guid>
      <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/10/ozcan-pehlivanoglu-devlet-burokrasisi-siyasi-partilerin-toplantilarinda-taraf-goruntusu-vermemelidir.jpg" type="image/jpeg" length="17544"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Biz Neden Böyle Bir Durumdayız?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/biz-neden-boyle-bir-durumdayiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/biz-neden-boyle-bir-durumdayiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özcan Pehlivanoğlu, Bülent Ecevit’in İngiltere hatıralarından yola çıkarak toplum bilinci, dayanışma ve sosyal adalet anlayışını sorguluyor; Türkiye’nin ekonomik ve sosyal buhranına dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>"Rahmetli Bülent Ecevit eşi ile birlikte yaşadığı zorlu Londra günlerine ilişkin İngilizlerle ilgili yaptığı tespitleri hatıralarında anlatır. Hatta denilebilir ki, İngiltere'de gördükleri, gelecekte Ecevit çiftinin yaşam biçimini şekillendirmistir.</p>

<p>Ecevitler; İngiltere'de yaşadıkları süre içinde İkinci Dünya Savaşı'nda yerle bir olan İngiltere'nin nasıl ayağa kalktığına yakından tanıklık etmişlerdir.</p>

<p>Halbuki Türk toplumu, İngiltere'yi hep bir savaş galibi olarak görmüş ve yıkıma uğradığını pek düşünmemiştir. Ancak Ecevit'in hatıralarından anlıyoruzki, İngiltere'de bir çok ülke gibi savaş boyunca yıkıma uğramış ve savaş sonrasında değişen dengeler sonucu "süper güç" olma yeteneğini kaybetmiştir.</p>

<p>Bülent Ecevit eşiyle birlikte İngilizlerin toplum bilincinden çok etkilenmiştir. Bunu da şöyle anlatmıştır: "... İkinci Dünya Savaşı yeni bitmişti ve İngiltere'nin ekonomik sıkıntıları çok büyük ölçülerdeydi...Bir kaç yıldan beri her şey karne ile veriliyordu ve çok sınırlıydı. Orada İngilizlerin bütün sıkıntıları ortaklaşa yaşamaları, ikimizi de çok etkilemişti. Mesela bir iki karaborsa yiyecek dükkanı vardı, sadece yabancılar giderdi ama İngilizler gitmezdi. O toplum bilinci, sıkıntılara birlikte katlanma anlayışı mükemmeldi. Su kıtlığı vardı. Ama herkes bilirdi ki, İngiltere kralının ailesi de aynı kurallara uygun davranıyordu."</p>

<p>Bülent Ecevit :" Toplum bilinci ve dayanışmayı keşfetmiş bir halkın, savaş sonrası sıkıntılarını nasıl birlikte ve sosyal adalet anlayışı içinde göğüsleyebildiğini yakından gördüm. Darlığı olan bir ihtiyaç maddesinin sıkıntısına herkes şikayetsiz katlanırdı. Çünkü herkes; bir köylü de, bir işçi de, bir küçük memur da bilirdi ki, kendisi ne kadar et, peynir ya da yağ yiyebiliyorsa, kraliçe de, başbakan da, lordlar da o kadarını yiyebilmektedir. İngilizler savaş yıllarının ve savaş sonrasının ağır sıkıntılarına ve koca bir imparatorluğu yitirmenin yoksunluklarına rağmen kendilerini böyle bir toplum dayanışması içinde kalkındırabilmiş ve yeni koşullara ayak uydurabilmişlerdi." diye devam ediyor.</p>

<p>İşte bütün bunlara bana göre "İngiliz Milliği" denir. Şimdi bize dönüp bakacak olursak böyle bir millilikten söz edebilirmiyiz sorusunu sormak zorundayız.</p>

<p>Türkler ise yüzyıllardır hep savaştan çıkmış gibi yaşamakta ve sıkıntılar sadece fakir ve yoksul bırakılmış halkın üzerine yıkılmaktadır... Zengin ve yönetici sınıf keyif sürmekte ve halkla müreffeh yaşantısını paylaşmamaktadır.</p>

<p>Lafa gelince milliyiz ve milliyetçiyiz! Ne de olsa bu laflardan etkilenen bir halk var... Anlayacağınız başta ekonomi olmak üzere yaşadığımız sıkıntılardan kurtulabilmek için zihniyet devrimine ve bir "İngiliz Milliliği"ne ihtiyacımız var!</p>

<p>"Bugün ülkemizde görülen ağır fakirliği ne kadar paylaşabiliyoruz sorusu Türkiye'nin gündemi olmalıdır." diye yıllar evvel yazmışız!</p>

<p>Ülkemiz başta ekonomi olmak üzere sosyal, kültürel, siyasi, ahlaki büyük bir buhran içinde...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>En son çok büyük bir "fon soygunu" ile karşı karşıyayız!</p>

<p>Yüzbinlerce vatandaşımızın parası iç edilmiş durumda.</p>

<p>Memleketi soymak için hırsızlar büyük bir dayanışma içinde...</p>

<p>İngilizlerin başta kraliyet ailesi olmak üzere yaptıkları dayanışmaya ve birbirlerine gösterdikleri saygıya bak bir de bizim içinde olduğumuz hâle bak!</p>

<p>Gerçekten yatacak yerimiz yok!</p>

<p>Nasıl düzelteceğiz?<br />
Bu sorunun cevabını çok acil hepimiz bulmalıyız...</p>

<p><strong>Özcan PEHLİVANOĞLU</strong><br />
28 Eylül 2026 / Ankara</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/biz-neden-boyle-bir-durumdayiz</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/ozcan-pehlivanoglu-10-1500x1004.jpg" type="image/jpeg" length="89049"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sonuçlara Odaklanırsanız Fon Vurgundaki “Çıplak Kralı” Göremezsiniz!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sonuclara-odaklanirsaniz-fon-vurgundaki-ciplak-krali-goremezsiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sonuclara-odaklanirsaniz-fon-vurgundaki-ciplak-krali-goremezsiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[131 fonun tasfiyesi ve 455 bin 758 yatırımcının mağduriyetini ele alan Rubil Gökdemir, fon krizinin ötesine geçerek denetim, hukuk, kurumların bağımsızlığı ve “Yanaşma Düzeni” üzerinden sistem eleştirisi getiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye üç haftadır 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesini konuşuyor.<br />
Sermaye Piyasası Kurulu’nun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla tasfiye sürecine alınan fonlarda, Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.</p>

<p>Şimdi herkes ortaya çıkan zararı, mağduriyeti, Borsa İstanbul’daki dalgalanmayı, fonların nasıl bu noktaya geldiğini ve bundan sonra ne olacağını tartışıyor.</p>

<p>Bunların hepsi elbette önemli.<br />
Ama bana göre asıl soru başka:<br />
Bütün bunların ortaya çıkmasına izin veren düzeni neden konuşmuyoruz?</p>

<p>Çünkü sadece sonuçlara bakarsanız, olayın asıl aktörünü göremezsiniz.<br />
Hatta daha açık söyleyeyim:<br />
Fon vurgunundaki “Çıplak Kral”ı göremezsiniz!</p>

<p>ÇIPLAK KRAL Kİ?<br />
Devletin kişiselleştiği rejimlerin en önemli sonucu, kurumların ve kuralların giderek önemsizleşmesidir.<br />
Hukuk geri çekilir. Kurumların özerkliği zayıflar.<br />
Karar alma süreçlerinde objektif kriterlerin yerini, muktedirin niyetini anlamaya çalışma eğilimi alır.</p>

<p>Bir süre sonra insanlar artık “Hukuk ne diyor?” diye sormaz.<br />
“Yukarıdakiler ne düşünüyor?” diye sorar.<br />
İşte kritik kırılma noktası budur.</p>

<p>Çünkü hukuk devletinde kararın meşruiyeti kişiden değil kuraldan gelir.<br />
Kişiselleşmiş devlet düzeninde ise kuralın kendisinden çok, kuralı uygulayan kişinin sübjektif iradesi önem kazanmaya başlar.</p>

<p>Böyle bir sistemde kuvvetler ayrılığı, denge-denetleme mekanizmaları, bağımsız kurumlar ve kamuoyu denetimi yerine; güçlü liderlik, sadakat, siyasi telkin ve “hikmetli karar” kültürü geçer.</p>

<p>Sonuçta devlet, kurumlardan oluşan bir yapı olmaktan çıkar; kişilerin iradesinde somutlaşan, servet transferi amacıyla kullanılan bir güç merkezine dönüşür.</p>

<p>PEKİ, KURUMSAL DENETİM YOKSA YERİNE NE GELİR?<br />
Tam burada benim yıllardır “Yanaşma Düzeni” olarak kavramsallaştırdığım sistem devreye giriyor.<br />
Çünkü hiçbir iktidar, hiçbir düzen ve hiçbir güç merkezi tamamen kontrolsüz yaşayamaz.</p>

<p>Kurumları zayıflatıyorsanız, onların yerine başka kontrol mekanizmaları koymak zorundasınız.<br />
Yanaşma Düzeni'nin de kendisine özgü kurumları ve kuralları vardır.<br />
Yakın ve uzak yandaşlar, sistem içerisindeki önemlerine göre ödüllendirilir; statü ve servet bahşedilerek emre amade hale getirilir.<br />
Risk oluşturan unsurlar için ise son derece güçlü bir “bal tuzağı” ve “radar sistemi” çalıştırılır.</p>

<p>Ödüllendirme ve cezalandırma mekanizmaları yalnızca iktidara yakın çevreleri değil, gerektiğinde kontrollü muhalif parti ve unsurları da sistemin denetim alanında tutabilecek araçlara dönüştürür.</p>

<p>Böylece klasik hukuk devletindeki;<br />
kural, kurum, denetim, yaptırım, muhalefet<br />
zincirinin yerini; sadakat, erişim, imtiyaz, kontrol<br />
zinciri almaya başlar.</p>

<p>Ayrıca bu düzenin ideolojik tahkimat araçları da vardır:<br />
“Yerlilik ve millilik”, “dış güçler”, “beka”, “yerli sermaye” gibi kavramlarla sözde bir ahlaki meşruiyet üretilmeye çalışılır.</p>

<p>Bu kavramların kendisi elbette ki sorun değildir.<br />
Sorun, ekonomik veya hukuki bir problemi tartışmanın yerine kamuflaj malzemesi olarak geçirildiklerinde başlar. Çünkü o zaman eleştiri, sistemin performansına yönelik olmaktan çıkar; sadakat testine dönüşür.</p>

<p>ŞİMDİ FONLARA BAKALIM<br />
Yatırım fonları normal şartlarda son derece rasyonel bir ekonomik mekanizmadır.<br />
Tasarrufların yatırıma dönüşmesini, sermayenin etkin kullanılmasını, şirketlerin finansmana erişimini ve ekonomik büyümeyi destekler.</p>

<p>Dolayısıyla fon sektörünün büyümesi tek başına anormal değildir.<br />
Fakat bir ekonomide finansal büyüklüklerin hangi hızla ve hangi mekanizmalarla büyüdüğünü sormak zorundayız. Çünkü rakam büyüklüğü değil, aslında büyümenin niteliğini anlatır;<br />
2024 Başında 2 Trilyon TL, 2025 başında 5 Trilyon TL, 2026 ilk çeyreğinde 8,8 Trilyon TL ve 2026 Ağustosunda 12,7 Trilyon TL'lik bir büyüklüğe ulaşmayı hangi maddi gerçeklikle açıklayacağız?</p>

<p>Eğer bir sistemde olağan finansal getirilerle açıklanamayacak ölçekte değer artışları ortaya çıkıyor, bazı varlıkların fiyatları ekonomik gerçeklikten kopuyor ve bu süreç uzun süre denetim mekanizmalarının radarında yeterince erken karşılık bulmuyorsa, artık sadece yatırımcı davranışını tartışamazsınız.<br />
Sistemin kendisini tartışmak zorundasınız.</p>

<p>Özellikle bazı fonlarda olağan piyasa koşullarıyla açıklanması güç fiyat ve getiri hareketlerinin ortaya çıkması, “Bu nasıl oldu?” sorusunu beraberinde getiriyor.<br />
İşte tam burada Çıplak Kral ortaya çıkıyor.<br />
Çünkü mesele yalnızca “kim ne kadar para kazandı?” değildir.</p>

<p>Asıl mesele:<br />
Bu sonuçların ortaya çıkmasına hangi kurumsal ortam izin verdi?</p>

<p>BİR YIL ÖNCE NE OLUYORDU?<br />
Bugün hepimiz ortaya çıkan tabloya bakıyoruz.<br />
Ama asıl bakmamız gereken yer geçmiş.<br />
Riskler ne zaman görünür hale geldi?<br />
Kimler gördü?<br />
Kimler uyardı?<br />
Hangi kurum hangi bilgiyi ne zaman aldı?<br />
Hangi müdahale hangi gerekçeyle yapılmadı?</p>

<p>Daha da önemlisi:<br />
Piyasa mekanizması kendi doğal denetimini yapamadığında, kamu denetimi neden devreye yeterince erken girmedi?<br />
Bu soruların cevabı verilmeden yalnızca fonların tasfiye edilmesini konuşmak, hastanın ateşini ölçüp hastalığın nedenini araştırmamaya benzer.</p>

<p>Bugün SPK'nın aldığı tasfiye kararı ve sonrasında oluşturulan süreç, 455 bin 758 tekil yatırımcıyı ilgilendiriyor. Tasfiye işlemlerinde İş Bankası ve Ziraat Bankası'nın görevlendirilmesi gibi somut adımlar da atılmış durumda.</p>

<p>Fakat bunlar sonuç yönetimidir.<br />
Bizim konuşmamız gereken ise sebep yönetimidir.</p>

<p>455 BİN 758 KİŞİ SADECE BİR İSTATİSTİK DEĞİLDİR!<br />
Burada özellikle bir noktaya dikkat etmek gerekiyor.<br />
455 bin 758 kişi sadece bir istatistik değildir.</p>

<p>Bunların her birinin arkasında tasarruf, emeklilik planı, çocuklarının geleceği, konut hayali, işletme sermayesi veya yıllarca biriktirilmiş para olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla mesele yalnızca finans piyasasının teknik bir problemi değildir.<br />
Bu aynı zamanda hukuka ve kurumlara duyulan güven problemidir.<br />
Piyasalarda güvenin temelini para değil, öngörülebilirlik oluşturur.</p>

<p>Yatırımcı şunu bilmek ister:<br />
Kurallar nedir? Kural herkese aynı mı uygulanıyor?<br />
Denetim zamanında yapılıyor mu?<br />
Risk ortaya çıktığında kurumlar müdahale ediyor mu?<br />
En önemlisi de:<br />
Devlet, kişilere, yandaşlara göre mi; kurallara göre mi çalışıyor?</p>

<p>ASIL MESELE BURADA!<br />
Bugün herkes fonları konuşuyor.<br />
Yarın başka bir finansal aracı konuşacağız.<br />
Öbür gün başka bir piyasayı...</p>

<p>Ama eğer aynı kurumsal zafiyetleri yeniden üretiyorsak, isimleri değiştirmenin hiçbir anlamı yok.<br />
Çünkü mesele tek bir fon değildir.<br />
Mesele tek bir portföy yönetim şirketi değildir.<br />
Mesele birkaç yöneticinin hatası da değildir.</p>

<p>Bunların hepsi ayrıca araştırılmalı, varsa hukuki sorumluluklar ortaya çıkarılmalı ve somut deliller üzerinden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Fakat daha büyük soruyu da sormaktan kaçınmamalıyız:<br />
Kuralların yerine kişilerin iradesini koyarsanız, bir süre sonra piyasalar da hukuk gibi kişiselleşmez mi?</p>

<p>İşte benim “Yanaşma Düzeni” dediğim yapı tam burada karşımıza çıkıyor.<br />
Çünkü kurumların bağımsızlığı zayıfladığında, piyasaların görünmeyen kuralları güçlenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O görünmeyen kuralların adı bazen sadakat, bazen erişim, bazen imtiyaz, bazen de “doğru zamanda doğru yerde olma” haline gelir.</p>

<p>ÇIPLAK KRAL'I GÖRMEDEN FONLARI ANLAYAMAZSINIZ!<br />
Bugün yapılması gereken yalnızca “Kim suçlu?” sorusuna cevap aramak değildir.</p>

<p>Elbette hukuki sorumluluğu olan herkes hesap vermelidir.<br />
Ama bunun yanında çok daha önemli bir soruyu sormalıyız:<br />
Bu sistem, neden böyle bir sonucun ortaya çıkmasına izin verdi?<br />
Eğer sadece sonuca bakarsak birkaç şirketi, birkaç yöneticiyi, birkaç fonu ve birkaç yatırımcıyı konuşuruz.</p>

<p>Ama sebebe bakarsak; kurumu, hukuku, denetimi, siyasi etkileri, piyasa düzenini ve devletin nasıl işlediğini konuşuruz.</p>

