<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 21 Jun 2026 13:50:50 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Jeopolitik Zorunlulukdan Otoriter Fırsatçılığa: 21. Yüzyılda Devlet Aklının Yeni Meşruiyet Üretme Mekanizması]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/jeopolitik-zorunlulukdan-otoriter-firsatciliga-21-yuzyilda-devlet-aklinin-yeni-mesruiyet-uretme-mekanizmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/jeopolitik-zorunlulukdan-otoriter-firsatciliga-21-yuzyilda-devlet-aklinin-yeni-mesruiyet-uretme-mekanizmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir yazdı: "Devlet aklı" ve "jeopolitik zorunluluk" söylemleri, iç siyasette otoriterleşmenin maskesi mi oluyor? Gerçek güçlü devletin formülü nedir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tarih boyunca rejimler, güçlerini sadece zor kullanma araçlarıyla değil, aynı zamanda iktidarlarına meşruiyet üreten büyük anlatılar üzerinden de tahkim etmişlerdir. Krallıklar ilahi hak söylemiyle, imparatorluklar yeni medeniyet misyonuyla, cumhuriyetle birlikte ideolojik rejimler ise kurtuluş, kuruluş ve devrim söylemleriyle kendi siyasi hakimiyetlerini topluma kabul ettirmeye çalışmışlardır.</p>

<p>21. yüzyıla geldiğimizde ise yeni bir meşruiyet devşirme dili ortaya çıkmaktadır:</p>

<p>Jeopolitik zorunluluk söylemi.</p>

<p>Bu söylemin temel iddiası şudur: Dünya büyük bir dönüşüm içerisindedir; eski düzen çözülmektedir; yeni paradigmanın yeni güç merkezleri yükselmektedir.</p>

<p>Böylesine tarihi bir dönemeçte toplumların uzun demokratik tartışmalara, kurumsal ve hukuki denetim mekanizmalarına, siyasi muhalefet ve toplumsal çoğulculuğun ortaya çıkardığı yavaş karar alma süreçlerine tahammül etmesi mümkün değildir.</p>

<p>Çünkü "tarih beklememektedir, iç cepheyi tahkim etmek" tezleri yeni siyasal meşruiyet arayışlarının gerekçesini teşkil eder.</p>

<p>Dolayısıyla güçlü bir merkez, hızlı karar alan bir siyasi iradeyi temsil eden güçlü bir lider, toplumsal uyum ve devlet hedefleri etrafında hizalanmış, çatlak ses çıkarmayan bir toplum, yeni çağın zorunluluğu olarak sunulmaktadır.</p>

<p>İşte bu gerekçelerle "Devlet Aklı" kavram ve tarifiyle, tarihi stratejik sentezleri mümkün kılan kurumsal hafıza ve analitik kapasiteye işaret edilerek, siyaset dışı bürokratik unsurlar yeni bir meşruiyet tahkimatının yanında kendilerine de yeni hegemonya alanları açarlar.</p>

<p>İşte tam bu noktada çok önemli bir zihinsel kırılma yaşanmaktadır:</p>

<p>Oysa burada sorulması gereken temel soru şudur:</p>

<p>Bir devletin büyüklüğü, kerameti kendinden menkul devlet aklından mı, toplumunun sessizliğinden mi; yoksa özgür vatandaşlarının, kurumsal kapasitelerin ortaya koyduğu ortak akıldan mı beslenir?</p>

<p>İnsanlık tarihi göstermektedir ki büyük dönüşüm dönemlerinde en kalıcı ve en başarılı devletler, sadece merkezi otoritesini liderlerle güçlendirenler değil; aynı zamanda bilgi üretim kapasitesini, kurumsal sürekliliğini vatandaşların ve toplumun yaratıcı enerjisini artırabilenler olmuştur.</p>

<p>Çünkü modern çağda devletlerin gerçek gücü, sadece ordularının büyüklüğünden veya sınırlarının genişliğinden değil; bilimsel üretimden, teknoloji geliştirme kapasitesinden, verimli ekonomisinden, hukuki güvenilirlikten ve insan sermayesinin özgürce gelişebilmesinden doğmaktadır.</p>

<p>Bugün “milli çıkar”, "devletin bekası", “jeopolitik mücadele”, "oyun kurucu olma", “yeni dünya düzeninde yer alma” gibi kavramlar, hukuki ve demokratik denetimi etkisizleştiren, muhalefeti gayri meşru gösteren veya hukuk devletini ikinci plana iten bir siyasal dile dönüşüyorsa, burada artık stratejik bir vizyondan değil; stratejik hedefleri tam bir fırsatçılıkla kullanarak iç siyasette otoriterliği ve üstünlüğü kalıcı hale getirme çabasından söz etmek gerekir.</p>

<p>Çünkü güçlü devlet ile sınırsız iktidar aynı şey değildir.</p>

<p>Devletin güçlenmesi, kurumların güçlenmesidir. Kurumların güçlenmesi ise onların kişilere, partilere veya geçici siyasi çoğunluklara bağlı olmaktan çıkarılıp, toplumun tamamına ait hale gelmesiyle mümkündür.</p>

<p>Bugünün dünyasında yeni paradigma arayışı ve büyük güçlerin rekabeti gerçektir. Yeni ticaret yolları, enerji ağları, dijital altyapılar, verimlilik ve teknolojik üstünlük mücadelesi gerçekten yeni bir küresel düzen doğurmaktadır.</p>

<p>Ancak tarihin bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri de şudur:</p>

<p>Dışarıda büyük güç olma iddiasıyla içeride özgürlük alanlarını daraltan toplumlar, bir süre sonra dışarıdaki iddialarını da taşıyabilecek entelektüel ve kurumsal kapasiteyi kaybederler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü baskı, kısa vadede itaat üretir; fakat uzun vadede yaratıcılığı, eleştirel düşünceyi ve yenilik kapasitesini tüketir.</p>

<p>Asıl kurucu irade; farklı fikirleri, "öteki" ilan edilenleri tehdit olarak gören değil, onları devlet aklının ve toplumsal gelişimin bir kaynağı olarak değerlendirebilen iradedir.</p>

<p>Bugün Türkiye’nin önündeki asıl mesele, yeni jeopolitik düzende hangi tarafta yer alacağı kadar, o düzende nasıl bir medeniyet ve yönetim modeliyle var olacağı meselesidir.</p>

<p>Eğer yeni yüzyılda gerçekten bölgesel bir merkez, ekonomik bir güç ve stratejik bir aktör olmak istiyorsak; bunun yolu yalnızca daha güçlü bir lider ve her alanı kontrol eden devlet aygıtı kurmaktan değil, aynı zamanda daha güçlü bir hukuk düzeni, daha bağımsız kurumlar, daha özgür üniversiteler ve daha cesur düşünebilen vatandaşlar yetiştirmekten geçmektedir.</p>

<p>Çünkü büyük devletler yalnızca toprak üzerinde yükselmezler; büyük fikirler, yeni değer ve ilkeler, güçlü kurumlar ve özgür zihinler üzerinde yükselirler.</p>

<p>Jeopolitiğin dili bize coğrafyanın önemini anlatır. Demokrasi, hukuk ve insani değerleri esas almak ise o coğrafya üzerinde nasıl bir medeniyet inşa edeceğimizi belirler.</p>

<p>Tarih, sadece güç sahibi olanları değil; o gücü hangi ahlaki ve hukuki sınırlar içinde ele geçirdikleri ve kullandıklarını da kayda geçirir.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/jeopolitik-zorunlulukdan-otoriter-firsatciliga-21-yuzyilda-devlet-aklinin-yeni-mesruiyet-uretme-mekanizmasi</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="74760"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Elçibey’in Devrilmesini Neden Kutluyor?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turkiye-elcibeyin-devrilmesini-neden-kutluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turkiye-elcibeyin-devrilmesini-neden-kutluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[15 Haziran: “Kurtuluş Günü” mü, Yoksa Elçibey İktidarının Sona Erdirilişi mi? Aynur İmran'ın kaleminden]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Azerbaycan’da her yıl 15 Haziran resmî olarak “Milli Kurtuluş Günü” olarak kutlanmaktadır. Resmî anlatıya göre bu tarih, ülkenin siyasi krizden çıkarıldığı ve istikrarın sağlandığı gün olarak sunulur. Ancak Azerbaycan Halk Cephesi hareketinin mensupları, Elçibey taraftarları ve birçok bağımsız araştırmacı için 15 Haziran bambaşka bir anlam taşımaktadır. Onlara göre bu tarih, bağımsız Azerbaycan’ın ilk demokratik ve Türkçü yönetiminin sona erdirilmesinin, eski Sovyet nomenklaturasının yeniden iktidara dönüşünün simgesidir.</p>

<p>Bu nedenle 15 Haziran, Azerbaycan toplumunda bugün bile farklı şekillerde yorumlanan en tartışmalı tarihlerin başında gelmektedir.</p>

<p>Elçibey Dönemi ve Milli Devlet İnşası</p>

<p>Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992 seçimlerinde Azerbaycan’ın ilk demokratik cumhurbaşkanı olarak göreve geldi.</p>

<p>Elçibey iktidarı yalnızca bir hükümet değişikliği değildi. Bu dönem Azerbaycan’ın Sovyet mirasından kurtularak milli kimliğini yeniden inşa etmeye çalıştığı bir dönemdi.</p>

<p>Elçibey yönetiminin temel hedefleri şunlardı:</p>

<p>Azerbaycan'ın tam bağımsızlığını güçlendirmek,</p>

<p>Rusya'nın siyasi ve askerî etkisini azaltmak,</p>

<p>Türk dünyası ile entegrasyonu geliştirmek,</p>

<p>Demokratik kurumları oluşturmak,</p>

<p>Milli kimliği yeniden canlandırmak.</p>

<p>Bu dönemde Türkiye ile ilişkiler tarihte görülmemiş ölçüde gelişti. İlk defa Elçibey'in dile getirdiği ve sıkça kullandığı "Bir millet iki devlet" anlayışı daha sonra Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin temel sloganlarından biri hâline geldi.</p>

<p>Türk Kimliğinin Devlet Politikası Hâline Gelmesi</p>

<p>Elçibey döneminin en dikkat çekici yönlerinden biri Azerbaycan kimliğinin Türk kimliği ile birlikte tanımlanmasıydı.</p>

<p>1992 yılında kabul edilen anayasal düzenlemelerde ve devlet belgelerinde halkın etnik kökenine vurgu yapılarak "Türk" kavramı öne çıkarıldı.</p>

<p>Ayrıca devlet dili konusunda da önemli bir değişiklik yapıldı.</p>

<p>Elçibey yönetimi Azerbaycan'ın resmî dilini "Türk dili" olarak tanımladı. Bu tercih yalnızca dilbilimsel bir mesele değildi; Azerbaycan'ın Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğu düşüncesinin siyasi ifadesiydi.</p>

<p>Elçibey'in yaklaşımına göre:</p>

<p>&gt; Azerbaycanlılık vatandaşlık kimliğiydi, Türk ise milletin etnik ve tarihi kimliğiydi.</p>

<p>Bu nedenle eğitimden kültüre, dış politikadan tarih yazımına kadar birçok alanda Türk dünyası merkezli bir yaklaşım benimsenmişti.</p>

<p>1993 Krizi ve İktidar Değişikliği</p>

<p>1993 yılına gelindiğinde Azerbaycan çok ağır sorunlarla karşı karşıyaydı.</p>

<p>Karabağ savaşı devam ediyordu.</p>

<p>Cephede askerî başarısızlıklar yaşanıyordu.</p>

<p>Ekonomik kriz derinleşmişti.</p>

<p>Devlet kurumları henüz tam olarak oluşmamıştı.</p>

<p>Bazı askerî birlikler merkezi otoriteye karşı hareket etmeye başlamıştı.</p>

<p>Haziran 1993'te Gence'de yaşanan olaylar ülkeyi ciddi bir krize sürükledi.</p>

<p>Bu süreçte Elçibey Bakü'den ayrılarak doğduğu Keleki köyüne geçti.</p>

<p>Ardından Nahçıvan Meclis Başkanı olan Heydar Aliyev Bakü'ye davet edildi.</p>

<p>15 Haziran 1993 tarihinde Aliyev Azerbaycan Parlamentosu Başkanı seçildi.</p>

<p>Daha sonra cumhurbaşkanlığı görevini de devralarak ülkenin yeni siyasi lideri hâline geldi.</p>

<p>Resmî tarih anlatısı işte bu günü "Milli Kurtuluş Günü" olarak adlandırmaktadır.</p>

<p>Elçibey Taraftarlarının Bakış Açısı</p>

<p>Elçibey taraftarları ise aynı olayları farklı yorumlamaktadır.</p>

<p>Onlara göre:</p>

<p>15 Haziran demokratik iktidarın sona erdiği gündür.</p>

<p>Sovyet döneminin yönetici kadroları yeniden iktidara gelmiştir.</p>

<p>Azerbaycan'da çoğulcu siyaset zayıflamıştır.</p>

<p>Muhalefetin etkisi giderek azaltılmıştır.</p>

<p>Devlet yeniden merkezi ve otoriter bir yapıya yönelmiştir.</p>

<p>Bu nedenle Halk için 15 Haziran bir "kurtuluş" değil, milli demokratik hareketin geriletilmesinin başlangıcıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk Dili Meselesi</p>

<p>Elçibey döneminde devlet dili "Türk dili" olarak tanımlanıyordu.</p>

<p>Ancak Aliyev döneminde yapılan yeni anayasal düzenlemelerle bu ifade değiştirildi.</p>

<p>1995 Anayasası'nda devlet dili "Azerbaycan dili" olarak tanımlandı.</p>

<p>Bu değişiklik Türkçü çevreler tarafından eleştirildi.</p>

<p>Eleştirilerin temel noktası şuydu:</p>

<p>Elçibey döneminde Azerbaycan Türklerinin Türk milletinin bir parçası olduğu vurgulanırken, yeni dönemde daha ayrı ve özgün bir "Azerbaycanlılık" anlayışı ön plana çıkarılmıştır.</p>

<p>Bu konu günümüzde de Azerbaycan'da tarih, kimlik ve milliyetçilik tartışmalarının merkezinde yer almaktadır.</p>

<p>Türkiye Neden 15 Haziran'ı Kutluyor?</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî kurumları son yıllarda 15 Haziran vesilesiyle Azerbaycan'a tebrik mesajları göndermektedir.</p>

<p>Bunun temel nedeni günümüz Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin mevcut Azerbaycan devletiyle yürütülmesidir.</p>

<p>Ankara açısından:</p>

<p>15 Haziran Azerbaycan'ın resmî bayramlarından biridir.</p>

<p>İki ülke stratejik müttefiktir.</p>

<p>Diplomatik teamüller gereği resmî bayramlar kutlanmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye'nin kutlama mesajları genellikle mevcut Azerbaycan devletinin resmî takvimine uygun olarak yayımlanmaktadır.</p>

<p>Ancak Elçibey taraftarları ve bazı Türkçü çevreler şu soruyu sormaktadır:</p>

<p>&gt; "Türkiye, Türk dünyasının en önemli liderlerinden biri olan Elçibey'in iktidardan uzaklaştırılmasının sembolü olarak görülen bir günü neden kutlamaktadır?"</p>

<p>Bu soru özellikle milliyetçi ve Türk dünyası çevrelerinde hâlâ tartışılmaktadır.</p>

<p>Tarihin İki Farklı Yorumu</p>

<p>15 Haziran bugün Azerbaycan tarihinde iki farklı şekilde okunmaktadır.</p>

<p>Birinci yorum:</p>

<p>Devletin dağılmasının önlendiği,</p>

<p>İstikrarın sağlandığı,</p>

<p>Merkezi yönetimin yeniden kurulduğu gün.</p>

<p>İkinci yorum:</p>

<p>Elçibey iktidarının sona erdiği,</p>

<p>Türkçü ve demokratik dönüşümün kesintiye uğradığı,</p>

<p>Eski Sovyet siyasi elitlerinin yeniden iktidara döndüğü gün.</p>

<p>Bu nedenle 15 Haziran yalnızca bir bayram değil, Azerbaycan'ın yakın tarihine ilişkin iki farklı siyasi hafızanın çatıştığı sembolik bir tarihtir.</p>

<p>Elçibey'in mirası ise bugün de yaşamaktadır. Türk dünyasının birliği, demokratikleşme, milli kimlik ve bağımsızlık konularında ortaya koyduğu fikirler, ölümünden sonra da Azerbaycan siyasetinde ve Türk dünyası düşüncesinde etkisini sürdürmektedir. Özellikle Muhammed Emin Resulzade ile başlayan milli devlet fikrini Sovyet sonrası dönemde yeniden canlandıran lider olarak hatırlanmaktadır.</p>

<p><strong>Aynur İmran</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turkiye-elcibeyin-devrilmesini-neden-kutluyor</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/turkiye-elcibeyin-devrilmesini-neden-kutluyor.jpeg" type="image/jpeg" length="53829"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Teşekkürler İran]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/tesekkurler-iran</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/tesekkurler-iran" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ernail Koç yazdı: İran’ın son askeri ve siyasi hamleleri dünyaya neyi gösterdi? Ambargolara direnen devlet geleneği ve etnik sadakat, Türkiye için ne anlama geliyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gandi’ye atfedilen bir sözdür;<br />
“Atatürk İngilizleri yenene kadar tanrıyı İngiliz zannediyordum”<br />
///</p>

<p>İranın bu başarısından sonra savaş teknik ve taktikleri ile yenilmez zannedilen ABD nin nasıl yenilebileceğini gördük.</p>

<p>İranlıların asla Arap sevicisi olmadığını gördük.</p>

<p>Savaş halinde İranlıların diğer Arap ülke vatandaşları gibi ülkelerini terketmediklerini tam tersi ülkelerine döndüklerini gördük.</p>

<p>ABD nin çok gayret etmelerine rağmen etnik grupların ülkelerine ihanet etmediklerini gördük.</p>

<p>Yıllarca molla diyerek küçümsemiştik ama ilimden bilimden uzak olmadıklarını , dünyanın en çok mühendisi olan ülkelerinden bir olduğunu gördük.</p>

<p>Ambargolara rağmen savunma sanayisinde ne kadar başarılı olduklarını gördük.</p>

<p>İran sayesinde ABD’nin düşmez denilen uçaklarının düşürülebilineceğini, batmaz denilen gemilerinin batırılabilineceğini, delinmez denilen İsrail demir kubbesinin delinebileceğini gördük.</p>

