<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 01 Jul 2026 22:42:09 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Artık Anlamak Ve Değişmek Zorundayız! (1)]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/artik-anlamak-ve-degismek-zorundayiz-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/artik-anlamak-ve-degismek-zorundayiz-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enflasyon, faiz ve maaş tartışmalarının ötesinde, Türkiye'nin üretim ekonomisine geçişi, katma değer ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri ele alınıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de ekonomi üzerine konuşan herkesin ortak bir gündemi var: Enflasyon, faiz, döviz kuru, para politikası, bütçe açıkları, asgari ücret, emekli maaşları ve hayat pahalılığı...</p>

<p>Hiç şüphesiz bunların tamamı önemlidir. Çünkü doğrudan milyonlarca insanın günlük hayatını etkiliyor.</p>

<p>Ancak asıl soru şudur:</p>

<p>Biz gerçekten ekonomiyi mi tartışıyoruz, yoksa küçülen bir pastanın nasıl paylaşılacağını mı?</p>

<p>Bugün televizyon ekranlarında, gazetelerde ve sosyal medyada yapılan tartışmaların büyük çoğunluğu, geniş kitlelerin sıkışmışlığı, geçim darlığı sebebiyle mevcut milli gelirin ve kamu kaynaklarının kimler arasında nasıl bölüştürüleceğine ilişkin tercihlere dairdir.</p>

<p>Oysa asıl mesele, o milli gelirin nasıl büyütüleceğidir.</p>

<p>Türkiye bugün yaklaşık 86 milyon nüfusa sahip.</p>

<p>Yaklaşık 63 milyon kişi çalışma çağında.</p>

<p>Buna karşılık kayıtlı ve kayıtsız istihdam edilen insan sayısı yaklaşık 32 milyon civarında.</p>

<p>Yaklaşık 17,5 milyon emeklimiz var.</p>

<p>Buna ilave olarak 5,5 milyon civarında kamu çalışanı bulunuyor.</p>

<p>Bu tablo tek başına bile bize önemli bir gerçeği gösteriyor.</p>

<p>Ekonomik olarak değer üreten kesim ile kamu kaynaklarından doğrudan pay alan kesim arasındaki denge giderek zorlaşıyor.</p>

<p>Bu durum hiçbir siyasi partinin tek başına oluşturduğu bir sorun değildir. Hepsi birden, yönettikleri dönem ölçüsünde sorumludurlar.</p>

<p>Bu durum, Türkiye'nin uzun vadeli yapısal problemidir.</p>

<p>Ne yazık ki biz ise günü kurtaran tartışmalarla oyalanıyoruz.</p>

<p>Dünyaya bakalım...</p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri bile üretkenliğini artırabilmek için yapay zekâya yüz milyarlarca dolar yatırım yapıyor.</p>

<p>Avrupa ülkeleri yaşlanan nüfus, düşük verimlilik ve küresel rekabet baskısıyla yeni sanayi politikaları geliştirmeye çalışıyor.</p>

<p>Çin yalnızca ucuz iş gücüyle değil; robotik üretim, ileri teknoloji, elektrikli araçlar ve yapay zekâ yatırımlarıyla küresel üstünlüğünü pekiştirmeye çalışıyor.</p>

<p>Kısacası dünya artık ücret rekabetiyle değil, verimlilik rekabetiyle yol alıyor.</p>

<p>Biz ise hâlâ maaş artışlarının enflasyonun kaç puan üzerinde olacağını tartışıyoruz.</p>

<p>Bu elbette konuşulmalıdır.</p>

<p>Ama yalnızca bunu konuşmak, geminin güvertesindeki sandalyelerin yerini değiştirmekten ibarettir.</p>

<p>Asıl sorulması gereken soru şudur:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye önümüzdeki yirmi yılda hangi alanda dünyanın vazgeçilmez üreticilerinden biri olacaktır?</p>

<p>Hangi teknolojide söz sahibi olacağız?</p>

<p>Hangi yüksek katma değerli ürünü geliştireceğiz?</p>

<p>Hangi bilimsel bilgiye sahip olacağız?</p>

<p>Hangi küresel markaları çıkaracağız?</p>

<p>Hangi insan sermayesini yetiştireceğiz?</p>

<p>Bugün bu soruların hiçbirine güçlü ve ortak bir cevap veremiyoruz.</p>

<p>Ekonomide kalıcı refahın tek kaynağı üretkenliktir.</p>

<p>Üretkenliği artırmayan hiçbir ücret artışı kalıcı değildir.</p>

<p>Katma değeri yükseltmeyen hiçbir büyüme sürdürülebilir değildir.</p>

<p>Teknoloji üretmeyen hiçbir ülke yüksek gelir grubunda kalamaz.</p>

<p>Bütün gelişmiş ülkelerin ortak hikâyesi budur.</p>

<p>Bugün kişi başına yaklaşık 15-18 bin dolar bandında dolaşan bir ekonomiyle, gelişmiş ülkeler ligine çıkmayı hedefliyorsak, önce şu soruya cevap vermeliyiz:</p>

<p>Kişi başına geliri 40 bin doların üzerine nasıl çıkaracağız?</p>

<p>Bu hedef, sadece daha fazla fabrika yapmakla gerçekleşmez.</p>

<p>Daha fazla bina yapmakla da olmaz.</p>

<p>Ucuz iş gücüyle hiç olmaz.</p>

<p>Bunun yolu; eğitim kalitesini yükselterek beşeri sermayemizi artırmaktan, bilim üretmekten, teknolojiyi geliştirmekten, hukukun öngörülebilirliğini sağlamaktan, kurumsal güveni artırmaktan, girişimciliği desteklemekten ve verimlilik odaklı yeni bir ekonomik model kurmaktan geçer.</p>

<p>Çünkü sermaye, güvenin olduğu yere gider.</p>

<p>Nitelikli insan, umut gördüğü ülkede kalır.</p>

<p>Yatırım ise öngörülebilirliğin bulunduğu ekonomileri tercih eder.</p>

<p>Artık siyasetin de ekonominin de temel sorusu değişmelidir.</p>

<p>"Asgari ücret kaç lira olacak?"</p>

<p>"Emekliye ne kadar zam yapılacak?"</p>

<p>"Faiz kaç puan inecek?"</p>

<p>Bunların hepsi önemlidir.</p>

<p>Ancak bunların tamamı sonuçtur.</p>

<p>Sebep değildir.</p>

<p>Sebep; yeterince büyük bir ekonomik değer üretemiyor oluşumuzdur.</p>

<p>Büyümeyen bir pastayı daha adil paylaşmak mümkündür.</p>

<p>Ama sürekli büyütmeden paylaşmaya çalıştığınız her pasta, bir süre sonra herkesi mutsuz eder.</p>

<p>Türkiye'nin yeni ekonomik tartışması artık bölüşüm ekonomisi değil, üretim ekonomisi olmak zorundadır.</p>

<p>Daha doğrusu, yüksek katma değer üreten, teknoloji geliştiren, verimliliği merkeze alan ve insan sermayesine yatırım yapan yeni bir kalkınma anlayışı...</p>

<p>Çünkü gerçek refah, mevcut serveti yeniden dağıtarak değil; yeni servet üreterek oluşur.</p>

<p>Siyasetin gerçek başarısı da mevcut kaynakları daha fazla tüketmek değil, gelecek nesiller için daha büyük bir ekonomik kapasite inşa edebilmektir.</p>

<p>Türkiye'nin önündeki en büyük mesele enflasyon değildir.</p>

<p>Faiz değildir.</p>

<p>Kur değildir.</p>

<p>Bunlar önemlidir; fakat hepsi daha derindeki yapısal meselenin belirtileridir.</p>

<p>Asıl mesele şudur:</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye, dünya ekonomisine hangi benzersiz değeri sunacak; hangi mukayeseli üstünlüğü inşa ederek kişi başına 40 bin doların üzerinde gelir üreten ülkeler arasına katılacaktır?</p>

<p>İşte gerçek milli tartışma budur.</p>

<p>İşte bu tartışma başlamadan, diğer bütün tartışmalar aynı pastayı paylaşmaya, yanaşma düzenini ele geçirmeye çalışan insanların bitmeyen siyasi kavgası olmaya devam edecektir.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/artik-anlamak-ve-degismek-zorundayiz-1</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="59509"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erken Emeklilik Popülizme Yenildi!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/erken-emeklilik-populizme-yenildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/erken-emeklilik-populizme-yenildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erken emeklilik neden tartışılıyor? EYT'nin sosyal güvenlik sistemine etkileri, emekli maaşlarının geleceği ve uzmanların değerlendirmeleri bu yazıda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Demirel iktidarları döneminde iki defa erken emeklilik yasası çıkarıldı. Yalnızca 20 yıl çalışmış olan insanlar, bazıları 40 yaşına bile gelmeden emekli olup maaş almaya başladı. Sosyal güvenlik sistemimiz bu durum nedeniyle çok kötü etkilendi.</p>

<p>Batı dünyasında her 4 çalışana karşılık 1 emekli vardır. Böylece sistem, kendini finanse edebilme gücünü kaybetmez. Popülist politikalarla sisteme darbe vurulmaz.</p>

<p>AK Parti iktidara geldiği dönemde, sosyal güvenlik uzmanları bu durumun sürdürülebilir olmadığını belirttiler. Hükümet de başlangıçta uzman görüşlerini dikkate aldı. Ancak son seçimler öncesinde muhalefetin, "Emeklilikte Yaşa Takılanların sorunlarını çözeceğiz." söylemleriyle seçimi kazanma ihtimalinin artması, sıkıntıya düşen iktidarı EYT yasasını çıkarmaya adeta mahkûm etti.</p>

<p>Başlangıçta 1,5 milyon insanın emeklilik yükünün sisteme bineceği ifade edilirken, bu rakam bir iki yıl içinde 5,5 milyon kişiyi kapsayacak kadar genişledi.</p>

<p>Şu anda sosyal güvenlik sistemi kendini çeviremiyor; devlet katkısı olmadan yürümesine imkân yok. Yine yaklaşık 2 çalışana karşılık 1 emekli oranına döndük.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu şartlar altında ne bu iktidar ne de bunun yerine gelecek olanlar, emekli maaşlarında vatandaşın beklediği ve umduğu artışları yapabilir. Maalesef işin gerçeği budur.</p>

<p>Tabii denebilir ki, "Her yere para var da emekliye gelince mi para yok?"</p>

<p>Hep örnek verdiğimiz Batı ekonomilerinde birçok çalışan isterse emekli olabilir; ancak 65 yaşından önce emekli maaşı alamaz. Yalnızca sağlık hizmetlerinin bir kısmından 65 yaşına gelmeden de istifade edebilir.</p>

<p>Kişi başına millî geliri 180.000 dolar olan Lihtenştayn'da emekli maaşı, çalışılan her yıl için yalnızca 50 avro artar. Yani 40 yıl çalışan bir kişi 2.000 avro emekli maaşı alır.</p>

<p>Bizdeki gibi 40 yaşında emekli olup sistemi ve devleti sömürme anlayışı, neredeyse hiçbir ülkede yoktur.</p>

<p>Oy uğruna, bir sonraki seçimi kazanma amacıyla erken emeklilik yasası çıkarmakla; yine oy uğruna infaz yasalarıyla oynayıp yüz binlerce suçluyu cezaevinden çıkarıp topluma salmak aynı mantığın ürünleridir.</p>

<p>Uzman görüşlerine göre bozulmuş sosyal güvenlik sisteminin kendini toparlaması yaklaşık 20 yılı bulacaktır.</p>

<p><strong>ALINTIDIR.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/erken-emeklilik-populizme-yenildi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/erken-emeklilik-populizme-yenildi.png" type="image/jpeg" length="67422"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siyasete Yeni Seçenek Üretmek Mi, Yoksa Mevcut Siyasete Devşirilmek Mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/siyasete-yeni-secenek-uretmek-mi-yoksa-mevcut-siyasete-devsirilmek-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/siyasete-yeni-secenek-uretmek-mi-yoksa-mevcut-siyasete-devsirilmek-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyasette yeni bir seçenek üretmek mümkün mü? Yoksa fikir platformları zamanla siyasi kariyerlerin bekleme salonuna mı dönüşüyor? Türkiye'deki yeni siyasal arayışlar eleştirel bir bakışla değerlendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye siyasetini son çeyrek yüzyılda belirleyen, özellikle son on yılda ise devletin kurumsal kapasitesiyle birlikte siyasal ve toplumsal alan üzerinde güçlü bir hâkimiyet kuran iktidar karşısında, yeni siyasal arayışların giderek arttığını gözlemliyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu amaçla son yıllarda Ankara'da faaliyet gösteren çok sayıda düşünce platformunun, sivil toplum girişiminin, politika atölyesinin ve fikir kulübünün toplantılarına katılma fırsatı buluyorum.</p>

<p>İlk bakışta bu tablo ve arayışlar umut verici görünmektedir. Çünkü ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların ağırlaştığı dönemlerde toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelerek çözüm araması siyasal kültür ve demokratik hayat açısından kıymetlidir.</p>

<p>Ancak zaman içerisinde bu girişimlerde dikkatimi çeken başka bir gerçeklik oldu.</p>

<p>Farklı isimlerle düzenlenen onlarca toplantının katılımcı profillerini karşılaştırdığımda, yaklaşık aynı birkaç yüz kişinin sürekli farklı toplantılarda benzer masalarda buluştuğunu gördüm.</p>

<p>Altı milyonluk Ankara'da, ülkenin geleceğini konuşan çevrelerin ortak kümesinin birkaç yüz kişiyle sınırlı kalması, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken sosyolojik bir olgudur.</p>

<p>Fakat asıl dikkat çekici mesele sayı da değil, bu toplantılara yansıyan motivasyondur.</p>

<p>Türkiye'de iktidar bloğu; siyasetin dinamiklerini belirleyen kamu gücünü, bürokratik kapasiteyi, iletişim araçlarını ve ideolojik aygıtları uzun yıllardır belirli bir stratejik bütünlük içinde kullanmaktadır. Bu stratejinin doğru ya da yanlış olması ayrı bir tartışmadır. Ancak ortada inkâr edilemeyecek ölçüde planlı bir siyasal akıl bulunduğu da açıktır.</p>

<p>Buna karşılık yeni siyasal arayışların önemli bir bölümünde aynı derinlikte tarihsel, sosyolojik ve jeopolitik analiz kapasitesinin maalesef oluşmadığını gözlemliyorum.</p>

<p>Daha da önemlisi, birçok platformda temel motivasyonun ülkenin geleceğine ilişkin yeni bir paradigma üretmekten ziyade, mevcut siyasal güç ve rol dağılımının dışında kalmış aktörlerin yeniden siyaset sahnesine dönme arzusu olduğu izlenimi oluşmaktadır.</p>

<p>Bu çevrelerin önemli bir kısmını geçmişte milletvekilliği yapmış, üst düzey bürokraside görev almış veya kamusal statü sahibi olmuş isimler oluşturmaktadır. Kalanların önemli bir bölümü ise gelecekte siyaset veya kamu yönetiminde yer alma beklentisi taşıyan kişilerden oluşmaktadır.</p>

<p>Bunun doğal sonucu olarak bu toplantıların niteliği de değişmektedir.</p>

<p>Ülkenin yapısal sorunlarını konuşmak yerine geçmiş siyasi hatıralar anlatılmakta, kişisel tecrübeler öne çıkmakta, görünürlük yarışları yaşanmakta ve olası siyasi pozisyonlar dahil olmak amaçlı gündelik konular tartışılmaktadır.</p>

<p>Saatler süren toplantılarda veri analizi, saha araştırmaları, sosyolojik gözlemler, ekonomik dönüşümler, demografik değişimler, teknoloji politikaları ve oluşmakta olan yeni küresel güç dengelerine çoğu zaman temas edilmemekte veya tali başlıklara dönüşmektedir.</p>