<p>Benim itirazım tam da bunadır.<br />
Çünkü devletin görevi piyasayı “iyi niyetli kişilerin” vicdanına veya "kötü niyetli kişilerin" insafına bırakmak değildir.</p>

<p>Devletin görevi; iyi niyetli olmasa bile kimsenin sistemi kötüye kullanamayacağı kurumları kurmaktır. İşte hukuk devleti budur. İşte kurumsal devlet budur.</p>

<p>İşte piyasa ekonomisinin gerçek sigortası budur.<br />
Bugün 455 bin 758 yatırımcının karşı karşıya kaldığı tabloyu yalnızca “fon tasfiyesi” olarak görürsek, yarının krizini bugünden hazırlamış oluruz.</p>

<p>Çünkü sorun yalnızca Çıplak Kral'ın çıplak olması değildir.<br />
Asıl sorun, onun çıplak olduğunu herkes gördüğü halde, kimsenin bunu yüksek sesle söylemeye cesaret edememesidir.</p>

<p>Artık sormamız gereken soru şudur:<br />
Bu kral neden çıplak kaldı?<br />
Cevap için fonların son üç haftasına değil, onu mümkün kılan son yılların kurumlarına, kurallarına ve yönetim anlayışına bakmak zorundayız.</p>

<p>Çünkü sonuçlarla uğraşıp sebepleri değiştirmezseniz, vurgunların isimleri değişir; YANAŞMA DÜZENİ değişmez.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sonuclara-odaklanirsaniz-fon-vurgundaki-ciplak-krali-goremezsiniz</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="52376"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kürt İsyanları, Güvenlik ve Kalkınma: Türkiye’nin Yakın Tarihine Bir Bakış]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/kurt-isyanlari-guvenlik-ve-kalkinma-turkiyenin-yakin-tarihine-bir-bakis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/kurt-isyanlari-guvenlik-ve-kalkinma-turkiyenin-yakin-tarihine-bir-bakis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Demokratik açılım paketi allanıp pullanırken emperyalist ülkelerin güdümündeki kürt isyanları kalkınmamazın önündeki en büyük engel olmuştur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Genelkurmay Başkanlığı'nın arşivlerine göre Kürdistancı isyanlar şöyledir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri dönemindeki ayrılıkçı Kürt isyanları:</p>

<p>18. Koçgiri İsyanı (1921, Sivas-Tunceli-Erzincan</p>

<p>19. Nasturi İsyanı (1924, Hakkari)</p>

<p>20. Şeyh Sait İsyanı (1925, Bingöl-Muş-Diyarbakır)</p>

<p>21. Seyit Taha ve Seyit Abdullah İsyanı (1925, Şemdinli)</p>

<p>22. Raçkıtan ve Raman İsyanı (1925, Diyarbakır)</p>

<p>23. Sason İsyanı (1925, Sason çevresi ve Bitlis)</p>

<p>24. Jilyan İsyanı (1926, Siirt)</p>

<p>25. Yakup Ağa İsyanı (1926, Pervari)</p>

<p>26. Güyan İsyanı (1926, Siirt)</p>

<p>27. Haco İsyanı (1926, Nusaybin)</p>

<p>28. Karaköse (Ağrı) İsyanı (1926, Ağrı ve çevresi)</p>

<p>29. Koçuşağı İsyanı (1926, Silvan)</p>

<p>30. Beytüşşebap İsyanı (1926 Beytüşşebap ve Hakkari çevresi)</p>

<p>31. Mutki İsyanı (1927, Bitlis)</p>

<p>32. İkinci Karaköse (Ağrı) İsyanı (1927, Ağrı ve çevresi))</p>

<p>33. Bicar İsyanı (1927, Silvan)</p>

<p>34. Zilanlı Resul Ağa İsyanı (1929, Eruh)</p>

<p>35. Tendürek İsyanı (1929, Ağrı)</p>

<p>36. Zeylan İsyanı (1930, Van)</p>

<p>37. Ali Can İsyanı (1930, Tutak-Bulanık-Hınıs)</p>

<p>38. Oramar İsyanı (1930, Van)</p>

<p>39. Üçüncü Karaköse (Ağrı) İsyanı (1930, Ağrı ve çevresi)</p>

<p>40. Savur İsyanı (1930, Savur çevresi ve Mardin)</p>

<p>41. Pülümür İsyanı (1930, Pülümür çevresi ve Tunceli)</p>

<p>42. Buban İsyanı (1934, Bitlis)</p>

<p>43. Abdurrahman İsyanı (1935, Siirt)</p>

<p>44. Abdulkuddüs İsyanı (1935, Siirt)</p>

<p>45. Sason İsyanı (1935, Siirt)</p>

<p>46. Dersim İsyanı (1937-1938, Tunceli geneli)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Atatürk sonrası ayrılıkçı Kürt isyanı:</p>

<p>47. PKK Terörü (1983'ten günümüze, Türkiye geneli)</p>

<p>(Küçük çaplı isyanlar listeye dahil edilmemiştir.)</p>

<p>PKK İSYANINA DESTEK VEREN AYRILIKÇI KÜRT TEŞKİLATLARI:</p>

<p>A) Marksist ve Leninist Temelli Ayrılıkçı Kürt Teşkilatları:</p>

<p>1. Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO)</p>

<p>2. Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri (DDKD)</p>

<p>3. Devrimci Halk Kültür Dernekleri (DHKD)</p>

<p>4. Anti Sömürgeci Demokratik Kültür Derneği (ASDK-DER)</p>

<p>B) Ayrılıkçı Diğer Kürt Teşkilatları:</p>

<p>5. Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve yedeği Demokratik Bölgeler Partisi (DBP)</p>

<p>6. Türkiye Kürdistan Demokratik Partisi (TKDP)</p>

<p>7. Kürdistan Öncü İşçi Partisi (KÖİP-PPKK)</p>

<p>8. Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi (TKSP)</p>

<p>9. Rizgari Teşkilatı</p>

<p>10. Ala Rizgari Teşkilatı</p>

<p>11. Kawa Teşkilatı</p>

<p>12. Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları Teşkilatı (KUK)</p>

<p>13. Kürdistan Sosyalist Harekatı (KSH)</p>

<p>14. Kürdistan Sosyalist Birliği (Yekitiya Sosyalista Kurdistane / YSK)</p>

<p>15. Tekoşin Teşkilatı</p>

<p>16. Kürdistan Kurtuluş Harekatı (TEVGER)</p>

<p>17. Kürdistan İşçi Partisi (Partiye Karkaren Kurdistane / PKK)</p>

<p>C)­ Ayrılıkçı Kürt Cemiyetleri:</p>

<p>18. Kürt Teali Cemiyeti</p>

<p>19. Kürt İstiklal Cemiyeti</p>

<p>20. İstanbul Kürt Talebe Cemiyeti</p>

<p>Ç) Bölgemizdeki Diğer Kürdistancı Teşkilatlar:</p>

<p>1- IRAK:</p>

<p>a. Irak Kürdistan Demokratik Partisi (KDP)</p>

<p>b. Kürdistan Yurtseverler Birliği (PUK-YNK-KYB)</p>

<p>c. Kürdistan Özgürlük Partisi (PÜK)</p>

<p>2-İRAN:</p>

<p>a. İran Kürdistan Demokratik Partisi (İKDP)</p>

<p>b. Kürt İşçileri Devrimci Teşkilatı (KOMALA)</p>

<p>c. Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (Partiya Jiyana Azad a Kurdistane / PJAK)</p>

<p>3- SURİYE:</p>

<p>a. Kürt Sosyalist Partisi</p>

<p>b. Suriye Komünist Partisi</p>

<p>c. Demokrat Birlik Partisi (Partiya Yekitiya Demokrat / PYD)</p>

<p>***</p>

<p>Son söz: Yakın dönem Türk tarihi, Kürdistancı isyanlarla doludur. Atatürk, "Türkiye Türklerindir!" ve "Ne Mutlu Türk'üm Diyene!" özdeyişlerini boşuna söylememiştir.</p>

<p>1927 yılındaki nüfus sayımında Türkiye'nin genel nüfusu 13.648.270 ve Kürt nüfusu 300 bin olup oran %2,5 iken Türkiye'de şu anda 10-12 milyon civarında Kürt vardır ve oran %15'e fırlamıştır. Bu aşırı oransal artış doğal nedenlerden değil PKK'nın çok çocuk politikası nedeniyledir. Bunlardan 3.3 milyonu Türk'le evlidir. Üçte biri Turgut Özal zamanında Irak'tan, Tayyip Erdoğan zamanında Suriye'den alınıp vatandaşlık verilen ithal Kürtlerdir. Geri kalan üçte biri ana baba Kürt olan yerlilerdir.</p>

<p>Sürekli tekrar eden bu isyanlar nedeniyle ülke kaynakları teröre karşı mücadeleye haklı olarak yönlendirilmek durumunda kalmakta, demokrasi standartlarımız düşmekte, Atatürk'ün kurduğu rejim temelinde, normalde ekonomide farklı yaklaşımları temsil etmesi gereken sağ-sol anlayışlar çarpıklaşmaktadır.</p>

<p>Bu isyanlardan Türkler kadar Kürtlerde zarar görmüştür. Bölüşürsek büyürüz, dövüvüşürsek küçülürüz.</p>

<p><strong>İskender Şeker</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/kurt-isyanlari-guvenlik-ve-kalkinma-turkiyenin-yakin-tarihine-bir-bakis</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/09/kurt-isyanlari-guvenlik-ve-kalkinma-turkiyenin-yakin-tarihine-bir-bakis.jpeg" type="image/jpeg" length="84923"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Belki De Başka Bir Senaryo Vardı!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/belki-de-baska-bir-senaryo-vardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/belki-de-baska-bir-senaryo-vardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, 131 yatırım fonunun tasfiyesi üzerinden finansal istikrar, SPK’nın müdahale süreci, piyasa güveni ve ekonomi yönetiminin tercihlerini sorguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye günlerdir 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesiyle ortaya çıkan büyük finansal sarsıntının öncesini ve sonrasını konuşuyor.</p>

<p>Kamuoyunun ilk refleksi de oldukça anlaşılırdı:<br />
“Madem biliyordunuz, neden bir yıldır beklediniz?”<br />
Ben de önce bu soruyu sordum.</p>

<p>Üstelik Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 4 Kasım 2025’te, “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonlar yapıldığını biliyoruz” demesi, bu soruyu daha da güçlendiriyordu.</p>

<p>Fakat biraz daha derin düşününce, meseleyi yalnızca “ihmal”, “gecikme” veya “denetim zaafı” üzerinden açıklamanın fazla kolay bir cevap olabileceğini düşündüm.</p>

<p>Belki de başka bir senaryo vardı!<br />
Çünkü burada yalnızca SPK’nın, Merkez Bankası’nın veya ekonomi yönetiminin neyi neden yapmadığını değil; bütün ekonomik sistemin hangi dengeler üzerinde tutulmaya çalışıldığını sorgulamak gerekiyor.</p>

<p>Bugünkü ekonomi politikasının temel amaçlarından biri, yüksek faiz ve kontrollü kur politikasıyla döviz talebi ve kur artışını sınırlamak, rezervleri güçlendirmek, döviz pozisyon açığı 220 milyar $ olan reel sektörü korkutmamak ve enflasyonun kur geçişkenliği üzerinden yeniden %50'lere doğru hızlanmasını engellemek.</p>

<p>Merkez Bankası’nın politika faizi bugün yüzde 37, gecelik borç verme faizi ise daha 15 gün öncesine kadar yüzde 40 düzeyindeydi ama bozuk servet ve gelir dağılımın sonucu olarak, bu oranlar daha yüksek beklenti sahiplerini tabi ki kesmiyordu.<br />
Ancak bıçak kemiğe dayanmıştı; faizleri de daha artıramazdık...</p>

<p>Bunun doğal sonucu ise yalnızca tüketimin baskılanması değil, aynı zamanda tasarruf sahibinin davranışlarının değiştirilmesini de gerektiriyordu. Borsa şirketleri son üç yıldır kar üretemiyor, çekim alanı oluşturamıyordu.</p>

<p>İşte bu durumda aylık %10-15 arası gelir dağıtması ve hisse olarak yılda 5-10 kat artması beklenen yatırım fonları uygulanan ekonomi politikasında daha da kritik bir araç haline geliyordu.</p>

<p>SPK'nın önceki Başkanı İbrahim Ömer Gönül’ün verdiği bilgiye göre, 89 portföy yönetim şirketinin yönettiği toplam portföy büyüklüğü 2026 Mart sonunda 12,7 trilyon TL’ye ulaşmıştı.</p>

<p>Dolayısıyla artık karşımızda küçük bir sermaye piyasası ürünü değil, Türkiye ekonomisinin para ve servet hareketlerini etkileyebilecek devasa bir finansal alan bulunuyordu.</p>

<p>Tam da burada benim asıl sorum ortaya çıkıyor:<br />
Eğer bazı fonlarda yapay fiyat oluşumları 2025’in son çeyreğinde fark edilmişse, neden sistem bir anda değil, aşamalı biçimde müdahale etti?</p>

<p>Çünkü SPK’nın 18 Eylül 2026 tarihli açıklaması son derece önemli.<br />
SPK, 2025 yılının son çeyreğinde özellikle bazı serbest ve para piyasası fonlarının, fiili dolaşımı düşük hisselerde şirketlerin ekonomik gerçekliğiyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine yol açtığının gözlemlendiğini açıklıyordu.</p>

<p>Daha da önemlisi, konunun 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi toplantısında gündeme geldiğini belirtiyor.<br />
Yani mesele yeni keşfedilmiş değil.<br />
Devletin ilgili kurumları meseleyi biliyordu.<br />
Ancak çözüm de bir anda gelmedi.</p>

<p>Temmuz 2026’da değerleme kuralları değiştirildi, ağustosta yeni Fon Rehberi yayımlandı ve eylül ayında SPK hazırlık sürecinin ayrıntılarını kamuoyuna açıklamak zorunda kaldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peki neden?<br />
İşte burada ikinci senaryo başlıyor.<br />
Çünkü sermaye piyasalarını derinleştirmek isteyen bir ekonomi yönetiminin, aynı zamanda bu piyasaların ciddi bir manipülasyon içinde bulunduğunu açıklaması ve harekete geçmesi son derece zor bir tercihti.</p>

<p>Bir tarafta yatırım fonlarını büyütmek, tasarrufları TL finansal araçlara çekmek, dövize yönelmenin önüne geçmek ve sermaye piyasalarını bankacılık sistemine alternatif hale getirmek istiyorsunuz.</p>

<p>Diğer taraftan ise; birilerinin de istifade ettiği bazı fonların düşük dolaşımlı hisselerde fiyat oluşumlarını yapay yollarla bozduğunu kabak gibi biliyorsunuz.</p>

<p>Erken müdahale ederseniz piyasanın kendisini sarsabilir, fon çıkışları ve döviz talebini tetiklersiniz; geç müdahale ederseniz güven krizini daha da büyütebilirsiniz.<br />
İşte belki de asıl tercih edilmesi gereken yer burasıydı.</p>

<p>Üstelik uluslararası baskı da giderek görünür hale geldi.<br />
MSCI, Haziran 2026 değerlendirmesinde Türkiye piyasasında hissedar şeffaflığı ve koordineli işlem konularını özellikle gündeme aldı; fonların sahiplik yapılarının daha ayrıntılı ve zamanında açıklanması, koordineli işlemlere karşı güçlü gözetim ve kurallara dayalı şeffaf bir çerçeve talep etti. Yeterli ve güvenilir ilerleme görülmemesi halinde Kasım 2026 incelemesinde Türkiye için daha ileri bir değerlendirme yapılabileceğini bildirdi.</p>

<p>O halde 131 fonun tasfiyesini yalnızca “geç kalmış bir SPK operasyonu” olarak okumak eksik kalabilir.<br />
Belki de karşımızda bazılarının da kurgulanmış bu süreçten epeyce yararlandığı daha karmaşık bir tercihler sistemi vardı:<br />
İyi niyetle bakarsak, finansal istikrarı korumak ile piyasanın içindeki yapısal bozukluğu temizlemek arasında zaman kazanma tercihi.<br />
Fakat zaman kazanmanın da bir maliyeti vardır. Maliyeti başkaları ödüyorsa dert etmemek gerekirdi; nasılsa unuturlar...<br />
Çünkü piyasalarda güven, yalnızca fiyatların yükselmesiyle oluşmaz, hasarlı bile olsa istikrarı korumak gerekir!</p>

<p>Bu istikrarın bedeli; tasfiye süresi olan 3 ay içinde eğer alıcı bulunup satılması durumunda defter değeri üzerinden kaba bir hesaplama ile %5 ila %10’unun ancak nakte çevrilme ihtimali bulunmaktadır.<br />
Olsun; ne gam!</p>

