<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 02 Jun 2026 02:27:46 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Devrimci Türkler!..]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/devrimci-turkler-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/devrimci-turkler-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özcan Pehlivanoğlu, Türkiye’nin kronikleşen sorunlarının mevcut siyasi ve bürokratik anlayışla çözülemeyeceğini savunarak, köklü değişimleri gerçekleştirecek 'Devrimci Türkler' vizyonunu ve yeni bir milli diriliş arayışını değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Türkiye'de mevcut siyaset iktidarı ve muhalefeti ile Türkiye'yi hakkıyla yönetemedi ve yönetemez de! Türk Milletinin devrimci nitelik taşıyan insanlara ihtiyacı var ... Seneler önce koyduğumuz bu teşhisin her geçen gün bir daha ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor... Türkiye, her cenahtan kemik peşinde koşanlara değil ülkesini çağlar ötesine sıçratacak insanlara ihtiyaç duyuyor ...”</p>

<p>"Türkiye'nin içte ve dışta birçok sorunu var. Size bunlardan bahsedecek değilim. Sizler zaten bunları biliyorsunuz...</p>

<p>Ancak benim bir felsefem var. Temel sorunları halletmeden günlük dediğim tali sorunları halletmenin mümkün olmadığına inanırım.</p>

<p>Onun için Türklerin ve Türkiye'nin uzun zamandır devam ede gelen müzminleşmiş sorunları var. Mevcut insan tipinden oluşmuş aydın veya idareci tipi yada karakteri bu sorunları bırakın çözmeyi daha da ağırlaştırıyor.</p>

<p>Aydınların ve siyasetçilerin hatta devlet ve ordu bürokrasisinin ihmali, gafleti ve ihaneti var deyip durduk ama bir arpa boyu yol kat edemedik.</p>

<p>Yazdıklarımızı ve konuştuklarımızı üzerine alan da yok. Tabii bu işlerine de gelmez. Derler mi ki; “bu sorunlarda bizim de parmağımız var”...</p>

<p>Bunları aklıselim Türk Milleti de görüyor. Mevcut aydın ve onun oluşturduğunu zannettiğimiz siyaset ve devlet yapısından hayır yok!</p>

<p>Ne yapacağız o zaman?</p>

<p>“Devrimci Türkler”in tarih sahnesinde yer alışına zemin hazırlayacağız. Çünkü aynen Atatürk döneminde olduğu gibi Türklerin yeniden “devrim” niteliğindeki kararlara ve uygulamalara ihtiyacı var...</p>

<p>Buradaki “devrim” ve “Devrimci Türkler” tanımlamaları sizi 1980 öncesi günlere götürmesin çünkü o anlamda kullanılmamıştır.</p>

<p>Türklerin içinde bulunduğu hali aşmak açısından köklü değişiklikler gerekiyor! Bunu anlatmaya çalışıyoruz...</p>

<p>Yeniden Türklük bilincine kavuşmak, devleti ıslah ederek modernize etmek, adaleti düzenlemek, milli eğitimi yoluna koymak, fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldırmak, yer altı ve yer üstü zenginlikleri millileştirmek, ülkeyi çağdaş kapitülasyonlardan arındırmak, milli sanayiyi oluşturmak, gençleri yetiştirmek, inanç sistemini güçlendirmek, Türk Dünyası ile doğru iletişimi kurmak, ülkemizi küresel (emperyalist) saldırılardan kurtarmak ve “Türk için Türk'e göre” bir nizam oluşturmak hedefi ile “devrim”lere ve bunları gerçekleştirecek “Devrimci Türkler”e ihtiyacımız var.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk'ün hedefi sadece bir iktidarı göndermek değil ondan sonrasını da nasıl halledecek onu ortaya koymaktır.</p>

<p>Günümüzün milliyetçileri, solcuları, muhafazakarları, demokratları, liberalleri ve diğer iddia sahipleri başarılı olamadılar. Onun için yeni bir ruha ve silkinişe ihtiyacımız var!</p>

<p>Bunu “Devrimci Türkler” adını verdiğim ve benim gördüklerimi gören, hissettiklerimi hisseden insanlar başaracak. Türkiye'de böyle bir insan tipi ve karakteri var. Hem de hiç azımsanmayacak kadar çoklar. Türklerin tarihinde daima yenilenen bu dirilişin genetik kodları da mevcut...</p>

<p>Ülkenin milliyet ve vatansever insanları bu köklü değişim talebindeler. Yapılan yanlışları ve bu yanlışları yapanları görüyorlar. Bu sebeple yeniden bir Ergenekon için bir ses, bir nefes ve siyaseten bir bayrak bekliyorlar...</p>

<p>Benim adına “Devrimci Türkler” dediğim bu insanlar mutlaka gün gelecek ülkenin mukadderatına el koyacaktır... Böylece Türklerin makus talihi bir kez daha yenilecektir. Hedef Türklük bilinci ile refah içinde yaşayan, şuurlu, eğitimli, mutlu ve huzurlu bir millet ve güçlü Türkiye yaratmaktır. Allah yar ve yardımcımız olsun..."</p>

<p>Bu yazıyı 15 Şubat 2020 tarihinde yazmış ve yayınlamışım. Şu an yasadıklarımıza bakarak "Devrimci Türkleri" arayışımın büyük bir yoğunlukta artarak devam ettiğini görüyorum.</p>

<p>O sebeple yani düşüncelerimi eyleme geçirmek için siyaset yapıyorum ve Zafer Partisi'nde Genel Başkan Yardımcısıyım.</p>

<p>İşin özü Zafer Partisi'nin içinde Ümit Özdağ'ın yanındayım.</p>

<p>Unutmayın günü geçirmekle geleceği kurtaramazsınız.</p>

<p>Son sözümde müesses nizam ve onun uluslararası işbirlikçilerinin yarattığı algı tuzaklarına düşmeyin sonra devrimciliğimizde bir işe yaramaz!</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Özcan PEHLİVANOĞLU</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/devrimci-turkler-2</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 10:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/ozcan-pehlivanoglu-10-1500x1004.jpg" type="image/jpeg" length="68548"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Chp'deki Gerilimin Asıl Sebepleri]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/chpdeki-gerilimin-asil-sebepleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/chpdeki-gerilimin-asil-sebepleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP’de yaşanan gerilimin temel nedeni liderlik yarışı mı, yoksa daha derin bir siyasal meşruiyet krizi mi? Rubil Gökdemir, CHP’nin tarihsel mirası ile 21. yüzyılın değişim talepleri arasındaki açmazı analiz ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün 30 Mayıs 2026...</p>

<p>Kurban Bayramı'nın dördüncü günü.</p>

<p>Bu hatırlatmayla başlamamın bir sebebi var.</p>

<p>Çünkü Türk siyasetinin en önemli aktörlerinden biri olan CHP'de uzun süredir devam eden yargısal süreçlerin ortaya çıkardığı iki parçalı görüntünün temsilcileri olan K. Kılıçdaroğlu ve Ö. Özel, bayramlaşma vesilesiyle yeniden kamuoyunun karşısına çıktılar.</p>

<p>Doğal olarak milyonlarca insan gibi biz de tarafların açıklamalarını dikkatle takip ettik.</p>

<p>Ne söylediklerinden çok, neyi söylemediklerine odaklandık.</p>

<p>Çünkü siyaset bazen beyanlardan değil, eksik bırakılan cümlelerden okunur.</p>

<p>Bu nedenle her iki tarafın açıklamalarını; CHP'nin 104 yıllık siyasi serüvenini, tarihsel arka planını, toplumsal dönüşümler karşısındaki pozisyonunu ve Türkiye'nin geleceğine dair ortaya koydukları perspektifi dikkate alarak değerlendirmeye çalıştık.</p>

<p>Hem Kemal Kılıçdaroğlu hem de Özgür Özel'in ortaklaştığı temel nokta belliydi:</p>

<p>CHP'nin meşruiyet kaynağı olarak Kurtuluş Savaşı'nı, Cumhuriyet'in kuruluşunu ve Mustafa Kemal Atatürk'ü referans göstermeleri.</p>

<p>Bu elbette tarihsel ve siyasal açıdan son derece doğal bir durumdur.</p>

<p>Çünkü CHP, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinin merkezindeki siyasi aktördür.</p>

<p>Ancak dikkat çekici olan husus şudur:</p>

<p>Taraflar, geçmişe ilişkin meşruiyet vurgularını tekrar etmelerine rağmen, bu tarihsel mirasın devamı olarak Türkiye'nin önüne yeni bir siyasal ufuk koyamadılar.</p>

<p>"Kurtuluşun ve kuruluşun partisi olmak" vurgusu vardı.</p>

<p>Fakat buna eşlik eden bir "21. yüzyılın değişim ve dönüşüm projesi" ortaya konulamadı.</p>

<p>Oysa asıl ihtiyaç duyulan şey tam da budur.</p>

<p>Bugün CHP'de yaşanan gerilim çoğu zaman yargısal süreçler, kurultay tartışmaları, liderlik mücadeleleri veya parti içi hizip çatışmaları üzerinden okunuyor.</p>

<p>Bunların tamamı gerçektir.</p>

<p>Ancak bunlar sebeplerden çok sonuçtur.</p>

<p>Asıl sebep daha derinde yatmaktadır.</p>

<p>CHP'nin uzun süredir yaşadığı temel problem, Cumhuriyet'in kuruluş meşruiyetini günümüzün demokratik hukuk devleti anlayışı ve yeni toplumsal talepleriyle buluşturacak yeni bir siyasal meşruiyet üretmekte zorlanmasıdır.</p>

<p>Bugün Türkiye toplumunun ezici bir çoğunluğunun Atatürk'le bir problemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Kamuoyu araştırmalarının önemli bir bölümü, toplumun büyük çoğunluğunun Cumhuriyet'in temel kazanımlarını da benimsediğini göstermektedir.</p>

<p>Dolayısıyla CHP'nin sorunu, Cumhuriyet değerleri ve meşruiyetinin tartışmalı olması değildir.</p>

<p>Tam tersine...</p>

<p>Sorun, zaten büyük ölçüde kabul edilmiş bir tarihsel meşruiyetin üzerine yeni bir toplumsal söz inşa edilememesidir.</p>

<p>Bir siyasi hareket sadece geçmişte yaptıklarıyla yaşayamaz.</p>

<p>Geçmiş ona kimlik kazandırır.</p>

<p>Ancak geleceğe dair iddia kazandırmaz.</p>

<p>Geleceğe dair iddia ise yeni çözümler, yeni kurumlar, yeni özgürlük alanları ve yeni bir toplumsal vizyonla mümkündür.</p>

<p>Yüzyılın yeni Türkiye'si; yapay zekâdan enerji dönüşümüne, yeni jeopolitik dengelerden küresel rekabete, şehirleşmeden demografik değişimlere kadar çok farklı sorunlarla karşı karşıyadır.</p>

<p>Böyle bir dönemde seçmenler yalnızca geçmişi temsil eden değil, geleceği kurabilecek siyasi projeler görmek istemektedir.</p>

<p>CHP'nin uzun süredir yaşadığı açmaz tam da burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Parti, Cumhuriyet'in kurucu mirasını sahiplenmektedir.</p>

<p>Fakat bu mirasın 21. yüzyıldaki karşılığının ne olacağı konusunda net ve toplumu sürükleyici bir çerçeve ortaya koyamamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle bugün kamuoyuna parti içi mücadele olarak yansıyan gerilimlerin önemli bir bölümü aslında liderlerden, kadrolardan daha büyük bir sorunun yansımasıdır.</p>

<p>Sorun yalnızca Kılıçdaroğlu ile Ö. Özel ile kadroları arasındaki görüş ayrılıkları değildir.</p>

<p>Sorun yalnızca kadro rekabeti de değildir.</p>

<p>Asıl sorun, CHP'nin Türkiye'nin geleceğine ilişkin yeni bir siyasal meşruiyet ve değişim hikâyesi üretmekte zorlanmasıdır.</p>

<p>Bu boşluk oluştuğunda parti içi mücadeleler sertleşmekte, dış müdahaleler daha etkili hale gelmekte ve her tartışma kişilere indirgenmektedir.</p>

<p>Oysa güçlü siyasi hareketler kişiler üzerinden değil, büyük fikirler ve büyük hedefler üzerinden ayakta kalırlar.</p>

<p>Sonuç olarak CHP'deki gerilimin temel sebebi ne sadece yargısal süreçlerdir ne de sadece parti içi iktidar mücadelesidir.</p>

<p>Asıl mesele daha yapısaldır.</p>

<p>CHP, Atatürk'ün kurduğu tarihsel meşruiyet ile Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu yeni demokratik meşruiyet arasında güçlü bir köprü kurmakta zorlanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hiç şüphesiz kurtuluşun ve kuruluşun meşruiyeti vardır.</p>

<p>Ancak seçmen artık bunun yanında geleceğin de meşruiyetini görmek istemektedir.</p>

<p>Bugün CHP'nin önündeki temel soru şudur:</p>

<p>"Kurtuluşun ve kuruluşun partisi olmak" tarihsel bir kimliktir.</p>

<p>Peki CHP, 21. yüzyıl Türkiye'sinin değişim ve dönüşüm partisi olmayı başarabilecek midir?</p>

<p>Bizim okumalarımıza göre asıl gerilim de, asıl sınav da bu tespitlerimize konu unsurlardan kaynaklanmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/chpdeki-gerilimin-asil-sebepleri</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="25582"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Neden Türk'üm? Niçin Türk'üm? Nasıl Türk'üm?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/neden-turkum-nicin-turkum-nasil-turkum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/neden-turkum-nicin-turkum-nasil-turkum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Doğan Kuban, 'Neden Türk’üm, Niçin Türk’üm, Nasıl Türk’üm?' başlıklı yazısında Türk kimliğini tarih, kültür, dil ve medeniyet perspektifinden ele alıyor; Türklüğün ırksal değil kültürel bir aidiyet olduğunu vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sevgili Okuyucular, 90 yaşına yaklaşan bir insan olarak, kendi varlığıma güvenmemi sağlayan bir ulusal kimliği tanımlamak için yazıyorum.</p>

<p>Aslında ben babası Çerkez, anneannesi Midilli' li, annesinin ailesi Ortaasyalı olan bir Türk'üm. Bunları yazarken kuşkusuz duygusalım. Bunlarla yaşadım. Ama hepsi gerçek.</p>

<p>Biz sadece Anadolu’yu Türk dilli yaptık. Burası asıl anavatanımızdır… Türk tarihinin gelişmesini öğrenen herkes Türklerde ırkçılık olmadığını görür.. Müslümanları ırk ve mezhep propagandasıyla birbirlerine düşürmek İngiliz emperyalizmi ile başlayan bir Batı stratejisidir.</p>

<p>Dünya bizi Türk olarak biliyor. Osmanlı pasaportu ile Güney Amerika’ ya giden Lübnanlı Arap’a da ‘El Turco’ diyorlardı. Limni kökenli bir Rum profesör Osmanlı pasaportu ile göç ettiği New York’ ta kendisine Türk dedikleri için kavga ettiğini anlatırdı. Cezayirli korsanlar İtalyan kıyılarını vurduklarında İtalyanlar onlara Türk derlerdi. Avusturyalılar ve Ruslar hep Türklerle savaştılar. Araplar da Türk (çoğul Etrak) derler.</p>

<p>Devşirme Yeniçeri ordusu Türk ordusudur. Marko Polo Anadolu'dan geçerken Türkler vardı. 13. yy.' dan önce Bizanslı tarihçilerin söz ettiği bütün bozkır göçerleri, değişik adlar altında Göktürkler, Hazarlar, Peçenekler, Kumanlar, Karahanlılar, Selçuklular, Gazneliler, Kuzey Hindistan'ı fethedip devlet kuranlar hep Türklerdir. Babüroğulları da Türkçe konuşuyorlardı. Osmanlı esperantosu da halkın kullandığı bir dil olmadı.</p>

<p>Düşüncemi Türkçe anlatıyorum. Bunun etnik kökenle ilgisi yok. Genetik çok kökenlilik, önemli bir hoşgörü kaynağıdır. Teknik Üniversite' de Bulgaristanlı Türk, Makedonyalı Türk, Anadolulu Türk, Çerkez, Laz, Gürcü, Tuncelili (Dersimli) Kürt, Azeri - lranlı, Urfalı Arap, Yahudi, Rum, Ermeni, Giritli gibi İmparatorluğun her köşesinden gelmiş gençlerle birlikte okudum. Aynı üniversitede öğrencilerim içinde Iraklı, İranlı, Suriyeli, Balkanlı, Yunanlı, Bulgar, Kıbrıslı öğrencilerim oldu.</p>

<p>Bu toplum tarihini öğrenemedi. Birkaç hikâye ile yetiniyor. Oysa dünya tarihinin odağı olan Avrasya tarihinin biçimlenmesinde rol oynayan en büyük aktörler arasında Türkler var. Her fethettikleri, yerleştikleri toplumun kültürünü almışlar. Çin' de Çinli, Hint ' te Hintli, Orta Asya ve İran 'da İranlı olmuşlar. İslamı Araplardan, şiiri ve tasavvufu İranlıdan almışlar.</p>

<p>Devlet bürokrasisinin dili Osmanlıca halkın anlamadığı bir Esperanto idi.</p>

<p>Türk kökenli göçerlerin ve onların kurdukları devletlerin Avrasya tarihinin ve İslam' ın biçimlenişinde büyük rolleri var. Bu Cengiz imparatorluğu gibi sadece Doğu ve Orta Asya' da kısa süreli bir dönem değil. Zaman ve coğrafi sınır ile çok daha geniş ve günümüze uzanıyor.</p>

<p>Çin' de ilk Türk sülalesi olan Wei' ler, Moğollardan 900 yıl önce Kuzey Çin' i işgal ettiler. Hun konfederasyonunun yönetici grubu Türk. Moğolların Batıya akınlarında ordularının yarısı Türktü. Bunun kanıtı, Rusya ' da Türkçe konuşan Müslüman Altınordu egemenliğidir.</p>

<p>Türkler, Asya'nın yerleşik bölgelerine yaptıkları akınlar ve işgal ettikleri yörelerde kurdukları geçici devletlerle tanınıyor. Bu tarihin Müslümanlık çağı ise, Gazneli, Selçuklu, Osmanlı, Memluk gibi yerleşik devlet tarihlerinden oluşuyor. Bütün bu evrensel ve günümüze kadar uzanan, coğrafi olarak Doğu Asya'dan Orta Avrupa' ya uzanan coğrafyada, zaman zaman destanlaşan bir tarihe sahibiz. Türkler İslam dünyasında Selçuklardan Osmanlıya kadar egemen olmuşlar. Türk dendiği zaman Şaman göçerler, Bulgar ve Gagauz gibi Türk kökenli Hıristiyanlar, Hazar' lar gibi Yahudi olmuş toplumlar var.</p>

