<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 27 Jul 2026 00:30:01 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin Göçü ve Nitelikli Nüfus Kaybı: Gümüşhane'nin Geleceğini Kim İnşa Edecek?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/beyin-gocu-ve-nitelikli-nufus-kaybi-gumushanenin-gelecegini-kim-insa-edecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/beyin-gocu-ve-nitelikli-nufus-kaybi-gumushanenin-gelecegini-kim-insa-edecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burhan Gül, Gümüşhane'de beyin göçü, nitelikli nüfus kaybı ve yerel kalkınma sorunlarını ele alıyor. Gençlerin neden geri dönmediği ve çözüm önerileri bu analizde.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>✍ |<strong> Burhan GÜL </strong>(Yenilenebilir Enerji ve Teknoloji Sistemleri Uzmanı Yüksek Makine Mühendisi) yazdı ... - 26.07.2026</p>

<p></p>

<p>Gümüşhane'nin en büyük kaybı nüfusunun azalması değil, yetişmiş insan gücünün her geçen yıl şehri terk etmesidir.</p>

<p>Beyin göçü, sadece gençleri değil; üretimi, yatırımı ve geleceği de beraberinde götürüyor.</p>

<p>Bir şehrin geleceği yollarıyla, binalarıyla ya da nüfus tabelasında yazan rakamlarla ölçülmez.</p>

<p>Bir şehrin gerçek zenginliği; yetişmiş insan gücü, üreten gençleri, bilim insanları, girişimcileri ve memleketine değer katacak nitelikli insan kaynağıdır.</p>

<p>İşte Gümüşhane'nin bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorun da tam burada başlamaktadır.</p>

<p>Uzun yıllardır konuştuğumuz göç meselesini artık farklı bir açıdan değerlendirmek zorundayız. Çünkü bugün yaşanan yalnızca nüfus göçü değildir; bilgi göçüdür, sermaye göçüdür, fikir göçüdür.</p>

<p>Daha açık ifadeyle, Gümüşhane geleceğini başka şehirlere göndermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) uzun yıllara yayılan nüfus hareketleri incelendiğinde, Gümüşhane'nin özellikle genç yaş gruplarında sürekli göç veren iller arasında yer aldığı görülmektedir.</p>

<p>Üniversite eğitimi için şehir dışına çıkan gençlerin önemli bir bölümü mezuniyet sonrasında geri dönmemekte; mühendisler, doktorlar, öğretmenler, yazılım geliştiriciler, akademisyenler ve girişimciler büyükşehirlerde yaşamlarını sürdürmektedir.</p>

<p>Bu durum sadece demografik bir değişim değil, aynı zamanda yerel kalkınmanın önündeki en büyük yapısal engellerden biridir. Peki gençler neden dönmüyor?</p>

<p>Bu sorunun cevabı yalnızca "iş yok" cümlesiyle açıklanamaz. Gençler sadece maaş aramıyor; gelecek arıyor.</p>

<p>Mesleğini icra edebileceği bir ortam, sosyal yaşam, dijital altyapı, kariyer fırsatı ve çocuklarını güvenle büyütebileceği bir şehir arıyor.</p>

<p>Gümüşhane ise ne yazık ki bu beklentilerin önemli bir bölümünü karşılamakta zorlanıyor. 2025 yılında hazırladığım "Gümüşhane Köylerimizin Sorunları ve Çözüm Önerileri Anketi", bu gerçeği sahadan gelen verilerle doğrulamaktadır.</p>

<p>Gümüşhane'nin 55 farklı köy ve mahallesinden 87 vatandaşın katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada amaç, kırsalda yaşayan veya Gümüşhane kökenli vatandaşların sorunlarını tespit ederek çözüm önerileri geliştirmekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu tablo düşündürücüdür. Vatandaşların en fazla dile getirdiği sorunların başında altyapı ve ulaşım, içme suyu ve sulama, iletişim altyapısı, ekonomik gelir ve istihdam, arsa-tapu problemleri ile sosyal hizmet eksiklikleri gelmektedir.</p>

<p>Bunlar ilk bakışta birbirinden bağımsız sorunlar gibi görünse de aslında hepsi beyin göçünü besleyen ortak nedenlerdir. Bugün birçok köyümüzde internet erişimi hala temel bir problem olarak karşımıza çıkıyor.</p>

<p>Raporda yer alan bir vatandaşın şu cümlesi aslında dijital çağın acı gerçeğini özetliyor: "Köyümüze gelen gençler internet çekmediği için geri dönüyor." Bu ifade yalnızca bir internet sorununu anlatmıyor.</p>

<p>Bir yazılım mühendisinin neden köyüne dönemediğini...</p>

<p>Uzaktan çalışabilecek bir gencin neden başka şehirde yaşamak zorunda kaldığını...</p>

<p>Yeni nesil girişimciliğin neden gelişemediğini anlatıyor. Benzer şekilde hisseli tapu sorunu da tersine göçün önündeki görünmeyen engellerden biridir.</p>

<p>Raporda yer alan "Hisseli tapu nedeniyle genç nüfus köylere dönemiyor." tespiti, aslında sadece bir mülkiyet sorununu değil; nesiller arasındaki kopuşu da ortaya koymaktadır.</p>