<p>Bugün ise; asıl cevaplanması gereken soru artık “Neden daha önce müdahale edilmedi?” sorusundan biraz farklıdır:<br />
2025’in son çeyreğinde sorun tespit edilmişken, neden çözüm 2026’nın yaz aylarına kadar kademeli olarak ertelendi?<br />
Bu sorunun cevabı yalnızca SPK’nın değil, ekonomi yönetiminin tamamının 2028'de doğru yaptığı, yapacağı tercihler doğrultusunda vereceği kararların içindedir...</p>

<p>Belki de önümüzdeki günlerde asıl tartışmamız gereken mesele tam olarak budur:<br />
Ortada yalnızca bir fon skandalı mı vardı, yoksa döviz kırılganlığı riski, enflasyonu %30'larda tutmayı sadece para politikaları araçlarına indirgemek gibi Türkiye’nin yeni finansal mimarisinin taşıyabileceğinden daha büyük bir risk mi birikmişti ki, bu kadar büyük sosyal enkaza maruz kalıyoruz?<br />
Bari enkazın bir kısmını da geriye doğru hileli ve yoğun para giriş-çıkışlarının sahiplerine yıkalım...</p>

<p>İşte bu sebeplerle karar verilirken yüzbinlerce insanın zarara uğrayacağı, kimlerin bu operasyondan nasıl nemalanacağı karar vericiler için teferruat kabilinden bir tercih olmaktadır maalesef.</p>

<p>Çünkü bazen piyasadaki en büyük tehlike, görünen zararın kendisi değil; zararın daha önce görülmüş olmasına rağmen sistemin neden beklediğidir.</p>

<p>Malum bu ülkede hiçbir şey göründüğü gibi değildir.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/belki-de-baska-bir-senaryo-vardi</guid>
      <pubDate>Sun, 20 Sep 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="97162"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bölücülüğe Milli Tepkinin Cevabı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/boluculuge-milli-tepkinin-cevabi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/boluculuge-milli-tepkinin-cevabi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bölücülük tartışmaları, terörle mücadele, toplumsal vicdan ve milli hassasiyetler üzerinden siyasi söylemlerde yaşanan değişimleri ele alan yazı; hukuk devleti, milli hafıza, toplumsal meşruiyet ve sembollerin siyasetten bağımsızlaşması konularını değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Abdullah ALAGÖZ </strong>yazdı...</p>

<p>​Siyasi kadroların ve stratejistlerin sık sık düştüğü en büyük tuzak; kendi kurumsal yapılarında kurdukları denetim ve disiplin mekanizmalarını, toplumun tamamını kapsayan genel bir kurala dönüştürebilecekleri yanılsamasıdır.</p>

<p>Bir siyasi partinin teşkilat hiyerarşisi içerisinde alınan kararlar, tüzük uygulamaları veya idari zorlamalarla sağlanan uyum; sivil alanda, toplumsal hafızada ve milli vicdanda asla doğrudan karşılık bulmaz.</p>

<p>​Siyasette "devlet aklı" yahut "dönemsel zorunluluk" gerekçesiyle atılan adımlar, eğer toplumun tarihsel tecrübesiyle ve temel adalet duygusuyla çelişiyorsa, orada kaçınılmaz olarak ağır bir meşruiyet krizi baş gösterir.</p>

<p>Terörle mücadele gibi ağır bedeller ödenmiş ve binlerce şehidin aziz mirasıyla şekillendirilmiş hayati bir alanda, toplumsal uzlaşma aranmaksızın yürütülen köklü söylem değişiklikleri; millet nezdinde bir "stratejik zekâ" olarak değil, milli hafızanın ve değerlerin tahrip edilmesi olarak algılanır.</p>

<p>​Geçen seçimde yüzde 8 oy almış, bugün anketlerde adeta dibi görmüş bir yapının, devlet bürokrasisindeki vesayet gücünü koruyarak varlığını hissettirmesi elbette mümkündür. Nitekim o vesayet bugün de kendisini hissettirmektedir. Ancak terörün ve teröristlerin TBMM’deki uzantılarının hoyratça söylemlerine kol kanat gerdikçe; farkına varmadan kendi tabanınız dâhil, toplumun tamamından en sert reaksiyonu alırsınız!</p>

<p>​Bebek katiline yönelik "kurucu önder" nitelendirmeleri, kendisinin TBMM kürsüsüne davet edilmesi ve "umut hakkı" gibi hukuki kılıflarla meşrulaştırılmaya çalışılan skandal kavramlar, toplum genelinde muazzam bir infiale sebep olmuştur. Unutulmamalıdır ki bir hukuk devletinde kanunlar ve adalet anlayışı istisnasız herkesi bağlar.</p>

<p>Toplumun vicdanını ve adalet duygusunu zedelemek ne kadar vahim bir hataysa; terörü veya teröristi dolaylı yoldan da olsa övmek, meşrulaştırmak ve ona alan açmak çok daha büyük bir hezimettir.</p>

<p>​İmralı’daki terör elebaşına meşruiyet alanı açıldıkça; sahada Eruh ve Şemdinli saldırılarının yıldönümlerinin küstahça kutlanması, öldürülen teröristler için taziye çadırlarının kurulması, yerel yönetimlerde zoraki tabelalar ve bazı spor kulüpleri üzerinden etnik bölücülüğün tırmandırılması aziz milletimizi derinden yaralamaktadır.</p>

<p>​Böylesi ağır ve açık tahrikleri stadyumlardaki sade vatandaş mı yarattı? Argo dili ve üslubu savunacak değiliz; ancak stadyumlarda ve meydanlarda o tepkisel sloganlara hayat veren şeyin, milletin vicdanını dağlayan ve bebek katiliyle ilgili herkesi kahreden o sorumsuz açıklamalar olduğu asla unutulmamalıdır! Tepkiyi doğuran sebep stadyumdaki çığlık değil; o çığlığı attıran sahadaki dayatmalardır.</p>

<p>​Tüm bu zikzaklar ve savrulmalar sayesinde bugün toplum genelinde dipdalga bir Türkçülük ve milli şuur şahlanmaya devam etmektedir. Unuttuğunuz milli bilinci bu derece diri tuttuğunuz ve kendi ellerinizle ayağa kaldırdığınız için size bir teşekkür borçlu muyuz; insan bunu ironik bir tebessümle düşünmeden edemiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>​Ortada duran sosyolojik tablo açık ve nettir:</p>

<p>​Kurumsal Disiplin ve Toplumsal Vicdan: Teşkilat binalarında sağlanan sessizlik, toplumun geniş kesimlerinin bu süreci onayladığı anlamına gelmez.</p>

<p>Toplum, hiyerarşik talimatlarla hizaya sokulabilecek edilgen bir kitle değildir. Milliyetçilik; tepeden inmeci direktiflerle, emir-komuta zinciriyle yönetilecek bir idari bürokrasi değil, toplumun vicdanından yükselip vatan sathında yankılanan sarsıcı bir çığlıktır!</p>

<p>​Bozkurt İşaretinin ve Sembollerin Bağımsızlaşması: Milli kimliğe ve tarihsel hafızaya ait semboller ile Bozkurt işareti, hiçbir siyasi partinin veya yapının tekelinde değildir. Toplum, kurumsal politikalarla ayrıştığını hissettiği anda Bozkurt işaretini ve kendi milli tepkisini bağımsız bir duruşun, özgür bir iradenin ifadesi olarak dışa vurur.</p>

<p>​Masa Başı Mühendisliğin İmkânsızlığı:</p>

<p>Şehit hatırası ve adalet duygusu gözetilmeden yürütülen hiçbir tepeden inmeci süreç, toplumsal meşruiyet kazanarak kalıcı bir siyasal zemine kavuşamaz.</p>

<p>​Sonuç olarak; milletin vicdan süzgecinden geçmeyen, toplumsal hassasiyetleri gözetmeyen ve geçmişin ağır bedellerini görmezden gelen hiçbir siyasi hesap, sokakta da sandıkta da karşılık bulamaz. Siyasetin asli görevi toplumu kendi dar kararlarına zorlamak değil; hukuk devleti ilkeleriyle ve milletin değişmez milli değerleriyle uyum içinde hareket etmektir.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/boluculuge-milli-tepkinin-cevabi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/09/boluculuge-milli-tepkinin-cevabi.jpg" type="image/jpeg" length="12885"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Genç Kadınlar Giderse Köyler Kimin Olacak?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/genc-kadinlar-giderse-koyler-kimin-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/genc-kadinlar-giderse-koyler-kimin-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burhan Gül, Gümüşhane kırsalında genç kadınların göçünü ve kadın istihdamını ele alıyor. Kadın kooperatifleri, yerel üretim, e-ticaret ve köye dönüş modeliyle kırsal kalkınma önerilerini değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir şehrin geleceğini yalnızca nüfus sayısı belirlemez. O nüfusun yaşı, üretime katılımı ve gençlerin kendi memleketlerinde bir gelecek görüp görmediği çok daha önemlidir. Gümüşhane'nin kırsalında bugün belki de yeterince konuşmadığımız en önemli meselelerden biri ise genç kadınların memleketten kopuşudur.</p>

<p>2025 yılında gerçekleştirdiğim “Gümüşhane Köylerimizin Sorunları ve Çözüm Önerileri” saha araştırması, 87 katılımcının 55 farklı köy ve mahalleyi temsilen verdiği cevaplarla kırsalımızın önemli sorunlarını ortaya koydu. Su ve sulama, ulaşım, altyapı, internet, ekonomik gelir ve istihdam yetersizliği, tarım ve hayvancılıktaki gerileme ile sosyal hizmet eksiklikleri öne çıkan başlıklar oldu.</p>

<p>Asıl dikkat çekici olan ise bu sorunların birbirinden bağımsız olmaması.</p>

<p>Su sorunu üretimi azaltıyor. Üretim azalınca gelir düşüyor. Gelir düşünce gençler göç ediyor. Gençler gidince köyler yaşlanıyor ve boşalıyor.</p>

<p>Bu zincirin içerisinde genç kadınların özel bir yeri var.</p>

<p>Öncelikle araştırmamızın kadın istihdam oranını doğrudan ölçmediğini belirtmek gerekir. Katılımcıların 80'i erkek, 7'si kadındı. Dolayısıyla anketten hareketle kadın istihdamına ilişkin kesin bir oran vermek doğru olmaz. Ancak saha bulguları, genç kadınların kırsalda kalmasını ve üretime katılmasını zorlaştıran koşulları açık biçimde gösteriyor.</p>

<p>Kırsalda kadın emeği çoğu zaman görünmez. Tarımda, hayvancılıkta, arıcılıkta, ev üretiminde ve yöresel ürünlerin hazırlanmasında önemli bir emek vardır. Fakat üretmek her zaman gelir elde etmek anlamına gelmez. Ürün pazara ulaşmıyorsa, emeğin karşılığı alınamıyorsa ve sosyal güvence bulunmuyorsa yapılan faaliyet sürdürülebilir bir istihdama dönüşemez.</p>

<p>Tam burada kadın kooperatifleri önemli bir fırsat sunuyor.</p>

<p>Gümüşhane'nin kuşburnusu, balı, süt ürünleri, fasulyesi, yöresel gıdaları ve el emeği ürünleri yalnızca üretilip tüketilmemeli; işlenmeli, paketlenmeli, markalaştırılmalı ve daha geniş pazarlara ulaştırılmalıdır.</p>

<p>Bir köyde birkaç kadının yaptığı üretim küçük görünebilir. Ancak farklı köylerdeki kadınların aynı kooperatif çatısı altında birleşmesi, ortak üretim ve pazarlama yapılması halinde ortaya ciddi bir ekonomik değer çıkabilir. Üstelik pazar artık sadece ilçe veya il sınırlarıyla sınırlı değil. Güçlü internet altyapısı ve e-ticaret sayesinde Gümüşhane'de üretilen bir ürün Türkiye'nin her yerine ulaştırılabilir.</p>

<p>Fakat önce kırsalın temel sorunlarını çözmek zorundayız.</p>

<p>Araştırmamızda internet ve iletişim eksikliğinin gençlerin köylere dönüşünü zorlaştırdığı açıkça görülüyor. Bir katılımcının ifadesiyle, “Köyümüze gelen gençler internet çekmediği için geri dönüyor.”</p>

<p>Bu cümle aslında bize çok şey anlatıyor.</p>

<p>Genç bir kadına iş imkânı sağlayıp internet vermezseniz dijital pazarlama yapamaz. Kooperatif kurup lojistik desteği sağlamazsanız ürününü pazara ulaştıramaz. Üretim desteği verip sosyal güvenceyi düşünmezseniz bu faaliyet uzun vadede sürdürülemez.</p>

<p>Dolayısıyla genç kadın istihdamı yalnızca “kadınlara iş bulma” meselesi değildir. Bu aynı zamanda kırsal kalkınma, nüfusu koruma ve göçü önleme meselesidir.</p>

<p>Gümüşhane'de her ilçeden pilot köyler belirlenerek genç kadınların yerel istihdamını hedefleyen özel bir program hayata geçirilebilir. Kadınların üretim alanları belirlenmeli, mevcut kooperatifler güçlendirilmeli, küçük ölçekli işleme ve paketleme tesisleri kurulmalı, e-ticaret ve dijital pazarlama eğitimleri verilmelidir. Bunun yanında internet, ulaşım, sosyal alan ve çocuk bakım hizmetleri de aynı planın içerisinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>Uzun vadede ise “Gümüşhane Modeli Köye Dönüş” gibi daha kapsamlı bir yaklaşım ortaya konulabilir. Konut, iş, üretim, sosyal yaşam ve altyapı birlikte planlanmalıdır. Kadın kooperatifleri ilçeler arasında bir ağ haline getirilmeli; yöresel ürünler, agro-turizm, ekoturizm ve yenilenebilir enerji gibi alanlarda kadınların daha fazla yer alması sağlanmalıdır.</p>

<p>Çünkü genç bir kadının Gümüşhane'de kalması sadece bir kişinin burada yaşaması demek değildir.</p>

<p>Bir kadın kalırsa bir aile kalabilir. Bir aile kalırsa çocuklar kalır. Çocuklar kalırsa okul, esnaf, üretim ve sosyal hayat da yaşamaya devam eder.</p>

<p>Bu nedenle genç kadınların memleketten kopuşunu yalnızca bireysel bir tercih olarak değerlendiremeyiz. Arkasında iş, gelir, sosyal güvence, eğitim, ulaşım, internet ve sosyal yaşam gibi birbirine bağlı birçok neden var.</p>

<p>Bugün “Gençler neden köye dönmüyor?” diye soruyoruz.</p>

<p>Belki de artık soruyu değiştirmeliyiz:</p>

<p>“Gençlerin köye dönmesi için nasıl bir hayat kurmalıyız?”</p>

<p>Bu sorunun cevabını verebilirsek göçün yönünü de değiştirebiliriz.</p>

<p>Çünkü zinciri tersine çevirmek mümkün:</p>

<p>Kadın üretir → gelir elde eder → sosyal güvence kazanır → aile memlekette kalır → gençler köye döner → köy yeniden canlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gümüşhane'nin geleceğini konuşurken genç kadınları konuşmadan gerçek bir gelecek planı yapamayız.</p>

<p>Genç kadınları memlekette tutacak iş ve yaşam imkânlarını oluşturabilirsek, yalnızca kadınların değil, Gümüşhane'nin geleceğini de güçlendirmiş oluruz.</p>

<p>Çünkü sonunda cevaplamamız gereken soru çok basit:</p>

<p>Genç kadınlar giderse köyler kimin olacak?</p>

<p></p>

<p><strong>Burhan GÜL</strong></p>

<p>Yenilenebilir Enerji ve Teknoloji Sistemleri Uzmanı Yüksek Makine Mühendisi</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/genc-kadinlar-giderse-koyler-kimin-olacak</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/09/genc-kadinlar-giderse-koyler-kimin-olacak.jpg" type="image/jpeg" length="29748"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özbekistan İzlenimlerim]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ozbekistan-izlenimlerim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ozbekistan-izlenimlerim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ernail Koç, Özbekistan izlenimlerini kaleme aldı. Özbekistan’ın kültürel mirası, turizm yatırımları, ekonomik yapısı, eğitim, ulaşım ve Türkiye ile Türk dünyası arasındaki kardeşlik bağlarını değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ernail Koç </strong>yazdı...</p>

<p>Öncelikle yazı uzun olacağından belki okumak istemeyebileceğiniz için şunu söylemek isterim ki;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özbek vatandaşlarla selamlaşıp Türküz, Türkiye’den geldik dediğimizde gözlerinin içi gülüyor, “Ziyaretiz mağbul olsun” diye teminide bulunuyorlar.</p>

<p>Özbekistan, Türk Vatandaşı olarak mutlaka gitmemiz ve bağlarımızı daha da güçlendirmemiz gereken kardeş ve adeta açık hava müzesi gibi bir ülke.</p>

