<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 28 Apr 2026 12:18:33 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Moldava’da ne gördük]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/moldavada-ne-gorduk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/moldavada-ne-gorduk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Moldova ve Gagavuzya üzerine gözlemler: göç politikaları, jeopolitik dengeler, ekonomik yapı ve Türk dünyasıyla ilişkiler hakkında dikkat çekici değerlendirmeler.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ülkeye Türkiye'den girişte zorluk çıkarıyorlar, özellikle gençlere ve parası olmayanların işi zor. gidiş dönüş uçak bileti, otel rezervasyonu hatta orada size refakat edecek biri olursa işler kolaylaşıyor. Sebebi Moldavya'dan Avrupa'ya kaçışlar oluyormuş. sanırım Avrupa birliği ülkeleri göçmen konusunda çevresindeki ülkeleri kontrol ediyor. önlemler aldırıyor.</p>

<p>Moldavya başkent çevresi Avrupa birliğine daha yakın siyaset yapıyor, Gagavuz ya Komrat dolayı Rusya'ya yakın siyaset yapıyor. Güçlü devletler Güçsüz devletin içişlerine , kendi çıkarlarına göre karışırlar. Burada da böyle. Moldavya'nın kendi geleceğinden çok Avrupa birliğinin ve Rusya'nın geleceği önemli. Devletleşememiş, milletleşememiş, ekonomisi olmayan, Tam bağımsız olamayan devletlerde bunlar olur.</p>

<p>Rusların geçmişteki zulümleri, Avrupa devletlerinin geçmişteki zulümleri bilinmektedir. Zalimlerden, mazlumların; umut beklemesi incelenmeli.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünya Türklüğünün bağlarının birbirinden koparılarak, ayrı milletlermiş gibi gösterilme çalışmalarının, düşmanın hile tuzaklarının bilinmesi ve önlem alınması gerekir. Dünya Türklüğü; uyanık, akıllı, şuurlu, bilgili, çalışkan olmak zorundadır.</p>

<p>Dünya savaşlarından sonra Romanlar o bölgeye hakim olamaya çalışmış, oysa bölgede Tarih boyunca Türk olan HUNLAR, KIPÇAKLAR, KUMANLAR, NOĞAYLAR, GAGAVUZLAR, TATARLAR DEVLET KURMUŞLAR OSMANLIDA 400 YÜZ YIL HÜKÜM SÜRMÜŞTÜR. Ancak geldiğimiz bu zamanda Türklerin işleri çok kolay değil, Zaten Türklerin bütün dünyada işleri zor.</p>

<p>Devletimiz Türklerin olduğu yerlere 2 cami, iki okul yaparak görevlerini yaptıklarını sanıyorlar. Oysa Kızıl elma, turan gibi büyük hedefleri olan Türk milleti , işte dilde fikirde birlik için çalışmalar yapamıyor. lafla milleti oyalıyor. ilkeler hedefler belli değil. Büyük devlet olmanın gerekleri yapılmıyor. Türk töresi, Türklük davası bilinmiyor. yükselmiyor.</p>

<p>Gagavuz ya Komrat dolayı bizim Yörükler gibi öz Türkçe konuşuyor. Hatta dedeler neneler Yörüklerden bahsedermiş, el işlerinde, müzelerinde bunları görmek mümkün.</p>

<p>Gagavuz ya nın Özerk bölge olmasında rahmetli cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel in katkısı çok olmuş, vefa gösteriyorlar.</p>

<p>Gagavuz yada yaşayan kan kardeşimiz Türkler Hristiyan, Ortodoks inancına mensup, Müslümanlara çok saygı gösteriyorlar. Hoca Ahmet Yesevinin dediği gibi din tercih, Türklük kader sözünü benimsiyorlar.</p>

<p>Sokaklar temiz, trafik kurallarına çok dikkat ediyorlar. düşünceler yeterince özgür değil. kuralcılar. devlet cezalarla insanları yönlendiriyor.</p>

<p>Topraklar çok bereketli, Karadeniz iklimi yağmur çok yağıyor. buğday çok üretiliyor. ancak ekmek az yiyorlar. ceviz bahçeleri bol, eskiden Türkiye ye ceviz Moldavya'dan gelirmiş, Yol kenarlarına kilometrelerce devlet ceviz dikmiş.</p>

<p>Ülkenin çoğu yurt dışında çalışıyor. ve Yurt dışında kazandıklarını ülkeye getiriyorlar, ekonomi birazda böyle dönüyor. Başkent Kişinev çevresinde üzüm bağları ve şarapçılık baya gelişmiş.</p>

<p>Müzeleri ve Parkları gezmeye değer. 10 sene önce Türk lirası , onların parası li ye göre 12 kat değerliymiş. şimdi Onların li si parası Türk Lirasına göre iki kat değerli. Fiyatlar Türkiye'ye yakın.</p>

<p>Büyük devletler kuran, Dünyaya defalarca adalet götüren büyük Türk milleti, Gagavuz ya daki Türk soylularla daha yakın işbirliği yapmalı. Gönül birliğiyle başlayarak, ilkeleri, hedfleri belirleyerek , Türk Töre sinide dikkate alıp, işte dilde fikirde birliği sağlamak için çalışmalıdır.</p>

<p><strong>Ramazan Kıvrak.</strong></p>

<p><strong><img alt="Moldava’da Ne Gördük 2" height="300" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/04/moldavada-ne-gorduk-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="650" /></strong></p>

<p><img alt="Moldava’da Ne Gördük 3" height="531" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/04/moldavada-ne-gorduk-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="650" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Meta açıklaması yaz</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/moldavada-ne-gorduk</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/moldavada-ne-gorduk-1.jpg" type="image/jpeg" length="20435"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sosyal değişimi kavramak ve uyum meselemiz!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sosyal-degisimi-kavramak-ve-uyum-meselemiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sosyal-degisimi-kavramak-ve-uyum-meselemiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal değişim ve sekülerleşme devlet eliyle yönetilebilir mi? Türkiye’nin değişimi kavrama ve uyum sorunu üzerine sosyolojik ve eleştirel bir değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Değişimden çok söz ediyoruz. Ama çoğu zaman değişimin kendisini, organik süreçlerini değil, sonuçlarını konuşuyoruz.<br />
Konumunu kaybeden veya tahkim etmek isteyen siyasetçiler “değişim” söylemine sarılıyor. Fakat bu söylem çoğunlukla sosyolojik dönüşümü anlamaya değil, ortaya çıkan sonuçlara "yeni olmak" adına ve siyaseten temsil etmek iddiasına yönelik oluyor. Böyle olunca da bu algıya göre değişim, toplumsal bir süreç olmaktan çıkıp devlet eliyle yönetilecek bir siyaset mühendisliği projesine dönüşüyor.</p>

<p>Oysa "aydınlanma, sosyal değişim ve sekülerleşme" siyasi ve idari bir kararnameyle başlamaz. Bir siyasi iradeyle de tamamlanamaz. Sosyolojinin organik süreçleriyle ekonomi değişir, kentleşme artar, eğitim yaygınlaşır, birey güçlenir, iletişim hızlanır.<br />
Bu süreçlerin toplamı doğal mekanizmalarla toplumu dönüştürür. Siyaset bu dönüşümü yönetemez. Yönetmeye kalkıştığında toplumsal gerilimler üretmiş olur. Siyaset en fazla değişimin kanuniyetlerine uyum sağlar, süreçlerin önünü tıkamaya çalışmaz.</p>

<p>Bizde sorun tam da burada başlıyor. Değişimi toplumsal bir süreç olarak değil, bir yönetim meselesi olarak görüyoruz. Farklı ideolojilerde olsalar bile siyasi aktörler, hatta aydınlarımız bile aynı devletçi refleksi gösteriyorlar. Toplumun kendiliğinden değişeceğine inanmıyorlar. Değişimi yukarıdan aşağıya tasarlamak istiyorlar.<br />
Bu yaklaşım sosyal değişim veya sekülerleşmenin doğasıyla çelişiyor. Çünkü sekülerleşme merkezileşme değil, çoğullaşma üretir.</p>

<p>Türk siyasal kültüründe pragmatizm güçlüdür. Kuramsal çerçeve kurmak yerine pragmatik çözümler üretiriz. Krizleri ilkeler, kurumsal sürdürülebilirlik ile değil, konjonktürel çözümlerle aşmaya çalışırız. Bu nedenle “değişim” olgusunu çoğu zaman ilkesel kavrayışla değil, dönemsel bir söylemle dile getiririz. Bu sebeple güç dengesi değişince, mecburiyet hasıl olunca reform gündeme gelir. Sosyal ve siyasal statüler sarsılınca yenilik konuşulur. Ama değişimi kavrama noktasında zihniyet hep aynı kalır.</p>

<p>Sosyal değişime uyum sağlamak başka bir şeydir. Toplumu yeniden tasarlamak başka bir şeydir. Devletin görevi toplumu biçimlendirmek değildir. Çoğullaşmayı güvence altına almaktır. Hakem olmak, yön verici olmaktan daha sağlıklıdır. Kuramsal ve kurumsal çerçeve bu anlayışla güçlenir.</p>

<p>Oysa ki siyasi elitler ve aydınlar için meselenin daha net olması gerekir. Değişimi savunmak yetmez, değişimin tarihi ve sosyolojik doğasını anlamak gerekir. Sekülerleşme bir ideolojik zafer değildir. Toplumsal çeşitliliğin artmasıdır. Bu çeşitlilik karşısında yapılması gereken, ideolojik takıntılarımızla yeni bir toplum tasarlamak değil, birlikte yaşama kurallarını yeni değer, ilke ve normlarla güçlendirmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’nin sosyal değişime uyum sorunu zihinsel bir alışkanlıktır. Toplumu devletle şekillendirme refleksimiz hala sürüyor. Bu refleks değişmeden söylem de değişmiyor. Gerçek uyum ise farklıdır; değişimi yönlendirme arzusu ve yeni gerilimler üretmek sevdasından vazgeçmek gerekir. Toplumun kendi doğal ritmini kabul etmek gerekir.</p>