<p>Selçuklu ve Osmanlılarla birlikte Türk ve Müslüman kimlikler eşdeşleşir. Fakat devşirme Yeniçeri ile, dönme Rum ya da Ermeni, annesi Hıristiyan olan sultanlar da Türkleşir. Bugün Asya'da 125 milyon Türkçe konuşana karşın, sadece 25 milyon Moğolca konuşan var. Biz sadece Anadolu' yu Türk dilli yaptık. Burası asıl anavatanımızdır. Ertuğrul aşireti de Türk. Osman Bey' in babasının, kardeşlerinin, oğullarının adı Türk, kendisinin adı Osman olmuş. Beyliğin kuruluşundan iki yüz yıl sonra uydurulmuş.</p>

<p>Dünya tarihinin önde gelen tarih biçimleyicileri, Çinliler ve Hintliler, Yunanlılar ve Latinler, Türkler ve Araplar, Slavlar ve Germenlerdir. Gerçi Türkçe konuşanlar bu tarihin uygarlık yaratanları olmadılar. Fakat ırklar arasındaki sembiyotik yaşam sürecinin en büyük temsilcileridir Amerika ' nın en büyük üniversitelerinde Türk olarak hocalık yaptım.</p>

<p>Yurtdışında insanlar 2 tane Türk tanıyorlardı. Süleyman the Magnificent (Muhteşem Süleyman) ve Atatürk. Onlarla övünüyorum.</p>

<p>Günümüzde tarih bilmeyen, yaşları benim çocuklarımdan daha küçük genç birtakım adamlar yetişti. Bunlar Türklük' ten söz edince kem küm ediyorlar. Benim anlayış sınırlarımın dışında olduğu için söylediklerini merak etmiyorum.</p>

<p>Kâzım Karabekir Paşa' nın yaverinin eşi olan Dar-ül Muallimat mezunu annem, küçükken bana Karabekir Paşanın bir çocuk şarkısını öğretmişti :</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çelik gibi kollu,</p>

<p>Tunçtan ayaklı,</p>

<p>Türk hiç yılar mı?</p>

<p>1930 'lu yıllarda Anadolu'da ilkokullarda tarihi çoktan unutturulmuş bu halkın çocuklarına ne olduğunu anımsatmak için Türküm, doğruyum, çalışkanım!…' söyletiliyordu. Bu, yok olan imparatorluğu kuran insanlara kendilerini anlatmak için gerekliydi. O sırada Anadolu'yu anayurt yapanların nefesini yeniden içimize çekmemiz gerekiyordu.</p>

<p>Türkiye, ulus düşüncesinin zayıflamasına göz yuman bir sakat düşüncenin esiri olarak, dünyanın gelişmiş ülkeler ailesinden çıkarılmaya çalışılıyor.</p>

<p>'Marseillaise'ı dışlayan bir Fransız, ulusal marşlarını dışlayan Amerikalı, Alman, Rus, İngiliz olamaz. Brezilyalıların, Güney Afrikalıların, Avustralyalıların ulusal marşlarını ne büyük heyecanla söylediklerini çok seyrettim.</p>

<p>Bugünün Türkleri kendi tarihlerini öğrenmiyorlar. Dünyanın farkına 1965 'ten sonra varanlar Türk tarihinin evrensel konumunu hikâye olarak bile bilmiyorlar. Bunlar, eğer özel bir aile ortamından gelmemiş, ya da okulda bilinçli bir hoca ile karşılaşmamışlarsa, kimlik sorununun içeriğini öğrenmiyorlar. Türklerin ve Türkiye'nin tarihsel konumunu da bilmiyorlar.</p>

<p>Türk tarihinin gelişmesini öğrenen herkes Türklerde ırkçılık olmadığını görür. Bozkır göçeri ekzogam bir toplumda yaşar. Çinli, Moğol, Slav, İranlı, Hintli her kadın bir ganimettir. Osmanlılar da öyle davrandılar. Savaşta düşmanın karısı, kızı bir ödül oldu. Osman Bey gazilere kentleri ele geçirdikleri zaman Rumların evlerinin ve karılarının onların olacağını söylüyordu. Cengiz Han da askerlerine aynı şeyi söylemiştir.</p>

<p>Bizim sultanlar ise, hareme Türk-Müslüman kadın sokmamışlardır. Anaları Hıristiyan esiridir. Bunu biliyoruz. Ama, anlamını yorumlayan, sonuçlarını anlatan yok. Türklük ırksal ve kansal değil, bir kültürel özelliktir. Çağımızda bizi bu kültür kimliğine bağlayan tek şey dil ve dille üretilen düşünce ve sanattır.</p>

<p>Bu toplum kendini Türk ve Müslüman olarak görür, dünyadaki yerini ise öğrenemedi. Fakat arkasındaki tarih ve Osmanlı'nın kozmopolitliği onu, bağnaz olmaktan bir ölçüde kurtarmıştır. Annemin amcasının kara derili bir eşi vardı. Benim gibi yarı Çerkez bembeyaz bir Türk çocuğunun yarı zenci amcaları, kuzenleri memur, subay, öğretmen olarak yaşıyorlardı. Hiç yadsımadım.</p>

<p>Cahilin özelliği, kolay yönlendirilmektir, bağnaz, kışkırtılan cahildir. Sömürülmek de bunun doğal sonucudur. Batılılar bu etkilemeyi bir bilim yaptılar. Müslümanları ırk ve mezhep propagandasıyla birbirlerine düşürmek İngiliz emperyalizmi ile başlayan bir Batı stratejisidir. Ama Fatih' in sadrazamı Mahmut Paşa bir Bizans aristokratı idi.</p>

<p>Biz sayısız etnik gruplarla iç içe yaşadık ve yaşıyoruz. Bu, dünyanın her yerinde böyle. Ama Amerikalı 'nın kendine güvenini düşünün.</p>

<p>Bilgi, teknoloji ve uygarlık adına her şeyi ithal etmeyi pragmatik bir dünya görüşü bağlamında doğal kabul eden bir toplumuz. Bugün de her şeyi ithal ederek yaşıyoruz.Tarihimizin büyük bir özelliği var : Bu geri kalmış bir uygarlığı aşmaya olanak verebilecek bir özelliktir. Türkler hiç sömürge olmadılar. Her ırkla kardeş gibi yaşadılar.</p>

<p>Sultan/Padişah kulluğunu Cumhuriyetle aştık. Yeniden hiç kimsenin ve 'Para' nın kulu olmamak dileğiyle...»</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Doğan Kuban</strong></p>

<p></p>

<p>Bkz: Bütün Dünya Dergisi, Başkent Üniversitesi Yayını, Sayı : 3 - 1 Mart 2014, Sayfa :15</p>

<p>☆ 22 Eylül 2021'de 95 yaşında ölen hocamıza rahmetler dileriz</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/neden-turkum-nicin-turkum-nasil-turkum</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 10:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/neden-turkum-nicin-turkum-nasil-turkum.JPG" type="image/jpeg" length="99610"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siyasetin Geyik Muhabbeti Mi, Asırlık Sorulara Cevap Aramak Mı? Türkiye’nin Geleceği: Jeopolitik Fırsat Mı, Temenni Ekon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/siyasetin-geyik-muhabbeti-mi-asirlik-sorulara-cevap-aramak-mi-turkiyenin-gelecegi-jeopolitik-firsat-mi-temenni-ekon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/siyasetin-geyik-muhabbeti-mi-asirlik-sorulara-cevap-aramak-mi-turkiyenin-gelecegi-jeopolitik-firsat-mi-temenni-ekon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin geleceği jeopolitik avantajlarla mı şekillenecek, yoksa kurumsal reformlarla mı yükselecek? Rubil Gökdemir, Batı’nın dönüşümünü, küresel paradigma değişimini ve Türkiye’nin önündeki fırsatlarla riskleri analiz ediyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son yıllarda Türkiye’nin geleceğine dair hepimizin yaptığı analizlerde sık sık benzer kavramlar öne çıkıyor:</p>

<p>“Enerji merkezi olacağız…”<br />
“Yeni ticaret yollarının merkezindeyiz…”<br />
“Çok kutuplu dünyada Türkiye yükselecek…”<br />
“Batı çökerken Türkiye savunma sanayi dahil, her alanda yıldızlaşacağız…”</p>

<p>Gerçekten öyle mi?<br />
Yoksa bu değerlendirmelerin önemli bir kısmı; ekonomik kırılganlıklarımızı, kurumsal zaaflarımızı ve yeni paradigma kapsamında küresel dönüşümün sert gerçekliğini perdeleyen psikolojik bir iyimserlikten mi ibaret?<br />
Bu soruya sağlıklı cevap verebilmek için önce Batı’nın nasıl yükseldiğini, ardından bugün neden yapısal bir tıkanmanın eşiğinde olduğunu anlamak gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BATI’NIN REFAHI SADECE “ÇALIŞKANLIK”LA OLUŞMADI !<br />
Bugün Avrupa’nın parlak medeniyeti ve gelişmiş ekonomilerine baktığımızda; çoğu zaman hukuk, demokrasi, insan hakları, bilim ve rasyonalite gibi kavramlar üzerinden bir ideolojik üstünlük hikayesi üzerine kurulmuştur.</p>

<p>Fakat tarihsel gerçeklik bu tespitten çok daha karmaşıktır.<br />
İngiltere, Fransa, Hollanda, Almanya gibi ülkelerin yükselişi yalnızca rasyonel değerler ve bilimsel ilerlemeyle değil; aynı zamanda sömürgecilik, küresel sermaye transferi, ucuz hammadde erişimi ve ideolojik aygıtlarla tahkim edilmiş askeri ve siyasi güç tekeliyle mümkün oldu.</p>

<p>Sanayi devrimi sırasında:<br />
Dünya üretim teknolojisinin merkezi Batı’ydı.<br />
Bilimsel bilgi büyük ölçüde onların tekelindeydi.<br />
Deniz ticaret yolları onların kontrolündeydi.</p>

<p>Geri kalan dünya ise çoğu zaman Batının rekabetsiz serbest pazarı konumundaydı.<br />
Bugün “refah toplumu” diye tanımlanan sosyal devlet modeli bile büyük ölçüde bu tarihsel üstünlüğün ürettiği kaynak fazlasına dayanıyordu.<br />
Yani Batı’nın refahı yalnızca etik değerlerin, bilim ve teknolojinin değil; aynı zamanda vahşice kurgulanmış küresel güç asimetrisinin ürünüdür.</p>

<p>FAKAT O TARİHSEL TEKELLER ARTIK ÇÖZÜLÜYOR:<br />
Bugün ilk kez dünya sistemi farklı bir döneme giriyor.<br />
Çin’in üretim kapasitesi,<br />
Hindistan’ın demografik gücü,<br />
Güneydoğu Asya’nın sanayi yükselişi,<br />
yapay zekâ ve dijitalleşmenin bilgi tekellerini aşındırması, enerji dönüşümü, küresel lojistik ağlarının çeşitlenmesi…<br />
Bütün bunlar Batı’nın iki yüz yıldır sahip olduğu bu büyük avantajları artık zayıflatıyor.</p>

<p>Artık:<br />
Üretim yalnızca Avrupa’da yapılmıyor,<br />
teknoloji yalnızca Batı’dan çıkmıyor,<br />
sermaye yalnızca Londra-New York ekseninde birikmiyor, bilgi dolaşımı küreselleşiyor.</p>

<p>Daha önemlisi:<br />
Avrupa’nın yaşlanan nüfusu, artan sosyal harcamaları, enerji maliyetleri ve düşük büyüme sarmalı; mevcut refah düzeninin sürdürülebilirliğini tartışmalı hale getiriyor.</p>

<p>Nitekim Almanya gibi sanayi devlerinde bile son yıllarda:<br />
Sanayisizleşme tartışmaları, enerji krizi, üretim kaymaları, verimlilik düşüşü, sosyal devletin finansmanın sürdürülemeyeceği baskısı itiraflarla giderek daha da görünür hale geliyor.<br />
Dolayısıyla bugün yaşanan kriz geçici değil; küresel ve yapısal bir paradigma dönüşümüdür.</p>

<p>PEKİ TÜRKİYE İÇİN BU DURUM BİR FIRSAT MI?<br />
Evet…<br />
Ama otomatik bir fırsat değil.<br />
İşte Türkiye’de çoğu zaman yaptığımız analizler tam bu noktada hataya düşüyor.<br />
Çünkü sıkça ve yalnızca haritaya bakarak ekonomik gelecek tasarlıyoruz.<br />
Oysa jeopolitik avantaj; tek başına refah üretmez.<br />
Türkiye’nin gerçekten önemli avantajları var:<br />
Avrupa-Asya-Orta Doğu kesişiminde bulunması,<br />
enerji geçiş hatlarının merkezine yakınlığı,<br />
genç ve dinamik sayılabilecek nüfus yapısı,<br />
yaygın sanayi üretim altyapısı, lojistik kapasitesi,<br />
savunma sanayiindeki son dönem gelişmeleri,<br />
turizm ve tarım çeşitliliği, bölgesel krizler arasında hareket kabiliyeti.</p>

<p>Bütün bunlar küçümsenecek unsurlar değildir.<br />
Ancak tarih bize şunu da gösteriyor:<br />
Coğrafya tek başına kalkınma üretmez.</p>

<p>Aynı coğrafya;<br />
kurumsal çöküş, otoriterleşme eğilimleri, hukuk güvensizliği, düşük teknoloji, sermaye kaçışı ve niteliksiz eğitim kriziyle birleştiğinde büyük bir avantaja değil, büyük bir kırılganlığa da dönüşebilir.</p>

<p>ASIL BELİRLEYİCİ OLAN ŞEY “KURUMLARDIR, KURUMSAL KAPASİTEDİR.”<br />
Bugün dünyada yatırım, teknoloji ve yüksek katma değer üretimi artık yalnızca ucuz iş gücüne bakmıyor.<br />
Hukuki öngörülebilirlik, kurumsal güven, eğitim kalitesi,<br />
bilimsel kapasite, sermaye güvenliği, nitelikli insan kaynağı, teknolojik üretkenlik daha da belirleyici hale geliyor.</p>

<p>Türkiye’nin temel sorunu da tam burada ortaya çıkıyor.<br />
Çünkü; yüksek enflasyon, kurumsal güvensizlik,<br />
eğitim sistemindeki kalite erozyonu, hukuk sistemine dair tartışmalar, beyin göçü, düşük teknoloji yoğunluğu,<br />
dış finansman bağımlılığı gibi yapısal problemler çözülmeden yalnızca “jeopolitik önem” üzerinden sürdürülebilir refah üretmek mümkün değildir.</p>

<p>Dünya tarihinde jeopolitik olarak çok önemli olup ekonomik olarak başarısız kalan onlarca ülke vardır.</p>

<p>YENİ DÜNYADA KAZANANLAR KİM OLACAK?<br />
Muhtemelen yeni dönemin kazananları:<br />
yalnızca doğal kaynağa veya coğrafyaya sahip olanlar değil; küresel dönüşüme uyum sağlayabilen ülkeler olacak.<br />
Çünkü yeni çağın temel rekabet alanı:<br />
yapay zekâ, veri ekonomisi, yarı iletkenler, enerji teknolojileri, biyo-teknoloji, savunma teknolojileri ve yüksek verimlilik üretimi olacak.</p>

<p>Türkiye’nin önündeki gerçek soru şudur:<br />
“Biz bu dönüşümün yalnızca transit koridoru mu olacağız; yoksa yeni teknoloji ve verimli üretim merkezi haline mi geleceğiz?”<br />
İki senaryo arasında çok büyük fark vardır.</p>

<p>SONUÇ: NE FELAKETÇİLİK NE DE HAMASET<br />
Türkiye hakkında sürekli felaket senaryoları yazmak ne kadar yanlışsa; yalnızca jeopolitik romantizmle geleceği garanti görmek de o kadar yanlıştır.</p>

<p>Evet: Dünya sistemi dönüşüyor.<br />
Evet: Batı’nın iki yüz yıllık bazı tarihsel tekelleri çözülüyor.<br />
Evet: Bu süreç Türkiye gibi ülkeler için yeni fırsat alanları açabilir.<br />
Fakat bu fırsatlar;<br />
hamasetle değil, kurumsal kaliteyle, hukuk güvenliğiyle,<br />
bilimsel kapasiteyle, yüksek teknoloji üretimiyle,<br />
eğitim reformuyla ancak gerçek değere dönüşebilir.</p>

<p>Aksi halde “merkez ülke” "üç kıtanın-üç medeniyetin odağı" söylemleri; ekonomik gerçekliği değiştiren stratejik vizyonlara değil, yalnızca toplumun moral ihtiyacına hizmet eden politik sloganlara dönüşür.</p>

<p>Asıl mesele şudur:<br />
Yeni dünya kurulurken Türkiye gerçekten oyun kurucu bir üretim ve refah toplumu mu olacak;<br />
yoksa sadece küresel güç mücadelelerinin üzerinde geçtiği jeopolitik bir koridor olarak mı kalacak?</p>