<p>————————————————-</p>

<p><img alt="Özbekistan Izlenimlerim 1" height="369" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/09/ozbekistan-izlenimlerim-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p>-Kalkınmada tarım, hayvancılık, geleneksel tekstil ve el sanatları ürünlerini geliştirmekle esas büyük yatırımlarını geçmişten gelen İslami eserleri restore ederek ve yenilerini de ilave ederek kültürel turizme önem veriyorlar.</p>

<p>-Geleneksel Özbek pilavı’nın pirinç’i Harezmi bölgesinde üretiliyor.</p>

<p>Bu bölge Amuderya, Ceyhun bölgesi olduğu için en sulu bölgesi oluyor.</p>

<p>-İslami ve Türk dünyası turizm yatırımları için son yıllarda 4 milyar dolara varan yatırımlar yapmışlar.</p>

<p>-Bu büyük rakamı genel bütçeden mi karşılıyorsunuz diye sorduğumda;</p>

<p>Unesco, başta Türkiye ve diğer İslam ülkelerinin de yardımları olduğunu söylediler.</p>

<p>-Turizmde konaklama ve hizmet sektöründe gayet düzgün yatırımlar yapmışlar geleceğe dair önemli ölçüde satış, kiralama ve konaklama amaçlı gelir elde edecekleri yatırımlara halen ve büyük ölçüde devam ediyorlar.</p>

<p>-Otoyol ve şehir içi caddeleri gayet geniş ve tertemiz o kadar ki değil bir çöp, gazel dahi görmezsiniz görevliler devamlı temiz tutuyor.</p>

<p>Elinizdeki bir küçücük kâğıtı dahi yere atmaya cesaret edemezsiniz.</p>

<p>-Şehirlerdeki ve İbadet yerlerindeki tuvalet ve otopark hizmetleri gayet yeterli ve temiz.</p>

<p>-Altyapı sorunu yok diyebilmekle sadece internet pek yeterli değil.</p>

<p>-Tren taşımacılığı gayet düzgün ve tertemiz. Belli ki Sovyetler döneminden kalan disiplinlerini aynen muhafaza ediyorlar.</p>

<p>-Birinci derecede en çok ziyaretçisi Çin, Japon, Türk ve Türk Dünyası ülkeleri.</p>

<p>-Türkiye Türkçesini bilenlerin çoğu Türk dizi filmlerinden veya Türkiye’de çalışırken öğrenmişler.</p>

<p>Her ne kadar sokaktaki insanla bir şekilde anlaşmak mümkün olsa da ülkeler Türk dünyası ile ortak dil ve alfabe üzerinde çalışmalar yapmak gerekir.</p>

<p>-Türklük milli şuuru, Tarihe sahiplenmede ve İslami itikatı gayet yerinde olsa da İslami amelde vatandaşını bilgilendirmek biraz da Sovyetler döneminden kalma korkularını gidermek gerekir.</p>

<p>-Buna örnek ezan sesi zor duyulacak, hatta iç ezan şeklinde olunuyor.</p>

<p>Sorduğumda Sovyet dönemi gizli ibadetin bir alışkanlığından kaynaklı olduğunu söylediler.</p>

<p>-Yüzde 10-15 civarında diğer inançların olduğu ülkede İslami inanışta tarikat ve cemaat tarzı faaliyetlerinin olmadığını söylediler.</p>

<p>-Belirgin bir sanayi olarak birkaç orta ölçekli fabrika bacalarına, çırçır fabrikası ve çimento fabrikalarına rastgeldim.</p>

<p>-Genel olarak chevrolet marka arabalar kullanıyorlar. Çünkü chevrolet’in fabrikası olduğunu uygun şartlarda satış yaptıklarını ve her hanede bir araç olduğunu söylediler.</p>

<p><img alt="Özbekistan Izlenimlerim 4" height="422" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/09/ozbekistan-izlenimlerim-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p>-Asgari ücret 100 dolar olmakla birlikte kimsenin bu parayla çalışmadığını, ancak geçici, kısa zamanlı işlerde asgari ücret üzerinden fiyatlandırma uygulandığını söylediler.</p>

<p>-Ürün fiyatını maliyet üzerinden üzerine konan kâr esasına göre tespit ettiklerinden ülkelerinin gayet ucuz olduğunu söyleseler de gerçekten bizlere de ucuz ülke intibaını verdiler.</p>

<p>-Petrol ihtiyaçlarının yüzde yetmiş oranında ülkelerinden elde ettiklerini söylediler.</p>

<p>Araçlarda benzinin yanında elektrik, metan ve proton gazının kullanıldığını gördük.</p>

<p>-Yol boyu kilometrelerce yapılmış ve yapımı süren güneş enerjisi tesisleri ve buna bağlı olarak Ceyhun-Seyhun nehirlerinden borularla tarım arazilerine taşınacak su tesisat sistemleri gördük.</p>

<p>-Kurutulmuş meyve ve sebze çeşitleri oldukça çok, özellikle Rusya’nın en büyük üzüm tedarikçisi olduklarını söylediler.</p>

<p>-Sokaklarda başı boş hiçbir hayvana rastlamadığımız İgibi geçtiğimiz köy ve tarım arazilerinde hayvan kullanıldığını görmedim.</p>

<p>-Sovyetler döneminden kalan halkının eğitimi yanında yeni dönemde önemli ölçüde devlet ve özel sektör tarafından üniversiteler açılmış.</p>

<p>Örnek, Buharada üç olan üniversite sayısı 21 olmuş.</p>

<p>-Suç oranı, küçük hırsızlık dahil yok denecek düzeyde olduğunu söylediler.</p>

<p>Gerçekten cadde ve sokaklarında sokaklarında güvenli bir şekilde gezebiliyorsunuz.</p>

<p>-1991 de ilk liderleri İslam Kerimov’un vefatından sonra yardımcısı Şevket Mirziyayev’i Cumhurbaşkanı olarak seçmişler gayet memnun oldukları için devamlı onu seçtiklerini ve ülke insanının da siyasetle pek ilgilenmediğini o kadar ki bazı vatandaşların seçimlerden bile haberi olmadığını söylediler.</p>

<p>-Türkiyeden otelcilik ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren iş insanlarının yanında Koç Holding’in konsorsiyum olarak inşaat sektöründe büyük oranda faaliyetleri var.</p>

<p>-Bu gezide Türk İslam alimi Maturudi’ nin kabrini restorasyon çalışmaları dolayısıyla, Türk Matematikçi Harezmi’nin kabrini ise bulunduğumuz Hive şehrinin dışında ve zamanımız olmadığı için ziyaret edemedik.</p>

<p>-İbni Sina, Harezmi, Mahmut Zamakshari, Biruni’nin eserlerinin ve çalışmalarının bulunduğu çok güzel müze yapmışlar ve müzeyi ziyaret ettik.</p>

<p>-Maveraun bölgesinde Türkmenistan sınırını ayıran köprü üzerinden geçtik.</p>

<p>Rehberimiz fotoğraf çekmememizi uyardı.</p>

<p>Türkmenistan bölgesinden tespit edildiğinde uzun bir soruşturma yapıyorlarmış.</p>

<p>-Buradan belirtmek isterim ki her ne kadar tek millet olsalarda iki bağımsız devlet olduğunu unutmayalım.</p>

<p>-Şunu da bilmeliyiz ki biz de bu ülkelerle kardeş ülkeyiz.</p>

<p>Dolayısıyla kimse bu ülkelere ağabeylik taslamaya kalkmasın.</p>

<p>Bu ülkelerin süratle gelişen ve bağımsızlaşan ülkeler olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.</p>

<p>————————————————</p>

<p><img alt="Özbekistan Izlenimlerim 2" height="376" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/09/ozbekistan-izlenimlerim-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p>Son sözüm;</p>

<p>-“21. Yüzyıl Türk dünyası yüzyılı olacak” sözü slogan değil tamamen gerçek.</p>

<p>Böyle bir Türk ülkesi ile gurur duydum ve gelecekteki gelişmelerinden de gayet emin olarak ülkeme mutlu bir şekilde dönüyorum.</p>

<p><img alt="Özbekistan Izlenimlerim 3" height="353" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/09/ozbekistan-izlenimlerim-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ozbekistan-izlenimlerim</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/09/ernail-koc-2026-09-15-at-084558.jpeg" type="image/jpeg" length="67460"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erdem Atay’dan DEM’li Sırrı Sakık’ı terletecek çıkış: '1978’de ne yaptın, anlat']]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/erdem-ataydan-demli-sirri-sakiki-terletecek-cikis-1978de-ne-yaptin-anlat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/erdem-ataydan-demli-sirri-sakiki-terletecek-cikis-1978de-ne-yaptin-anlat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Partili Sırrı Sakık’ın Meclis kürsüsünde Cumhuriyetin kurucu kadrolarına yönelik sözleri büyük tepki çekti. Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay, Sakık’a 1978 yılına ait tecavüz iddialarını hatırlatarak sert ifadelerle yüklendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>DEM Partisi milletvekili <strong>Sırrı Sakık</strong>, TBMM’de yaptığı konuşmada, Cumhuriyetin kurucu önderlerine yönelik açıklamalarıyla tepki topladı. Sakık, “<strong>Asıl alçaklık nedir biliyor musunuz? Ülkeyi birlikte kurduktan sonra dönüp Kürt’ü yok sayanlar alçaktır.</strong>” ifadelerini kullandı. Bu sözler, sosyal medyada ve kamuoyunda yoğun tepkiye yol açtı.</p>

<h3><strong>ERDEM ATAY’DAN AĞIR SUÇLAMALAR: “YANIT VER SAKIK!”</strong></h3>

<p>Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni <strong>Erdem Atay</strong>, Sakık’a yönelik sosyal medya hesabından sert açıklamalarda bulundu. <strong>Atay, paylaşımında Sakık’a şu soruları yöneltti:</strong></p>

<p>“Alçak ha! Sırrı Sakık yanıt versene.<br />
14 yıldır neden susuyorsun!<br />
Sen 1978 yılında bir otele kaçırılmış bir kızın 209 numaralı odasına zorla girdin mi?<br />
Orada 15 yaşında reşit olmayan bir kıza silah zoruyla tecavüz ettin mi?<br />
Muş Ağır Ceza’da yargılandın mı?<br />
Yargılama sonucunda tecavüzden 9 ay hapis cezası aldın mı?<br />
Bu belgelerdeki ‘1957 doğumlu Muş Yörecikli Sırrı Sakık’ sen misin?”</p>

<p>Atay, bu paylaşımlarla Sakık’a geçmişteki yargı sürecine dair cevap vermesi çağrısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynak: ŞOK gazetesi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/erdem-ataydan-demli-sirri-sakiki-terletecek-cikis-1978de-ne-yaptin-anlat</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/09/erdem-ataydan-demli-sirri-sakiki-terletecek-cikis-1978de-ne-yaptin-anlat.JPG" type="image/jpeg" length="51532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsanı Anlamadan Toplumu, Toplumu Anlamadan Siyaseti Anlayamayız !]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/insani-anlamadan-toplumu-toplumu-anlamadan-siyaseti-anlayamayiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/insani-anlamadan-toplumu-toplumu-anlamadan-siyaseti-anlayamayiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, insan, toplum ve siyaset ilişkisini ele aldığı yazısında toplumsal bilincin oluşumunu; tarih, ekonomi, kültür ve kurumlarla birlikte değerlendirerek demokrasi ve yurttaşlık bilincinin kök sebeplerini sorguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bilinci oluşturan kök sebepleri aramadan toplumsal davranışı açıklayabilir miyiz?</p>

<p>Bazen bir makale üzerine başlayan fikir teatisi, yazılmış makalenin sınırlarını aşarak hepimizin üzerinde yeniden düşünmesi gereken daha büyük bir soruyu önümüze koyar.</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde, Sefa YÜRÜKEL'in “Siyasal İslam’ı İktidara Getiren Toplumun Sosyolojik Anatomisi: Ümmet Bilincinden Yurttaşlık Bilincine Geçemeyen Bir Toplumda Demokrasinin İmkânsızlığı” başlıklı bir makale üzerine yaptığım kısa değerlendirmede, meselenin yalnızca “toplumsal bilinç” veya “siyasal bilinç” üzerinden açıklanmasının eksik kalacağını ifade etmiştim.</p>

<p>Bilinç elbette önemlidir.</p>

<p>Fakat asıl soru şudur:</p>

<p>O bilinci üreten nedir?</p>

<p>Bu soruyu sormadan, bilinci bağımsız ve kendiliğinden oluşmuş bir toplumsal gerçeklik veya "bilimsel olgu" gibi ele almak; sonucu sebep yerine koyma riskini taşır.</p>

<p>Nitekim muhatabımın verdiği cevap, tartışmayı tam da olması gereken yere taşıdı. Bilincin ekonomik koşullardan, sınıfsal ilişkilerden, eğitimden, tarihsel deneyimlerden, kültürel yapılardan ve içinde yaşanılan maddi gerçekliklerden bağımsız oluşamayacağını kabul ederek, meselenin “bilinç mi, maddi koşullar mı?” ikilemine indirgenemeyeceğini ifade etti.</p>

<p>Bence muhatabımın bu cevabi kabulü, yalnızca söz konusu makalenin geliştirilmesi açısından değil, toplum ve siyaset üzerine yaptığımız bütün değerlendirmeler açısından son derece önemlidir.</p>

<p>Çünkü insanı anlamadan toplumu, toplumu anlamadan da siyaseti anlamamız mümkün değildir.</p>

<p>İnsan tarihin dışında yaşamaz.</p>

<p>İnsan dünyaya geldiğinde boş bir zihne sahip olabilir; fakat asla boş bir dünyaya doğmaz.</p>

<p>Bir aileye, bir kültüre, bir ekonomik düzene, bir coğrafyaya, bir tarihsel hafızaya, bir dil dünyasına ve belirli kurumların içine doğar.</p>

<p>Daha sonra bütün bu çevresel şartlarla etkileşerek kendi zihinsel dünyasını kurar.</p>

<p>Bu nedenle insanın düşünce biçimini yalnızca “kişisel tercih” olarak değerlendirmek çoğu zaman yanıltıcıdır.</p>

<p>İnsanın korkularının bile bir tarihi vardır.</p>

<p>Aidiyetlerinin bir tarihi vardır.</p>

<p>Otoriteye bakışının bir tarihi vardır.</p>

<p>Özgürlük anlayışının, mülkiyet algısının, adalet duygusunun ve hatta “iyi toplum, sevap-günah" tasavvurunun bile bir oluşum süreci vardır.</p>

<p>Buradan hareketle, herhangi bir toplumun bugünkü siyasal davranışını anlamaya çalışırken yalnızca bugünün seçim sonuçlarına, siyasal tercihlerine veya söylemlerine bakmak yeterli değildir.</p>

<p>Bugünkü davranışın arkasında dünün deneyimleri, onun arkasında da daha eski tarihsel süreçler vardır.</p>

<p>İşte antropoloji, tarih ve sosyoloji tam da bu nedenle birbirinden koparılamaz.</p>

<p>Bilinç sonuçtur; fakat bir süre sonra sebebe dönüşür.</p>

<p>Burada son derece önemli bir paradoksla karşılaşıyoruz.</p>

<p>Toplumsal bilinç, büyük ölçüde maddi ve tarihsel koşulların ürünü olarak ortaya çıkar.</p>

<p>Fakat ortaya çıktıktan sonra artık yalnızca bir “sonuç” değildir.</p>

<p>Sebep olarak kendi sonuçlarını da üretmeye başlar.</p>

<p>Belirli bir toplumsal bilinç belirli siyasal tercihleri besler.</p>

<p>Siyasal tercihler belirli iktidar ilişkileri yaratır.</p>

<p>İktidar ilişkileri kurumları şekillendirir.</p>

<p>Kurumlar ekonomik ve sosyal hayatı yeniden düzenler.</p>

<p>Yeni ekonomik ve sosyal şartlar ise toplumun bilincini bir daha yeniden biçimlendirir.</p>

<p>Böylece başlangıç ile sonuç sürekli yer değiştirir.</p>

<p>SEBEP SONUCU, SONUÇ DA SEBEBİ ETKİLER.</p>

<p>Toplum dediğimiz şey biraz da böyle bir geri besleme sistemidir.</p>

<p>Bu nedenle “her şey maddi şartların sonucudur” diyerek ne insanın iradesini yok sayabiliriz ne de “her şey insanların düşüncelerinden ibarettir” diyerek maddi gerçekliği görmezden gelebiliriz.</p>

<p>Gerçek hayat, bu iki alanın sürekli etkileşiminden oluşur.</p>

<p>"Toplum böyle düşünüyor” demek sorularımıza aradığımız cevap olarak yetmez.</p>

<p>Sosyal bilimlerde en kolay yapılan hatalardan biri, gözlenen davranışı "bağımsız olgu" gibi açıklama olduğunu zannetmektir.</p>