<p>Bugün ihtiyacımız olan yeni sloganlar değildir. Kuramsal açıklık ve entelektüel cesaret göstermektir. Değişimi temsil etmek isteyenler için asıl sınav budur. Toplumu yeniden kurmak değil, toplumun zamanın ruhuna uygun bir biçimde kendini dönüştürmesine alan açmaktır.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sosyal-degisimi-kavramak-ve-uyum-meselemiz</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="37189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Milliyetçileri Birleşiniz]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turk-milliyetcileri-birlesiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turk-milliyetcileri-birlesiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk milliyetçilerinin birlik çağrısı: Bölünmüşlük, liderlik sorumluluğu ve siyasi hedefler üzerine sert eleştiriler içeren dikkat çekici bir değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Büyük ülküleri amaç edinen siyasi partiler küçük hedefleri elinin tersi ile itmek zorundadır. Siyasi partiler bir arkadaş topluluğunun kendilerini milletvekili yapmak için kurulmaz. Söylemde büyük ülküler, eylemde küçük amaçlar peşinde koşuluyorsa vatanseverlik kavramı civcivlerin önüne atılan yem konumuna iner.<br />
Son 25 yılda Türk Milliyetçileri "Bölündü, parçalandı" diyoruz. Her bölünme Türk Milliyetçiliği hareketini etkisizleştirmektedir. Sorulması gereken soru şudur: Milliyetçileri etkisiz topluluklar yapmak isteyen küresel güçler ve onların yerli işbirlikçileri elbette olacaktır, bu durum çağımızın gerçeğidir. Yağı sizi böldü, parçaladı, burası tamam. Peki biz ne yapıyoruz?<br />
"Oh ne iyi oldu; bizim de bir partimiz, bizim de bir koltuğumuz oldu" sevincini mi yaşıyoruz?..<br />
Mustafa Kemal Atatürk Gençliğe hitabesinde diyordu ki:<br />
"Zorla ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri ele geçirilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve ülkenin her köşesi fiilen işgal edilmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha kötü ve yıkıcı olmak üzere, ülkenin içinde yönetimde olanlar, ihmal ve sapkınlık ve hatta ihanet içinde bulunabilirler".<br />
Bu günler Atatürk'ün işaret ettiği günler değil midir?..<br />
İsa Yusuf Alptekin şöyle diyordu:<br />
“Çin bizi işgal ederken, camide 'Allah’ın 99 adını 33’lük tesbihle mi yoksa 99’luk tesbihlemi çekelim' diye tartışıyorduk”.<br />
Milliyetçi Partilerin genel başkanlarına sesleniyorum:<br />
"Bizim elimizde tesbih yok diyerek kurtulamazsınız. Büyük ülkülerde kenetlenme, birleşme adımları atmaz iseniz şu günlerde söylediğiniz süslü sözler 'Sahte kabadayılıklar"dan öte bir anlamı olmayacaktır!.. Birleşmeye yanaşmayanlar için yarının tarihçileri şöyle yazacaktır:<br />
'Türkiye Cumhuriyetinin yer altı ve yer üstü kaynakları bir bir satılırken, Türk Milliyetçileri bölündü, parçanlandı; emperyalizmin işgal edilecek bir ülkenin önce milliyetçileri etkisizleştirilir kuralı yürürlüğe kondu, milliyetçi tabanda siyaset yapan partilerin genel başkanları makam odalarında çaylarını yudumlarken ertesi gün hangi büyük sözleri konuşacağını düşünüp söylemden eyleme geçemediler. Genel Başkan kalma hevesi vatanseverliği bitirdi. Milliyetçi taban da bu süslü sözlerin büyüsüne kapılıp vatan ağacının dallarına, yapraklarına bakarken ormanın kelleşen yerlerini göremediler".<br />
Tarih mahkemesinden kimse kaçamaz!..<br />
Sadece parti genel başkanları değil, milletvekilleri, parti örgütlerinin il ve ilçe başkaları da "Koltuk mu, vatan mı?" sorusunu bu gün kendisine sormak zorundadır.<br />
Yarın çok geç olabilir!..<br />
Türk Milliyetçileri birleşiniz!..</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Alper Aksoy</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turk-milliyetcileri-birlesiniz</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/turk-milliyetcileri-birlesiniz.jpeg" type="image/jpeg" length="21029"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Propaganda]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/propaganda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/propaganda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gri propaganda nedir ve toplumu nasıl etkiler? Siyasal söylemler, tarihsel örnekler ve algı yönetimi üzerinden propaganda yöntemlerini ele alan dikkat çekici bir analiz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ÇUVALDIZ.!!!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Siyasal İslâmcıların bilinen ve öne çıkan en önemli özelliği, eskiye dönük olarak "Gri propaganda" yöntemini kullanarak Türk Milleti'nin kafasını karıştırmak, Türk Milleti'ni kendi istediği istikâmete yönlendirmek, kendi nâm ve hesâplarına Türk toplumun da bunlar düzgün, doğru söyleyen, inanılır, güvenilir, namuslu insanlar kanaâtini uyandırmak ve bu sâyede, Türk ve Türklük düşmanları küresel vampirlerin şeytâni emellerine hizmet edecekleri politik-siyasi iklimi oluşturmaktır..<br />
Bu "Gri propaganda" nedir diye sorulacak olursa, toplumları etkilemek için çok kullanılan propaganda yöntemlerini burada izâh etmekliğimiz gerekiyor..<br />
Üç türlü propaganda yöntemi vardır..<br />
-Kara Propaganda..<br />
-Gri Propaganda..<br />
-Beyaz Propaganda..<br />
Kara propaganda bütünüyle yalan olan propaganda yöntemidir..<br />
Gri propaganda yarısı yalan, yarısı doğru olan propaganda yöntemidir..<br />
Beyaz propaganda bütünüyle gerçek olan propaganda yöntemidir..<br />
Bu propaganda türleri arasında en tehlikeli olan propaganda türü "Gri propaganda" yöntemidir..<br />
Yalanla gerçeği harmanlayarak yapılan propaganda insanların doğru ile yanlışı ayırt etmelerini zorlaştırır..<br />
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamakta zorlananlar propaganda yöntemini kullananların istediği istikâmete yönlendirilmek suretiyle kurulan tuzaklara rahatlıkla düşerler..<br />
Bu propaganda türüne bir örnek vermek gerekirse, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk'ün şapka giymeyi reddeden İslâm âlimlerini istiklâl mahkemelerinde yargılatarak idâm ettirdiği söylenilerek propaganda yapılmaktadır..<br />
25.Kasım.1925 yılında bir şapka kanunu çıkarılmış, 28.Kasım.1925 yılında da kanun yürürlüğe girmiştir ve şapka giymek kanunla mecbur edilmiştir doğrudur ancak, bu kanunun kapsamında, meclis üyeleri, meclis çalışanları ve memurlar vardır, umum-i efkâr yoktur, bu yalandır halk şapka giymeye zorlanmamıştır..<br />
Siyasal İslâmcılar Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan şapka kanununun içine halkı, özellikle de İslâm âlimi olarak bilinenleri katarak yarısı doğru yarısı yalan olan bu propaganda yöntemiyle, kuruluşuna ve ilânına temelden itirâz ettikleri ve karşı çıktıkları Cumhuriyet'e karşı art niyetlerini topluma benimsetmek istemişlerdir ve ne yazık ki Türk toplumu da araştırma ve işin aslını öğrenme alışkanlığı olmadığı için bu propagandaya inanmak suretiyle siyasal İslâmcıların kurduğu tuzağa düşmüştür..<br />
Hatta siyasal İslâmcılar şapka konusunda biraz daha da ileri giderek Rize Güneysu'da (Eski adı Potamya) 1928 yılında dönmeler tarafından kurulan ve bağımsız bir yapı olarak bilinen, devlet içinde devlet olmaya yönelen Pontus Rum devletini ortadan kaldırmak için o tarihte Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk tarafından gönderilen Hamidiye vapurunun bombaladığı yerlerden mülhem..<br />
-Atma Hamidiye atma, din kardaşiyuk, şapkada giyecük, vergide verecük, askerlikte edecük şeklinde ki oldukça mânidar bir söylemle de, halk arasında şapka giymeyi reddedenler tümüyle cezandırıldı dâhi demeye cüret etmişlerdir..<br />
Netice itibâriyle siyasal İslâmcıların "Gri propaganda" yöntemini kullanarak Türk Milleti'ni, kendi politik-siyasi emelleri doğrultusunda aldatıp kandırdığı inkâr edilemez bir şekilde ortadadır ve bilim namusuna sahip tarihçilerin gösterdiği belgelere rağmen gerçeklerin saptırıldığını söylemek istiyorum..</p>

<p>ESENLİK DİLİYORUM.!!!</p>

<p><strong>BEKİR GÜL</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/propaganda</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/11/yazarlar/bekir-gul-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="76300"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye jeopolitik fırsat kapılarını açabilecek mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turkiye-jeopolitik-firsat-kapilarini-acabilecek-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turkiye-jeopolitik-firsat-kapilarini-acabilecek-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye jeopolitik fırsatları kalıcı güce dönüştürebilir mi? Hukuk, güven, kurumsallık ve ekonomik istikrar temelinde rasyonel zeminin önemini analiz eden stratejik bir değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye jeopolitik fırsat kapılarını açabilecek mi? (Sonuçların değil, rasyonel zeminin manifestosu)</p>

<p>En son olarak ABD/İSRAİL ve İRAN gerilimi ve savaşının doğurduğu bölgesel fırtınaların ortasında Türkiye’nin adının daha sık anılması, doğal olarak hepimizde bir umut dalgası üretiyor.<br />
Haritalar yeniden çiziliyor, enerji yolları konuşuluyor, savunma işbirlikleri tartışılıyor, finans merkezleri hayal ediliyor. Lojistik üstünlükten, dijitalleşmiş üretimden, çeşitliliğe dayalı ekonomik alt yapı ve kapasiteden söz ediliyor.</p>

<p>Herkes aynı cümleyi kuruyor:<br />
“Türkiye’nin önemi artıyor.”<br />
<br />
Doğrudur, ancak önem artışı, kendi başına güç değildir.<br />
Fırsat, tek başına sonuç üretmez.<br />
Coğrafya, tek başına kader değildir.</p>

<p>Bir ülke ancak güven üretirse merkez olur.<br />
Bir ülke ancak öngörülebilir olursa kalkınma hattı olur.<br />
Bir ülke ancak hukuk inşa ederse finans merkezi olur.<br />
Bir ülke ancak değer üretirse yumuşak güç haline gelir.</p>

<p>Bugün konuştuğumuz her şey; enerji merkezi olmak, üretim ve lojistik üs haline gelmek, finansal çekim alanı oluşturmak, savunma işbirliklerinin odağına yerleşmek, bunların hepsi aslında birer sonuçtur<br />
Kurgulanan sonuçları doğuracak zemin konuşulmadan, temenniler stratejiye dönüşemez.<br />
<br />
Rasyonel zeminin ön şartları ise çok nettir: değerler, ilkeler, normlar ve hukuk içinde inşa edilmiş kurumsal kapasite.</p>

<p>Bir enerji merkezi olmak istiyorsak, boru hatlarından önce güvenilir düzenleyici kurumlara ihtiyacımız var.<br />
Bir finans merkezi olmak istiyorsak, gökdelenlerden önce yatırım iklimine, bağımsız yargıya ihtiyacımız var.<br />
Bir lojistik üs ve üretim merkezi olmak istiyorsak, limanlardan, fabrikalardan önce öngörülebilir kurallara ihtiyacımız var.<br />
Bir yüksek teknoloji üretim havzası olmak istiyorsak, vergi teşviklerinden önce bilim üreten üniversitelere, özgür düşünceye, temel hakların güvence altına alındığı devlet ve hukuk düzenine ihtiyacımız var.</p>

<p>Çünkü sermaye, risk alır ama belirsizlik sevmez.<br />
Teknoloji, teşvikle gelir ama özgürlüklerle kalıcı hale gelir.<br />
Diplomasi, güçten etkilenir ama kalıcı güvene bağlanır.<br />
Jeopolitik, fırsat ve imkan sunar ama kurumsallıkla kalıcılaşır.</p>

<p>Yumuşak güç dediğimiz şey; popüler kültürden ibaret değildir. Yumuşak güç bir ülkenin hukukunun itibarıdır, ihtiyaç duyulan yeni değerlerin üretilmesidir, kurumlarının ciddiyetidir.<br />
Akademisinin özgürlüğüdür, medyasının çoğulculuğudur.<br />
Devlet aklının tutarlılığıdır.<br />
Daha da önemlisi, yarın ne yapacağı tahmin edilebilen bir ülke, bir devlet olabilmektir.</p>

<p>Bugün Türkiye’nin önünde açılan pencere, ekonomik, askeri ya da jeopolitik bir fırsattan ibaret değildir.<br />
Bu, aynı zamanda bir zihniyet testidir.<br />
Biz bu süreci; “önemimiz arttı” diyerek temennilerle mi geçireceğiz, yoksa “önemimizi kalıcı hale getirecek değerleri nasıl inşa ederiz” sorusunu kendimize mi soracağız?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aydınlara düşen görev, beklenti üretmek değil; rasyonel ve hukuki zemin tartışmaktır.<br />
Siyasete düşen görev, fırsat söylemi değil; kurumsal mimariyi inşa etmektir.<br />
Kamuoyuna düşen görev sonuçları alkışlamak değil; sebepleri tartışmak ve talep etmektir.</p>

<p>Çünkü güçlü devlet, yalnızca caydırıcı olan değil; güven veren devlettir.<br />
Etkili ülke, yalnızca konuşulan değil; ürettiği yumuşak güçle referans alınan ülkedir.<br />
Merkez ülke, yalnızca geçiş noktası değil; karar mekanizmalarının odağında bulunandır.</p>

<p>Türkiye için konuşulan tüm ihtimaller mümkündür. Ama bu ihtimallerin hiçbiri kendiliğinden gerçekleşmez. Jeopolitik rüzgârlar yön değiştirir. Enerji yolları farklılaşır. İttifaklar dönüşür. Kalıcı olan tek şey, kurumların kalitesi ve üretilmiş değerlerin gücüdür.</p>

<p>Bu nedenle bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yeni bir stratejik cümledir:<br />
Türkiye sonuçların peşinden koşan değil; sonuçları üreten, rasyonel zemini inşa eden bir ülke olmalıdır.</p>

<p>Enerji merkezi olmak istiyorsak önce hukuk merkezi olmalıyız.<br />
Finans merkezi olmak istiyorsak önce güven merkezi olmalıyız.<br />
Lojistik merkez olmak istiyorsak önce öngörülebilirlik merkezi olmalıyız.<br />
Bölgesel güç olmak istiyorsak önce değer üreten bir ülke olmalıyız.</p>

<p>Jeopolitik fırsatlar kapıyı çalar.<br />
Kurumsal kapasite kapıyı açar.<br />
Yumuşak güç ise gelen misafiri kalıcı kılar.</p>

<p>Bugün konuşmamız gereken tam da budur:<br />
Türkiye’nin önemi artıyor mu, yoksa Türkiye önem ve norm üretebilecek bir ülkeye dönüşüyor mu?</p>

<p>Bu iki soru arasındaki fark, temenni ile strateji arasındaki farktır.</p>

<p>Artık temenniler değil, rasyonel zemin konuşulmalıdır:<br />
* Manipülasyon ve popülizm tuzağına düşmeyen, kurumsal kapasitesi yüksek bir demokrasi,<br />
* Evrensel hukuk ilkelerine dayalı adalet üreten yargı mekanizmaları,<br />
* Enflasyonu tek hanelere düşürmüş, fiyat ve finansal istikrarını sağlamış,<br />
* Önündeki 15-20 yıl boyunca en az 2 puanı toplam faktör verimliliği kaynaklı, sürdürülebilir % 6-7'lik büyüme hedefi ve ön şartlarını sağlayan bir Türkiye. Saydığımız jeopolitik fırsatlar ve diğer faktörlerle birlikte toplam 4 trilyon $'lık bir ekonomik büyüklüğe ulaşabilecek bir Türkiye...</p>

<p>İşte o zaman YENİ TÜRKİYE RÖNENSANSI'ndan bahsedebileceğiz.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR </strong>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turkiye-jeopolitik-firsat-kapilarini-acabilecek-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="55873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bilmediğimiz Bir Zihin Dünyasında Mutlak Hakikatı Temsil İddiasında Bulunmak!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bilmedigimiz-bir-zihin-dunyasinda-mutlak-hakikati-temsil-iddiasinda-bulunmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bilmedigimiz-bir-zihin-dunyasinda-mutlak-hakikati-temsil-iddiasinda-bulunmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan zihninin sınırsız karmaşıklığı karşısında mutlak hakikat iddiası mümkün mü? Bilim, bilinç, nörobilim ve dogmatik düşünce üzerine derin bir analiz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsanı anlamaya çalışıyoruz.<br />
Ama elimizdeki veriler, aslında ne kadar az şey bildiğimizi gösteriyor.<br />
Bugün nörobilim bize şunu söylüyor: İnsan beyni yaklaşık 86 milyar nörondan oluşuyor. Bu nöronların her biri binlerce bağlantı kuruyor. Ortaya çıkan bağlantı sayısı, evrendeki yıldız sayısından bile daha büyük olabilecek bir karmaşıklık üretiyor.</p>

<p>Bu devasa sistemin nasıl çalıştığını çözmeye çalışıyoruz. Ama henüz yolun çok başındayız.</p>

<p>Bilim insanları, tüm sinir sistemi yalnızca 302 nörondan oluşan bir solucanın beyin bağlantılarını ancak yakın zamanda tam olarak haritalayabildi. Buna rağmen bu basit organizmanın davranış ve farklı tercihlerini eksiksiz biçimde matematiksel bir modele dökebilmiş değiliz.</p>