<p>Oysa siyaset, yalnızca görünür olmak ve hitabet sanatı değildir. Siyaset; toplumu doğru okuyabilme, değişimi önceden görebilme ve geleceği inşa edebilme kapasitesidir.</p>

<p>Toplumların kaderini belirleyen şey güzel konuşmalar değil; gerçekliği maddi olgular, bilimsel veriler ve sahici analizlerle kavrayabilme yeteneğidir.</p>

<p>Ekonomik dönüşümleri, sınıfsal hareketliliği, kültürel değişimleri, dijital devrimi, yapay zekâyı, genç kuşakların beklentilerini ve küresel güç mücadelesini anlamadan yapılan siyaset tartışmaları çoğu zaman bireysel olarak arzu edilen geleceğin romantik tasvirinden öteye geçememektedir.</p>

<p>Daha da önemlisi, bu tür yapılar zaman içerisinde fikir üretim merkezleri olmaktan çıkarak siyasete insan ve rol devşirme mekanizmalarına dönüşebilmektedir.</p>

<p>İnsanlar ülkenin sorunlarını çözmek için değil; gelecekte oluşabilecek siyasi kadrolarda yer alabilmek için bu ağların içinde bulunmaya başlamaktadırlar.</p>

<p>İşte tam da burada büyük bir paradoks ortaya çıkmaktadır.<br />
Toplum adına konuştuğunu söyleyen çevreler zamanla toplumdan uzaklaşmaktadır.<br />
Millet adına siyaset üretmek iddiasındaki yapılar milletin gerçek hayatını yeterince okuyamamaktadır.</p>

<p>Çözüm üretmek amacıyla kurulan platformlar, zamanla statü üretme mekanizmalarına dönüşmektedir.</p>

<p>Bu durum yalnızca muhalefetin değil, Türkiye'deki sivil siyaset kültürünün de genel bir sorunudur.<br />
Çünkü gerçek fikir üretimi; makam ve statü beklentisinin hakim olduğu yerde zayıflamaya başlar.</p>

<p>Entelektüel bağımsızlığın yerini siyasi kariyer hesabı aldığında, düşünce üretimi yerini pozisyon üretimine bırakır.<br />
Örnek mi?<br />
"Ne zaman partileşeceğiz" yönündeki iştahlı ve ihtiraslı sorular her şeyin önüne geçer.</p>

<p>Bugün Türkiye'nin yaşadığı en önemli krizlerden biri de budur.<br />
Bir yanda siyaseti kamu gücünü de kullanarak güçlü bir biçimde dizayn eden ve uzun vadeli stratejiler geliştiren bir iktidar ve "devlet aklı" bulunmaktadır.</p>

<p>Diğer yanda ise çoğu zaman bu stratejilere ancak sonuçları ortaya çıktıktan, maruz kaldıktan sonra tepki verebilen, gündemi belirlemek yerine gündemin peşinden sürüklenen bir muhalif entelektüel çevre görünmektedir.<br />
Oysa siyaset, yalnızca iktidarın hamlelerine cevap vermek değildir.</p>

<p>Asıl siyaset; toplumsal değişimi önceden okuyabilmek, yeni kavramlar üretebilmek ve geleceğin hikâyesini bugünden yazabilmektir.</p>

<p>Bu nedenle toplum yalnızca söylenen sözlere değil, o sözleri söyleyenlerin motivasyonlarına da dikkat etmelidir.<br />
Bir platformun değeri, kaç kişiden oluştuğu, kaç kişinin konuştuğuyla değil; siyasetin yeni ihtiyaçlarını karşılayacak kaç yeni fikrin ortaya çıktığıyla ölçülmelidir.<br />
Gerçek sivil toplum, mevcut siyasete personel yetiştiren bir bekleme salonu değildir.</p>

<p>Gerçek düşünce kuruluşları, kaybedilmiş makamların nostaljisinin yapıldığı mekânlar da değildir.<br />
Tam tersine gerçek düşünce kuruluşları, toplumun geleceğine dair yeni zihniyetler üreten bağımsız fikir laboratuvarlarıdır.</p>

<p>Türkiye'nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey işte budur:<br />
Yeni makamlar değil, yeni fikirler.<br />
Yeni kariyerler değil, yeni analizler.<br />
Yeni sloganlar değil, yeni bir gerçeklik muhasebesi.</p>

<p>Bu tespitlerin umutsuzluğu büyütmesini elbette asla istemeyiz. Tam tersine, bu satırlar yeni siyasal arayışların daha nitelikli ve derinlikli bir zeminde inşa edilmesi için yapılmış samimi uyarılar olarak okunmalıdır.</p>

<p>Çünkü umut, sorunları görmezden gelmekten değil; onları doğru teşhis etmekten doğar.</p>

<p>Türkiye'nin geleceği, siyasete devşirilecek yeni aktörler bulmakla değil; siyasetin kendisini yeniden üretecek fikrî cesaret ve kapasiteyi ortaya koyabilmekle şekillenecektir.</p>

<p>Asıl mesele de budur:<br />
Siyasete kimlerin gireceği veya yeni kariyer planları değil, Türkiye siyasetinin hangi fikirlerle yeniden kurulacağıdır.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/siyasete-yeni-secenek-uretmek-mi-yoksa-mevcut-siyasete-devsirilmek-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 20:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="74104"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nato Ankara Zirvesi Öncesinde Bir Fikir Jimnastiği]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/nato-ankara-zirvesi-oncesinde-bir-fikir-jimnastigi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/nato-ankara-zirvesi-oncesinde-bir-fikir-jimnastigi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara NATO Zirvesi öncesinde dikkat çeken analiz: NATO bölgesel güvenlik kümelerine mi dönüşüyor? Türkiye'nin yeni küresel güvenlik mimarisindeki rolü ve olası siyasi, ekonomik ve stratejik sonuçları bu yazıda ele alınıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uluslararası ilişkilerde bazen yaşananlar kadar, yaşanması muhtemel senaryolar üzerine düşünmek de önemlidir. Bu nedenle aşağıdaki değerlendirmeler kesin bilgilerden ziyade, ideolojik tercihler dışında ve mevcut jeopolitik eğilimler üzerinden yapılmış kişisel stratejik okumalardır.</p>

<p>2021 NATO Zirvesi'nde kabul edilen yeni stratejik konsept, Soğuk Savaş sonrası dönemin sona erdiğini açık biçimde ortaya koydu. Rusya artık yalnızca rakip değil, Avrupa güvenliği açısından doğrudan tehdit olarak tanımlandı. Aynı belgede ilk kez Çin'in yükselişi de küresel güvenlik açısından sistemik bir tehdit ve bir meydan okuma olarak değerlendirildi.</p>

<p>Bu iki tespit, aslında NATO'nun önümüzdeki on yıllardaki dönüşümünün de işaret fişeğiydi.</p>

<p>Diğer taraftan ABD açısından farklı bir gerçeklik de bulunuyor:<br />
NATO'nun askerî ve mali yükünün büyük bölümünü (%71) uzun yıllardır Washington üstlenmektedir. Ancak Amerikan kamuoyu ve strateji çevrelerinde giderek güçlenen anlayış, küresel liderliğin devam etmesi fakat bunun daha düşük maliyetle yürütülmesi gerektiği yönündedir.</p>

<p>Acaba bunun yolu, NATO'nun görev ve sorumluluklarını bölgesel düzeyde yeniden organize etmek olabilir mi?</p>

<p>Bugün resmi olarak böyle bir karar bulunmasa da, yeni küresel denge arayışı ve jeopolitik eğilimler bizi böyle bir ihtimali tartışmaya davet ediyor.</p>

<p>Belki de geleceğin NATO'su tek merkezden yönetilen devasa bir güvenlik örgütü olmaktan ziyade, birbirini tamamlayan bölgesel güvenlik kümelerine dönüşebilir.</p>

<p>Örneğin;<br />
Avrupa ve Akdeniz güvenliğinde Almanya, Fransa ve İtalya'nın daha fazla mali ve güvenlik sorumluluğu üstlendiği bir yapı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Orta Doğu'nun ontolojik tehdit algılarına karşılık gelecek ve güvenlik mimarisini yönetecek ikincil bir bölgesel yapı,</p>

<p>Türk Cumhuriyetleri ve Merkez Asya ekseninde şekillenen ve Rusya'nın etkisini azaltacak üçüncü bir güvenlik kuşağı...</p>

<p>Bunların tamamı yine NATO'nun ortak stratejik şemsiyesi altında faaliyet gösterebilir.<br />
Böyle bir model gerçekleşirse, ABD küresel liderliğini korurken mali yükünü azaltabilir; müttefikler ise kendi bölgelerinde daha fazla inisiyatif üstlenebilir.</p>

<p>Bu senaryoda dikkat çekici ülkelerin başında ise hiç kuşkusuz Türkiye gelir.</p>

<p>ÇÜNKÜ TÜRKİYE;<br />
Avrupa'nın,<br />
Akdeniz'in,<br />
Karadeniz'in,<br />
Kafkasya'nın,<br />
Orta Doğu'nun,<br />
Türk Dünyası'nın aynı anda ortak kesişim noktasında bulunan tek NATO ülkesidir.</p>

<p>Dolayısıyla Türkiye oluşabilecek bölgesel güvenlik mimarilerinin neredeyse tamamıyla doğrudan temas kurabilecek benzersiz avantajlara ve jeopolitik bir konuma sahiptir.</p>

<p>Eğer dünya gerçekten daha modüler ve bölgesel güvenlik sistemlerine doğru evriliyorsa, Türkiye yalnızca NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip bir ülke değil; aynı zamanda yeni güvenlik mimarisinin düğüm noktası olabilecek stratejik bir aktöre de dönüşebilir.</p>

<p>Belki de Ankara'da yapılacak zirveler bundan sonra yalnızca yeni kararların açıklandığı toplantılar değil, yeni küresel düzenin zihinsel laboratuvarları olacaktır.</p>

<p>Elbette bunların hiçbiri bugün için kesinleşmiş gerçekler değildir. Başlarken de "fikir jimnastiği" dedik zaten.<br />
Ancak stratejik düşünce, yalnızca yaşanan olayları analiz etmek değil; mevcut eğilimlerden hareketle geleceğin olası senaryolarını tartışabilmektir.</p>

<p>Belki de önümüzdeki yıllarda konuşacağımız mesele, NATO'nun genişleyip genişlemeyeceği değil; NATO'nun kendi içinde bölgesel olarak nasıl yeniden örgütleneceği olacaktır.</p>

<p>"Fikir jimnastiği" niyetiyle başladığımız yazıya konu yeni NATO örgütlenmesinin Türkiye'ye yansımalarını siyasi, ekonomik, hukuk ve demokrasi yönüyle tartışmak da ilginç olmaz mı?</p>

<p>Bir sonra ki yazıda devam edelim...</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/nato-ankara-zirvesi-oncesinde-bir-fikir-jimnastigi</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 20:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/nato-ankara-zirvesi-oncesinde-bir-fikir-jimnastigi.jpeg" type="image/jpeg" length="41981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Düşünmeyi Öğrenmek (3)]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düşünmeyi Öğrenmek (3) yazısında Rubil Gökdemir, kitle psikolojisi, aidiyet duygusu, sorgulama kültürü ve eleştirel düşünmenin demokratik toplumlar için önemini ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>(Çalışmanın Plan özeti:<br />
1-Zihnin kusurları: Dogmatizm, indirgemecilik, belirsizlikten kaçış, komplo teorileri ve mutlak hakikatçiliğe sığınma<br />
2-Kitle psikolojisi: Aidiyetlerin ve zihinsel konfor alanlarının düşünce üzerindeki etkisi.<br />
3-Modern çağın krizi: Bilgi bolluğu içinde doğruyu ayırt etme becerisinin zayıflaması.<br />
4-Entelektüel erdem: Tevazu, sorgulama, delile saygı ve gerektiğinde aklını kullanma, fikrini değiştirebilme cesareti.<br />
5-Düşünmeyi öğrenmenin manifestosu)</p>

<p>KİTLELER NEDEN DÜŞÜNMEK YERİNE İNANMAYI TERCİH EDER?</p>

<p>İnsanlık tarihinin en büyük paradokslarından biri şudur: İnsan, aklı sayesinde dünyayı değiştirebilen tek canlıdır; ancak aynı insan, çoğu zaman kendi aklını kullanmanın getirdiği zahmetten kaçma eğilimi de gösterebilir.</p>

<p>Çünkü düşünmek kolay değildir. Gerçek anlamda düşünmek; şüphe etmeyi, araştırmayı, farklı ihtimalleri değerlendirmeyi ve en önemlisi kendi doğrularımızla yüzleşmeyi gerektirir. İnsan zihni için en zor mücadele, başkalarının düşünceleriyle değil, kendi yerleşik kanaatleriyle yaptığı mücadeledir.</p>

<p>Buna karşılık inanmak çoğu zaman daha konforlu bir alandır. Bir fikre, bir ideolojiye, bir lidere, bir geleneğe veya bir anlatıya bağlandığımızda, karmaşık dünyanın belirsizliklerini daha anlaşılır hâle getirebiliriz. Bu durum insanın anlam ve aidiyet arayışının doğal bir sonucudur. Ancak bu bağlılık, sorgulamayı tamamen ortadan kaldırdığında zihinsel bir kapanmaya dönüşür.</p>

<p>Kitle psikolojisinin en güçlü mekanizmalarından biri de budur: İnsanlar çoğu zaman bir düşüncenin doğruluğunu yalnızca delilleriyle değil, o düşüncenin kendilerini hangi topluluğun parçası yaptığıyla da değerlendirirler. Böylece bu fikirler zamanla, birey olmanın sorumluluğundan kurtulduğumuz, kolektif kimliğimizin ayrılmaz parçası hâline gelirler.</p>

<p>Bir düşünce kolektif kimliğe dönüştüğü anda artık onu değiştirmek zorlaşır. Çünkü kişi artık sadece bir fikrini değil; ait olduğu çevreyi, geçmişini ve kendisi hakkındaki algısını da koruduğunu düşünür.<br />
Farklı görüşlerle karşılaşılması aynı zamanda kolektif kişiliğe saldırı gibi algılanır. Bu nedenlerle insanlar bazen açık deliller karşısında bile eski kanaatlerini terk etmekte zorlanabilirler.</p>

<p>Tarih boyunca dinler, ideolojiler, milliyetçilikler, siyasi hareketler, ekonomik teoriler ve hatta bilimsel yaklaşımlar bile zaman zaman takipçileri tarafından eleştirilemez mutlak doğrular hâline getirilebilmiştir. İnsanlığın ilerlemesini sağlayan ise herhangi bir düşünceye körü körüne bağlılık değil; bütün düşüncelerin eleştiriye ve yeniden değerlendirmeye açık kalabilmesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kitlelerin düşünmek yerine sadece inanmaya yöneldiği toplumlarda sloganlar, uzun analizlerin yerini alır. Karmaşık olaylar tek bir sebebe bağlanır. Komplo teorileri, şehir efsaneleri ve doğrulanmamış rivayetler, gerçekliğin yerini almaya başlar. İnsanlar hakikati aramak yerine, zaten inanmak istedikleri şeyleri doğrulayacak bilgilerin peşinde koşarlar.</p>

<p>Oysa medeniyetin gerçek sıçramaları, “Bize söylenen doğru mudur?” sorusunu sorabilen insanlarla başlamıştır. Felsefe, bilim, hukuk ve demokratik kültür; büyük ölçüde bu sorgulama cesaretinin ürünüdür.</p>

<p>Olgun bir zihin, her şeye inanmayan bir zihin değildir; her şeyi reddeden bir zihin de değildir. Asıl olgunluk, inanmak ile düşünmek arasında sağlıklı bir denge kurabilmektir. İnsan hem değerlere ve inançlara sahip olabilir hem de kendi düşüncelerini sürekli olarak aklın ve bilimin süzgeciyle gözden geçirebilir.<br />
Aidiyetlerimiz analarımızın ak sütü kadar helalimiz olmakla birlikte, akıl, bilim, hukuk süzgecinden geçmeyen bağlılıklarımız aynı zamanda kişisel esaretimizin görünmeyen prangalarıdır.</p>