<p>Siyaset geyikleri yapmak yerine, asırlık soru ve cevaplara kafa yordum. Kimin ilgisini çeker, bilmiyorum...</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/siyasetin-geyik-muhabbeti-mi-asirlik-sorulara-cevap-aramak-mi-turkiyenin-gelecegi-jeopolitik-firsat-mi-temenni-ekon</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="48781"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[*Modern Çağda Kadim Gelenek: Hakemlik ve Kanaat Önderliği*]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/modern-cagda-kadim-gelenek-hakemlik-ve-kanaat-onderligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/modern-cagda-kadim-gelenek-hakemlik-ve-kanaat-onderligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gurbet türküleri ve öyküleri ruhumuzu ve bedenimizi adeta şekillendirdi..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>SABRİ ŞENEL </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yetiştiğimiz aile ortamı ve sosyo-otokontrol sisteminin sağlıklı ilişkiler ürettiği, insanların huzur içinde yaşadığı ve sosyal bir mektep işlevi gören köylerin birinde; Gümüşhane Kabaköy’de tam da böyle bir ortamda doğduk. Anadolu’nun birçok köyünde ihtiyaçları karşılayacak gelir elde etmek mümkün olmadığı için bizim büyüklerimiz; babalarımız, dedelerimiz, ağabeylerimiz, dayılarımız ve amcalarımız için gurbette ömür tüketmek kaçınılmaz bir kaderdi. Biz ülkenin birçok yerini, onları dinlerken, o yerleri henüz görmeden gurbet anılarından tanıdık. Gurbet türküleri ve öyküleri ruhumuzu ve bedenimizi adeta şekillendirdi.<br />
İşte bu süreçlerdeki yaşanmışlıklar, ortaya çıkan insani ihtilaflarda birilerine sorunları çözme, dargınları ve küskünleri barıştırma misyonunu doğal bir görev olarak yüklerdi. Sorunlar kangrene dönmeden, istenmeyen vahim ve talihsiz olaylar yaşanmadan; kine, nefrete ve düşmanlıklara müdahale eden, uzlaştıran, barıştıran, toplumsal rol alan akil adamlara, danışılan hakemlik yapan insanlara toplum içinden kanaat önderleri çıkarır ve onlara doğal bir rol verirdi. İşte bu görev; töre, gelenek, ahlak, adap ve edep ölçüsünde insanların üzerinde ittifak ettiği, hayatın sınadığı "emin adam" olma rolüdür. Bu, hemen hemen insanların toplu yaşadığı her yerde hep vardır.<br />
Rus işgalinde esir alınan, ardından kamplardan kaçış öyküsünün sonrasında Kurtuluş Savaşı’na katılan Gazi dedem işte böyle bir misyonu temsil ederdi. Fakirdi ama ağaydı; otoriter, aynı zamanda uzlaştırıcı kişiliğiyle yaşadığımız köyden ve civar köylerden doktora gitme imkanı olmayanların uğrak yeriydi. Dedemle birlikte babaannem de geleneksel alternatif tedaviyle insanların kapısında şifa aradığı diğer bir kişiydi. Gazi dedemin askerde sıhhiye olması ve diş tedavisi konusunda öğrendiği mesleği sayesinde, geceleri uykusuz geçirenlerin uğrak yeri bizim hanemizdi. Bu fakir hanede insanlar yedirilir, içirilir, yatar, kalkar ve şifa bulunca hanelerine geri gönderilirdi. Evde bunun verdiği bir bereket vardı; bütün bunlar karşılıksız yapılırdı. Gelenleri, bazen gece gündüz demeden köylerine ulaştırmak için gurbet emekçisi babam çoğu kez onlara refakat ederdi.<br />
İşte böyle bir şifa ve dua ikliminde çocukluğumuzu yaşadık. Diğer bir asli görev olan, köydeki ve civar köylerdeki ihtilafları sulh ile çözmek, sosyal barışa büyük katkı sağlardı. Hemen yanı başımızda Trabzon’da, Rize’de ya da Doğu’da kan davaları kangren olmuşken, bizim yaşadığımız sosyal iklimde bu olumsuzluklara hiç rastlanmazdı. Fakirin, fukanın diyarında huzur ve mutluluk vardı.<br />
İşte bu sosyal iklimin çoraklaşmaması için bugün yeni kanaat önderlerine, akil adamlarına ihtiyaç duyuluyor. Köylerin boşalması, göçün bütün sosyal dengeleri altüst edip kentlerde yeniden dizayn ettiği sosyal süreçlerde; etnik köken, mezhep ve zenginliklerin yeni tanımlamaları, yeni komşuluk ve akrabalıkları ortaya çıkardı. Adeta yeniden harmanlandık. Bu toplumsal dinamiklerin getirdiği sosyal yaşama, Cumhuriyetin millet inşa etme hamlesi de eklenince sürece çok olumlu bir katkı sağlandı. Sosyal barış; geniş bir hoşgörü ve müsamaha kültürü ile güncellendi. Bu durum, sağlam bir toplumsal taban ve milli direnç iklimi oluşturdu; emperyalist odakların etnik ve mezhep çatışmalarını körükleme çabaları boşa çıktı.<br />
İşte bu sosyal sürecin yeni kentleşme safhasında eğitim gördük, ilişkileri analiz ettik ve durumdan vazife çıkardık. Hem mesleğimiz hem de sosyal statümüz bize ata-dede misyonunu yeniden yükledi. Farklı sosyal kesimlerden pek çok insanı; ihtilaflı birçok çifti ve ortağı barıştırdık. Birçok kardeşi kan dökme noktasından geri çevirdik. Gümüşhane’ye gittiğimde Nizam amcanın beni bir kucaklaması var ki, tüm ödüllerden kıymetlidir: *"Evlatlarım arasına kan davası girecekti, buna engel oldun"* diyerek boynuma sarılıp hüngür hüngür ağladı, bize dualar etti. Bu konuda o kadar çok örnek var ki... Nimetlerin düne göre (bütün ağır sorunlara rağmen) çok olduğu bir ortamda; sevgi, saygı ve muhabbet iklimine o kadar çok ihtiyaç var ki... Unutulan, yok olmaya yüz tutan bu iklim geri gelmeli, hazan mevsimindeki bu çoraklaşma durmalı ve umutlar yeniden yeşermelidir.<br />
Aslında insani ihtilafları çözecek hem kültür ve töre değerlerimiz var hem de vahiy çizgisinde doğru yorumlanan İslam dini zaten bir barış dinidir. Modern çağın seküler hayat tarzı bireyselciliği dayatsa da insanımız orta yolu bulup geleneksel değerlerini terk etmedi. İşte bu misyonu köyden kente sürdürmeyi kendimize bir görev biçtik. Artık kim hangi köyden, ilden veya etnik kökenden gelirse gelsin; hepimiz oyuz, oralıyız, hep birlikte Türk’üz ve bir milletiz.<br />
Kiracısını yeni aldığı daireden çıkarıp oğlunu evlendirmek isteyen bir ev sahibinin ve kiracının rızasına dayalı, orta yolu bulmaya yönelik arabuluculuğumuz oldu. Sorunların yargıya taşınmadan, karşılıklı rıza ile uzlaşmaya varmasını sağlamak; insana, millete ve devlete hizmettir. Bu sosyal sorumluluk toplumsal hayatımızı kolaylaştırır. Buna gönüllü olmak, risk almak ve zaman ayırmak erdemli insanların işidir. Gönül coğrafyamız sınır tanımıyor; kentin sorunlarına, sosyal barışına ve huzuruna katkı sunmak için varız. Doğduğumuz topraklara, milletimize ve insana olan vefa borcumuz, içinde yaşadığımız topluma karşı görevimiz son nefesimize kadar sürecektir. İşte yaşadığımız bu süreci takip eden kıymetli bir dostumuzun hakkımdaki yorumu, bizim en büyük madalyamız olmuştur.<br />
Değerli dostum ve hemşerim Selami Üçüncüoğlu’nun hakkımızdaki yorumunu sizlere arz etmek istiyorum:<br />
### MEMLEKETİMİN KIYMETLİSİ, OMBUDSMANI SABRİ ŞENEL<br />
Bazı insanlar vardır…<br />
Bir şehrin sokaklarında sadece yürümez;<br />
O şehrin vicdanı gibi dolaşır.<br />
İşte **Sabri Şenel** böyle bir yürektir Gümüşhane’de…<br />
Kırılmış gönüllerin sessiz çığlığını duyan,<br />
Mazlumun omzuna gölgesiyle merhem olan,<br />
İyiliği gösterişsiz yaşayan güzel insanlardan biridir.<br />
Ne makamların soğuk duvarlarında kayboldu,<br />
Ne de kalabalıkların alkışına sığındı.<br />
O; haklının yanında duran,<br />
Adaleti bir teraziden önce vicdanında taşıyan adamlardandır.<br />
Bilgisiyle yol gösteren,<br />
Birikimiyle insan yetiştiren,<br />
Tevazusuyla gönüllerde yer eden ender insanlardan biri oldu hep…<br />
Gümüşhane onu yalnızca bir isim olarak değil,<br />
Bir güven duygusu olarak tanıdı.<br />
Çünkü insanlar bilir ki;<br />
Bir haksızlık olduğunda **Sabri Şenel’in yüreğinde mutlaka bir sızı olur.**<br />
Bu yüzden kimi ona *“şehir hafızası”* dedi, kimi *“gönül adamı”*…<br />
Ama onu en güzel anlatan söz belki de şudur:<br />
&gt; *“Bazı insanlar konuşunca sadece ses duyulur,*<br />
&gt; *Bazı insanlar susunca bile vicdan…”*<br />
&gt;<br />
İyi ki varsın güzel insan…<br />
İyi ki bu kentin taşına, toprağına, insanına dürüstlüğünü, merhametini ve adalet duygunu bırakmışsın.<br />
Değerli can kardeşim, dostum **Sabri Şenel** başkanımın nezdinde, selam olsun yüreği güzel tüm insanlarımıza…</p>

<p>SABRİ ŞENEL</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/modern-cagda-kadim-gelenek-hakemlik-ve-kanaat-onderligi</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 22:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/i-m-g-1676.jpeg" type="image/jpeg" length="99860"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Duruşuyla Bir Muhittin Çolak Geldi Geçti Bu Dünyadan!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/durusuyla-bir-muhittin-colak-geldi-gecti-bu-dunyadan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/durusuyla-bir-muhittin-colak-geldi-gecti-bu-dunyadan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alper Aksoy, “Rüzgarın Oğlu” olarak tanınan Muhittin Çolak’ın dava adamlığını, dostluğunu ve Türk dünyasına uzanan gönül yolculuğunu anlatıyor. Vefaya ve duruşa dair etkileyici bir hatıra yazısı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Öğrencilik yıllarımda Ankara'da olmadığım için "Rüzgarın Oğlu"nu ben Işınsu Abla'nın Sancı romanında okumuştum. Hayli de merak ederdim. İlk karşılaşmamız 70'li yılların ortasında Töre dergisinde oldu. Emine Işınsu abla "Alper, Rüzgarın Oğlu işte bu kişi" demişti. İki de bir başını hızla sağa sola çevirir, gözleri fır fır dönerdi. Sanki çevremizde bir tehlike var mı uyanıklığında idi.</p>

<p>Sancı romanına konu kahramanı olması Muhittin ağabeyin ününü bütün Türkiye'ye yaymıştı. 80'li, 90'lı yıllardaki karşılaşmalarımızda bundan çok mutlu olduğunu görürdüm. Emine Işınsu ablaya bu yüzden borçlu olduğu için ona duyduğu sevgi ve saygıyı bir romancı olarak bana da yansıtırdı.</p>

<p>Ülkücü Hareket'in açmazlarından biri de ortaya çıkardığı "teşkilatçı" tipidir. Bu tipler okuyup fikir derinliği kazanma uğraşına girmezler. Ankara veya İstanbul'da 100-150 kişilik bir il öğrenci yurdunda başkanlık yaptı ise artık bütün hayatı boyunca karşılaştığı insanlar o yurdun öğrencileridir. O konuşmaya başladığında herkes susup onun söylediğini "Doğrudur reisim" diye onaylamak zorundadır. O yüzden teşkilatçılığı bir meslek dalı gibi görenlerle arama hep mesafe koyarım. Ulvi Batu, Alişan Satılmış, Muhittin Çolak gibi gönül ehli isimleri ayrı tutarım.</p>

<p>Sanırım bir yıl önce idi. Muhittin ağabey telefon etti. Amansız hastalığını biliyordum. "İşte geldik gidiyoruz, Alperciğim iş yerime gel bir çay içelim seninle" dedi. Selçuk Alkın'la beraber Balgat'aki iş yerine vardık. Çaylarımızı içerken:</p>

<p>"Alper" diye başladı "25 yıldır internet ortamında doğruları eğmeden, bükmeden yazıyorsun. Kimseye eyvallahın yok. Doğru yapıyorsun. Son yazını okuduktan sonra kalben katılmak yetmez diye düşündüm ve bu görüşlerimi aktarmak için davet ettim seni" diye başlayan sohbet uzadı gitti.</p>

<p>Bu değer bilirlik duygusu benim de içimi ısıtmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Muhittin ağabey 70'li yıllarda "Rüzgarın Oğlu" idi ama o gün karşımda kendini yenilemiş, ufkunu Türk Dünyasına açmış, Elçibey'in yol akadaşlarına, Azerbaycan'dan, Kazakistan'dan gelen öğrencilere maddi ve manevi yardımlarda bulunan bir derviş tavrında idi.</p>

<p>Milli ülkülere ömrünü adayan bir kuşak artık birer birer göçüyor dünyamızdan. Muhittin Çolak da satmadı davayı, satmadı dostlarını bir ömrü helal yaşadı.</p>

<p><strong>Alper AKSOY</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/durusuyla-bir-muhittin-colak-geldi-gecti-bu-dunyadan</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/muhittin-colak.JPG" type="image/jpeg" length="68835"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“Mutlak Butlan”Nasıl Okumalıyız?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/mutlak-butlannasil-okumaliyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/mutlak-butlannasil-okumaliyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Mutlak butlan” tartışmaları üzerinden Türkiye’de hukuk, siyaset ve güç ilişkilerini değerlendiren çarpıcı analiz. İdris Savaş, adaletin eşit uygulanmamasının toplumsal güvene etkisini sorguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günlük hayatta bazı laflar vardır, dilimize yerleşir gider. Özellikle de milli maçlardan sonra hep aynı cümleyi duyarız:<br />
“Bizim çocuklar tarih yazdı.”</p>

<p>Normalde bu laf gurur için söylenir. Zafer için söylenir. İnsan göğsünü gere gere söyler bunu.</p>

<p>Gün gelecek, bu ülkenin son yıllarda yaşadıkları da tarihe geçecek.</p>

<p>Son dönem siyaseti artık sadece krizleriyle değil, hayatımıza soktuğu yeni kavramlarla da akılda kalıyor. Bir dönem “istikşafi görüşmeler” diye bir laf girmişti hayatımıza. Eminim benim gibi birçok insan da bunu ilk kez siyasetin içinde duydu. Şimdi ise memleketçe yeni bir kavramı daha ezberledik:<br />
“Mutlak butlan.”</p>

<p>Bugün siyasetin dilinden düşmeyen meselelerden biri de tam olarak bu.</p>

<p>Bir iktidarın ya da bir liderin gücü devretmeyi “hayat memat meselesi” haline getirmesinin altında aslında hep aynı psikoloji yatar. Bir taraf gerçekten kendisini memleketin tek kurtarıcısı sanır. “Biz gidersek ülke batar, bunlar iki koyunu güdemez” kafasıyla hareket eder. Ama işin bir de daha karanlık tarafı vardır. Gücü bırakınca geçmişte yapılanların ortaya saçılmasından korkarlar. Çünkü insan hukuku başkaları için ne kadar eğip büktüyse, bir gün aynı hukukun dönüp kendisini vuracağından da o kadar korkar.</p>

<p>İşin ironik tarafı ise bunun sadece iktidara özgü olmaması. Bakıyorsunuz, biri “bunlar ülkeyi batırır” diyerek koltuğu bırakmıyor; öbürü de “Ben bu partiyi bunların elinden kurtarmalıyım” diyerek kendi partisinin seçilmiş yönetimine kayyum olmaya razı hale geliyor. Sorsanız hepsi memleket için mücadele ediyor. Ama sokağın gözünden bakınca gerçek çok daha basit:<br />
Koltuğu bırakamayan insan zamanla kendi hırsını millete hizmet diye satmaya başlıyor.</p>

<p>Şimdi gelelim meselenin en tuhaf tarafına…</p>

<p>Kayyumla sonuçlanan bu tartışmanın çıkış noktası, üç yıl önce yapılmış bir kurultay. Diyelim ki gerçekten bir usulsüzlük vardı. İnsan şunu soruyor:<br />
Böyle bir karar üç yıl sonra mı verilir?</p>

<p>Bu, köylü Mehmet Efendi’nin otuz yıldır süren tarla sınırı davası değil ki… Bu memleketin ana muhalefet partisinden, ülkenin siyasi geleceğinden bahsediyoruz.</p>

<p>Eğer hukuk gerçekten işliyor olsaydı, bu mesele ya birkaç hafta içinde sonuçlanırdı ya da fiili durum kabul edilip kapanırdı. Çünkü o kurultaydan sonra seçim oldu. Millet sandığa gitti. Beğenen oy verdi, beğenmeyen vermedi. Hatta o kadroyla parti oyunu da artırdı.</p>

<p>İşte tam burada insanın kafası karışıyor.</p>

<p>Madem o kurultay için “mutlak butlan” diyorsunuz, o zaman o kurultaydan sonra alınan bütün kararları da yok saymanız gerekir. Yapılan atamaları, görevlendirmeleri, hatta o yönetimin belirlediği adayları bile tartışmaya açmanız gerekir.</p>

<p>Ama bunu yapamıyorsunuz.</p>

<p>Çünkü hukukun bir yere kadar işletilebildiğini, bir noktadan sonra sokağın tepkisinin hesaplandığını herkes görüyor. Hukuk bazısına demir yumruk, bazısına plastik cetvel gibi uygulanınca insanlar adalete değil, güce bakmaya başlıyor.</p>

<p>Türkiye’nin asıl problemi de tam burada zaten.</p>

<p>Bu ülkede mesele çoğu zaman yasa eksikliği olmadı. Sorun, var olan yasaların herkese eşit uygulanmaması oldu. Gücü eline geçiren herkes hukuku kendisi için kalkan, rakibi için sopa haline getirdi.</p>

<p>Bir gün gerçekten bağımsız bir yargı oluşsa ve kurallar herkese eşit uygulansa, bugün meydanlarda birbirine parmak sallayan birçok kişi aynı dosyanın içinde bulur kendini. Çünkü insan, başkası için yaptığı haksızlıkların bumerang gibi dönüp bir gün kendi başını yaracağını hesaba katmıyor.</p>

<p>Ama hayatın şaşmaz bir adaleti var. O gün er ya da geç geldiğinde kimsenin yeni intikam yasaları çıkarmasına gerek kalmaz.</p>

<p>Görevi kötüye kullanma dosyaları açılır.<br />
Liyakatsiz atamalar incelenir.<br />
Kanunsuz emir veren kadar uygulayanın da sorumluluğu konuşulur.</p>

<p>Şaibeli ihaleler açılır.<br />
Kamu zararları masaya yatırılır.<br />
Yıllardır “ticari sır” diye saklanan ilişkiler didik didik edilir.</p>

<p>Bugün parti kongresi için kullanılan “irade sakatlandı” söylemi, yarın başka seçimlerin de önüne gelir. Devlet imkanlarını propaganda için kullananlar, kamu gücüyle rakibini bastıranlar bir anda aynı hukuki tartışmanın içinde kalır.</p>