<p>Ev yapamayan, yatırım yapamayan ve üretime başlayamayan gençler doğal olarak başka şehirlerde yaşam kurmaktadır. Ekonomik tarafta ise tablo daha da dikkat çekicidir. Tarım ve hayvancılığın giderek zayıflaması, yüksek üretim maliyetleri ve pazarlama sorunları kırsaldaki yaşamı sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırmaktadır.</p>

<p>Üretimin azaldığı yerde gelir düşmekte, gelirin düştüğü yerde ise genç nüfus geleceğini başka şehirlerde aramaktadır. Böylece göç sadece nüfusu azaltmamakta; üretimi, yatırımı ve yerel ekonomiyi de zayıflatmaktadır.</p>

<p>Aslında bugün Gümüşhane'nin yaşadığı sorun bir "göç" değil, bir kalkınma döngüsü sorunudur. Gençler olmadığı için yatırım gelmiyor. Yatırım gelmediği için istihdam oluşmuyor. İstihdam olmadığı için yeni mezunlar gidiyor.</p>

<p>Giden gençler geri dönmediği için şehir yaşlanıyor. Şehir yaşlandıkça ekonomik hareketlilik azalıyor. Ve bu döngü her yıl kendini yeniden üretiyor. Bu tabloyu değiştirmek mümkündür.</p>

<p>Ancak bunun yolu sadece "Gençler memleketine dönsün." demekten geçmez. Önce gençlerin dönebileceği şartları oluşturmak gerekir. Bunun için öncelikle ulaşım ve dijital altyapı yatırımları hızlandırılmalıdır.</p>

<p>Fiber internetin tüm ilçelerde ve köylerde yaygınlaştırılması artık lüks değil, kalkınmanın temel şartıdır.</p>

<p>Çünkü günümüzde bir bilgisayar ve güçlü internet bağlantısıyla dünyanın herhangi bir yerine hizmet üretmek mümkündür. İkinci olarak, hisseli tapu ve imar sorunlarını çözecek özel bir çalışma yürütülmelidir.</p>

<p>Köyüne ev yapamayan, üretim tesisi kuramayan veya yatırım gerçekleştiremeyen gençlerden tersine göç beklemek gerçekçi değildir. Üçüncü olarak, tarım ve hayvancılık yeniden cazip hale getirilmelidir.</p>

<p>Genç çiftçilere yönelik destekler artırılmalı, kooperatifleşme güçlendirilmeli, yerel ürünlerin markalaşması sağlanmalı ve kırsal kalkınma projeleri üretim odaklı planlanmalıdır.</p>

<p>Dördüncü olarak ise Gümüşhane Üniversitesi ile kamu, özel sektör ve yerel yönetimler arasında güçlü bir iş birliği kurulmalıdır. Mezun olan gençlerin şehirde istihdam edilmesini sağlayacak teknoloji merkezleri, girişimcilik kuluçka programları ve yenilenebilir enerji, yazılım, tarım teknolojileri gibi alanlarda ihtisas merkezleri oluşturulmalıdır.</p>

<p>Çünkü bugün dünyanın gelişmiş şehirleri fabrikalarla değil, bilgi ekonomisiyle büyüyor. Biz de Gümüşhane'nin geleceğini betonla değil; bilgiyle, üretimle ve insan kaynağıyla inşa etmek zorundayız.</p>

<p>Unutmamalıyız ki bir şehrin en değerli madeni altın değildir. En değerli madeni yetişmiş insanıdır.</p>

<p>Eğer bu insanları memleketinde tutamıyor, geri döndüremiyor ve üretebilecekleri ortamı oluşturamıyorsak; yapılan yolların, binaların ve yatırımların beklenen kalkınmayı tek başına sağlaması mümkün değildir.</p>

<p>Gümüşhane'nin geleceği, göçü konuşarak değil; göçün nedenlerini ortadan kaldırarak değişecektir.</p>

<p>Çünkü şehirler nüfuslarıyla değil, insan sermayeleriyle büyür.</p>

<p>Ve inanıyorum ki doğru planlama, güçlü irade ve ortak akılla Gümüşhane yeniden yetişmiş insanlarının hayal kurduğu, üretim yaptığı ve geleceğini inşa ettiği bir şehir olabilir.</p>

<p>İşte o gün, beyin göçünü değil; beyin gücünü konuşacağız…</p>

<p>Kaynak: Manşet61</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, Gümüşhane</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/beyin-gocu-ve-nitelikli-nufus-kaybi-gumushanenin-gelecegini-kim-insa-edecek</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/beyin-gocu-ve-nitelikli-nufus-kaybi-gumushanenin-gelecegini-kim-insa-edecek.jpg" type="image/jpeg" length="72091"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CHP Veya Yeni Parti Seçmeni Üzerinden Bir Sosyo-Psikolojik Analiz Denemesi]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/chp-veya-yeni-parti-secmeni-uzerinden-bir-sosyo-psikolojik-analiz-denemesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/chp-veya-yeni-parti-secmeni-uzerinden-bir-sosyo-psikolojik-analiz-denemesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, CHP ve yeni parti seçmenini tarih, sosyal psikoloji ve sosyoloji perspektifinden değerlendiriyor. Kimlik, demokrasi ve toplumsal değişim analizi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>(Tarih, Kimlik ve Muhakeme Arasında Sıkışan Bir Siyasal Kültürün Yansımaları)</p>