<p>Belki de çağımızın en büyük entelektüel problemi bilgi eksikliği değildir. Asıl problem, insanların sahip oldukları bilgileri hangi yöntemle değerlendirdikleridir. Çünkü yanlış bir düşünme yöntemiyle desteklenen çok bilgi, bazen bilgisizlikten daha tehlikeli sonuçlar üretebilir.</p>

<p>Özgür birey, sadece konuşma hakkına sahip olan kişi değildir; kendi zihninin sınırlarını fark edebilen, kendi kanaatlerini sorgulayabilen ve gerektiğinde fikrini değiştirebilen kişidir.<br />
Toplumların gerçek ilerlemesi de ancak böyle aklı hür, vicdanı hür bireylerin çoğalmasıyla mümkündür.</p>

<p>(Devam edecek...)</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-3</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="18368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ben De Olsam Chp-Akp Parantezine Sıkışmış Siyasetin Kurgusunu Böyle Yapardım (!)]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ben-de-olsam-chp-akp-parantezine-sikismis-siyasetin-kurgusunu-boyle-yapardim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ben-de-olsam-chp-akp-parantezine-sikismis-siyasetin-kurgusunu-boyle-yapardim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü Rubil Gökdemir, Türkiye siyasetinde CHP-AKP eksenini, siyaset mühendisliğini ve Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı için demokrasi vizyonunu değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de siyaset, büyük ölçüde toplumun kendi doğal sosyolojik evriminden değil, yaklaşık iki yüz yıldır devam eden devlet merkezli modernleşme tecrübelerinin ürettiği gerilimlerden beslendi.<br />
Bu nedenle siyasal rekabet, uzun yıllar toplumsal ve ekonomik sınıfların talepleri, üretim ilişkileri ya da kamusal politika tercihleri üzerinden değil; yenilikçilik ile gelenekçilik arasındaki kültürel fay hattı üzerinden şekillendi.<br />
Zamanla bu fay hattı da fikirlerin rekabeti olmaktan çıktı; kimliklerin rekabetine dönüştü.<br />
Yeniliği temsil ettiğini söyleyenler de geleneği savunduğunu iddia edenler de toplumu geleceğe taşıyacak yeni fikirler üretmek yerine, kültürel aidiyetleri siyasetin en güçlü mobilizasyon aracına dönüştürdüler.<br />
Böylece siyaset, vatandaşın sorunlarını çözme yarışından uzaklaşıp devlet gücünü ele geçirme, kamu kaynaklarını kullanma imtiyazı ve elde tutma mücadelesine dönüştü.</p>

<p>Tam da bu noktada siyaset mühendisliği, istisnai bir yöntem olmaktan çıktı; siyasi rekabetin en etkili araçlarından biri hâline geldi.</p>

<p>Bugünkü tabloya bu tarihsel perspektiften bakıldığında ilginç bir paradoks ortaya çıkıyor.<br />
Cumhuriyet'in kurucu partisi CHP, uzun yıllar meşruiyetini ilericilik, laiklik ve devrimcilik gibi kurucu değerlerden aldı. Ancak hukuk devletinin, demokrasinin, küresel dönüşümlerin ve değişen toplumsal taleplerin ürettiği yeni dinamikleri yeterince okuyamadığı ölçüde, 21. yüzyıl Türkiye'sinin değişen sosyolojisine uyum sağlamakta zorlandı.</p>

<p>Bu nedenle siyasal dilini büyük ölçüde hâlâ "kurtuluş ve kuruluş" anlatısı ile modern ve seküler yaşam tarzını koruma ekseni üzerine kuruyor.</p>

<p>Buna karşılık son çeyrek yüzyılın en güçlü siyasi aktörü olan AK Parti, rakibinin dayandığı sosyolojik havzanın belirli sınırlar içinde kaldığını erken fark etti. Bunun üzerine siyasal rekabeti, CHP'nin kendisini en güçlü hissettiği tarihsel ve kültürel kimlik alanına sıkıştırma ve sürdürmenin kendisine önemli avantaj sağlayacağını gördü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıdan bakıldığında, Türkiye'de yaşanan birçok siyasi gerilim yalnızca hukuki ya da siyasi krizler olarak değil; aynı zamanda rakibini kendi tarihsel kimlik alanından çıkarmayan bir rekabet stratejisi olarak da okunabilir.</p>

<p>Benzer biçimde, kendisini "yenilik-gelenek" ekseninde ortalamaya yakın bir biçimde konumlandırmaya çalışan İYİ Parti ve Zafer Partisi gibi aktörlerin siyasal alanda görünür hâle gelmesi de muhalefetin zaten sınırlı olan sosyolojik havzasını daha da parçalamaktadır.<br />
Böylece muhalefetin ortak toplumsal tabanı farklı adreslere bölünürken, mevcut iktidar dengesi göreli avantajını koruyabilmektedir.<br />
Somutlaştıracak olursak; kabaca %30'luk sosyolojiyi bölük pörçük ederken, %70'lik büyük parçadan %50+1'i çıkarmanın konforunu üretmek de diyebiliriz.</p>

<p>Ancak bu konfor alanı veya sosyolojik kıskaçtan çıkmak zorundayız. Aksi halde bu paranteze mahkum edilmiş Türkiye siyaseti seçenek üretemeyen sözde bir demokrasiye dönüşecektir.</p>

<p>Elbette bütün bunların tek bir merkez tarafından yıllar öncesinden tasarlanmış kusursuz bir plan olduğunu söylemek doğru olmaz. Siyaset, çoğu zaman birbirinden bağımsız aktörlerin kararlarının, çok faktörlü süreçlerin ve toplumsal dinamiklerin birleşiminden oluşur.</p>

<p>Ancak ortaya çıkan sonuca bakıldığında, işleyen mekanizmanın iktidarın lehine bir denge ürettiği de inkâr edilemez. Bu yüzden birçok insanın zihninde şu düşünce oluşuyor:</p>

<p>"Eğer ben de iktidarımı uzun yıllar korumak isteseydim, siyasal rekabetin kurallarını muhtemelen buna benzer şekilde şekillendirmeye çalışırdım."</p>

<p>Asıl mesele de tam burada başlıyor.<br />
Çünkü olgun demokrasiler, rakibini kendi kimlik alanına hapsetmeye çalışmaz. Onu ekonomiyle, hukukla, eğitimle, teknolojiyle, refahla ve gelecek vizyonuyla yarışmaya zorlar.</p>

<p>Kimlikler üzerinden yürüyen siyaset kısa vadede seçim kazandırabilir; ancak uzun vadede toplumu ortak gelecek fikrinden uzaklaştırır.</p>

<p>Türkiye'nin ikinci yüzyılındaki en büyük sınav, tam da bu eşiği aşabilmektir.<br />
Kimliklerin rekabetinden politikaların rekabetine…<br />
Siyaset mühendisliğinden kurumsal demokrasiye…<br />
Devlet merkezli siyasi reflekslerden toplum merkezli siyaset anlayışına…</p>

<p>İşte gerçek demokratik olgunlaşma ancak bu dönüşüm gerçekleştiğinde mümkün olacaktır.</p>

<p>O gün geldiğinde seçimlerin kazananı yalnızca bir siyasi parti olmayacaktır.</p>

<p>Kazanan; demokrasi, hukuk devleti ve ortak geleceğini birlikte kurmayı başaran Türkiye olacaktır.</p>

<p>SON SÖZ YERİNE<br />
Türkiye'nin İkinci Yüzyılı İçin Bir Demokrasi Manifestosu:<br />
Belki de artık sormamız gereken soru, seçimleri kimin kazanacağı değildir.</p>

<p>Asıl soru şudur:<br />
Türkiye, iki yüz yıldır tekrar eden siyasal ezberlerini aşabilecek mi?<br />
Çünkü aynı kimlik tartışmalarını yeniden üreten bir siyaset, hangi parti iktidara gelirse gelsin, aynı kısır döngüyü yeniden üretmeye mahkûmdur.</p>

<p>Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, yalnızca yeni partiler ya da yeni liderler değildir.<br />
Asıl ihtiyaç duyduğumuz, yeni bir siyaset anlayışıdır.<br />
Devleti toplum adına yöneten değil, topluma hesap veren…<br />
Vatandaşı ideolojik kamplara ayıran değil, hukuk önünde makbul sayan, eşitleyen…<br />
Geçmişin travmalarını sürekli yeniden üreten değil, ortak geleceği birlikte inşa eden…<br />
Rakibini düşmanlaştırarak değil, daha iyi politika üreterek yenmeye çalışan bir siyaset…</p>

<p>Çünkü gerçek demokrasi, rakibini kendi sosyolojik havzasına mahkûm etmek değil; onu daha iyi ekonomi, daha güçlü hukuk, daha nitelikli eğitim, daha yüksek refah ve daha kapsayıcı bir gelecek vizyonu üretmeye zorlayabilmektir.</p>

<p>Türkiye'nin ikinci yüzyılı, kimliklerin değil; liyakatin, hukukun, özgürlüğün, üretimin ve ortak aklın yüzyılı olmak zorundadır.</p>

<p>Artık siyasetin merkezinde "kim olduğumuz" değil, "nasıl bir ülke kurmak istediğimiz" sorusu yer almalıdır.</p>

<p>Çünkü milletler, geçmişlerini sürekli yeniden tartışarak değil; geleceklerini birlikte tasarlayarak büyürler.</p>

<p>Belki de Cumhuriyet'in ikinci yüzyılındaki en büyük devrim, yeni bir anayasa yapmak ya da yeni kurumlar kurmak değil; siyasetin zihniyetini değiştirebilmektir.</p>

<p>Kimliklerin rekabetinden politikaların rekabetine…<br />
Devlet merkezli siyaset anlayışından toplum merkezli demokrasiye…<br />
Siyaset mühendisliğinden kurumsal hukuk devletine…<br />
İşte gerçek dönüşüm burada başlayacaktır.</p>

<p>İşte o gün geldiğinde seçimlerin kazananı yalnızca bir parti olmayacaktır.<br />
Kazanan, birbirini rakip olarak gören toplumsal kesimlerin aynı geleceğin ortakları olabildiği yeni bir Türkiye olacaktır.</p>

<p>Çünkü güçlü devletin gerçek temeli, güçlü iktidarlar değil; güçlü kurumlar, eşit vatandaşlık, özgür bireyler ve birbirine güvenen bir toplumdur.</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı, işte bu yeni toplumsal sözleşmeyi kurabildiğimiz ölçüde tarihî bir başarıya dönüşecektir.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ben-de-olsam-chp-akp-parantezine-sikismis-siyasetin-kurgusunu-boyle-yapardim</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 13:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="42491"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yeniden Aydınlanma Derneği'nden "Öcalan'a Özgürlük" Mitinglerine Tepki]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/yeniden-aydinlanma-derneginden-ocalana-ozgurluk-mitinglerine-tepki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/yeniden-aydinlanma-derneginden-ocalana-ozgurluk-mitinglerine-tepki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeniden Aydınlanma Derneği, 27-28 Haziran tarihlerinde düzenleneceği açıklanan "Öcalan'a Özgürlük" mitinglerine ilişkin yazılı bildiri yayımladı. Açıklamada TCK maddeleri, kamu düzeni ve Ankara'daki miting çağrısına yer verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeniden Aydınlanma Derneği, yaptığı yazılı açıklamayla <strong>27 ve 28 Haziran tarihlerinde Van, Mersin, İstanbul ve Diyarbakır'da düzenlenmesi planlanan "Öcalan'a Özgürlük" mitinglerine</strong> sert tepki gösterdi.</p>

<p>Dernek açıklamasında, yıllarca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı silahlı mücadele yürüttüğü belirtilen terör örgütünün, askerlerden öğretmenlere, mühendislerden sivillere kadar çok sayıda insanın ölümünden sorumlu olduğu ifade edildi. Açıklamada, örgütün emperyalist güçlerle iş birliği yaptığı ve Türk milleti tarafından sahada mağlup edildiği görüşüne yer verildi.</p>

<h3><strong>"BU MİTİNGLER HUKUKİ AÇIDAN SUÇ OLUŞTURUR"</strong></h3>

<p>Bildiride, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan adına düzenleneceği duyurulan mitinglerin hukuki açıdan çeşitli suçları oluşturduğu öne sürüldü.</p>

<p>Dernek açıklamasında, söz konusu etkinlikleri düzenleyen, organize eden ve katılan kişilerin;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>TCK 215</strong> kapsamında suç ve suçluyu övme,</li>
 <li><strong>TCK 220/7</strong> kapsamında terör örgütüne yardım etme,</li>
 <li><strong>TCK 7/2</strong> kapsamında ise terör örgütü propagandası yapma</li>
</ul>

<p>suçlarını işlemiş olacakları iddia edildi.</p>

<h3><strong>ANAYASA VE KAMU DÜZENİ VURGUSU</strong></h3>

<p>Yeniden Aydınlanma Derneği, mevcut Anayasa ile yürürlükteki kanunların hiçbir kişi ya da zümreye ayrıcalık tanımadığına dikkat çekerek, mahkemeler tarafından hakkında hüküm verilmiş bir terör örgütü lideri lehine yapılan taleplerin gelecekte farklı suç örgütleri açısından emsal oluşturabileceğini savundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada, bu durumun toplum barışını ve kamu düzenini olumsuz etkileyebileceği görüşü dile getirildi.</p>

<h3><strong>ABD BÜYÜKELÇİSİ TOM BARRACK'A ELEŞTİRİ</strong></h3>

<p>Bildiride, ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Ortadoğu sorumlusu <strong>Tom Barrack'ın</strong>, Türkiye ve Ortadoğu ülkelerine yönelik açıklamalarına da tepki gösterildi.</p>

<p>Dernek, Barrack'ın etnik yapıların devlet yönetimine ortak edilmesine yönelik tavsiyelerde bulunduğunu ileri sürerek, bu açıklamalarla eş zamanlı yürütüldüğü belirtilen sürecin Türkiye'nin geleceği açısından risk oluşturduğu değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Ayrıca açıklamada, ABD'nin geçmişte Kızılderililere yönelik uygulamalarına atıfta bulunularak, bu nedenle Türkiye'ye tavsiyede bulunacak son ülkelerden biri olduğu ifade edildi.</p>

<h3><strong>İYİ PARTİ'NİN ANKARA MİTİNGİNE DAVET</strong></h3>

<p>Yeniden Aydınlanma Derneği açıklamasının sonunda, "ihanete karşı çıkarılacak her sesin kıymetli olduğu" belirtilerek, vatandaşlar <strong>27 Haziran Cumartesi günü Ankara Tandoğan Meydanı'nda İYİ Parti tarafından düzenleneceği belirtilen mitinge</strong> davet edildi.</p>

<p>Dernek, kamuoyunu söz konusu sürece karşı demokratik tepki göstermeye çağırdı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/yeniden-aydinlanma-derneginden-ocalana-ozgurluk-mitinglerine-tepki</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/yeniden-aydinlanma-derneginden-ocalana-ozgurluk-mitinglerine-tepki.jpg" type="image/jpeg" length="17396"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Jeopolitik Zorunlulukdan Otoriter Fırsatçılığa: 21. Yüzyılda Devlet Aklının Yeni Meşruiyet Üretme Mekanizması]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/jeopolitik-zorunlulukdan-otoriter-firsatciliga-21-yuzyilda-devlet-aklinin-yeni-mesruiyet-uretme-mekanizmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/jeopolitik-zorunlulukdan-otoriter-firsatciliga-21-yuzyilda-devlet-aklinin-yeni-mesruiyet-uretme-mekanizmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir yazdı: "Devlet aklı" ve "jeopolitik zorunluluk" söylemleri, iç siyasette otoriterleşmenin maskesi mi oluyor? Gerçek güçlü devletin formülü nedir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tarih boyunca rejimler, güçlerini sadece zor kullanma araçlarıyla değil, aynı zamanda iktidarlarına meşruiyet üreten büyük anlatılar üzerinden de tahkim etmişlerdir. Krallıklar ilahi hak söylemiyle, imparatorluklar yeni medeniyet misyonuyla, cumhuriyetle birlikte ideolojik rejimler ise kurtuluş, kuruluş ve devrim söylemleriyle kendi siyasi hakimiyetlerini topluma kabul ettirmeye çalışmışlardır.</p>