<p>Daha da çarpıcısı: yaklaşık 140 bin nörona sahip meyve sineğinin beyni 2024 yılında ilk kez tamamen haritalandı. Bu, bilim tarihinin en büyük beyin haritalama başarısı olarak kabul ediliyor. Ama bu harita bile sineğin davranış ve tercihlerini tam olarak açıklamaya yetmiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle:<br />
Bir meyve sineğinin zihnini bile tam olarak çözememiş durumdayız.</p>

<p>Buna karşılık insan, 86 milyar nöronluk bir sistemle düşünür, planlar, karar verir, inanır, şüphe eder, korkar, umut eder. Bugün itibariyle bu karmaşık sistemin nasıl bilinç ürettiğini hâlâ bilmiyoruz.<br />
Bu noktada temel bir soru ortaya çıkıyor:<br />
Kendi zihnimizin nasıl çalıştığını bilmezken, mutlak hakikati temsil etmek iddiasında bulunabilir miyiz?</p>

<p>Kaynağı felsefi, dini veya ideolojik olsun fark etmez; dogmatik düşünce tam olarak burada devreye giriyor.<br />
Bilgi eksikliğimizi ilhamla, sezgiyle dolduruyoruz.<br />
Belirsizlik kaygımızı inançla kapatıyoruz.<br />
Bilinmeyeni ise "hikmet" çıkarımı veya ön kabullerle kesinlik olarak sunuyoruz.</p>

<p>Mitolojik düşünme döneminin mutlaklıkları sonrası milentumların belirgin özelliği şuydu:<br />
Bilmediğimiz şeyleri açıklamak için; felsefi okullar, dini öğretiler ve ideolojik ön kabullerden hareketle olanı ve olacak olanları kapsayacak şekilde kesin doğrular ilan etmek.<br />
Bugün bilim tam tersini yapıyor.<br />
Bilim, bildiklerinden çok bilmediklerini büyütüyor.<br />
Her keşif, yeni bir cehalet alanı açıyor.<br />
Her ilerleme, mutlaklık iddiamızı biraz daha zayıflatıyor.</p>

<p>Bu nedenle bilimsel düşünce doğası gereği mütevazıdır.<br />
Dogmatik düşünce ise doğası gereği taşkın ve kibirlidir.<br />
Bilim “bilmiyoruz” der.<br />
Dogmatik “kesin biliyoruz” der.<br />
Bilim soru sorar.<br />
Dogmatik hazır cevaplar verir.<br />
Bilim ihtimallerle konuşur.<br />
Dogmatik mutlak doğruyu bildiği iddiasıyla konuşur.</p>

<p>Oysa insan zihni ihtimallerden oluşur.<br />
Kararlarımız, tercihlerimiz nöronlar arası bağlantıların sürekli değişen dinamiklerinden doğar.<br />
Bugün doğru bildiğimiz şey, yarın yanlış çıkabilir.<br />
Bugün kesin dediğimiz şey, yarın revize edilebilir.<br />
Bu bir zayıflık değil; insanlığın en büyük gücüdür.</p>

<p>Çünkü kesinlik ilerlemeyi durdurur.<br />
Şüphe ise düşünceyi canlı tutar.<br />
Evren hakkında bilgimiz sınırlı.<br />
Bilinç hakkında bilgimiz çok sınırlı.<br />
İnsan hakkında bilgimiz daha da sınırlı.</p>

<p>Bu durumda geleceğe dair mutlak öngörülerde bulunmak, bilimsel bir faaliyet değil; anlam üretme çabasıdır.<br />
Bu çaba değerlidir, ama asla kesin değildir.<br />
Belki de insanlık için en sağlıklı zihinsel tutum şudur:<br />
Kesin inanç yerine güçlü ama geçici kanaatler.<br />
Mutlak doğrular yerine test edilebilir fikirler.<br />
Dogmalar yerine sürekli revizyon.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü 302 nöronlu bir solucanı bile tam anlamamış bir türün, 86 milyar nörona sahip insan beyni ve zihni adına mutlak hakikat ilan etmesi, bilgiden çok inanca, bilimden çok mitolojiye, akıldan çok dogmaya yakındır.</p>

<p>Belki de YENİ TÜRKİYE AYDINLANMASI döneminde gerçek bilgelik, bildiklerimizin değil, bilmediklerimizin büyüklüğünü fark ettiğimiz yer ve anda başlayacaktır.</p>

<p>Çünkü düşünüyor veya tasavvur ediyorum ki, Allah'ın en büyük nimet ve ayeti; KAİNAT BİLGİSİ OLAN BİLİM ve AKILDIR...</p>

<p>İyi pazarlar dileklerimle arz ederim...</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bilmedigimiz-bir-zihin-dunyasinda-mutlak-hakikati-temsil-iddiasinda-bulunmak</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="10012"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gülistan Doku Dosyası Üzerinden, Adalet Duygusunu Da Araçsallaştırmak!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gulistan-doku-dosyasi-uzerinden-adalet-duygusunu-da-aracsallastirmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gulistan-doku-dosyasi-uzerinden-adalet-duygusunu-da-aracsallastirmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gülistan Doku dosyası üzerinden adalet duygusunun araçsallaştırılması tartışılıyor. Hukukun eşitliği, yargı bağımsızlığı ve toplumsal güvenin neden zedelendiğine dair çarpıcı bir analiz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet, bir toplumun yalnızca hukuk metinlerinde yazılı ilkeleri değil, aynı zamanda ortak vicdanını, güven duygusunu ve geleceğe dair beklentisini de belirleyen temel değerdir. Bu nedenle adalet duygusunun zedelenmesi yalnızca hukuki bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bağın çözülmesi anlamına gelir. Daha tehlikelisi ise adaletin yokluğu değil, adalet duygusunun siyasal ve ideolojik amaçlarla araçsallaştırılmasıdır.</p>

<p>Adalet kavramını, tarihsel ve toplumsal dinamiklerin ürettiği kurumsal bir bilinç olarak değil de, menkıbelerle idealize edilmiş “altın çağ veya Asr-ı Saadet" anlatılarının içine hapsettiğinizde, onu yaşayan bir hukuk düzeni olmaktan çıkarırsınız.<br />
Böyle bir yaklaşımda adalet; evrensel ilkeler, kurumsal süreklilik ve toplumsal sözleşme üzerinden değil, iktidarın uygun gördüğü zamanlarda algı çalışması olarak hatırlanan, uygun gördüğü zamanlarda askıya alınan bir retorik aracına dönüşür. Bu durumda hukuk, toplumu düzenleyen bir mekanizma değil; yönetilenlere yönelen bir disiplin aracına, yönetenleri ise sorumluluktan muaf tutan bir imtiyaz sistemine dönüşür.</p>

<p>Türkiye’nin hukuk ve adalet serüveni, tam da bu gerilimin izlerini taşır. Modernleşme çabalarıyla birlikte kurumsallaşmaya çalışan hukuk düzeni, dönem dönem siyasi müdahalelerle zayıflatılmış; adalet duygusu ise çoğu zaman güç mücadelelerinin gölgesinde kalmıştır. Bu nedenle toplumda adalet beklentisi güçlü, fakat hukuka güven kırılgandır. İnsanlar adaletin varlığına inanmak ister, fakat uygulamada bunun istisnai örneklerle sınırlı kaldığını gördükçe mesafeli bir tutum geliştirir.</p>

<p>Son dönemde kamuoyunda geniş yankı uyandıran bazı dosyaların yeniden gündeme getirilmesi, bu açıdan dikkatle değerlendirilmelidir.<br />
Yıllarca sonuçsuz bırakılmış, faili meçhul olarak kalmış ya da kamu vicdanında karşılığı olan dosyaların bir anda öne çıkarılması, elbette adalet adına olumlu bir gelişme olabilir.<br />
Ancak bu tür adımlar, sistematik bir hukuk reformunun parçası değil de seçilmiş örnekler üzerinden yürütülen, yerle bir edilmiş adalet duygusu üzerinden yeni bir imaj çalışmasına dönüşürse, bu kez adaletin kendisi tartışmalı hale gelir, adalet duygusu araçsallaştırılmış olur.</p>

<p>Toplumun hafızası güçlüdür. İnsanlar yalnızca bugün açılan dosyaları değil, yıllarca görmezden gelinenleri de hatırlar. Bu nedenle birkaç sembolik dosya üzerinden verilen mesaj, geçmişteki geniş ölçekli hukuk dışılıkların üzerini örtmeye yetmez.<br />
Aksine, seçici adalet görüntüsü oluştuğunda, bu tür hamleler güven üretmek yerine şüpheyi derinleştirir. Çünkü adaletin temel ilkesi eşitliktir; eşitliğin olmadığı yerde ise adalet değil, siyasi tercih ve amaçlar konuşur.</p>

<p>Daha da önemlisi, adalet duygusunun siyasi hesapların parçası haline getirilmesi, toplumun en güçlü ahlaki referanslarından birini aşındırır.<br />
İnsanların adalete olan inancı, yalnızca mahkeme kararlarıyla değil, süreçlerin tutarlılığıyla şekillenir. Bugün bir dosyada gösterilen hassasiyetin, yarın benzer olaylarda gösterilmemesi, adalet duygusunu güçlendirmek yerine onu araçsallaştırılmış bir söyleme dönüştürür.</p>

<p>Oysa gerçek adalet, sembolik davalarla değil, kurumsal süreklilikle inşa edilir. Hukukun öngörülebilir olması, yargının bağımsızlığı, hesap verebilirlik mekanizmalarının işlerliği ve herkes için eşit uygulama; adalet duygusunun kalıcı temelleridir. Bu temeller olmadan atılan her adım, kısa vadeli bir algı yönetimi olarak kalır.</p>

<p>Sonuç olarak mesele birkaç dosyanın aydınlatılması değil, adaletin istisna olmaktan çıkarılmasıdır. Adalet, kriz anlarında hatırlanan bir slogan değil; her gün işleyen bir düzen olmalıdır. Çünkü toplumlar adaletin varlığıyla ayakta kalır, adaletin araçsallaştırılmasıyla değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sevgi ve saygıyla dikkat ve bilgilerinize arz ederim...</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gulistan-doku-dosyasi-uzerinden-adalet-duygusunu-da-aracsallastirmak</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="79928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ermenilerden Yine Aynı Tahrik!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ermenilerden-yine-ayni-tahrik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ermenilerden-yine-ayni-tahrik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[24 Nisan 2026’da Ermenistan’da yaşanan bayrak yakma olayı ve Türkiye-Ermenistan ilişkileri üzerine sert değerlendirmeler içeren bu metin; diaspora etkisi, tarihsel tartışmalar ve bölgesel siyasete dair dikkat çekici bir bakış sunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Emperyalizmin oyuncağı olmayı yaşam tarzı edinmiş milletler var;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(Yeni not;</p>

<p>Bugün (24. Nisan 2026)yine sabah sabah Ermenistan’da Türk bayrağını yaktılar.)</p>

<p>İşte tarihte ve halen onlardan birisi de Ermenilerdir.</p>

<p>Diasporanın etkisinden bir türlü uzaklaşamayan Ermenilerin şunu çok iyi bilmeleri gerekir ki tarih boyunca onları kışkırtan Fransa dün can düşmanı olan Almanya ile geçmişi unutup dost olarak, dün düşmanı olan Büyük Britanya ile ABD ise bu gün iki kardeş gibi yaşamakta.</p>

<p>///</p>

<p>Sözde Batıya güvenen, Dubai, Kuveyt,Katar, B. A. E, Bahreyn gibi ülkelerin ne hale geldiğini İran ABD, İsrail savaşında gördük.</p>

<p>ABD nin sözde ortağı olduklarını söyleyen Suriye Kürtlerinin, Afganistan’daki yanlılarını nasıl terkedildiklerini gördük.</p>

<p>///</p>

<p>Esasında bunlardan ders almaları gerekirken;</p>

<p>Yine sözde soykırım yıldönümü diyerek söylemlerine, eylemlerine devam edecekler.</p>

<p>Halbu ki tarihte biz bunlara “milleti sadıka”demişiz.</p>

<p>Sadece Türkiye ile sınırlarının açılması için tarihteki gibi dost olsalar bu gün ekonomik olarak çok daha rahat duruma geleceklerdir.</p>

<p>Maalesef siyasetleri kinden, nefretten, düşmanlıktan besleniyor, öyle olunca da bedelini vatandaşı ödüyor.</p>

<p><strong>Ernail Koç</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ermenilerden-yine-ayni-tahrik</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/08/yazarlar/ernail-koc-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="23703"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Erol Güngör, vefatının 43. yılında anılıyor]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/prof-dr-erol-gungor-vefatinin-43-yilinda-aniliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/prof-dr-erol-gungor-vefatinin-43-yilinda-aniliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Erol Güngör, vefatının 43. yılında anılıyor. Türk düşünce hayatına yön veren eserleri, akademik kariyeri ve milliyetçi fikir yapısıyla bıraktığı miras haberimizde.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>25 Kasım 1938 tarihinde Kırşehir’de doğan <strong>Erol Güngör</strong>, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Gençlik yıllarında tarih ve kültür alanlarına ilgi duyan Güngör; <strong>Hilmi Ziya Ülken</strong> ve <strong>Ziya Gökalp </strong>gibi önemli düşünürlerin eserlerini okuyarak fikrî altyapısını geliştirdi.</p>

<p><strong>AKADEMİK HAYATI VE BİLİMSEL ÇALIŞMALARI</strong></p>

<p>İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde bir yıl eğitim aldıktan sonra aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden 1961 yılında mezun olan Güngör, akademik kariyerine burada başladı.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Mümtaz Turhan</strong>’ın yanında Sosyal Psikoloji asistanı olarak görev yapan Güngör, 1965 yılında doktorasını tamamladı. Akademik çalışmalarını uluslararası alana da taşıyan Güngör, iki yıl boyunca ABD’de <strong>Colorado Üniversitesi</strong>’nde araştırmalarda bulundu.</p>

<p>1970 yılında doçent, 1978 yılında profesör unvanını alan Güngör, sosyal psikoloji alanında önemli çalışmalara imza attı.</p>