<p>Türkiye'de siyasal partileri anlamaya çalışırken çoğu zaman programlara, liderlere ve seçim sonuçlarına odaklanıyoruz. Oysa siyasal davranışı belirleyen en önemli unsur çoğu zaman partilerin kendisi değil, onları ayakta tutan tarihsel sosyolojidir. Çünkü partiler seçim kaybedebilir, isim değiştirebilir veya bölünebilir; fakat onları besleyen zihniyet dünyası çok daha uzun ömürlüdür.</p>

<p>Bugün CHP seçmeni üzerine yapılacak herhangi bir analizin de öncelikle bu tarihsel zemini dikkate alması gerekir.<br />
Cumhuriyet'in kurucu kadroları, son iki yüzyıllık Osmanlı modernleşmesinin devamı niteliğinde, devlet merkezli bir çağdaşlaşma projesi inşa ettiler. Bunun ideolojik olduğu kadar yapısal nedenleri de vardı.<br />
Nüfusun büyük çoğunluğunun köylü olduğu, okuryazarlığın son derece sınırlı kaldığı, sanayileşmenin henüz başlangıç aşamasında bulunduğu bir toplumda modernleşmenin temel taşıyıcısı devlettir.</p>

<p>Dolayısıyla Cumhuriyet'in ilk döneminde modernleşmenin yukarıdan aşağıya yürütülmesi tarihsel şartlar içinde anlaşılabilir zorunlu bir tercihti.</p>

<p>Ancak her siyasal proje zamanla kendi statükosuna uygun sosyolojisini de üretir.<br />
CHP etrafında şekillenen modernleşme hareketi de eğitim sistemi, bürokrasi, şehirleşme ve kültürel kurumlar aracılığıyla kendisini yalnızca bir siyasi partiye değil, aynı zamanda Cumhuriyet devrimlerinin doğal temsilcisine dönüştüren bir toplumsal üst kimlik oluşturdu.</p>

<p>Pierre Bourdieu'nün "kültürel sermaye" kavramı burada açıklayıcıdır. Eğitim, dil, yaşam tarzı ve kültürel kodlar yalnızca bireysel özellikler değildir; aynı zamanda toplumsal statü üreten araçlardır.<br />
Cumhuriyet'in ilk kuşaklarında oluşan bu kültürel sermaye, zamanla bazı kesimlerde yalnızca eğitimli olmanın değil, aynı zamanda toplumu dönüştürme konusunda doğal bir meşruiyetin de kaynağı olarak algılanmaya başladı.</p>

<p>Fakat tarih yerinde durmadı.<br />
1950 sonrasında Türkiye yeni bir sosyolojik evreye geçti. Çok partili hayat güçlendi; kırsal nüfus kentlere taşındı; Anadolu sermayesi gelişti; muhafazakâr orta sınıflar büyüdü; üniversite eğitimi yaygınlaştı; iletişim teknolojileri bilginin o doğal meşruiyet algısının üzerindeki tekelleri zayıflattı.</p>

<p>Böylece Cumhuriyet'in ilk dönemindeki görece dar modernleşme elitinin karşısına, farklı kimliklere, farklı hayat tecrübelerine ve farklı siyasal taleplere sahip çok daha geniş bir toplum çıktı.</p>

<p>Aslında bugün yaşanan siyasal gerilimlerin önemli bir bölümü tam da bu tarihsel dönüşümün sonucudur.</p>

<p>İşte burada sosyal psikoloji devreye giriyor.<br />
Henri Tajfel'in Sosyal Kimlik Kuramı'na göre insanlar yalnızca birey olarak değil, ait oldukları gruplar üzerinden de kimlik geliştirirler. Grup kimliği güçlendikçe grubun başarıları kişisel başarı, başarısızlıkları ise kişisel kayıp gibi hissedilmeye başlanır.</p>

<p>Cumhuriyet'in kurucu mirasıyla güçlü biçimde özdeşleşen seçmenlerin bir bölümü için seçim yenilgileri yalnızca siyasal iktidarın el değiştirmesi anlamına gelmez; aynı zamanda tarihsel kimliklerinin gerilediği, karşı devrimin hortladığı, cumhuriyetin tehdit altında olduğu hissini de doğurabilir.</p>

<p>Bu nedenle her seçim sonrasında görülen yoğun hayal kırıklığını yalnızca siyasi analizlerle açıklamak eksik kalır.<br />
Bu durum aynı zamanda bir kimlik stresi olarak da okunabilir.</p>

<p>Kimlik tehdit altında hissedildiğinde insanların geliştirdiği ilk reflekslerden biri, kendi grubunun doğrularını daha da mutlaklaştırmaktır, kimliklere daha sıkı sarılmaktır.</p>

<p>Daniel Kahneman'ın çalışmalarında gösterdiği doğrulama yanlılığı (confirmation bias), bireylerin mevcut inançlarını destekleyen bilgileri seçme; bunlarla çelişen verileri ise daha kolay reddetme eğilimini ortaya koyar.<br />
Buna bir de grup aidiyeti eklendiğinde, siyasal tartışmalar giderek fikirlerin değil kimliklerin çatışmasına dönüşür.</p>

<p>İşte bu noktada "hain", "karşı devrimci", "Cumhuriyet düşmanı", "iktidar ajanı", "Atatürk'e ihanet" gibi suçlamalar çoğu zaman birer siyasal analiz olmaktan çok, tehdit altında hissedilen grup kimliğinin savunma reflekslerine dönüşebilir.</p>