<p>21. yüzyıla geldiğimizde ise yeni bir meşruiyet devşirme dili ortaya çıkmaktadır:</p>

<p>Jeopolitik zorunluluk söylemi.</p>

<p>Bu söylemin temel iddiası şudur: Dünya büyük bir dönüşüm içerisindedir; eski düzen çözülmektedir; yeni paradigmanın yeni güç merkezleri yükselmektedir.</p>

<p>Böylesine tarihi bir dönemeçte toplumların uzun demokratik tartışmalara, kurumsal ve hukuki denetim mekanizmalarına, siyasi muhalefet ve toplumsal çoğulculuğun ortaya çıkardığı yavaş karar alma süreçlerine tahammül etmesi mümkün değildir.</p>

<p>Çünkü "tarih beklememektedir, iç cepheyi tahkim etmek" tezleri yeni siyasal meşruiyet arayışlarının gerekçesini teşkil eder.</p>

<p>Dolayısıyla güçlü bir merkez, hızlı karar alan bir siyasi iradeyi temsil eden güçlü bir lider, toplumsal uyum ve devlet hedefleri etrafında hizalanmış, çatlak ses çıkarmayan bir toplum, yeni çağın zorunluluğu olarak sunulmaktadır.</p>

<p>İşte bu gerekçelerle "Devlet Aklı" kavram ve tarifiyle, tarihi stratejik sentezleri mümkün kılan kurumsal hafıza ve analitik kapasiteye işaret edilerek, siyaset dışı bürokratik unsurlar yeni bir meşruiyet tahkimatının yanında kendilerine de yeni hegemonya alanları açarlar.</p>

<p>İşte tam bu noktada çok önemli bir zihinsel kırılma yaşanmaktadır:</p>

<p>Oysa burada sorulması gereken temel soru şudur:</p>

<p>Bir devletin büyüklüğü, kerameti kendinden menkul devlet aklından mı, toplumunun sessizliğinden mi; yoksa özgür vatandaşlarının, kurumsal kapasitelerin ortaya koyduğu ortak akıldan mı beslenir?</p>

<p>İnsanlık tarihi göstermektedir ki büyük dönüşüm dönemlerinde en kalıcı ve en başarılı devletler, sadece merkezi otoritesini liderlerle güçlendirenler değil; aynı zamanda bilgi üretim kapasitesini, kurumsal sürekliliğini vatandaşların ve toplumun yaratıcı enerjisini artırabilenler olmuştur.</p>

<p>Çünkü modern çağda devletlerin gerçek gücü, sadece ordularının büyüklüğünden veya sınırlarının genişliğinden değil; bilimsel üretimden, teknoloji geliştirme kapasitesinden, verimli ekonomisinden, hukuki güvenilirlikten ve insan sermayesinin özgürce gelişebilmesinden doğmaktadır.</p>

<p>Bugün “milli çıkar”, "devletin bekası", “jeopolitik mücadele”, "oyun kurucu olma", “yeni dünya düzeninde yer alma” gibi kavramlar, hukuki ve demokratik denetimi etkisizleştiren, muhalefeti gayri meşru gösteren veya hukuk devletini ikinci plana iten bir siyasal dile dönüşüyorsa, burada artık stratejik bir vizyondan değil; stratejik hedefleri tam bir fırsatçılıkla kullanarak iç siyasette otoriterliği ve üstünlüğü kalıcı hale getirme çabasından söz etmek gerekir.</p>

<p>Çünkü güçlü devlet ile sınırsız iktidar aynı şey değildir.</p>

<p>Devletin güçlenmesi, kurumların güçlenmesidir. Kurumların güçlenmesi ise onların kişilere, partilere veya geçici siyasi çoğunluklara bağlı olmaktan çıkarılıp, toplumun tamamına ait hale gelmesiyle mümkündür.</p>

<p>Bugünün dünyasında yeni paradigma arayışı ve büyük güçlerin rekabeti gerçektir. Yeni ticaret yolları, enerji ağları, dijital altyapılar, verimlilik ve teknolojik üstünlük mücadelesi gerçekten yeni bir küresel düzen doğurmaktadır.</p>

<p>Ancak tarihin bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri de şudur:</p>

<p>Dışarıda büyük güç olma iddiasıyla içeride özgürlük alanlarını daraltan toplumlar, bir süre sonra dışarıdaki iddialarını da taşıyabilecek entelektüel ve kurumsal kapasiteyi kaybederler.</p>

<p>Çünkü baskı, kısa vadede itaat üretir; fakat uzun vadede yaratıcılığı, eleştirel düşünceyi ve yenilik kapasitesini tüketir.</p>

<p>Asıl kurucu irade; farklı fikirleri, "öteki" ilan edilenleri tehdit olarak gören değil, onları devlet aklının ve toplumsal gelişimin bir kaynağı olarak değerlendirebilen iradedir.</p>

<p>Bugün Türkiye’nin önündeki asıl mesele, yeni jeopolitik düzende hangi tarafta yer alacağı kadar, o düzende nasıl bir medeniyet ve yönetim modeliyle var olacağı meselesidir.</p>

<p>Eğer yeni yüzyılda gerçekten bölgesel bir merkez, ekonomik bir güç ve stratejik bir aktör olmak istiyorsak; bunun yolu yalnızca daha güçlü bir lider ve her alanı kontrol eden devlet aygıtı kurmaktan değil, aynı zamanda daha güçlü bir hukuk düzeni, daha bağımsız kurumlar, daha özgür üniversiteler ve daha cesur düşünebilen vatandaşlar yetiştirmekten geçmektedir.</p>

<p>Çünkü büyük devletler yalnızca toprak üzerinde yükselmezler; büyük fikirler, yeni değer ve ilkeler, güçlü kurumlar ve özgür zihinler üzerinde yükselirler.</p>

<p>Jeopolitiğin dili bize coğrafyanın önemini anlatır. Demokrasi, hukuk ve insani değerleri esas almak ise o coğrafya üzerinde nasıl bir medeniyet inşa edeceğimizi belirler.</p>

<p>Tarih, sadece güç sahibi olanları değil; o gücü hangi ahlaki ve hukuki sınırlar içinde ele geçirdikleri ve kullandıklarını da kayda geçirir.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/jeopolitik-zorunlulukdan-otoriter-firsatciliga-21-yuzyilda-devlet-aklinin-yeni-mesruiyet-uretme-mekanizmasi</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="67278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Elçibey’in Devrilmesini Neden Kutluyor?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turkiye-elcibeyin-devrilmesini-neden-kutluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turkiye-elcibeyin-devrilmesini-neden-kutluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[15 Haziran: “Kurtuluş Günü” mü, Yoksa Elçibey İktidarının Sona Erdirilişi mi? Aynur İmran'ın kaleminden]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Azerbaycan’da her yıl 15 Haziran resmî olarak “Milli Kurtuluş Günü” olarak kutlanmaktadır. Resmî anlatıya göre bu tarih, ülkenin siyasi krizden çıkarıldığı ve istikrarın sağlandığı gün olarak sunulur. Ancak Azerbaycan Halk Cephesi hareketinin mensupları, Elçibey taraftarları ve birçok bağımsız araştırmacı için 15 Haziran bambaşka bir anlam taşımaktadır. Onlara göre bu tarih, bağımsız Azerbaycan’ın ilk demokratik ve Türkçü yönetiminin sona erdirilmesinin, eski Sovyet nomenklaturasının yeniden iktidara dönüşünün simgesidir.</p>

<p>Bu nedenle 15 Haziran, Azerbaycan toplumunda bugün bile farklı şekillerde yorumlanan en tartışmalı tarihlerin başında gelmektedir.</p>

<p>Elçibey Dönemi ve Milli Devlet İnşası</p>

<p>Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992 seçimlerinde Azerbaycan’ın ilk demokratik cumhurbaşkanı olarak göreve geldi.</p>

<p>Elçibey iktidarı yalnızca bir hükümet değişikliği değildi. Bu dönem Azerbaycan’ın Sovyet mirasından kurtularak milli kimliğini yeniden inşa etmeye çalıştığı bir dönemdi.</p>

<p>Elçibey yönetiminin temel hedefleri şunlardı:</p>

<p>Azerbaycan'ın tam bağımsızlığını güçlendirmek,</p>

<p>Rusya'nın siyasi ve askerî etkisini azaltmak,</p>

<p>Türk dünyası ile entegrasyonu geliştirmek,</p>

<p>Demokratik kurumları oluşturmak,</p>

<p>Milli kimliği yeniden canlandırmak.</p>

<p>Bu dönemde Türkiye ile ilişkiler tarihte görülmemiş ölçüde gelişti. İlk defa Elçibey'in dile getirdiği ve sıkça kullandığı "Bir millet iki devlet" anlayışı daha sonra Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin temel sloganlarından biri hâline geldi.</p>

<p>Türk Kimliğinin Devlet Politikası Hâline Gelmesi</p>

<p>Elçibey döneminin en dikkat çekici yönlerinden biri Azerbaycan kimliğinin Türk kimliği ile birlikte tanımlanmasıydı.</p>

<p>1992 yılında kabul edilen anayasal düzenlemelerde ve devlet belgelerinde halkın etnik kökenine vurgu yapılarak "Türk" kavramı öne çıkarıldı.</p>

<p>Ayrıca devlet dili konusunda da önemli bir değişiklik yapıldı.</p>

<p>Elçibey yönetimi Azerbaycan'ın resmî dilini "Türk dili" olarak tanımladı. Bu tercih yalnızca dilbilimsel bir mesele değildi; Azerbaycan'ın Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğu düşüncesinin siyasi ifadesiydi.</p>

<p>Elçibey'in yaklaşımına göre:</p>

<p>&gt; Azerbaycanlılık vatandaşlık kimliğiydi, Türk ise milletin etnik ve tarihi kimliğiydi.</p>

<p>Bu nedenle eğitimden kültüre, dış politikadan tarih yazımına kadar birçok alanda Türk dünyası merkezli bir yaklaşım benimsenmişti.</p>

<p>1993 Krizi ve İktidar Değişikliği</p>

<p>1993 yılına gelindiğinde Azerbaycan çok ağır sorunlarla karşı karşıyaydı.</p>

<p>Karabağ savaşı devam ediyordu.</p>

<p>Cephede askerî başarısızlıklar yaşanıyordu.</p>

<p>Ekonomik kriz derinleşmişti.</p>

<p>Devlet kurumları henüz tam olarak oluşmamıştı.</p>

<p>Bazı askerî birlikler merkezi otoriteye karşı hareket etmeye başlamıştı.</p>

<p>Haziran 1993'te Gence'de yaşanan olaylar ülkeyi ciddi bir krize sürükledi.</p>

<p>Bu süreçte Elçibey Bakü'den ayrılarak doğduğu Keleki köyüne geçti.</p>

<p>Ardından Nahçıvan Meclis Başkanı olan Heydar Aliyev Bakü'ye davet edildi.</p>

<p>15 Haziran 1993 tarihinde Aliyev Azerbaycan Parlamentosu Başkanı seçildi.</p>

<p>Daha sonra cumhurbaşkanlığı görevini de devralarak ülkenin yeni siyasi lideri hâline geldi.</p>

<p>Resmî tarih anlatısı işte bu günü "Milli Kurtuluş Günü" olarak adlandırmaktadır.</p>

<p>Elçibey Taraftarlarının Bakış Açısı</p>

<p>Elçibey taraftarları ise aynı olayları farklı yorumlamaktadır.</p>

<p>Onlara göre:</p>

<p>15 Haziran demokratik iktidarın sona erdiği gündür.</p>

<p>Sovyet döneminin yönetici kadroları yeniden iktidara gelmiştir.</p>

<p>Azerbaycan'da çoğulcu siyaset zayıflamıştır.</p>

<p>Muhalefetin etkisi giderek azaltılmıştır.</p>

<p>Devlet yeniden merkezi ve otoriter bir yapıya yönelmiştir.</p>

<p>Bu nedenle Halk için 15 Haziran bir "kurtuluş" değil, milli demokratik hareketin geriletilmesinin başlangıcıdır.</p>

<p>Türk Dili Meselesi</p>

<p>Elçibey döneminde devlet dili "Türk dili" olarak tanımlanıyordu.</p>

<p>Ancak Aliyev döneminde yapılan yeni anayasal düzenlemelerle bu ifade değiştirildi.</p>

<p>1995 Anayasası'nda devlet dili "Azerbaycan dili" olarak tanımlandı.</p>

<p>Bu değişiklik Türkçü çevreler tarafından eleştirildi.</p>

<p>Eleştirilerin temel noktası şuydu:</p>

<p>Elçibey döneminde Azerbaycan Türklerinin Türk milletinin bir parçası olduğu vurgulanırken, yeni dönemde daha ayrı ve özgün bir "Azerbaycanlılık" anlayışı ön plana çıkarılmıştır.</p>

<p>Bu konu günümüzde de Azerbaycan'da tarih, kimlik ve milliyetçilik tartışmalarının merkezinde yer almaktadır.</p>

<p>Türkiye Neden 15 Haziran'ı Kutluyor?</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî kurumları son yıllarda 15 Haziran vesilesiyle Azerbaycan'a tebrik mesajları göndermektedir.</p>

<p>Bunun temel nedeni günümüz Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin mevcut Azerbaycan devletiyle yürütülmesidir.</p>

<p>Ankara açısından:</p>

<p>15 Haziran Azerbaycan'ın resmî bayramlarından biridir.</p>

<p>İki ülke stratejik müttefiktir.</p>

<p>Diplomatik teamüller gereği resmî bayramlar kutlanmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye'nin kutlama mesajları genellikle mevcut Azerbaycan devletinin resmî takvimine uygun olarak yayımlanmaktadır.</p>

<p>Ancak Elçibey taraftarları ve bazı Türkçü çevreler şu soruyu sormaktadır:</p>

<p>&gt; "Türkiye, Türk dünyasının en önemli liderlerinden biri olan Elçibey'in iktidardan uzaklaştırılmasının sembolü olarak görülen bir günü neden kutlamaktadır?"</p>

<p>Bu soru özellikle milliyetçi ve Türk dünyası çevrelerinde hâlâ tartışılmaktadır.</p>

<p>Tarihin İki Farklı Yorumu</p>

<p>15 Haziran bugün Azerbaycan tarihinde iki farklı şekilde okunmaktadır.</p>

<p>Birinci yorum:</p>

<p>Devletin dağılmasının önlendiği,</p>

<p>İstikrarın sağlandığı,</p>

<p>Merkezi yönetimin yeniden kurulduğu gün.</p>

<p>İkinci yorum:</p>

<p>Elçibey iktidarının sona erdiği,</p>

<p>Türkçü ve demokratik dönüşümün kesintiye uğradığı,</p>

<p>Eski Sovyet siyasi elitlerinin yeniden iktidara döndüğü gün.</p>

<p>Bu nedenle 15 Haziran yalnızca bir bayram değil, Azerbaycan'ın yakın tarihine ilişkin iki farklı siyasi hafızanın çatıştığı sembolik bir tarihtir.</p>