<p><strong>FİKİR DÜNYASINA KATKILARI VE ESERLERİ</strong></p>

<p>Uzun yıllar <strong>Aydınlar Ocağı</strong> İlim ve İstişare Kurulu’nda görev yapan Güngör, sosyal bilimler temelinde milliyetçi düşüncenin önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edildi.</p>

<p>Ziya Gökalp ve Mümtaz Turhan çizgisinde çalışmalar yapan Güngör’ün öne çıkan eserleri arasında şunlar yer aldı:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Ahlak Psikolojisi ve Sosyal Ahlak</strong></li>
 <li><strong>Dünden Bugüne Tarih Kültür ve Milliyetçilik</strong></li>
 <li><strong>İslam’ın Bugünkü Meseleleri</strong></li>
 <li><strong>İslam Tasavvufunun Meseleleri</strong></li>
 <li><strong>Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik</strong></li>
 <li><strong>Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri</strong></li>
 <li><strong>Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme</strong></li>
 <li><strong>Dünyayı Değiştiren Kitaplar</strong></li>
 <li><strong>Tarihte Türkler</strong></li>
 <li><strong>Değerler Psikolojisi</strong></li>
 <li><strong>Sosyal Meseleler ve Aydınlar</strong></li>
 <li><strong>Türk Kültürü ve Milliyetçilik</strong></li>
</ul>

<p><strong>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ VE SON YILLARI</strong></p>

<p>1982 yılında Konya’daki <strong>Selçuk Üniversitesi</strong> Rektörlüğüne atanan Güngör, akademik ve idarî görevleriyle Türk yükseköğretimine önemli katkılar sundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>24 Nisan 1983 tarihinde vefat eden Güngör, fikir ve bilim dünyasında bıraktığı kalıcı eserlerle anılmaya devam ediyor.</p>

<p><strong>ANMA MESAJI</strong></p>

<p><strong>Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa E. Erkal</strong>, yayımladığı mesajda, Erol Güngör’ün Türk düşünce hayatına yaptığı katkıların unutulmayacağını belirterek, merhuma rahmet dileğinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/prof-dr-erol-gungor-vefatinin-43-yilinda-aniliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/prof-dr-erol-gungor-vefatinin-43-yilinda-aniliyor.jpeg" type="image/jpeg" length="49936"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1915 Ermeni Tehciri'nin 2026'da Da Arkasındayız !]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/1915-ermeni-tehcirinin-2026da-da-arkasindayiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/1915-ermeni-tehcirinin-2026da-da-arkasindayiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1915 Ermeni Tehciri üzerine tarihsel, ideolojik ve siyasi bir bakış sunan bu metin; İttihat ve Terakki, savaş dönemi kararları ve tehcir tartışmaları çerçevesinde güçlü ve tartışmalı bir perspektif ortaya koyuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1) Ermeni katliâmlarında hayatını kaybeden isimli isimsiz bütün şehidlere Allah'tan rahmet ve Cennet-i Âlâ'da ebedî saadetler diliyoruz.</p>

<p>2) Tehcir'i ilk akıl eden Şehîd-i Âlâ ve Gaazî-i Namdâr Enver Paşa ve icrâ eden büyük şehîd Talât Paşa başta olmak üzere diğer bütün İttihadçıların azîz hâtıraları önünde ta'zîmle eğiliyor, mübarek ellerinden öpüyoruz.</p>

<p>3) İttihad ve Terakki'nin şayet bu bir "suç" ise en büyük "suç"u, Balkanlarda başımıza gelen felâketin, Doğu Anadolu'da da başımıza gelmesine izin vermemekten ibarettir.</p>

<p>4) Ecdadımız, Cihan Harbi gayyâsında, sadece mukaddesâtını, yurdunu, namusunu ve şerefini savunuyordu. Sarıkamış'tan Çanakkale'ye, Ermeni Tehciri'nden İstiklâl Savaşı'na kadar verdikleri bütün mücâdele de bizim şerefimiz ve başımızın tâcıdır; ebediyyen iftiharla taşıyacağız!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5) Tehcir'e "soykırım" diyen her kimse, bunu açık bir "savaş ilânı" kabûl ettiğimizi iyi bilmelidir.</p>

<p>6) Vatanımızı ve millî varlığımızı müdafaa etmek için başka bir yol kalmadığına inanırsak karşımızdaki unsur her kim olursa olsun, başvuracağımız en hafif tedbir de yine "tehcir" olacaktır!</p>

<p>Merak eden herkese duyurulur...</p>

<p><strong>Dr. Mustafa Çalık </strong>(Rahmet olsun)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/1915-ermeni-tehcirinin-2026da-da-arkasindayiz</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/1915-ermeni-tehcirinin-2026da-da-arkasindayiz.jpeg" type="image/jpeg" length="11635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dünyayı Anlamak İçin Kısa Bir Sözlük: Devletlerin Baskın Karakterleri]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/dunyayi-anlamak-icin-kisa-bir-sozluk-devletlerin-baskin-karakterleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/dunyayi-anlamak-icin-kisa-bir-sozluk-devletlerin-baskin-karakterleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de rejimler ve iktidarlar değişse de “yanaşma düzeni” neden değişmiyor? Devlet gücüne yakınlık üzerinden servet üretimi, ekonomik yapı, kamu ihaleleri ve patrimonyal sistemin günümüze etkileri üzerine çarpıcı bir analiz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dünyayı anlamaya çalışırken çoğu zaman ayrıntıların içinde kayboluyoruz. Oysa devletler, bütün karmaşıklıklarına rağmen, belirli baskın özelliklerle hareket eder. Bu yazıdaki yaklaşımımız indirgemecilik riski taşısa bile; dikkatli kullanıldığında hepimiz için güçlü bir zihinsel harita sunar. Çünkü hükümetler değişir, ideolojiler dönüşür, liderler gelir geçer; fakat devletlerin güç ve hegemonya üretme biçimleri ve temel karakterleri kolay kolay değişmez.</p>

<p>Bugünün dünyasında ABD denildiğinde inovasyon ve kibirli hegemonya akla gelir. Teknoloji üretir, finansmanı sağlar, güvenlik mimarisini kurar. Üniversiteler, teknoloji şirketleri ve askeri kapasite aynı stratejik ve hegemonik ekosistemin parçalarıdır. Yeni fikri üretir, küresel standarda dönüştürür ve ardından ekonomik değere çevirir. Bu yüzden ABD yalnızca güçlü bir ülke değil, şimdilik küresel hegemonyanın oyunun alanını belirleyen başat aktördür.</p>

<p>AVRUPA ise farklı bir karakter taşır. Son iki yüzyılda Rönesans ve Aydınlanma'nın ürettiği geniş meşruiyet alanından yararlanarak rekabetsiz ve haksız bir ortamda dünyanın geri kalanından elde ettiği birikimleri bugünün sosyal devleti, regülasyonlar ve standart üretimi üzerinden yönetir.</p>

<p>Avrupa için hukuk, çevre, veri, rekabet gibi değerler elverişli ve yumuşak güç unsurlarıdır.</p>

<p>Avrupa’nın gücü çoğu zaman askeri değil kurumsaldır. Kuralları koyar, piyasaların nasıl işleyeceğini belirler, refahın dağıtımını düzenler.</p>

<p>Şimdiye kadar tanktan çok yönetmelik üreten bir güçtü. Sürdürülebilir mi; göreceğiz...</p>

<p>ÇİN bambaşka bir modeldir. Ölçeğe dayalı üretim, gelir artışı, inovasyon ve kurumsal kapasitenin birleşimi. Önce ucuz üretimle küresel pazara girdi, ardından teknoloji basamaklarını hızla tırmandı.</p>

<p>Devlet koordinasyonu ile piyasa dinamizmini bir araya getirdi. Çin’in en büyük avantajı ideolojisi değil, büyüklüğüdür. Büyük nüfus, büyük pazar, büyük üretim. Bu büyüklük zamanla teknoloji ve siyasi etkiye dönüşür.</p>

<p>RUSYA’nın karakteri daha çok doğal kaynaklar etrafında şekillenir. Enerji, maden ve askeri güç. Ekonomik çeşitlilik sınırlıdır ama stratejik sertlik yüksektir. Bu yapı otoriter siyaset ve oligarşik ekonomi düzeniyle iç içe geçmiştir. Rusya üretim gücünden çok kaynak kontrolü ve jeopolitik baskı kapasitesiyle etkili olur.</p>

<p>ARAP dünyasının önemli bir bölümü petrole dayalı rant düzeniyle tanımlanır. Gelir üretimden değil, doğal kaynağa çökülmesi paylaşımından gelir. Bu durum güçlü refah dağıtımı ile sınırlı siyasal katılımın birlikte yürüdüğü otoriter modeller üretmiştir. Son yıllarda ekonomik çeşitlendirme arayışları görülse de yapısal karakter henüz köklü biçimde değişmiş değildir.</p>

<p>Hala ekonomik alt yapı kartondan kaledir...</p>

<p>Türkiye ise "yenilik-gelenek" parantezinde yarım kalmış modernleşmenin çelişkilerini taşır. Hukuk devleti iddiası ile uygulamadaki eksiklikler, demokrasi hedefi ile kurumsal zafiyetler yan yana ilerler. Ekonomik büyüme uzun süre imar, inşaat ve rant üretimi üzerinden sürdürülmüştür. Üretim, teknoloji ve verimlilik ekseni ile kısa vadeli büyüme tercihleri arasındaki gerilim devam etmektedir.</p>

<p>Türkiye bu nedenle sürekli üç kıta ve üç medeniyetin kesişim noktasındaki potansiyeli ile gerçeklik arasında salınan bir ülke görünümü verir.</p>

<p>İran ve İsrail ise farklı yönlerde hareket etseler de güçlü ideolojik çerçevelerle tanımlanır. Kimlik, güvenlik ve inanç unsurları siyasal karar alma süreçlerinde belirleyicidir. Bu durum her iki ülkeye de yüksek mobilizasyon ve direnç kazandırırken, aynı zamanda esnekliklerini sınırlar. Sert güvenlik refleksleri ve ideolojik motivasyon bu iki aktörün davranış kalıplarını belirler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Elbette bu tanımlar mutlak değildir. Her ülkenin içinde farklı eğilimler, dönüşümler ve çelişkiler bulunur. Ancak yine de bu baskın karakterler küresel siyaseti okumak için pratik bir çerçeve sunar. Çünkü devletler çoğu zaman ideallerine göre değil, yapısal özelliklerine göre hareket eder.</p>

<p>Kısaca; ABD inovasyon ve hegemonya, Avrupa regülasyon ve standart, Çin ölçek ve üretim, Rusya kaynak ve sert güç, Arap dünyası rant ve otoriterlik, Türkiye yarım modernleşme ve inşaat odaklı büyüme, İran ve İsrail ise ideolojik motivasyon demektir.</p>

<p>Sevgili dostlar bu sözlük muhakkak ki kusursuz değildir ama bugünün güç haritasını anlamak için işe yarayan bir başlangıçtır.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/dunyayi-anlamak-icin-kisa-bir-sozluk-devletlerin-baskin-karakterleri</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 16:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="59977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rejimler Değişir, Partiler Değişir; Yanaşma Düzeni Değişmez]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/rejimler-degisir-partiler-degisir-yanasma-duzeni-degismez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rejimler-degisir-partiler-degisir-yanasma-duzeni-degismez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de rejimler ve iktidarlar değişse de “yanaşma düzeni”nin neden kalıcı olduğu bu analizde ele alınıyor. Devlet-ekonomi ilişkisi, imtiyaz sistemi ve sermaye yapısının tarihsel sürekliliği çarpıcı örneklerle inceleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de siyasi tartışmaların merkezinde genellikle rejim, ideoloji, partiler ve anayasal düzen yer alır. Rejimler, iktidarlar değişir, söylemler dönüşür, yeni dönemlerin başladığı ilan edilir.<br />
Fakat perde arkasında daha az konuşulan, ama çok daha kalıcı bir yapı vardır: Devlete yakınlık üzerinden gelir ve servet üretme biçimi.<br />
Siyaset bilimi literatüründe patrimonyalizm olarak adlandırılan bu yapıyı, daha anlaşılır olması için “yanaşma düzeni” kavramsallaştırmaya çalıştığımı okuyucularımız biliyor.<br />
Bu düzende servetin, statünün, sosyal rollerin kime dağıtılacağı, kimlerin muteber vatandaş sayılacağının kamu gücünü ele geçirenler tarafından belirleneceği yanında, yanaşma düzeninin en dikkat çekici özelliği ise rejim ve iktidar değişikliklerinden büyük ölçüde etkilenmemesidir.</p>

<p>Osmanlı’dan bugüne uzanan iktisadi tarih çalışmalarının ortaya koyduğu temel tespit şudur: Servetin kaynağı ağırlıklı olarak üretim değil, kamu gücüne erişim olmuştur. Toprağın devlet mülkiyetinde sayıldığı, ekonomik imtiyazların merkezi otorite tarafından dağıtıldığı bir sistemde, zenginleşmenin yolu siyasal merkeze yakınlıktan geçiyordu. Tımar, iltizam, imtiyaz ve saray çevresine dahil olma gibi mekanizmalar ekonomik gücün ana belirleyicileriydi.<br />
Bu modelin doğal sonucu ise kalıcı sermaye birikimi yerine geçici zenginliklerdi. Çünkü devlet eliyle verilen imtiyaz, yine devlet eliyle geri alınabiliyordu. Müsadere uygulaması bu düzenin istisnası değil, doğal uzantısıydı.</p>

<p>Cumhuriyet’le birlikte hukuki çerçeve değişti. Özel mülkiyet anayasal güvence altına alındı, piyasa ekonomisi kuruldu, sanayileşme hedefi benimsendi. Teorik olarak bu dönüşüm, devlete bağlı servet üretim modelini zayıflatabilirdi. Ancak pratikte devletin ekonomideki ağırlığı sürdü. Kamu yatırımları, teşvikler, ithalat kotaları, kredi tahsisleri ve kamu ihaleleri, yeni dönemin bürokratik imtiyaz mekanizmaları haline geldi. Böylece yanaşma düzeni ortadan kalkmadı; yalnızca biçim değiştirdi.</p>