<p>Tabi ki bu gözlem, bütün CHP seçmenleri için geçerli değildir; aynı şekilde başka partilerin seçmenleri de kendi tarihsel ve ideolojik bağlamlarında benzer savunmacı mekanizmalar geliştirebilirler. Burada söz konusu olan, belirli koşullarda ortaya çıkabilen eğilimlerdir; tek tek bireylerin değişmez özellikleri değildir.</p>

<p>İşte bu noktada Jonathan Haidt'in "Ahlaki Temeller Kuramı" da bu tartışmaya farklı bir boyut kazandırır. İnsanlar çoğu zaman önce ahlaki sezgileriyle karar verir, ardından bu kararı akıl yürütmeyle gerekçelendirir.</p>

<p>Eğer bir siyasal hareket kendisini yalnızca bir parti değil, aynı zamanda Cumhuriyet'in ve ilerlemenin ahlaki temsilcisi olarak görmeye başlarsa, rakipler kolaylıkla yalnızca "yanlış düşünenler" değil, "ahlaken tarihin yanlış tarafında duranlar" olarak da algılanabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böyle bir psikolojik çerçevede öz eleştiri zorlaşır.<br />
Çünkü başarısızlığın nedeni programlarda, kadrolarda veya toplumla kurulan ilişkinin niteliğinde değil; çoğu zaman seçmenin "yanlış tercihinde" veya "adayın yanlışlığında" aranır.</p>

<p>İşte son yıllarda CHP içerisinde yaşanan tartışmaların önemli bir bölümü de bu zihinsel çerçeve içinde okunabilir.</p>

<p>Bugün CHP'den ayrılan kadroların kurduğu Yeni Parti etrafında başlayan tartışmalar da dikkat çekicidir. Henüz kuruluş aşamasında bile kamuoyuna yansıyan tartışmaların önemli kısmı Türkiye'nin değişen sosyolojisini anlamaktan çok, eski kadroların birbirini eleştirmesi üzerine yoğunlaşmaktadır.</p>

<p>Bu durum, Türkiye'deki merkez solun temel krizinin yalnızca örgütsel değil, aynı zamanda zihinsel ve sosyolojik olduğunu düşündürmektedir.</p>

<p>Burada belki de en önemli soru şudur:<br />
Türkiye değişti mi, yoksa yalnızca siyasal aktörler mi değişti?<br />
Kanaatimce Türkiye'nin sosyolojisi son elli yılda köklü biçimde değişti. Eğitim yaygınlaştı, yeni orta sınıflar oluştu, taşra kentleşti, muhafazakâr kesimler ekonomik ve kültürel olarak güçlendi, dijital iletişim kamusal alanı dönüştürdü. Böylesi bir toplumda, Cumhuriyet'in ilk döneminin temsil kalıplarını aynen sürdürmeye çalışmak, değişen toplumsal gerçeklikle giderek daha fazla mesafe oluşturabilir.<br />
Bu mesafeyi algılayamayanlar; konuyu kadroların yanlışlığı, ihaneti veya iktidara teslimiyette arama kolaycılığına savrulurlar.</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey, ne kurucu mirası reddetmektir ne de onu eleştiriden muaf bir dogmaya dönüştürmektir.</p>

<p>Asıl ihtiyaç, kurucu ilkeleri değişen toplumun gerçekliğiyle yeniden buluşturabilmektir.<br />
Türkiye'nin yeni sosyolojisinde, farklı siyasal tercihleri arasında geçişkenlik kanalları açabilmektir.</p>

<p>Çünkü hiçbir siyasal hareket, geçmişte üstlendiği tarihsel rol sayesinde sonsuza kadar meşruiyet üretemez, siyasal temsil yetkisini elinde tutamaz.<br />
Temsil her kuşakta ve her yeni sosyolojide yeniden üretilir.</p>

<p>Belki de bugün hem CHP'nin hem de Türkiye'deki diğer bütün siyasal hareketlerin yüzleşmesi gereken temel gerçek işte budur:<br />
Demokrasilerde seçimleri yalnızca haklı olduğunu düşünenler değil, algılarından sıyrılarak toplumu en doğru okuyabilenler kazanır.</p>

<p>İşte toplumu doğru okuyabilmenin ilk şartı, kendi doğrularından dogmalar üretmek yerine, kendini eleştirebilecek kadar güçlü bir muhakeme ahlâkına sahip olmaktır.</p>

<p>Bundan ötesi siyasi çekişmeler; dar kadroculuk, siyasal aktörlerin kariyer planlaması ve ucuz polemikten ibarettir...</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, POLİTİKA</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/chp-veya-yeni-parti-secmeni-uzerinden-bir-sosyo-psikolojik-analiz-denemesi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 21:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="28977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşılmayan Milletleşme Ve Çok Kültürlü Anayasa Tuzağı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/anlasilmayan-milletlesme-ve-cok-kulturlu-anayasa-tuzagi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/anlasilmayan-milletlesme-ve-cok-kulturlu-anayasa-tuzagi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa E. Erkal, milletleşme süreci, Türk kimliği, milli devlet, üniter yapı ve çokkültürlülük tartışmalarını sosyolojik açıdan değerlendiriyor. Yeni anayasa, anayasal vatandaşlık ve Türkiyelilik kavramları üzerine kapsamlı bir analiz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>✍ | <strong>Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL</strong> yazdı... - 26.07.2026</p>