<p>Elçibey'in mirası ise bugün de yaşamaktadır. Türk dünyasının birliği, demokratikleşme, milli kimlik ve bağımsızlık konularında ortaya koyduğu fikirler, ölümünden sonra da Azerbaycan siyasetinde ve Türk dünyası düşüncesinde etkisini sürdürmektedir. Özellikle Muhammed Emin Resulzade ile başlayan milli devlet fikrini Sovyet sonrası dönemde yeniden canlandıran lider olarak hatırlanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Aynur İmran</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turkiye-elcibeyin-devrilmesini-neden-kutluyor</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/turkiye-elcibeyin-devrilmesini-neden-kutluyor.jpeg" type="image/jpeg" length="20646"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Teşekkürler İran]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/tesekkurler-iran</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/tesekkurler-iran" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ernail Koç yazdı: İran’ın son askeri ve siyasi hamleleri dünyaya neyi gösterdi? Ambargolara direnen devlet geleneği ve etnik sadakat, Türkiye için ne anlama geliyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gandi’ye atfedilen bir sözdür;<br />
“Atatürk İngilizleri yenene kadar tanrıyı İngiliz zannediyordum”<br />
///</p>

<p>İranın bu başarısından sonra savaş teknik ve taktikleri ile yenilmez zannedilen ABD nin nasıl yenilebileceğini gördük.</p>

<p>İranlıların asla Arap sevicisi olmadığını gördük.</p>

<p>Savaş halinde İranlıların diğer Arap ülke vatandaşları gibi ülkelerini terketmediklerini tam tersi ülkelerine döndüklerini gördük.</p>

<p>ABD nin çok gayret etmelerine rağmen etnik grupların ülkelerine ihanet etmediklerini gördük.</p>

<p>Yıllarca molla diyerek küçümsemiştik ama ilimden bilimden uzak olmadıklarını , dünyanın en çok mühendisi olan ülkelerinden bir olduğunu gördük.</p>

<p>Ambargolara rağmen savunma sanayisinde ne kadar başarılı olduklarını gördük.</p>

<p>İran sayesinde ABD’nin düşmez denilen uçaklarının düşürülebilineceğini, batmaz denilen gemilerinin batırılabilineceğini, delinmez denilen İsrail demir kubbesinin delinebileceğini gördük.</p>

<p>Devletin başındakiler farklı etnik kökenden olmasından hiçbir rahatsızlık duymadıklarını, devlet geleneklerinin ne kadar sağlam olduğunu gördük.</p>

<p>Kuranda yazan israiloğullarının nasıl yok edilebilineceğini gördük.</p>

<p>Bütün ambargolara rağmen yokluğa karşı millet olarak ne kadar dayanıklı olduklarını gördük.</p>

<p>İranın direnişi sayesinde milli devletin, üniter yapının ne kadar önemli olduğunu gördük.</p>

<p>Böyle bir savaş durumunda bizde olsa içimizdeki etnik gruplar İranda olduğu gibi sadakat içerisinde olabilirler mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İran etnisitesi gibi bizim etnisitemizin de ülkemize sadakat göstermelerini garanti edemem, ancak arzu ederim.</p>

<p><strong>Ernail Koç</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/tesekkurler-iran</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/08/yazarlar/ernail-koc-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="22875"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümüşhane Bunu Hak Etti Mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gumushane-bunu-hak-etti-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gumushane-bunu-hak-etti-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel, Gümüşhane'nin göç sorunu, vahşi madencilik tehdidi, çevresel tahribat ve kalkınma potansiyelini tarihsel perspektifle ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sabri Şenel</strong> yazdı...</p>

<p>TÜİK’in nüfus istatistiklerine göre, en çok göç veren ve nüfusu azalan iller sıralamasında Gümüşhane yine ilk sırada yer aldı. Öte yandan, en çok maden arama izni verilen iller sıralamasında %93 gibi korkunç bir oranla Gümüşhane’nin bulunması, şehir adına ikinci bir rekor oldu! Maalesef rekorlar ili haline geldik. Sahi, Gümüşhane bunu hak etti mi?</p>

<p>Gümüşhane, çeyrek asra varan bir süredir iktidara ve Cumhur İttifakı’na en çok destek veren illerin başında gelmektedir. Bu büyük, istikrarlı ve sadık desteğin karşılığı, böylesi bir ekonomik ve sosyal mahrumiyet olmamalıydı. Siyaset üstü olan bu durum; iktidara oy veren vermeyen tüm hemşehrilerimizin üzerinde hassasiyetle kafa yorması gereken, sosyal ve insani bir sorumluluk görevidir.</p>

<p>Şehrin siyasetçileri (başta iktidar ve muhalefet temsilcileri), il içi ve il dışı STK’lar, akademik çevreler, yerel basın, Gümüşhane Üniversitesi ve kamu bürokratları; sorunların tespiti ve çözüm yolları konusunda siyaset üstü ortak bir akılla hareket etmeli, birlikte çözümler üretmelidir. Hepimiz sorumluluk derecemize göre bu meseleye kafa yormalıyız. Kısır polemiklerle, argo bir dille konuyu tartışmak; kırıp dökmek, sataşmak ya da olumsuzlukları halının altına süpürerek sorunu görmezden gelmek hiç kimseye bir şey kazandırmaz.</p>

<p>Dünyanın ya da ülkenin neresinde olursak olalım; iş insanı, siyasetçi, akademisyen, bilim insanı, şair, yazar veya aydın olarak aklımız ve gönlümüz mutlaka ata topraklarımızda olmalıdır. Şehrin vizyonu yenilenmeli; akıl ve bilimin ışığında yeni bir duruş ve yol haritası çizilmelidir. Bu gidişata dur demek, tersine göçü özendirmek ve şehri hemşehrilerimiz için nasıl yeniden bir cazibe merkezi haline getirebileceğimiz sorusuna doğru cevaplar bulmak zorundayız.</p>

<p><strong>TARİHİN TEKERRÜRÜ: 1461'DEN BUGÜNE DEĞİŞEN EKOLOJİ</strong></p>

<p>Bugün Gümüşhane; yeterli yatırım yapılmadığı, istihdam imkânları sınırlı ve kısıtlı olduğu için göçe mecbur ve mahkûm edilmiştir. Gümüşhane’nin önüne "kaçınılmaz bir kader" gibi koyulan bu kara yazgıyı anlamak ve değiştirmek için aslında kentin çevre tarihine (environmental history) bakmak gerekir.</p>

<p>Tarihsel belgeler incelendiğinde görürüz ki; 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet Trabzon seferine giderken ordusuyla bu bölgeden geçmiş, dönemin tarihçileri Harşit Vadisi ve çevresinin ordunun ilerlemesini engelleyecek kadar gür, balta girmemiş ormanlarla kaplı olduğunu yazmıştır. Yani Gümüşhane, aslında yemyeşil bir coğrafyaydı.</p>

<p>Ancak 16. ve 17. yüzyıllarda madenciliğin zirve yapmasıyla, yer altı tünellerinin tahkimatı ve en önemlisi gümüşü saf hale getiren devasa "cevher eritme ocakları" için yüz binlerce ton odun yakıldı. Yakındaki ormanlar bittikçe dağlar hızla çölleşti. Öyle ki, 1701 yılında şehri ziyaret eden dünyaca ünlü Fransız botanikçi ve seyyah Joseph Pitton de Tournefort, seyahatnamesinde Gümüşhane (Argyropolis) için şu sarsıcı notu düşmüştü:</p>

<p><strong>"Maden ocaklarının eritme fırınlarında o kadar çok odun yakılmış ve bitki örtüsü öyle bir tahribata uğramış ki, gece konakladığımızda yakmak için birkaç dal parçası bile bulamadık. Dağlar tamamen çıplak kalmış."</strong></p>

<p>Bugün eski yerleşim yeri olan Süleymaniye Mahallesi civarındaki o karakteristik, ağaçsız ve çıplak dağ görüntüsü; yüzyıllar önce imparatorluğun hazinesini doldurmak için feda edilen o muazzam ormanların bıraktığı acı bir mirastır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DÜNÜN BALTASI, BUGÜNÜN SİYANÜRÜ: VAHŞİ MADENCİLİK TEHDİDİ</strong></p>

<p>Dün sadece gümüşü eritmek uğruna koskoca bir coğrafyanın ormanları yok edilip dağlar kel bırakılmıştı. Bugün ise aynı dağlar bu kez siyanürle, dinamitle ve modern makinelerle, yani "vahşi madencilikle" tamamen insansızlaştırılma ve geri dönülemez bir ekolojik felaket tehdidiyle karşı karşıyadır. İşte bu noktada ciddi endişeler taşıyoruz. Vahşi madencilik şehri daha da boşaltacak ve göç konusunda yıllarca açık ara önde gitmemize neden olacaktır.</p>

<p>Gümüşhane’nin dik yamaçlarında yağmur ve kar sularıyla beslenerek hırçınlaşan Harşit ve Kelkit çayları, maden işletmeciliğinin siyanür ve benzeri kimyasal atıklarını vadiler boyunca süratle taşıyacak; bitki, hayvan ve insan sağlığını olumsuz etkileyecek felaketlere yol açacaktır. Geçici maden istihdamı, şehrin işsizlik sorununu asla çözemez. Devletimiz, şehirdeki bu kontrolsüz madencilik faaliyetlerinden feragat etmeli; şehre daha kalıcı, insani ve çevre dostu istihdam fırsatları sağlamalıdır. İstihdam, ekmek ve aş parası elbette baş tacıdır; ancak bunun sonucu şehri bir enkaz haline getirecekse durup düşünmek gerekir. Kaldı ki, madencilikten kamunun aldığı payın, meydana gelecek doğal bir felaketin külfetini karşılaması imkânsızdır. Vahşi madenciliğin olduğu yerde turizm olmaz, insan kalmaz; hayvancılık, yaban hayatı ve ilin eşsiz florası korkunç zararlar görür.</p>

<p><strong>POTANSİYEL VE GERÇEKLİK: ŞİFA DİYARINDA PAHALILIK REKORU</strong></p>

<p>Oysa Gümüşhane doğası, havası, suyu, tarihi ve kültürel mirasıyla adeta doğal bir hastane gibidir; iç ve dış sağlık turizmi açısından potansiyel bir şifa diyarıdır. Ülkenin en çok yaylasına sahip olan illerinden biri olmamızın yanı sıra, Giresun ve Trabzon gibi komşu illerin bazı yaylaları bile Gümüşhane sınırları içindedir. Tarım, hayvancılık, organik tarıma dayalı turizm potansiyeli, beslenme kalitesi, hava ve su kaynakları açısından en şanslı illerden biri olmamıza rağmen, pahalılık açısından sanırım rekor yine bize aittir.</p>

<p>Vatandaşlarımızdan fiyatların yüksekliği konusunda çok ciddi şikâyetler alıyoruz. Sahi, bu şehirde kaliteli ve ucuz olan hangi tarım veya hayvancılık ürünü var? Geçenlerde Gümüşhane’de bir markete girdim ve "Gümüşhane’ye ait yerli bir ürününüz var mı?" diye sordum, "Yok" dediler. Yeterli üretimin olmadığı yerde pahalılık kaçınılmazdır. Şehrin pestil ve köme sektöründeki saygın müteşebbislerini bu durumdan istisna tutuyor ve alkışlıyorum. Ancak bu ürünler için bile şehrin yerli dut ve ceviz üretimi son derece yetersizdir; bu konuda acilen alarm verilmelidir.</p>

<p>Şehrimizin bitki örtüsü Trabzon, Giresun, Erzincan gibi çevre illerden çok farklı ve zengindir. Burası, ilaç sanayisi için bulunmaz bir tıbbi-aromatik ham madde diyarıdır. İşte bu noktada Ar-Ge çalışmalarıyla, bilişim teknolojileriyle Gümüşhane madene gömülmek yerine pekâlâ bir *"bilişim vadisi"* veya teknoloji üssü haline getirilebilir.</p>

<p><strong>ŞEHRİN VİCDANI VE MAKUS TALİH</strong></p>

<p>Şehir yöneticileri; ortak akılla, bilimle ve bölge gerçekleriyle yüzleşerek doğruların yanında duramazlarsa, kazandıkları akademik ve bilimsel kariyerlerin kendilerine hiçbir faydası olmaz. Şehrin vicdanı er ya da geç onları mahkûm eder. Zira bu diyar; haksızlığa itiraz eden, kitabın ortasından konuşan asil insanların, zirve şahsiyetlerin ve ariflerin diyarıdır. Onlar her zaman yüksek sesle konuşmazlar ama altın kalpleriyle "adam gibi adamları" dirhem dirhem tartar, haklarında tarihi hükmü verirler.</p>

<p>Bütün mesele, insanımızı doğru bilgilendirmekten geçer. Gelin doğru işler yapalım ve insanımızı bu doğruların paydaşı kılalım. Bölge insanımız; milli ve mukaddes değerlerine bağlı olduğu kadar akla, bilime ve çağdaş değerlere de son derece yatkındır. İnsanları iş ve aşla mahkûm ederek korkutmak, sindirmek, aba altından sopa göstermek geçici sonuçlar verse de unutmayalım ki yalancının mumu yatsıya kadar yanar.</p>

<p>Şehrin makus talihi, ancak geçmişin çevre hatalarından ders çıkarıp bugünün gerçekleriyle yüzleşmekle değişir. Algı operasyonları ve politik bağnazlıklar geçici başarılar getirse de sonu her zaman nedamettir. Geçen yıllar geri dönmüyor; bu vesileyle tüm aydınları, bürokratları ve halkımızı köyüne, ilçesine, beldesine, iline ve ülkesine sahip çıkmaya davet ediyorum.</p>

<p>Küresel ısınmanın dünyayı tehdit ettiği bir çağda, Doğu Karadeniz ve özellikle Gümüşhane; ayakta kalmanın, hayatta kalmanın, nefes almanın ve soluklanmanın diyarıdır.</p>

<p>Gümüşhane'nin ve Gümüşhanelilerin zirvelerde, derelerde, vadilerin derinliklerinde ve sert kayalıklarında yankılanan çığlığını kim duyacaktır? Bu sese kim kulak verecektir?</p>

<p>Hiçbir tedbirin ve pişmanlığın fayda etmeyeceği gün gelmeden önce bir şeyler yapmak, hatta daha fazlasını yapmak gerekmez mi?</p>

<p>Bu satırlar; şehrimizin dağına, taşına, toprağına, havasına, suyuna, doğasına, tarihî ve kültürel mirasına duyulan vefanın ve sadakatin bir gereğidir. Aynı zamanda vatan sevgimizin, "Ah vatan! Vah vatan!" diye dile gelen hasret duygularımızın mayalandığı sıla diyarımıza, ülkemize, tarihimize ve geleceğimize karşı taşıdığımız sorumluluğun ve borcun ifadesidir.</p>

<p></p>

<p>16.06.2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>SABRİ ŞENEL YAZILARI, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gumushane-bunu-hak-etti-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 17:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/gumushane-bunu-hak-etti-mi-1.jpg" type="image/jpeg" length="77672"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Taviz Tavizi Getirir; Diyarbakır; (Amed!)]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/taviz-tavizi-getirir-diyarbakir-amed</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/taviz-tavizi-getirir-diyarbakir-amed" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır'ın tarihî isimleri, millî birlik anlayışı ve şehir adlarının kullanımı üzerine kaleme alınan bu yazı; ortak kimlik, toplumsal bütünlük ve tarihsel miras ekseninde değerlendirmeler sunmaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Diyarbakır, 12 bin yıllık tarihi geçmişe sahip, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış kadim bir şehrimizdir. 1515 yılından itibaren de Türk kültürüyle yoğrulmuş önemli bir merkez hâline gelmiştir.</p>

<p>Daha önce bu topraklarda çok sayıda Türk beyliği ve devleti hüküm sürmüştür. Safeviler, Selçuklular, Artukoğulları, İnaloğulları ve daha birçok Türk hanedanı bu coğrafyada iz bırakmıştır.</p>

<p>Diyarbakır, MÖ 1300'lü yıllardan itibaren Asur ve Süryani dönemlerinde "Amed" adıyla bilinmiştir. Bazı Ermeni kaynaklarında ise "Amed" adının Ermenice kökenli olduğu ifade edilmektedir.</p>

<p>Osmanlı döneminde şehir "Diyar-ı Bekir" adıyla anılmıştır. Bu isim, "Bekir Kabilesi'nin yurdu" anlamına gelmektedir.</p>