<p>Diploma tartışmaları mı?<br />
Onlar da bağımsız kurumların önüne gider. Evrak incelenir, kayıt incelenir, gerçekten ne varsa ortaya çıkar.</p>

<p>Çünkü hukuk gerçekten tarafsız işlemeye başladığı gün, bu ülkede birçok taş yerinden oynar.</p>

<p>Ama burada başka bir tehlike daha var:<br />
Yeni gelenlerin de aynı sistemi bu kez kendi çıkarı için kullanmaya başlaması.</p>

<p>Eğer sadece isimler değişir, yöntem aynı kalırsa hiçbir şey düzelmez. Sadece bumerang el değiştirir.</p>

<p>Bazen insan bütün bu tabloya bakınca yoruluyor. Hatta bazen, dünyadaki her şeyi bırakıp sadece bir kurtarıcı bekleyen insanların zihinsel rahatlığını bile anlıyor. Çünkü her gün yeni bir çelişki görmek, hukukun eğilip bükülmesini izlemek, sürekli başka bir kavramla uyanmak insanın zihnini yoruyor.</p>

<p>Ne diyelim…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mübarek kurban bayramı öncesi; kendi koltuk savaşlarınız uğruna kurban ettiğiniz o adalet duygusu, o temiz umutlar size mübarek olsun.</p>

<p>Çünkü bir gün bu dönemin tarihi gerçekten yazılacak.</p>

<p>Ve o gün, kalem utanacak… Kağıt utanacak.</p>

<p><strong>İdris SAVAŞ </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>POLİTİKA</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/mutlak-butlannasil-okumaliyiz</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/mutlak-butlan-nasil-okumaliyiz.jpeg" type="image/jpeg" length="42683"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İlk Kurşun Savaşı Ve Yarbay Kel Ali]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ilk-kursun-savasi-ve-yarbay-kel-ali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ilk-kursun-savasi-ve-yarbay-kel-ali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yarbay Kel Ali’nin Ayvalık’ta 40 kişiyle başlattığı direniş, Milli Mücadele’nin düzenli birliklerle yapılan ilk kurşun savaşı olarak tarihe geçti. İşgale karşı verilen destansı mücadeleyi anlatan çarpıcı yazı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Saçları erken döküldüğü için “Kel Ali” adıyla anılırdı. 15 Mayıs 1919’da Ayvalık'ta 172. Alay Komutanı oldu. Ama ortada ne alay binası vardı, ne de bir tek asker… İttihatçı subayların kurduğu “Teşkilatı Mahsusa”nın çekirdek kadrosunda önemli bir subaydı. Daha önce Balkan Savaşlarında isyancı çetelere karşı Makedonya, Bulgaristan Dağlarında gerilla savaşına girmişti. Sonra Enver Bey ve Mustafa Kemal ile Trablus’a gitmiş, yerli halkı örgütleyerek İtalyanlara karşı savaşmıştı. Ardından Irak Cephesi’nde İngilizlere karşı silah kuşandı. 1. Dünya Savaşı’nda Bitlis’in Rus işgalinden temizlenme başarısını gösterdi.</p>

<p>Mustafa Kemal Paşa Bandırma gemisi ile Samsun’a doğru 16 Mayıs’ta yola çıktı. Kel Ali görev emrini alıp 12 Mayıs’ta Ayvalık için yola çıktı. Yanında Edirneli Üsteğmen Fahri vardı. Yolda Üsteğmen “Başaracak mıyız Yarbayım?” sorusunu sorduğunda Kel Ali gururla gülümsedi:</p>

<p>“Trablus’ta İtalyanları, Irak’ta İngilizleri, Bitlis’te Rusları tepeledim Üsteğmenim. Ama bu defa kahpe içimizde, o yüzden kapımızın kilit tutması daha zor olacak”.</p>

<p>Kel Ali Ayvalık’a geldiğinde kendisini Balıkesir Kolordusundan gelen 22 İttihatçı Subay karşıladı. Üsteğmen Fahri ve kendisi ile beraber 172. Alay sadece 24 kişi olmuştu. İttihatçıların aylar öncesinden Ayvalık’a depoladığı silah ve mermileri daha güvenli görülen yelere taşıdılar. Kaymakam Osman Nuri Bey Damat Ferit hükümetinden gelen telgraflara uyarak Yunan direnişine karşı çıkıyordu. Yöre imamları da “Yunan Ordusu halifemizin askerleridir” görüşünü camilerde halka yayıyorlardı. Bu yüzden Kel Ali halktan direniş için 80-90 kişi ancak toplayabilmişti. Bergama ve Ayvalık’taki Rum aileler de Yunan birliklerine “Bizi de işgal edin” diye çağrı yapıyordu. Balıkesir’deki Kolordu ise Damat Ferit Paşa’nın “Yunan Ordusu’na kurşun atmayın” emrine uyuyor, Kel Ali’ye silah ve mermi vermiyordu.</p>

<p>28 Mayıs’ta 2 İngiliz gemisi ufukta göründü, yaklaştılar ama limana yanaşmadılar. Olanları Ayvalık’ın doğusundaki tepelerden izleyen Kel Ali, Üsteğmen Fahriye döndü:</p>

<p>“Bu olanlar çok iyi Üsteğmen” dedi.</p>

<p>“Nasıl iyi?.. Orasını anlayamadım komutanım?</p>

<p>“Baksana halk dağlara doğru kaçıyor, Ayvalık boşalıyor. Boşalması bizim işimize yarayacak. Bu gece liman çevresindeki evlere yerleşeceğiz. Yunan askeri sabah erken saatlerde Ayvalık’a ayak basacak. Onlar gemilerden iner inmez basacağız kurşunu, basacağız kurşunu… Yarın sabah deniz akan kanlardan kıpkırmızı olacak!.. Şimdi sen bizimle beraber savaşacak olan sivilleri Ayvalık’a gönder. Yarın sabah büyük çatışma olacağını halka söylesinler, Ayvalık tümden boşalsın.”</p>

<p>İttihatçı subayların güçlükle topladığı milisler Ayvalık’a indiler. Sadece bir saat kalıp “Yarın sabah Ayvalık sokakları kan gölüne dönecek” diyeceklerdi. Öyle dediler ama 90 kişiden sadece 16’sı geriye dönmüştü. Diğerleri aileleri ile birlikte olup dağlara doğru kaçmıştı.</p>

<p>Bu bilgiyi aldıktan sonra Yarbay Kel Ali elini şakağına götürüp bir süre düşündü ve sonra:</p>

<p>“Demek 40 kişi kaldık şimdi?.. 40 Türkler için uğurlu bir sayıdır Üsteğmenim…”</p>

<p>O gece mermi sandıkları limana yakın evlere taşıdı. 40 kişi ikişerli olarak 20 eve yerleşti. Sabah şafağı balkıdığında bir çıkarma gemisi ve bir savaş gemisi ufuktan göründü. Çıkarma gemisindeki askerler karaya ayak basıp kalabalıklaştığında 40 mavzer onlara nişan aldı ve mermi yağdırmaya başladılar. Yunan askerleri geriye dönüp gemiye doğru kaçarken ister istemez yakınlaşıyor ve mavzerlere toplu hedef oluyorlardı. Yarbay Kel Ali ve aslanları Türk vatanını, Türk namusunu çiğnemeye gelenlere acı bir ders vermişti. Kel Ali Trablus’ta İtalyan gemilerinin topçu ateşinin deneyimine sahipti. Sekiz, on dakika sonra geri çekilme emrini verdi. Hemen atlarına atlayıp dağlara doğru topukladılar.</p>

<p>Dörtnala koşan 40 atın ikisinin eyerleri binicisizdi. Belli ki iki şehit vermişlerdi.</p>

<p>Yarbay Kel Ali öfke acı karışımı bir sesle gürledi:</p>

<p>“Bu atların binicileri kimdi?”</p>

<p>Yüzbaşı Selim yanıtladı bu soruyu:</p>

<p>“Üsteğmen Fahri ve Burhaniyeli Recep”</p>

<p>Ayvalık’tan uzaklaşıp bir tepenin başına çıktıklarında Yarbay Kel Ali el salladı:</p>

<p>“Kanınız yerde kalmadı Üsteğmen Fahri ve Recep yiğidim!.. Sizleri şehit verdik ama iki yüze yakın düşmanın kanıyla denizi kırmızıya boyadık!.. Bu daha başlangıç!.. Türkün vatan toprağını çiğnemenin bedelini ödeteceğiz onlara."</p>

<p>Damat Ferit kaymakamlara çektiği telgraflarda "Yunan askerine direniş göstermeyin" derken Savaş Bakanı Şakir Paşa çektiği telgrafla Kel Ali'yi kutluyordu.</p>

<p>Yarbay Kel Ali’nin Ayvalık direnişi düzenli askeri birlik tarafından yapılan “İlk Kurşun Savaşı” olduğu Atatürk’ün Nutuk’unda yer almıştır.</p>

<p>Bu direniş ruhu dalga dalga önce Ege’ye sonra bütün Anadolu’ya yayıldı.</p>

<p>Direniş meşalesini yakan Yarbay Kel Ali, Cumhuriyet’ten sonra aldığı soyadı ie Ali Çetinkaya olarak ünlendi. Ulaştırma bakanı olarak vatanı demiryolu ağıyla sardı.</p>

<p>Afyonlu yiğidim, ruhun şad olsun!..</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Alper AKSOY</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ilk-kursun-savasi-ve-yarbay-kel-ali</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/ilk-kursun-savasi-ve-yarbay-kel-ali.jpeg" type="image/jpeg" length="78717"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nişanlı Çiftin Alkışlanacak Vefa Hikayesi!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/nisanli-ciftin-alkislanacak-vefa-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/nisanli-ciftin-alkislanacak-vefa-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sancaktepe Sınav Okulları’nın yardım gecesine konu olan Gizem ve Sedat çiftinin vefa dolu hikayesi yürekleri ısıttı. Hastalığa rağmen verilen sözden dönmeyen genç çift, fedakarlık ve insanlık dersi verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sancaktepe Sınav Okulları, başarılı eğitim-öğretim hizmetlerinin yanında, alkışlanacak sosyal sorumluluk projelerine imza atmaya devam ediyor. Okul bünyesinde her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen geleneksel yardım geceleri, bu yıl da toplumsal bir yaraya merhem oldu. Bu geceler vasıtasıyla sadece ihtiyaç sahiplerine maddi destek sağlanmıyor; aynı zamanda en büyük varlığımız ve güvencemiz olan, altından bile kıymetli "yardımlaşma" duygusu ve geleneği yüceltiliyor.</p>

<p>İnsanı yaşatma merkezli her davranış takdire şayandır. Felaketlerin kimin kapısını çalacağını kestirmek zordur; varlıktan darlığa düşebilir, sağlıklıyken bir anda amansız bir hastalığa yakalanabiliriz. Yardıma muhtaç olan insanın bize yakınlığının hiçbir önemi yoktur. Gerçek insan olmak; yara sarmak, derde derman olmak ve darda kalanın elinden tutmaktır. Çünkü biliriz ki, düşenin elinden tutanların, kendisi düştüğünde de elinden tutanı olur. Ne ekersek onu biçtiğimiz bu dünyada, sağlıklıyken ve imkânımız varken muhtaçlara yardım etmek, aslında geleceğe yapılan en büyük toplumsal yatırımdır.</p>

<p><strong>Hastalıkla Sınanan Bir Aşk ve Değişmeyen Sözler</strong></p>

<p>Gelelim bu yılki yardım gecesine vesile olan yürek burkan ama bir o kadar da umut veren hikayeye...</p>

<p>Her şey Gizem ve Sedat’ın birbirlerini severek nişanlanmasıyla başladı. Geleceğe dair güzel hayaller kuran genç çiftin nişanlılık süreci; karşılıklı sadakat, vefa, sevgi ve saygıyla doluydu. Birbirlerine iyi günde de kötü günde de beraber olacaklarının sözünü vermişlerdi. Ancak günler akıp giderken Sedat amansız bir hastalığa yakalandı. Başlangıçta tedavi için umutlar taze olsa da aradan geçen yıllara rağmen uygulanan tedavilerden olumlu bir netice alınamadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Durum böyle olunca, çevredekiler ve aileler bu nişanlılığın evliliğe dönüşemeyeceğini yüksek sesle dillendirmeye, olumsuz yorumlar yapmaya başladı. Ancak Gizem, büyük bir irade göstererek: *"Ben bir söz verdim ve asla geri adım atmam. Empati yapıyorum; ben hasta olsaydım Sedat beni asla bırakmazdı"* diyerek evlilik kararının arkasında durdu.</p>

<p><strong>"Asla Bırakmam" Diyerek Bütün Ezberleri Bozdu</strong></p>

<p>Bu belirsiz ve zorlu süreçte Gizem, kendini büyük bir vicdani sorumluluk altında hissetti. "Eğer ayrılırsak Sedat’ın durumu manen daha da kötüleşir" düşüncesiyle, nişanı bozma ihtimalini aklının ucundan bile geçirmedi. Sonunda genç çift hayatlarını birleştirdi.</p>

<p>Evlilik sonrasında Sedat’ın hastalığı maalesef daha da ağırlaştı ve genç adam yatağa bağımlı hale gelerek bakıma muhtaç oldu. Eşine olan sevgisini ve bağlılığını bir an bile kaybetmeyen Gizem, Sedat’ın bakımını ve hizmetini kusursuz bir şekilde sürdürdü. Fakat hayat şartları ağırdı. Kendi aile çevresi destek olmaya çalışsa da, bu durumun getirdiği maddi yük tek bir ailenin altından kalkabileceği gibi değildi.</p>

<p><strong>Sancaktepe Sınav Okulları Yaralara Merhem Oldu</strong></p>

<p>Bu zorlu mücadeleden, Sancaktepe Sınav Okulları Müdürü Mahsun Bey, ortak tanıdıklar vasıtasıyla haberdar oldu. "Çorbada bizim de tuzumuz olsun" diyerek hemen harekete geçen Mahsun Bey, aileyi ziyaret etti, rızalarını aldı ve resmi prosedürleri yerine getirerek bir yardımlaşma gecesi düzenleme kararı aldı.</p>

<p>Geceye katılım yoğun oldu. Düzenlenen program sayesinde hem fedakar çiftin maddi yaraları olabildiğince sarıldı hem de Gizem Hanım bu asil ve örnek davranışı nedeniyle manen ödüllendirildi.</p>

<p><strong>Boşanma ve nişan atmaların rekor seviyelere ulaştığı günümüz şartlarında, Gizem Hanım’ın gösterdiği bu vefa, tüm nişanlı ve evli çiftlere ders niteliğinde bir model oldu. Vicdan sahibi ve "kâmil insan" olmak tam da böyle bir şeydir; herkesin harcı değildir.</strong></p>

<p>Bu yüce davranışı duyan herkes fedakar gelinimize övgüler ve iltifatlar yağdırıyor. Bu altın kalpli davranışı sergileyen başta *Gizem Hanım’ı* yürekten kutluyor, onun sesine kulak vererek destek olan tüm yardımsever insanlara candan teşekkür ediyoruz.</p>

<p>Dualarımız ve gönlümüz seninle... Allah Sedat kardeşimize acil şifalar versin. Çağrımıza cevap veren güzel gönüllü dostlar, iyi ki varsınız; Allah sayınızı artırsın!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/nisanli-ciftin-alkislanacak-vefa-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 21:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/nisanli-ciftin-alkislanacak-vefa-hikayesi.jpg" type="image/jpeg" length="71312"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydınlar Ocakları 54. Şurası Sonuç Bildirisi Açıklandı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/aydinlar-ocaklari-54-surasi-sonuc-bildirisi-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/aydinlar-ocaklari-54-surasi-sonuc-bildirisi-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydınlar Ocakları 54. Büyük Şurası Sakarya’da gerçekleştirildi. Sonuç bildirgesinde milli devlet, üniter yapı, terörle mücadele, Gazze, Ortadoğu politikaları ve Türkiye’nin beka meselesine ilişkin dikkat çeken mesajlar verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aydınlar Ocakları 54. Büyük Şurası 15-17 Mayıs 2026 tarihleri arasında Sakarya Aydınlar Ocağımızın ev sahipliğinde 13 Mayıs Türk Dili Gününde yapılmıştır. Yüce Türk Milletimizin Milli ve Dini bayramlarını tebrik ederiz. T.C. Devleti kurulduğu tarihten itibaren en önemli beka sorunları ile karşı karşıya gelmiştir. Milli kimlik ve üniter yapımızın iç ve dış tehditlerle karşı karşıya geldiği bir dönemde bir gelenek haline getirdiğimiz şuramız gerçekleşmektedir. Terör örgütü PKK ile ve onun TBMM’de uzantısı olan partiyle TBMM adına bazı milletvekillerinin ve yüce Mecliste değişik partileri temsil edenlerin katıldığı bir müzakere süreci sürdürülmektedir.</p>

<p><img alt="Aydınlar Ocakları 54. Şurası Sonuç Bildirisi Açıklandı 2" height="422" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/05/aydinlar-ocaklari-54-surasi-sonuc-bildirisi-aciklandi-2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p>Bu Şurayı düzenleyen Sakarya Aydınlar Ocağı Başkanı Mustafa Kemal Cerrahoğlu ve Yönetim Kurulu arkadaşlarını tebrik eder, önümüzdeki çalışmalarında başarılar dileriz. Başta Cumhuriyetimizin kurucusu, Milli Mücadelenin Başkomutanı, Anadolu coğrafyasını Türk Milletiyle beraber Dar-ül</p>

<p>Harp’ten Dar-ül İslam’a döndüren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, değerli hocalarımızı, ağabeylerimizi gazi ve aziz şehitlerimizi rahmetle ve saygıyla anmayı bir görev biliriz. Türk’ün sönmez güneşi genç nesillerimizin elinde Milli Devletimiz ve üniter yapımız inşallah yüzyıllarca devam ettirilecektir. Türkiye’yi Türkiye yapan değerlere sadakatle bağlı olan bizler varlığımızı en iyi şekilde sürdürecek; ülkenin başına çullanmak isteyen ihanet odaklarını ve Türklük düşmanlarını gayretlerimizle devre dışı bırakacağız. Türkiye Milli Devlet ve üniter yapıdan koparılarak günümüzün çokkültürlülük tuzağına düşürülemeyecektir. Dünyamızın alaşağı edilen değerlerine ve milletlerarası hukukun rafa kaldırılmış olmasına rağmen, emperyalizm nerden gelirse gelsin milli devletleri yıkıp onları teslim alamayacaktır.</p>