<p>Türkiye’de sadece Türk milleti yok, başka milletler de var lafı kalitesiz bir cehalet örneğidir. Türk milleti ve millet ezo gelin çorbası değildir. Sadece bayramlarda ve anayasa değişikliklerinde değil; her zaman millî egemenlik ve millî bağımsızlığı vazgeçilmez kabul etmeliyiz. Özellikle yeni anayasa tuzaklarının önümüze konduğu, Türk Milletinin yok farz edildiği, millî ve üniter yapıyı yok etme çabaları, küresel saldırılarla ve kuşatmalarla, milli sınırlarımızın değiştirilmek istendiği, milletlerarası hukukun ayaklar altına alındığı günümüzde...</p>

<p>Milletleşme, mahallîliğin, millet altı dar kalıpların ve etnik ve mezhep taassubunun aşılmasıdır. Etnik sıfatı ne olursa olsun; vatandaşlık bilincine, Türk Milletine mensubiyet şuuruna sahip olanların şuurlu birlikteliğidir. Bu duygu ve düşüncelere sahip davranış sergileyen, çoğu kere yurt dışında dışlanan bir Türk Ermenisi, Türk Rumu ve Türk Yahudisi de millî kimliğin ve Türk Milletinin kapsamındadır. Milletleşme, ayrıştırmayan, kaynaştıran bir olgudur; milletleşmiş toplumların milliyetçiliği olur. Boy, kabile, aşiret, mezhep, bölge ve etnik taassubun aşılmasıdır. Bazıları anayasa çalışmalarında başka arayışlar içinde olsa da Türkiye’de tek devlet ve tek millet vardır. Kendini Türk olarak hissedeni de dışlamak ve ötekileştirmek hakkına sahip değiliz. Yeter ki bazıları kendi kendilerini ötekileştirmesin. Dini azınlıklarımız gibi mahalli ve kısmen etnik sıfat taşıyan vatandaşlarımız dışlanıyor mu ki onlar Türk kabul edilmesin?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk kimliği, Irak, Makedonya, Kosova, Batı Trakya, Almanya, Fransa, Bulgaristan, Hollanda, Belçika, Avustralya, Avusturya, ABD ve Kanada gibi göç verdiğimiz ülkelerde etniklik kapsamında ele alınabilir. Türkiye’de Türk kimliği milliyet ve tabiiyetin, hâkim kültürün, devleti kuran kurucu iradenin adıdır; bundan dolayı etnik çağrışım yapmaz. Gazi TBMM’nin bizzat yürüttüğü Millî Mücadele, birkaç millet veya devlet yaratmak için yapılmamıştır. Kimsenin ön izni de alınmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri bir kavimler ittifakı değil ki çokkültürlülük dayatmalarına maruz kalabilsin. Türk Milleti çokkültürlülük politikalarını uygulayan ve bugün bundan şikayetçi olan farklı milletlerden yoğun göç almış ülkeler gibi tesadüfen oluşmamıştır. Türkiye’de kalabalıkların birlikteliği yok, milletleşme süreci var. Aksini düşünenlerin beyinleri ve kalpleri boşaltılmıştır.</p>

<p>Osmanlı bile farklı dinlere göre nüfusu tasnife tabi kıldı. Etnik gerekçeleri öne çıkarmadı. Yeni anayasada bu bakımdan kültürel ve ırki farkları zikretmemek asla bir eksiklik değildir. Türkiye ne çekmişse cahillerden çekmiştir. İnsanları mutlaka birbirine ötekileştirmek mi gerekir? Bugün bu yanlış yapılmaya çalışılıyor.</p>

<p>“Anayasal vatandaşlık”, “çokkültürlülük” ve “Türkiyelilik” kavramları Türkiye Cumhuriyeti’nin milli devlet ve üniter yapı niteliğini kökten değiştirme çabalarıdır. Türkiye çokkültürlülüğe uymuyor. Çokkültürlülük çok seslilik değildir. Bir zenginlik olmadığı gibi bugün bazı Batılı ülkeler için tehdit unsuru olmuştur. Ancak, bize tavsiye ediliyor. Dünyayı küresel çıkarlara göre şekillendirmeye çalışanların önü açılmış millî devletler üzerinde uyguladıkları bir projedir. Küreselleşmenin ideolojisi çokkültürlülüktür. Millî kimlik ile çatışır. Toplumdan, millî devletten bağımsız, otonom fert ve sosyal grupları esas alır. Farklılıklara hoşgörüyü yeterli görmez. Siyasî olarak tanımayı gerektirir. Dıştan kumandalı yeni anayasa çalışmaları bu gibi tuzaklarla doludur. Bu konuda artık cehalet aşılmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Meta açıklaması yaz</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/anlasilmayan-milletlesme-ve-cok-kulturlu-anayasa-tuzagi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/02/yazarlar/mustafa-e-erkal-28.jpg" type="image/jpeg" length="17654"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Irkçılık-Milliyetçilik Ve Milli Birlik]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/irkcilik-milliyetcilik-ve-milli-birlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/irkcilik-milliyetcilik-ve-milli-birlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Yümni Sezen'in kaleminden ırkçılık, milliyetçilik ve milli birlik kavramları sosyolojik ve tarihsel açıdan ele alınıyor. Ziya Gökalp ve Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı üzerinden milli kimlik, kültür ve toplumsal birlik değerlendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>✍ | <strong>Prof. Dr. Yümni Sezen </strong>yazdı ... - 26.07.2026</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gündemden düşmeyen konularımızdan biri de ırkçılık ve milliyetçilik tartışmasıdır. Osmanlı'nın son zamanlarında Avrupalının etkisiyle ve İslâmcılık, ümmetçilik anlayışı tartışmaları arasında başlar, Cumhuriyet döneminde yeni şekiller alarak devam eder.</p>