<p>Devletin başındakiler farklı etnik kökenden olmasından hiçbir rahatsızlık duymadıklarını, devlet geleneklerinin ne kadar sağlam olduğunu gördük.</p>

<p>Kuranda yazan israiloğullarının nasıl yok edilebilineceğini gördük.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bütün ambargolara rağmen yokluğa karşı millet olarak ne kadar dayanıklı olduklarını gördük.</p>

<p>İranın direnişi sayesinde milli devletin, üniter yapının ne kadar önemli olduğunu gördük.</p>

<p>Böyle bir savaş durumunda bizde olsa içimizdeki etnik gruplar İranda olduğu gibi sadakat içerisinde olabilirler mi?</p>

<p>İran etnisitesi gibi bizim etnisitemizin de ülkemize sadakat göstermelerini garanti edemem, ancak arzu ederim.</p>

<p><strong>Ernail Koç</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/tesekkurler-iran</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/08/yazarlar/ernail-koc-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="31429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümüşhane Bunu Hak Etti Mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gumushane-bunu-hak-etti-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gumushane-bunu-hak-etti-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel, Gümüşhane'nin göç sorunu, vahşi madencilik tehdidi, çevresel tahribat ve kalkınma potansiyelini tarihsel perspektifle ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sabri Şenel</strong> yazdı...</p>

<p>TÜİK’in nüfus istatistiklerine göre, en çok göç veren ve nüfusu azalan iller sıralamasında Gümüşhane yine ilk sırada yer aldı. Öte yandan, en çok maden arama izni verilen iller sıralamasında %93 gibi korkunç bir oranla Gümüşhane’nin bulunması, şehir adına ikinci bir rekor oldu! Maalesef rekorlar ili haline geldik. Sahi, Gümüşhane bunu hak etti mi?</p>

<p>Gümüşhane, çeyrek asra varan bir süredir iktidara ve Cumhur İttifakı’na en çok destek veren illerin başında gelmektedir. Bu büyük, istikrarlı ve sadık desteğin karşılığı, böylesi bir ekonomik ve sosyal mahrumiyet olmamalıydı. Siyaset üstü olan bu durum; iktidara oy veren vermeyen tüm hemşehrilerimizin üzerinde hassasiyetle kafa yorması gereken, sosyal ve insani bir sorumluluk görevidir.</p>

<p>Şehrin siyasetçileri (başta iktidar ve muhalefet temsilcileri), il içi ve il dışı STK’lar, akademik çevreler, yerel basın, Gümüşhane Üniversitesi ve kamu bürokratları; sorunların tespiti ve çözüm yolları konusunda siyaset üstü ortak bir akılla hareket etmeli, birlikte çözümler üretmelidir. Hepimiz sorumluluk derecemize göre bu meseleye kafa yormalıyız. Kısır polemiklerle, argo bir dille konuyu tartışmak; kırıp dökmek, sataşmak ya da olumsuzlukları halının altına süpürerek sorunu görmezden gelmek hiç kimseye bir şey kazandırmaz.</p>

<p>Dünyanın ya da ülkenin neresinde olursak olalım; iş insanı, siyasetçi, akademisyen, bilim insanı, şair, yazar veya aydın olarak aklımız ve gönlümüz mutlaka ata topraklarımızda olmalıdır. Şehrin vizyonu yenilenmeli; akıl ve bilimin ışığında yeni bir duruş ve yol haritası çizilmelidir. Bu gidişata dur demek, tersine göçü özendirmek ve şehri hemşehrilerimiz için nasıl yeniden bir cazibe merkezi haline getirebileceğimiz sorusuna doğru cevaplar bulmak zorundayız.</p>

<p><strong>TARİHİN TEKERRÜRÜ: 1461'DEN BUGÜNE DEĞİŞEN EKOLOJİ</strong></p>

<p>Bugün Gümüşhane; yeterli yatırım yapılmadığı, istihdam imkânları sınırlı ve kısıtlı olduğu için göçe mecbur ve mahkûm edilmiştir. Gümüşhane’nin önüne "kaçınılmaz bir kader" gibi koyulan bu kara yazgıyı anlamak ve değiştirmek için aslında kentin çevre tarihine (environmental history) bakmak gerekir.</p>

<p>Tarihsel belgeler incelendiğinde görürüz ki; 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet Trabzon seferine giderken ordusuyla bu bölgeden geçmiş, dönemin tarihçileri Harşit Vadisi ve çevresinin ordunun ilerlemesini engelleyecek kadar gür, balta girmemiş ormanlarla kaplı olduğunu yazmıştır. Yani Gümüşhane, aslında yemyeşil bir coğrafyaydı.</p>

<p>Ancak 16. ve 17. yüzyıllarda madenciliğin zirve yapmasıyla, yer altı tünellerinin tahkimatı ve en önemlisi gümüşü saf hale getiren devasa "cevher eritme ocakları" için yüz binlerce ton odun yakıldı. Yakındaki ormanlar bittikçe dağlar hızla çölleşti. Öyle ki, 1701 yılında şehri ziyaret eden dünyaca ünlü Fransız botanikçi ve seyyah Joseph Pitton de Tournefort, seyahatnamesinde Gümüşhane (Argyropolis) için şu sarsıcı notu düşmüştü:</p>

<p><strong>"Maden ocaklarının eritme fırınlarında o kadar çok odun yakılmış ve bitki örtüsü öyle bir tahribata uğramış ki, gece konakladığımızda yakmak için birkaç dal parçası bile bulamadık. Dağlar tamamen çıplak kalmış."</strong></p>

<p>Bugün eski yerleşim yeri olan Süleymaniye Mahallesi civarındaki o karakteristik, ağaçsız ve çıplak dağ görüntüsü; yüzyıllar önce imparatorluğun hazinesini doldurmak için feda edilen o muazzam ormanların bıraktığı acı bir mirastır.</p>

<p><strong>DÜNÜN BALTASI, BUGÜNÜN SİYANÜRÜ: VAHŞİ MADENCİLİK TEHDİDİ</strong></p>

<p>Dün sadece gümüşü eritmek uğruna koskoca bir coğrafyanın ormanları yok edilip dağlar kel bırakılmıştı. Bugün ise aynı dağlar bu kez siyanürle, dinamitle ve modern makinelerle, yani "vahşi madencilikle" tamamen insansızlaştırılma ve geri dönülemez bir ekolojik felaket tehdidiyle karşı karşıyadır. İşte bu noktada ciddi endişeler taşıyoruz. Vahşi madencilik şehri daha da boşaltacak ve göç konusunda yıllarca açık ara önde gitmemize neden olacaktır.</p>

<p>Gümüşhane’nin dik yamaçlarında yağmur ve kar sularıyla beslenerek hırçınlaşan Harşit ve Kelkit çayları, maden işletmeciliğinin siyanür ve benzeri kimyasal atıklarını vadiler boyunca süratle taşıyacak; bitki, hayvan ve insan sağlığını olumsuz etkileyecek felaketlere yol açacaktır. Geçici maden istihdamı, şehrin işsizlik sorununu asla çözemez. Devletimiz, şehirdeki bu kontrolsüz madencilik faaliyetlerinden feragat etmeli; şehre daha kalıcı, insani ve çevre dostu istihdam fırsatları sağlamalıdır. İstihdam, ekmek ve aş parası elbette baş tacıdır; ancak bunun sonucu şehri bir enkaz haline getirecekse durup düşünmek gerekir. Kaldı ki, madencilikten kamunun aldığı payın, meydana gelecek doğal bir felaketin külfetini karşılaması imkânsızdır. Vahşi madenciliğin olduğu yerde turizm olmaz, insan kalmaz; hayvancılık, yaban hayatı ve ilin eşsiz florası korkunç zararlar görür.</p>

<p><strong>POTANSİYEL VE GERÇEKLİK: ŞİFA DİYARINDA PAHALILIK REKORU</strong></p>

<p>Oysa Gümüşhane doğası, havası, suyu, tarihi ve kültürel mirasıyla adeta doğal bir hastane gibidir; iç ve dış sağlık turizmi açısından potansiyel bir şifa diyarıdır. Ülkenin en çok yaylasına sahip olan illerinden biri olmamızın yanı sıra, Giresun ve Trabzon gibi komşu illerin bazı yaylaları bile Gümüşhane sınırları içindedir. Tarım, hayvancılık, organik tarıma dayalı turizm potansiyeli, beslenme kalitesi, hava ve su kaynakları açısından en şanslı illerden biri olmamıza rağmen, pahalılık açısından sanırım rekor yine bize aittir.</p>

<p>Vatandaşlarımızdan fiyatların yüksekliği konusunda çok ciddi şikâyetler alıyoruz. Sahi, bu şehirde kaliteli ve ucuz olan hangi tarım veya hayvancılık ürünü var? Geçenlerde Gümüşhane’de bir markete girdim ve "Gümüşhane’ye ait yerli bir ürününüz var mı?" diye sordum, "Yok" dediler. Yeterli üretimin olmadığı yerde pahalılık kaçınılmazdır. Şehrin pestil ve köme sektöründeki saygın müteşebbislerini bu durumdan istisna tutuyor ve alkışlıyorum. Ancak bu ürünler için bile şehrin yerli dut ve ceviz üretimi son derece yetersizdir; bu konuda acilen alarm verilmelidir.</p>

<p>Şehrimizin bitki örtüsü Trabzon, Giresun, Erzincan gibi çevre illerden çok farklı ve zengindir. Burası, ilaç sanayisi için bulunmaz bir tıbbi-aromatik ham madde diyarıdır. İşte bu noktada Ar-Ge çalışmalarıyla, bilişim teknolojileriyle Gümüşhane madene gömülmek yerine pekâlâ bir *"bilişim vadisi"* veya teknoloji üssü haline getirilebilir.</p>

<p><strong>ŞEHRİN VİCDANI VE MAKUS TALİH</strong></p>

<p>Şehir yöneticileri; ortak akılla, bilimle ve bölge gerçekleriyle yüzleşerek doğruların yanında duramazlarsa, kazandıkları akademik ve bilimsel kariyerlerin kendilerine hiçbir faydası olmaz. Şehrin vicdanı er ya da geç onları mahkûm eder. Zira bu diyar; haksızlığa itiraz eden, kitabın ortasından konuşan asil insanların, zirve şahsiyetlerin ve ariflerin diyarıdır. Onlar her zaman yüksek sesle konuşmazlar ama altın kalpleriyle "adam gibi adamları" dirhem dirhem tartar, haklarında tarihi hükmü verirler.</p>

<p>Bütün mesele, insanımızı doğru bilgilendirmekten geçer. Gelin doğru işler yapalım ve insanımızı bu doğruların paydaşı kılalım. Bölge insanımız; milli ve mukaddes değerlerine bağlı olduğu kadar akla, bilime ve çağdaş değerlere de son derece yatkındır. İnsanları iş ve aşla mahkûm ederek korkutmak, sindirmek, aba altından sopa göstermek geçici sonuçlar verse de unutmayalım ki yalancının mumu yatsıya kadar yanar.</p>

<p>Şehrin makus talihi, ancak geçmişin çevre hatalarından ders çıkarıp bugünün gerçekleriyle yüzleşmekle değişir. Algı operasyonları ve politik bağnazlıklar geçici başarılar getirse de sonu her zaman nedamettir. Geçen yıllar geri dönmüyor; bu vesileyle tüm aydınları, bürokratları ve halkımızı köyüne, ilçesine, beldesine, iline ve ülkesine sahip çıkmaya davet ediyorum.</p>

<p>Küresel ısınmanın dünyayı tehdit ettiği bir çağda, Doğu Karadeniz ve özellikle Gümüşhane; ayakta kalmanın, hayatta kalmanın, nefes almanın ve soluklanmanın diyarıdır.</p>

<p>Gümüşhane'nin ve Gümüşhanelilerin zirvelerde, derelerde, vadilerin derinliklerinde ve sert kayalıklarında yankılanan çığlığını kim duyacaktır? Bu sese kim kulak verecektir?</p>

<p>Hiçbir tedbirin ve pişmanlığın fayda etmeyeceği gün gelmeden önce bir şeyler yapmak, hatta daha fazlasını yapmak gerekmez mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu satırlar; şehrimizin dağına, taşına, toprağına, havasına, suyuna, doğasına, tarihî ve kültürel mirasına duyulan vefanın ve sadakatin bir gereğidir. Aynı zamanda vatan sevgimizin, "Ah vatan! Vah vatan!" diye dile gelen hasret duygularımızın mayalandığı sıla diyarımıza, ülkemize, tarihimize ve geleceğimize karşı taşıdığımız sorumluluğun ve borcun ifadesidir.</p>

<p></p>

<p>16.06.2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>SABRİ ŞENEL YAZILARI, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gumushane-bunu-hak-etti-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 17:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/gumushane-bunu-hak-etti-mi-1.jpg" type="image/jpeg" length="23025"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Taviz Tavizi Getirir; Diyarbakır; (Amed!)]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/taviz-tavizi-getirir-diyarbakir-amed</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/taviz-tavizi-getirir-diyarbakir-amed" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır'ın tarihî isimleri, millî birlik anlayışı ve şehir adlarının kullanımı üzerine kaleme alınan bu yazı; ortak kimlik, toplumsal bütünlük ve tarihsel miras ekseninde değerlendirmeler sunmaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Diyarbakır, 12 bin yıllık tarihi geçmişe sahip, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış kadim bir şehrimizdir. 1515 yılından itibaren de Türk kültürüyle yoğrulmuş önemli bir merkez hâline gelmiştir.</p>

<p>Daha önce bu topraklarda çok sayıda Türk beyliği ve devleti hüküm sürmüştür. Safeviler, Selçuklular, Artukoğulları, İnaloğulları ve daha birçok Türk hanedanı bu coğrafyada iz bırakmıştır.</p>

<p>Diyarbakır, MÖ 1300'lü yıllardan itibaren Asur ve Süryani dönemlerinde "Amed" adıyla bilinmiştir. Bazı Ermeni kaynaklarında ise "Amed" adının Ermenice kökenli olduğu ifade edilmektedir.</p>

<p>Osmanlı döneminde şehir "Diyar-ı Bekir" adıyla anılmıştır. Bu isim, "Bekir Kabilesi'nin yurdu" anlamına gelmektedir.</p>

<p>Nihayet, 1937 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün iradesiyle şehrin adı bugünkü Türkçe söyleyişiyle "Diyarbakır" olarak belirlenmiş ve o tarihten günümüze kadar resmî olarak bu isim kullanılmaktadır.</p>

<p>Bugün bütün resmî evraklarda, belgelerde, haritalarda ve adres kayıtlarında şehrimizin adı Diyarbakır olarak yer almaktadır. Biz Diyarbakır'ı bu adıyla bilir, bu adıyla severiz. O, Türkiye Cumhuriyeti'nin ayrılmaz ve şerefli bir şehridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle Diyarbakır'a yeniden "Amed" denilmesi, futbol kulübünün "Amedspor" adıyla anılması ve bu ismin kamusal alanda yaygın şekilde kullanılmasının Türkiye açısından doğru bir yaklaşım olmadığı kanaatindeyim.</p>

<p>Devletin bu tür uygulamalara nasıl izin verdiği de ayrıca tartışılması gereken bir konudur.</p>

<p>Eğer birçok ilimizin insanı eski isimlerinin yeniden kullanılmasını talep ederse, Türkçenin ortak kullanımını ve millî birlik anlayışını nasıl koruyacağız?</p>

<p>Biz de Rize'ye eski isimlerinden hareketle "Rizos" veya "Riza" mı diyeceğiz? Böyle bir anlayış yaygınlaşırsa ülkemizin ortak aidiyet duygusu nasıl etkilenecektir?</p>

<p>Ey yönetenler!</p>

<p>Kendinize gelin. Birliği ve beraberliği güçlendirin. Fırsatçılık yapanlara, bölücülük yapanlara ve bölgecilik anlayışını körükleyenlere fırsat vermeyin.</p>

<p>Yapamayanlar görevlerini bıraksın.</p>

<p>Çünkü taviz, tavizi doğurur.</p>

<p>"Erkekler bir gün, korkaklar her gün ölür."</p>

<p>"Türk ile Kürt kardeştir; ayrım yapan kalleştir."</p>

<p>Atatürk'ün şu sözleri de birlik ve beraberlik anlayışımızın en güzel ifadesidir:</p>

<p>"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır."</p>

<p><strong>Sami ÇELİK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, Diyarbakır</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/taviz-tavizi-getirir-diyarbakir-amed</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/diyarbekir.JPG" type="image/jpeg" length="17412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cumhuriyet'in İkinci Yüzyılına Çağrı!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/cumhuriyetin-ikinci-yuzyilina-cagri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/cumhuriyetin-ikinci-yuzyilina-cagri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye nasıl bir yol izlemeli? Rubil Gökdemir, hukuk, demokrasi, toplumsal uzlaşma, liyakat ve ortak gelecek vizyonu üzerine kapsamlı bir çağrıda bulunarak yeni yüzyılın medeniyet inşasına dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Artık yeni bir eşikteyiz.</p>

<p>Bir asır önce bu topraklarda verilen mücadele, devletin varlığını koruma, kurtuluş ve kuruluşun iradesiyle milletin bağımsızlığını teminat altına alma mücadelesiydi.</p>

<p>Kimse korkmasın Cumhuriyet I. Yüzyılda siyasal ve sosyolojik meşruiyetini ispatlamış, marjinal unsurlar hariç sistemin mayası tutmuştur.</p>

<p>Bugün ise önümüzde duran görev artık çok daha farklıdır:</p>

<p>Devleti kurmuş bir millet olmaktan, ortak geleceğini birlikte inşa eden bir topluma dönüşebilmek...</p>

<p>Çünkü Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı; eski kavgaların, müzelik kavramların, bitmeyen rövanşların ve nesilden nesile taşınan korkuların yüzyılı olamaz.</p>

<p>Bu yüzyıl; özgüvenin korkuya, hukukun keyfiliğe, uzlaşmanın kutuplaşmaya, ortak aklın tek adamlara, nesnelliğin fanatizme üstün geldiği bir yüzyıl olmak zorundadır.</p>

<p>Artık kabul etmeliyiz ki;</p>

<p>Bu ülke yalnızca bir kesimin değildir.</p>

<p>Bu devlet yalnızca bir ideolojinin değildir.</p>

<p>Bu Cumhuriyet yalnızca bir dönemin mirası değil, seksen beş milyonun gelecek nesillere devredeceği ortak emanetidir.</p>