<p>“Bu toplum muhafazakârdır.”</p>

<p>“Bu toplum otoriterdir.”</p>

<p>“Bu toplum yurttaşlık bilincine ulaşamamıştır.”</p>

<p>“Bu toplum demokrasi kültürünü içselleştirememiştir.”</p>

<p>Bütün bunlar ilk bakışta birer tespit olabilir.</p>

<p>Ama henüz açıklama değildir.</p>

<p>Çünkü gerçek açıklama, hemen ardından şu soruyu sorar:</p>

<p>Neden?</p>

<p>Neden böyle bir toplum oluşmuştur?</p>

<p>Neden insanlar devletten haklarını koruyan bir kurumdan çok, kendisini koruyan bir otorite olarak söz etmektedir?</p>

<p>Neden birey ile devlet arasındaki ilişki çoğu zaman hak ve özgürlükler üzerinden değil, sadakat ve himaye üzerinden kurulmaktadır?</p>

<p>Neden modern yurttaşlık bilinci bazı toplumlarda güçlü biçimde gelişirken bazı toplumlarda etnisite, cemaat, tarikat, aşiret, mezhep, hemşehrilik veya başka aidiyet biçimleri siyasal davranış üzerinde daha etkili olabilmektedir?</p>

<p>Bu soruların cevabını yalnızca “bilinç” kavramının içinde arayamayız. Çünkü bilinç de bir organik süreçlerin "tarihsel üretimidir."</p>

<p>"Zihniyet devrimi şart" diyerek bir zihni değiştirmek istiyorsanız önce onu üreten dünyanın değişkenlere bakmalıyız.</p>

<p></p>

<p>İşte burada “DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENMEK” meselesi, siyasal ve sosyolojik analiz açısından da hayati bir önem kazanıyor.</p>

<p>Doğru düşünmek yalnızca bilgi sahibi olmak değildir.</p>

<p>Bir olgunun görünen yüzü ile kök sebepleri arasındaki isabetli bağlantıyı kurabilmektir.</p>

<p>Önce gözlem yaparız.</p>

<p>Sonra veri toplarız.</p>

<p>Ardından muhakeme ederiz.</p>

<p>Fakat muhakemenin gerçek sınavı burada başlar:</p>

<p>Gördüğümüz şey gerçekten sebep midir, yoksa daha derinlerdeki süreçlerin sonucu mudur?</p>

<p>Toplumun bugünkü davranışını doğrudan “toplumsal ve siyasal bilinç” ile açıklamak, eğer bilincin nasıl oluştuğunu araştırmıyorsak, bizi tam da bu noktada yanıltabilir.</p>

<p>Bir toplumun zihinsel kodlarını değiştirmek istiyorsak, yalnızca o kodlarla mücadele etmek yetmez.</p>

<p>O kodları üreten eğitim sistemine, ekonomik ilişkilere, devlet-toplum ilişkisine, hukuk düzenine, kültürel yapılara, tarihsel travmalara ve kurumsal alışkanlıklara da bakmak gerekir.</p>

<p>Çünkü zihinsel dönüşümün toplumsal altyapısı vardır.</p>

<p>DEMOKRASİ YALNIZCA SANDIKTA BAŞLAMAZ</p>

<p>Bu perspektif bizi demokrasi meselesinde de daha derin bir noktaya götürür.</p>

<p>Demokrasiyi yalnızca seçim yapmak olarak görürsek, toplumsal bilincin önemini abartabilir veya yanlış yerde arayabiliriz.</p>

<p>Oysa demokrasi, bireyin kendisini devlet karşısında bir “tebaa” değil, hak sahibi bir "yurttaş" olarak görebilmesini gerektirir.</p>

<p>Fakat yurttaşlık bilinci yalnızca anayasal bir tanımlama ve normatif düzenlemelerle üretilemez.</p>

<p>Bunun için bireyin ekonomik ve hukuki açıdan özerkleşmesi, hukukun güvenilir bir kurum hâline gelmesi, eğitimin eleştirel düşünmeyi geliştirmesi, devletin yurttaşa karşı sorumluluklarının kurumsallaşması ve toplumun kendi örgütlenme kapasitesinin gelişmesi gerekir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle:</p>

<p>Yurttaşlık bilinci yalnızca anlatılarak değil, toplumsal dinamikler yaşanılarak öğrenilir.</p>

<p>İnsan kendisini hukuk karşısında güvende hissediyorsa hukuka inanır.</p>

<p>Kendi iradesinin kurumlar üzerinde etkili olduğunu görüyorsa katılım kültürü geliştirir.</p>

<p>Devletin kendisini koruyan değil, kendisine hesap veren bir kurum olduğunu deneyimliyorsa devlet algısı değişir.</p>

<p>Dolayısıyla demokrasi kültürü de bir “zihin kodu” olmaktan önce uzun bir kurumsal ve tarihsel deneyimin sonucudur.</p>

<p>TARİHİ BUGÜNDEN GERİYE DOĞRU OKUMAK</p>

<p>Belki de en büyük metodolojik hatamız, bugünkü toplumu bugünün kavramlarıyla açıklamaya çalışmaktır.</p>

<p>Oysa bugünü anlamak için bazen geriye doğru uzun bir yolculuğa çıkmak zorundayız.</p>

<p>İnsanın doğayla ilişkisine…</p>

<p>Toplulukların oluşumuna…</p>

<p>İktidarın ortaya çıkışına…</p>

<p>Din, devlet ve toplum ilişkilerinin tarihine…</p>

<p>Üretim biçimlerinin değişimine…</p>

<p>Şehirleşmeye…</p>

<p>Sanayileşmeye…</p>

<p>Modernleşmeye…</p>

<p>Bireyin ortaya çıkışına…</p>

<p>Nihayetinde modern yurttaşlığın doğuşuna…</p>

<p>Çünkü insanlık tarihi, yalnızca iktidarların ve savaşların tarihi değildir.</p>

<p>Aynı zamanda insanın kendisini nasıl tanımladığının tarihidir.</p>

<p>“Ben kimim?”</p>

<p>“Biz kimiz?”</p>

<p>“Devlet nedir?”</p>

<p>“Toplum nedir?”</p>

<p>“Bireyin hakkı nedir?”</p>

<p>“Meşru iktidar nedir?”</p>

<p>“Adalet nedir?”</p>

<p>Bu sorulara verilen cevaplar değiştikçe toplumların siyasal yapıları da değişmiştir.</p>

<p>ASIL İHTİYACIMIZ OLSAN ŞEY; ORGANİK DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENMEK</p>

<p>Bütün bunlardan sonra benim için asıl mesele artık “bilinç mi maddi gerçeklik mi?” sorusu değildir.</p>

<p>Bu soru zaten yanlış kurulmuş bir sorudur.</p>

<p>Asıl mesele, insanı ve toplumu parçalarına ayırmadan düşünebilmektir.</p>

<p>Antropolojiyi tarihten, tarihi sosyolojiden, sosyolojiyi ekonomiden, ekonomiyi kültürden, kültürü de insanın zihinsel dünyasından koparmamak…</p>

<p>Çünkü bunların tamamı aynı hayatın farklı yüzleridir.</p>

<p>İnsan çevresini değiştirir.</p>

<p>Çevresi insanı değiştirir.</p>

<p>İnsan kurumlar kurar.</p>

<p>Kurumlar insan davranışlarını biçimlendirir.</p>

<p>Toplum değerler üretir.</p>

<p>Ürettiği değerler daha sonra toplumun kendisini yeniden üretir.</p>

<p>İşte biz bunların bütününe "organik süreçler" diyebiliriz.</p>

<p></p>

<p>Kanaatimce bugün siyaset üzerine konuşurken en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey de tam olarak budur:</p>

<p>Parçaları birbirinden koparmadan "organik süreçlerle" düşünmek.</p>

<p>Çünkü herhangi bir toplumsal olgunun yalnızca bize görünen yüzünü açıklamak, yanlış olmak zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak çoğu zaman eksik olacaktır.</p>

<p>Oysa hakikate biraz daha yaklaşmak istiyorsak, görünenin arkasındaki görünmeyeni; bugünün arkasındaki dünü; bilincin arkasındaki maddi gerçekliği ve davranışın arkasındaki tarihsel süreci aramak zorundayız.</p>

<p>Belki de gerçek muhakeme tam burada başlıyor: Sonucu görmekle yetinmeyip, sonucu doğuran süreci aramak.</p>

<p>Nihayetinde şunu kabul etmek: İnsanın varoluşsal hikâyesini anlamadan toplumsal bilinci; toplumsal bilinci anlamadan siyasal davranışı;</p>

<p>siyasal davranışı anlamadan da bir rejimin neden ve nasıl ortaya çıktığını anlayamayız.</p>

<p>Çünkü toplumlar yalnızca düşündükleri şeylerden ibaret değildir.</p>

<p>Toplumların tarihi aynı zamanda, neyi neden, nasıl düşündüklerinin de tarihidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/insani-anlamadan-toplumu-toplumu-anlamadan-siyaseti-anlayamayiz</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="45682"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üniversite Öğrencilerinin Kente Entegrasyon Sorunu]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/universite-ogrencilerinin-kente-entegrasyon-sorunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/universite-ogrencilerinin-kente-entegrasyon-sorunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümüşhane'de üniversite öğrencilerinin kente entegrasyon sorunu ve şehrin gençlere sunduğu imkânların sorgulanması]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir üniversite şehri olmak, yalnızca bir kampüse ve binlerce öğrenciye sahip olmakla ölçülemez. Asıl mesele, öğrencinin kendisini o şehrin bir parçası hissedip hissetmediğidir. Gümüşhane özelinde konuşmamız gerekirse, bugün tam da bu noktada ciddi bir sorgulama yapmak durumundayız.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hafta sonu geldiğinde şehir merkezindeki otobüs terminallerinde Trabzon’a gitmek için sıra bekleyen öğrencileri gördükçe, bu soruyu tekrar tekrar sormak gerekiyor: Gençler neden Gümüşhane’de kalmak istemiyor da çareyi başka şehirlerde arıyor?</p>

<p>Öğrencinin üniversite hayatı yalnızca derslik, yurt ve sınavlardan ibaret değildir. Sosyal hayat, kültürel etkinlikler, spor alanları, kafeler, çalışma mekânları, ulaşım imkânları ve ekonomik olarak erişilebilir yaşam alanları da bu deneyimin vazgeçilmez parçalarıdır. Gümüşhane’de bu alanların yetersizliği ve öğrencinin şehirle bağ kurmasını zorlaştıran en temel etken olarak karşımıza çıkıyor. Kampüslerin şehir merkezine uzaklığı, sınırlı sayıdaki sosyal mekân ve kültürel faaliyet, öğrencilerin kendilerini kampüse hapsolmuş hissetmesine neden oluyor.</p>

<p>Bu tabloyu yalnızca gözlemle sınırlı tutmak haksızlık olur. Çünkü 2025 yılında Gümüşhane genelinde yapılan ve 87 kişinin katıldığı “Köylerimizin Sorunları ve Çözüm Önerileri” anketim, kentin kırsalındaki altyapı eksikliklerini ortaya koyarken aslında şehir merkezindeki sorunların da ipuçlarını veriyor. Ankette 45 bildirimle yol sorunları, 10 bildirimle ulaşım erişimi, 14 bildirimle telefon çekmemesi ve 7 bildirimle internet erişimi sorunu kayda geçmişti. Eğitim ve sosyal alanlar konusunda da 11 bildirim bulunuyor. Bu veriler doğrudan üniversite öğrencilerini ölçmese de Gümüşhane’de ulaşım, dijital erişim ve sosyal alanların kentin yaşam kalitesini belirleyen temel unsurlar olduğunu açıkça gösteriyor.</p>

<p>Daha da önemlisi, ankette iletişim ve internet altyapısı eksikliğinin özellikle genç nüfusun köylere dönüşünü engelleyen bir unsur olduğu vurgulanıyor. Sosyal ve kamu hizmetlerindeki eksikliklerin ise toplumsal çözülmeyi ve yalnızlaşmayı derinleştirdiği ifade ediliyor. Üniversite öğrencisi açısından düşündüğümüzde tablo netleşiyor: Öğrenci şehirde yalnızca eğitim almak değil yaşamak ister. Oysa Gümüşhane bugün gençlerine bu imkânı sunmakta zorlanıyor.</p>

<p>Barınma meselesi de cabası. Özellikle kış aylarında artan ısınma maliyetleri ve yetersiz konut stoku, öğrencilerin barınma kaygısını artırıyor. Şehir içi ulaşımın yetersiz oluşu ve kampüs ile şehir merkezi arasındaki zayıf bağlantı ise öğrencileri sosyal hayattan iyice koparıyor. Tüm bu etkenler bir araya geldiğinde, öğrencinin hafta sonu çözümü Trabzon’da araması hiç de şaşırtıcı değil.</p>

<p><strong>Peki çözüm ne olabilir?</strong></p>

<p>Öncelikle üniversite ile şehir arasında güçlü bir işbirliği kurulmalı. Üniversite öğrencilerinin katılabileceği kültür-sanat etkinlikleri, öğrenci festivalleri, spor organizasyonları, girişimcilik programları ve gönüllülük projeleri düzenlenmeli. Şehir merkezinde öğrencilerin ekonomik olarak erişebileceği öğrenci dostu sosyal alanlar oluşturulmalı. Mevcut kütüphane, ortak çalışma alanları, gençlik merkezi, spor alanları ve kültür merkezleri daha etkin kullanılmalı.</p>

<p>Kampüs ile şehir merkezi arasındaki ulaşım da yeniden ele alınmalı. Daha sık ve ucuz ulaşım seçenekleri sunulmalı; bisiklet yolları ve yaya dostu alanlar oluşturulmalı. Ayrıca devlet yurtlarının kapasitesi artırılmalı ve özel sektörün öğrenci konusunda teşvik edilmesi için adımlar atılmalıdır. Öğrencinin yalnızca kalacağı bir yurt değil, kendisini güvende ve sosyal hayatın içinde hissedeceği bir yaşam çevresine ihtiyacı vardır.</p>

<p>Gümüşhane’nin bir başka avantajı ise kendi kimliğidir. Tarihi, doğası, kültürü ve yerel değerleri üniversite yaşamına daha fazla entegre edilebilir. Öğrenci yalnızca üniversitede okuyan bir misafir değil aynı zamanda Gümüşhane’nin genç nüfusunun bir parçası haline getirilmelidir.</p>

<p>Çünkü mesele aslında öğrencinin hafta sonu Trabzon’a gitmesi değildir. Asıl mesele, Gümüşhane’nin öğrencisine “<strong>Burada kal, burada yaşa, burada üret</strong>” diyebilecek bir şehir atmosferini oluşturup oluşturamadığıdır. Bugün öğrenciyi kentte tutamayan şehir, yarın mezun olan genç profesyoneli de şehirde tutmakta zorlanacaktır.</p>

<p>Bu nedenle üniversite öğrencilerinin kente entegrasyonu yalnızca üniversitenin değil; belediyenin, kamu kurumlarının, esnafın, sivil toplum kuruluşlarının ve tüm Gümüşhane’nin ortak meselesidir. Gümüşhane’nin geleceğini konuşuyorsak önce gençlerin şehirle kurduğu bağı güçlendirmeliyiz. Aksi takdirde, “hafta sonu Trabzon” alışkanlığı, şehrin genç nüfusu elinde tutma mücadelesinde kaybedilen bir savaş olarak kalacaktır. Bu yazı, bir eleştiri metni olmaktan öte, şehir olma bilincine sahip herkes için bir çağrıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>Burhan GÜL</strong></p>

<p><i>Yenilenebilir Enerji ve Teknoloji Sistemleri Uzmanı</i></p>

<p><i>Yüksek Makine Mühendisi</i></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/universite-ogrencilerinin-kente-entegrasyon-sorunu</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 15:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/09/universite-ogrencilerinin-kente-entegrasyon-sorunu.jpg" type="image/jpeg" length="86043"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avrauapa Türkleri]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/avrauapa-turkleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/avrauapa-turkleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Özcan Pehlivanoğlu, “Avrupa Türkleri” yazısında Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türkün kültürel kimliğini, Türkiye ile bağlarını ve Türk Dünyası açısından taşıdığı stratejik önemi ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Macaristan'da yapılan son "Turan Kurultay"ında Avrupa'dan gelen binlerce kardeşimizi görünce ve onlarla kucaklaşınca bir kez daha " Avrupa Türkleri"nin Türkiye için önemini hatırlayalım istedim.</p>

<p>Çünkü orada yani Avrupa'da 7 milyonun üzerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve toplamda 10 milyon civarında başka ülkelerin vatandaşı olan Türk yaşıyor.</p>

<p>Onları ıskalamamız Türkiye'nin hayrına olmaz. Onların varlığı her zaman olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası açısından çok önemlidir. Bunun farkında olarak hareket etmek bir zorunluluktur.</p>

<p>"Yaşam her millet için ama Türkler için daha fazla değişkenliklerle dolu... Türkler için bu değişkenlikler diğer milletlere göre farklı sonuçlar veriyor.</p>