<p>Irkçılık ve milliyetçilik konusunda kafa karışıklığının haklı sebepleri de bulunmaktadır. İslâmiyeti doğru anlayamamak, Atatürk'ü doğru değerlendirememek, Kemalist adı verilen anlayışların ve CHP uygulamalarının aşırılıkları, din adına hasredicilikler işin içine girince, sağlam bir fikre sahip olmak zorlaşmıştır.</p>

<p>Irkçılık ve Milliyetçiliği, eğer kimlik, milli kimlik, milli değerler ve bunların devamına ait irade ve amaçta birleştiriyorsak, yorumumuz başka ve farklı maksatlar taşımıyorsa, aynı şeyi ifade etmiş olabiliriz. Fakat bu iki kavramı kendi hallerine ve kendi gerçek istikametlerine bıraktığımızda, iş değişir. Irk da bir gerçektir ama millet, ırkı aşan bir kavram ve sosyal gerçekliktir. Irk biyolojik ve psikolojik bir temele dayanır, millet sosyolojik bir temele dayanır. Sosyolojik bir anlam ve gerçeklik ifade eden milletin içinde, ırk mevcut olsa da, tek kapsayıcı ve hasredici değildir. Olursa, millet kavramı ve millet gerçeği, kendi anlamından uzaklaşır.</p>

<p>Manevi değerler, kutsal alemin bizdeki yansımaları, hiçbir ırkın veya milletin tekelinde değildir. Irkçılık, manevi ve kutsal değerleri de kendi ırkına has kılmak ister. Milliyetçilik ise, bu değerlerin başka milletlerde de olabileceği kanaatindedir ve bu değerleri başka milletlerle paylaşır. Ancak onları kendi milli kimliğiyle ahenkleştirmiştir. Fark ırkçılıkta biyolojik kabul edildiği için, manevi değerler dahil her konu, bir üstünlük-aşağılık konusu haline dönüştürülebilmiştir. Üstünlük ve aşağılık iddiasından ırkçılıkta vazgeçilmez. Bu ise hem "insanî" hislerle hem İslâm gibi evrensel bir din ile çatışır. Irkçılık, dini de kendine has, kendine ait kılmak gibi bir sapma gösterebilmiştir. Yahudiler bu konuda örnektir. Üstünlük, seçilmişlik, kutsal ve manevi değerlerin kendilerine has kılınması, Allah’ın bile bir ırkî kayırıcılık içinde görülerek inanılması, ırkçılığın milliyetçilikten farklılaştırıldığının ve dine bile ırkçılık açısından bakıldığının örneğidir. Tabiatıyla uçlar uçları, aşırılıklar aşırılıkları doğurur sosyolojik kuralı gereği, karşılarında başka ırkçı teşebbüsleri bulmuşlardır.</p>

<p>Millet ve milliyetçilik, kimlik ve değerler muhafazası yanında bir fazilet yarışını da içine alır. Üstün ırk, üstün millet yerine, fazilet yarışı söz konusudur.</p>

<p>Irkçılık ve milliyetçilik ilişkisindeki kafa karışıklığı, Cumhuriyet döneminde, milliyetçi Türk aydınları arasında kendini açığa vurmuştur. Nihal Adsız'ın 1951'de Orhun Dergisi'ndeki "Milli Birlik" adlı makalesi, tipik bir göstergedir. Orada milli birlik, ancak savaş zamanlarında kendini gösteren bir duygu ve düşünce olarak alınmıştır. Bunun dışında milli birliği düşünmenin yanıltıcı ve yanlış olabileceği vurgulanmıştır. Savaştaki duygunun dışındaki milli birlik düşüncesi, herkesin aynı düşünceyi taşıması, milletin sürü haline gelmesini istemek olarak değerlendirilmiştir. Adsız'a göre tek partinin, CHP'nin, milli birliği siyasi istismar ve siyasi baskı arzusu olarak kullandığı üzerinde durulmuş, manevi dünyamıza yer vermeyen Kemalistlerin ve İnönü rejiminin bu rolü oynadıklarına yer verilmiştir. Burada hürriyetin ve sınırlarının iyi anlaşılmadığı, toplumsal kurallarla ahenkleştirilemediği ve gerçeklerin siyasi istismarla karıştırıldığı göze çarpmaktadır.</p>

<p>Milli birlik düşünce ve şuurunun siyasi istismara alet edilebilmesi mümkündür ve vâkidir. Fakat unutulmamalıdır ki ancak "gerçekler istismar edilebilir". Milli birlik normal zamanlarda, toplumsal değerlerin, milli ülkülerin olmazsa olmazı ve sessiz bir yapıştırıcısıdır. Ayrıca o anda lâzım olmasa da sosyal vücudun hazır adrenalidir. Yoksa, savaş zamanlarında, olmayan bir şey nasıl açığa çıkar? Sosyal kimliğin oluşumu, değerlerin paylaşılması, geleceğin sağlama alınması tarihi süreçte oluşmuş olan milli birlik sayesinde olur. Kemalist aşırılıklar, demokrasi süsü verilmiş çoğulculuk sapmaları veya herhangi bir siyasi yadırganma, milli birliğin önemini örtemez. Bu siyasi dar kafalılıklara karşı çıkmak da milli birliğin ne olduğunu açıklamaya yetmez.</p>