<p>Hiç kimsenin diğerini bu ülkenin misafiri gibi görmeye hakkı yoktur. Bu ülke eşit ve makbul yurttaşların ortak vatanıdır.</p>

<p>Hiçbir vatandaşın aidiyetini ispat etmeye mecbur bırakılmadığı, hiçbir toplumsal kesimin tehdit kaynağı olarak algılanmadığı, korkularıyla yönetilmediği, hiçbir siyasi görüşün düşmanlaştırılmadığı bir Türkiye mümkündür.</p>

<p>Böyle bir Türkiye hayal değil, tarihsel bir zorunluluktur.</p>

<p>Çünkü önümüzdeki dönemde bizi bekleyen meydan okumalar, geçmiş yüzyılın alışkanlıklarından çok daha büyüktür.</p>

<p>Dünya düzeni yeniden şekillenmektedir.</p>

<p>Ekonomiler dönüşmektedir.</p>

<p>Teknoloji insanlık tarihinin en büyük kırılmalarından birini üretmektedir.</p>

<p>Enerji, üretim, güvenlik ve bilgi alanlarında yeni bir çağ başlamaktadır.</p>

<p>Bu çağın kazananları, kendi iç savaşlarını sürdüren toplumlar değil; farklılıklarını ortak enerjiye ve hedeflere dönüştürebilen toplumlar olacaktır. Türkiye bu çağı ıskalamayacaktır...</p>

<p>Türkiye'nin kaybedecek bir asrı daha yoktur.</p>

<p>Bu nedenle yeni dönemin düşünüş biçimi de, siyasal ahlakı da yeni olmak zorundadır.</p>

<p>Rakibini yok etmeye değil, onunla hukuk içinde rekabet etmeye, hizmet üretimine dayanan bir siyaset...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gücü sınırsızlaştırmaya değil, hukukla sınırlandırmaya dayanan bir devlet anlayışı...</p>

<p>Aidiyetleri istismar eden değil, vatandaşlığı güçlendiren bir demokrasi...</p>

<p>Sadakati ödüllendiren değil, aklı, bilimi, liyakati yücelten bir kamu düzeni...</p>

<p>Korkuları köpürten, büyüten değil; umutları çoğaltan bir toplumsal dil...</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında savunmamız gereken en büyük değerler bunlardır.</p>

<p>Çünkü biliyoruz ki;</p>

<p>Hukuk ve adalet bir grubun değil, herkesin güvencesidir.</p>

<p>Özgürlük bir ideolojinin değil, insan onurunun hakkıdır.</p>

<p>Demokrasi kazananların hükmetme, kaybedenlerin susma rejimi değil; farklı fikirlerin barış içinde yarışma ve üretme zeminidir.</p>

<p>Hukuk ise güçlülerin kullandığı bir araç değil, güç karşısında vatandaşın kaygısız sığınağıdır.</p>

<p>Bu yüzden geleceğin Türkiye'si; rövanşların değil uzlaşmanın, intikamın değil adaletin, korkuların değil özgüvenin üzerine inşa edilmelidir.</p>

<p>Bizler aynı tarihin çocuklarıyız.</p>

<p>Aynı coğrafyanın insanlarıyız.</p>

<p>Aynı bayrağın altında yaşayan, aynı kaderi paylaşan, gelecek tasavvurları olan bir milletiz.</p>

<p>Bizi büyütecek olan şey geçmişin travmatik hesaplarını sonsuza kadar sürdürmek değil; yaralarımızı sararak, geçmişten ders çıkararak ortak bir gelecek kurabilmektir.</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında ihtiyacımız olan yeni bir kurtuluş savaşı değil, yeni bir medeniyet inşasıdır...</p>

<p>İhtiyacımız olan şey; hukuka olan inancı yeniden güçlendirmek, demokrasiyi derinleştirmek, toplumsal güveni yeniden üretmek ve refahı paylaşacağımız ortak gelecek fikrini yeniden ayağa kaldırmaktır.</p>

<p>Eğer bunu başarabilirsek;</p>

<p>Türkiye yalnızca bölgesinin rol modeli değil, dünyanın da saygın ve güçlü ülkelerinden biri olacaktır.</p>

<p>Eğer bunu başarabilirsek;</p>

<p>Yüzyıllık gerilimler yerini yüzyıllık bir toplumsal barışa bırakacaktır.</p>

<p>Eğer bunu başarabilirsek;</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı, bir kesimin diğerine karşı kazandığı zaferle değil, milletin kendi potansiyelini keşfettiği büyük bir medeniyet yürüyüşüyle hatırlanacaktır.</p>

<p>İşte o gün geldiğinde tarih şunu yazacaktır:</p>

<p>Türkiye, farklılıklarını çatışma sebebi olmaktan çıkarıp ortak geleceğinin gücüne dönüştürmeyi başarmıştır.</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılının gerçek zaferi de işte bu olacaktır.</p>

<p>Hadi bakalım "bizim çocuklar" bu zaferin ilk adımını da siz atın !</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/cumhuriyetin-ikinci-yuzyilina-cagri</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="52814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukukçu Mu Kanun Teknisyeni Mi?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/hukukcu-mu-kanun-teknisyeni-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/hukukcu-mu-kanun-teknisyeni-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hukukçu olmak yalnızca kanunları bilmek midir? Rubil Gökdemir, hukukçuluk ile kanun teknisyenliği arasındaki farkı; adalet, hukuk kültürü, evrensel ilkeler ve dogmatizm ekseninde kapsamlı bir bakış açısıyla değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir insanın isminin önünde avukat, savcı, hâkim, akademisyen, profesör ya da adalet bakanı yazması onu otomatik olarak hukukçu yapar mı?</p>

<p>Sonuçta yıllarca hukuk eğitimi almış, mesleki sınavlardan geçmiş ve hukuki faaliyetlerin merkezinde yer alan kişilerden söz ediyoruz. Ancak meseleye biraz daha derinden baktığımızda, bu unvanlar ile hukukçuluk arasında önemli bir fark bulunduğunu görürüz.</p>

<p>Çünkü hukuk yalnızca kanun maddelerini ezberlemek, mevzuatı uygulamak veya usul kurallarını işletmek değildir. Bunlar hukukun teknik yönünü oluşturur. Hukukçuluk ise bundan daha fazlasını ifade eder.</p>

<p>Gerçek anlamda hukukçu olabilmek için öncelikle hukukun neden ortaya çıktığını anlamak gerekir. İnsanlık tarihinin binlerce yıllık tecrübesi içerisinde hukuk; güç sahiplerini sınırlamak, toplumsal çatışmaları yönetmek, bireyi korumak ve adalet arayışını kurumsallaştırmak amacıyla ortaya çıkmıştır.<br />
Bugün "hukukun üstünlüğü", "masumiyet karinesi", "adil yargılanma hakkı", "kuvvetler ayrılığı" veya "temel hak ve özgürlükler" dediğimiz ilkeler tesadüfen oluşmuş kavramlar değildir. Bunlar, insanlığın uzun mücadeleler sonucunda ürettiği ortak kazanımlardır.</p>

<p>Bizim gibi "Din-Devlet İkiz Kardeşliği" telakkisinin etkisinde siyasal kültüre sahip olunan coğrafyalarda, hukuk sadece devletin uzantısı, siyaset ve toplumsal mühendisliğin elverişli zor kullanma aracıdır.</p>

<p>Bu nedenle hukukçu, yalnızca normları bilen kişi değil; hukuk ilkelerinin arkasındaki tarihsel ve sosyolojik birikimi kavrayabilen kişidir.</p>

<p>Nitekim hukuk tarihine baktığımızda, büyük adaletsizliklerin önemli bir bölümünün kanunsuzluklardan değil, kanunların dogmatik biçimde uygulanmasından kaynaklandığını görürüz. Bir dönemin yürürlükteki hukuk düzeni içerisinde son derece "yasal" görülen uygulamalar, sonraki kuşaklar tarafından ağır hak ihlalleri olarak değerlendirilmiştir.<br />
Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Her yasal olan şey adil olmayabilir.</p>

<p>Tam da bu noktada hukukçuluğun ikinci şartı ortaya çıkar: Dogmatik düşüncelerden uzaklaşarak, rafine bireyler haline gelebilmektir.</p>

<p>Dogmatizm, kişinin sahip olduğu dini, felsefi, etnik ve ideolojik fikirleri mutlak hakikat olarak görmesi ve farklı bakış açılarına kapanmasıdır.<br />
Hukukun özü ise tam tersine şüphe, sorgulama ve muhakeme üzerine kuruludur. Mahkeme salonlarında karşı tarafın dinlenmesi, delillerin tartışılması, temyiz mekanizmalarının bulunması veya farklı mahkemelerin farklı yorum ve içtihatlar geliştirebilmesi, hukukun dogmatizme karşı geliştirdiği kurumsal ve tarafsız güvenlik sistemleridir.</p>

<p>Toplumsal çelişkimize bakın ki, kendi mahallesine dokunan bir haksızlık karşısında hukuk arayanlar, karşı mahalleye yönelen benzer uygulamaları sıkça meşru görebilmektedir.<br />
Oysa hukukun en temel özelliği tarafsızlığıdır.<br />
Eğer bir ilke yalnızca bizim için geçerliyse, o artık hukuk ilkesi değil, siyasi taleptir.<br />
Bu nedenle Türkiye'nin önündeki asıl mesele yeni kanunlar yapmak değildir.<br />
Zaten Cumhuriyet tarihi boyunca sayısız anayasa değişikliği, reform paketi ve yasal düzenleme yapılmıştır.</p>

<p>Sorun norm eksikliği değil, zihniyet eksikliğidir.<br />
Çünkü hukuk devletleri kanunlarla değil, hukuk kültürüyle ayakta kalır.</p>

<p>Hukuk kültürü ise ancak farklı düşünebilen, kendi doğrularını mutlaklaştırmayan, gücü değil adaleti merkeze alan insanlar tarafından üretilebilir.<br />
Bu nedenle hukukçunun en önemli vasıflarından biri, kendi kanaatlerinden bile şüphe edebilecek kadar rasyonel ve objektif birey olabilmektir.</p>

<p>Toplumların hukuk sistemlerine duyduğu güvenin temelinde yalnızca normlar değil, o normları uygulayan insanların hukuka dayalı adalet duygusuna sahip olduğuna ilişkin inanç da yatar.</p>

<p>Hukuk uygulayıcısı, normları uygularken onların dayandığı evrensel ilkeleri göz ardı edemez.<br />
Bu anlamda "yerli-milli hukuk" sloganları sadece lakırdıdır.</p>

<p>Kanaatimce gerçek hukukçuluk, teknik yeterlilik ile adalet fikri arasındaki dengeyi kurabilmektir. Sadece vicdanla hareket etmek hukuku keyfiliğe dönüştürebilir; sadece normlara bağlı kalmak ise hukuku mekanik bir bürokratik faaliyete indirger.</p>

<p>Bu nedenle hukukçuluk, bir meslekten önce bir zihniyet meselesidir.<br />
İsimlerimizin önündeki unvanlar bize makamlar kazandırabilir; fakat hukukçu olabilmek için bundan daha fazlası gerekir. Hukuk tarihini anlamak, toplumsal gerçekliği okuyabilmek, evrensel hukuk ilkelerini içselleştirmek, farklı fikirlere tahammül göstermek ve en önemlisi adalet duygusunu diri tutabilmektir...</p>

<p>Aksi halde yargısal mekanizmaların en üst makamlarında bile bulunabiliriz; fakat yaptığımız işin adı hukukçuluk değil, yalnızca kanun teknisyenliği olur</p>

<p>İşte bu sebeplerle Türkiye'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu insanlar; kanunları ezbere bilen unvan sahipleri değil, evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda adalet fikrini içselleştirmiş gerçek hukukçulardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/hukukcu-mu-kanun-teknisyeni-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 12:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="62796"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Toprak Hattı Grubu'ndan Dikkat Çeken Açıklama: İslam ile İslamcılık Aynı Değildir]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/toprak-hatti-grubundan-dikkat-ceken-aciklama-islam-ile-islamcilik-ayni-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/toprak-hatti-grubundan-dikkat-ceken-aciklama-islam-ile-islamcilik-ayni-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toprak Hattı Grubu'nun kamuoyuna yaptığı açıklamada İslam ile İslamcılık arasındaki farklar, siyasal İslam anlayışının toplumsal etkileri ve dinin siyasallaşmasına ilişkin değerlendirmeler ele alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Toprak Hattı Grubu </strong>tarafından kamuoyuyla paylaşılan açıklamada, <strong>İslam</strong> ile <strong>İslamcılık </strong>kavramlarının aynı olmadığı vurgulanarak, iki kavram arasındaki temel farklılıklar ayrıntılı şekilde ele alındı.</p>

<p>Açıklamada, İslam’ın Allah tarafından bütün peygamberler aracılığıyla insanlığa gönderilen ilahi din olduğu belirtilirken, Kur’an-ı Kerim’de de İslam’ın tek hak din olarak ifade edildiği hatırlatıldı. Dinin; inanç, ahlak, ibadet ve toplumsal kuralları kapsayan ilahi bir sistem olduğu, insanı kendi iradesiyle doğruya ve iyiye yönlendirmeyi amaçladığı ifade edildi.</p>

<p><strong>İSLAM VE MÜSLÜMANLIK KAVRAMLARININ AYNI ANLAMA GELMEDIĞI VURGULANDI</strong></p>

<p>Açıklamada, İslam ile Müslümanlık kavramlarının birbirinin yerine kullanılmasının doğru olmadığı ifade edildi.</p>

<p>Buna göre İslam, temel kaynaklarda yer alan ilahi dinin adı olarak tanımlanırken, Müslümanlık ise tarih boyunca farklı toplumların dini yorumlayış ve yaşayış biçimlerinin oluşturduğu kültürel pratikleri ifade ediyor. Bu nedenle sosyolojik açıdan tek bir Müslümanlık anlayışından değil, farklı Müslümanlık yorumlarından söz edilebileceği belirtildi.</p>

<p><strong>İSLAM İLAHI, MÜSLÜMANLIK YORUMA DAYALI BIR KAVRAM OLARAK TANIMLANDI</strong></p>

<p>Metinde, İslam’ın ilahi ve değişmez olduğu, Müslümanlık anlayışlarının ise beşeri yorumlardan oluştuğu ve farklı kültürlerde çeşitli biçimlerde ortaya çıktığı ifade edildi.</p>

<p>İSLAMCILIĞIN TARIHSEL ORTAYA ÇIKIŞI VE İDEOLOJIK NITELIĞI</p>

<p>Açıklamada, 19. yüzyılda Batı sömürgeciliğine karşı gelişen yenileşme hareketleri sürecinde ortaya çıkan siyasi yaklaşımların Batı tarafından Siyasal İslam veya İslamcılık olarak tanımlandığı belirtildi.</p>

<p>Zaman içerisinde bu kavramın Müslüman toplumlar tarafından da benimsendiği ve ideolojik bir kimlik kazandığı ifade edilerek, İslamcılığın din ile aynı şey olmadığı vurgulandı.</p>

<p><strong>İSLAMCILIK BIR SIYASI İDEOLOJI OLARAK DEĞERLENDIRILDI</strong></p>

<p>Açıklamada, İslamcılığın dini yalnızca inanç ve ibadet alanında değil; devlet yönetimi, hukuk, ekonomi ve toplumsal hayatın belirleyici unsuru haline getirmeyi amaçlayan siyasi bir ideoloji olduğu ifade edildi.</p>

<p>Bu nedenle vahyin ürünü olan İslam ile siyasal amaçlarla geliştirilen ideolojik yaklaşımların aynı kabul edilemeyeceği belirtildi.</p>

<p><strong>AÇIKLAMADA İSLAMCILIĞIN YOL AÇTIĞI İDDIA EDILEN OLUMSUZLUKLAR SIRALANDI</strong></p>

<p>Toprak Hattı Grubu açıklamasında, İslamcılığın toplumsal hayatta çeşitli olumsuz sonuçlara neden olduğu değerlendirilerek şu başlıklara yer verildi:</p>

<p>• Dinin dünyevi çıkarlar için araç haline getirilmesi</p>

<p>• Dinin kutsallığının zedelenmesi</p>

<p>• Siyasi politikaların din üzerinden meşrulaştırılması</p>

<p>• Başarısızlık ve yolsuzlukların dini söylemlerle açıklanmaya çalışılması</p>

<p>• Toplumun kutuplaştırılması ve ötekileştirilmesi</p>

<p>• Farklı düşünen Müslümanların dışlanması</p>

<p>• Fikir çeşitliliğinin reddedilmesi</p>

<p>• Tek tip Müslüman profili oluşturulmaya çalışılması</p>

<p>• Radikalleşme ve şiddete zemin hazırlanması</p>

<p>• Şiddetin dini söylemlerle meşrulaştırılması</p>

<p><strong>DININ SIYASALLAŞMASININ ÖNCELIKLE DINE ZARAR VERDIĞI SAVUNULDU</strong></p>

<p>Açıklamada, tarih boyunca dinin siyasete malzeme edilmesinin en büyük zararı yine dine verdiği ifade edildi.</p>

<p>Bu kapsamda Montesquieu’nun “Din ile devlet birleştirildiğinde din kutsallığını, devlet ise adaletini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.” sözü ile İbn Haldun’un “Din iktidarın aracı haline geldiğinde hem inanç hem de adalet zarar görür.” değerlendirmelerine yer verildi.</p>

<p><strong>GERÇEK MÜMININ TEMEL ÖZELLIKLERI HATIRLATILDI</strong></p>

<p>Metinde Allah’ın istediği mümin profilinin;</p>

<p>• Ahlaki üstünlük</p>

<p>• Vicdani sorumluluk</p>

<p>• Toplumsal merhamet</p>

<p>ilkeleri üzerine inşa edildiği ifade edildi.</p>

<p>Hz. Peygamber’in “Allah’a iman ettim de ve dosdoğru ol.” hadisine atıf yapılarak, gerçek kurtuluşun yalnızca inançla değil, doğru, adil ve ahlaklı bir yaşam sürmekle mümkün olduğu belirtildi.</p>

<p><strong>DININ YOL GÖSTERICI NITELIĞINE DIKKAT ÇEKILDI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada dinin insanı zorla ahlaklı yapmadığı, yalnızca doğru yolu gösterdiği ifade edildi. Ahlaki sorumluluğun bireyin kendi iradesine bırakıldığı belirtilerek, kişinin tercihleriyle iyi veya kötü bir hayat sürebileceği vurgulandı.</p>