<p>Günümüzde Dünyanın çivisi çıkmış, sınırlar delinmiş, ABD ve İsrail lehine değiştirilmiş, soykırım ve toprak işgalleri sıradanlaşmıştır. Bilhassa Ortadoğu’nun geleceği çizilmeye çalışılmakta, 2000’li yılların İşgal Modeli; Demokratik Örtülü İstila Hareketi korkmadan devletlere saldırmakta, içerde iç savaşlar çıkarmakta ve ABD İsrail’e alan açarak onu kuzeye doğru yönlendirmektedir. Akıl almaz bir şekilde ülkelere emirler yağdırılmakta “biz sizi mevcut iktidarlardan kurtarıp refaha kavuşturacağız” şeklinde teşvik ve oyunlar çevrilmektedir. Darbelere ve İsrail’e alan açılmaktadır. İç yapılarda bölücülük teşvik edilmekte, ülkeler teslim alınabilmek için milli devlet ve üniter yapıdan uzaklaşma ve ABD emperyalizmine malzeme olmak teşvik edilmektedir. Malzeme olmak kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak adlandırılmaktadır. İran’da olduğu gibi... Amaç İsrail’in rahatsız edilmemesidir. İsrail ve ABD’ye alan açılması; milli devletlerin ufalanmasıdır.</p>

<p>Türkiye’de, İran’da ve Suriye’de etnik bölünme ve parçalara ayrılma bundan dolayı desteklenmektedir. Bu bakımdan, Ortadoğu nasıl ve niçin değiştiriliyor konusu kavranmadan Bölgede milli menfaatler gerektiği gibi korunamaz ve savunulamaz. ABD desteğindeki İsrail soykırımı milletlerarası hukuku çiğnemekte, ABD ve İsrail genişlemek için savaştan başka bir şey düşünmemektedirler. Filistin ve Gazze’de, İran’da ve hedef alınan birçok yerde havadan bombalamalarla okullar, camiler, kiliseler, hastaneler, tarihi eserler, çoluk-çocuk bütün siviller öldürülmekte milletlerarası kuruluşlar ise sesini bile çıkaramamaktadır. İsrail’in çoluk-çocuk ve hamile kadınlarla uğraşması, hapisteki Filistinlileri terörist diye idama götürmesi yaşadığımız çağın büyük bir insan hakları ihlali ve bir kana susamışlığıdır. ABD ve İsrail Dünya egemenliği peşine düşmüşlerdir. Bunlar gerçek savaş suçlularıdır. Maalesef Türkiye’de muhalefet ve sosyal medya bu konularda buzdolabında dondurulmuş gibidir. 21.yy. da olmamıza rağmen, önce Irak daha sonra İran nükleer bomba bulundurma iddiası altında aranmış ve bu ülkelerin varlıklarını korumaktan başka bir amaçlarının olmadığı görülmüştür. ABD NATO’yu da çökertme peşine düşmüş, kendi emirlerini dinlemeyip Hürmüz Boğazı’nda kendisi için savaşmayan İtalya, İspanya, Almanya ve Fransa gibi ülkeleri hedef alarak NATO’yu bile yok etmeye çalışmıştır. Türkiye’ye tayin ettikleri Büyükelçi ve Suriye’den de sorumlu olan kişi son derece saygısız ve hata üstüne hata yapan bir komedyen gibidir. Aslında diplomasi mesleğinden de uzak olan bu kişi Trump’ın arkadaşıdır. Herhalde ABD gönderecek doğru dürüst birini bulamamıştır. Kendisi uygun bir şekilde geri gönderilmelidir.</p>

<p>Dünya’nın çivisinin çıktığı ve karmaşa ortamının, bir nevi eşkıyalığın görüldüğü çirkin ortamdan Türkiye’de zarar görmüştür. Ekonomik sorunların yanı sıra, insani değerlerin değişmesi büyük bir kayıptır. Dünya ile adeta dalga geçilmektedir. İslam ülkeleri beklenenin aksine soykırım ve işgalcilerin lehine görüntü vermişlerdir. ABD gibi bir ülkenin yasaları çiğnemesi, Başkanın kendini kral kabul etmesi, terör ve soykırımı savunması, siyasetçilerinin alay konusu olması ve dengesizliği bu ülkeyi Dünya çapında itibar ve güven kaybeden bir hale sokmuştur. Beyanları ciddiye alınmamış, inanılmaz olmuş, İran hakkındaki iddiaları boş çıkmıştır. Adam NATO’yu değil, Netenyahu’yu düşünmektedir.</p>

<p>Sözleri rüya olarak kabul edilmiş ve teselliden öteye geçmemiştir. Böyle bir ülke aslında aptal yerine konan Dünya’nın gözünde yeniktir; galip gelse bile… Bu Şura vesilesiyle bu genel manzaranın dışında ülkemizle ilgili tespit ve teklifleri şöyle sıralayabiliriz:</p>

<p>- Yüce ve Gazi TBMM’de milletvekili sayısının azaltılması gerekli ve faydalı olabilir.</p>

<p>- Türkiye Anadolu’da Milli Mücadeleyi birkaç sözde gecekondu uydu devletçik için yapmamıştır. T.C.’nin değişmez kuruluş ve var olma ilkelerine herkesin uymasını beklemek hakkıdır. Herkes T.C. vatandaşlığının değerini bilmeli; yediği kabı kirletmemelidir. Kimseyi zorla vatandaş yapmadığımız gibi, zorla da vatandaşlıkta tutmuyoruz.</p>

<p>- T.C. devlet olarak milli sınırlarımızı, yasalara uygun barış ve istikrarı korumaktadır. Terörle yasal mücadelemiz hiçbir zaman savaş değil, onunla veya bununla ve bilhassa TBMM’deki şımarmaya hazır terör örgütünün temsilcileriyle barışmak durumunda değiliz. T.C. hiçbir zaman toprak kazanma peşinde olmayıp sadece vatan topraklarını korumayı esas bilmiştir. Savaş olan yerde barış beklenir, kendimize gelelim.</p>

<p>- Şiddet içerikli dizileri sürekli Şura maddeleri yapmamıza rağmen, geç kalındığı görülmektedir. Bu alanda çalışmalar hızlanmalıdır. Sosyal medya seks ve teşhir arenası olmaktan da çıkarılmalıdır. Dikkatsizlik yüzünden kendi elimizle ülkeyi Güney Kore’ye benzetmeyelim.</p>

<p>- Tarihi eserleri koruma kurulları gözden geçirilip yenilenmeli; kadrolarında mimar ve mühendislere ağırlık verilmelidir. Vatandaş yasal işlemlerinde bile akıl almaz sorunlarla karşı karşıya getirilmemelidir. Bazı büyük şehirlerimizde mesela İstanbul’da Kentsel Dönüşüm için yıkılan binalar senelerce bekletilmekte, vatandaş bezdirilmekte ve bir ihtiyaç olan Kentsel Dönüşüm karşıtlığı maalesef canlandırılmaktadır.</p>

<p>- Terörsüz Türkiye yolunda gerekli mücadele yapılmaktadır. Aslında terörle mücadele başarı ile sonuçlanmıştır. Ancak terörü bitirirken Türkiye’yi de tanınmaz hale getirmemeliyiz. Düşmanın arkasında sözde dost ve müttefiklerimiz vardır. Zaman zaman yanlış ifadeler de kullanmayalım. Milli kimlik (Türklük) yüzyılların kazanılmış şeref abidesidir. “Yeni milli kimlik” yanlış sarf edilmiş bir sözdür. Ciddi devlet adamlığı bu yanlışları yapmamaktır. Kimseyle pazarlık yapılmamalıdır.</p>

<p>- İsrail ülkemizde yayınlanan “Eşref Rüya” dizisini hazmedememiş vatandaşlarına bu dizinin seyredilmemesi talimatını vermiştir. Gerçeklerden rahatsız olan Siyonist çevreler, insanlıktan nasiplenmedikleri için sadece vatanlarını ve topraklarını korumaya çalışan Filistinlilere karşı harekete geçmişlerdir. Eşref Rüya dizisinin oyuncuları da tehdit edilmiştir.</p>

<p>Bu dizide yer alan bir parçada vatanlarını işgalcilere karşı koruyan ve haksız yere hapse sokulan Filistinliler için idam cezası bile çıkarılmıştır. Etnik temizlik yoluyla idam edilecek olanlar trenle bir durağa getirilmiş ve bunlar pencereden sarkarak çocuklarını son defa öpmüşlerdir. Kırkın üzerinde</p>

<p>Filistinli öldürülmüştür. Dünyada oldukça tepki ile karşılanan bu cinayetler sürerken söz konusu İsrailli bakan “Baba Kadir, artık tekrar baba olamayacaksın” şeklinde saldırıda bulunmuştur. Bu dizi sadece bir TV ekranında gösterilmekle kalmamalıdır. Yabancılar tarafından bizim dizilerimizin takip edildiği dikkate alınırsa, Dünyayı uyandırmak ve ülkemizdeki uyuşukluğu gidermek için bu gibi diziler birçok defa yayınlanmalıdır. Buna rağmen, dizinin Türkiye’de yeteri ölçüde izlenmediği anlaşılmaktadır. Bu diziyi yapanlara, emeği geçen herkese teşekkür ederiz.</p>

<p>Seks, teşhir arenası ve dedikodu ile uğraşan sosyal medyanın genelde milli hassasiyeti yeterli olmadığı için bu anlamlı çalışmadan habersiz kalınmıştır.</p>

<p>Maalesef iki farklı dalda spor yapan ve milletlerarası karşılaşmalara katılan sporcularımız Dünya müsabakaya katılmayarak İsrail’e ders verirken bunlar İsrail takımlarıyla müsabakaya çıkmışlardır. Halbuki İsrail’in yaptığı soykırım, göçe zorlama ve binlerce kişinin öldürülmesi diğer ülkelerden çok daha fazla Türkiye’yi ilgilendirmektedir.</p>

<p>- <strong>Çokkültürlülük tuzağı</strong>, milli devlet ve üniter yapıyı ufalamada ABD ve İsrail tarafından bir araç ve amaç olarak kullanılmaktadır. Farklı etnik gruplar çatışmaya itilmekte, Suriye’de birliği bozabilmek için çatışmaları tahrik edilmektedir. Bu durum “ufalan da gel” ve “çatış da gel” şeklinde yürütülmekte, her iki ülkenin aslında işleri kolaylaşmaktadır. Bunun çarpıcı bir örneği de Suriye’nin güneyinde yer alan Dürzi topluluğu Suriye’nin yeni yönetimiyle çarpıştırılmış ve yoklama yapılmıştır. Günümüzde çokuluslu şirketlerin ideolojisi küreselleşme ve küreselleşmenin de ideolojisi çokkültürlülük tuzağıdır. Aslında küreselleştirme gerek üniter yapı, gerekse milli devletle çelişir.</p>

<p>- Uzun süredir depoda rafa kaldırılan Andımız tekrar yürürlüğe girmelidir.</p>

<p>- Ankara’da bulunan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) günümüz gerçeklerine göre tekrar faal hale getirilmelidir.</p>

<p>- Soykırım, işgal ve toprak çalma, sınırları değiştirme ile yetinmeyen ABD ve patronu Netenyahu kuzeye yönelme eğilimindedir. Sıra Suriye’nin karıştırılmasında ve iç savaş çıkarılmasındadır. 15 Nisan 2026 tarihinde Suriye yönetimi ile ABD güdümünde bir anlaşma yapılmıştır. Suriye ve bir bakıma Türkiye ileride hedef alınacağına göre, NATO’dan ABD’nin çıkarılması ile Türkiye lehine olacak NATO’nun 5. Maddesinin kullandırılmaması hedeflenmektedir. Bütün bunların yanı sıra bölgemizde yeni siyasi ve askeri ittifaklar kurulmakta, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail ve Hindistan’ı da kapsayan bir ittifak doğmaktadır. Etrafımız sarılırken Türkiye’de siyasetin parti ve şahsi çıkar odaklı olması da çok düşündürücüdür. Anlaşılan Ortadoğu savaşsız bırakılmamaya çalışılmaktadır.</p>

<p>- Devlet bankalarının yönetimi emekli siyasilerde değil; uzman iktisatçılarda ve liyakat sahiplerinde olmalıdır. Devlet bankalarını ve merkezlerinin ekonomik sorunlar yaşanırken İstanbul’a, Kadıköy’e taşınması herhalde tasarrufa ve ekonominin düzeltilmesine bağlanamaz.</p>

<p>- Unutulmamalı ki; Türk Milleti tekleşmeye, milliyetsizliğe, din dışılığa, cinsiyetsizleştirilmeye, ailenin yapısı çözülmeye çalışılmaktadır. Buna yardımcı olmak üzere bizi sözde çok seven ABD LGBT adlı ne olduğu isimde gizlenen bir kuruluş kurmuştur; birçok ülkede olduğu gibi bizde de kapatılmalıdır.</p>

<p>- Batı’da geniş aileye doğru kayış, aile mensuplarının sosyalleştirilmesi öne çıkmışken, bizdeyse aile hedef alınmaktadır. Sosyal yapının bozulmasına çalışılmaktadır.</p>

<p>- Başarılı ve düşmanlarımızı rahatsız eden savunma sanayiinde ki tesislerimizin ve değerli personelimizin güvenliği en üst seviyeye çıkarılmalıdır. Bir ara üretilen silah ve uçakları teneke olarak adlandıranlar da tek kelimeyle utanmalıdırlar.</p>

<p>- KKTC’de vatan toprakları Rum’a ve İsraillilere satılık değildir. Her bir Kıbrıs Türkü rahmetli Rauf Denktaş gibi şuurlu olmalı, geleceği de düşünebilmelidir. Filistinliler de topraklarını satmışlardı ama sonuç ortadadır. Görüldüğü gibi, vatan toprağını satan kaybetmektedir.</p>

<p>- Askeri hastanelerin kapatılması uzman askeri hekimlere olan ihtiyacı artırmıştır. İhtiyacı gidermek bakımından, ya tekrar açılmalılar, ya da mevcut devlet hastaneleri kapsamında askeriye için ek bölümler gerçekleştirilmelidir.</p>

<p>- Gazze, Filistin, Lübnan ve İran’da binlerce vatandaşı utanmadan öldürenler “adam kalmayana kadar öldüreceğiz”-Mesela İran’da- diyebilen bir başkan insansa utanmayı bilmelidir. Maalesef ateşkes kararları kağıtlarda kalmakta, İsrail ve ağabeyi ABD bunlara uymamayı kural haline getirmiştir.</p>

<p>- ABD ile oldukça eskiyen Fullbright 1949 tarihli Eğitim İşbirliği Sözleşmesi güncellenmeli, eksiklikler tamamlanmalıdır. Türkiye kendi çıkarlarını da göz önüne almalıdır. Türkiye’de uzun yıllar faaliyette bulunan Almanca ve Fransızca eğitim-öğretim yapan liselerin de sözleşmeleri güncelleştirilmeli bizim Türkiye’de açtığımız gibi bu ülkelerde de Türkçe ve yabancı dillerde eğitim öğretim yapacak liselerin kurulması sağlanmalı ve bu okullar zaman zaman denetimden geçirilmelidir.</p>

<p>- Hükümet gençlerin evlenmesini kolaylaştırıcı tedbirler almakta gerekli destekleri sağlamaya çalışmalıdır. Nüfus artış hızını düzene sokabilmek için gelir dağılımının iyileştirilerek satın alma gücünün artması gerekmektedir. Fazla çocuk sahibi olmak için de destek gerekmektedir. Doğan çocukların beslenme ve eğitim ihtiyaçlarının karşılanması gerekmektedir. Bu ihtiyaçlar çok çeşitlidir. O bakımdan, bunların piyasa şartları içinde desteklenmesi de gerekmektedir. Çoğu vatandaş et, ekmek, peynir, süt, çocuk maması, ilaç, çocuk bezi gibi birçok temel ihtiyacı karşılayamamaktadır.</p>

<p>- Evlenmenin teşviki isteniyorsa boşanmalarda nafaka hayat boyu işlememelidir. Ömür boyu nafaka, evlenmede önemli bir engeldir, adil bir düzenlemeye gidilmelidir.</p>

<p>- Son yıllarda okul öğrencilerinin çatıştıkları ve yaralama olaylarının ortaya çıktığı görülmektedir. Bu konuda gerek ailelere, gerek yöneticilere önemli görevler düşmektedir. Çocuk genelde önüne çıkan farklı maddeyi farklı ve tehlikeli görerek yok etmek için çabalamakta, onu koparma ve tekmeleme yoluna gitmektedir. Nitekim, çiçekler koparılmaktadır. Biraz büyüdüğünde bu sefer kedileri hedef almaktadır. Aileler çocuklarını gerektiği gibi bilgilendirmediği için onları yanlışlardan uzaklaştırmak zorlaşmaktadır.</p>

<p>Çocuk gerekli ev eğitimini almadan okula ayak basmaktadır. Zamanla akranları ile veya daha ileri sınıflardaki öğrencilerle gücünü denemeye çalışmaktadır. Bunun için kesinlikle öğretmen okulları açılmalıdır. Bu okullarda çocuk sevgisini taşıyan, anlayışlı hocalar yetiştirilebilir. Diplomalı herkes öğretmenlik yapamaz. Dersi anlatır ama isteneni öğrenciye veremeyebilir. Kaldı ki, bazı davranış bozukluklarının giderilmesine de ihtiyaç vardır. Hocalık bir nevi sanatkarlıktır. Öğrenciyi iyi tanıyabilmek ve ölçülü iletişim kurabilmek gerekir. Çocuğun yaşı büyüdükçe rakip arar.</p>

<p>Bunu okulda ve sokakta bulur. Maalesef çocuklarımızı ya şımartıyoruz, ya da biraz eziyoruz ve onlara zaman ayıramıyoruz. Yanlış davranışları, her türlü gereksiz ve lüzumsuz sözleri, israfı önce yetişkinler öğrenmeli sonra da yavrularımıza anlatıp onları aydınlatmalıyız.</p>

<p>- Cinayet şebekesi soykırımcı İsrail’e, II.Dünya Harbi’nden sonra Almanya ve Japonya’ya uygulanan kısıtlama ve silahsızlandırmanın uygulanması için gereken teşebbüsler yapılmalıdır.</p>