<p>Bugünün çok partili yönetim biçimine ve gündemine baktığımızda tablo çok farklı görünmüyor. Kamu ihaleleri, büyük altyapı projeleri, teşvik paketleri, vergi istisnaları, kamu-özel iş birlikleri, imar-ruhsat ve diğer düzenleyici kararlar üzerinden oluşan ekonomik güç, piyasanın rasyonel rekabetinden ziyade siyasi yakınlık tartışmalarını beraberinde getiriyor.<br />
Bir dönemin “yükselen” ekonomik aktörlerinin, siyasal iklim değiştiğinde hızla geri çekilmesi ya da el değiştirmesi de bu döngünün devam ettiğini gösteriyor.</p>

<p>Günümüzde klasik anlamda müsadere olmasa bile, hukukun araçsallaştırılması yoluyla ekonomik gücün siyasal dalgalanmalara bağımlı olması aynı müsadere zihniyetin modern versiyonunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Bu durumun en önemli sonucu, bağımsız ve üretim odaklı bir sermaye yapısının zayıf kalmasıdır. Devletle kurulan ilişki üzerinden büyüyen ekonomik aktörler, uzun vadeli yatırım ve teknoloji üretimi yerine, kısa vadeli fırsatlara yönelme eğilimi gösterir. Çünkü sistemin mantığı budur: Devlete yakınsan büyürsün, uzaklaşırsan küçülürsün. Bu da kurumsal rekabeti, verimliliği ve inovasyonu ikinci plana iter.</p>

<p>Demokratik hukuk devleti tartışmaları da bu noktada anlam kazanır. Mesele yalnızca seçimlerin yapılması veya anayasal hakların tanımlanması değildir. Asıl mesele, ekonomik gücün siyasal güce bağımlı olup olmamasıdır. Eğer servetin ana kaynağı kamu kaynaklarına erişim olmaya devam ediyorsa, rejimin adı değişse bile yanaşma düzeni varlığını sürdürecektir.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye’de siyasal dönüşüm tartışmalarının merkezine, devlet-ekonomi ilişkisini koymadan yapılan her değerlendirme eksik kalır.<br />
Bu eksiklik görülmeden siyasetin; devleti, kamu gücünü ele geçirmek için ölüm kalım savaşı haline dönüşmesini, kamu kaynaklarını dağıtma imtiyazı için yapıldığını da ıskalamış oluruz.</p>

<p>Bugün yaşanan ekonomik dalgalanmalar, sermaye yapısındaki kırılganlık ve yatırım davranışlarındaki kısa vadeciliğin arkasında da bu tarihsel süreklilik yatıyor. Kalıcı zenginlik üretiminin yolu, devlete yakınlıktan değil; hukukun üstünlüğünden, rekabetçi piyasalardan ve öngörülebilir kurumsal kapasitenin inşa edilmesinden geçer. Aksi halde her yeni dönem, yalnızca yanaşılanların ve yanaşmaların değiştiği ama düzenin aynı kaldığı bir döngüye dönüşür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak Türkiye’nin temel meselesi, rejim tartışmalarından önce, servetin nasıl üretildiği sorusudur:<br />
Üretim mi, yoksa imtiyaz mı?<br />
Rekabet mi, yoksa yakınlık mı?<br />
Bu sorulara verilen cevap değişmediği sürece, rejimler, ideolojiler değişir, iktidarlar değişir, ama yanaşma düzeni hükmünü icra etmeye devam eder.<br />
Gerisi laf-ı güzaftır...</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/rejimler-degisir-partiler-degisir-yanasma-duzeni-degismez</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="68604"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eğitimde Ve Toplumda Şiddet: Bir Tükenişin Anatomisi]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/egitimde-ve-toplumda-siddet-bir-tukenisin-anatomisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/egitimde-ve-toplumda-siddet-bir-tukenisin-anatomisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mehmet Arslan’ın kaleminden eğitimde artan şiddet olaylarının çarpıcı analizi: okul saldırıları, toplumsal çözülme, aile ve sistem kaynaklı sorunlar ile çözüm çağrıları bu kapsamlı değerlendirmede ele alınıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Öncelikle başımız sağ olsun. Meslektaşlarımız ve öğrenci evlatlarımız katledildi, kurşunlandı. Dün Şanlıurfa’da, bugün Kahramanmaraş’ta okullara yapılan saldırılar; eğitimimizin sıfıra, insanlığın ise tükenişe doğru, freni patlamış gösterişli bir taşıt gibi her şeyi vura kıra gittiğini gösteriyor.</p>

<p>En üzücü durumlardan birisi de bu ve benzeri okul saldırılarının sebeplerini, nedenlerini ortadan kaldırmak için çalışması gereken sendikaların, bu olayları vesile kılarak "üye kapma" yarışına girmeleridir. Bazı eğitim sendikalarının günü kurtarmak adına yaptıkları samimiyetsiz kınama mesajları, iş bırakma duyuruları ve meselenin özünden uzak çalışmalarıyla bir yere varmak mümkün değildir. Sendikalar yalnızca hak savunmamalı; aynı zamanda alternatif çalışmalar yapmalı ve fikir üretmelidir; hazır olanı tüketmemelidir. Sendikalar, profesyonel bir geçim kapısı olmaktan çıkarılmalı; Türkiye’nin eğitimini çağlar üzerine çıkaracak, kültüründen kopmadan milletine bağlı, en doğru ve en verimli alternatif eğitim sistemini üreten yapılar hüviyetine kavuşturulmalıdır. Bu olaylarda eğitim sendikaları iyi bir sınav verememiş, çare üretememişlerdir.</p>

<p>26 Eylül 2012 tarihinde İzmir Nazire Merzeci Ortaokulu'nda görev yapan öğretmen Rabia Sevilay Durukan, ders esnasında bir öğrencisi tarafından gerçekleştirilen bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer döneminde yaşanan bu trajik olay sonrası Bakan: “Acımız büyük. Bir tarafta öğretmenimizi kaybettik, öbür tarafta maalesef elini kana bulayan öğrencisi... Neye üzüleceğimizi bilemiyoruz. Öğrencinin de psikolojisini anlamak gerekir” demiştir. Bu açıklamadan sonra öğretmenlere yönelik saldırılar artarak devam etmiştir. Yani "geliyorum" diyen eğitimdeki şiddet olayları maalesef öngörülememiştir. Okullarında saldırıya uğrayan okul müdürleri, müdür yardımcıları ve öğretmenlerin birçoğu kurtarılamayarak toprağa verilmiştir. Yetkililer "Öğretmenlere kalkan eller kırılacak" dediler ama o eller kalkmaya devam etti; hatta sayıları daha da arttı. Öyle ki öğretmenlere saldırılar adeta seriye bağlandı. Hemen hemen her gün bir başka ilde ya bir öğrenci ya bir veli ya da bir öğrenci yakını tarafından öğretmenlere ve okul yöneticilerine yönelik saldırılar sürdü.</p>

<p>2 Mart'ta İstanbul Çekmeköy'de 11. sınıf öğrencisi okula gelip 2 öğretmen ve 6 öğrenciyi bıçakla yaraladı. Öğretmenlerden birisi kurtarılamayarak hayatını kaybedince toplumda büyük bir tepki ve duyarlılık oluştu. Eğitimciler güvenli eğitim talebiyle alanlara indiler. Dün Şanlıurfa'da bir açık öğretim öğrencisi, babasına ait av tüfeğini alıp eski okuluna giderek rastgele ateş açtı; öğretmen, polis ve kantinci dahil 16 kişiyi yaralayıp intihar etti. Bugün Kahramanmaraş’ta ortaokul son sınıftaki bir çocuk, babasına ait 5 silah ve 7 şarjörü alıp okulda iki sınıfa girerek rastgele ateş açtı; 1 öğretmen ve 8 öğrenciyi öldürdü, 20 öğrenciyi de yaraladı. Yaralıların 6'sının yoğun bakımda olduğu, 3 kişinin ise durumunun kritik olduğu bildiriliyor. Saldırganın intihar ettiği söyleniyor.</p>

<p>Çok dikkat edilmesi gereken bir durum ise saldırganın henüz 14 yaşında olmasına rağmen profesyonelce silah kullanmasıdır. Öte yandan, can derdine düşüp pencereden atlamaya çalışan öğrencilerini, zarar görmemeleri için havada yakalamaya çalışan öğretmenlerin varlığıdır. Düşünün; her tarafta ölüm ve kurşun var ama öğretmen kaçmıyor, öğrencileri yara almasın diye kendini onlara siper ediyor. Başka hangi meslek grubu bunu yapar bilemiyorum. Zaten şehit edilen öğretmen de öğrencilerine siper olmuştu. İnanın yazarken bile gözlerim doluyor. Herkesin her fırsatta azarlamaya, "haddini bildirmeye" çalıştığı; öldürülmeye, darbedilmeye maruz kalan öğretmenlik mesleği işte böyle fedakâr bir meslektir. Daima "vermek" üzerine odaklıdır.</p>

<p>Dikkat çekmesi gereken bir diğer husus, saldırganın kendi sınıf arkadaşlarının olduğu sınıflara değil; ortaokula yeni başlamış, savunma refleksi daha az olan küçük çocukların sınıflarına katliam yapmasıdır. Demek ki saldırgan intikam almaya değil, "kim olursa olsun çokça kişiyi öldürmeye" odaklanmış. Yine çarpıcı bir tespit: Hem Şanlıurfa hem de Kahramanmaraş saldırısının faillerinin aynı bilgisayar oyununu uzun saatler boyunca oynadığı belirlendi. Sabah gazetesinin haberine göre; şiddet içerikli yapımların etkisi tartışılırken, her iki saldırganın da "PUBG" adlı oyunu oynadığı tespit edildi. Çatışma ve öldürme temalı bu oyunların, küçük yaş grubunda kontrolsüz oynanmasının büyük risk teşkil ettiği değerlendiriliyor.</p>

<p>Saldırıyı gerçekleştiren 14 yaşındaki 8. sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli'nin WhatsApp profil fotoğrafının kendisi değil, 6 kişinin katili Elliot Rodger olduğu anlaşıldı. Elliot Rodger, Mayıs 2014'te Kaliforniya'da altı kişiyi öldüren bir saldırgandı. Saldırgan çocuğun okul rehberlik servisi ve okul idaresince problemleri fark edilip ailesine bilgi verilmesine, Rehberlik Araştırma Merkezine (RAM) yönlendirilmesine rağmen aile bunu kabul etmemiştir. Aynı gün Gaziantep’te bir lise öğrencisi dışarı çağrılıp üzerine 5 el ateş ediliyor; Ankara’da 14 yaşındaki bir öğrenci arkadaşları tarafından karnından bıçaklanıyor. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırılar sonrası, sosyal medyadan tehdit mesajı paylaşan bir 10. sınıf öğrencisi Sivas’ta gözaltına alındı. Emniyet Genel Müdürlüğü, saldırganı öven 591 sosyal medya hesabı hakkında işlem başlatıldığını duyurdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son 25 yıldır televizyonlarda mafya dizilerinin rekor kırması, siyasilerin mafya figürlerine yönelik tutumları, bazı suçların cezasız kalması ve saldırganların çevrelerinden takdir görmesi büyük bir sorun teşkil etmektedir. Mafya liderlerinin toplumda "yardımsever" veya "delikanlı" olarak lanse edilmesi; hayatında tek kuruş üretmeyen insanların siyasiler nezdinde bile itibar görmesi, gayrimeşruluğun yasallık işareti olarak algılanmasına yol açtı.</p>

<p>Sosyolojik yapımız kökten değişti. Bir babanın evinde neden beş silah ve yedi şarjör bulunur? Küçük yaştaki çocuklar artık en yakınlarını bile rahatlıkla öldürebiliyor. Kendi ailesini katleden biri, herkesi öldürebilir. Son zamanlarda aile içinde, komşular arasında, esnaf ve ortaklar arasında en incir çekirdeğini doldurmayacak meselelerden çıkan cinayetlere şahit oluyoruz. "Birden öldürme isteği geldi", "Tanımıyordum, neden yaptığımı bilmiyorum" şeklindeki ifadeler artık sıradanlaştı.</p>

<p>Bu acı olaylar son 20 yılda artarak günümüzde zirve yapmıştır. 86 yaşındaki bir dede eşini öldürüyorsa, 12 yaşındaki çocuk babasını vuruyorsa, bir anne öz evladına kıyabiliyorsa bu durum, milletçe hem psikolojik hem de sosyolojik bir menfi değişim içinde olduğumuzun en net delili değil midir? Bu olaylara yerel adli vakalar olarak bakmak çözümden uzaklaşmaktır. Pandemi sonrası artan internet bağımlılığı ve ferdileşme, bu toplumsal erozyona katkı sağlamıştır. Bu konular uzmanlarca titizlikle araştırılmalı ve önlemler süratle alınmalıdır.</p>

<p>En çarpıcı örnek: 13 yaşındaki bir çocuk bir iş yerini kurşunluyor; "Neden yaptın?" denince "Husumetim vardı" diyor. Bebeler husumet güdüyorsa bir şeyler çok ama çok eksiktir. Artık herkes risk altında. Eskiden yabancı ülkelerde gördüğümüz okul saldırıları artık bizim gerçeğimiz oldu. Bakanlıklar müfettiş görevlendirildiğini, inceleme başlatıldığını söylüyor. Ancak bu incelemeler bir sonraki olayı önleyemiyorsa, görevler tam manasıyla yapılmıyor demektir. Şanlıurfa’da okul müdürü tehditlere dair suç duyurusu yaptıysa, savcılık neden müdahale etmedi? Eğer saldırgan sosyal medya tehdidi sonrası serbest bırakıldıysa, o kararı verenler hakkında ne işlem yapıldı?</p>