<p>Nihayet, 1937 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün iradesiyle şehrin adı bugünkü Türkçe söyleyişiyle "Diyarbakır" olarak belirlenmiş ve o tarihten günümüze kadar resmî olarak bu isim kullanılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün bütün resmî evraklarda, belgelerde, haritalarda ve adres kayıtlarında şehrimizin adı Diyarbakır olarak yer almaktadır. Biz Diyarbakır'ı bu adıyla bilir, bu adıyla severiz. O, Türkiye Cumhuriyeti'nin ayrılmaz ve şerefli bir şehridir.</p>

<p>Bu nedenle Diyarbakır'a yeniden "Amed" denilmesi, futbol kulübünün "Amedspor" adıyla anılması ve bu ismin kamusal alanda yaygın şekilde kullanılmasının Türkiye açısından doğru bir yaklaşım olmadığı kanaatindeyim.</p>

<p>Devletin bu tür uygulamalara nasıl izin verdiği de ayrıca tartışılması gereken bir konudur.</p>

<p>Eğer birçok ilimizin insanı eski isimlerinin yeniden kullanılmasını talep ederse, Türkçenin ortak kullanımını ve millî birlik anlayışını nasıl koruyacağız?</p>

<p>Biz de Rize'ye eski isimlerinden hareketle "Rizos" veya "Riza" mı diyeceğiz? Böyle bir anlayış yaygınlaşırsa ülkemizin ortak aidiyet duygusu nasıl etkilenecektir?</p>

<p>Ey yönetenler!</p>

<p>Kendinize gelin. Birliği ve beraberliği güçlendirin. Fırsatçılık yapanlara, bölücülük yapanlara ve bölgecilik anlayışını körükleyenlere fırsat vermeyin.</p>

<p>Yapamayanlar görevlerini bıraksın.</p>

<p>Çünkü taviz, tavizi doğurur.</p>

<p>"Erkekler bir gün, korkaklar her gün ölür."</p>

<p>"Türk ile Kürt kardeştir; ayrım yapan kalleştir."</p>

<p>Atatürk'ün şu sözleri de birlik ve beraberlik anlayışımızın en güzel ifadesidir:</p>

<p>"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır."</p>

<p><strong>Sami ÇELİK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, Diyarbakır</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/taviz-tavizi-getirir-diyarbakir-amed</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/diyarbekir.JPG" type="image/jpeg" length="11159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cumhuriyet'in İkinci Yüzyılına Çağrı!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/cumhuriyetin-ikinci-yuzyilina-cagri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/cumhuriyetin-ikinci-yuzyilina-cagri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye nasıl bir yol izlemeli? Rubil Gökdemir, hukuk, demokrasi, toplumsal uzlaşma, liyakat ve ortak gelecek vizyonu üzerine kapsamlı bir çağrıda bulunarak yeni yüzyılın medeniyet inşasına dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Artık yeni bir eşikteyiz.</p>

<p>Bir asır önce bu topraklarda verilen mücadele, devletin varlığını koruma, kurtuluş ve kuruluşun iradesiyle milletin bağımsızlığını teminat altına alma mücadelesiydi.</p>

<p>Kimse korkmasın Cumhuriyet I. Yüzyılda siyasal ve sosyolojik meşruiyetini ispatlamış, marjinal unsurlar hariç sistemin mayası tutmuştur.</p>

<p>Bugün ise önümüzde duran görev artık çok daha farklıdır:</p>

<p>Devleti kurmuş bir millet olmaktan, ortak geleceğini birlikte inşa eden bir topluma dönüşebilmek...</p>

<p>Çünkü Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı; eski kavgaların, müzelik kavramların, bitmeyen rövanşların ve nesilden nesile taşınan korkuların yüzyılı olamaz.</p>

<p>Bu yüzyıl; özgüvenin korkuya, hukukun keyfiliğe, uzlaşmanın kutuplaşmaya, ortak aklın tek adamlara, nesnelliğin fanatizme üstün geldiği bir yüzyıl olmak zorundadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Artık kabul etmeliyiz ki;</p>

<p>Bu ülke yalnızca bir kesimin değildir.</p>

<p>Bu devlet yalnızca bir ideolojinin değildir.</p>

<p>Bu Cumhuriyet yalnızca bir dönemin mirası değil, seksen beş milyonun gelecek nesillere devredeceği ortak emanetidir.</p>

<p>Hiç kimsenin diğerini bu ülkenin misafiri gibi görmeye hakkı yoktur. Bu ülke eşit ve makbul yurttaşların ortak vatanıdır.</p>

<p>Hiçbir vatandaşın aidiyetini ispat etmeye mecbur bırakılmadığı, hiçbir toplumsal kesimin tehdit kaynağı olarak algılanmadığı, korkularıyla yönetilmediği, hiçbir siyasi görüşün düşmanlaştırılmadığı bir Türkiye mümkündür.</p>

<p>Böyle bir Türkiye hayal değil, tarihsel bir zorunluluktur.</p>

<p>Çünkü önümüzdeki dönemde bizi bekleyen meydan okumalar, geçmiş yüzyılın alışkanlıklarından çok daha büyüktür.</p>

<p>Dünya düzeni yeniden şekillenmektedir.</p>

<p>Ekonomiler dönüşmektedir.</p>

<p>Teknoloji insanlık tarihinin en büyük kırılmalarından birini üretmektedir.</p>

<p>Enerji, üretim, güvenlik ve bilgi alanlarında yeni bir çağ başlamaktadır.</p>

<p>Bu çağın kazananları, kendi iç savaşlarını sürdüren toplumlar değil; farklılıklarını ortak enerjiye ve hedeflere dönüştürebilen toplumlar olacaktır. Türkiye bu çağı ıskalamayacaktır...</p>

<p>Türkiye'nin kaybedecek bir asrı daha yoktur.</p>

<p>Bu nedenle yeni dönemin düşünüş biçimi de, siyasal ahlakı da yeni olmak zorundadır.</p>

<p>Rakibini yok etmeye değil, onunla hukuk içinde rekabet etmeye, hizmet üretimine dayanan bir siyaset...</p>

<p>Gücü sınırsızlaştırmaya değil, hukukla sınırlandırmaya dayanan bir devlet anlayışı...</p>

<p>Aidiyetleri istismar eden değil, vatandaşlığı güçlendiren bir demokrasi...</p>

<p>Sadakati ödüllendiren değil, aklı, bilimi, liyakati yücelten bir kamu düzeni...</p>

<p>Korkuları köpürten, büyüten değil; umutları çoğaltan bir toplumsal dil...</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında savunmamız gereken en büyük değerler bunlardır.</p>

<p>Çünkü biliyoruz ki;</p>

<p>Hukuk ve adalet bir grubun değil, herkesin güvencesidir.</p>

<p>Özgürlük bir ideolojinin değil, insan onurunun hakkıdır.</p>

<p>Demokrasi kazananların hükmetme, kaybedenlerin susma rejimi değil; farklı fikirlerin barış içinde yarışma ve üretme zeminidir.</p>

<p>Hukuk ise güçlülerin kullandığı bir araç değil, güç karşısında vatandaşın kaygısız sığınağıdır.</p>

<p>Bu yüzden geleceğin Türkiye'si; rövanşların değil uzlaşmanın, intikamın değil adaletin, korkuların değil özgüvenin üzerine inşa edilmelidir.</p>

<p>Bizler aynı tarihin çocuklarıyız.</p>

<p>Aynı coğrafyanın insanlarıyız.</p>

<p>Aynı bayrağın altında yaşayan, aynı kaderi paylaşan, gelecek tasavvurları olan bir milletiz.</p>

<p>Bizi büyütecek olan şey geçmişin travmatik hesaplarını sonsuza kadar sürdürmek değil; yaralarımızı sararak, geçmişten ders çıkararak ortak bir gelecek kurabilmektir.</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında ihtiyacımız olan yeni bir kurtuluş savaşı değil, yeni bir medeniyet inşasıdır...</p>

<p>İhtiyacımız olan şey; hukuka olan inancı yeniden güçlendirmek, demokrasiyi derinleştirmek, toplumsal güveni yeniden üretmek ve refahı paylaşacağımız ortak gelecek fikrini yeniden ayağa kaldırmaktır.</p>

<p>Eğer bunu başarabilirsek;</p>

<p>Türkiye yalnızca bölgesinin rol modeli değil, dünyanın da saygın ve güçlü ülkelerinden biri olacaktır.</p>

<p>Eğer bunu başarabilirsek;</p>

<p>Yüzyıllık gerilimler yerini yüzyıllık bir toplumsal barışa bırakacaktır.</p>

<p>Eğer bunu başarabilirsek;</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı, bir kesimin diğerine karşı kazandığı zaferle değil, milletin kendi potansiyelini keşfettiği büyük bir medeniyet yürüyüşüyle hatırlanacaktır.</p>

<p>İşte o gün geldiğinde tarih şunu yazacaktır:</p>

<p>Türkiye, farklılıklarını çatışma sebebi olmaktan çıkarıp ortak geleceğinin gücüne dönüştürmeyi başarmıştır.</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılının gerçek zaferi de işte bu olacaktır.</p>

<p>Hadi bakalım "bizim çocuklar" bu zaferin ilk adımını da siz atın !</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/cumhuriyetin-ikinci-yuzyilina-cagri</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="46694"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukukçu Mu Kanun Teknisyeni Mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/hukukcu-mu-kanun-teknisyeni-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/hukukcu-mu-kanun-teknisyeni-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hukukçu olmak yalnızca kanunları bilmek midir? Rubil Gökdemir, hukukçuluk ile kanun teknisyenliği arasındaki farkı; adalet, hukuk kültürü, evrensel ilkeler ve dogmatizm ekseninde kapsamlı bir bakış açısıyla değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir insanın isminin önünde avukat, savcı, hâkim, akademisyen, profesör ya da adalet bakanı yazması onu otomatik olarak hukukçu yapar mı?</p>

<p>Sonuçta yıllarca hukuk eğitimi almış, mesleki sınavlardan geçmiş ve hukuki faaliyetlerin merkezinde yer alan kişilerden söz ediyoruz. Ancak meseleye biraz daha derinden baktığımızda, bu unvanlar ile hukukçuluk arasında önemli bir fark bulunduğunu görürüz.</p>

<p>Çünkü hukuk yalnızca kanun maddelerini ezberlemek, mevzuatı uygulamak veya usul kurallarını işletmek değildir. Bunlar hukukun teknik yönünü oluşturur. Hukukçuluk ise bundan daha fazlasını ifade eder.</p>

<p>Gerçek anlamda hukukçu olabilmek için öncelikle hukukun neden ortaya çıktığını anlamak gerekir. İnsanlık tarihinin binlerce yıllık tecrübesi içerisinde hukuk; güç sahiplerini sınırlamak, toplumsal çatışmaları yönetmek, bireyi korumak ve adalet arayışını kurumsallaştırmak amacıyla ortaya çıkmıştır.<br />
Bugün "hukukun üstünlüğü", "masumiyet karinesi", "adil yargılanma hakkı", "kuvvetler ayrılığı" veya "temel hak ve özgürlükler" dediğimiz ilkeler tesadüfen oluşmuş kavramlar değildir. Bunlar, insanlığın uzun mücadeleler sonucunda ürettiği ortak kazanımlardır.</p>

<p>Bizim gibi "Din-Devlet İkiz Kardeşliği" telakkisinin etkisinde siyasal kültüre sahip olunan coğrafyalarda, hukuk sadece devletin uzantısı, siyaset ve toplumsal mühendisliğin elverişli zor kullanma aracıdır.</p>

<p>Bu nedenle hukukçu, yalnızca normları bilen kişi değil; hukuk ilkelerinin arkasındaki tarihsel ve sosyolojik birikimi kavrayabilen kişidir.</p>

<p>Nitekim hukuk tarihine baktığımızda, büyük adaletsizliklerin önemli bir bölümünün kanunsuzluklardan değil, kanunların dogmatik biçimde uygulanmasından kaynaklandığını görürüz. Bir dönemin yürürlükteki hukuk düzeni içerisinde son derece "yasal" görülen uygulamalar, sonraki kuşaklar tarafından ağır hak ihlalleri olarak değerlendirilmiştir.<br />
Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Her yasal olan şey adil olmayabilir.</p>

<p>Tam da bu noktada hukukçuluğun ikinci şartı ortaya çıkar: Dogmatik düşüncelerden uzaklaşarak, rafine bireyler haline gelebilmektir.</p>

<p>Dogmatizm, kişinin sahip olduğu dini, felsefi, etnik ve ideolojik fikirleri mutlak hakikat olarak görmesi ve farklı bakış açılarına kapanmasıdır.<br />
Hukukun özü ise tam tersine şüphe, sorgulama ve muhakeme üzerine kuruludur. Mahkeme salonlarında karşı tarafın dinlenmesi, delillerin tartışılması, temyiz mekanizmalarının bulunması veya farklı mahkemelerin farklı yorum ve içtihatlar geliştirebilmesi, hukukun dogmatizme karşı geliştirdiği kurumsal ve tarafsız güvenlik sistemleridir.</p>

<p>Toplumsal çelişkimize bakın ki, kendi mahallesine dokunan bir haksızlık karşısında hukuk arayanlar, karşı mahalleye yönelen benzer uygulamaları sıkça meşru görebilmektedir.<br />
Oysa hukukun en temel özelliği tarafsızlığıdır.<br />
Eğer bir ilke yalnızca bizim için geçerliyse, o artık hukuk ilkesi değil, siyasi taleptir.<br />
Bu nedenle Türkiye'nin önündeki asıl mesele yeni kanunlar yapmak değildir.<br />
Zaten Cumhuriyet tarihi boyunca sayısız anayasa değişikliği, reform paketi ve yasal düzenleme yapılmıştır.</p>

<p>Sorun norm eksikliği değil, zihniyet eksikliğidir.<br />
Çünkü hukuk devletleri kanunlarla değil, hukuk kültürüyle ayakta kalır.</p>

<p>Hukuk kültürü ise ancak farklı düşünebilen, kendi doğrularını mutlaklaştırmayan, gücü değil adaleti merkeze alan insanlar tarafından üretilebilir.<br />
Bu nedenle hukukçunun en önemli vasıflarından biri, kendi kanaatlerinden bile şüphe edebilecek kadar rasyonel ve objektif birey olabilmektir.</p>

<p>Toplumların hukuk sistemlerine duyduğu güvenin temelinde yalnızca normlar değil, o normları uygulayan insanların hukuka dayalı adalet duygusuna sahip olduğuna ilişkin inanç da yatar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuk uygulayıcısı, normları uygularken onların dayandığı evrensel ilkeleri göz ardı edemez.<br />
Bu anlamda "yerli-milli hukuk" sloganları sadece lakırdıdır.</p>

<p>Kanaatimce gerçek hukukçuluk, teknik yeterlilik ile adalet fikri arasındaki dengeyi kurabilmektir. Sadece vicdanla hareket etmek hukuku keyfiliğe dönüştürebilir; sadece normlara bağlı kalmak ise hukuku mekanik bir bürokratik faaliyete indirger.</p>

<p>Bu nedenle hukukçuluk, bir meslekten önce bir zihniyet meselesidir.<br />
İsimlerimizin önündeki unvanlar bize makamlar kazandırabilir; fakat hukukçu olabilmek için bundan daha fazlası gerekir. Hukuk tarihini anlamak, toplumsal gerçekliği okuyabilmek, evrensel hukuk ilkelerini içselleştirmek, farklı fikirlere tahammül göstermek ve en önemlisi adalet duygusunu diri tutabilmektir...</p>

<p>Aksi halde yargısal mekanizmaların en üst makamlarında bile bulunabiliriz; fakat yaptığımız işin adı hukukçuluk değil, yalnızca kanun teknisyenliği olur</p>