<p>- Fener Rum Patrikanesinin 1970 li yıllardan beri kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulunun sonbaharda açılacağını açıklaması kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren tüm yüksek öğretim kurumları</p>

<p>YÖK sistemi ve Milli Eğitim mevzuatı Devlet denetimine açılması gerekirken, Ruhban okulunun ayrıcalıklı bir statüye tabi olması beklenemez. Patrikhanenin yıllarca sürdürdükleri, ‘ekümeniklik’ baştan beri yanlıştır.</p>

<p>- Taşımalı eğitim sorunlarla doludur. Yeni bir düzenleme yapılmalıdır.</p>

<p>- Üretici ve sanayici desteklenmelidir. Hukuk ihlallerinden uzak durulmalıdır.</p>

<p>NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE.</p>

<p>Aydınlar Ocağı Genel Merkezi, Adana Aydınlar Ocağı, Amasya Aydınlar Ocağı,</p>

<p>Anadolu Aydınlar Ocağı, Ankara Aydınlar Ocağı, Antalya Aydınlar Ocağı,Avrupa</p>

<p>Aydınlar Ocağı, Balıkesir Aydınlar Ocağı, Bursa Aydınlar Ocağı, Çanakkale Aydınlar</p>

<p>Ocağı, Çorum Aydınlar Ocağı, Giresun 19 Eylül Aydınlar Ocağı, Harput Aydınlar</p>

<p>Ocağı, Iğdır Aydınlar Ocağı, Isparta Aydınlar Ocağı, İnegöl Aydınlar Ocağı, Kocaeli</p>

<p>Aydınlar Ocağı, Malatya Aydınlar Ocağı, Manisa Aydınlar Ocağı, Ordu Aydınlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ocağı, Sakarya Aydınlar Ocağı, Samsun Aydınlar Ocağı, Sinop Aydınlar Ocağı,</p>

<p>Sivas Aydınlar Ocağı,Tekirdağ Aydınlar Ocağı, Trabzon Aydınlar Ocağı,</p>

<p>Azerbaycan Aydınlar Ocağı, Kosova Aydınlar Ocağı</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/aydinlar-ocaklari-54-surasi-sonuc-bildirisi-aciklandi</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 22:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/aydinlar-ocaklari-54-surasi-sonuc-bildirisi-aciklandi.jpeg" type="image/jpeg" length="89765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Keşke Böyle Delilerimiz Her Zaman Olsa]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/keske-boyle-delilerimiz-her-zaman-olsa</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/keske-boyle-delilerimiz-her-zaman-olsa" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ernail Koç’un kaleminden Atatürk’ün cesareti, Milli Mücadele ruhu ve vatan sevgisi üzerine anlamlı bir yazı. “Keşke böyle delilerimiz her zaman olsa” sözleriyle 19 Mayıs ruhuna dikkat çekiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gazeteci Refii Cevat Ulunay, Kurtuluş Savaşı öncesi Mustafa Kemal ile yaptığı röportaj sonrası gazetesindeki arkadaşlarına şöyle rapor verir;</p>

<p>"Şu sıralar Anadolu’ya geçilir, milli direniş harekete geçirilirse, Fransızı da, İngilizi de, İtalyanı da memleketten kovulur, vatan istiklaline kavuşur, millet de esaretten kurtulurmuş! Anladınız mı arkadaşlar? Bu adam, deli değil, zırdeliymiş!"</p>

<p>///</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Refii Cevat Ulunay Milli Mücadeleye ağır yazıları ile karşı çıktığı için yurt dışına sürgün edilen “150’lik” lerle sonra affedilir ve sorarlar,</p>

<p>- Yanılgınızın pişmanlığını duymadınız mı?</p>

<p>Refii Cevat şöyle cevap verir,</p>

<p>"Hayır. Ben haklıydım yerden göğe... O şartlar içinde kurtuluş mücadelesine atılıp Türkiye’yi üç büyük devletin pençesinden kurtarmaktan söz edenlere karşı herkes benim gibi düşünürdü. Böyle düşünen tek adam oydu, tek adam!"</p>

<p>////////////////////////////////////////////////////////////////</p>

<p>Bir gün Atatürk Ruh ve Sinir Hastalıkları uzmanı Mazhar Osman’la sohbet etmektedir.</p>

<p>Bu sohbet arasında bir ara Atatürk Mazhar Osman’a sorar,</p>

<p>- Osman bey, bu delilik nasıl bir şey?</p>

<p>- Gazi Paşam az da olsa bir miktar herkeste vardır, deyince Atatürk</p>

<p>- Ne demek istiyorsun bende de mi var?</p>

<p>Hoş sohbet ve sözünü esirgemeyen bir insan olarak Mazhar Osman,</p>

<p>- Ohooo sizde herkesten bin beter var.</p>

<p>İçeride ve dışarıda dört iklim yedi cihana kafa tutmak akıllı adamın yapacağı iş mi? Der.</p>

<p>Atatürk bu söze dakikalarca güler.</p>

<p>////////////////////////////////////////////////////////</p>

<p>Öncelikle bu yazılarından istifade ettiğim ülkemin güzel insanlarına çok teşekkür ederim.</p>

<p>///</p>

<p>Boşuna dememiş,</p>

<p>“Mevzu vatansa gerisi teferruattır”</p>

<p>Nitekim konunun uzmanları “Milletine belli etmese de cephelerde verdiği mücadeleler sonucunda Atatürk’ün büyük sağlık sorunları vardı”</p>

<p>///</p>

<p>Ancak canının delisi böyle hareket edebilir.</p>

<p>Bu delilere o kadar ihtiyacımız var ki.</p>

<p>Keşke böyle delilerimiz her zaman olsa.</p>

<p>///</p>

<p>Milletimizin kurtuluşu, vatanımızın kuruluşu 19 MAYIS bayramımız kutlu olsun.</p>

<p>“Ne mutlu Türküm diyene”</p>

<p><strong>Ernail Koç</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/keske-boyle-delilerimiz-her-zaman-olsa</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/08/yazarlar/ernail-koc-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="43937"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siyaset İnsan Üzerinden Yapılır!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/siyaset-insan-uzerinden-yapilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/siyaset-insan-uzerinden-yapilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özcan Pehlivanoğlu’nun kaleminden Türk siyasetinde insan faktörü, liderlik krizi ve yanlış kadroların ülkeye etkisi üzerine dikkat çeken analiz. “Siyaset insan üzerinden yapılır” yaklaşımıyla çarpıcı değerlendirmeler.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son günlerde Türk siyasetinde bence Türkiyeli olan siyasetçiler tarafından halkın kafasını allak bullak eden söylemler ifade ediliyor.</p>

<p>Örneğin Ali Babacan'ın CHP için söyledikleri, Meral Akşener'in sözünden çıkmayacağı söylenilen Ersin Beyaz'ın İyi Parti'den istifası, CHP'ye geçen Ümit Dikbayır ile Cemal Enginyurt'un sessizlikleri ve nihayetinde fikriyatı ile hiç uyuşmayacak bir şekilde Devlet Bahçeli'nin terör örgütü ve katil bölücü hain lehine açıklamaları bence olağan olsa da halk nezdinde hayret ve şaşkınlık uyandıracak şeylerdir.</p>

<p>Böyle olunca yıllardır "siyaset insan üzerinden yapılır" tezim yine aklıma geldi!</p>

<p>Türkiye'de siyaset ve politikacılar hakkında düşünülenler açısından temel yanlışlıklar vardır. Halkın ve de aydınların, bunların varlığından haberi bile yoktur. Hatta politikacılar bile neyin ne olduğunun farkında değil çünkü onların bir çoğu "koltuk" peşine düşmüş insanlar…<br />
<br />
O zaman politikayı nasıl yapacak ve siyaseti nasıl oluşturacağız?<br />
<br />
Politikayı yapan insandır. Bu sebeple siyaseti insan faktörü oluşturur. Fikirler ve buna ilişkin eylemler hep insan(lar) tarafından ortaya konulur.<br />
<br />
İnsan bu konuda iyi(niyetli) değilse nasıl iyi bir siyaset izlesin? Hangi fikri ortaya koysun? Eylemleri ile hedefe ne şekilde ulaşsın?<br />
<br />
Burada insanın iyiliğinden kastımız; karakterli, kişilikli, şahsiyetli, erdemli, ahlaklı, bilgili, tecrübeli, vatansever, objektif, liyakat ve ehliyetli, milliyetsever hususların topyekûn bünyede barındırılmasını ifade eder.</p>

<p>İnsanda bunlar yok ise nasıl politika yapacak?<br />
<br />
Bana diyorlar ki; eleştirilerini ve görüş açıklamalarını insanlar üzerinden yapma! Nasıl yapacağız o zaman?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yanlış insanla doğru iş olmaz!<br />
<br />
Fikirler yanlış! Politikalar yanlış! Ortaya konulan siyaset yanlış! Uygulamalar yanlış! Ama bunları yapan insanlar doğru, öyle mi?<br />
<br />
Türkiye'de siyaset açısından bir yanlışı düzeltelim o zaman; eğer bir iş "doğru insan"lar tarafından yapılmıyorsa netice almak imkânsızdır. Bunun örnekleri günümüzde olduğu gibi istemediğimiz kadar çoktur.<br />
<br />
O zaman hatayı; fikirden önce bunu ortaya koyan ve uygulamayı gerçekleştirenlerde aramak gerekir.<br />
<br />
Herkes üzerine düşeni yaptı ise Türkiye niye siyasi bir açmazdadır?<br />
<br />
Bunun sebebi insan faktöründe yatmaktadır.<br />
<br />
Yanlış adamlarla doğru işler yapılamaz!<br />
<br />
Türkiye halen bir orta çağ karanlığındadır. Aşiret anlayışına dayalı feodal yapılar hüküm sürmektedir. Sosyolojik gerçeklerin ve eğitimsizliğin ortaya çıkardığı insan tipi endişe verici boyuttadır.</p>

<p>Türkiye; bırakın dış güçleri, iç güçler tarafından bile bir türlü paylaşılamayan ve bu nedenle güç savaşlarının acımasızca yaşandığı bir ülkedir.<br />
<br />
Hal böyle olunca bu siyasete yansımaktadır. Bir de buna yanlış adamların birlikteliği ya da koalisyonu eklenince iş siyasette ülke için büyük bir başarısızlığa gitmektedir.<br />
<br />
Belki bu siyaset yapan politikacılarla yada ülkeyi dizayn etmeye çalışan "nizam" ile ilgili bir husus olabilir. Ancak politikacı dediğimiz kişilerdeki yanlışlığı görmeden ve bunları isimlendirmeden doğru analizler yapmak mümkün değildir.<br />
<br />
Siyasette eleştiriler kişiler üzerinden yapılmalıdır. Başarı ödüllendirilmeli, başarısızlık ise cezalandırılmalıdır.<br />
İşin içine vefa, dostluk, arkadaşlık, hemşehrilik, menfaatler ve bilhassa nefis girerse gidilecek bir hedef yok demektir.<br />
<br />
Israrla kişileri konuşmaktan ve tartışmaktan kaçınanlara bir tavsiyem olur ki; elde ettiğiniz kısmi başarıların geçici olduğunu biliniz… Gerçekle bir an önce yüzleşmezseniz yarınlarda hüsran, kaçınılmaz olacaktır…<br />
<br />
Kişileri konuşmayalım sistemi ve yapılanları konuşalım diyenler bir an önce anlasın ki; o sistemi ortaya koyan ve eyleme dönüştüren, neticeyi alan ya da alamayan insanlardır. Bunu sorgulamazsanız başarı gelmez.<br />
<br />
Ancak Türk siyasetinde ilk düğmeleri hep yanlış bağlayıp sonra da mükemmel başarılar beklemek tedavi gerektiren bir hastalık haline dönüşmüştür.<br />
<br />
Teşhisi doğru yapalım ve ona göre tedavi uygulayalım. Bunu yaparsak ülkeye hizmet etmiş oluruz. Aksi halde tarihin yazdığı "siyaset mezarlığı"nda yerimizi pek iyi bir şekilde almayız.</p>

<p>Bu fikirlerimi ifade etmeye başladığımdan bu yana bir çok lider ve onların sözde sadık adamları çoktan siyaset mezarlığına gitti. Diğerleri de gitmek üzere yola çıktı!<br />
<br />
Dost acı söyler!<br />
<strong>Özcan PEHLİVANOĞLU</strong><br />
18 Mayıs 2026 / İzmir</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/siyaset-insan-uzerinden-yapilir</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 21:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/ozcan-pehlivanoglu-10-1500x1004.jpg" type="image/jpeg" length="70617"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atatürk Sömürgeciliğe Karşı Yükselen Milli Ve Evrensel Modeldir]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ataturk-somurgecilige-karsi-yukselen-milli-ve-evrensel-modeldir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ataturk-somurgecilige-karsi-yukselen-milli-ve-evrensel-modeldir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel’in kaleminden Atatürk’ün antiemperyalist mücadelesi, milli devlet anlayışı ve Türk milletine bıraktığı bağımsızlık mirası üzerine çarpıcı değerlendirme. 19 Mayıs ruhu, Cumhuriyet değerleri ve milli egemenlik vurgusu bu yazıda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Atatürk binlerce yıllık Türk devlet ve millet geleneğinin evrensel insani birikimin özü ve özetidir. O, katıldığı tüm savaşlarda ve verdiği mücadelelerde Türk aklının rehberliğinde doğuştan gelen ruh ve beden kabiliyetini kullanmış, akıl ve tarih bilinciyle hareket etmiş ve böylece eşsiz zaferler kazanan bir lider olmuştur. Bir Osmanlı subayı olan Atatürk gerek yaptığı okumalarla gerekse etrafında olup biten olaylardan çıkardığı derslerle kendisini geliştirmiş ve pratik zekasının hakkını vererek Türk tarihi ve insanlık tarihinde hem millî hem de evrensel anlamda tarihe adını altın harflerle yazdırmış, bugün bile onu tanıyanları kendisine hayran bırakan bir şahsiyet olarak ön plana çıkmıştır.</p>

<p><br />
Atatürk mazlum milletlere umut rol model olmasıyla, sömürgeciliğe karşı verdiği mücadeleyle, antiemperyalist duruşuyla millî ve evrensel yüz akımız olup başta Türk milleti olmak üzere birçok halk ona çok şey borçludur. O insanlığa verdiği değerle, Türk milletini her alanda güçlü kılmak için ortaya koyduğu mücadeleyle “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” vizyonuyla binlerce yıllık insanlık tarihinde izine ender rastlanan kişilik olmuştur. Buna rağmen bugün dünyada üzerinde bu kadar itibar suikastı yapılan, dirisine ve ölüsüne iftira kampanyaları düzenlenen başka bir lider yoktur. Peki bunun sebebi nedir? Atatürk niçin hedeftir?</p>

<p><br />
Atatürk’e iftira ve itibar infazı yapanların onu gerçek anlamda tanımadıkları bir hakikattir. Atatürk kimdir? Atatürk bir zamanlar sınırları üç kıtaya yayılan bir cihan imparatorluğunu tarihten silmek isteyenlerin planlarını bozan, 1683 Viyana bozgunu ile başlayan mağlubiyetler serisini Sakarya’da durduran, Millî Mücadele’de elde ettiği zaferlerle batı güçlere karşı aşağılık kompleksini bitiren, Padişah’ın kulum dediği bir millete egemenlik hakkı tanıyan, Türk milletinin makus kaderini değiştirerek tarihin akışına yön veren ve Türk milleti üzerindeki sömürge hesaplarını bozan Türkün altın kalpli evladıdır. Türk milletinin yaşam ile ölüm arasında uçurumun kenarında olduğu, bağımsızlığın ABD mandası veya İngiliz himayesine tercih edildiği, emperyalist güçlere karşı başarı şansının olmadığına inanılan bir dönemde Türk milletinden aldığı güçle imkansızı başaran, Türk bağımsızlığının sembolü ve simge ismidir.<br />
Atatürk yenilemez denilen emperyalist güçleri yenip sadece Türk milletindeki özgüven duygusunu güçlendirmekle kalmamış, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra açtığı kurumlarla ve başta ekonomi olmak üzere her alanda kendisine ilke edindiği bağımsızlık felsefesiyle Türk milletinin kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durmasını istemiştir. Türk milleti ve insanlık Atatürk’ün ölümüyle çok şey kaybederken, onun emperyalist güçlere karşı verdiği mücadele ve bağımsızlık vizyonu dünyanın her tarafında sömürgeciliğe karşı ilham kaynağı ve emsal olmuştur.</p>

<p><br />
Lakin bugün Atatürk’ün savunduğu değerler, kurmuş olduğu Cumhuriyet, yurtta sulh ve cihanda sulh politikası, bağımsız yaşama vizyonu ve Türk milletini her alanda güçlü kılma gibi hedefleri ABD başta olmak üzere birçok emperyalist devletin hedefi haline gelmiştir. ABD ve onun işbirlikçileri bu yolda, millî temeller üzerine inşa edilmiş Türk Devletini millî kimlikten, Atatürk, Türk bayrağı ve İstiklal Marşı gibi ortak değerlerden uzaklaştırma ve bu sayede Türk devletini tasfiye etmek için uğraş vermektedirler. Etrafımızda tavsiye ve telkin modeliyle Irak’ı, Suriye’yi, Libya’yı, Yemen’i ve Filistin’i etnik mezhep cehennemine çeviren bu güçler İran’la ilgili hedeflerine ulaştıktan sonra Türkiye’yi parçalamanın hesaplarını yapmaktadırlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Emperyalistlerin bu hesapları Türkiye’yi bir yol ayrımına sürüklemektedir. Bu yol ayrımında Türkiye ya Atatürk’ün ilkeleri ve kuruluş değerleri üzerinden yeni bir Türk Rönesans’ı başlatacak hem kendisinin hem de komşularının parçalanmasının önüne geçecek ya da etnik, mezhepçi ve dinci ambalajlı bölücülüğe teslim olarak emperyalizme kul köle olacaktır. Bu kul kölelikle bölgesinin ve komşularının parçalanmasına hizmet edecektir.</p>

<p><br />
İşte bu noktada yapmamız gereken Atatürk’ün “Milletinin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözünden hareketle, bağımsızlığımızı ve birliğimizi parçalamak isteyenlere karşı bir bütün olarak mücadele etmektir. Aksi takdirde bu topraklarda bağımsız yaşama imkânımız kalmayacak ve şanlı geçmişimiz karanlığa gömülecektir. Bu mücadelenin en önünde onun kurduğu cumhuriyet sayesinde önemli makam ve görevlere gelenler olmalıdır. Atatürk önderliğinde Millî Mücadele kazanılmamış olsaydı ve Cumhuriyet kurulmasaydı bu görev sahiplerinin o makamlara oturma imkânı yoktu. Ona vefa göstermesi gerekenlerin vefasızlığı bindikleri dalı kesmektir ve bu gidişle pişman olmaya dahi vakit bulamayacaklardır.</p>