<p>Yetkililere sormak lazım: Okullardaki bu saldırıları ne zaman durduracaksınız? Neden durduramıyorsunuz? Asli göreviniz öngörmek değil mi? Eski bir polisin evinde 5 silahın ne işi var? Bir babanın (1. Sınıf Emniyet Müdürü olduğu belirtiliyor) 14 yaşındaki oğlunu poligona götürüp silaha tam hakimiyet sağlaması ne kadar doğrudur? Poligonlarda çocuklara nasıl izin veriliyor? Bir kişiye neden 5 tabanca ruhsatı verilir? Bunun mantıklı bir izahı var mıdır?</p>

<p>Güvenlikten ve yaşama hakkından sorumlu tüm birimlere sesleniyorum: Muhalif düşünceleri cezalandırmak yerine, mevzuatın belirlediği asli görevlerinize odaklanın. Yapılmayan görevler yüzünden evlatlarımız ve Türkiye zarar görüyor. Türk milletinin asaletini koruyabilmesi için yönetenlerin saldırgan dilden vazgeçip sevgi dilini kullanması gerekir. Eğitim, adalet ve kültür sistemimizin; törelerimizin ve merhamet anlayışımızın güçlenmesi için "İşi ehline veriniz" emri uygulanmalıdır. Binlerce yıldır bizi biz yapan değerleri son 25 yılda hızla tükettik. Bu mesafeyi acilen kapatmalıyız, yoksa sonumuz iyi görünmüyor.</p>

<p>Geleceğimiz tehlikededir. Akademisyenlerin, kanaat önderlerinin ve duyarlı insanların katılımıyla kapsamlı bir çalışma yapılarak bu kötü gidişatı durduracak raporlar hazırlanmalı ve bu raporların gereği derhal yerine getirilmelidir.</p>

<p><strong>Mehmet Arslan</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>EĞİTİM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/egitimde-ve-toplumda-siddet-bir-tukenisin-anatomisi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/egitimde-ve-toplumda-siddet-bir-tukenisin-anatomisi-1.jpeg" type="image/jpeg" length="71903"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yeni Parti Değil Yeni Bir Siyaset Tarzı!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/yeni-parti-degil-yeni-bir-siyaset-tarzi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/yeni-parti-degil-yeni-bir-siyaset-tarzi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özcan Pehlivanoğlu’nun kaleminden, Almanya eyalet sistemi üzerinden Türkiye’de “yeni bir siyaset tarzı” tartışması. Ümit Özdağ ve Zafer Partisi vurgusuyla; şeffaflık, sosyal adalet ve halk odaklı yönetim çağrısı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir vakitler Almanya'd a yaşayan gazeteci arkadaşım Halit Çelikbudak dönemin Almanya seçimleri için şöyle bir yazı yazmıştı:</p>

<p>"Süper seçim yılına giren Almanya’da bugün (Pazar) korona gölgesinde iki eyalette meclisler seçildi... Seçmenlerin yüzde 60 kadarının önceden mektupla oy kullandığı açıklandı...</p>

<p>Seçim yapılan eyaletlerden biri Rheinland-Pfalz... 4 milyon nüfusu var... Yaklaşık İzmir kadar... Savaş sonrası Fransız işgal bölgesiydi... Ren kıyısındaki bağları ve şaraplarıyla meşhur... Alman şaraplarının üçte ikisi burada üretilir... 101 sandalyeli meclisi var... Sosyal demokratlar-yeşiller-liberal eğilimli hür demokrat partiden oluşan üçlü koalisyon yönetiyordu. Başbakan sosyal demokrat partili bayan Malu Dreyer idi... Seçim sonucu kazanç ve kayıplara rağmen gelecek beş yıl da aynen devam edeceği açıklandı...</p>

<p>Diğeri güneydeki Baden Würtemberg Eyaleti... Nüfusu yaklaşık 11 milyon... Savaş sonrası ABD ve Fransız işgal bölgesiydi... Alan olarak üçüncü büyük eyalet... Çok zengin bir eyalet... Bilen bilir... Trumpf, Heidelberger Matbaa Makineleri, Festo, Voith, Liebherr, Putzmeister gibi dev makine fabrikaları, Daimler AG, Porsche, Robert Bosch, Audi, Smart, Iveco Magirus, ZF Friedrichshafen, LuK fren gibi otomotiv endüstrisi buradadır... En fazla ihracat yapan eyalettir... Buranın halkı ‘Swabiyen’ adı verilen çok çalışkan değişik bir halktır... Mesela, bu eyalette herkes her hafta evinin önünü süpürmekle yükümlüdür...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baden Würtemberg Eyaleti tarihsel olarak genelde muhafakardır... Hep muhafakazar hıristiyan demokratlar tarafından yönetilmiştir... Onların kalesiydi... Ancak 2010’lı yıllarda başbakanın beceriksiz yönetimi, skandallar burada muhafazakarların sonunu getirdi... 2011’den beri Yeşiller Partili Winfried Kretschman başbakan...</p>

<p>Biyoloji, Kimya ve Ahlak dersleri veren 73 yaşındaki bir lise öğretmeni... Yöre halkından... Parti marti kararı dinlemeden eyalet için doğru bildiğini söylediği için halk çok seviyor... Eşi rahatsız olduğu için seçim çalışmalarına sanal da olsa pek katılamadı. Buna rağmen partisine yüzde 30’un üzerinde rekor oy kazandırdı... Sonuç açıklandıktan sonra da kısaca ‘Çok sevindim. Halk bana devam görevi verdi’ deyip hemen evine hasta eşinin yanına gitti... Bu eyalette de partilerin kazanç ve kayıplara rağmen bu eyalette Yeşiller-Hıristiyan Demokratlar koalisyonunun devam edeceği söyleniyor...</p>

<p>Almanya’da yaşamayanlar bilemeyebilir... Almanya federatif yapıda... 16 eyaleti var... Her biri kendi bölgesiyle ilgilenir... Eğitim, altyapı, sağlık gibi hizmetleri yaparlar... Vergilerin bir bölümünü kendileri toplar, geri kalanı Berlin ile paylaşırlar... Her yıl sonunda eyaletler arası dengeleme yapılır...</p>

<p>Seçim sonuçlarını yorumlamak için sistemi bilmek gerekir... Eyalet seçimi önce sadece o eyalette yaşayanları yakından ilgilendirir... Daha sonra da geneli..."</p>

<p>Siz Hâlit Çelikbudak'ın eyalet dediklerini Türkiye'nin şehirleri olarak düşünün! Seçim masraflarından tasarrufu görün, sıradan vatandaşların yaşamlarını değiştirmeden siyaset yapmalarına bakın hele vatandaşların haftada bir kere evlerine önünü süpürmeleri yok mu?</p>

<p>Devlet israf etmeyecek, planlı yatırımlar yapılacak, siyasetçi zenginleşmeyecek, öncelikle insan düşünülecek, siyaset şeffaflaşacak, her şey herkesin gözünün önünde olacak ve sosyal adalet sağlanacak!<br />
Siyaset meslek olmaktan çıkarılacak, parası olsun olmasın ya da bireyler hiç bir para babasına yaslanmadan ülke için siyaset yapılacak.</p>

<p>Hazırlanın #ZaferPartisi ve #ÜmitÖzdağ ile siyasetin çürümüşlüğünü, yozlaşmışlığını değiştirmeye!</p>

<p>Hep beraber buna "yeni tarz bir siyaset" diyelim bu bile ülkemiz için yeter de artar...</p>

<p>Herkes evinin önünü süpürmeye hazırlansın!</p>

<p><strong>Özcan PEHLİVANOĞLU</strong><br />
20 Nisan 2026 / İzmir</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/yeni-parti-degil-yeni-bir-siyaset-tarzi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/ozcan-pehlivanoglu-10-1500x1004.jpg" type="image/jpeg" length="67369"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Milliyetçi Partilere Tarihi Çağrı!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/milliyetci-partilere-tarihi-cagri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/milliyetci-partilere-tarihi-cagri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel'den Milliyetçi partilere tarihi çağrı: Türkiye’de milliyetçilik, milli birlik ve beka vurgusu ile vahşi madencilik ve doğa tahribatına karşı güçlü bir uyarı ve ortak mücadele çağrısı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş paradigması, binlerce yıllık Türk tarihinin devlet ve millet geleneklerinin özü olan <strong>Türk milliyetçiliğine</strong> dayanmaktadır. Milliyetçilik; Türk milletini, devleti, vatanı ve her türlü varlığını koruma, kollama ve yüceltme fikriyatıdır. Bu anlayış, vazgeçilmez bir esastır.</p>

<p>Milliyetçi reflekslerinden vazgeçen ya da söylemde kalıp aksiyona geçemeyen yapılar, tarih boyunca ağır bedeller ödemiştir. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenen “Altı Ok” ilkelerinden biri olan milliyetçilikten bugün fiilen uzaklaşmıştır. Parti tabanının, demokratik ve meşru yollarla bu ilkeye yeniden sahip çıkması ve partiyi kuruluş değerlerine döndürmesi gerekmektedir.</p>

<p>Aslında milliyetçi hassasiyet, parti tabanında her zaman var olmuştur. Ancak küresel güçler; geçmişte İngiltere, bugün ise ABD, AB ve İsrail etkisiyle milliyetçiliği etnikçiliğe dönüştürerek, parti üst yönetimlerini çeşitli operasyonlarla kendi çizgilerinin dışına itmiş ve farklı yönlere sürüklemiştir. Bu durum, Atatürk sonrası dönemde yaşanan yön değişiminin hazin bir sonucudur.</p>

<p>Bu süreçte Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) başta olmak üzere yeni milliyetçi ve Türkçü partilerin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. Türk milletinin milliyetçilik refleksi zaman zaman yükselmiş, zaman zaman ise düşüş göstermiştir. Ancak bu hassasiyet, toplumun her kesiminde varlığını sürdürmüştür.</p>

<p>Milliyetçilik, yalnızca bir siyasi akım değil; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan, 150 yılı aşan bir dönüşümün ideolojik temelidir. Türk milleti, tarih boyunca karşılaştığı tehlike ve tehditler karşısında her zaman güçlü bir var olma refleksi göstermiştir. Bu refleksin yönünü ise tehditlerin boyutu belirlemiştir.</p>

<p>Bugün gelinen noktada, Cumhuriyet en yüce değerdir. İktidar icraat yapmakla, muhalefet ise doğruya destek, yanlışa karşı çıkmakla yükümlüdür. Her iki taraf da Türk milleti adına hareket etmek zorundadır.</p>

<p>Bu çağrı özellikle milliyetçi partileredir. Türk milliyetçiliği, siyasal karşılığı yüzde 70’lere ulaşan en güçlü fikriyat alanlarından biridir. Türk milleti ve milliyetçileri yok sayılarak hiçbir dayatma kabul ettirilemez. Etnik kimlikler üzerinden yeni kimlikler oluşturmak ve ortak milli kimliği zayıflatmak, sonu belirsiz ve tehlikeli bir süreçtir.</p>

<p>Terör örgütü PKK ve siyasi uzantılarıyla yürütülen siyaset anlayışı, Türk milletinin kabul edeceği bir yaklaşım değildir. Bu tür girişimler, seçimlerde millet iradesi tarafından net şekilde karşılık bulacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, köy kanununda yapılan değişikliklerle köylünün kendi toprağı üzerindeki inisiyatifi zayıflatılmış, maden kanunundaki düzenlemelerle ise küresel madencilik şirketlerine geniş alanlar açılmıştır. Altın madenciliğinden elde edilen gelir son derece düşük kalırken, çevreye verilen zarar çok daha büyük boyutlara ulaşmaktadır.</p>

<p>Özellikle Gümüşhane, %93 maden arama oranıyla ciddi bir tehdit altındadır. Türkiye’nin en fazla yaylaya sahip illerinden biri olan bu bölgede, doğal yaşam alanları, su kaynakları ve ormanlar büyük risk altındadır. Maden faaliyetleri sonrası tarım alanlarının yok olması, göçün artması ve yaşamın sona ermesi kaçınılmazdır.</p>

<p>Benzer durumlar Giresun ve Kaz Dağları gibi bölgelerde de yaşanmaktadır. Türkiye’nin farklı noktalarında halk, toprağını korumak için mücadele etmektedir. Ancak bu süreçte güvenlik güçleri ile vatandaşların karşı karşıya gelmesi, üzücü görüntülere neden olmaktadır.</p>

<p>Demokratik sistemlerde sadece iktidar değil, muhalefet de sorumluluk taşır. Bu nedenle milliyetçi muhalefetin daha aktif rol alması, toplumsal tepkileri organize etmesi ve halkın sesi olması gerekmektedir.</p>

<p>Şair Dilaver Cebeci’nin şu dizeleri bugün daha anlamlıdır:<br />
“Baş koymuşum Türkiye’nin yoluna,<br />
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm,<br />
Asırlardır kıratımı suladım,<br />
Irmağının akışına ölürüm.”</p>

<p>Bu sözler, milletin iradesini harekete geçirme çağrısıdır. Bugün, doğa katliamına karşı ses yükseltme zamanıdır.</p>

<p><strong>VAHŞİ MADENCİLİK VE DOĞA KATLİAMINA HAYIR!</strong></p>

<p>Kur’an-ı Kerim’de buyrulduğu üzere:<br />
“Göğü Allah yükseltti ve mizanı O koydu; sakın dengeyi bozmayınız.” (Rahmân, 7-8)</p>

<p>İslam, akıl, bilim ve milli menfaatler; mevcut politikaların uzun vadede ciddi zararlar doğuracağını açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Türk milleti, devlet, vatan ve birlik için var olan tüm siyasi yapılar; küçük hesapları bir kenara bırakarak ortak çözüm üretmelidir. Bir araya gelemeyenlerin ülkeyi bir arada tutması mümkün değildir.</p>

<p>Bugün harekete geçme günüdür. Bu süreçte atılacak adımlar, karar vericilerin elini güçlendirecek ve yanlış politikalardan dönülmesini sağlayacaktır. Türk milleti bunu başaracak iradeye sahiptir.</p>