<p><strong>TOPLUMSAL DAYANIŞMA VE BIRLIK MESAJI VERILDI</strong></p>

<p>Toprak Hattı Grubu açıklamasında, dinin özünde toplumsal dayanışma, aidiyet ve merhameti güçlendiren bir yapı olduğu ifade edilirken, siyasal ideolojiye dönüşmesi halinde ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir kimlik kazanabileceği değerlendirmesinde bulunuldu.</p>

<p>Açıklamanın sonunda Gazali’nin “Yöneticiler dini kendi çıkarları için kullandıklarında zararı önce dine sonra da topluma dokunur.” sözüne yer verilerek kamuoyuna hatırlatmada bulunuldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/toprak-hatti-grubundan-dikkat-ceken-aciklama-islam-ile-islamcilik-ayni-degildir</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 08:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/islam-ile-islamcilik-ayni-degildir.jpg" type="image/jpeg" length="81675"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Dünyasına Uzatılan Tuzak]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/turk-dunyasina-uzatilan-tuzak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/turk-dunyasina-uzatilan-tuzak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa E. Erkal yazdı: AB'nin Kazakistan ve Türk Dünyası üzerindeki oyunları, KKTC-Rum Kesimi gerilimi ve Türk coğrafyasına kurulan yeni tuzaklar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Biz Anadolu Türkleri ve Dünya’ya yayılmış soydaşlarımız Türk Dünyası dendiği zaman bir uçtan diğer uca Türklerin yaşadığı ülkelerde ve özerk bölgelerde hep onların sorunlarını düşünmüşüzdür. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsızlığa kavuşan ve egemenlik haklarını elde eden ülkelere de yakın ilgi duymuş ve ilişkilerin hep geliştirilmesinden yana olmuşuzdur. Doğru olanı da yaptık ve halen yapıyoruz. Gelişen ilişkilerle ortak alfabe konusuna bile çok yaklaştık. Kardeş ülkelerin birbirini tanıması, anlaması ve tarihi eserlerinden haberdar olması takdirle karşılanacak bir husustur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bundan bir süre önce bizleri hayrete düşüren bir sürpriz ile karşı karşıya kalmıştık. Türk Dünyası’nın önemli ülkelerinden Kazakistan üzerinde AB’nin bu kardeşlerimizi Türkiye’den ve Türk Dünyası’ndan uzaklaştırabilmek için çeşitli teşebbüslere girdiğini görmüştük. Türkiye’yi haksız bir şekilde AB üyeliği yolunda engelleyip ikinci sınıf üyeliğe talip olmaya zorlayan, Kıbrıs Rum Kesimi’ni anlaşma ve hukuk dinlemeden AB tam üyesi bile yapan AB yetkilileri ve patronları eğer Kazakistan Kıbrıs’ta egemen ve bağımsız bir KKTC devletini kabul etmek yerine, Rum Kesimi’ne yaklaştıklarını, Büyükelçi ve hariciye mensuplarını karşılıklı gönderdiklerini izlemiştik. Eğer AB’nin emirleri yerine getirilip bu yolda çalışılırsa, bu ülkeye çeşitli yardımların yapılacağı ve kredilerin verileceği ileri sürülmüştü. Geçenlerde Türk düşmanı ve katil Rum Kesimi’nin oldukça mesafe aldığı maalesef görüldü. AB, KKTC’nin tanınmaması konusunda garanti bile istemiştir. Bugün Türküm ve Müslümanım diyen herkes Gazze’de, Filistin’de ve birçok yerde İsrail’in yaptığı insanlık dışı soykırımları konuşur ve seyreder haldedir. Aynı şartlar KKTC’nde de uygulanmış ve yüzlerce şehit verilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı başkanlığında KKTC ziyaret edilerek şehitliklerin incelenmesi bile AB ve onun desteklediği soykırımcı İsrail’in yaptıklarına paralel Rum Kesimi’nin yaptıklarını ortaya çıkarır. Herkesin yakın siyasi tarih konusunda yeterli bilgiye sahip olmalarını haklı olarak bekleriz. Rum kesimi hala Türkleri yok sayma ve yok etme davası peşindedir. Türk Cumhuriyetindeki bazı topraklar farklı ülke vatandaşları olan Yahudiler tarafından alınıp İsrail’deki dostlarına devredilmektedir. Yakalarına Rum Kesimi’nin madalyalarını takanlara o madalyayı çevirip altındaki gerçeği, tarihi kiri, yani Türk’e yapılan katliamların görülmesini tavsiye ederiz. En iyi Türk ölü Türk’tür diyen ve Türklere insan haklarını çok gören Rum katillere yaklaşma ihtiyacını duyanların herhalde Türklükten uzaklaşacaklarını da zannetmiyoruz. Dün Rusya’dan şikayet edenler bugün ABD-İsrail ittifakını ileride yeni bir Rus modeli olarak karşılarında görmemeleri için çok dikkatli davranacaklarından da emin olmak isteriz. Türk basınının bu olaydan habersiz gibi davranmasını da doğrusu anlamakta çok zorlanıyoruz.</p>

<p>AB’nin Türkiye politikası maalesef çok düşmanca olmuştur. Türkiye uyuşturularak haksız yere bekletilmiştir. Türkiye’nin ve KKTC’nin yasal hakları daima göz ardı edilmiştir. Rum Kesimi’nin AB’ye tam üyeliği bile yasal değildir. Doğu Akdeniz’de milletlerarası hukuk çiğnenmek istenmekte, Yunanistan ve Rum Kesimi ile birlikte ittifaklar yapılırken ileride AB oyununa gelmemek herhalde yapılacak en önemli iş olmalıdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/turk-dunyasina-uzatilan-tuzak</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 08:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/02/yazarlar/mustafa-e-erkal-28.jpg" type="image/jpeg" length="61393"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ülkücüleri Parçalamadan Türkiye’yi Bölemezler!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ulkuculeri-parcalamadan-turkiyeyi-bolemezler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ulkuculeri-parcalamadan-turkiyeyi-bolemezler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bekir Gül yazdı: Ülkücü hareket içindeki ayrışmaların Türkiye'nin birliği üzerindeki etkilerini ele alan bu yazıda, birlik, dayanışma ve ortak ülkü vurgusu ön plana çıkıyor. Geçmişten günümüze yaşanan kırılmalar ve çözüm çağrıları dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ÜLKÜCÜLERİ PARÇALAMADAN TÜRKİYEYİ BÖLEMEZLER!<br />
ÇUVALDIZ.!!!</p>

<p>Ülkücü Türk Milliyetçilerin'de son zamanlarda enteresan bir şekilde hâl-i hâzırda ki politik-siyasi konumuna ve pozisyonuna hâklılık ve meşruiyet kazandırmak maksadı ve amacıyla Ülküdaşlarını ayıplamak, suçlamak ve kınamak gibi bir alışkanlık ortaya çıktı ve baş gösterdi diyebiliriz..<br />
Ruh, şuur ve gönül birliği içerisinde Türk, Türklük ve Cumhuriyet düşmanlarına karşı, birbirine yaslanarak ve dayanarak bu toprakların tanık olduğu büyük bir mücadelenin mümessili olan Ülkücü Türk Milliyetçilerinin geldiği noktayı akılla mantıkla izâh etmek pek de mümkün görünmüyor..<br />
Birbirlerinin ardında sıra dağlar gibi duran, birbirleri için her türlü riski üstlenen, Ülküdaşı zarar görmesin diye birbirlerinin suçunu üstlenen, sekiz on yıl sessiz-sedasız Ülküdaşının cezasını yatan, varını-yoğunu Ülküdaşıyla paylaşan Ülkücü Türk Milliyetçilerine ne oldu da şimdi birbirlerine hakâretler yağdırıyorlar gerçekten de anlamak kabil değil..</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Merhum başbuğ Alparslan Türkeş bey'in, Ülkücüleri parçalamadan, Türkiye'yi parçalayamazlar sözünün gerçek olduğunu görmekten son derece muzdarip olduğumu ifâde etmeliyim, her kim bu parçalanmışlığın oluşması ve ortaya çıkması için bilerek, isteyerek ve kasten, makam, mevkii ve statü karşılığında birilerinin plan ve programlarının parçası olmayı kabul etmişse, diliyorum ve istiyorum ki ulu Tanrı onu iki cihânda da rezil ve rüsva eylesin inşallah..</p>

<p><br />
Türk Milleti'nin ve Türk Devleti'nin varlığını birliğini ve dirliğini kendi canından bile âziz bilen, Ülküdaşlarının ayağına taş değmesin diye kan yutup kızılcık şerbeti içtim diyebilecek kadar vefakâr, erdemli, dürüst, namuslu, kişilikli, hâysiyet sahibi Ülkücü Türk Milliyetçilerinin arasına ayrılık tohumlarını ekenler, Ülkücü Türk Milliyetçilerini bu hâllere düşürenler, iki cihânda da rahat yüzü görmesinler, ölmesinler, sürünsünler..</p>

<p><br />
Büyük bir ruhun, kudretli bir şuurun sahibi olan Ülkücü Türk Milliyetçilerinin, üç-kuruşluk çıkar ve yarar için birbirlerine ağıza alınmayacak sözleri söylemekte herhangi bir sakınca görmüyor olmaları, Ülkücü Türk Milliyetçilerinin aralarına fitne tohumları ekenlerin, ne kadar merhametsiz, ne kadar vicdânsız ve ne kadar hâysiyetsiz olduklarını göstermektedir..</p>

<p><br />
Ortalama zekâ seviyesinin üstünde bir zekâya sahip olduklarını düşündüğüm ve böyle olduğuna da kesinlikle inanıp imân ettiğim Ülkücü Türk Milliyetçilerinin, belli merkezlerce kendilerinin üzerine kurulan bu kumpasları boşa çıkaracak dirâyeti ve cesâreti göstermelerini ümit ediyorum, bekliyorum ve mutlak surette de bunu başaracaklarını, üzerlerine çöken bu kara bulutları dağıtacak irâdeyi de göstereceklerini elbette ki biliyorum..<br />
Hiç kimse sonsuza kadar yaşamayacaktır, günü, vakti, saati geldiğinde, herkes bir vesileyle, bu fâni dünyaya vedâ edecektir, o itibârladır ki, mâzide birbirleriyle ruh ve gönül birliği içinde olanların, geçici olduğunu bildikleri şeyler için birbirlerine zulüm etmeleri gerekmiyor, Ülkücü Türk Milliyetçileri akıllı adamlardır ve bu ayrılık-gayrılık sorununu en kısa sürede, en makûl bir şekilde de sonuçlandırmayı da mutlaka başaracaklardır..</p>

<p><br />
<strong>Bekir Gül</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ulkuculeri-parcalamadan-turkiyeyi-bolemezler</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/11/yazarlar/bekir-gul-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="67646"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Anadolu Aydınlar Ocağı'nda Genel Kurul Heyecanı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/istanbul-anadolu-aydinlar-ocaginda-genel-kurul-heyecani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/istanbul-anadolu-aydinlar-ocaginda-genel-kurul-heyecani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Anadolu Aydınlar Ocağı Derneği'nin 2026 Olağan Genel Kurulu, 14 Haziran 2026 tarihinde Validebağ Öğretmenevi'nde gerçekleştirilecek. Genel kurul gündemi ve seçim sürecine ilişkin detaylar açıklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Anadolu Aydınlar Ocağı Derneği, </strong>2026 yılı <strong>olağan genel kurul </strong>toplantısının 14 Haziran 2026 Pazar günü saat 10.00’da Validebağ Öğretmenevi, Koşuyolu/Üsküdar İstanbul’da gerçekleştirileceğini duyurdu.</p>

<p>Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamada, ilk toplantıda yeterli çoğunluğun sağlanamaması halinde ikinci toplantının yine 14 Haziran 2026 Pazar günü saat 10.00’da Validebağ Öğretmenevi’nde çoğunluk aranmaksızın yapılacağı bildirildi.</p>

<p><strong>OLAĞAN GENEL KURUL GÜNDEMI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genel kurul toplantısında aşağıdaki gündem maddeleri görüşülecek:</p>

<p>• Açılış ve yoklama</p>

<p>• Kongre Başkanlık Divanı’nın seçimi</p>

<p>• Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması</p>

<p>• Yönetim Kurulu faaliyet raporunun okunması ve müzakeresi</p>

<p>• Denetleme Kurulu raporunun okunması ve müzakeresi</p>

<p>• Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu raporlarının ayrı ayrı ibra edilmesi</p>

<p>• Tahmini bütçenin görüşülerek onaylanması</p>

<p>• Yeni Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu asil ve yedek üyeleri ile İlim İstişare Kurulu üyelerinin seçimi</p>

<p>• Dilek ve temenniler</p>

<p>• Kapanış</p>

<p>Yönetim Kurulu adına Prof. Dr. İbrahim Öztek tarafından yapılan duyuruda, olağan genel kurul toplantısının kahvaltılı olarak gerçekleştirileceği belirtilerek tüm üyelere katılım çağrısında bulunuldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/istanbul-anadolu-aydinlar-ocaginda-genel-kurul-heyecani</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/aydinlar-ocagi-istanbul.jpg" type="image/jpeg" length="25178"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ahilik Ruhu ve Anadolu'nun Beka Senedi]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ahilik-ruhu-ve-anadolunun-beka-senedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ahilik-ruhu-ve-anadolunun-beka-senedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdris Savaş'tan Ahilik ruhu, Ahi Evran'ın mirası ve Anadolu esnaf kültürü üzerine kapsamlı bir değerlendirme. Siftah geleneği, dayanışma anlayışı ve Ahiliğin günümüz ticaret ahlakına sunduğu değerler bu yazıda ele alınıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu yazı, sadece geçmişe duyulan bir özlemin ifadesi değil, bugünün gürültüsü içinde kaybolan o kadim ve berrak sesin peşine düşme mecburiyetidir. Anadolu’nun her sokağında, her dükkânın kepenginde ve her el sıkışmasında gizli olan o büyük mirası; yani Ahiliği sadece bir tarih dersi olarak değil, bugün aşınan değerler sistemimize bir can suyu olarak yeniden hatırlatmak bir vicdan borcudur. Bu bir nostalji değil; ticaretin soğuk ve hırslı yüzüne karşı insanın insanla olan sözleşmesini, emeğin kutsallığını ve zamana yön verenlerin sarsılmaz vakarını yeniden ayağa kaldırma iradesidir.</p>

<p>Anadolu esnaflığında gün, güneş doğmadan yataktan kalkılmasıyla başlar; günün ilk ışıklarıyla birlikte hem bir telaş hem de bir huzur yayılırdı etrafa. O erken saatler, güne saygı ve disiplinle başlama ritüeli demekti. Dükkânlar Besmele ile açılır, işyerine sağ ayakla adım atılır, akşam süpürülmüş dükkânın çöpleri sabahın taze umuduyla dışarı atılırdı. Komşularla selamlaşılır, hayırlı işler dilenirdi. Çayı önce demleyen hemen davete çıkardı; zira rızkı sadece kendine saklamayan anlayış, onu bir bereket halkasına dönüştürürdü. Bu, sadece bir rutin değil; içinde büyük bir toplumsal ahlak, iş disiplini ve saygı barındıran bir değerler bütünüdür.</p>

<p>Bu kültürün en can alıcı noktası ise siftah geleneğiydi. Müşteriden alınan ilk parayla “Siftah senden, bereketi Allah’tan” denir, esnaf birbirine siftah atarak toplumsal dayanışmanın en zarif örneklerini sergilerdi. Siftah için müşterinin verdiğiyle yetinilir, ürünün veya hizmetin gerçek karşılığında ısrar edilmezdi. Rivayetlere göre bazı şehirlerde siftah çay, tatlı veya ekmekle yapılırdı; Kayseri’de küçük bir poğaça ile başlamak, Konya’da ilk müşteriyi komşuya yönlendirmek, Bursa’da çay ikramı ile günü açmak gibi farklı uygulamalar anlatılır. Daha eskilerden gelen rivayetler ise bu ahlakın zirvesini işaret eder: Siftahını yapmış esnaf, kapısına gelen müşteriyi dükkânında aynı mal bulunsa bile henüz siftah yapmamış komşusuna yönlendirir; “Ben rızkımı aldım, var git komşumdan al” diyebilirdi. Bu, sadece bir ticari kural değil; fedakârlığın, paylaşmanın ve mülkiyet hırsını dizginleyen bir medeniyet anlayışının tezahürüdür.</p>

<p>Ahi Evran, özellikle Kayseri ve Kırşehir merkezli olarak esnafı bir çatı altında toplarken bu ahlakı ekonomik bir nizamla taçlandırmıştır. Kalite kontrol ve narh sistemiyle üretilen malların niteliği denetlenmiş, fiyat istikrarı sağlanmıştır. “Pabucu dama atılmak” deyimi, kalitesiz mal üreten esnafın Ahilikten dışlanması geleneğinden gelir. Yamaklık, çıraklık, kalfalık ve ustalık hiyerarşisiyle hem teknik beceri hem de ahlaki disiplin aşılanmıştır. Esnaf arasında oluşturulan “Orta Sandığı” ise zor durumdaki üyeye sermaye sağlamış ve yüzyıllar öncesinden modern bir sosyal güvenlik sistemi tesis etmiştir.</p>

<p>Ahilik, Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde önemli roller üstlenmiştir. Türkmenlerin zanaat dallarında uzmanlaşmasıyla Türkler ekonomik hayatta daha görünür ve güçlü hale gelmiştir. Bu dönüşümde Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı tarafından kurulan Bâcıyan-ı Rum, kadınların üretimde ve sosyal hayatta aktif rol almasını sağlayan dikkat çekici bir teşkilat olarak öne çıkmıştır. Anadolu insanının karakteri, “Eline, beline, diline sahip ol” düsturu ve yedi temel öğütle şekillenmiştir: Alnı açık, eli açık, sofrası açık, kapısı açık olmak; gözü ayıplara kapalı, beli nefsine bağlı, dili yalandan uzak tutmak.</p>

<p>Ancak ilginç bir tarihsel durum vardır: Ahi Evran, toplum hafızasında çoğu zaman Mevlana gibi manevi şahsiyetlerin gerisinde bırakılmıştır. Mevlana’nın şiirleri ve mistik öğretileri geniş kitlelere ulaşırken, üretimi örgütleyen, esnafı teşkilatlandıran ve toplumsal düzenin inşasında önemli rol oynayan Ahi Evran’ın katkıları aynı ölçüde tanınmamıştır. Oysa Osmanlı’nın kurucu kadrolarının önemli bir kısmı bu ocaktan yetişmiş, ilk padişahlar Ahi Kuşağı kuşanarak devleti bu ahlak anlayışı üzerine inşa etmişlerdir.</p>