<p><br />
Dünya’nın birçok bölgesinde Atatürk’ün ortaya koyduğu vizyon örnek alınırken bu vizyona sahip çıkmak ve baş tacı etmek hem Türk milleti hem de insanlık için kurak toprakların suya hasreti gibi bir ihtiyaçtır. Muhtaç olduğumuz kudret işte bu vizyonda ve milli hafızada kayıtlıdır. Millî hafızasını kaybedenler başka milletlerin kulu, kölesi, kuklası ve sömürgesi olmaya mahkumdurlar. Türk milleti tarihi gerçeklerle yüzleşmek, uğradığı zilleti ve kuşatmayı atlatmak için tarihi yolculuğuna kazasız belasız devam etmek zorundadır. Durumu Türk milletinin engin feraset ve basiretine, ortak aklına gerçek milli iradesine havale ediyor milletimize güveniyoruz.</p>

<p><br />
Sultan Alpaslan’ın 1071 Malazgirt Zaferi ile kapılarını açtığı, Emir Timur’un İzmir’i, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethederek Türklerin kalıcı hakimiyetini sağladığı Anadolu toprakları, 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra emperyalist güçlerin işgaline maruz kalmış, birçok kaynağa göre Yunan Başbakanı Venizelos’un oğlu Sofoklis’in “Kalk da milletini kurtar ey Osman” sözünü işitmiş ve Osman gazinin kabrinin tekmelenmesine şahit olmuştur. İşte Osman Gazi’nin kabrine yapılan saygısızlığın intikamını alan, Cumhuriyet’e kadar Konstantinopolis olarak ifaden edilen İstanbul başta olmak üzere Türkiye’deki beş yıla yaklaşan işgali bitiren, Türk milletini bu topraklardan silme anlaşması olan Sevr’i tarihin çöp sepetine atan, binlerce yıllık Turan yurtlarını ebedi yurt yapan, Allah’ın ve tarihin Türk milletine lütfettiği eşsiz lider Atatürk’tür.</p>

<p><br />
Atatürk ve Türk milleti için bu yolda en önemli dönüm noktası ise 19 Mayıs 1919’dur. Zira 19 Mayıs, Atatürk’ün Millî Mücadele’yi başlattığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık meşalesinin yaktığı ve Türk milletini uçurumun kenarından çekmeye başladığı gündür.</p>

<p>Bu vesileyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bu vatanın bağımsızlığı için hayatlarını ortaya koyanları bir kez daha minnetle anıyoruz. Atatürk’ün ruhu kıyamete kadar Türk milletine ve insanlığa ışık ve ilham kaynağı olacak, savunduğu fikirler getirdiği binlerce yıllık Türk töresinin, geleneklerinin varlık ve beka şartı olmaya devam edecektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ataturk-somurgecilige-karsi-yukselen-milli-ve-evrensel-modeldir</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 21:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/ataturk-somurgecilige-karsi-yukselen-milli-ve-evrensel-modeldir.jpg" type="image/jpeg" length="94072"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cihat Yaycı’dan İmralı İddiaları Üzerinden Sert Tepki: “Tuz Kokmuş, Güneş Donmuş”]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/cihat-yaycidan-imrali-iddialari-uzerinden-sert-tepki-tuz-kokmus-gunes-donmus</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/cihat-yaycidan-imrali-iddialari-uzerinden-sert-tepki-tuz-kokmus-gunes-donmus" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cihat Yaycı, Mazlum Abdi’nin İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştüğü iddiaları üzerinden sert açıklamalarda bulundu. Yaycı, SDG/PKK yapılanmasının uluslararası meşruiyet kazandığını savundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sakarya’da düzenlediğimiz Aydınlar Ocağı 54’üncü Şurasında konuşan Emekli Amiral Cihat Yaycı, terör örgütü SDG’nin sözde lideri Mazlum Abdi’nin İmralı’ya giderek PKK elebaşı Abdullah Öcalan ile görüştüğü yönündeki iddialara sert tepki gösterdi. Yaycı, ortaya atılan iddiaların doğru olması halinde bunun yalnızca hukuk açısından değil, devlet ciddiyeti ve milli güvenlik açısından da büyük bir kırılma anlamına geleceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaptığı açıklamada “Tuz kokmuş… Güneş donmuş…” ifadelerini kullanan Yaycı, Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği PKK’nın Suriye yapılanmasının uluslararası alanda meşruiyet kazandığını savundu.</p>

<p>15 Nisan 2026 tarihinde Şam yönetimi ile SDG/PKK arasında imzalanan mutabakatın fiili bir özerk yapılanmayı beraberinde getirdiğini belirten Yaycı, bunun Türkiye’nin milli güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu kaydetti.</p>

<p>“PKK’nın Suriye kolu olduğu herkesçe bilinen yapı bugün uluslararası denklemde muhatap kabul edilmekte ve fiili özerklik alanı elde etmektedir” diyen Yaycı, İmralı’da yapıldığı iddia edilen görüşmelerin de bu sürece hizmet ettiğini öne sürdü.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti tarafından kırmızı bültenle aranan bir ismin Türkiye’ye nasıl giriş yaptığı sorusunu gündeme taşıyan Yaycı, “Sıradan vatandaş için hukuk işletilecek ama Türkiye’nin askerine, polisine ve sivillerine karşı silahlı faaliyet yürütmüş kişiler için farklı bir uygulama algısı oluşacaksa bu durum toplum vicdanında derin yaralar açar” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Açıklamasında SDG ile PKK’nın farklı yapılar gibi gösterilmesine de tepki gösteren Yaycı, isim değişikliklerinin örgütün hedefini değiştirmediğini savundu. Yaycı, Irak’ın kuzeyinden sonra Suriye’nin kuzeyinde ikinci bir terör yapılanmasının altyapısının oluşturulduğunu iddia ederek bunun Türkiye’nin güneyden kuşatılması planının bir parçası olduğunu söyledi.</p>

<p>Yaycı, açıklamasını “Bugün milletimizin sorması gereken soru şudur: Türkiye’ye on binlerce şehit verdiren bir yapının uzantıları nasıl oldu da uluslararası meşruiyet kazanacak noktaya taşındı?” sözleriyle tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/cihat-yaycidan-imrali-iddialari-uzerinden-sert-tepki-tuz-kokmus-gunes-donmus</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 20:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/cihat-yaycidan-imrali-iddialari-uzerinden-sert-tepki.JPG" type="image/jpeg" length="69340"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zor Zamanlar Geliyor!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/zor-zamanlar-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/zor-zamanlar-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, insanlığın modernleşme sürecindeki en büyük hatasını analiz ediyor: Eski kutsalların yerini alan ideolojik putlar ve anlam krizi. Taş devri refleksleriyle dijital çağı yönetmeye çalışmanın getirdiği tehlikelere dair çarpıcı bir muhasebe.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsanlık, son üç yüzyılda tarihinin en büyük zihinsel devrimlerinden birini gerçekleştirdi. Binlerce yıl boyunca mutlak hakikat iddiasıyla insan zihnini şekillendiren dogmaları sorguladı.</p>

<p>Her soruya hazır cevaplar sunduğunu iddia eden kutsalları tahtından indirdi.</p>

<p>Onun yerine; aklı, şüpheyi, soru sormayı, bilimi, eleştirel düşünceyi ve insan iradesini merkeze koydu.</p>

<p>Bu büyük kırılma olmasaydı modern tıp olmazdı.</p>

<p>Sanayi devrimi gerçekleşmezdi. İnsan ömrü uzamazdı. Meşruiyetin kaynağı insan olamazdı.</p>

<p>Teknolojik ilerleme bugünkü seviyesine ulaşamazdı.</p>

<p>Kısacası evet; bunu yapmak zorundaydık.</p>

<p>Büyük ölçüde doğru da yaptık.</p>

<p>Fakat insanlık burada çok kritik bir hata yaptı: Eski kutsalları yıkarken, onların yerine ne koyacağını tam olarak hesaplayamadı. Çünkü boşluk asla boş kalmaz. İnsan zihninin anlam arayışı mutlaka yeni kutsallar üretir.</p>

<p>Dün din adına mutlaklaştırılan fikirlerin yerini bugün; ideolojiler,</p>

<p>ırklara dayalı mitolojiler, vaat edilmiş topraklar,</p>

<p>lider kültleri, direniş hatları,</p>

<p>sınıfsal dogmalar,</p>

<p>piyasa ve finansallık fetişizmi,</p>

<p>manipülatif meşruiyetler,</p>

<p>teknoloji tapıncılığı,</p>

<p>hatta sahte bilimcilik aldı.</p>

<p>Ancak son yüzyıl bunların en kanlı laboratuvarı oldu.</p>

<p>Vahşi Sömürgecilik,</p>

<p>1.Dünya Savaşı,</p>

<p>2.Dünya Savaşı,</p>

<p>Holokost,</p>

<p>ideolojik tasfiyeler ve temizlik...</p>

<p>Milyonlarca insan artık tanrılar adına değil; sözde rasyonel ve beşeri sistemler adına öldürüldü.</p>

<p>Bilim insanlığa refah üretirken, aynı bilim atom bombasını da üretti.</p>

<p>Teknoloji hayatı kolaylaştırırken aynı zamanda insanı gözetlenebilir, manipüle edilebilir, yönlendirilebilir ideolojik aygıtlara, soğuk verilere, alınıp satılabilen ürünlere dönüştürdü.</p>

<p>Sosyal medya sözde insanları özgürleştirecekti.Tam aksine sıklıkla insanları daha öfkeli, daha kutuplaşmış ve daha manipüle edilebilir hale getirdi. Veriler çoğaldı ama anlam ve hikmet azaldı. Bireysel ve toplumsal bağlantısallık teorileri arttı ama insan giderek yalnızlaştı.</p>

<p>Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük kriz sadece ekonomik kriz olmayabilir. En büyük krizimiz anlam krizi, meşruiyet krizi, ahlak krizi, güç kullanma, otorite krizi ve özetle medeniyet krizidir.</p>

<p>Çünkü elimizde olağanüstü güçlü araçlar var.</p>

<p>Fakat bu araçları hangi ahlaki değer ve ilkelere göre kullanacağımız konusunda insanlığın küresel bir uzlaşısı bile yok.</p>

<p>Yapay zekâ gelişiyor.</p>

<p>Biyoteknoloji gelişiyor.</p>

<p>Genetik müdahalenin kapasitesi büyüyor.</p>

<p>Dijital gözetim araçları genişliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnsanlık ilk kez bu kadar güçlü.</p>

<p>Belki de ilk kez bu kadar da yönsüz.</p>

<p>Asıl problem şudur: son 70 bin yılda insan beyninin biyolojik kapasitesi büyümedi. Hâlâ aynı korkulara, aynı hırslara, aynı kibre, aynı kabile reflekslerine sahibiz.</p>

<p>Yaklaşık 86 milyar nöron taşıyoruz ama hâlâ ilkel dönem öfkelerini, modern araçlarla büyütüyoruz. Taş devri refleksleriyle dijital çağ yönetmeye çalışıyoruz.</p>

<p>İşte bu yüzden kötü veya zor zamanlar geliyor olabilir. Sorun teknoloji eksikliği değil. Sorun ahlaki evrimimizin, teknolojik evrimimizin gerisinde olmasıdır.</p>

<p>Yeni bir denge kuramazsak; özgürlük ile güvenlik arasında, bilim ile etik arasında, güç ile adalet arasında,</p>

<p>birey ile toplum arasında yeni yüzyıl çok daha sert kırılmalar üretebilir.</p>

<p>İnsanlığın bugün ihtiyacı olan şey yeni bir dogmaların, sahte meşruiyetlerin esareti değildir. Ancak sınırsız ve değer tanımaz görecelilik de değildir.</p>

<p>İhtiyacımız olan şey; aklı koruyan, bilimi dışlamayan,</p>

<p>insanı merkeze alan, ihtiyacımız olan değerleri üretebilen yeni bir medeniyet ahlakıdır.</p>

<p>Aksi halde insanlık dogmatik kutsalları öldürdüğünü sanırken, çok daha tehlikeli sahte tanrılar üretmeye devam edecek.</p>

<p>Muhasebe ve tefekkür etmeliyiz ki, bu kez sonuçlar çok daha yıkıcı olabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong> Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/zor-zamanlar-geliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="28117"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Amed Spor Dayatması Bir Sevr Ve Bop Projesi Kürdistan Ütopyası!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/amed-spor-dayatmasi-bir-sevr-ve-bop-projesi-kurdistan-utopyasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/amed-spor-dayatmasi-bir-sevr-ve-bop-projesi-kurdistan-utopyasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bekir Gül, Amed isimlendirmesi ve Kürt uluslaşma sürecini Sevr ve BOP projeleri ekseninde analiz ediyor. Küresel emperyalizmin bölge üzerindeki planları ve Türkiye’nin karşı karşıya olduğu stratejik riskler üzerine çarpıcı bir değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İçinde bulunduğumuz zaman diliminde Kürt etnisitesinin bir uluslaşma süreci içerisinde olduğu hakikâtini kesinlikle gözardı edemeyiz, küresel emperyalizm destekli bu sürecin bu Coğrafya'da ki dört parçasından birisi de Türkiye'dir ve Türkiye'de ki Kürtler genişletilmiş büyük ortadoğu projesi kapsamında kurulması düşünülen dört parçalı bağımsız büyük Kürdistan hayâlinin önemli bir parçası olduklarını söylemektedirler ve biraz daha da ileri giderek (Süryanice) Amed dedikleri Diyarbakır'ı dört parçalı bağımsız büyük Kürdistan'ın başşehri olarak adlandırmaktadırlar..</p>

<p>Ayrışmanın ve sosyal kopuşun ana hatlarının bu denli belirginleşmiş ve keskinleşmiş olmasına rağmen, Türkiye'nin halâ küresel emperyalist vampirlerin dayattığı gerçeği bir türlü kabullenemeyişi, terörsüz Türkiye söylemleriyle kendisini avutmayı ve aldatmayı sürdürüyor olması esas itibâriyle Türk Milleti'nin Anadolu'yu kendisine yurt seçmekle gösterdiği üstün zekâsıyla mütenâsip değildir ve var olduğu iddia edilen o kâdim devlet aklıyla da örtüşmemektedir..</p>

<p>Küresel emperyalist güç merkezlerinin plan ve programları çerçevesinde son dönemde ciddi bir ivme kazandığı gözlemlenen Kürt etnisitesinin uluslaşma sürecinin, Irak, Suriye, İran ve Türkiye ekseninde etnik-bölücü, ayrılıkçı halk hareketleri olarak ortaya bir kişilik koyuyor olması meselenin ulaştığı düzeyi göstermesi bakımından son derece de mânidardır ve doğrusunu söylemek gerekirse bu istikâmette ki gelişmelere önemli sayılabilecek bir noktaya kadar da yükselmiştir de denilebilecektir..</p>

<p>Kabul edelim veyahutta kabul etmeyelim, inkârı mümkün olmayan hâkikat, Kürt halkının diliyle, tarihiyle, kültürüyle, bayrağıyla hür, müstâkil ve bağımsız bir devlet olarak bu Coğrafya'da etkin bir unsur ve aktör olmak istediği gerçeğidir, genişletilmiş büyük ortadoğu projesini hazırlayan ve tatbik eden küresel emperyalist güç merkezlerinin bu isteğe verdiği sosyo-politik, askeri, stratejik ve sosyo-ekonomik destek tüm zamanlardan çok daha fazlalaşmıştır diye de söylemek mümkün ve yakın gelecek Türkiye açısından da çok ciddi anlamda endişeli bir süreci de düşündürmektedir..</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bekir Gül</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SPOR</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/amed-spor-dayatmasi-bir-sevr-ve-bop-projesi-kurdistan-utopyasi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/amed-spor.jpg" type="image/jpeg" length="76937"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümüşhaneli İş Adamından Örnek Davranış!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şiran Devlet Hastanesi bünyesinde oluşturulan modern diş polikliniği düzenlenen törenle hizmete açıldı. İş insanı Mehmet Kılıç’ın destek verdiği yatırım, bölgedeki sağlık hizmetlerine önemli katkı sağlayacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gümüşhane’nin Şiran ilçesinde sağlık altyapısını güçlendirecek önemli bir yatırım daha vatandaşların hizmetine sunuldu. Şiran Devlet Hastanesi bünyesinde oluşturulan modern diş polikliniği, düzenlenen törenle açıldı. İş insanı Mehmet Kılıç’ın katkılarıyla hayata geçirilen poliklinik, ilçede uzun süredir hissedilen önemli bir ihtiyacı karşılayacak.</p>

<p><img alt="Gümüşhaneli İş Adamından Örnek Davranış 1-1" height="514" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/05/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis-1-1.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="689" /></p>

<p><strong>AÇILIŞA YOĞUN KATILIM</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açılış programına Musa Küçük başta olmak üzere Vali Yardımcısı Serhat Doğan, Şiran Kaymakamı Zeynep Topçu, Şiran Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gökçe, Vedat Soner Başer, İl Sağlık Müdürü Dr. Necip Yemenici, siyasi parti temsilcileri, belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>

<p><strong>MUSA KÜÇÜK: “ŞİRAN İÇİN ÖNEMLİ BİR KAZANIM”</strong></p>

<p>Programda konuşan Milletvekili Musa Küçük, ilçeye kazandırılan sağlık yatırımının yalnızca Şiran için değil çevre bölgeler için de büyük önem taşıdığını belirtti. Vatandaşların ağız ve diş sağlığı hizmetlerine daha hızlı ve kaliteli şekilde ulaşacağını ifade eden Küçük, projeye destek veren iş insanı Mehmet Kılıç’a teşekkür etti.</p>

<p>Küçük, konuşmasında memleketine yatırım yapan herkesin önemli bir sorumluluk üstlendiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Şiran Devlet Hastanemiz bünyesinde hizmet verecek diş polikliniğimizin ilçemize hayırlı olmasını diliyorum. Bu süreçte büyük destek sağlayan kıymetli hemşehrimiz Mehmet Kılıç, örnek bir dayanışma sergilemiştir. Memleketine sahip çıkan herkese teşekkür ediyoruz.”</p>