<p>Türk Milleti, hem yurt içinde hem de dünyanın her köşesinde devamlı bir göç hareketi içinde yani göçü sürekli yaşıyor. Türk tarihi aynı zamanda bir göçler tarihi!</p>

<p>Köyünden kalkıp şehire, şehirde bir mahalleden diğer mahalleye, olmadı büyük metropollere o da yetmezse başka ülkelere hatta kıtalara kolayca yelken açılıyor.</p>

<p>Bu göçlerin elbette sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve siyasal nedenleri var. Bu göçler sebebi ile oluşan durum ise Avrupa Türkleri'nde olduğu gibi önümüze kendimizi tanımlamak için yeni bir gerçeklik getiriyor.</p>

<p>Millet olarak kendimizi ya coğrafyaya verilen adla yada coğrafyalara bizim verdiğimiz adlarla tanımlıyoruz. Örneğin Türklerin yaşadığı yer anlamına gelen Türkiye yada Azerbaycan Türkleri ve Balkan Türkleri'nde olduğu gibi...</p>

<p>Millet aynı adı Türk ama bir süre sonra Amerika Türkleri, Avustralya Türkleri, Hollanda Türkleri veya Irak Türkleri (Türkmenler) ya da Suriye Türkleri olarak adları coğrafya ile birlikte anılmaya başlıyor.</p>

<p>"Avrupa Türkleri" kavramı da 1960'lı yılların başından itibaren yoğunlaşan işçi göçü ile günümüzde dördüncü hatta beşinci kuşağa ulaşan ve halen Avrupa ülkelerinde yaşayan insanlarımızı tanımlayan bir kavramdır. Biz henüz bu kavram ile yeni tanışmaya ve bu kavramı çok yakın bir zaman diliminde içselleştirmeye başladık. Daha doğrusu fiili gerçekliği kabullenmek zorunda kaldık. Çünkü onlar Avrupa'ya nereden giderlerse gitsinler artık birer Avrupa Türkü oldular.</p>

<p>Burada Avrupa denilince Balkanları kast etmediğimiz iyi anlaşılmalıdır...</p>

<p>Bugün sayısı tam olarak bilinmesede sadece Türkiye'den Avrupa'ya yerleşen tahmini 7 milyon civarında Türk vatandaşı vardır. Bunların büyük çoğunluğu Türk vatandaşlığını korumaktadır. Bazıları ise yaşadıkları ülkelerin yasal zorlamaları bazıları ise gönüllü olarak Türk vatandaşlığından çıkmışlardır. Ancak bu onların Türk olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.</p>

<p>Avrupa Türkleri sadece bahsettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından ibaret değildir. Türk Dünyasının dört bir köşesinden Türkler, Avrupa'nın değişik ülkelerine göç ederek gelmişlerdir. Örneğin; Azerbaycan, İran, Irak (Kerkük-Musul), Suriye, Yunanistan, Kuzey Makedonya, Bulgaristan, Romanya, Moldova, Ahıska, Kırım ve diğer Türk yurtlarından sayıları milyonlarla ifade edilen Türkler Avrupa'ya göç etmiştir. Bu Türklerin, lehlerine dönüştürebilirlerse kârlı çıkacağımız bir durumdur.</p>

<p>1980 yılından bu yana muhtelif sebeplerle Avrupa'nın bir çok yerine gider gelirim. Bu gidiş gelişlerimde yaptığım gözlemlerde insanlarımızın azami düzeyde; milliyetlerini (Türklük aidiyeti), inançlarını, dillerini, kültürlerini, örf ve adetlerini, Türkiye veya geldikleri Türk yurtları ile olan bağlantılarını ve birbirleri ile dayanışmayı koruduklarını gözlemledim. Aksi olsa bugün Avrupa Türklüğünden bahsedilemezdi ve asimile olup giderlerdi.</p>

<p>Varlıklarını korumak için camiler, dernekler, lokaller, spor kulüpleri yetmedi bütün Avrupa'yı kapsayan federasyonlar altında büyük sivil toplum kuruluşları oluşturmuşlardır. Bunun yanında Avrupa'da daima güçlü bir Türk medyası ( gazete, dergi, televizyon, internet siteleri vb.) vardır. Örneğin bir dönem Almanya'nın Frankfurt şehri Türk medyasının merkezi olmuştur.</p>

<p>Avrupa Türkleri genelde bir Türk'te görebileceğiniz tüm özellikleri üzerinde taşır. Teşkilatçıdır hemen örgütleniverir. Çalışkandır kısa zamanda bir çok işin üstesinden gelir. İstisnalar dışında ailesine bağlıdır, çoluk çocuğuna sahip çıkar. Devletine ve bayrağına sadakatini hiç kaybetmez. Bu bakımdan milli duyguları ve refleksleri kuvvetlidir. En küçük sıkıntıda milletinin ve devletinin yanındadır. Örfünü ve adetlerini önce gurbet diye baktığı ama şimdi kök saldığı Avrupa'da aynen korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunun somut bir örneğini 2018 yılının Haziran ayında yaptığım Nürnberg seyahatimde çok açık bir şekilde bir kez daha gördüm. Seyahatim Ramazan ayına denk gelmişti. Nürnberg'teki dostlar bizi DİTİB'in camisinin yanında kurulan Ramazan çadırına götürdüler. Gördüğüm manzara sanki Türkiye'de bir şehirde görebileceğim manzara ile aynıydı. İftardan sonra semaverler demlenmiş, çay ve kahvelerle beraber yanında nargile keyfi yapılıyor etraftan gelmiş kadın erkek üç dört bin Türk, teravih namazından sonra büyük bir muhabbetle sohbet ediyorlardı. Kendimi evimde ve Türkiye'de hissettim.</p>

<p>Keza Türkiye Cumhuriyeti devleti, Avrupa'daki Türk vatandaşlarına oy kullanma hakkı tanıdı. Bir seçimde oy kullanmalarını ve ülkelerine sahip çıkarak demokratik haklarını kullanmalarını gıpta ile izledim.</p>

<p>Yine bir 23 Nisan'da da İsveç'in Malmö kentinde idim. Hayatımın en güzel 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını iki bine yakın Türk'le birlikte burada büyük bir çoşkuyla kutladım diyebilirim.</p>

<p>Yanlış anlaşılmasın diye bir hususu özellikle belirtmek isterim. Avrupa Türkleri, Almanya'da yaşayanlardan ibaret değildir. Türkler, Avrupa ülkelerinin tamamında öbek öbek büyük yoğunluklarda yaşamaktadır. Bu sebeple Avrupa'da nereye gitseniz karşınıza bir Türk'ün çıkması büyük bir olasılıktır. Türkçe ile bütün bir Avrupa'da seyahat etmeniz mümkündür. Bu şaşılacak bir durum değildir.</p>

<p>Avrupa Türkleri artık sadece işçilerimizden ibaret değildir. Özellikle yeni nesiller eğitimli ve dil hakimiyetleri kuvvetli insanlardır. Aralarında iş insanı, akademisyen, bürokrat, çeşitli konularda uzmanlar ve siyasetçiler bulunmaktadır. Yani Avrupa'da çok sayıda başarılı Türk yaşamaktadır. Hepimizin bildiği örnek, virüs salgınına karşı aşıyı Avrupa(Almanya)'da yaşayan iki Türk'ün bulmuş olmasıdır. Ayrıca Avrupa Türkleri başta futbol olmak üzere bir çok spor dalında önemli başarılar elde etmektedir.</p>

<p>Türkiye'de kurulu olan İŞKUR Kurumu 1960 yılında Almanya'ya giden işçilerimize bastırdığı yazılarla "onurlu ol, zekanı iyi kullan, aileni ve evini unutma, sağlığını koru, bayrağını düşün" başlıkları altında harika tavsiyelerde bulunmuştur. Türklerin çoğunlukla bu tavsiyeleri ve benzer telkinleri dinlediği anlaşılmaktadır ki; günümüzde "Avrupa Türkleri"nden bahsedebiliyoruz.</p>

<p>Türkler, Avrupa'ya kitlesel olarak ilk olarak Almanya ile tam 65 yıl önce 1961'de yapılan anlaşma sonucu gittiler. Geçici olarak gitmişlerdi ama çoğunluğu orada kalıcı olmayı tercih etti. Orası yani Avrupa, nereden gelmiş olurlarsa olsunlar Türkler için yeni bir vatan oldu.</p>

<p>Avrupa Türkleri'nin ister Türkiye'den gitsinler yada Türk Dünyasının her hangi bir köşesinden gelsinler, müthiş bir hikayeleri var. Azim, direnme ve başarılı olmak için insan üstü denilebilecek bir güç sergilediler. Baştan beri dedik ya, bir Türk'te hangi özellikler var ise hepsi Avrupa Türklerinde mevcuttur diye!</p>

<p>Biz "Türkiye Türkleri"nin onlarla birlikte olmak ve onlar için neler yapmamız gerektiğine dair kafa yormamız ve bilimsel metodlar öncülüğünde tedbirler almamız gerekiyor. Aksi halde bu müthiş gücü heba eder gideriz.</p>

<p>Kanaatimce öncelikle iletişimi kuvvetlendirmeliyiz. Empati yapıp onları anlamaya çalışmalıyız. Onları hiç bir zaman yalnız bırakmadan her açıdan desteklemeliyiz. Yani onları burada "Almancı" orada "Türk" olmak duygusunun açmazından korumalıyız.</p>

<p>Avrupa Türkleri; büyük Türk Dünyası ailesinin şerefli ve onurlu bir üyesidir. Bu aile yani Türk Dünyası, Avrupa Türkleri ile hiç tahmin edilemeyecek bir şekilde daha da güçlü olacaktır. Türk Milleti bu fırsatı ıskalayamaz. Hem onlar hemde bizler meseleye bu şuurla bakmalıyız. Bu sebeple her Türk, Avrupa Türklüğüne ilgi ve ihtimam göstermelidir.</p>

<p>Avrupa Türklüğüne bir Türk'ün gönlünden yürek dolusu kocaman selamlar..."</p>

<p><br />
<strong>Av. Özcan PEHLİVANOĞLU</strong></p>

<p>03 Eylül 2026 / İzmir</p>

<p><img alt="Avrauaapa Türkleri" height="554" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/09/avrauaapa-turkleri.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="554" /></p>

<p>Not : Resmin altındaki yazıyı iyi okuyalım... 1925'de bile Türkiye'deki ihanete karşı Almanya'da protesto yapan Türkler var...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/avrauapa-turkleri</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/ozcan-pehlivanoglu-10-1500x1004.jpg" type="image/jpeg" length="73295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yandaş Olmak Da Kolay Değil]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/yandas-olmak-da-kolay-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/yandas-olmak-da-kolay-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Yümni Sezen, siyasette ve medyada yandaşlık anlayışını eleştiriyor; akıl, vicdan, adalet ve ahlak ekseninde doğruya sahip çıkmanın önemine dikkat çekiyor. Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunlarını değerlendiren Sezen, “devrim” söylemi üzerinden iktidar politikalarına yönelik eleştirilerini ortaya koyuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Prof. Dr. Yümni Sezen</strong></p>

<p>İyi ve doğruya yandaş olmak, akıl, fazilet hissi, anlama kapasitesi gerektirdiği için kolay değildir. Kolay olsaydı, Ebu Cehil, ilk gün Hz. Peygamberin yandaşı, yoldaşı olurdu. Kolay görünüp esas zor olan yanlışa ve kötüye yandaş olmaktır. Neden daha kolay görünür? Nefse hoş gelenler, kişisel menfaatimizi kollayanlar, bencilliğimizi okşayanlar, şahsı için nefret ve öfke duygularımızı harekete geçirenler, yandaşlık kolaylığını sağlarlar. Bu çeşit yandaşlıkta, akıl, kavrama gücü, anlama mahareti fazlaca gerekmez. Zorluğu şuradadır: Fıtrî birçok duygu ve melekemizi, akıl ve vicdanımızı, dumura uğratmak zorunluluğu vardır. Cehaletten ziyade, umursamazlıktan, gurur ve kibirden, menfaatten kaynaklanıyorsa, durum daha kötü demektir.</p>

<p>Mesleğimiz ne olursa olsun, bakkal, işçi, iş adamı, fizik alimi, felsefeci, sosyolog, din görevlisi, aklımızın erdiği, bilgimizin yettiği kadarıyla, kötüye gidişe karşı çıkmak, özellikle acı çeken insanların dertlerine eğilmek, kafa yormak, hakkı-hukuku-doğruyu-adaleti-ahlakı-bilimi hatırlatmak, teklifte bulunmak, kötülüklere engel olmak zorundayız. Bu görevi bize dinimiz de yüklemiştir. <strong>“İçinizde iyiye çağıran, iyiliği emreden, kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun”</strong> (Âl-i İmrân, 104). Bu emir sırf dini konulara ait değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fikir beyan etmek, doğruya talip olmak, toplumu ve fertlerini düşünmektir, bunun için, Allah’ın bize bahşettiği özgürlük hakkını kullanmaktır. Yeter ki yaptığımız iyi niyetli olsun ve ukalalık olmasın. Yaptığımız iş, siyasete bulaşmak değildir. Siyaseti, bir parti üyesi olmaktan, oy vermekten ibaret görevler için, bir diyeceğimiz yoktur. Camiye, kışlaya, okula siyaset girmemelidir ilkesinin anlamını kavramak, o kadar zor değildir. Fakat şunu anlamak zordur: Camilerde, Cuma hutbe ve vaazlarında siyasi yandaşlık yapmak. Din ile partili siyaseti harmanlamak. Asırlardır, siyasîleşmiş din, dinîleşmiş siyaset, bizi ne hallere düşürdü, hala göremeyecek miyiz? Ömer b. Abdulazîz gibi, İmam-ı A‘zam Ebu Hanife gibi ve daha birçok fikir, iman, din, insanlık kahramanını öldürüp atan bir sapmış süreci görüp akıllanmayacak mıyız?</p>

<p>Haksız bir yandaşlık, adaleti zedeler, işleri çıkmaza sokar. Türkiye’de olup bitenler, ilk defa değil ama, bugünlerde çok hassas bir zeminde gidiyor. Tipik yasa tasarıları, proje sahiplerince bilinip, bizce bilinmeyen niyetlerin işaretleri, ipuçları görülüyor. Bunları görmeyen veya görmek istemeyen yandaş gruplar var. Size, boyalı basının, renkli medyanın yandaş olunca nasıl oluyor, biraz ondan söz edeceğim. Ciddi meseleler yıllar yılı umurunda olmayan, kim kiminle nerede, kim kiminle ne yapıyor diye mağazin kahramanlarını takip eden boyalı basın, ciddi işlere bakınca nasıl oluyor, bakalım. “Bin yıllık kardeşlik modeli Türkiye.” Sanki bu model ilk defa görülüyor. Barış süreciyle (!) mi bunu farkediyoruz? Sanki bu kardeşliği Türk Milleti, Türk Devleti bozdu da barış süreci (gerçekte barış süreci kurgusu) sırıtıyor. “467 el, kardeşliğe kalktı.” Öbürleri kardeşliğe karşı mı, yoksa siyasi entrikalara ve belirli projelere daha mı dikkatli? Tuzakları mı görüyorlar? Boyalı basın için bunlar önemli değildir, önemli olan yandaşlıktır. Bu tür yandaşların muhalif olmasında da müteyakkız olunmalıdır. Bunların muhalifliğinden de hayır gelmez. Çünkü maksatları sadece ceptir.</p>

<p>Yandaşlar pireyi deve, deveyi pire yapmakta mahirdirler. Yollar, köprüler yapıldı. Evet ama nasıl? Mevcut kazanımlar, birikimler satıldı, niçin? Siyasi vaadlerin hangisi yerine geldi? Yapılanlara karşı yapılmayanlar nelerdir? Devletin borcu da, şahısların borcu da gün geçtikçe arttı. Nasıl ödeyeceğiz? İflas ve iş bırakmalar, şimdiye kadar hiç bu kadar olmamıştı. 2022’de 1.9 trilyon TL’lik bütçe, 6 ayda bitirilmiş, 1.1 trilyon TL. ek bütçe uygulanmıştır. Daha sonraki yıllarda benzer durum devam etmiştir. İhracat, ithalatı hiçbir zaman karşılayamamıştır (%70 ve altında). Dış ticaret zararı 2022’den itibaren hep yükselmiştir. 2022’de 9 aylık zarar, 83 milyar 819 milyon dolardır. Bankalar devletten (TCMB’ndan) %12 ile borç alıp, kamu kuruluşlarına (yani yine devlete) %24-26 faizle borç vermiş, durduk yerde %100 kâr etmişlerdir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[*]</a> Boyalı basın bunları bilmese bile, öğrenemez mi? Emeklilerin perişanlığını, esnafın durumunu, açlık sınırının altında ücret alanları, buna karşılık 5 yerden maaş alanları tekrarlamaya gerek yok. Yandaşlar hariç, herkes bunları görüyor, biliyor.</p>