<p>Zamana hâkim olanlar, değer üreten ve ürettiği değere sahip çıkanlardır. Kendini sürekli iyiye, doğruya, meşruya ve helale doğru yönelten; gerektiğinde geleneğindeki faydasız ve hükmünü yitirmiş unsurları terk ederek yenilenebilenlerdir. Günümüzde ise bu miras, çoğu zaman duvarlarda asılı “Veresiye Satan” tablolarında yorgun bir hatıra olarak yaşamaktadır. Oysa yeni kuşakların korkuya dayalı olmayan, samimiyet ve dürüstlük arayan yapısı; Ahiliğin özündeki “içi dışı bir olmak” ilkesiyle büyük ölçüde örtüşmektedir. Ancak Ahiliği yaşatmak sadece devletten beklenecek bir lütuf değildir. Bu anlayışın yeniden canlanması, öncelikle toplumun, müşterinin ve esnafın talebiyle mümkündür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burada en büyük görev ve vebal, Esnaf ve Sanatkâr Odaları ile Ticaret Odaları’nın omuzlarındadır. Sormak gerekir: Bu odalar aidat toplamaktan başka ne iş yapmaktadır? Üyelerinin kaçıyla gerçek bir irtibat halindedirler? Devasa bütçelerle esnafın evlatları için teknik okullar, hastalandığında başvurabileceği sağlık merkezleri ya da darda kalana sermaye olacak yeni bir “Orta Sandığı” kurulmuş mudur? Lüks binalar inşa etmek yerine Ahiliğin o devrimci dayanışma ruhu neden yeniden ayağa kaldırılmıyor?</p>

<p>Netice itibarıyla zamana hâkim olanlar, sadece takvimi tüketenler değil; ürettikleri değeri bir yaşam biçimine dönüştürenlerdir. Ahi Evran’ın asırlar önce attığı temel, modern dünyanın birçok sorununa karşı hâlâ güçlü bir ilham kaynağı olarak karşımızda durmaktadır. Ancak bu ruhun yaşaması; artık hükmü kalmamış, faydasız ve samimiyetsiz alışkanlıkları terk edip helalin ve meşrunun izinde kendini sürekli yenileyen bir iradeyle mümkündür. Eğer bugün odalar, birlikler ve teşkilatlar sadece aidat toplayan mekanik yapılara dönüşmüşse, bu bir yok oluş alarmıdır. Bu yazıyı yazmak; o alarmı susturmak değil, aksine sokağın sesini, esnafın alın terini ve Ahi Evran’ın tavizsiz ahlakını yeniden merkeze koymak için bir çağrı yapmaktır. Çünkü biliyoruz ki sadece kendini değil, komşusunu da gözeten o “Siftah senden, bereketi Allah’tan” nidası, Anadolu’nun kıyamete kadar sürecek asıl beka senedidir.</p>

<p><strong>İdris Savaş</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ahilik-ruhu-ve-anadolunun-beka-senedi</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 16:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/ahilik-ruhu-ve-anadolunun-beka-senedi.JPG" type="image/jpeg" length="36513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ümraniye İnkılap Mahallesi Gençlik Platformu tarafından düzenlenen 5. Uçurtma Şenliği, protokol üyeleri, gençler ve ailelerin katılımıyla coşkulu bir atmosferde gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ümraniye İnkılap Mahallesi Gençlik Platformu</strong> tarafından düzenlenen <strong>5. Uçurtma Şenliği</strong>, yoğun katılım ve büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi. Renkli görüntülere sahne olan etkinlikte, gökyüzü yüzlerce uçurtmayla süslendi.</p>

<p><img alt="Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu 3" height="563" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-3.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p>Programa <strong>Ümraniye Kaymakamı Yüksel Çelik</strong>, <strong>Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım</strong>, <strong>İlçe Müftüsü Abdulkerim Çelik</strong> ve önceki dönem MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı <strong>Ümraniye İnkılap Mahallesi Gençlik Platformu Başkanı Halil Tufan</strong> katıldı. Etkinlikte gençler ve aileleri de yer alarak şenliğin coşkusuna ortak oldu.</p>

<p><img alt="Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu 2" height="559" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>GENÇLERDEN VE AİLELERDEN YOĞUN İLGİ</strong></p>

<p>Gökyüzünü renklendiren uçurtmaların oluşturduğu görsel şölen, katılımcılardan büyük beğeni topladı. Gençlerin ve ailelerin yoğun ilgi gösterdiği program, birlik ve beraberlik mesajlarının ön plana çıktığı keyifli anlara sahne oldu.</p>

<p>Etkinlik boyunca çocuklar ve gençler doyasıya eğlenirken, aileler de organizasyonun sosyal dayanışmaya katkı sağlayan yönünü takdir etti.</p>

<p><img alt="Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu 7" height="563" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-7.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p><img alt="Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu 5" height="563" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-5.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p><img alt="Ümraniye'de 5. Uçurtma Şenliği Coşkusu 6" height="563" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-6.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, İstanbul</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/umraniyede-5-ucurtma-senligi-coskusu-1.jpg" type="image/jpeg" length="54210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Chp-Akp Asırlık Hesaplaşma Mı,  Sosyolojik Dönüşüm Mü?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/chp-akp-asirlik-hesaplasma-mi-sosyolojik-donusum-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/chp-akp-asirlik-hesaplasma-mi-sosyolojik-donusum-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP-AKP rekabeti tarihsel bir hesaplaşma mı, sosyolojik bir dönüşüm mü? Rubil Gökdemir'den Türkiye'nin değişen siyasal yapısı, yeni merkez ve toplumsal uzlaşma arayışını ele alan kapsamlı bir değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'nin son yüz yıllık siyasi tarihi çoğu zaman partiler, liderler ve seçimler üzerinden okunmaktadır. Oysa daha derine indiğimizde karşımıza çıkan asıl hikâye, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin sürekli yeniden tanımlanmasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet'in kuruluşu, Osmanlı'nın son dönemlerinde başlayan modernleşme arayışlarının siyasal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yeni rejim, dönemin şartları içerisinde devleti ayakta tutabilmek için güçlü bir merkez inşa etmeyi hedeflemiştir. Bu merkez; askerî, bürokratik ve aydın öncülüğünde şekillenmiş, toplumu dönüştürmeyi amaçlayan bir modernleşme projesine dayanmıştır.</p>

<p>Cumhuriyet'in ilk döneminde temel sorun devletin kurulmasıydı. Sonraki dönemlerde ise devletin hangi toplumsal kesimler tarafından temsil edileceği sorusu belirleyici hâle geldi.</p>

<p>1950 seçimleriyle başlayan süreç, yalnızca bir iktidar değişimi değil, çevrede bulunan geniş toplumsal kesimlerin siyasal sistem içerisinde görünür hâle gelmesiydi. Demokrat Parti ile başlayan, Adalet Partisi ile devam eden, ANAP ile yeni bir boyut kazanan ve nihayet AK Parti döneminde kurumsallaşan süreç; esas itibarıyla Türkiye'nin sosyolojik merkezinin genişlemesidir.</p>

<p>Bu nedenle son yarım asırlık siyasi mücadeleyi yalnızca muhafazakârların yükselişi veya laik kesimlerin gerileyişi olarak okumak eksik kalmaktadır. Gerçekte yaşanan şey, T.C. devletinin temsil ettiği sosyolojik tabanın giderek genişlemesidir.</p>

<p>Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde merkezin dışında kalan Anadolu'nun muhafazakârları, taşra girişimcileri, dindar orta sınıfları ve farklı toplumsal kesimleri zamanla sistemin asli aktörleri hâline gelmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu dönüşüm başlı başına bir sosyolojik devrimdir.</p>

<p>Ancak tarihin bütün büyük dönüşümlerinde olduğu gibi, devrimlerin en zor aşaması iktidara yürümek değil, meşruiyeti genişleterek iktidarı yönetmektir.<br />
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu temel mesele de budur.<br />
Çevreden merkeze yürüyen toplumsal kesimler artık merkezin kendisidir.<br />
Dün vesayet eleştirisi yapanlar bugün kurumsal güce dayalı yeni vesayetin sahibidir.</p>

<p>Dün rejimden temsil talep edenler, bugün yeni demokratik temsil taleplerini tehdit sayan konumdadırlar.</p>

<p>Dün statü eşitsizliğinden şikâyet edenler bugün sadakate dayalı statü mekanizmalarını yönetmektedirler.<br />
Bu nedenle Türkiye'nin yeni sorusu şudur:<br />
Yeni merkez, eski merkezin hatalarını tekrar etmeden yeni bir meşruiyet üretebilecek midir?</p>

<p>Son yıllarda yaşanan gerilimlerin önemli bölümü bu sorunun etrafında şekillenmektedir.</p>

<p>Özellikle 2016 sonrasında güvenlik kaygılarının artması, devlet kapasitesinin merkezileşmesi ve siyasal alanın giderek daraltılması, yeni merkezin kendi statükosunu üretmeye başladığı yönündeki eleştirileri güçlendirmiştir.</p>

<p>Tarihsel açıdan bakıldığında bu durum şaşırtıcı değildir.<br />
Çünkü her iktidar zamanla kendisini korumaya yönelir.<br />
Her merkez kendi statüko reflekslerini üretir.<br />
Her statüko kendi devamlılığını sağlamaya çalışır.<br />
Türkiye'nin bugün yaşadığı sancıların önemli bölümü de bu döngünün sonucudur.</p>

<p>Ancak hikâyenin diğer tarafı da en az bunun kadar önemlidir.<br />
Cumhuriyet tarihi boyunca devletin asli sahibi olduğu varsayımıyla hareket eden "eski merkez" de toplumsal dönüşüm karşısında uzun süre direnmiş, değişen Türkiye'yi anlamakta zorlanmıştır.</p>

<p>Özellikle son yıllarda CHP'nin geçirdiği sosyolojik dönüşüm, değişen Türkiye'yi anlamak açıdan dikkat çekici çabalara işaret etmektedir.</p>

<p>Cumhuriyet'in kurucu hafızasını temsil eden bir partinin; farklı kimliklere, farklı yaşam tarzlarına ve farklı toplumsal aidiyetlere ulaşmaya çalışması aslında yeni ve olumlu bir sosyolojik uyum arayışıdır.</p>

<p>Bu arayışın en dikkat çekici yönü, uzun yıllar boyunca Türkiye siyasetini belirleyen ideolojik sınırların aşılabilmiş olmasıdır.</p>

<p>Bu durumun sembolik karşılıklarından biri, 2023 seçimlerinde Türkiye'nin "geleneksel siyasi kodlarının" dışında görülen bir lider profilinin toplumun yaklaşık yarısının desteğini alabilmesidir.<br />
Bu sonuç aynı zamanda bölge coğrafyasında Türkiye'nin istisnai bir sosyolojiye sahip olduğunun çok önemli göstergesidir.</p>

<p>İşte bu sebeple 2023 seçimleri yalnızca bir seçimin aritmetik sonucu değildir.<br />
Bu, Cumhuriyet'in toplumsallaşmasının çok önemli yeni bir aşaması, rejimin sosyolojik tahkimatında büyük bir adımdır.<br />
2019 ve 2024 yerel seçimleri de öncesinde başlanılan benzer sosyolojik uyum adımlarıyla okunmalıdır.</p>

<p>Bu seçimler yalnızca belediye başkanlarının değişimi değil, üstenci rejim muhafızlığının ötesinde farklı toplumsal kümelerin birbirleriyle temas kurabilme kapasitesinin arttığını gösteren işaretlerdir.</p>

<p>Bu sebep ve gerekçelerle mutlak butlan mağduru CHP parti içi çekişmelerden bağımsız olarak tarihi bir sınavla karşı karşıyadır. Cumhuriyetin II. Yüzyılında Türkiye'nin yeni sosyolojisine uyum gösterme çabalarını devam mı ettirecek, yoksa; "kurtuluşun, kuruluşun partisi, cumhuriyet değerlerinin koruyucusu" olma söylemlerini devam ettirecek siyasi aktör ve kadroları ön plana çıkararak nostaljik siyasete geri mi dönecek?</p>

<p>Parti içi çekişmeler vesilesiyle her iki farklı bakışı temsil eden aktörlerin kamuoyunda görünür olması da, bu tercihlere konu mücadelenin devam edeceğini göstermektedir.</p>

<p>Dolayısıyla bugün Türkiye'nin önündeki temel mesele iktidar ile muhalefet arasındaki siyasi mücadele değildir.<br />
Asıl mesele, eski merkezin kaybettiği ayrıcalıkları geri alma arayışı ile yeni merkezin elde ettiği kazanımları koruma refleksi arasındaki gerilimin ülkenin geleceğini rehin alıp almayacağıdır.</p>

<p>Çünkü her iki taraf da kendi tarihsel travmalarının etkisi altında hareket etmektedir.<br />
Eski merkez geçmişin kayıplarını telafi etmeye çalışırken, yeni merkez geçmişte yaşadığı dışlanmışlıkların tekrarından korkmaktadır.</p>

<p>Bu psikoloji, siyaseti sürekli bir varoluş mücadelesine dönüştürmektedir.<br />
Oysa Türkiye'nin önünde tarihsel ölçekte çok daha büyük bir gündem bulunmaktadır.</p>

<p>Dünya yeni bir jeopolitik kırılma dönemine girmiştir.<br />
Enerji hatları yeniden şekillenmektedir.<br />
Tedarik zincirleri değişmektedir.<br />
Yapay zekâ ve yüksek teknoloji ekonomileri küresel güç dengelerini yeniden belirlemektedir.</p>

<p>Türkiye ise coğrafi konumu, üretim kapasitesi, genç nüfusu ve devlet geleneği sayesinde bu dönüşümden önemli fırsatlar elde edebilecek ülkelerden biridir.</p>

<p>Ancak bu fırsatların değerlendirilebilmesi için önce iç siyasetin kronik kutuplaşma döngüsünün aşılması gerekmektedir.</p>

<p>Çünkü toplumların yükseliş dönemleri, farklı kesimlerin birbirini tasfiye etmeye çalıştığı dönemlerde değil; ortak gelecek fikri üretebildikleri dönemlerde ortaya çıkar.</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin ihtiyacı olan şey yeni bir kurtuluş savaşı değil, yeni bir toplumsal uzlaşmadır.<br />
Yeni bir rejim değil, yeni bir meşruiyet üretimidir.<br />
Yeni bir kutuplaşma değil, yeni bir toplumsal kapsayıcılıktır.</p>

<p>Gerçek sosyolojik devrim, bir kesimin diğerine üstünlük kurması değil; farklı toplumsal kesimlerin aynı devlet, aynı gelecek fikri etrafında rasyonel politikalarla buluşabilmesi ve demokratik sivil siyasetle yarışabilmesidir.</p>

<p>Türkiye'nin önündeki en büyük sınav da budur.<br />
Belki de Cumhuriyet'in ikinci yüzyılını belirleyecek asıl mesele, eski merkezin mi yoksa yeni merkezin mi kazanacağı değil; Türkiye'nin kendi iç barışını koruyarak büyük dönüşüm çağını fırsata çevirip çeviremeyeceğidir.<br />
<br />
<strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, POLİTİKA</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/chp-akp-asirlik-hesaplasma-mi-sosyolojik-donusum-mu</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="50623"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kara Salih Çavuşun Kahramanlık Hikayesi]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/kara-salih-cavusun-kahramanlik-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/kara-salih-cavusun-kahramanlik-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kara Salih Çavuş'un Çanakkale'den Sina ve Filistin cephelerine, gizli silah kaçırma operasyonlarından Kurtuluş Savaşı'na uzanan kahramanlık dolu mücadelesini ve Milli Mücadele'deki unutulmaz fedakârlıklarını anlatan etkileyici bir tarih yazısı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mustafa Kemal'in emriyle Anadolu'ya silah kaçırmak için İstanbul'daki gizli cemiyete katıldı.</p>

<p>Yakalanınca:</p>

<p>Tüm dişleri çekildi.<br />
Tüm tırnakları söküldü.<br />
Ayak tabanına çivi çakıldı.<br />
22 gün darp edildi.<br />
Buz dolu havuzda çıplak bekletildi.<br />
İdama mahkum edildi.</p>

<p>Ama asla konuşmadı. Kara Salih Çavuş'un hikayesi Siirt'te başlıyor.<br />
Hiperaktif, hareketi, kabına sığmayan zeki bir çocuk olmasına rağmen, kendi deyimiyle "sakalı uzun aklı kısa" hocasından arkadaşları önünde dayak yeyince onuru kırılıyor.<br />
Okulu bırakıyor.<br />
Bir daha da gitmiyor.</p>

<p>İlerleyen yıllarda Balkan Savaşları'na gönüllü olarak katılıyor.<br />
Dünya Savaşı çıkınca er olarak Çanakkale'de görevlendiriliyor.<br />
Mustafa Kemal'le yolları ilk defa orada kesişiyor.<br />
Onun emrinde Arıburnu'nda süngü hücumu yapıyor.</p>

<p>Onu o kadar sevmişti ki, "Öl dese ölürdüm" diyor.</p>

<p>Kara Salih Çavuş'un kaderi 1916'da gönderildiği Sina cephesinde değişiyor.<br />
Çanakkale'den beri yanından ayırmadığı silahının kabzası bir gün bozuluyor ve tamire veriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Atış talimi sırasında yeni silahından şikayet ediyor.<br />
Komutanı sebebini sorunca "Kurşunu hedefe vurmak için nefsime güvenim var amma buna yok" diyor ve meseleyi anlatıyor:</p>

<p>Çanakkale'den beri kullandığım, huyunu suyunu bildiğim silahımda bir bozukluk olmuştu.<br />
Müsaade ederseniz gidip alayım.</p>

<p>Bozuk mozuk ona güvenim vardır.</p>

<p>Silahına bağlılığı komutanın dikkatini çekince Kara Salih anlatmaya devam ediyor:</p>

<p>Arıburnu hücumunda ayaklarımdan yaralandığım vakit elimden bırakmadım.</p>

<p>Benim dostumdur.<br />
Yüzümü kara çıkarmaz.<br />
Yiğidin kendine olduğu kadar silahına da güveni olmalıdır.<br />
Ben ona güvenirim.</p>