<p>İşte bu sebeplerle Türkiye'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu insanlar; kanunları ezbere bilen unvan sahipleri değil, evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda adalet fikrini içselleştirmiş gerçek hukukçulardır.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/hukukcu-mu-kanun-teknisyeni-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 12:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="12264"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Toprak Hattı Grubu'ndan Dikkat Çeken Açıklama: İslam ile İslamcılık Aynı Değildir]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/toprak-hatti-grubundan-dikkat-ceken-aciklama-islam-ile-islamcilik-ayni-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/toprak-hatti-grubundan-dikkat-ceken-aciklama-islam-ile-islamcilik-ayni-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toprak Hattı Grubu'nun kamuoyuna yaptığı açıklamada İslam ile İslamcılık arasındaki farklar, siyasal İslam anlayışının toplumsal etkileri ve dinin siyasallaşmasına ilişkin değerlendirmeler ele alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Toprak Hattı Grubu </strong>tarafından kamuoyuyla paylaşılan açıklamada, <strong>İslam</strong> ile <strong>İslamcılık </strong>kavramlarının aynı olmadığı vurgulanarak, iki kavram arasındaki temel farklılıklar ayrıntılı şekilde ele alındı.</p>

<p>Açıklamada, İslam’ın Allah tarafından bütün peygamberler aracılığıyla insanlığa gönderilen ilahi din olduğu belirtilirken, Kur’an-ı Kerim’de de İslam’ın tek hak din olarak ifade edildiği hatırlatıldı. Dinin; inanç, ahlak, ibadet ve toplumsal kuralları kapsayan ilahi bir sistem olduğu, insanı kendi iradesiyle doğruya ve iyiye yönlendirmeyi amaçladığı ifade edildi.</p>

<p><strong>İSLAM VE MÜSLÜMANLIK KAVRAMLARININ AYNI ANLAMA GELMEDIĞI VURGULANDI</strong></p>

<p>Açıklamada, İslam ile Müslümanlık kavramlarının birbirinin yerine kullanılmasının doğru olmadığı ifade edildi.</p>

<p>Buna göre İslam, temel kaynaklarda yer alan ilahi dinin adı olarak tanımlanırken, Müslümanlık ise tarih boyunca farklı toplumların dini yorumlayış ve yaşayış biçimlerinin oluşturduğu kültürel pratikleri ifade ediyor. Bu nedenle sosyolojik açıdan tek bir Müslümanlık anlayışından değil, farklı Müslümanlık yorumlarından söz edilebileceği belirtildi.</p>

<p><strong>İSLAM İLAHI, MÜSLÜMANLIK YORUMA DAYALI BIR KAVRAM OLARAK TANIMLANDI</strong></p>

<p>Metinde, İslam’ın ilahi ve değişmez olduğu, Müslümanlık anlayışlarının ise beşeri yorumlardan oluştuğu ve farklı kültürlerde çeşitli biçimlerde ortaya çıktığı ifade edildi.</p>

<p>İSLAMCILIĞIN TARIHSEL ORTAYA ÇIKIŞI VE İDEOLOJIK NITELIĞI</p>

<p>Açıklamada, 19. yüzyılda Batı sömürgeciliğine karşı gelişen yenileşme hareketleri sürecinde ortaya çıkan siyasi yaklaşımların Batı tarafından Siyasal İslam veya İslamcılık olarak tanımlandığı belirtildi.</p>

<p>Zaman içerisinde bu kavramın Müslüman toplumlar tarafından da benimsendiği ve ideolojik bir kimlik kazandığı ifade edilerek, İslamcılığın din ile aynı şey olmadığı vurgulandı.</p>

<p><strong>İSLAMCILIK BIR SIYASI İDEOLOJI OLARAK DEĞERLENDIRILDI</strong></p>

<p>Açıklamada, İslamcılığın dini yalnızca inanç ve ibadet alanında değil; devlet yönetimi, hukuk, ekonomi ve toplumsal hayatın belirleyici unsuru haline getirmeyi amaçlayan siyasi bir ideoloji olduğu ifade edildi.</p>

<p>Bu nedenle vahyin ürünü olan İslam ile siyasal amaçlarla geliştirilen ideolojik yaklaşımların aynı kabul edilemeyeceği belirtildi.</p>

<p><strong>AÇIKLAMADA İSLAMCILIĞIN YOL AÇTIĞI İDDIA EDILEN OLUMSUZLUKLAR SIRALANDI</strong></p>

<p>Toprak Hattı Grubu açıklamasında, İslamcılığın toplumsal hayatta çeşitli olumsuz sonuçlara neden olduğu değerlendirilerek şu başlıklara yer verildi:</p>

<p>• Dinin dünyevi çıkarlar için araç haline getirilmesi</p>

<p>• Dinin kutsallığının zedelenmesi</p>

<p>• Siyasi politikaların din üzerinden meşrulaştırılması</p>

<p>• Başarısızlık ve yolsuzlukların dini söylemlerle açıklanmaya çalışılması</p>

<p>• Toplumun kutuplaştırılması ve ötekileştirilmesi</p>

<p>• Farklı düşünen Müslümanların dışlanması</p>

<p>• Fikir çeşitliliğinin reddedilmesi</p>

<p>• Tek tip Müslüman profili oluşturulmaya çalışılması</p>

<p>• Radikalleşme ve şiddete zemin hazırlanması</p>

<p>• Şiddetin dini söylemlerle meşrulaştırılması</p>

<p><strong>DININ SIYASALLAŞMASININ ÖNCELIKLE DINE ZARAR VERDIĞI SAVUNULDU</strong></p>

<p>Açıklamada, tarih boyunca dinin siyasete malzeme edilmesinin en büyük zararı yine dine verdiği ifade edildi.</p>

<p>Bu kapsamda Montesquieu’nun “Din ile devlet birleştirildiğinde din kutsallığını, devlet ise adaletini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.” sözü ile İbn Haldun’un “Din iktidarın aracı haline geldiğinde hem inanç hem de adalet zarar görür.” değerlendirmelerine yer verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>GERÇEK MÜMININ TEMEL ÖZELLIKLERI HATIRLATILDI</strong></p>

<p>Metinde Allah’ın istediği mümin profilinin;</p>

<p>• Ahlaki üstünlük</p>

<p>• Vicdani sorumluluk</p>

<p>• Toplumsal merhamet</p>

<p>ilkeleri üzerine inşa edildiği ifade edildi.</p>

<p>Hz. Peygamber’in “Allah’a iman ettim de ve dosdoğru ol.” hadisine atıf yapılarak, gerçek kurtuluşun yalnızca inançla değil, doğru, adil ve ahlaklı bir yaşam sürmekle mümkün olduğu belirtildi.</p>

<p><strong>DININ YOL GÖSTERICI NITELIĞINE DIKKAT ÇEKILDI</strong></p>

<p>Açıklamada dinin insanı zorla ahlaklı yapmadığı, yalnızca doğru yolu gösterdiği ifade edildi. Ahlaki sorumluluğun bireyin kendi iradesine bırakıldığı belirtilerek, kişinin tercihleriyle iyi veya kötü bir hayat sürebileceği vurgulandı.</p>

<p><strong>TOPLUMSAL DAYANIŞMA VE BIRLIK MESAJI VERILDI</strong></p>

<p>Toprak Hattı Grubu açıklamasında, dinin özünde toplumsal dayanışma, aidiyet ve merhameti güçlendiren bir yapı olduğu ifade edilirken, siyasal ideolojiye dönüşmesi halinde ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir kimlik kazanabileceği değerlendirmesinde bulunuldu.</p>

<p>Açıklamanın sonunda Gazali’nin “Yöneticiler dini kendi çıkarları için kullandıklarında zararı önce dine sonra da topluma dokunur.” sözüne yer verilerek kamuoyuna hatırlatmada bulunuldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/toprak-hatti-grubundan-dikkat-ceken-aciklama-islam-ile-islamcilik-ayni-degildir</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 08:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/islam-ile-islamcilik-ayni-degildir.jpg" type="image/jpeg" length="45017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Dünyasına Uzatılan Tuzak]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turk-dunyasina-uzatilan-tuzak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turk-dunyasina-uzatilan-tuzak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa E. Erkal yazdı: AB'nin Kazakistan ve Türk Dünyası üzerindeki oyunları, KKTC-Rum Kesimi gerilimi ve Türk coğrafyasına kurulan yeni tuzaklar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Biz Anadolu Türkleri ve Dünya’ya yayılmış soydaşlarımız Türk Dünyası dendiği zaman bir uçtan diğer uca Türklerin yaşadığı ülkelerde ve özerk bölgelerde hep onların sorunlarını düşünmüşüzdür. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsızlığa kavuşan ve egemenlik haklarını elde eden ülkelere de yakın ilgi duymuş ve ilişkilerin hep geliştirilmesinden yana olmuşuzdur. Doğru olanı da yaptık ve halen yapıyoruz. Gelişen ilişkilerle ortak alfabe konusuna bile çok yaklaştık. Kardeş ülkelerin birbirini tanıması, anlaması ve tarihi eserlerinden haberdar olması takdirle karşılanacak bir husustur.</p>

<p>Bundan bir süre önce bizleri hayrete düşüren bir sürpriz ile karşı karşıya kalmıştık. Türk Dünyası’nın önemli ülkelerinden Kazakistan üzerinde AB’nin bu kardeşlerimizi Türkiye’den ve Türk Dünyası’ndan uzaklaştırabilmek için çeşitli teşebbüslere girdiğini görmüştük. Türkiye’yi haksız bir şekilde AB üyeliği yolunda engelleyip ikinci sınıf üyeliğe talip olmaya zorlayan, Kıbrıs Rum Kesimi’ni anlaşma ve hukuk dinlemeden AB tam üyesi bile yapan AB yetkilileri ve patronları eğer Kazakistan Kıbrıs’ta egemen ve bağımsız bir KKTC devletini kabul etmek yerine, Rum Kesimi’ne yaklaştıklarını, Büyükelçi ve hariciye mensuplarını karşılıklı gönderdiklerini izlemiştik. Eğer AB’nin emirleri yerine getirilip bu yolda çalışılırsa, bu ülkeye çeşitli yardımların yapılacağı ve kredilerin verileceği ileri sürülmüştü. Geçenlerde Türk düşmanı ve katil Rum Kesimi’nin oldukça mesafe aldığı maalesef görüldü. AB, KKTC’nin tanınmaması konusunda garanti bile istemiştir. Bugün Türküm ve Müslümanım diyen herkes Gazze’de, Filistin’de ve birçok yerde İsrail’in yaptığı insanlık dışı soykırımları konuşur ve seyreder haldedir. Aynı şartlar KKTC’nde de uygulanmış ve yüzlerce şehit verilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı başkanlığında KKTC ziyaret edilerek şehitliklerin incelenmesi bile AB ve onun desteklediği soykırımcı İsrail’in yaptıklarına paralel Rum Kesimi’nin yaptıklarını ortaya çıkarır. Herkesin yakın siyasi tarih konusunda yeterli bilgiye sahip olmalarını haklı olarak bekleriz. Rum kesimi hala Türkleri yok sayma ve yok etme davası peşindedir. Türk Cumhuriyetindeki bazı topraklar farklı ülke vatandaşları olan Yahudiler tarafından alınıp İsrail’deki dostlarına devredilmektedir. Yakalarına Rum Kesimi’nin madalyalarını takanlara o madalyayı çevirip altındaki gerçeği, tarihi kiri, yani Türk’e yapılan katliamların görülmesini tavsiye ederiz. En iyi Türk ölü Türk’tür diyen ve Türklere insan haklarını çok gören Rum katillere yaklaşma ihtiyacını duyanların herhalde Türklükten uzaklaşacaklarını da zannetmiyoruz. Dün Rusya’dan şikayet edenler bugün ABD-İsrail ittifakını ileride yeni bir Rus modeli olarak karşılarında görmemeleri için çok dikkatli davranacaklarından da emin olmak isteriz. Türk basınının bu olaydan habersiz gibi davranmasını da doğrusu anlamakta çok zorlanıyoruz.</p>

<p>AB’nin Türkiye politikası maalesef çok düşmanca olmuştur. Türkiye uyuşturularak haksız yere bekletilmiştir. Türkiye’nin ve KKTC’nin yasal hakları daima göz ardı edilmiştir. Rum Kesimi’nin AB’ye tam üyeliği bile yasal değildir. Doğu Akdeniz’de milletlerarası hukuk çiğnenmek istenmekte, Yunanistan ve Rum Kesimi ile birlikte ittifaklar yapılırken ileride AB oyununa gelmemek herhalde yapılacak en önemli iş olmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turk-dunyasina-uzatilan-tuzak</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 08:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/02/yazarlar/mustafa-e-erkal-28.jpg" type="image/jpeg" length="78342"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ülkücüleri Parçalamadan Türkiye’yi Bölemezler!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ulkuculeri-parcalamadan-turkiyeyi-bolemezler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ulkuculeri-parcalamadan-turkiyeyi-bolemezler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bekir Gül yazdı: Ülkücü hareket içindeki ayrışmaların Türkiye'nin birliği üzerindeki etkilerini ele alan bu yazıda, birlik, dayanışma ve ortak ülkü vurgusu ön plana çıkıyor. Geçmişten günümüze yaşanan kırılmalar ve çözüm çağrıları dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ÜLKÜCÜLERİ PARÇALAMADAN TÜRKİYEYİ BÖLEMEZLER!<br />
ÇUVALDIZ.!!!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkücü Türk Milliyetçilerin'de son zamanlarda enteresan bir şekilde hâl-i hâzırda ki politik-siyasi konumuna ve pozisyonuna hâklılık ve meşruiyet kazandırmak maksadı ve amacıyla Ülküdaşlarını ayıplamak, suçlamak ve kınamak gibi bir alışkanlık ortaya çıktı ve baş gösterdi diyebiliriz..<br />
Ruh, şuur ve gönül birliği içerisinde Türk, Türklük ve Cumhuriyet düşmanlarına karşı, birbirine yaslanarak ve dayanarak bu toprakların tanık olduğu büyük bir mücadelenin mümessili olan Ülkücü Türk Milliyetçilerinin geldiği noktayı akılla mantıkla izâh etmek pek de mümkün görünmüyor..<br />
Birbirlerinin ardında sıra dağlar gibi duran, birbirleri için her türlü riski üstlenen, Ülküdaşı zarar görmesin diye birbirlerinin suçunu üstlenen, sekiz on yıl sessiz-sedasız Ülküdaşının cezasını yatan, varını-yoğunu Ülküdaşıyla paylaşan Ülkücü Türk Milliyetçilerine ne oldu da şimdi birbirlerine hakâretler yağdırıyorlar gerçekten de anlamak kabil değil..</p>

<p><br />
Merhum başbuğ Alparslan Türkeş bey'in, Ülkücüleri parçalamadan, Türkiye'yi parçalayamazlar sözünün gerçek olduğunu görmekten son derece muzdarip olduğumu ifâde etmeliyim, her kim bu parçalanmışlığın oluşması ve ortaya çıkması için bilerek, isteyerek ve kasten, makam, mevkii ve statü karşılığında birilerinin plan ve programlarının parçası olmayı kabul etmişse, diliyorum ve istiyorum ki ulu Tanrı onu iki cihânda da rezil ve rüsva eylesin inşallah..</p>

<p><br />
Türk Milleti'nin ve Türk Devleti'nin varlığını birliğini ve dirliğini kendi canından bile âziz bilen, Ülküdaşlarının ayağına taş değmesin diye kan yutup kızılcık şerbeti içtim diyebilecek kadar vefakâr, erdemli, dürüst, namuslu, kişilikli, hâysiyet sahibi Ülkücü Türk Milliyetçilerinin arasına ayrılık tohumlarını ekenler, Ülkücü Türk Milliyetçilerini bu hâllere düşürenler, iki cihânda da rahat yüzü görmesinler, ölmesinler, sürünsünler..</p>