<p>Boyalı basının yandaş yazarı, son 25 yılın yapılanlarına “devrim” diyor. Yanlış okumadınız devrim niteliğinde diyor. Neler bunlar, bakalım:</p>

<p>– Özelleştirilen, yeniden yapılandırılan ve kapatılan (satılan diyemiyor) kurum ve kuruluşlarda çalışan personele, diğer kurum ve kuruluşlara nakil hakkı tanındı. Yani mevcut hakları ellerinden alınıp açlığa ve ölüme gönderilmediler. Buna devrim deniyor. Devrimin ne olduğunu bilmeyenler öğrensin, bilenler utansın. Bu kurum ve kuruluşlar neden satıldı, kime satıldı, mecburiyet var mıydı, muhasebe yapan yok.</p>

<p>– Sosyal Güvenlik Kurumları tek çatı altında birleştirilmiş, böylece sosyal güvenlik reformu hayata geçirilmiş. Bağkur, İşçi Sigortaları, Emekli sandığı birleştirilince aradaki veya kendi içlerindeki uçuruma yakın farklılıklar giderilmiş mi? Bürokratik bir işlem değişikliği, reform mu oluyor?</p>

<p>– Sağlık giderlerini karşılama (sanki ilk defa yapılıyor), genel sağlık sigortasındaki iyileştirmeler (olmuştur, doğrudur), bunlar devrim niteliğini haiz midir? Sosyal, iktisadî devrimlerin ne olduğunu bilenler cevap versin.</p>

<p>– 1 Mayıs’ın tatil yapılması da bir devrim imiş. Eğer mesele işçi hakları meselesi ise, bunu nasıl karşıladığımız önemlidir. Tatil ile mi karşılayacağız? Bu da bir hakkın yerine getirilmesidir ama, maden işçilerinin bugün çektikleri çileler, ücretlerini bile alamamaları, patronun işçiye tercih edilmesi örnekleri hala var ise, bu tatil ne işe yarar?</p>

<p>– Emekliye verilen bayram ikramiyesini (doğrusu bahşişi), bir devrim, reform niteliğinde görmek ayıp olmuyor mu? Hele, para tutabilmek için bankaların reklam yarışı yaparak promosyon vermesini siyasî iradenin bir devrimi saymak ne?</p>

<p>Orta yerde devrim falan yoktur da karşı devrimden söz etmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetine, kuruluş felsefesine, tarihi süreçteki kahramanlıklarına, başarılarına, karşı çıkan, kısa sürede elde ettikleri birikimlerine göz diken bir zihniyet ve hareketler zinciri, olsa olsa karşı devrim olur.</p>

<p><strong>Rakamlar Mehmet Gözay’ın çalışmalarından ve TÜİK’ten elde edilen verilerden alınmıştır.</strong></p>

<p>bugün çektikleri çileler, ücretlerini bile alamamaları, patronun işçiye tercih edilmesi örnekleri hala var ise, bu tatil ne işe yarar?</p>

<p>– Emekliye verilen bayram ikramiyesini (doğrusu bahşişi), bir devrim, reform niteliğinde görmek ayıp olmuyor mu? Hele, para tutabilmek için bankaların reklam yarışı yaparak promosyon vermesini siyasî iradenin bir devrimi saymak ne?</p>

<p>Orta yerde devrim falan yoktur da karşı devrimden söz etmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetine, kuruluş felsefesine, tarihi süreçteki kahramanlıklarına, başarılarına, karşı çıkan, kısa sürede elde ettikleri birikimlerine göz diken bir zihniyet ve hareketler zinciri, olsa olsa karşı devrim olur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/yandas-olmak-da-kolay-degil</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2022/10/yazarlar/prof-dr-yumni-sezen.jpg" type="image/jpeg" length="69652"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Batıda Çok Kültürlülük Tuzak Bizde Çözüm Dayatması Olmuştur!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/batida-cok-kulturluluk-tuzak-bizde-cozum-dayatmasi-olmustur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/batida-cok-kulturluluk-tuzak-bizde-cozum-dayatmasi-olmustur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa E. Erkal, çok kültürlülük tartışmaları, milli devlet ve üniter yapı, Türkçe ve eğitim politikaları üzerinden Türkiye’nin toplumsal yapısındaki sorunları değerlendiriyor. Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin eleştirilerini de ortaya koyan Erkal, milli birlik ve vatandaşlık bilincinin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TOPLUM YAPIMIZDAKİ BAZI SORUNLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL</strong></p>

<p>Bir vatandaş olarak zaman zaman önemli bulduğumuz sahamızla ilgili bazı konulara değinme ihtiyacı duyuyoruz veya gündemde olan sorunlarla ilgilenmekten kendimizi alamıyoruz. Kendimi bildim bileli hiçbir dönemde Cumhuriyet Türkiye’si sorunsuz bırakılmamıştır. İç ve dış sözde sevenlerimiz önümüze hep dağ gibi sorunlar çıkarmışlardır. İhanet kazanları hep kaynatılmıştır. Bilhassa kriz dönemleri iç ve dış düşmanlarımız iktidarların zayıfladığı dönemlerde hiç uslu durmamışlar, aldıkları emirleri yerine getirmişlerdir. Bugün yaşadığımız dönem de bu örneklerle doludur.</p>

<p>İşin enterasan tarafı, aynı sorunlar ve dayatmalar tekrar tekrar ortaya çıkarılsa da bu saldırılara bilhassa milli devlet ve üniter yapımızı tahribe karşı vatandaşlarımızın önemli bir bölümü mensup oldukları dernek ve vakıflarca veya çeşitli sivil toplum kuruluşlarınca bunlara karşı sessiz kalmayı tercih etmişler, gerekli tepkiyi yanlış bir şekilde sadece yönetenlerden beklemişlerdir. Bir de son dönemde egemenlik haklarımıza sözde demokratikleşme adı altında göz diken bizi ufalamaya çalışan, topluma çokkültürlülük şırıngası yapan Dem’ciler ortaya çıkmıştır. Batılı ülkeler bile çokkültürlülük tuzağından rahatsız olmuşsa da bizim gibi ülkelere hep milli devlet, üniter yapı aleyhtarlığı dayatılmıştır. Toplumumuzda yeterince sosyalleşememe ve ülkeye vatandaş olarak sahip çıkamama zaafı 15 Temmuz işgal ve darbe olayında olduğu gibi ufalanma yoluyla daha iyi bütünleşeceğimiz safsatası bir zaaf olarak ortada görülmüştür. Eğitimde maalesef Türkçe birçok kayıplara uğramış, belirli bir ölçüde de zenginliğini yitirmek üzeredir. Olmadık yerde yabancı kelimeler çok arzulu bir şekilde kullanılmış ve Türk dili üzerine yanlışlar yapılmıştır. Kelime haznemiz yavaş yavaş daralmaktadır. Dönem dönem aynı iktidarlar olsa da Milli Eğitim politikasındaki sık sık değiştirmeler belirsizlikler doğurmuştur. Ders programlarında maalesef sayısal olanlar çok öne çıkarılmış, gençlerimize milli kimlik ve kültür tarihimiz yeterince verilememiştir. Tarih kitaplarımız yenilenerek zenginleştirilmeyi bekliyor. Türk Dünyası ile olan ilişkilerimiz gelişmesine rağmen, okullarımızda ve kamuoyunda Türk Dünyası ülkeleri ile ilgili bilgi eksikliği çoktur. Deprem ülkesi olmamıza rağmen, çeşitli kademelerde deprem dersleri verilmemektedir.</p>

<p>Milli devlet ve üniter yapımızı sarsıcı maksatlı sokuşturmalar, haddini bilmeme sorunlarını artırmıştır. Terörsüz Türkiye yolunda eksik fazla bazı çalışmalara rağmen haddini bilmeme hastalığı bilhassa Dem’cileri önemli hususlar ve prensipler daha önce açıklanmasına rağmen, Devletle pazarlığa gitme yanlışına sürüklemiştir. Terörden 45 seneyi aşkın şikayet eden Türkiye, maalesef terörist başını TBMM’de konuşturma yanlışına kalkışmıştır. Türkiye’nin sınırında yer alan yabancı bir ülke vatandaşı gibi çıkan petrol ve diğer bazı konularda ortaklık iddiasında bulunan haddini bilmezler görülmüştür. Terörsüz Türkiye dönemine girerken terör örgütü tarafından şehit edilmiş asker, sivil, kamu görevlisi gibi vatandaşlarımız için utanmadan pişmanlık duyma terör örgütü yandaşlarınca ve terör sevicilerince söz konusu olmamıştır. Kendi ülke çıkarlarına ihanet ederek kullanılanlar, katil teröristleri görünce boyunlarına sarılanlar, yediği kabı kirletenler, kullanılmaktan utanmayanlar, hiç de pişman değildirler. Bütün olumsuzluklara sahip olanlar, zor şartlar altında hayatlarını sürdürenler kendilerini koruyan devlet güçleri sayesinde hayatta kaldıklarının farkında bile değillerdir. Terör örgütünün daha çok Kürtleri öldürdüğü ortaya çıkmıştır. TC vatandaşlığının değerini hala anlayamayanların ne zaman bunun farkına varabileceklerini tahmin dahi edemeyiz. Vatan müdafasında bayrak, ezan ve milli birlik için şehit düşmüş kardeşlerimizi daima saygı ve rahmetle anmayı görev biliriz. Onlara çok şey borçluyuz. Onları yetiştirenlere de sonsuz saygılar sunarız. Ne mutlu Türküm diyene..!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/batida-cok-kulturluluk-tuzak-bizde-cozum-dayatmasi-olmustur</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/02/yazarlar/mustafa-e-erkal-28.jpg" type="image/jpeg" length="99608"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye'nin Şiddet Üretme Biçiminin Tarihsel Dönüşümünden Cumhuriyet'in Iı. Yüzyılına Şiddetsiz Geçiş]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turkiyenin-siddet-uretme-biciminin-tarihsel-donusumunden-cumhuriyetin-ii-yuzyilina-siddetsiz-gecis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turkiyenin-siddet-uretme-biciminin-tarihsel-donusumunden-cumhuriyetin-ii-yuzyilina-siddetsiz-gecis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi boyunca şiddetin dönüşümünü ele alan Rubil Gökdemir, Millî Mücadele’den 1970’lerin siyasal çatışmalarına ve PKK terörüne uzanan süreci analiz ederek Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında şiddetsiz bir siyasal kültür çağrısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'nin Cumhuriyet tarihi aynı zamanda şiddetle kurduğu ilişkinin de tarihidir.<br />
Fakat burada asıl dikkat çekici olan, şiddetin hiç eksilmemesi değil; şiddetin kaynağının, meşruiyet iddiasının, hedefinin ve toplumsal biçiminin zaman içinde değişmesidir.</p>

<p>Bir asır önce Türkiye, varlığını korumak için dışarıdan gelen ordularla savaşıyordu.</p>

<p>Sonra kendi yurttaşları birbirleriyle çatışmaya başladı.</p>

<p>Daha sonra siyasal ve ideolojik çatışma, örgütlü ayrılıkçı teröre dönüştü.</p>

<p>Jeopolitik hesap ve dinamiklerin işletilmesiyle de nihayet Türkiye, etnik ayrılıkçılık temelinde yarım asra yaklaşan bir silahlı çatışmanın içine sürüklendi.</p>

<p>Bu dönüşümü yalnızca rakamlarla değil, rakamların arkasındaki siyasal ve toplumsal değişimle okumak gerekiyor.</p>

<p>9.167 Şehit: Bir devletin doğuş sancısı<br />
1919–1923 arasındaki Millî Mücadele, klasik anlamıyla bir iç siyasal çatışma değildi.<br />
Bir devletin varlığı ve bir milletin siyasal geleceği için verilen bağımsızlık savaşıydı.</p>

<p>Genel Kurmay İstiklâl Harbi Sıhhi Raporu; savaş boyunca 9.167 askerî şehit, 31.173 yaralı ve 1.112 esir kaydediyor.<br />
Bu rakamın önemi yalnızca büyüklüğünde değildir.<br />
Buradaki rakamlara şiddet diyemeyiz. Temel niteliği bir milletin işgale karşı direnişi ve bağımsızlık mücadelesine dair meşru askeri bir harekettir.</p>

<p>Düşman bellidir.<br />
Cephe bellidir.<br />
Savaşın amacı bellidir.<br />
Buradaki savaş, devletin ve milletin varlığını koruma mücadelesinin bir aracıdır.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, Cumhuriyet'in kuruluşundaki büyük insan kaybı, toplumun kendi içinde birbirini yok etmesinden değil, bir devlet kurma ve bağımsızlık savaşı vermekten kaynaklanmıştır.</p>

<p>Bu nedenle 9.167 vatan müdafiyi şehit ile sonraki dönemlerin kayıplarını aynı kategoride değerlendirmek tarihsel olarak yanıltıcı ve haksızlık olur. Sadece mukayese edilsin diye bu bilgileri paylaşıyoruz.</p>

<p>1968–1980: Düşman dışarıdan içeriye giriyor<br />
Türkiye'nin şiddet tarihinde asıl kırılma burada başlıyor.<br />
1960'ların sonundan itibaren siyasal çatışmanın aktörleri artık yabancı ordular değil, aynı toplumun gençleri, öğrencileri, işçileri, ülkücüleri, sosyalistleri ve diğer ideolojik siyasal örgütleridir.</p>

<p>1968–12 Eylül 1980 arasındaki sağ-sol çatışması, Türkiye'nin siyasal sisteminin kendi içindeki anlaşmazlıkları demokratik kanallar üzerinden çözmekte giderek zorlandığı bir döneme işaret eder. Dönem, akademik literatürde Türkiye'nin en yıkıcı toplumsal çatışma süreçlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Burada yaklaşık 5 bin–5.500 ölüm civarında verilen rakamlar, kullanılan veri setine göre değişmektedir.</p>

<p>Fakat sayıdan daha önemli olan başka bir şey vardır:<br />
Türkiye artık savaşta değildir; fakat savaşın dili siyasetin içine girmiştir.<br />
Sağ ve sol yalnızca farklı fikirleri savunan siyasal gruplar olmaktan çıkarak birbirlerini varoluşsal tehdit olarak görmeye başlamıştır.</p>

<p>Böylece siyasal rakip, giderek düşman haline gelmiştir.<br />
Bu, Cumhuriyet tarihinin en tehlikeli zihinsel dönüşümlerinden biridir.<br />
Çünkü demokratik siyasetin temel varsayımı şudur:<br />
Rakibim benim düşmanım değildir.<br />
1970'lerde bu ilke büyük ölçüde kaybolmuştur.<br />
Siyaset, müzakere alanından çatışma alanına; çatışma ise giderek fiziksel şiddete dönüşmüştür.</p>

<p>1984: Şiddetin yeni modeli<br />
1984 ise Türkiye'nin şiddet tarihinde ikinci büyük kırılmadır.</p>

<p>PKK'nın 15 Ağustos 1984'te Eruh ve Şemdinli saldırılarıyla başlayan geniş ölçekli silahlı çatışması, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu şiddetin niteliğini değiştirmiştir.</p>

<p>Artık mesele sağ-sol çatışması değildir.<br />
Artık mesele yalnızca iktidar-muhalefet çatışması da değildir.<br />
Ortaya etnik ayrılıkçı bir silahlı örgüt çıkmıştır.</p>

<p>Böylece Türkiye, siyasal şiddetin üçüncü aşamasına geçmiştir:<br />
İdeolojik şiddetten örgütlü ayrılıkçı teröre.</p>

<p>Bu aşamada hedef yalnızca rakibi öldürmek değildir.<br />
Devletin otoritesini zayıflatmak, toplumsal korku üretmek, güvenlik zaafı yaratmak, jeopolitik hesapları da tahkim edecek şekilde belirli bir coğrafyada devlet otoritesi ve meşruiyetini tartışmalı hale getirmek ve siyasal hedeflere silah yoluyla ulaşmak amaçlanmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla şiddetin toplumsal maliyeti de büyümüştür.<br />
Artık rakamlar korkutucu hale gelmiştir.</p>

<p>1984'ten bugüne Türkiye'nin PKK terör örgütü ile çatışmasının toplam insan kaybı konusunda tek bir tartışmasız sayı bulunmamaktadır.</p>

<p>Bunun nedeni basittir:<br />
Kimi hesaplar yalnızca güvenlik görevlileri ile sivilleri, kimi hesaplar örgüt mensuplarını da, kimi hesaplar ise Türkiye dışındaki çatışma alanlarını dahil etmektedir.</p>

<p>Nitekim farklı veri setleri 1984'ten günümüze toplam ölüm sayısını 40 binin epey üzerinde olduğunu göstermektedir. Ancak bu rakamların kapsamları aynı değildir.</p>

<p>Bu nedenle sağlıklı bir yazıda tek bir “kesin bilanço” vermek yerine kategorileri ayırmak gerekir.<br />
Fakat Türkiye açısından şehit olan güvenlik görevlileri ve sivillerin toplam kaybının 16 binin üzerine çıkmış olması, meselenin vahim boyutunu göstermeye yeterlidir.</p>