<p>Bu iddialı laflar üzerine komutan, her attığını vurması gerektiğini söylüyor.<br />
Kara Salih tamam diyor.<br />
Silah geliyor.<br />
Komutan 12 diyor.<br />
Salih vuruyor.</p>

<p>Bir daha 12 diyor.<br />
Salih yine vuruyor.</p>

<p>Dokuzun sağından vur diyor.<br />
Salih vuruyor.</p>

<p>Onbirin solundan vur diyor.<br />
Salih vuruyor.</p>

<p>Komutan, nişancılığına hayran olduğu Salih'i başçavuş yapmak istiyor.<br />
Meseleyi tabur komutanına açıyor.<br />
Yüzbaşı bir de kendisi görmek istiyor.<br />
Salih'i çağırıp epey ilerdeki bir ağacın tepesindeki dalı vurmasını istiyor.</p>

<p>Kara Salih dalı da vurunca başçavuş oluyor.</p>

<p>Salih, başçavuşluk görevini içten benimsiyor.<br />
Tüm askerlerin görevleriyle layığıyla ilgileniyor.<br />
Fakat onun asıl hedefi başkaydı.<br />
Gözünü alçaktan uçan İngiliz uçaklarına dikmişti.</p>

<p>"Bölük komutanı emir verse birer birer aşağı alırım onları" diyor.<br />
İlerleyen günlerde Salih'in birliği çölün ilerisinde denize yakın kurak ve kimsesiz bir bölgeye gönderiliyor.<br />
Bu bölgede çok sayıda düşman keşif kolu ve bedevi casusu bulunuyor.</p>

<p>Bedevilerden biri birkaç gün sonra birliğin yakınında görülüyor.</p>

<p>Komutan Şükrü Bey, Salih'i çağırıp emir veriyor:</p>

<p>Çabuk silahını al.<br />
Benim ata bin.<br />
Çöl sıcağına bakmadan, kan ter içinde kalsan bile o herife görünmeden süratle gidip bedevi casuslarını yakala.</p>

<p>Şükrü Bey birkaç saat sonra uzaktan "Paralo, paralo" seslerini duyuyor.<br />
Ardından Salih Çavuş görünüyor.<br />
Atı yedeğine almış, ayaklarından vurduğu iki bedeviyi peşine takmış geliyor.</p>

<p>Şükrü Bey "Neler oldu" diye soruyor.</p>

<p>Kara Salih anlatıyor:</p>

<p>Çölün kurdu olan bu iki bedevi çölde pire gibi kaçıp kayboluyor.<br />
Kum tepeleri gerilerine saklana saklana üzerime belki yirmi kurşun attılar.<br />
Her ne yaptımsa yakalamak mümkün olmadı.<br />
Sıcaktan beynim karıncalanmaya başladı.<br />
Ayaklarından vurdum.</p>

<p>Bedevilerin üzerinden zarf çıkıyor.</p>

<p>Bedevilerin birliklerin haritalarını İngilizlere sızdırdığı anlaşılıyor.<br />
Tabi, Salih Çavuş ödüllendiriliyor.</p>

<p>Şükrü Bey, bu defa onu çöle sızarak keşif kollarını vurması için görevlendirmeyi düşünüyor.</p>

<p>Tabi, Salih Çavuş'un canına minnet.</p>

<p>Yerinde duramayan bu adam için çölde koşturup düşman avlamak o an için dünyanın en keyifli şeyi.</p>

<p>Şükrü Bey emri veriyor:</p>

<p>Çölde 4-5 saat gidip bir kum tepesi gerisine saklanarak keşif kollarını avlayamaz mısın?</p>

<p>Salih Çavuş "Allah'ın izniyle, öteye bile geçerim" diyor:</p>

<p>Gözüme ilişenler geriye dönemezler.</p>

<p>Onların dönmediğini görenler de korkudan keşfe çıkamazlar.</p>

<p>Kara Salih, emri alır almaz yola çıkmak istiyor.<br />
Malum, çöl sıcağına dayanmak mümkün değil.<br />
Serinde gitmek istiyor.</p>

<p>Şükrü Bey atını vermek isteyince reddediyor:</p>

<p>Müsaade edin atı almayayım.<br />
Başıma dert olur.<br />
Hayvan bu.<br />
Durduğu yerde kımıldanır.<br />
Kişner.<br />
Düşmanın haberi olur.</p>

<p>Salih Çavuş yanına kırk kurşun, on parça peksimet ve iki matara su alıp çöle karışıyor.<br />
Hurma da veriyorlar.<br />
İstemiyor. "İçimi yakar" diyor.<br />
Akşama doğru Salih Çavuş ufukta beliriyor.<br />
Hayli yorgun.<br />
Ama yanında iki at, iki yaralı İngilizle geliyor.</p>

<p>Şükrü Bey ertesi gün Kara Salih'i tekrar çöle göndermek istiyor. Hemen kabul ediyor:</p>

<p>Dünküleri bugün ararlar.<br />
Onları da bizim tarafa buyur ederim.<br />
Aynı yerlerden gideceğim.<br />
Güneş bana kılavuzluk eder.<br />
Çölde kaybolmam.<br />
Güneş, Mısır tarafında batıyor değil mi?</p>

<p>Şükrü Bey bakıyor, Kara Salih silahı koltuğunun altına almış gidiyor.<br />
Güneşin ona kılavuzluk edeceğine inanıyor.<br />
Bir yandan da endişe ediyor.<br />
Ya başına iş gelirse.<br />
Dua üstüne dua okuyor.</p>

<p>Bir zaman sonra çölün derinlerinden makineli tüfek sesi işitiyor.<br />
Aradan saatler geçiyor.<br />
Kara Salih yok.<br />
Gece oluyor.<br />
Kara Salih yok.<br />
Şükrü Bey korkmaya başlıyor.<br />
Ertesi sabah olmasına rağmen ortada hala kimse görünmüyor.</p>

<p>Şükrü Bey, artık umudu kesmeye başlıyor.<br />
Ya düşmanın eline geçti, ya bedeviler yakalayıp esir etti diye düşünüyor.</p>

<p>Derken, öğleden sonra Kara Salih çıkıp geliyor.<br />
Şükrü Bey merak içerisinde "neler oldu" diye sorarken, Kara Salih cebinden çıkardığı tabancayı uzatıp "Buyrun" diyor:</p>

<p>Baktım.<br />
İçinde dokuz kurşun duruyor.<br />
Belinizdekinden daha iyi.<br />
Mavzer gibi.<br />
Nişangahı var.</p>

<p>Şükrü Bey "merak ettim" diye üsteleyince Kara Salih "Amma yaptın komutanım.<br />
Ölüm er geç insana gelecek.<br />
Yeter ki şerefli öleyim" diyor.</p>

<p>Başlıyor anlatmaya:<br />
Buradan çıktıktan sonra yavaş yavaş yürüdüm.<br />
Gün ağardı.<br />
En sonunda karşıma çölde hiç görmediğim düzlük çıktı.<br />
Mezar taşları olmayan büyük bir yer.<br />
Şurasında burasında kel başın kılları gibi tek tük ota benzeyen şeyler olsa da ne bir ağaç ne bir yudum su... Şaşırdım.<br />
Kerbela'dan daha beter yere geldim galiba diye düşünceye daldım.<br />
Sıcak beynime vurmaya başladı.<br />
Güneşe siper olacak bir kum tepesi nerede var diye bakarken çok alçaktan uçan bir tayyare sessiz sedasız karşıma çıkmaz mı?<br />
Şükrü Bey şaşkın. "Çabuk anlat, ne yaptın" diye soruyor.<br />
Kara Salih cevaplıyor:</p>

<p>Ne yapacağım.<br />
Hemen ölü gibi sırt üstü yere yattım.<br />
Çok yavaş uçuyordu.<br />
Beni görmüş olacaklar ki makineli tüfek işlerden solumda sağımda kurşunlar vızıldamaya başladı.<br />
İki katlı bir evin dam boyu kadar yakından uçan tayyareye bakınca bana merhaba diyecek kadar yakın bir insan başı görmeyeyim mi?<br />
Durur muyum artık?</p>

<p>Silahı göze aldım.<br />
Uçtuğu istikamette burnunun ötesine beş kurşun salladım.<br />
Sen misin sallayan.<br />
O ana kadar dosdoğru uçan tayyare kendini bilemez rezil sarhoş gibi sağa sola yapla vurmaya, öcünden oralarını makineli tüfek sesine boğmaya başladı.<br />
Bir iki dakika geçtikten sonra hırıltı gürültü içinde yukarı dikildi.<br />
Nihayet yana yana benim sağıma doğru düştü.<br />
Şükrü Bey'in şaşkınlığı daha da arttı.<br />
Sonra ne oldu diye sordu.<br />
Kara Salih, sonrasını da şöyle anlattı:</p>

<p>Güneş beni kavurmuştu.<br />
Hemen oralara gitsem, buraya ölüm bile gelmezdi.<br />
En yakın kum tepesinin güneş görmeyen yamaçlarında ikindiye kadar zar zor vakit geçirdim.<br />
Aklım fikrim tayyarenin düştüğü taraftaydı.</p>

<p>Şükrü Bey sordu: Gittin mi oraya?</p>

<p>Kara Salih cevapladı:</p>

<p>Tabii.<br />
Gitmesem size verdiğim tabancayı kum çölünde bulacak değilim ya.<br />
Bir sürü bedevi beni görünce hepsi acayip sesler çıkararak kaçtılar.<br />
Silahsız oldukları için silah kullanmaya tenezzül etmedim.<br />
Yalnız kaçmayı beceremeyen bu aptalı yakaladım.<br />
O da çölde canım sıkılmasın diye para falan verilirse belki faydası da dokunur bize.<br />
Baksanıza efendim.<br />
Hazreti Adem zamanından kalmış anadan doğma çepiş gibi bir şey.<br />
Üzerinde pis entariden başka ne var ki?<br />
Meteliğe divan vurur bunun böylesi.<br />
İşte, Kara Salih Çavuş bu yiğitliğiyle birlikte nam saldı.<br />
Keşif kollarını geçirmez oldu.<br />
Çölde yakaladığı bedeviyle daha çok kez düşman avlamaya gitti.</p>

<p>İlerleyen dönemde Filistin Cephesi'nde görev aldı. Gözetleme balonunu vurup düşürerek Almanların takdirname aldı.<br />
Ateşkes döneminde Atatürk tarafından Şişli'ye davet edilip gizli cemiyette görevlendirildi.<br />
Çok defa silah kaçırılmasını sağlayan operasyonlara katıldı.<br />
Sonuncusunda yakalanıp işkence gördü.<br />
Hapisten kurtarılıp Anadolu'da görevlendirildi.<br />
İnönü ve Sakarya savaşlarına katıldı.<br />
Arada geçen zamanda cephe önlerinde Yunanlara akın yapması için teşkilat kurdu.<br />
Onu yönetti.<br />
Öyle başarılı oldu ki genelkurmay tarafından davet edildi.<br />
Atatürk onu alnından öptü.<br />
Mim Mim Grubu lideri Topkapılı Cambaz Mehmet, ki yaman adamdır, Kara Salih için düzenlediği vesikada Kara Salih Çavuş'un operasyonları anlatılır.</p>

<p>Kara Salih Çavuş büyük kahramandı.<br />
Nur içinde yatsın.<br />
Alıntıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/kara-salih-cavusun-kahramanlik-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/kara-salih-cavusun-kahramanlik-hikayesi.jpg" type="image/jpeg" length="47849"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bandırma Vupuru 2]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bandirma-vupuru-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bandirma-vupuru-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan Kurtuluş Savaşı'na uzanan süreçte Rumeli'nin kaybı, Türk milletinin yaşadığı büyük trajedi ve Samsun'a çıkan kahramanların tarihi rolü üzerine kapsamlı bir değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1877-1878 Osmanlı Rus savaşından 1912-1913’ e kadar 35 yıl içinde 550 yıllık Türk Vatanının yıkılışı, Rumeli Türklüğünün imha ve tehcirle dağıtılışı, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri ve korkunç bir <strong>soykırım</strong> olayı olarak tarihimizin en büyük felaketine dönüşmüştü.</p>

<p>Çünkübiz Balkanları kaybederken sadece toprak değil 550 yıl boyunca yaşadığımız vatanımızı kaybetmiştik. O topraklar birçok yakınımızın, maruz kaldıkları zulümlerin, katliamların, soykırımın coğrafyasıydı ve elbette hepimizin hasret, özlem ve acıyla dolu hatıralarının tanığıydı.</p>

<p>Osmanlı Devleti’nin entelektüelinin büyük bir çoğunluğu Rumeli’de yetişti. Mustafa Kemal Atatürk’ten başka Vatan şairimiz Namık Kemal, İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, Yahya Kemal ve daha niceleri Rumeli’de yetiştiler.</p>

<p>1919 yılının 16 Mayıs’ında Samsun’a gitmek üzere yola çıkan heyet Çanakkale Kahramanı Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle “<strong>Kaybedilmiş toprakların aziz hatıraları”</strong> olarak nitelediği RUMELİLİLER Balkanlarda yaşadıkları çok kültürlü, çok dinli, çok dilli toplumsal yapı nedeniyle farklılıklarla birlikte yaşama kültür ve bilincine sahip olöaları toplumsal olgunlaşmayı sağlamıştı.</p>

<p>RUMELİ’de yüzlerce yıllık hatıraları olan evini, işini, bağını, bahçesini, tarlasını, atalarının mezarlarını ve özetle vatanlarını kaybetmiş olmanın acısını yüreğinde taşıyan <strong>Çanakkale</strong> <strong>Kahramanı Mustafa Kemal Paşa</strong> ve Samsun’a çıkan heyetin çoğunluğu <strong>Evlad-ı Fatihan</strong> torunlarından oluşuyordu. Başta Mustafa Kemal Paşa (SELANİK), Miralay Kâzım Bey (Manastır), Binbaşı Hüsrev Bey (Gerede) (HERSEK), Binbaşı Kemal Bey (Doğan). (ÜSKÜP)İ Yüzbaşı Cevad Abbas Efendi (Gürer). (NİŞ/ÜSKÜP), Yüzbaşı Ali Şevket Efendi (Öndersev)(SELANİK), Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (Ede)(EDİRNE), Mülâzım-ı Evvel Hayati Efendi (SEREZ), Mülâzım-ı Evvel Arif Hikmet Efendi (Gerçekçi) (İSTANBUL/Beylerbeyi), Topçu Mülâzım-ı Sani Muzaffer Efendi (Kılıç) (İSTANBUL/Bakırköy), Mülâzım-ı Evvel Abdullah Efendi (Kunt)(DEBRE), Memduh Efendi (Atasev) <strong>(İSTANBUL/Beykoz), </strong>Faik Efendi (Aybars) <strong>(İSTANBUL), </strong>Miralay İbrahim Tali Bey (Öngören).<strong>(İSTANBUL).</strong></p>

<p>Bu da Anadolu’daki işgalin sonlandırılmasında tüm vatan evlatlarının birlik ve beraberliğinin önemini işaret etmektedir. Türk Milletinin elinde kalan son vatan toprağı Anadolu’nun da düşman eline geçmemesi için Kurtuluş Savaşına önderlik etmişler ve milletin makus talihini yenmişlerdi.</p>

<p>Bin bir meşakkat ve yoklukla uzun ve yorucu savaşlardan sonra Misak-ı Milli sınırları içinde bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna öncülük eden Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK başta olmak üzere Kurtuluş Savaşının Komuta heyeti ve tüm Mehmetçikleri saygıyla selamlıyor, rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhları şad mekanları cennet olsun. Dün işgalci Yunan askeriyle Milli Kuvvetlere karşı işbirliği yapanların uzantılarının bugün de O Büyük insanın hatırasına saygısızlık eden soysuz, şerefsiz ve alçak hainlerin Milletin vicdanında, Allah katında ve yasalar karşısında hakkettiklerini bulacaklarına inanıyorum.</p>

<p>Bugün özellikle siyasette mikro milliyetçilik ve bölgecilik yapanların tarihten ders almaları şarttır. Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye’miz üzerinde günümüzde de küresel güçlerin ve bazı komşularımızın sinsi plan ve hesapları vardır. <strong>“Eğer istiyorsak sulh-u salah hazır ol cenge” </strong>sözünden ibret alarak, bunlara karşı siyasi, ekonomik, askeri açılardan daima hazır olmak gerekir.</p>

<p><strong><u>SAMSUN YOLCULARININ LİSTESİ<a href="https://www.rubasam.com/bandirma-vapuru-2-1.html#_ftn2" rel="nofollow" id="_ftnref2"><strong><u>[2]</u></strong></a></u></strong></p>

<p>Elimizde bulunan belgeler çerçevesinde Samsun’a giden yolcular Mustafa Kemal Paşa dahil, beş ayrı gruptan oluşan 79 kişidir.</p>

<p><strong>1. Mustafa Kemal Paşa ile müfettişlik heyetinin asker ve sivil mensupları:</strong> 23 kişi. Karargâh listesi ile alâkalı belgeler İstanbul’da, Kâzım Karabekir Müzesi’ndedir.</p>

<p><strong>2. Sivas’taki Üçüncü Kolordu’nun başına komutan olarak gönderilen Refet Bey (Bele):</strong> 1 kişi. Sonraki senelerin Refet Paşa’sının Bandırma Vapuru’na binebilmek için İngiliz makamlarından aldığı vize yine Kâzım Karabekir Müzesi’ndedir.</p>

<p><strong>3. Astsubay, er ve erbaşlar:</strong> 25 kişi. Bu liste de Kâzım Karabekir Müzesi’nde bulunmaktadır.</p>

<p><strong>4. Bandırma’nın mürettebatı: </strong>25 kişi. Mürettebat listesi, Denizyolları İşletmesi Müdürü Sadettin Bey’in 6 Ağustos 1933’te Halkevi Reisi Nafi Âtuf Bey’e Bandırma Vapuru hakkında gönderdiği ve bugün Cumhuriyet Arşivleri’nde 490-1-0-0/1199-203; 54 ve 55 numarada bulunan resmî yazıda yer almaktadır.</p>

<p><strong>5. Müfettişlik heyetinin, diğer askerlerin ve mürettebatın haricindeki siviller:</strong> 5 kişi.</p>

<p><strong>I. MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE MÜFETTİŞLİK HEYETİNİN ASKER VE SİVİL MENSUPLARI.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. <strong>(SELANİK)</strong> Dokuzuncu Ordu Kıt’aları Müfettişi Mirliva Mustafa Kemal Paşa.</p>

<p>2. <strong>(MANASTIR)</strong> Erkânıharbiye Reisi Miralay Kâzım Bey (Dirik).</p>