<p><img alt="Gümüşhaneli İş Adamından Örnek Davranış" height="507" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/05/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></p>

<p><strong>İŞ İNSANLARINA YATIRIM ÇAĞRISI</strong></p>

<p>Milletvekili Musa Küçük, Şiranlı iş insanlarına da çağrıda bulunarak ilçeye yapılacak her yatırımın geleceğe katkı sağlayacağını ifade etti. Konuşmasında birlik ve dayanışma vurgusu yapan Küçük, memlekete yapılan yatırımların bölgenin gelişimi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><strong>MEHMET KILIÇ’TAN SAĞLIK HİZMETİNE DESTEK</strong></p>

<p>Bakım, onarım ve cihaz desteği Mehmet Kılıç tarafından karşılanan polikliniğin, özellikle bölgedeki vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırması bekleniyor.</p>

<p><strong>VATANDAŞLARDAN MEMNUNİYET MESAJI</strong></p>

<p>Yapılan duaların ardından kurdele kesimiyle gerçekleştirilen açılış sonrası davetliler polikliniği gezerek yetkililerden bilgi aldı. İlçe sakinleri ise sağlık alanında atılan bu adımdan dolayı memnuniyet duyduklarını dile getirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>SAĞLIK, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 21:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/gumushaneli-is-adamindan-ornek-davranis-4.jpg" type="image/jpeg" length="77909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diyarbakırspor mu Amedspor mu? Cumhuriyet Duvarından Düşen Tuğlalar]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/diyarbakirspor-mu-amedspor-mu-cumhuriyet-duvarindan-dusen-tuglalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/diyarbakirspor-mu-amedspor-mu-cumhuriyet-duvarindan-dusen-tuglalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Emekli Müfettişi Osman Erenalp, Diyarbakırspor yerine Amedspor isminin kullanılmasını ve bu durumun Türkiye'nin üniter yapısına etkilerini analiz ediyor. Tarihsel kökenlerden Yugoslavya örneğine kadar çarpıcı uyarılar içeren analiz haberi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Emekli Milli Eğitim Müfettişi ve Araştırmacı-Yazar Osman Erenalp, son dönemde spor dünyasında tartışma konusu olan isim değişikliklerini ve bu durumun toplumsal yansımalarını kaleme aldı. Erenalp, Diyarbakırspor isminin yerine "Amedspor" kullanılmasının ardındaki tarihsel ve siyasal süreçlere dikkat çekerek çarpıcı uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>TARİHSEL KÖKENLER: AMED İSMİ NEREDEN GELİYOR?</strong></p>

<p>Erenalp, "Amed" isminin yaklaşık 1300 yıl önce Asur kaynaklarında geçtiğini ve bugünkü Sur içine verilen bir ad olduğunu belirtti. Tarihsel olarak Kürtler ile Asurlu "Kara Amid" arasında bir bağ bulunmadığını vurgulayan yazar, bu sahiplenmenin sadece bir spor kulübü ismi meselesi olmadığını savundu. Metinde, bölgedeki isim değişikliklerinin (Tunceli’ye Dersim, Güroymak’a Norşin denmesi gibi) belirli bir planın parçası olduğu iddia edildi.</p>

<p><strong>"CUMHURİYET DUVARINDAN BİRER TUĞLA DÜŞÜRÜLÜYOR"</strong></p>

<p>Yazar, isim değişikliklerinin nihai hedefinin "Türkiye" adı ve üniter devlet yapısı olduğunu öne sürdü. Bu sürecin "alıştıra alıştıra" ilerletildiğini belirten Erenalp, siyasi aktörlerin "Anadolu Cumhuriyeti" veya "Anadolu Birleşik Devletleri" gibi projelerle Türkiye’nin bölünme riskine zemin hazırladığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>FUTBOL VE SİYASETİN TEHLİKELİ İLİŞKİSİ</strong></p>

<p>Sporun, özellikle de futbolun siyasi emellere alet edildiğini vurgulayan Erenalp, Yugoslavya örneğini hatırlattı. Bir futbol maçında çıkan kavganın iç savaşa ve ardından ülkenin parçalanmasına yol açtığını belirterek, benzer bir senaryonun spor üzerinden Türkiye’de de denenebileceği uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>"SAĞDUYU GALİP GELECEKTİR"</strong></p>

<p>Ziya Gökalp tarafından kurulan kırmızı-beyazlı mirasın siyasi bir maşaya dönüştürülmek istendiğini söyleyen yazar, çözüm olarak Amedspor isminin yeniden Diyarbakır olarak değiştirilmesi veya kulübün ligden ihracı gerektiğini savundu. Erenalp, "Diyarbakırlı, Erzurumlu, Trabzonlu hep bir ırkın evlatlarıyız" diyerek Cumhuriyet birliğinin önemine vurgu yaptı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SPOR</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/diyarbakirspor-mu-amedspor-mu-cumhuriyet-duvarindan-dusen-tuglalar</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 20:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/diyarbakirspor-mu-amedspor-mu.JPG" type="image/jpeg" length="45170"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atatürk’ün Bir Hocanın! “Gel Bu İşten Vazgeç” Teklifine Cevabı!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ataturkun-bir-hocanin-gel-bu-isten-vazgec-teklifine-cevabi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ataturkun-bir-hocanin-gel-bu-isten-vazgec-teklifine-cevabi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk’e sunulan saltanat ve hilafet teklifine verdiği unutulmaz cevap! Turgut Özakman’ın kaleminden, bir din adamının "Gel bu işten vazgeç, tahtınla keyfince yaşa" önerisine karşı Atatürk’ün sergilediği tarihi duruş ve vatan sevdası.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Öğleden sonra kar beyaz sarıklı, aksakallı, cüppeli, mest lastikli bir milletvekili Mustafa Kemal Paşa’yı 'Direksiyon Binası'nda ziyarete geldi.</p>

<p>Bugün meclis tatildi. Paşa güncel, basit, sıradan tartışmalara hiç katılmayan bu olgun din adamını severdi. Hiç beklemeden kabul etti. Saygıyla karşıladı, yer gösterdi. Oturdular. Karşılıklı hal hatır sordular.</p>

<p>Hoca konuya girdi:</p>

<p>“Güzel Paşam, sen bu millete Allah’ın bir lütfusun. Bugüne kadar sen beni hoş tuttun, ben de seni başımız bildim. Bu güvene dayanarak sana bir teklifte bulunmaya geldim.”</p>

<p>Mustafa Kemal Paşa merakla,</p>

<p>“Buyrun” dedi.</p>

<p>“Anladığıma göre padişahlık gidiyor. Belki bir gün hilafet de tarihe karışacak.”</p>

<p>Paşa gülümsemekle yetindi.</p>

<p>“Yüzlerce yıllık düzen değişecek; içeriden dışarıdan, bilir bilmez, birçok düşman kazanacaksın. Hayatın hep tehlikede olacak. Bunları halkın iyiliği için yapıyorsun ama bakalım halk kadrini bilecek mi? Gel bu işten vazgeç. Kurban olduğum Allah, sana yürü be kulum demiş. Saltanatı da, hilafeti de üzerine al. Bugünkü kudretine, şanına, bunların kuvvet ve şerefini de ekle. Tahtınla, devletinle, sarayınla, hareminle, hazinenle, keyfince yaşa...”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hoca derin bir soluk alarak sözünü tamamladı:</p>

<p>“Benim teklifim bu. Artık ötesini sen bilirsin.”</p>

<p>Mustafa Kemal Paşa duygulanmıştı. Öne doğru eğildi.</p>

<p>“Dediğiniz doğrudur. Bazı insanlar bilir bilmez bana düşman kesilecek. Belki de hayatım sürekli tehlikede olacak.”</p>

<p>“Evet, evet!”</p>

<p>“Ama sevgili Hocam, milletin önüne düşen bir adam artık kendini, keyfini, cebini, çıkarını, rahatını, ailesini, geleceğini değil; milletin ihtiyaçlarını, zamanın gereklerini temsil eder. Bu yüzden tasvir ettiğiniz hayat, hoşuma gitse bile kabul edemem. Millet yolundan geri dönemem. Artık millet de buna izin vermez.”</p>

<p>Uzanıp sevgiyle hocanın elini tuttu:</p>

<p>“Ben bu görevi her türlü tehlikeyi göze alarak üstlenmiştim. Benim için hayır dua ediniz.”</p>

<p>Hocanın gözleri doldu. Karşısında rahatı, güveni, saltanatı, zevki, keyfi değil; halkının yararı için zoru seçen, öldürülmeyi, iftiralara ve haksızlıklara uğramayı göze almış bir insan, adam gibi bir adam vardı. Saygıyla kucakladı...</p>

<p>ADAM VAR, 'ADAM' VAR...</p>

<p><strong>Turgut Özakman,</strong> Cumhuriyet, Bilgi Yayınevi, s. 113</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ataturkun-bir-hocanin-gel-bu-isten-vazgec-teklifine-cevabi</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 20:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/ataturkun-bir-hocanin-gel-bu-isten-vazgec-teklifine-cevabi.jpg" type="image/jpeg" length="14683"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Biz Oralara Gitmeden Onları Görmeden Sevdik!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/biz-oralara-gitmeden-onlari-gormeden-sevdik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/biz-oralara-gitmeden-onlari-gormeden-sevdik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel’in kaleminden Türkistan seyahati, Özbekistan ve Kazakistan izlenimleriyle Türk dünyasına duyulan özlem, tarihsel mücadele ve birlik vurgusunu anlatan duygu yüklü bir yazı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkistan seyahatimizde Özbekistan ve Kazakistan’ı kısmen ziyaret ederek Türkiye’ye döndük. Gezinin tadı damağımızda kaldı ama aklımız, gönlümüz, hayalimiz hep oralarda asılı kaldı. Ruh ve mana dünyamızda hâlâ oralarda olmaya devam ediyoruz.</p>

<p>Gençlik yıllarımızda hayallerimizi, rüyalarımızı süsleyen esir Türk ellerini ne mutlu bize ki bu dünyada gözümüz gördü, özgür oldu. Darısı özerk Türk cumhuriyetlerinin başına; onlar da kendilerinin egemen olduğu bağımsız ülkelere kavuşur. Çok şükür artık hayaller, rüyalar gerçek oldu.</p>

<p>Sıla hasreti bitti. Hiç gitmediğimiz yerleri, görmediğimiz, tanımadığımız insanları çok sevdik, içten özledik. Çünkü onlar bizdik, biz onlardık. Hepimiz asil, şerefli Türk milletinin evlatlarıydık.</p>

<p>Komünist akımların bölgeyi ve dünyayı kasıp kavurduğu Soğuk Savaş yıllarında oralardan çok zor haber alırdık. Oraların farkında olmayan, kulakları sağır, gözleri kör, dilleri lal; sessiz, tepkisiz, edilgen bir dönemde birileri vardı ki oralar üzerine şiir yazar, ağıt yakar, makale yazar, dertlenir; kendini aşan bir farkındalıkla onları gündeminden hiç çıkarmazdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’nin dışında yaşayan Türkleri ağzına alanlar “faşist”, “ırkçı” iftirasına uğrardı. Milyonlarca Türkistanlı, komşu ülkelerle birlikte esir düştü; zira onlar kaderine terk edilmişti. Hâlbuki Buhara Türkleri başta olmak üzere Kurtuluş Savaşı’nda Türkistan’dan, Rusya üzerinden büyük bölümü Rusların el koyduğu yardım kesintili de olsa gelmişti. Onlar, asırlar öncesinden ve bir asır önce de kardeşliğini hiç terk etmedi.</p>

<p>Ama koca bir Türkistan, milyonlarca insan Rusya ve Çin eline esir düşmüştü. Türkiye’de ve dünyada bütün bu kara propagandayı, yüreklerin feryadı, gönüllerin ateşi demir perdeyi iman dolu göğsünde eritti. Türk milletinin prangalanmak istenen evlatları, Türk milliyetçileri, inandığı gerçekleri haykırmaya devam ediyordu.</p>

<p>Türkistan’ın özgür, bağımsız olması için karşılıksız sevdaya tutulmuştuk. Bizden kaçırılan Türkler, bizden kaçırılan Müslümanlar yok kabul edilirdi. Gençtim; bir gün Türkistan haritasının karşısına geçtim, elimi üzerine koydum. Üzerinde saatlerce kafa yorar, hayal kurardım. Kısıtlı da olsa gelen haberlerle içlenir, bilenir, hayıflanır, ah çeker, umutlanırdık.</p>

<p>Bizler, bir imana aksiyona dönen çelik gibi bir iradeyle, şartlar ne olursa olsun onları hep savunduk. Çoğu kez hüzünlendik, ağladık ve sonunda tarih ve zaman bizi haklı çıkardı. Gümüşhane’nin kavruk dağlarında kavruk yüzlü evlatları gibi, ülkemin vicdan sahibi evlatlarını iyi ki analar doğurdu. Onlar vatan için şehit olurken, psikolojik ve kültürel harbin tarafı olarak anlatmaya, iknaya; dışımızda bizim gibi Türk dünyasının varlığından insanları haberdar etmeye çalışırdık.</p>

<p>Soğuk Savaş döneminde, 1945 yılında yine bir Türk yurdu olan Kırım esaret altındaydı; nüfusunun tamamı sürgün edilen ya da katledilen Kırım’ın Yalta şehrinde ABD’den Davit Ruzvelt, Rusya’dan Stalin ve İngiltere’den Çorçil’in katıldığı toplantıda dünyanın nüfuz bölgeleri belirleniyordu. Türk dünyasının ve dünyanın kaderi çiziliyordu. Türkiye ABD’nin, Türk cumhuriyetleri Rusya’nın nüfuz bölgesine düşmüş; emperyalistler dünyayı paylaşmıştı.</p>

<p>Türklerin payına kan, gözyaşı, soykırım ve ölüm düşmüştü. İnsanlık tarihinin ender gördüğü emperyalist zulüm Türklere reva görülmüştü. Bu zulümleri anlata anlata dilimizde tüy bitmişti. Bıkmadık, usanmadık. Türkiye’ye yönelik komünist hareketler karşısında toplumun en dinamik alyuvarı olan Türk milliyetçileri destansı bir mücadelenin tarafı olmuş, yılmamış; nice şehitler vermiştik. Kandırılan ülkemin evlatlarını karşımıza diktiler; talihsiz bir süreç yaşamıştık.</p>

<p>Elbette bu mücadelede doğrular yapıldığı gibi yanlışlar da yapılmıştı ama niyet hayırdı. İşte böyle bir dönemde Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği, tahmin ve tavsiye ettiği Türk dünyasının varlığı o döneme hazırlıkta moral ve motivasyon kaynağımızdı.</p>

<p>Biz, İsa Yusuf Alptekin, Mustafa Cemiloğlu vb. kahramanları çocukken tanımıştık. ABD’nin iki yüzlü tavrına, kaçak güreşine, komünizm karşıtlığına güvenemezdik. Bunun için “Ne Amerika ne Rusya ne Çin; her şey Türke göre, Türk için.” diyerek her türlü emperyalizme karşı kutlu başkaldırıda bulunmuştuk.</p>

<p>İşte ömrünü bu karşılıksız sevdaya adayan, ömrünü bu uğurda tüketen, mücadele eden ve Hakk’a yürüyen kahramanları saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. Türkiye başta olmak üzere dünyanın her tarafındaki Türk milliyetçilerinin bu kutlu, destansı direnişi Sovyet emperyalizmini bitirmişti ve ardından pırıl pırıl Türk cumhuriyetleri kuruldu.</p>

<p>Ama iş bitmedi. İşte Türk milletinin fedakâr, cefakâr, vefakâr evlatları; Ahmet Yesevi, Maturidi, Emir Timur diyarı için durumdan vazife çıkardı. Bir gönül seferberliği başladı. Milletimizin ve devletimizin bölgeye ilgisi ve katkısı için minnettarız. Lakin zamanın çok iyi değerlendirilmesi, fırsatların kaçırılmaması, doğru işlerin ivedilikle yapılması tarihe ve gelecek kuşaklara boynumuzun borcudur.</p>

<p>Zira Türk milletinin tek millet olma bilinci, dünyadaki her Türk evladı için stratejik güvencedir. Tarihin özeti şudur: Ayrışarak, vuruşarak kaybettik; birleşerek var olmak zorundayız. Bu birleşme önce gönüllerde, sonra İsmail Gaspıralı’nın dediği gibi “Dilde, işte, fikirde birlik” ile hayata geçmelidir.</p>

<p>Bu, hem Türk milleti hem de mazlumlar için suya hasret kurak toprağın suya kavuşması gibidir. O kutlu Türk yurtlarına selam olsun. Türk ulusunun manevi ölümsüz önderlerine Allah rahmet eylesin. Gitmek isteyenlere Allah nasip etsin.</p>

<p><br />
<i><strong>Sabri Şenel</strong>  - 5.05.2026</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/biz-oralara-gitmeden-onlari-gormeden-sevdik</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 21:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/05/biz-oralara-gitmeden-onlari-gormeden-sevdik-2.jpg" type="image/jpeg" length="76048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/mustafa_kemal_ataturkun_31003_800.jpg" type="image/jpeg" length="84374"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Oktay Sinanoğlu kimdir? İşte Oktay Sinanoğlu hakkında merak ettiğiniz her şey...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/425981.jpg" type="image/jpeg" length="73865"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL'DAKİ EN İYİ 10 MİMAR SİNAN ESERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/01_4.jpg" type="image/jpeg" length="57242"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 yıl önce İstanbul]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/100-yil-once-istanbul-national-geographic-istanbul-1608963.jpg" type="image/jpeg" length="88727"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[vw 1200 64AV835 Restorasyon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Feb 2017 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/20150111_140443.jpg" type="image/jpeg" length="86023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİNENİN AKSİNE ÇABUK ACIKTIRAN 8 YİYECEK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek_x_14786_b.jpg" type="image/jpeg" length="74706"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANGİ İLAÇLA NE YENMEZ? DİKKATLİ OLMAMIZ GEREKEN 8 BESİN]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken_x_57923_b.jpg" type="image/jpeg" length="24290"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER'E DENİZLİ'DEN ANLAMLI HEDİYE]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:26:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/2021083.jpg" type="image/jpeg" length="64167"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER KİMDİR?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Jan 2016 17:41:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/111.jpeg" type="image/jpeg" length="85682"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KIŞ AYLARINDA ISINMAK İÇİN 20 SÜPER ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Nov 2015 14:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-oneri_x_16537_b.jpg" type="image/jpeg" length="15314"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