<p>İşte burada çok çarpıcı bir başka veriyle karşılaşıyoruz.<br />
27.000: Şiddetin terör örgütü tarafındaki bilançosu:<br />
28 Ağustos 2026'da PKK terör örgütü elebaşılarından Murat Karayılan, örgütün 1976'dan itibaren verdiği kayıpları ilk kez toplu olarak açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örgüt kayıtlarına giren kayıp sayısı 25.922.<br />
Kayıtlara girmeyenlerle birlikte toplamın yaklaşık 27.000 olduğu belirtildi.<br />
Karayılan'ın verdiği döküme göre 1984–2000 arasında 13.778, 2001–2026 arasında 7.949 PKK mensubu hayatını kaybetmiş; Suriye'nin kuzeydoğusu ve Irak'ın Şengal bölgesinde ise 3.262 örgüt mensubu ölmüştür.</p>

<p>Bu rakamı sorgulamadan kabul etmek zorunda değiliz.<br />
Sonuçta bu, terör örgütünün kendi beyanıdır.</p>

<p>Fakat tarihsel açıdan önemli olan başka bir şey var:<br />
İlk defa çatışmanın terör tarafı da kendi insan kaybını açıklamaktadır.</p>

<p>İşte ortaya çıkan bu tablo, Türkiye'nin yaklaşık kırk yıllık silahlı çatışmasının ne kadar büyük bir insan öğütme mekanizmasına dönüştüğünü gösteriyor.<br />
Asıl mesele rakamlar değil.<br />
Şimdi bütün bu rakamları yan yana getirelim:</p>

<p>9.167 Millî Mücadele'nin askerî şehitleri.<br />
Yaklaşık 5.000-5.500 1968-1980 döneminin siyasal şiddet ölümleri.</p>

<p>16.000'in üzerinde PKK terörünün çatışması boyunca Türkiye'nin şehit olan güvenlik görevlileri ve siviller bakımından kaybı için kullanılan güncel büyüklük.</p>

<p>Yaklaşık 27.000 — PKK'nın kendi açıklamasına göre yarım yüzyıllık örgütsel çatışma sürecindeki militan kaybı.<br />
Fakat bu rakamların bize söylediği şey yalnızca “çok insan öldü” değildir.</p>

<p>Asıl soru şudur:<br />
İstiklal harbini hariç tutarak Türkiye neden şiddet üretme biçimini değiştirdi?</p>

<p>İşte asıl tarih burada başlıyor.<br />
Birinci dönem: Dış düşmana karşı meşru müdafa.<br />
1919–1923'te düşmanla mücadelenin hedefi dışarıdadır.</p>

<p>Toplum, ortak bir tehdit karşısında siyasal olarak seferber olur.<br />
Bu savaş, devlet kurucu bir savaştır.</p>

<p>İkinci dönem: İç siyasal düşman<br />
1970'lerde düşman artık dışarıda değildir.<br />
Aynı ülkenin insanları birbirlerini düşmanlaştırmaya başlamıştır.<br />
Şiddet, siyasal farklılıkları bir arada yaşatamamanın patolojik biçimidir.</p>

<p>Üçüncü dönem: Örgütlü ayrılıkçı şiddet<br />
1984 sonrasında ise mesele daha da karmaşıklaşır.<br />
Şiddet, yalnızca iki siyasal grubun çatışması olmaktan çıkar; örgütlü, süreklilik taşıyan, coğrafi alan kazanımını hedefleyen ve etnik ayrılıkçılık iddiasıyla beslenen silahlı bir mücadeleye dönüşür.<br />
Böylece dış dinamiklerle desteklenen şiddet, siyasetin yerine geçmeye başlar.</p>

<p>Dördüncü dönem: Şiddetin toplumsal hafızası.<br />
Bugün Türkiye'nin önündeki en zor meselelerden biri artık yalnızca terörün sona ermesi değildir.<br />
Şiddetin toplumda bıraktığı hafızadır.<br />
Çünkü kırk yıl boyunca binlerce aile evladını kaybetti.<br />
Binlerce gazimiz, insanımız sakat kaldı.</p>

<p>Köyler boşaldı. Şehirler güvenlik politikalarıyla yeniden şekillendi.<br />
Kuşaklar birbirini korku, öfke ve mağduriyet hikâyeleri üzerinden tanıdı.</p>

<p>Daha da önemlisi, toplumun farklı kesimleri aynı tarihi birbirinden tamamen farklı hikâyeler olarak yaşamaya başladı.<br />
Bir taraf için şehitlik olan şey, diğer taraf için devlet şiddetinin sembolü haline gelebildi.<br />
Bir taraf için terörist olan kişi, diğer tarafın hafızasında “mücadele eden” bir figüre dönüştürülebildi.</p>

<p>İşte şiddetin en tehlikeli sonucu budur:<br />
Terörü yöntem olarak kullananların öldürdüğü, kayıp verdiği insanların cenazelerinde bile yaşamaya devam etmesidir.</p>

<p>CUMHURİYET'İN İKİNCİ YÜZYILIN ASIL SIVAVI<br />
Bu nedenle Türkiye'nin önündeki mesele sadece silahların susması değildir.<br />
Asıl mesele, şiddeti siyasal sorun çözme yöntemi olmaktan çıkarmaktır.</p>

<p>Bunun yolu da yalnızca güvenlik politikalarından geçmez.<br />
Hukuk gerekir.<br />
Demokrasi gerekir.<br />
Makbul ve eşit yurttaşlık gerekir.<br />
Kurumların kapsayıcılığı, güvenilirliği gerekir.<br />
Toplumsal algıda yer etmiş adalet gerekir, refah gerekir.<br />
Ama hepsinden önce köklü bir zihniyet değişimi gerekir:<br />
Siyasal rakibi düşman olarak görmeme kültürü ve toplumsal olgunluğu gerekir.</p>

<p>Çünkü 1970'lerin sağ-sol çatışmasından 1984 sonrasının PKK terörüne kadar uzanan çizgide değişen yalnızca örgütler ve sloganlar değildir.</p>

<p>Değişmeyen temel zaaf şudur:<br />
Türkiye'nin siyasal sorunlarını konuşarak, müzakere ederek, hukuk içinde ve demokratik meşruiyet zemininde çözme kapasitesinin zaman zaman çökmesi.<br />
Şiddet tam da bu boşlukta büyür.</p>

<p>SON SÖZ:<br />
Türkiye'nin yüz yıllık şiddet bilançosuna baktığımızda üç farklı Türkiye görüyoruz:<br />
İlkinde Türkiye dışarıya karşı savaşmıştır.<br />
İkincisinde Türkiye kendi içinde birbirine karşı savaşmıştır.<br />
Üçüncüsünde ise Türkiye, devlet ile örgütlü ayrılıkçı şiddet arasında uzun süreli bir silahlı mücadele yaşamıştır.</p>

<p>Şimdi Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında önümüzde bambaşka bir görev bulunmaktadır:<br />
Türkiye'nin şiddet üreten bir siyasal kültürden, sorunlarını AKIL, BİLİM, HUKUK ve muhakeme yoluyla çözebilen bir siyasal kültüre geçmesi.</p>

<p>Çünkü bir ülkenin gerçek başarısı, kaç düşman öldürdüğüyle değil;<br />
kaç insanın ölmesini engelleyebildiğiyle ölçülür.<br />
Belki de Cumhuriyet'in ikinci yüzyılının en büyük medeniyet projesi tam olarak budur:<br />
Şiddeti yenmek değil yalnızca; şiddete ihtiyaç duymayan bir siyasal ve toplumsal düzen kurmakla mümkündür.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turkiyenin-siddet-uretme-biciminin-tarihsel-donusumunden-cumhuriyetin-ii-yuzyilina-siddetsiz-gecis</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="98365"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zaferler Ayı, 30 Ağustos Ve Kurtuluş Savaşı Destanı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/zaferler-ayi-30-agustos-ve-kurtulus-savasi-destani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/zaferler-ayi-30-agustos-ve-kurtulus-savasi-destani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim Öztek, zaferlerle dolu Ağustos ayını, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı ve Türk milletinin varoluş mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı destanını tarihsel yönleriyle ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Prof. Dr. İbrahim Öztek</strong></p>

<p>Ağustos ayı, şanlı tarihimizi zaferlerle süslemiş bir aydır. 30 Ağustos 1071 Malazgirt, 11 Ağustos 1473 Otlukbeli, 23 Ağustos 1514 Çaldıran, 23 Ağustos 1514 Mercidabık, 29 Ağustos 1526 Mohaç meydan savaşları, 29 Ağustos 1521 Belgrad’ın fethi, 1 Ağustos 1571 Kıbrıs’ın fethi, 23 Ağustos 1921 Sakarya meydan savaşı, 26-30 Ağustos 1922 Büyük taarruz ve Başkumandanlık Meydan Savaşı hep bu ayda gerçekleşmiştir. Savaşların bir kısmının diğer Türk devletlerine karşı yapılmış olması üzücüdür. Fakat bir kısım savaşlar Türklerin Orta Asya ve İran üzerinden Anadolu’ya, Anadolu’dan da Avrupa içlerine akınları ve fetihleri sonucu kazanılmıştır.</p>

<p>26 Ağustos 1071 Malazgirt savaşı ve zaferi, Türk tarihinde nasıl bir dönüm noktası ise, 26 Ağustos’ta başlayan ve 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanan Kurtuluş savaşı da Türk milleti için bir dönüm noktası olmuştur.</p>

<p>Büyük Türk Selçuklu İmparatoru Alparslan’ı Romen Diyojen Malazgirt’te karşılamıştır. O zamanki Konstantinopolis’ten (İstanbul’dan) kalkıp, Anadolu’yu baştan başa geçerek, Anadolu’nun bir diğer ucunda, Van’ın biraz kuzeyindeki Malazgirt ovasına iki yüz bin kişilik bir ordu ile gelmiştir. Bu ordu zamanın en büyük ordusudur. İçinde Bizans’a komşu ülke ve devletlerin askerleri de bulunmaktadır. Alparslan ise Oğuz boylu, Türkçe konuşan, Türk subayların yönettiği, öz be öz Türklerden oluşmuş 50 bin kişilik savaşçı bir orduya kumanda ediyordu. Alparslan; istihbarata verdiği önem, milletine has savaş oyun ve taktikleri, savaş stratejisi ve ustaca uyguladığı Turan taktikleri ile Bizans ordusunu birkaç saat içinde yok etti ve Diyojen’i esir etti. Böylece Türklere Anadolu’nun kapılarını yeniden açtı. Yeniden açtı diyorum, çünkü Türkler zaten on, on beş bin yıldır Anadolu’da vardı. Anadolu’da ve Mezopotamya’da MÖ beş-yedi bin yıl önce büyük medeniyetler kurmuş Hititleri ve Sümerleri biliyoruz ama şimdi Göbeklitepe ve çevresinde 14 bin yıl önce yaşamış kavimlerin de Türk kökenli oldukları ortaya çıkıyor.</p>

<p>Büyük Selçuklu veya Anadolu Selçuklu imparatorluğunun mirasına Osmanlı Türk imparatorluğu kondu. Her imparatorluk gibi büyüdü, muhteşem bir yapıya sahip oldu. Dünyanın önemli bir kısmına 500 yıla yakın hükmetti. Son yüz, yüz elli yıl Birleşik Avrupa ve Rusya karşısında geriledi. Batının ilerlemesine ayak uyduramadı. Ülke iyi yönetilemedi. 1881 yılında Duyunu Umumiye ilan edildi. Yani gelişmiş Avrupa ülkelerine o kadar çok borçlanmıştık ki, borcumuzu ödeyecek hiçbir gücümüz kalmamıştı. İmparatorluk iflasını ilan etmişti. Geldiler Payitahta kuruldular. Bugünkü İstanbul Erkek Lisesinde büro açtılar. Ne ürün üretiyorsak hepsine haciz koydular. Birinci Dünya Savaşında da yenildik. Ordularımız esir alındı. Bu sefer bütün topraklarımız düşmanlarımız tarafından işgal edildi. Bize de Ankara ve Sivas civarı bırakıldı. Onu bile bize çok gördüler.</p>

<p>İşte bu durum, hiçbir zaman esareti kabullenmemiş olan milletimizi <strong>Kurtuluş Savaşının</strong> eşiğine getirdi.</p>

<p><strong>Neden kurtulduk derseniz</strong>, hani on beş yirmi bin yıllık tarihe sahiptik ya, işte o tarihimizden silinmekten kurtulduk.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kim kurtardı derseniz</strong>; Osmanlı devletinin yıkılmaması için, devletini ayakta tutabilmek için Trablusgarp’ta, Edirne’de, Çanakkale’de, Bitlis ve Muş’ta, Suriye’de düşmanlarla savaşan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları kurtardı.</p>

<p><strong>Ordu yok dediler</strong>, kurulur dedi.</p>

<p><strong>Para yok dediler</strong>, bulunur dedi.</p>

<p><strong>Düşman çok dediler</strong>, yenilir dedi. Hepsini de yaptı.</p>

<p>Tam dört yıl ülke işgal altında, yokluk, sefalet ve hastalıklar içinde inim inim inledi. Yeniden ordu kuruldu. Yeniden silahlanıldı. Halk çorabını, gömleğini, çarığını, ununu bağrından çıkan bu orduyla paylaştı. Şairin dediği gibi; çünkü bu ordu İslam’ın son ordusuydu.</p>

<p>Ordunun baş komutanı: Çanakkale’de askerine; “size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum” demişti ya, Şimdi de peş peşe “Ya istiklal ya ölüm” “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” “Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez.” “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri” şeklinde emirler yağdırıyordu.</p>

<p>26 Ağustos 1922 sabahı Afyon yakınlarından başlayan büyük taarruz, bizzat Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından görevlendirilen Mustafa Kemal Paşa tarafından yönetildi. Bu taarruzun hazırlığı, başlaması ve düşman hatlarının yarılması o günün savaşlarının stratejisi açısından ihtimal dışıydı. 30 Ağustos günü Dumlupınar’da Başkomutanlık meydan savaşı kazanıldı. Yunan ordusunun büyük bir kısmı imha edildi. Bir kısmı ise esir alındı. Ordularımız 9 Eylül günü İzmir’e girdi.</p>

<p>Milli kuvvetler vatanın her köşesinde zafere koşuyordu. Yok edilen Yunan ve Ermeni orduları yanı sıra Fransızlar, İtalyanlar ve İngilizler Türk kuvvetleri karşısında tutunamayıp, birer birer işgal bölgelerini terk ettiler. En son İngilizler şanlı sancağımızı selamlayarak, İstanbul’u teslim ettiler ve geldikleri gibi gittiler.</p>

<p>Kurtuluş savaşı Türk milletinin var veya yok olma savaşıdır. Kurtuluş savaşı, destanlarla dolu tarihimizin son destanıdır. Türk milleti için ikinci bir Ergenekon’dan çıkıştır. Milletimiz için sonsuza kadar yaşamın anahtarıdır.</p>

<p>Bize bu cennet vatanı bahşeden, başta Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını minnet, şükran ve rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.</p>

<p>Selam, sevgi ve saygılarımla.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/zaferler-ayi-30-agustos-ve-kurtulus-savasi-destani</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/08/zaferler-ayi-30-agustos-ve-kurtulus-savasi-destani.jpeg" type="image/jpeg" length="43416"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/mustafa_kemal_ataturkun_31003_800.jpg" type="image/jpeg" length="61127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Oktay Sinanoğlu kimdir? İşte Oktay Sinanoğlu hakkında merak ettiğiniz her şey...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/425981.jpg" type="image/jpeg" length="81880"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL'DAKİ EN İYİ 10 MİMAR SİNAN ESERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/01_4.jpg" type="image/jpeg" length="98753"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 yıl önce İstanbul]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/100-yil-once-istanbul-national-geographic-istanbul-1608963.jpg" type="image/jpeg" length="78251"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[vw 1200 64AV835 Restorasyon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Feb 2017 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/20150111_140443.jpg" type="image/jpeg" length="12340"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİNENİN AKSİNE ÇABUK ACIKTIRAN 8 YİYECEK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek_x_14786_b.jpg" type="image/jpeg" length="58727"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANGİ İLAÇLA NE YENMEZ? DİKKATLİ OLMAMIZ GEREKEN 8 BESİN]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken_x_57923_b.jpg" type="image/jpeg" length="83888"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER'E DENİZLİ'DEN ANLAMLI HEDİYE]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:26:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/2021083.jpg" type="image/jpeg" length="39718"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER KİMDİR?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Jan 2016 17:41:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/111.jpeg" type="image/jpeg" length="61246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KIŞ AYLARINDA ISINMAK İÇİN 20 SÜPER ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Nov 2015 14:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-oneri_x_16537_b.jpg" type="image/jpeg" length="60326"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