<p>3. Sıhhiye Müfettişi Miralay İbrahim Tali Bey (Öngören).(İSTANBUL)</p>

<p>4. Erkânıharbiye Kaymakamı (Ayıcı) Arif Bey.</p>

<p>5.<strong>(HERSEK) </strong>Erkânıharbiye Binbaşı Hüsrev Bey (Gerede).</p>

<p>6. <strong>(ÜSKÜP)</strong> Topçu Müfettişi Binbaşı Kemal Bey (Doğan).</p>

<p>7. Sıhhiye Müfettiş Muavini Binbaşı Refik Bey (Saydam).</p>

<p>8. <strong>(NİŞ/ÜSKÜP)</strong> Yaver Piyade Yüzbaşı Cevad Abbas Efendi (Gürer).</p>

<p>9. Piyade Yüzbaşı Mustafa Vasfi Efendi (Süsoy).</p>

<p>10<strong>. (SELANİK)</strong> Piyade Yüzbaşı Ali Şevket Efendi (Öndersev).</p>

<p>11. Piyade Yüzbaşı Mümtaz Efendi (Tunay).</p>

<p>12. <strong>(EDİRNE)</strong> Piyade Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (Ede).</p>

<p>13. Tabip Yüzbaşı Behçet Efendi (Feyzioğlu).</p>

<p>14. <strong>(SEREZ)</strong> Piyade Mülâzım-ı Evvel Hayati Efendi.</p>

<p>15. Piyade Mülâzım-ı Evvel Arif Hikmet Efendi (Gerçekçi) (İSTANBUL/Beylerbeyi)</p>

<p>16. Yaver Topçu Mülâzım-ı Sani Muzaffer Efendi (Kılıç) (İSTANBUL/Bakırköy)</p>

<p>17. (DEBRE) Mülâzım-ı Evvel Abdullah Efendi (Kunt).</p>

<p>18. Müşavir-i Adlî Ali Rıza Bey.</p>

<p>19. Tabur Hesap Memuru Rahmi Efendi.</p>

<p>20. Tabur Hesap Memuru Ahmed Nuri Efendi.</p>

<p>21. Sınıf-ı Sani Faik Efendi (Aybars) <strong>(İSTANBUL)</strong></p>

<p>22. Zabit Vekili Tahir Efendi.</p>

<p>23. Sınıf-ı Rabî’ Memduh Efendi (Atasev) <strong>(İSTANBUL/Beykoz),</strong></p>

<p><strong>II. Üçüncü Kolordu Kumandanı</strong></p>

<p>24. (<strong>SELANİK ve BULGARİSTAN) </strong>Miralay Refet Bey (Bele</p>

<p><strong>III. Astsubay, erbaş ve erler:</strong></p>

<p>25. Kıdemli Çavuş Osman Nuri oğlu Ali Faik Efendi.</p>

<p>26. Kıdemsiz Çavuş İbrahim İzzet oğlu Atıf.</p>

<p>27. Çavuş Ali oğlu Musa (Aydınlı).</p>

<p>28. Çavuş Mustafa oğlu Kemal (Konyalı).</p>

<p>29. Çavuş Kemal oğlu Mustafa (Konyalı).</p>

<p>30. Onbaşı Tevfik oğlu Adem (Çatalcalı).</p>

<p>31. Onbaşı Ali oğlu Rıfat (Sivaslı).</p>

<p>32. Onbaşı Rıfat oğlu Ali (Sivaslı).</p>

<p>33. Nefer Hüseyin oğlu Mehmed (Sincanlı).</p>

<p>34. Nefer Ahmed oğlu Emin (Sincanlı).</p>

<p>35. Nefer Mustafa oğlu İsmail Sincanlı).</p>

<p>36. Nefer İbrahim oğlu Ömer (Sincanlı).</p>

<p>37. Nefer Kerim oğlu Mehmed (Alanyalı).</p>

<p>38. Nefer Hasan oğlu Ulvan (Sungurlulu).</p>

<p>39. Nefer Mehmed oğlu Mehmed (Geredeli).</p>

<p>40. Nefer Mehmed oğlu Hasan (Kadıköylü).</p>

<p>41. Nefer Mehmed oğlu Durmuş (Mudurnulu).</p>

<p>42. Nefer Mehmed oğlu Ali (Geyveli).</p>

<p>43. Nefer Abdullah oğlu Musa (Divrikli).</p>

<p>44. Nefer Abdullah oğlu Mehmed (Tokatlı).</p>

<p>45. Nefer Şakir oğlu Nuri (Geredeli).</p>

<p>46. Nefer Hasan oğlu Hüseyin (Akhisarlı).</p>

<p>47. Nefer Bekir oğlu Mahmud (Yenihanlı).</p>

<p>48. Nefer İhsan oğlu Mehmed Lütfi (Üsküdarlı).</p>

<p>49. Nefer Abdullah oğlu Ali (İzmirli).</p>

<p><strong>IV. Bandırma’nın mürettebatı:</strong></p>

<p>50. Kaptan Kayserili İsmail Hakkı Bey (Durusu).</p>

<p>51. İkinci kaptan Üsküdarlı Tahsin Bey.</p>

<p>52. Kâtip İsmail Bey.</p>

<p>53. Güverte lostromosu Hasan Reis.</p>

<p>54. Serdümen Temel Şükrü Efendi.</p>

<p>55. Serdümen Basri Ali Efendi.</p>

<p>56. Ambarcı Ahmet Hasan Efendi.</p>

<p>57. Ambarcı Maksut Süleyman Efendi.</p>

<p>58. Tayfa Cemil Süleyman Efendi.</p>

<p>59. Tayfa Rahmi Hüseyin Efendi.</p>

<p>60. Tayfa Temel Mesut Efendi.</p>

<p>61. Başmakinist Hacı Süleyman Bey.</p>

<p>62. İkinci makinist Süleyman Bey.</p>

<p>63. Vinççi Osman Emin Efendi.</p>

<p>64. Vinççi Galip Ali Efendi.</p>

<p>65. Ateşçi Halil Yusuf Efendi.</p>

<p>66. Ateşçi Mansur Arif Efendi.</p>

<p>67. Ateşçi Bahri Mehmed Efendi.</p>

<p>68. Kömürcü Mehmed Hasan Efendi.</p>

<p>69. Kömürcü Mehmed Ali Efendi.</p>

<p>70. Birinci kamarot Tevfik Muharrem Efendi (Ulusu).</p>

<p>71. İkinci kamarot Mehmed İbrahim Efendi.</p>

<p>72. Muavin kamarot Ahmet Muhtar Efendi.</p>

<p>73. Kamarot yamağı Halit Mustafa Efendi.</p>

<p>74. Aşçı Hacı Hamdi Osman Efendi.</p>

<p><strong>V. Müfettişlik heyetinin, diğer askerlerin ve mürettebatın haricindeki siviller:</strong></p>

<p>75. Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey.</p>

<p>76. Piyade Yüzbaşı Mustafa Vasfi Efendi’nin eşi Aliye Hanım.</p>

<p>77. Kızı Nefise.</p>

<p>78. Oğlu Mithat.</p>

<p>79. Oğlu Salih.</p>

<p><strong>Süheyl ÇOBANOĞLU</strong></p>

<p><strong>RUBASAM Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bandirma-vupuru-2</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 10:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/bandirma-vupuru-2.jpg" type="image/jpeg" length="40301"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydınlar Ocağı'nda Genel Kurul Heyecanı: Toplantı Tarihi Açıklandı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/aydinlar-ocaginda-genel-kurul-heyecani-toplanti-tarihi-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/aydinlar-ocaginda-genel-kurul-heyecani-toplanti-tarihi-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydınlar Ocağı'nın 28. Olağan Genel Kurul Toplantısı için tarih ve gündem açıklandı. İlk toplantı 20 Haziran 2026'da, ikinci toplantı ise 27 Haziran 2026'da İstanbul'da gerçekleştirilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>AYDINLAR OCAĞI</strong> tarafından gerçekleştirilecek olan <strong>28. Olağan Genel Kurul Toplantısı</strong> için üyelere resmi davet yapıldı.</p>

<p>Dernek yönetiminden yapılan açıklamaya göre, genel kurulun ilk toplantısı 20 Haziran 2026 Cumartesi günü saat 10.30’da, Aydınlar Ocağı Genel Merkezi’nde gerçekleştirilecek. İlk toplantıda çoğunluğun sağlanamaması halinde ikinci toplantı, 27 Haziran 2026 Cumartesi günü aynı saatte ve aynı gündemle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zeytinburnu Sosyal Tesisleri’nde kahvaltılı olarak yapılacak.</p>

<h3><strong>İLK TOPLANTI FATİH'TE YAPILACAK</strong></h3>

<p>İlk genel kurul toplantısı, Aydınlar Ocağı Genel Merkezi'nin bulunduğu Akdeniz Caddesi No:105 Nihal Apartmanı Kat:5 Daire:6 Fatih/İstanbul adresinde gerçekleştirilecek.</p>

<h3><strong>ÇOĞUNLUK SAĞLANAMAZSA İKİNCİ TOPLANTI ZEYTİNBURNU'NDA</strong></h3>

<p>İlk toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamaması durumunda ikinci toplantı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zeytinburnu Sosyal Tesisleri’nde düzenlenecek.</p>

<p>Toplantı adresi ise şu şekilde açıklandı:</p>

<p>Kazlıçeşme Mahallesi Abay Caddesi No:199 Zeytinburnu / İstanbul (Marmaray Zeytinburnu İstasyonu karşısı)</p>

<h3><strong>GENEL KURULA KATILIM ÇAĞRISI</strong></h3>

<p>Aydınlar Ocağı Genel Başkanı <strong>Prof. Dr. Mustafa E. Erkal</strong>, yayımladığı davet mesajında tüm üyeleri genel kurul toplantısına katılmaya davet ederek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Genel Kurul Toplantısına katılmanızı önemle rica eder, saygılarımızı sunarız."</p>

<h3><strong>GENEL KURUL GÜNDEMİNDE NELER VAR?</strong></h3>

<p><strong>İdari ve Mali Raporlar Görüşülecek</strong></p>

<p>Genel kurul gündeminde faaliyet raporu, muhasebe raporu ve denetim kurulu raporlarının okunması, müzakeresi ve oylanması yer alıyor.</p>

<p><strong>Yönetim ve Denetim Kurulları İbra Edilecek</strong></p>

<p>Toplantıda ayrıca yönetim ve denetim kurullarının ayrı ayrı ibrası gerçekleştirilecek, tahmini bütçe görüşülerek oylamaya sunulacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yeni Yönetim İçin Seçim Yapılacak</strong></p>

<p>Genel kurulun en önemli gündem maddelerinden biri ise seçimler olacak. Üyeler;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Yönetim Kurulu</li>
 <li>Denetim Kurulu</li>
 <li>İlim-İstişare Kurulu</li>
</ul>

<p>üyelerini belirlemek üzere oy kullanacak.</p>

<h3><strong>GENEL KURUL GÜNDEMİ</strong></h3>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>Yoklama</li>
 <li>Genel Başkanın açılış konuşması</li>
 <li>Başkanlık Divanı seçimi</li>
 <li>Saygı duruşu ve İstiklal Marşı</li>
 <li>Faaliyet raporunun okunması</li>
 <li>Muhasebe raporunun okunması</li>
 <li>Denetim Kurulu raporunun okunması</li>
 <li>Faaliyet, muhasebe ve Denetim Kurulu raporlarının müzakeresi ve oylanması</li>
 <li>Yönetim ve Denetim Kurullarının ayrı ayrı ibrası</li>
 <li>Tahmini bütçenin okunarak müzakeresi ve oylanması</li>
 <li>Seçimlerin sayım ve tasnifini yapacak heyetin seçilmesi</li>
 <li>Seçimler</li>
</ol>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Yönetim Kurulu</li>
 <li>Denetim Kurulu</li>
 <li>İlim-İstişare Kurulu</li>
</ul>

<ol start="13" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>Dilek ve temenniler</li>
 <li>Kapanış</li>
</ol>

<p>AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİNİN OLAĞAN GENEL KURULUNA YOĞUN KATILIM BEKLENİYOR!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/aydinlar-ocaginda-genel-kurul-heyecani-toplanti-tarihi-aciklandi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/aydinlar-ocaginda-genel-kurul-heyecani-toplanti-tarihi-aciklandi.jpg" type="image/jpeg" length="46047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümüşhane: Zirve Uçurumlarında Biten Hayatlar!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gumushane-zirve-ucurumlarinda-biten-hayatlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gumushane-zirve-ucurumlarinda-biten-hayatlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümüşhane’nin sarp dağ geçitlerinde yaşanan acı kayıpları anlatan Sabri Şenel, Kostan ve Pöske dağlarında hayatını kaybedenlerin hikâyeleri üzerinden tünel yatırımlarının önemine dikkat çekiyor. Yolun medeniyet ve hayat olduğu vurgulanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gümüşhane, Doğu Karadeniz’in denize paralel uzanan dağlarının aksine; her tarafı sarp kayalıklarla çevrili, zor geçitleri aşarak iline, ilçesine ve köyüne ulaşılan bir ildir. Bu yüzden, "dağların avucundaki altın kalpli insanların şehri" yakıştırması yapılır.</p>

<p>Doğada ayakta kalabilmek adına insanın en çetin tabiat şartlarıyla mücadele ettiği bir coğrafyadır burası. Bu il; ekmeğini taştan çıkaranların, çileyle yoğrulanların, gidenin ardından hasretle ömür tüketenlerin ve geride kalanların sırf hayatta kalabilmek için çocuk yaşta omuzladığı zorlu hayat öykülerinin beşiğidir.</p>

<p>Şehir; Zigana, Kürtün Vadisi, Kazıkbeli Geçidi, Tersun Dağı, Pöske Dağı, Köse Dağı, Vavuk Dağı ve Kostan Dağı gibi bilinenlerin ötesinde yüzlerce tehlikeli zirveye sahiptir. Aynı zamanda zirve şahsiyetlerin ve emsalsiz bir bitki örtüsünün de diyarıdır.</p>

<p>Zigana Dağı, bugüne dek nice hayatlar aldı, nice ocaklar söndürdü. Zigana'da yaşanan kazalar ve yitip gidenlerin hayat öyküleri yazılsa buna yürek dayanmaz.</p>

<p>İşte yüreğimizi kor gibi yakan Türk milletini hüzne boğan bir acı hikayeyi sizlere aktarmak istiyorum. Zigana’nın uçurumlarında Türk milletine büyük hizmetler veren Ülkü Ocakları genel başkanı hemşerimiz canımız “Ali Metin Tokdemir” Gümüşhane milletvekili adayı olduğu dönemde daha hayatının baharında iken umut ve gelecek vaad eden şehrin ve Türk milletinin yiğit evladı elim bir kazada buzlu yoldan kayarak elverişsiz yol koşullarında aracı uçuruma yuvarlanarak şehit olmuştur.</p>

<p>Eski tünelin açılışını yıllarca beklemiştik fakat bu, sorunu tam anlamıyla çözmemişti. Yeni tünelin açılışı ise hem ilimize hem de bölgemize adeta nefes aldırdı. Emeği geçen, katkı sunan herkese teşekkür ederiz.</p>

<p>Ancak, şehri Karadeniz’e bağlayan en makul güzergâh olan Torul-Kürtün-Tirebolu yolu bir "ölüm vadisi" olmaya devam ediyor. Buradaki altyapı çalışmalarının geciktirilmesinin hiçbir makul izahı yoktur. Yeni ocakların sönmemesi için ilgilileri acilen göreve davet ediyoruz.</p>

<p>Bu yazıda, üç ayrı geçitte yaşanan üç talihsiz ve sarsıcı olaydan bahsetmek istiyorum. Aslında her bir geçit güzergâhı kim bilir ne acılar yaşatmış, ne evlere ateş düşürmüştür...</p>

<p><strong>Kostan Dağı'nın Eğitim Şehidi</strong></p>

<p>İlk olarak, Gümüşhane merkezini Yağmurdere'ye bağlayan Kostan Dağı'nda yaşanan vahim ve bir o kadar da ibret verici olayı hatırlatmak isterim.</p>

<p>Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yılları... Köylerde okuma yazma bilenlerin yok denecek kadar az olduğu o zorlu dönemde, Ege illerinden genç bir öğretmenin tayini Yağmurdere civarındaki köylerden birine çıkar. Öğretmenimiz, eğitim-öğretim yılının ilk yarısının ardından sömestir tatilinde memleketine gider. Dönüş yolunda ise amansız kış şartları yüzünden Kostan Dağı geçit vermez, yollar kapalıdır.</p>

<p>Komşu Yayladere köyündeki tüm ısrarlara ve uyarılara rağmen, sabah okulda öğrencilerinin başında olma arzusuyla bavulunu omuzlar ve yola düşer. Lakin o gün akşamüzeri, karlı ve sisli Kostan Dağı'nda yolunu kaybeder. Kaybolduğu fark edilince günlerce aranır ama bir türlü ulaşılamaz. Memleketine haber salınır; ailesi gelir, feryat figan içinde günlerce acıyla bulunmasını bekler. Devlet seferber olur ancak çabalar sonuç vermez. Nihayet bahar gelip karlar eridiğinde, o fedakar bedene ulaşılır.</p>

<p>Köye eğitim vermek, ışık kaynağı olmak, çocukları geleceğe hazırlamak isteyen bu idealist öğretmen; canını vererek en ağır bedeli öder ve eğitim şehidi olur. İşte bu yüzden yarım kalan Kostan Dağı Tüneli derhal açılmalı ve bu şehit öğretmenin adı o tünele verilerek hatırası yaşatılmalıdır.</p>

<p><strong>Pöske Dağı'nda Yiten Gençlik</strong></p>

<p>Bir diğer acı olay ise Pöske Dağı'nda yaşanmıştır. Pöske; bölgeyi ve Gümüşhane'nin Kelkit ilçesini Erzincan’a bağlayan tek geçittir. O geçit vermez dağlarda kamyonlar muavinsiz yola çıkamazdı. Çünkü olağanüstü şartlarda, kamyonun yüzlerce metrelik uçuruma yuvarlanmaması için tekerleklere anında takoz atmak gerekirdi.</p>

<p>Yine dondurucu bir günde Pöske Dağı'nda bir kamyon arıza yapar ve yolda kalırlar. Şoför, muavini kamyonda bırakarak yoldan geçen başka bir araca biner. Parça getirmek üzere Erzincan'a doğru yola çıkarken genç muavine sıkı sıkı tembih eder: "Sakın araçtan aşağı inme, dağlardan aç çakal sesleri geliyor."</p>