<p>Parçalamaktan, bölmekten, çoklu otorite ve yönetimden kaçış, mütecanis bir millet kurmak iradesine ve ülküsüne, ırkçılıktan ziyade milliyetçilik yakışmaz mı? Gerçeğe daha uygun olan bu değil midir?<br />
<br />
Tarihi süreçte şu-bu sebeplerle millete katılmış başka kavim parçalarını, sosyolojik tabirle alt/yan kültürleri ana gövdeyle, kurucu ve kapsayıcı kültürle kaynaştırmak, ırkçılıkla mı, milliyetçilikle mi mümkündür?</p>

<p>Kutsal değerlerimize saygısızlığa kadar işi götüren siyasi yobazlıklar ve zorbalıklar, bizim ana fikirden, yani milli şuur ve millicilikten uzaklaşmamıza, ırkçılığa sığınmamıza sebep değildir ve sebep olmamalıdır*</p>

<p>Türk Milliyetçiliğinin zengin bir âlim ve aydın kadrosu olmakla birlikte, bilhassa doruktaki iki isim, Ziya Gökalp ve Mustafa Kemal Atatürk, ırkçı değil, milliyetçidirler. Bunlar Türk Milliyetçiliğinin ne olup ne olmadığı konusu ve algısı için yeterlidirler. Elbette geliştirilecek, yeniden yorumlanacak yönleri vardır ve fakat yanlışlıkları yoktur. Önemli olan iyi niyet, samimiyet, ihlâs ve anlama ruhudur. Ziya Gökalp, millî ve islâmî, bunlarla medenî diyalektiğini isabetli şekilde çözüme kavuşturmuştur. Türkleşmek- İslamlaşmak-Muasırlaşmak (Türklük-İslâm-Medeniyet) tezi, bunu esas alır. Atatürk de ırkçılığı milliyetçiliğe, yani biyolojiyi sosyolojiye tahvil etmiştir. Ne mutlu Türk olana dememiş, "Ne Mutlu Türküm Diyene" demiştir. Nasıl bir soya mensup olduğumuz konusunda Atatürk'ün ilmî merakı, sadece gerçeği tesbit alanında kalmış, ırkçı bir ideolojiye dönüştürülmemiştir. "...Türk Milliyetçiliği, Türk içtimaî heyetinin hususî seciyelerini, başlı başına müstakil kimliğini mahfuz tutmaktır" diyen Atatürk, kimlik muhafazasına önem verir ve fakat bununla insanlığı ve İslâm dinini ihmal etmez ve reddetmez. "Millîci olmak bizim şiarımızdır. Fakat bizim millîci şiarımız, dar ve tekelci değildir. Bizim millîciliğimiz, medenî insanlık içinde, onun esaslı bir unsuru olarak, insanlığın yücelip yükselmesine yönelmiş bir millîciliktir. Türk Milleti, insanlık ailesinin samimî bir ailesidir." "Bizimle işbirliği yapan bütün millletlere saygı duyar ve riayet ederiz." Aynı şekilde Atatürk millîciliğin İslâmiyletle de birlikteliğine önem vermiştir. Milliyetçiliğin anlamlarından ve faaliyet sebeplerinden biri kimlik ise, din de bu işin içinde demektir ve Atatürk bunun farkındadır. İkisi de dünyada birlikte hareket eder ve Peyami Safa'nın dediği gibi ebedî olmanın şartında birleşirler.</p>

<p>Ziya Gökalp ve Mustafa Kemal Atatürk, ikisi de, millî kimlik meselesini evrenselliğe kurban etmemişler, evrenselliği de gözardı etmemişler, diyalektik tenakuzu çözümlemişlerdir. Hem Türk hem insanîyetçi, hem Türk hem medenî, hem Türk hem müslüman. Türklüğün, elbette önemli esas olmakla birlikte yalnızca soy meselesi, sadece tarihî hasredicilik işi olmadığını, bir algı ve şuur işi olduğunu belirtmişlerdir. Atatürk'ün, ne mutlu Türk olana demeyip ne mutlu Türküm diyene deyişi, bunu açıklamış olur. Buradaki fark, ırkçılıkla milliyetçilik arasındaki farktır. Bu farkı anlamayanlara anlatılabilecek bir şey yoktur.</p>

<p>Atatürk'ün islâm konusundaki hassasiyeti, onun Arab'ın kültürü, dolayısıyla "Arab'ın dini" haline getirilip getirilmemesidir. "Biz milliyetperveriz ve dinimize hürmetkârız" , "kanunun esasîsi, cümlemizin malûmudur ki, Kur'an-ı Azimüşşân'daki husustur" derken ; "İslâm dini akla, mantığa, tabiata, hakikata uygun olduğu gibi, toplum menfaatlerine de uygun olup, medenîdir" derken; "Her fert dinini diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır, o da mekteptir" derken; "Camilerin mukaddes mimberleri, halkın ruhânî, ahlâkî gıdalarına en yüce ve feyizli kaynaklardır, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın toplanma yerleri değildir" derken; yalnız dinin önemini belirtmekle kalmamış, millîciliği din şuuru ile bitiştirmiştir. Meclisteki bir konuşmasında Atatürk, Filistin, Kudüs, Mekke ve civarını kastederek, "İslâmın mukaddes yerlerinin, Musevîlerin ve Hristiyaların nüfûzu altına girmesine mânî olacağız " , "Buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz", "Şimdiye kadar bazılarınca dinsiz ve İslâma kayıtsız diye itham edilmemize rağmen bugün biz, Hz. Peygamberin son arzusu olan mukaddes yerlerin daima Müslümanların elinde kalması için şu anda kanımızı dökmeye hazırız." demiştir.**</p>