<p>Bu milli duruşa, partili ya da partisiz herkesin destek vereceğine olan inanç tamdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/milliyetci-partilere-tarihi-cagri</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/milliyetci-partilere-tarihi-cagri.jpg" type="image/jpeg" length="53101"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kendinize En Son Ne Zaman Bakım Yaptınız?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/kendinize-en-son-ne-zaman-bakim-yaptiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/kendinize-en-son-ne-zaman-bakim-yaptiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kendinize en son ne zaman bakım yaptınız? Entropi Yasası ışığında zihinsel, ruhsal ve duygusal enerjinizi korumanın yollarını keşfedin; umutlu insanlarla vakit geçirmekten dinlenmeye, çocukların saf enerjisinden ilham almaya kadar etkili önerilerle yaşam kalitenizi artırın.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hayatın her alanında enerji kaynaklarımızı sürekli beslememiz gerekir. Çünkü yaşam, kendiliğinden bizi yukarı taşımaz. Aksine, Entropi Yasası bize şunu söyler:<br />
Kendi haline bırakılan her sistem zamanla bozulur, dağılır ve çöker.<br />
İnsan da böyledir.<br />
İç dünyasını beslemeyen, ruhsal ve zihinsel bakım yapmayan bireyler; zamanla tükenmeye, dağılmaya ve anlam kaybına doğru gider.<br />
Peki, kişisel entropinin etkilerini nasıl azaltabiliriz?<br />
Uzun yıllar iyimser kalabilen insanlar, aslında enerjilerini korumayı ve yenilemeyi bilen kişilerdir. İşte enerjinizi artırmak ve korumak için bazı öneriler:<br />
* Umutlu insanlarla birlikte olun.<br />
Enerjinizi tüketen değil, besleyen insanları seçin. Sürekli kaygı, huzursuzluk ve olumsuzluk yayan kişilerle ilişkinizi sınırlı tutun.<br />
* Yeni insanlarla tanışın.<br />
Farklı bakış açıları ve kültürler zihninizi canlandırır, hayata yeni anlamlar katar.<br />
* Dinlenmeye zaman ayırın.<br />
Sadece bedensel değil, zihinsel ve ruhsal dinlenmeye de ihtiyaç vardır.<br />
Bazen durup evrene bakmak gerekir:<br />
Milyarlarca galaksi, milyarlarca yıldız…<br />
Bu sonsuzluk içinde kendimize sorduğumuz birçok sorunun aslında ne kadar küçük olduğunu fark ederiz.<br />
* Çocuklarla vakit geçirin.<br />
Bir çocuğun olduğu ortamda uzun süre mutsuz kalmak neredeyse imkânsızdır.<br />
Çünkü çocuklar; enerji, sevgi ve yaşamın en saf halidir.<br />
Hz. İsa öğretilerinde, hakikati anlamak için çocuklar gibi olmayı önerir.<br />
* Size bir soru:<br />
Enerjinizi artırmak için siz neler yapıyorsunuz</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Zülfikar ÖZKAN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/kendinize-en-son-ne-zaman-bakim-yaptiniz</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2022/08/yazarlar/zulfikaf-ozkan-2082022.JPG" type="image/jpeg" length="89253"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Retoriğin Tahkim Ettiği Vasatlaşma Düzlemi]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/retorigin-tahkim-ettigi-vasatlasma-duzlemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/retorigin-tahkim-ettigi-vasatlasma-duzlemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İletişim çağında artan retorik, düşünceyi derinleştirmek yerine nasıl yüzeyselleştiriyor? Rubil Gökdemir, vasatlaşma düzlemini ve gerçek iletişimin neden kaybolduğunu çarpıcı bir analizle ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İletişim imkânlarının bu kadar arttığı bir çağda, düşüncenin bu kadar sığlaşması bir paradoks gibi görünüyor. Herkes konuşuyor, herkes yazıyor, herkes yorum yapıyor. Ama bu yoğunluk, anlamı çoğaltmak yerine çoğu zaman azaltıyor.<br />
Söylenenler artıyor, fakat düşünce derinleşmiyor.<br />
Bilgi yayılıyor, ama kavrayış genişlemiyor.</p>

<p>Bunun en belirgin sebebi, kitlesel iletişimin giderek muhatabını kaybetmesi. Yüz yüze ilişkilerde de, yazılı ve görsel medyada da, sosyal medyada da karşımızdaki kişi çoğu zaman gerçek bir muhatap değil. Onun yerine varsayılan bir “tip” var. Önceden belirlenmiş yargılar, hazır cevaplar, doğru zannedilen ezberler…<br />
Bu durumda tartışma yapılmıyor; karşılıklı ezberler okunuyor.</p>

<p>Böylece iletişim, anlam üretme süreci olmaktan çıkıyor. Bir tür retorik gösterisine dönüşüyor. Konuşan kişi, karşısındakini anlamaya çalışmıyor; onu kategorize ediyor. Ne yazdığını okumuyor, ne söyleyeceğini dinlemiyor. Ne yazılması ne söylenmesi gerektiğini varsayıyor. Böylece iletişim yerini “körler sağırlar” diyaloguna bırakıyor.</p>

<p>Daha da dikkat çekici olan, bu retoriğin çoğu zaman yeni bir düşünce içermemesi. Tekrar edilen şeyler genellikle ortalama bir insanın zaten bildiği genel kabuller, sloganlaşmış yargılar ve tartışılmadan kabul edilmesi beklenen ön kabuller. Söylenen sözün ağırlığı düşünceden değil, kesinlik iddiasından geliyor.<br />
Ton yükseldikçe, içerik zayıflıyor.</p>

<p>Bu eğilim özellikle normatif ezberlere dayalı dini ve ideolojik konuşmalarda daha da görünür hale geliyor. Ön kabuller, tartışmanın başlangıç noktası değil, sonucu gibi sunuluyor. Böylece düşünceye alan kalmıyor. Çünkü tartışma zemini, daha en baştan “kesin doğrular, ezberler" tarafından kapatılıyor. Farklı bir değerlendirme ihtimali bile, neredeyse meşruiyet alanının dışına itiliyor.</p>

<p>Oysa gerçek iletişim, muhatabı hesaba katmayı gerektirir. Karşındaki insanın bilgi düzeyini, algısını, düşünme kapasitesini dikkate almayı gerektirir. Daha önemlisi, onun da seni etkileyebileceği ihtimalini kabul etmeyi gerektirir. Bu ihtimal ortadan kalktığında konuşma, düşünce alışverişi olmaktan çıkar; yalnızca kendini teyit etme çabasına dönüşür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün yaşadığımız vasatlaşma düzlemi tam da bu noktada derinleşiyor. Anlamak, dinlemek yerine saf tutmak kolaylaşıyor. Düşünmek yerine tekrar etmek teşvik ediliyor. Soru sormak yerine, "vaaz ve hüküm vermek" daha hızlı sonuç üretiyor. Bu hız, düşüncenin yerini alıyor. Gürültü çoğalıyor ama anlam azalıyor.</p>

<p>Belki de yeniden hatırlamamız gereken en basit ilke şu: İletişim, muhatabı ikna etmekten önce onu ciddiye almaktır. Karşındakini cahil varsayarak değil, düşünebilen bir zihin olarak kabul ederek ilişki kurmaktır. Yüzlerce yıllık ezberleri tekrarlamak değil, birlikte düşünme ihtimaline kapıyı açık tutmaktır.</p>

<p>Aksi halde çoğalan şey bilgi değil, gürültü olur.<br />
Ve gürültü arttıkça, maalesef vasatlaşma düzlemi derinleşir.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/retorigin-tahkim-ettigi-vasatlasma-duzlemi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="80521"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akıl, Bilim, Hukuk'un Yanında "Ahlak Eksik Kalmış" Diyenler İçin]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/akil-bilim-hukukun-yaninda-ahlak-eksik-kalmis-diyenler-icin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/akil-bilim-hukukun-yaninda-ahlak-eksik-kalmis-diyenler-icin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akıl, bilim ve hukuk vurgusuna karşı “ahlak eksik” eleştirisini ele alan bu yazı, ahlakın sınırlarını ve toplumsal sorunların çözümünde kurumsal yapıların önemini tartışıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Toplumsal tartışmalar ve sayfamda yaptığım paylaşımlarda sıkça karşılaştığım bir itiraz var:<br />
Akıl, bilim ve hukuk ilkelerini vurguladığımda, “Ahlakı unuttun; ahlak olmadan bunların hiçbiri işe yaramaz” deniyor.<br />
Bu itiraz ilk bakışta makul görünüyor. Elbette ahlaksız bir akıl, kötüye kullanılabilir; bilim etik dışı amaçlara hizmet edebilir; hukuk adaletsiz düzenlerin aracı olabilir.<br />
Ancak burada gözden kaçan kritik bir nokta var: Ahlak, tek başına toplumsal sorunları çözmeye yeten bir araç değildir. Dahası, soyut ve normatif bir ahlak anlayışı, çoğu zaman çözüm üretmek yerine, tartışmayı kurumsal mekanizmaları önemsizleştiren bir belirsizliğe sürükler.</p>

<p>Sorunun temelinde, ahlakın doğasıyla ilgili bir yanlış anlama yatıyor. Ahlak, esas olarak bireyler arası ilişkileri düzenleyen normatif bir çerçevedir. “İyi ol”, “dürüst ol”, “kul hakkı yeme”, “adaletli davran” gibi ilkeler, bireysel davranışlar için yön gösterici olabilir.<br />
Ancak modern toplumların karşı karşıya olduğu meseleler, bireysel niyetlerin ötesinde, karmaşık kurumsal ve yapısal problemlerdir. Ekonomik eşitsizlik, eğitim sisteminin kalitesi, kamu yönetiminin verimliliği, teknolojik dönüşüm, hukuk devleti, bilimsel üretim gibi alanlar; “iyi niyet” veya “ahlaklı olma” çağrılarıyla çözülebilecek meseleler değildir.</p>

<p>Örneğin, bir eğitim sisteminin başarısızlığını “öğretmenler daha ahlaklı olmalı” diyerek açıklamak, sorunu bireyselleştirmekten başka bir işe yaramaz. Oysa eğitim başarısı; müfredat tasarımı, öğretmen eğitimi, ölçme-değerlendirme yöntemleri, bütçe dağılımı, yönetişim modeli gibi teknik ve kurumsal faktörlere bağlıdır.<br />
Aynı şekilde yolsuzluk sorununu “ahlak eksikliği” olarak tanımlamak da kolaycılıktır. Çünkü yolsuzluğu azaltan asıl mekanizmalar; şeffaflık, denetim, hesap verebilirlik, bağımsız yargı ve güçlü kurumlardır. Yani hukuki ve kurumsal tasarım olmadan, soyut ahlaki öğütlerin etkisi sınırlıdır.</p>

<p>Bu noktada ahlakın rolünü küçümsemek değil, sınırlarını doğru belirlemek gerekir. Ahlak, niyet üretir; ancak akıl yöntem üretir, bilim bilgi üretir, hukuk ise bağlayıcı düzen üretir. Ahlak “iyi ol” der; akıl “nasıl” sorusunu sorar; bilim “ne işe yararı" test eder; hukuk ise “herkes için geçerli olanı" kurumsallaştırır. Bu nedenle, ahlak tek başına bir çözüm değil, ancak diğer üç alanla birlikte anlam kazanan bir tamamlayıcıdır.</p>

<p>Dahası, soyut ahlak vurgusu çoğu zaman tartışmayı somuttan uzaklaştırır. Çünkü ahlak, üzerinde kolayca uzlaşılabilen bir kavram değildir. Farklı inançlar, kültürler ve ideolojiler farklı ahlak anlayışlarına sahiptir. “Ahlaklı olmak” çağrısı bu nedenle pratikte belirsizdir. Oysa akıl, bilim ve hukuk; daha nesnel, ölçülebilir ve denetlenebilir zeminler sunar. Bir bilimsel iddia test edilebilir; bir hukuki düzen denetlenebilir; bir politik öneri rasyonel analizle değerlendirilebilir. Ancak “ahlak” söylemi çoğu zaman bu denetlenebilirlikten kaçan sübjektif bir soyutluk üretir.</p>

<p>Tarihsel olarak da büyük toplumsal dönüşümlerin, soyut ahlak çağrılarıyla değil; düşünsel ve kurumsal dönüşümlerle gerçekleştiğini görürüz.<br />
Modern devlet, hukukun üstünlüğü, bilimsel yöntem, liyakat, anayasal düzen gibi kavramlar; “iyi insan olun” çağrısından değil, sistem kurma ihtiyacından doğmuştur. Çünkü toplumlar büyüdükçe, yüz yüze ilişkilerin yerini anonim ve karmaşık ilişkiler alır. Bu noktada bireysel ahlak değil, kurumsal güven mekanizmaları belirleyici olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Asıl tehlike, ahlakın bu kurumsal alanın yerine geçirilmesidir. Çünkü bu durumda sistem kurmak yerine niyet tartışmaları yapılır. Kurallar yerine öğütler, denetim yerine vicdan, kurum yerine karakter vurgulanır. Bu yaklaşım, iyi niyetli bireyler var oldukça işler gibi görünür; ancak sürdürülebilir değildir. Modern toplumlar, “iyi insanların” değil, “iyi işleyen sistemlerin” üzerine kurulur.</p>

<p>Bu nedenle akıl, bilim ve hukuk vurgusu ahlaka karşı değil; aksine ahlakın somutlaşmasının yoludur. Gerçek ahlak, soyut öğütler değil; adil kurumlar, şeffaf yönetim, eşit hukuk, bilimsel eğitim ve rasyonel politika üretimiyle hayat bulur. Başka bir ifadeyle, ahlakın en güçlü hali, kurumsallaşmış adalettir.</p>

<p>Sonuç olarak, ahlak elbette gereklidir; ancak yeterli değildir. Ahlakı merkeze koyarak aklı, bilimi ve hukuku tali hale getirmek, çözüm üretmek yerine sorunu romantize eder. Oysa toplumsal ilerleme, iyi niyet temennileriyle değil; rasyonel düşünce, bilimsel bilgi ve bağlayıcı hukuk düzeniyle mümkün olur.<br />
Ahlak, bu yapının ruhu olabilir; fakat iskeleti değildir. Toplumları ayakta tutan şey, soyut erdem çağrıları değil, aklın tasarladığı, bilimin test ettiği ve hukukun güvence altına aldığı kurumlardır.</p>