<p>Endişe içinde Erzincan'a gidip dönen şoför, muavini kamyonda bulamaz. Şaşırır kalır, korktuğu başına gelmiştir. Her yerde aranır, jandarmaya haber verilir fakat tüm çabalar nafiledir. Gencin, muhtemelen zorunlu bir ihtiyaç için kamyondan aşağı indiği ve bekleyen aç yaban hayvanlarına yem olduğu düşünülür. Belki bir umut başka bir araçla Erzincan'a gitmiştir diye beklense de tüm araştırmalar sonuçsuz kalır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bahar gelip karlar eridiğinde acı gerçek gün yüzüne çıkar; etrafta sadece birkaç kemiğine rastlanır. Çakallar, genci aracın civarından alıp götürmüş ve parçalamıştır. İşte bu sebeple Pöske Dağı Tüneli de bir an evvel yapılmalı ve hayatının baharında o dondurucu dağ başında can veren bu muavinin adı o tünele verilmelidir.</p>

<p><strong>Öğretmen Mehmet Arif Tungul o günleri şöyle özetliyor:</strong></p>

<p><strong><i>“Zihnim birden 70 yıl geriye gitti. Çünkü çocukluğum o dağlarda geçti. Doğru dürüst ayakkabımızın, paltomuzun olmadığı o dönemlerin çilesini bilen ve yaşayanlardanım.</i></strong></p>

<p><strong><i>Babam şoför Osman Gümüşhane'nin en eski şoförlerindendi. Fikri Karabeyoğlu'nun Panhart marka Türkiye'ye ilk gelen burunsuz kamyonun şoförüydü. Babam beni farklı kentlere götürdüğünde, insanlar bu kamyonun etrafına toplanıp sanki uzaydan gelmiş bir araca bakar gibi bakarlardı...</i></strong></p>

<p><strong><i>Gümüşhane ile Erzincan arası yol 135 kilometreydi ve o yol ancak 7 saatte gidilir; 90 kilometre olan Trabzon'a ise 6 saatte gidilirdi..”</i></strong></p>

<p>Sonuç: Yol Medeniyettir, Hayattır!</p>

<p>Aynı acılar ve benzer talihsiz olaylar; Köse Dağı, Vavuk Dağı, Tersun Dağı gibi birçok geçitte maalesef defalarca yaşanmıştır. Tünel teknolojisinin geçmişe göre çok geliştiği çağımızda, tünel inşa etmek artık daha az külfetli ve çok daha az maliyetlidir.</p>

<p>Söz konusu tüneller çok acil olarak ulaşıma açılmalı, inşası başlayanlar hızla bitirilmeli, ihalesi yapılmayanlar ise derhal gündeme alınmalıdır. Gümüşhane kamuoyu bu sürecin çok sıkı bir takipçisi olmalıdır.</p>

<p>Bu tüneller; ilçeleri, bölge yerleşim yerlerini ve civar vilayetleri Gümüşhane’ye güvenle bağlayacaktır.</p>

<p>Yol medeniyettir, hayattır, gelecektir, üretimdir...</p>

<p>Hasret çekenler yüzlerce kilometre yol katedip; ailesine, köyüne, iline tam kavuşacakken; dibi görünmeyen tehlikeli uçurumlarda, ölüm yamaçlarında ve o son virajlarda can vermemelidir!</p>

<p>4.06.2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>SABRİ ŞENEL YAZILARI, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gumushane-zirve-ucurumlarinda-biten-hayatlar</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/06/gumushane-zirve-ucurumlarinda-biten-hayatlar.jpg" type="image/jpeg" length="74582"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Devrimci Türkler!..]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/devrimci-turkler-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/devrimci-turkler-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özcan Pehlivanoğlu, Türkiye’nin kronikleşen sorunlarının mevcut siyasi ve bürokratik anlayışla çözülemeyeceğini savunarak, köklü değişimleri gerçekleştirecek 'Devrimci Türkler' vizyonunu ve yeni bir milli diriliş arayışını değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Türkiye'de mevcut siyaset iktidarı ve muhalefeti ile Türkiye'yi hakkıyla yönetemedi ve yönetemez de! Türk Milletinin devrimci nitelik taşıyan insanlara ihtiyacı var ... Seneler önce koyduğumuz bu teşhisin her geçen gün bir daha ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor... Türkiye, her cenahtan kemik peşinde koşanlara değil ülkesini çağlar ötesine sıçratacak insanlara ihtiyaç duyuyor ...”</p>

<p>"Türkiye'nin içte ve dışta birçok sorunu var. Size bunlardan bahsedecek değilim. Sizler zaten bunları biliyorsunuz...</p>

<p>Ancak benim bir felsefem var. Temel sorunları halletmeden günlük dediğim tali sorunları halletmenin mümkün olmadığına inanırım.</p>

<p>Onun için Türklerin ve Türkiye'nin uzun zamandır devam ede gelen müzminleşmiş sorunları var. Mevcut insan tipinden oluşmuş aydın veya idareci tipi yada karakteri bu sorunları bırakın çözmeyi daha da ağırlaştırıyor.</p>

<p>Aydınların ve siyasetçilerin hatta devlet ve ordu bürokrasisinin ihmali, gafleti ve ihaneti var deyip durduk ama bir arpa boyu yol kat edemedik.</p>

<p>Yazdıklarımızı ve konuştuklarımızı üzerine alan da yok. Tabii bu işlerine de gelmez. Derler mi ki; “bu sorunlarda bizim de parmağımız var”...</p>

<p>Bunları aklıselim Türk Milleti de görüyor. Mevcut aydın ve onun oluşturduğunu zannettiğimiz siyaset ve devlet yapısından hayır yok!</p>

<p>Ne yapacağız o zaman?</p>

<p>“Devrimci Türkler”in tarih sahnesinde yer alışına zemin hazırlayacağız. Çünkü aynen Atatürk döneminde olduğu gibi Türklerin yeniden “devrim” niteliğindeki kararlara ve uygulamalara ihtiyacı var...</p>

<p>Buradaki “devrim” ve “Devrimci Türkler” tanımlamaları sizi 1980 öncesi günlere götürmesin çünkü o anlamda kullanılmamıştır.</p>

<p>Türklerin içinde bulunduğu hali aşmak açısından köklü değişiklikler gerekiyor! Bunu anlatmaya çalışıyoruz...</p>

<p>Yeniden Türklük bilincine kavuşmak, devleti ıslah ederek modernize etmek, adaleti düzenlemek, milli eğitimi yoluna koymak, fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldırmak, yer altı ve yer üstü zenginlikleri millileştirmek, ülkeyi çağdaş kapitülasyonlardan arındırmak, milli sanayiyi oluşturmak, gençleri yetiştirmek, inanç sistemini güçlendirmek, Türk Dünyası ile doğru iletişimi kurmak, ülkemizi küresel (emperyalist) saldırılardan kurtarmak ve “Türk için Türk'e göre” bir nizam oluşturmak hedefi ile “devrim”lere ve bunları gerçekleştirecek “Devrimci Türkler”e ihtiyacımız var.</p>

<p>Türk'ün hedefi sadece bir iktidarı göndermek değil ondan sonrasını da nasıl halledecek onu ortaya koymaktır.</p>

<p>Günümüzün milliyetçileri, solcuları, muhafazakarları, demokratları, liberalleri ve diğer iddia sahipleri başarılı olamadılar. Onun için yeni bir ruha ve silkinişe ihtiyacımız var!</p>

<p>Bunu “Devrimci Türkler” adını verdiğim ve benim gördüklerimi gören, hissettiklerimi hisseden insanlar başaracak. Türkiye'de böyle bir insan tipi ve karakteri var. Hem de hiç azımsanmayacak kadar çoklar. Türklerin tarihinde daima yenilenen bu dirilişin genetik kodları da mevcut...</p>

<p>Ülkenin milliyet ve vatansever insanları bu köklü değişim talebindeler. Yapılan yanlışları ve bu yanlışları yapanları görüyorlar. Bu sebeple yeniden bir Ergenekon için bir ses, bir nefes ve siyaseten bir bayrak bekliyorlar...</p>

<p>Benim adına “Devrimci Türkler” dediğim bu insanlar mutlaka gün gelecek ülkenin mukadderatına el koyacaktır... Böylece Türklerin makus talihi bir kez daha yenilecektir. Hedef Türklük bilinci ile refah içinde yaşayan, şuurlu, eğitimli, mutlu ve huzurlu bir millet ve güçlü Türkiye yaratmaktır. Allah yar ve yardımcımız olsun..."</p>

<p>Bu yazıyı 15 Şubat 2020 tarihinde yazmış ve yayınlamışım. Şu an yasadıklarımıza bakarak "Devrimci Türkleri" arayışımın büyük bir yoğunlukta artarak devam ettiğini görüyorum.</p>

<p>O sebeple yani düşüncelerimi eyleme geçirmek için siyaset yapıyorum ve Zafer Partisi'nde Genel Başkan Yardımcısıyım.</p>

<p>İşin özü Zafer Partisi'nin içinde Ümit Özdağ'ın yanındayım.</p>

<p>Unutmayın günü geçirmekle geleceği kurtaramazsınız.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son sözümde müesses nizam ve onun uluslararası işbirlikçilerinin yarattığı algı tuzaklarına düşmeyin sonra devrimciliğimizde bir işe yaramaz!</p>

<p></p>

<p><strong>Av. Özcan PEHLİVANOĞLU</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/devrimci-turkler-2</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 10:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/ozcan-pehlivanoglu-10-1500x1004.jpg" type="image/jpeg" length="63763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Chp'deki Gerilimin Asıl Sebepleri]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/chpdeki-gerilimin-asil-sebepleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/chpdeki-gerilimin-asil-sebepleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP’de yaşanan gerilimin temel nedeni liderlik yarışı mı, yoksa daha derin bir siyasal meşruiyet krizi mi? Rubil Gökdemir, CHP’nin tarihsel mirası ile 21. yüzyılın değişim talepleri arasındaki açmazı analiz ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün 30 Mayıs 2026...</p>

<p>Kurban Bayramı'nın dördüncü günü.</p>

<p>Bu hatırlatmayla başlamamın bir sebebi var.</p>

<p>Çünkü Türk siyasetinin en önemli aktörlerinden biri olan CHP'de uzun süredir devam eden yargısal süreçlerin ortaya çıkardığı iki parçalı görüntünün temsilcileri olan K. Kılıçdaroğlu ve Ö. Özel, bayramlaşma vesilesiyle yeniden kamuoyunun karşısına çıktılar.</p>

<p>Doğal olarak milyonlarca insan gibi biz de tarafların açıklamalarını dikkatle takip ettik.</p>

<p>Ne söylediklerinden çok, neyi söylemediklerine odaklandık.</p>

<p>Çünkü siyaset bazen beyanlardan değil, eksik bırakılan cümlelerden okunur.</p>

<p>Bu nedenle her iki tarafın açıklamalarını; CHP'nin 104 yıllık siyasi serüvenini, tarihsel arka planını, toplumsal dönüşümler karşısındaki pozisyonunu ve Türkiye'nin geleceğine dair ortaya koydukları perspektifi dikkate alarak değerlendirmeye çalıştık.</p>

<p>Hem Kemal Kılıçdaroğlu hem de Özgür Özel'in ortaklaştığı temel nokta belliydi:</p>

<p>CHP'nin meşruiyet kaynağı olarak Kurtuluş Savaşı'nı, Cumhuriyet'in kuruluşunu ve Mustafa Kemal Atatürk'ü referans göstermeleri.</p>

<p>Bu elbette tarihsel ve siyasal açıdan son derece doğal bir durumdur.</p>

<p>Çünkü CHP, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinin merkezindeki siyasi aktördür.</p>

<p>Ancak dikkat çekici olan husus şudur:</p>

<p>Taraflar, geçmişe ilişkin meşruiyet vurgularını tekrar etmelerine rağmen, bu tarihsel mirasın devamı olarak Türkiye'nin önüne yeni bir siyasal ufuk koyamadılar.</p>

<p>"Kurtuluşun ve kuruluşun partisi olmak" vurgusu vardı.</p>

<p>Fakat buna eşlik eden bir "21. yüzyılın değişim ve dönüşüm projesi" ortaya konulamadı.</p>

<p>Oysa asıl ihtiyaç duyulan şey tam da budur.</p>

<p>Bugün CHP'de yaşanan gerilim çoğu zaman yargısal süreçler, kurultay tartışmaları, liderlik mücadeleleri veya parti içi hizip çatışmaları üzerinden okunuyor.</p>

<p>Bunların tamamı gerçektir.</p>

<p>Ancak bunlar sebeplerden çok sonuçtur.</p>

<p>Asıl sebep daha derinde yatmaktadır.</p>

<p>CHP'nin uzun süredir yaşadığı temel problem, Cumhuriyet'in kuruluş meşruiyetini günümüzün demokratik hukuk devleti anlayışı ve yeni toplumsal talepleriyle buluşturacak yeni bir siyasal meşruiyet üretmekte zorlanmasıdır.</p>

<p>Bugün Türkiye toplumunun ezici bir çoğunluğunun Atatürk'le bir problemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Kamuoyu araştırmalarının önemli bir bölümü, toplumun büyük çoğunluğunun Cumhuriyet'in temel kazanımlarını da benimsediğini göstermektedir.</p>

<p>Dolayısıyla CHP'nin sorunu, Cumhuriyet değerleri ve meşruiyetinin tartışmalı olması değildir.</p>

<p>Tam tersine...</p>

<p>Sorun, zaten büyük ölçüde kabul edilmiş bir tarihsel meşruiyetin üzerine yeni bir toplumsal söz inşa edilememesidir.</p>

<p>Bir siyasi hareket sadece geçmişte yaptıklarıyla yaşayamaz.</p>

<p>Geçmiş ona kimlik kazandırır.</p>

<p>Ancak geleceğe dair iddia kazandırmaz.</p>

<p>Geleceğe dair iddia ise yeni çözümler, yeni kurumlar, yeni özgürlük alanları ve yeni bir toplumsal vizyonla mümkündür.</p>

<p>Yüzyılın yeni Türkiye'si; yapay zekâdan enerji dönüşümüne, yeni jeopolitik dengelerden küresel rekabete, şehirleşmeden demografik değişimlere kadar çok farklı sorunlarla karşı karşıyadır.</p>

<p>Böyle bir dönemde seçmenler yalnızca geçmişi temsil eden değil, geleceği kurabilecek siyasi projeler görmek istemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CHP'nin uzun süredir yaşadığı açmaz tam da burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Parti, Cumhuriyet'in kurucu mirasını sahiplenmektedir.</p>

<p>Fakat bu mirasın 21. yüzyıldaki karşılığının ne olacağı konusunda net ve toplumu sürükleyici bir çerçeve ortaya koyamamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle bugün kamuoyuna parti içi mücadele olarak yansıyan gerilimlerin önemli bir bölümü aslında liderlerden, kadrolardan daha büyük bir sorunun yansımasıdır.</p>

<p>Sorun yalnızca Kılıçdaroğlu ile Ö. Özel ile kadroları arasındaki görüş ayrılıkları değildir.</p>

<p>Sorun yalnızca kadro rekabeti de değildir.</p>

<p>Asıl sorun, CHP'nin Türkiye'nin geleceğine ilişkin yeni bir siyasal meşruiyet ve değişim hikâyesi üretmekte zorlanmasıdır.</p>

<p>Bu boşluk oluştuğunda parti içi mücadeleler sertleşmekte, dış müdahaleler daha etkili hale gelmekte ve her tartışma kişilere indirgenmektedir.</p>

<p>Oysa güçlü siyasi hareketler kişiler üzerinden değil, büyük fikirler ve büyük hedefler üzerinden ayakta kalırlar.</p>

<p>Sonuç olarak CHP'deki gerilimin temel sebebi ne sadece yargısal süreçlerdir ne de sadece parti içi iktidar mücadelesidir.</p>

<p>Asıl mesele daha yapısaldır.</p>

<p>CHP, Atatürk'ün kurduğu tarihsel meşruiyet ile Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu yeni demokratik meşruiyet arasında güçlü bir köprü kurmakta zorlanmaktadır.</p>

<p>Hiç şüphesiz kurtuluşun ve kuruluşun meşruiyeti vardır.</p>

<p>Ancak seçmen artık bunun yanında geleceğin de meşruiyetini görmek istemektedir.</p>

<p>Bugün CHP'nin önündeki temel soru şudur:</p>

<p>"Kurtuluşun ve kuruluşun partisi olmak" tarihsel bir kimliktir.</p>

<p>Peki CHP, 21. yüzyıl Türkiye'sinin değişim ve dönüşüm partisi olmayı başarabilecek midir?</p>

<p>Bizim okumalarımıza göre asıl gerilim de, asıl sınav da bu tespitlerimize konu unsurlardan kaynaklanmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/chpdeki-gerilimin-asil-sebepleri</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="34612"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/mustafa_kemal_ataturkun_31003_800.jpg" type="image/jpeg" length="91328"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Oktay Sinanoğlu kimdir? İşte Oktay Sinanoğlu hakkında merak ettiğiniz her şey...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/425981.jpg" type="image/jpeg" length="27185"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL'DAKİ EN İYİ 10 MİMAR SİNAN ESERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/01_4.jpg" type="image/jpeg" length="83966"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 yıl önce İstanbul]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/100-yil-once-istanbul-national-geographic-istanbul-1608963.jpg" type="image/jpeg" length="73118"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[vw 1200 64AV835 Restorasyon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Feb 2017 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/20150111_140443.jpg" type="image/jpeg" length="16143"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİNENİN AKSİNE ÇABUK ACIKTIRAN 8 YİYECEK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek_x_14786_b.jpg" type="image/jpeg" length="64412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANGİ İLAÇLA NE YENMEZ? DİKKATLİ OLMAMIZ GEREKEN 8 BESİN]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken_x_57923_b.jpg" type="image/jpeg" length="57856"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER'E DENİZLİ'DEN ANLAMLI HEDİYE]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:26:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/2021083.jpg" type="image/jpeg" length="28857"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER KİMDİR?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Jan 2016 17:41:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/111.jpeg" type="image/jpeg" length="85665"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KIŞ AYLARINDA ISINMAK İÇİN 20 SÜPER ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Nov 2015 14:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-oneri_x_16537_b.jpg" type="image/jpeg" length="27960"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