<p><br />
Büyük bir ruhun, kudretli bir şuurun sahibi olan Ülkücü Türk Milliyetçilerinin, üç-kuruşluk çıkar ve yarar için birbirlerine ağıza alınmayacak sözleri söylemekte herhangi bir sakınca görmüyor olmaları, Ülkücü Türk Milliyetçilerinin aralarına fitne tohumları ekenlerin, ne kadar merhametsiz, ne kadar vicdânsız ve ne kadar hâysiyetsiz olduklarını göstermektedir..</p>

<p><br />
Ortalama zekâ seviyesinin üstünde bir zekâya sahip olduklarını düşündüğüm ve böyle olduğuna da kesinlikle inanıp imân ettiğim Ülkücü Türk Milliyetçilerinin, belli merkezlerce kendilerinin üzerine kurulan bu kumpasları boşa çıkaracak dirâyeti ve cesâreti göstermelerini ümit ediyorum, bekliyorum ve mutlak surette de bunu başaracaklarını, üzerlerine çöken bu kara bulutları dağıtacak irâdeyi de göstereceklerini elbette ki biliyorum..<br />
Hiç kimse sonsuza kadar yaşamayacaktır, günü, vakti, saati geldiğinde, herkes bir vesileyle, bu fâni dünyaya vedâ edecektir, o itibârladır ki, mâzide birbirleriyle ruh ve gönül birliği içinde olanların, geçici olduğunu bildikleri şeyler için birbirlerine zulüm etmeleri gerekmiyor, Ülkücü Türk Milliyetçileri akıllı adamlardır ve bu ayrılık-gayrılık sorununu en kısa sürede, en makûl bir şekilde de sonuçlandırmayı da mutlaka başaracaklardır..</p>

<p><br />
<strong>Bekir Gül</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ulkuculeri-parcalamadan-turkiyeyi-bolemezler</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/11/yazarlar/bekir-gul-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="23944"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Anadolu Aydınlar Ocağı'nda Genel Kurul Heyecanı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/istanbul-anadolu-aydinlar-ocaginda-genel-kurul-heyecani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/istanbul-anadolu-aydinlar-ocaginda-genel-kurul-heyecani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Anadolu Aydınlar Ocağı Derneği'nin 2026 Olağan Genel Kurulu, 14 Haziran 2026 tarihinde Validebağ Öğretmenevi'nde gerçekleştirilecek. Genel kurul gündemi ve seçim sürecine ilişkin detaylar açıklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Anadolu Aydınlar Ocağı Derneği, </strong>2026 yılı <strong>olağan genel kurul </strong>toplantısının 14 Haziran 2026 Pazar günü saat 10.00’da Validebağ Öğretmenevi, Koşuyolu/Üsküdar İstanbul’da gerçekleştirileceğini duyurdu.</p>

<p>Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamada, ilk toplantıda yeterli çoğunluğun sağlanamaması halinde ikinci toplantının yine 14 Haziran 2026 Pazar günü saat 10.00’da Validebağ Öğretmenevi’nde çoğunluk aranmaksızın yapılacağı bildirildi.</p>

<p><strong>OLAĞAN GENEL KURUL GÜNDEMI</strong></p>

<p>Genel kurul toplantısında aşağıdaki gündem maddeleri görüşülecek:</p>

<p>• Açılış ve yoklama</p>

<p>• Kongre Başkanlık Divanı’nın seçimi</p>

<p>• Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması</p>

<p>• Yönetim Kurulu faaliyet raporunun okunması ve müzakeresi</p>

<p>• Denetleme Kurulu raporunun okunması ve müzakeresi</p>

<p>• Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu raporlarının ayrı ayrı ibra edilmesi</p>

<p>• Tahmini bütçenin görüşülerek onaylanması</p>

<p>• Yeni Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu asil ve yedek üyeleri ile İlim İstişare Kurulu üyelerinin seçimi</p>

<p>• Dilek ve temenniler</p>

<p>• Kapanış</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yönetim Kurulu adına Prof. Dr. İbrahim Öztek tarafından yapılan duyuruda, olağan genel kurul toplantısının kahvaltılı olarak gerçekleştirileceği belirtilerek tüm üyelere katılım çağrısında bulunuldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/istanbul-anadolu-aydinlar-ocaginda-genel-kurul-heyecani</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/aydinlar-ocagi-istanbul.jpg" type="image/jpeg" length="33774"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ahilik Ruhu ve Anadolu'nun Beka Senedi]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ahilik-ruhu-ve-anadolunun-beka-senedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ahilik-ruhu-ve-anadolunun-beka-senedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdris Savaş'tan Ahilik ruhu, Ahi Evran'ın mirası ve Anadolu esnaf kültürü üzerine kapsamlı bir değerlendirme. Siftah geleneği, dayanışma anlayışı ve Ahiliğin günümüz ticaret ahlakına sunduğu değerler bu yazıda ele alınıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu yazı, sadece geçmişe duyulan bir özlemin ifadesi değil, bugünün gürültüsü içinde kaybolan o kadim ve berrak sesin peşine düşme mecburiyetidir. Anadolu’nun her sokağında, her dükkânın kepenginde ve her el sıkışmasında gizli olan o büyük mirası; yani Ahiliği sadece bir tarih dersi olarak değil, bugün aşınan değerler sistemimize bir can suyu olarak yeniden hatırlatmak bir vicdan borcudur. Bu bir nostalji değil; ticaretin soğuk ve hırslı yüzüne karşı insanın insanla olan sözleşmesini, emeğin kutsallığını ve zamana yön verenlerin sarsılmaz vakarını yeniden ayağa kaldırma iradesidir.</p>

<p>Anadolu esnaflığında gün, güneş doğmadan yataktan kalkılmasıyla başlar; günün ilk ışıklarıyla birlikte hem bir telaş hem de bir huzur yayılırdı etrafa. O erken saatler, güne saygı ve disiplinle başlama ritüeli demekti. Dükkânlar Besmele ile açılır, işyerine sağ ayakla adım atılır, akşam süpürülmüş dükkânın çöpleri sabahın taze umuduyla dışarı atılırdı. Komşularla selamlaşılır, hayırlı işler dilenirdi. Çayı önce demleyen hemen davete çıkardı; zira rızkı sadece kendine saklamayan anlayış, onu bir bereket halkasına dönüştürürdü. Bu, sadece bir rutin değil; içinde büyük bir toplumsal ahlak, iş disiplini ve saygı barındıran bir değerler bütünüdür.</p>

<p>Bu kültürün en can alıcı noktası ise siftah geleneğiydi. Müşteriden alınan ilk parayla “Siftah senden, bereketi Allah’tan” denir, esnaf birbirine siftah atarak toplumsal dayanışmanın en zarif örneklerini sergilerdi. Siftah için müşterinin verdiğiyle yetinilir, ürünün veya hizmetin gerçek karşılığında ısrar edilmezdi. Rivayetlere göre bazı şehirlerde siftah çay, tatlı veya ekmekle yapılırdı; Kayseri’de küçük bir poğaça ile başlamak, Konya’da ilk müşteriyi komşuya yönlendirmek, Bursa’da çay ikramı ile günü açmak gibi farklı uygulamalar anlatılır. Daha eskilerden gelen rivayetler ise bu ahlakın zirvesini işaret eder: Siftahını yapmış esnaf, kapısına gelen müşteriyi dükkânında aynı mal bulunsa bile henüz siftah yapmamış komşusuna yönlendirir; “Ben rızkımı aldım, var git komşumdan al” diyebilirdi. Bu, sadece bir ticari kural değil; fedakârlığın, paylaşmanın ve mülkiyet hırsını dizginleyen bir medeniyet anlayışının tezahürüdür.</p>

<p>Ahi Evran, özellikle Kayseri ve Kırşehir merkezli olarak esnafı bir çatı altında toplarken bu ahlakı ekonomik bir nizamla taçlandırmıştır. Kalite kontrol ve narh sistemiyle üretilen malların niteliği denetlenmiş, fiyat istikrarı sağlanmıştır. “Pabucu dama atılmak” deyimi, kalitesiz mal üreten esnafın Ahilikten dışlanması geleneğinden gelir. Yamaklık, çıraklık, kalfalık ve ustalık hiyerarşisiyle hem teknik beceri hem de ahlaki disiplin aşılanmıştır. Esnaf arasında oluşturulan “Orta Sandığı” ise zor durumdaki üyeye sermaye sağlamış ve yüzyıllar öncesinden modern bir sosyal güvenlik sistemi tesis etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ahilik, Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde önemli roller üstlenmiştir. Türkmenlerin zanaat dallarında uzmanlaşmasıyla Türkler ekonomik hayatta daha görünür ve güçlü hale gelmiştir. Bu dönüşümde Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı tarafından kurulan Bâcıyan-ı Rum, kadınların üretimde ve sosyal hayatta aktif rol almasını sağlayan dikkat çekici bir teşkilat olarak öne çıkmıştır. Anadolu insanının karakteri, “Eline, beline, diline sahip ol” düsturu ve yedi temel öğütle şekillenmiştir: Alnı açık, eli açık, sofrası açık, kapısı açık olmak; gözü ayıplara kapalı, beli nefsine bağlı, dili yalandan uzak tutmak.</p>

<p>Ancak ilginç bir tarihsel durum vardır: Ahi Evran, toplum hafızasında çoğu zaman Mevlana gibi manevi şahsiyetlerin gerisinde bırakılmıştır. Mevlana’nın şiirleri ve mistik öğretileri geniş kitlelere ulaşırken, üretimi örgütleyen, esnafı teşkilatlandıran ve toplumsal düzenin inşasında önemli rol oynayan Ahi Evran’ın katkıları aynı ölçüde tanınmamıştır. Oysa Osmanlı’nın kurucu kadrolarının önemli bir kısmı bu ocaktan yetişmiş, ilk padişahlar Ahi Kuşağı kuşanarak devleti bu ahlak anlayışı üzerine inşa etmişlerdir.</p>

<p>Zamana hâkim olanlar, değer üreten ve ürettiği değere sahip çıkanlardır. Kendini sürekli iyiye, doğruya, meşruya ve helale doğru yönelten; gerektiğinde geleneğindeki faydasız ve hükmünü yitirmiş unsurları terk ederek yenilenebilenlerdir. Günümüzde ise bu miras, çoğu zaman duvarlarda asılı “Veresiye Satan” tablolarında yorgun bir hatıra olarak yaşamaktadır. Oysa yeni kuşakların korkuya dayalı olmayan, samimiyet ve dürüstlük arayan yapısı; Ahiliğin özündeki “içi dışı bir olmak” ilkesiyle büyük ölçüde örtüşmektedir. Ancak Ahiliği yaşatmak sadece devletten beklenecek bir lütuf değildir. Bu anlayışın yeniden canlanması, öncelikle toplumun, müşterinin ve esnafın talebiyle mümkündür.</p>

<p>Burada en büyük görev ve vebal, Esnaf ve Sanatkâr Odaları ile Ticaret Odaları’nın omuzlarındadır. Sormak gerekir: Bu odalar aidat toplamaktan başka ne iş yapmaktadır? Üyelerinin kaçıyla gerçek bir irtibat halindedirler? Devasa bütçelerle esnafın evlatları için teknik okullar, hastalandığında başvurabileceği sağlık merkezleri ya da darda kalana sermaye olacak yeni bir “Orta Sandığı” kurulmuş mudur? Lüks binalar inşa etmek yerine Ahiliğin o devrimci dayanışma ruhu neden yeniden ayağa kaldırılmıyor?</p>

<p>Netice itibarıyla zamana hâkim olanlar, sadece takvimi tüketenler değil; ürettikleri değeri bir yaşam biçimine dönüştürenlerdir. Ahi Evran’ın asırlar önce attığı temel, modern dünyanın birçok sorununa karşı hâlâ güçlü bir ilham kaynağı olarak karşımızda durmaktadır. Ancak bu ruhun yaşaması; artık hükmü kalmamış, faydasız ve samimiyetsiz alışkanlıkları terk edip helalin ve meşrunun izinde kendini sürekli yenileyen bir iradeyle mümkündür. Eğer bugün odalar, birlikler ve teşkilatlar sadece aidat toplayan mekanik yapılara dönüşmüşse, bu bir yok oluş alarmıdır. Bu yazıyı yazmak; o alarmı susturmak değil, aksine sokağın sesini, esnafın alın terini ve Ahi Evran’ın tavizsiz ahlakını yeniden merkeze koymak için bir çağrı yapmaktır. Çünkü biliyoruz ki sadece kendini değil, komşusunu da gözeten o “Siftah senden, bereketi Allah’tan” nidası, Anadolu’nun kıyamete kadar sürecek asıl beka senedidir.</p>

<p><strong>İdris Savaş</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ahilik-ruhu-ve-anadolunun-beka-senedi</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 16:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/ahilik-ruhu-ve-anadolunun-beka-senedi.JPG" type="image/jpeg" length="18228"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ümraniye İnkılap Mahallesi Gençlik Platformu tarafından düzenlenen 5. Uçurtma Şenliği, protokol üyeleri, gençler ve ailelerin katılımıyla coşkulu bir atmosferde gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ümraniye İnkılap Mahallesi Gençlik Platformu</strong> tarafından düzenlenen <strong>5. Uçurtma Şenliği</strong>, yoğun katılım ve büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi. Renkli görüntülere sahne olan etkinlikte, gökyüzü yüzlerce uçurtmayla süslendi.</p>

<p><img alt="Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu 3" height="563" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-3.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p>Programa <strong>Ümraniye Kaymakamı Yüksel Çelik</strong>, <strong>Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım</strong>, <strong>İlçe Müftüsü Abdulkerim Çelik</strong> ve önceki dönem MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı <strong>Ümraniye İnkılap Mahallesi Gençlik Platformu Başkanı Halil Tufan</strong> katıldı. Etkinlikte gençler ve aileleri de yer alarak şenliğin coşkusuna ortak oldu.</p>

<p><img alt="Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu 2" height="559" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p><strong>GENÇLERDEN VE AİLELERDEN YOĞUN İLGİ</strong></p>

<p>Gökyüzünü renklendiren uçurtmaların oluşturduğu görsel şölen, katılımcılardan büyük beğeni topladı. Gençlerin ve ailelerin yoğun ilgi gösterdiği program, birlik ve beraberlik mesajlarının ön plana çıktığı keyifli anlara sahne oldu.</p>

<p>Etkinlik boyunca çocuklar ve gençler doyasıya eğlenirken, aileler de organizasyonun sosyal dayanışmaya katkı sağlayan yönünü takdir etti.</p>

<p><img alt="Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu 7" height="563" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-7.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu 5" height="563" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-5.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p><img alt="Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu 6" height="563" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-6.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, İstanbul</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-1.jpg" type="image/jpeg" length="42844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/mustafa_kemal_ataturkun_31003_800.jpg" type="image/jpeg" length="22901"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Oktay Sinanoğlu kimdir? İşte Oktay Sinanoğlu hakkında merak ettiğiniz her şey...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/425981.jpg" type="image/jpeg" length="76644"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL'DAKİ EN İYİ 10 MİMAR SİNAN ESERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/01_4.jpg" type="image/jpeg" length="40757"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 yıl önce İstanbul]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/100-yil-once-istanbul-national-geographic-istanbul-1608963.jpg" type="image/jpeg" length="14745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[vw 1200 64AV835 Restorasyon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Feb 2017 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/20150111_140443.jpg" type="image/jpeg" length="86405"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİNENİN AKSİNE ÇABUK ACIKTIRAN 8 YİYECEK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek_x_14786_b.jpg" type="image/jpeg" length="42171"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANGİ İLAÇLA NE YENMEZ? DİKKATLİ OLMAMIZ GEREKEN 8 BESİN]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken_x_57923_b.jpg" type="image/jpeg" length="41368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER'E DENİZLİ'DEN ANLAMLI HEDİYE]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:26:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/2021083.jpg" type="image/jpeg" length="69884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER KİMDİR?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Jan 2016 17:41:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/111.jpeg" type="image/jpeg" length="44740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KIŞ AYLARINDA ISINMAK İÇİN 20 SÜPER ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Nov 2015 14:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-oneri_x_16537_b.jpg" type="image/jpeg" length="31445"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