<p>İtirazcı arkadaşların dikkatine selam ve sevgiyle sunulur...</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/akil-bilim-hukukun-yaninda-ahlak-eksik-kalmis-diyenler-icin</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 15:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="48468"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ey Kürt kardeşim, yarın Filistin gibi olmayalım!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ey-kurt-kardesim-yarin-filistin-gibi-olmayalim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ey-kurt-kardesim-yarin-filistin-gibi-olmayalim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kürt-Türk kardeşliği, emperyalizm eleştirisi ve Filistin örneği üzerinden birlik çağrısı yapan Sabri Şenel, Türkiye’nin birlik, bütünlük ve millî kimlik vurgusunu güçlü bir dille ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Sabri Şenel yazdı.</i></p>

<p>Kürtleri İngiliz, Fransız ve Ruslar kullandı; ABD ve İsrail kullanmaya devam ediyor. Emperyalistler böyledir; son kullanım süresi dolunca kullanır, atar. Ey Türk’ün asil evladı kardeşim, Filistin’in başına bugün gelen yarın senin başına gelecektir. Utanılacak, pişman olunacak iş yapma! Kanma, kandırma! Sonra pişmanlık duyma! Onurlu bir hayatın yolu, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin onurlu birlik, bütünlük ve kardeşliğinden geçer.</p>

<p>Emperyalistler yarın bölgeden defolup gider ama biz birlikte yaşamaya mecburuz. Gelinimiz, damadımız, yeğenlerimiz var. Onlar petrole, doğalgaza, madene çöker; sonunda toprağına, suyuna, havana çöker. Çünkü onlar kendilerini efendi, diğer dünya milletlerini köle gören; bölünmüş, parçalanmış, hükmedecekleri ve sömürecekleri bir dünyanın peşindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Muharref Tevrat’ta şöyle yazar: “Senden büyük milletlerin mülkünü alacaksın; ayak tabanının bastığı yer senin olacak.” (Tesniye 11, 12, 13, 19 ve devamı)</p>

<p>Uyanalım, birlikte var olalım, ihanet oyununu bozalım; aksi pişmanlık, kölelik ve yok oluştur. Kendimizi yemlenen, fonlanan, beslenen, zehirlemek isteyen emperyalist kuklaların eline bırakmayalım. Mesela Barzani sözde bağımsızlık referandumu yaparak kutlama yaptığında İsrail bayrakları dalgalandırmıştı.</p>

<p>Siyonizm, Kürtlerin İsrailoğullarından olduğu yalanını yayar. Aslında Yahudilik kandan, soydan gelir; Yahudi olunmaz, Yahudi doğulur. Dolayısıyla hiçbir insan sonradan Yahudi dinine giremez. Bu bakış, hahamların uydurduğu Tevrat öğretisidir. İşte Kürt kardeşim, bu çirkin emperyalist oyunu bozmalı; Kürtlüğü ile Müslümanlığı ile gurur duymalı, Türk milletinin parçası ve eşit yurttaşı olduğunu terk ederse Siyonizm’e taşeron olur. Bu oyun mutlaka bozulacaktır.</p>

<p><strong>Türkler ne kadar Türkse, Kürtler de o kadar Türktür!</strong></p>

<p>Öcalan asla Türk milletinin öz kardeşi Kürtlerin temsilcisi, kurucu önderi değildir. Hiç kimse Siyonizm kuklası terör örgütü PKK’yı Türk devletine muhatap yapamaz. Samimi hiçbir Kürt, Siyonizm taşeronu PKK’yı Türk milletine tercih etmez. Yanlış hesap geri dönecek, tarihin çöp sepetine atılacaktır.</p>

<p>Kardeşlik kıyamete kadar sürecektir. Biz bir aradayız; sokakta, işte, aşta beraberiz. Her insanımız İsrail’in Filistinlilere yönelik katliamına şiddetle karşıdır. Bunu hep birlikte iliklerimize kadar yaşıyoruz. Kaderde, sevinçte, tasada bir olan bu yüce Türk milleti; Alevi, Sünni, Kürt, Roman, Arap, Boşnak demeden bir bütündür.</p>

<p>Fas’tan Endonezya’ya 22 İslam ülkesinin sınırlarını değiştirmeyi hedefleyen ve “Büyük İsrail Projesi” olarak ifade edilen planlarla yeni Filistinler ortaya çıkarıp kan ve gözyaşının aktığı bir düzen kurmak isteyenler; küreselleşmenin şehir devletleri peşinde, üniter millî devletleri yıkmayı İsrail için istemektedirler.</p>

<p>ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye temsilcisi Tom Barrack bunu açıkça ifade etmekte, “Millî devletler İsrail için bir tehdittir.” diyebilmektedir. Ancak bu beyanlara ne iktidardan ne de muhalefetten karşı bir açıklama gelmemekte, “Haddini bil!” denilmemektedir. Bu büyükelçi istenmeyen adam ilan edilmemektedir.</p>

<p>Ne Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçirildiğinde gerekli diplomatik tepki gösterilmiş ne de müstemleke valisi gibi konuşan bu zat susturulabilmiştir. Türk milleti ve devletinin millî onuru ile oynanmaktadır.</p>

<p>Türk hem etnik kimlik hem de millî kimliktir; Kürt ise etnik kimliktir. Atatürk bunu, “Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözüyle ifade etmiştir. Millî devletin temel paradigması budur. Türklük için etnik kimlik bağlamında kan bağı gerekli görülür; ancak millî kimlik için etnik köken, kafatası ölçümü ya da kan bağı aranmaz. Etnik kimlik üzerinden ilişkileri tanımlamak ve tarif etmek, yalnızca kabile devleti anlayışına götürür. BOP’un hedeflerinden biri de budur.</p>

<p>Anayasal tanıma göre: “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Kaldı ki etnik veya din temelli ayrıştırıcı söylemler içinde, soyca Türk olan birçok kişi bulunduğu gibi; soyca Türk olmayıp kendini Türk kimliğiyle tanımlayan ve bu aidiyeti güçlü biçimde benimseyen milyonlarca insan da vardır.</p>

<p>Atatürk, Türklüğün hem sosyolojik hem de yasal tanımını ortaya koymuştur. Bu çerçevede Türklük, kan ve soy ötesinde; kültürel ve hukuki bir aidiyet ve mensubiyet ifade eder.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ey-kurt-kardesim-yarin-filistin-gibi-olmayalim</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/ey-kurt-kardesim-yarin-filistin-gibi-olmayalim.jpg" type="image/jpeg" length="41136"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sümer Devleti’nin Sonu]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sumer-devletinin-sonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sumer-devletinin-sonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Orta Doğu’nun tarihsel kökenleri, Sümerler, Gutiler ve Amoritler üzerinden ele alınarak günümüz jeopolitiğiyle ilişkilendiriliyor. Bölgedeki etnik, siyasi ve kültürel çatışmalara dair dikkat çeken analiz ve yorumlar sunuluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günlerdir, haftalardır bir konu üzerinde hem düşünüyor hem de araştırmalar yapıyorum. Okuduğum veya not aldığım yerlere tekrar dönüyorum. Neden ve niçin? Çünkü bu bölge, “Orta Doğu” adıyla İngiliz aklı ile kurulmuş bir bölgedir. Lakin ne kavgası bitti ne de normalleşti. Kendimce bir tespit yaptım; ne kadar doğru bilemiyorum ancak akla en yakın olanı bu. Sanırım bölge insanları ve coğrafya ile benzeşen noktaları siz de göreceksiniz. Öncesini zaten biliyorsunuz; ben final bölümünü yazacağım.</p>

<p>M.Ö. 2000 yılı dolaylarında, Ur şehrinin Gutilerin (Kürtlerin o tarihteki adı) eline düşmesi, bizzat uygarlığın sonu gibi geçici bir görüş olarak değerlendirildi. (“Gutiler, Sümer devletine İran Zagros Dağları bölgesinden gelmiş göçer bir halktır. Bölgeye iş ve aş için çoban ve tarım işçisi olarak geldiler. Kendi dillerinde konuşmaları önce yasaklıydı, sonra serbest bırakıldı ve olağandışı bir doğum oranı ile çoğalan bir topluluk oldular”)</p>

<p>3. Ur Hanedanı’nın son kralı İbbi-Sin’in yenilgiye uğratılması, tanrılardan birinin yenilmesi anlamına geliyordu. Bu hanedan, bir asırdan fazla bir süre boyunca Sümer ovasını tam anlamıyla kontrol altına almıştı ve birçok açıdan Sümerlerin kaydettiği başarıların doruk noktasını yönetiyordu. Mimarlık, mühendislik, edebiyat ve sanat gibi alanlarda teknik mükemmelliğin yeni seviyelerine ulaşılmıştı. Eski dünyanın tanıklık ettiği en eski ve en karmaşık krallıklardan birinin çöküşü, Yakın Doğu dolaylarında ve bizzat Mezopotamya’daki yansımalarıyla akıl almaz bir felaket gibi görünmüş olabilir. (Bana göre aynen öyle oldu.)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunun etkisi, belki de bölgenin tamamında giderek artan siyasal hoşnutsuzluğun başlangıç tarihidir. Bu kargaşada batıya doğru Hurriler ve Amoritler gibi yeni halklar, sayıları giderek artan gruplar halinde Kuzey Suriye’ye doğru hareket ediyor; ardından güneyi ve doğuyu itiyorlardı. (Bahsi geçen Amoritler de Suudi Arabistan civarından iş bulmak ve çalışmak için gelen Araplardı; yani göçmendiler.)</p>

<p>Küçük şehir devletlerinin bilinen biçimi parçalanıyordu; yani Sümerlerin kurup geliştirdiği ve yönettiği şehir devletleri. Artık yeni diller, yeni alışkanlıklar ve hatta at gibi yeni hayvanlar görülmeye başlıyor; yeni askeri teknikler yeni bir tehdidi beraberinde getiriyordu. Sümer kültürü içindeki bu gelişmeleri alıp kullanarak bir hanedan çıkardılar: Babilli Amorit Hanedanı. Bu aile, Arap ve Sami ırklarından oluşan bir topluluktu. Gutileri de çok iyi kullandılar; sonra Zagros Dağları’na geri sürdüler.</p>

<p>Bugün Sümerlerin yerinde Türkiye Cumhuriyeti, Gutilerin yerinde Kürtler, Babilli Amoritlerin yerinde de İsrailli Araplar var. Dikkat ediniz, “Yahudiler” demiyorum. Hz. Musa’nın evrensel İslam olan dinini etnik bir kavga dini haline getirenler, bu hanedan ardılları ve onlara inanmış Arap kavimleridir.</p>

<p>Bugün ülkemizdeki kaosu planlayanlar, dikkat ettiyseniz bir sloganı Sayın Cumhurbaşkanımıza söylettiler: “Burası Türk, Arap ve Kürtlerin vatanıdır” diye. Bu üç ayrı etnik grubun hiçbir ortak paydası yoktur. Arapların inandığı İslam, Muhammedi İslam değildir. Kürtlerin inandığı İslam ise biz Türklerin inandığı İslam’a en yakın olanıdır. (Tabii ki hurafe ve rivayet kültürü kökenli İslam’ı kastetmiyorum.)</p>

<p>Dikkat ettiyseniz, Kürtçülük davası güdenlerin aslı Kürt değildir; büyük çoğunluğu Arap kavimlidir. Demem o ki arkadaşlar, Osmanlı hayalinin arka planında ABD’de yaşayan Arap asıllı sözde Yahudiler vardır. Bu oyunu yakın tarihte vefat eden Hazar asıllı bir Musevi lider bozdu. Dikkat ettim, o öldükten bir hafta sonra Yeni İpek Yolu’na muadil “Baharat Yolu” ile kamuoyuna çıkan ABD’li kişilerin kimler olduğunu artık siz bilin.</p>

<p>Tarih dinlerin değil, milletlerin mücadelesi ile kaimdir. Yeni Hazar liderinin tıpkı babası gibi oyun kurması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorum. Yoksa elde ne para kalır ne parayı yiyecek insan ne de sürülüp ekilecek toprak!</p>

<p><strong>Necati YÜZÜAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>KÜLTÜR - SANAT</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sumer-devletinin-sonu</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/sumer-devletinin-sonu.jpg" type="image/jpeg" length="51481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/mustafa_kemal_ataturkun_31003_800.jpg" type="image/jpeg" length="62206"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Oktay Sinanoğlu kimdir? İşte Oktay Sinanoğlu hakkında merak ettiğiniz her şey...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/425981.jpg" type="image/jpeg" length="49920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL'DAKİ EN İYİ 10 MİMAR SİNAN ESERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/01_4.jpg" type="image/jpeg" length="81389"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 yıl önce İstanbul]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/100-yil-once-istanbul-national-geographic-istanbul-1608963.jpg" type="image/jpeg" length="32710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[vw 1200 64AV835 Restorasyon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Feb 2017 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/20150111_140443.jpg" type="image/jpeg" length="72899"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİNENİN AKSİNE ÇABUK ACIKTIRAN 8 YİYECEK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek_x_14786_b.jpg" type="image/jpeg" length="72505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANGİ İLAÇLA NE YENMEZ? DİKKATLİ OLMAMIZ GEREKEN 8 BESİN]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken_x_57923_b.jpg" type="image/jpeg" length="67944"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER'E DENİZLİ'DEN ANLAMLI HEDİYE]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:26:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/2021083.jpg" type="image/jpeg" length="29136"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER KİMDİR?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Jan 2016 17:41:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/111.jpeg" type="image/jpeg" length="92357"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KIŞ AYLARINDA ISINMAK İÇİN 20 SÜPER ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Nov 2015 14:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-oneri_x_16537_b.jpg" type="image/jpeg" length="78238"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