<p>Irkçılık ve milliyetçilik ilişkisini müzakere ederken şunları unutmamalıyız:</p>

<p>-Millet kavramı ve millet gerçeği, ırk kavramı ve gerçeğini aşar.<br />
-Irkçılıkta ırk üstünlüğü iddiası ve fikri, ister istemez kendini gösterir. Milliyetçilikte üstünlük başka sahalara, ahlâk ve fazilete, faydalılığa aktarılmıştır.<br />
-Kimlik sadece biyolojik ve psikolojik alanı kapsamaz. Aynı zamanda sosyolojiktir. Yani kültüreldir ve değerler sistemine aittir. Bir çeşit kültür ve değerler şahsiyetçiliği olan milliyetçilikte, tahakküm ve zulüm fikri ve temayülü yoktur, olmamalıdır. Irkçılık ise şart ve fırsatlar elverdiğinde buralara girebilir ve girmiştir.</p>

<p>Türk genci bunların daha fazlasını bilmek, öğrenmek ve geleceği düşünmek zorundadır.</p>

<p>*Sözlerimizin daha iyi anlaşılması için Nihal Adsız'ın Orhun Dergisindeki "Milli Birlik" makalesine bakılmalıdır. 23 Şubat 1951 sayı 21.</p>

<p>**Naklen verdiğimiz bütün bilgiler ve sözler için, Yümni Sezen, Hümanizm ve Türkiye kitabına ve oradaki kaynaklara bakınız.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/irkcilik-milliyetcilik-ve-milli-birlik</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2022/10/yazarlar/prof-dr-yumni-sezen.jpg" type="image/jpeg" length="34565"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["Ahbap" Örneği Üzerinden, Düşünmeyi Öğrenmeden Kamuoyu Oluşturan Şöhretlerin Ağır Trajedisi (X)]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ahbap-ornegi-uzerinden-dusunmeyi-ogrenmeden-kamuoyu-olusturan-sohretlerin-agir-trajedisi-x</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ahbap-ornegi-uzerinden-dusunmeyi-ogrenmeden-kamuoyu-olusturan-sohretlerin-agir-trajedisi-x" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["AHBAP" örneğinden hareketle hazırlanan "Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisinin onuncu bölümünde Rubil Gökdemir; şöhret, kamuoyu, muhakeme ahlâkı, sosyal psikoloji ve demokrasi ilişkisini ele alıyor. Delile dayalı düşünmenin önemi, algı yönetimi ve entelektüel sorumluluk kapsamlı şekilde değerlendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsanlık tarihi boyunca hiçbir dönemde bugün olduğu kadar az sayıda insan, bu kadar büyük kitlelerin zihnini aynı anda etkileyebilme gücüne sahip olmamıştı. Dijital çağın en büyük paradoksu da burada yatmaktadır: Bilgiye ulaşmak kolaylaşırken, doğru düşünmek zorlaşmıştır.</p>

<p>"Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisinde uzun zamandır bireysel zihnin düştüğü tuzakları, sosyal psikolojinin yönlendirme mekanizmalarını, kültürün ve kurumların düşünme biçimimizi nasıl şekillendirdiğini ele almaya çalışıyoruz. Çünkü kanaatimizce günümüzün temel problemi bilgi eksikliği değil; muhakeme eksikliğidir.</p>

<p>Son dönemde kamuoyunun yakından takip ettiği bazı soruşturmalar ve bunların etrafında yürüyen tartışmalar, hukuki yönlerinden bağımsız olarak bize çok önemli bir toplumsal laboratuvar sunmuştur. Bu laboratuvarın en dikkat çekici sonucu şudur:</p>

<p>Toplum, çoğu zaman olayları deliller üzerinden değil, kurguya dayalı güven duyduğu kişilerin kanaatleri üzerinden değerlendirmektedir.</p>

<p>İşte tam burada "şöhret sosyolojisi" ile "muhakeme ahlâkı" karşı karşıya gelmektedir.</p>

<p>Bir sanatçının iyi şarkı söylemesi...</p>

<p>Bir oyuncunun başarılı olması...</p>

<p>Bir gazetecinin etkileyici konuşması...</p>

<p>Bir yayıncının milyonlarca takipçiye ulaşması...</p>

<p>Bir kanaat önderinin çok sevilmesi...</p>

<p>Onların aynı zamanda hukuk, ekonomi, siyaset, tarih, psikoloji veya kamu yönetimi konusunda sağlıklı muhakeme yaptıkları anlamına gelmez.</p>

<p>Fakat modern toplum tam da bu yanılgının içine düşmektedir.</p>

<p>ŞÖHRET BİLGİYİ TEMSİL ETMEZ</p>

<p>Sosyal psikoloji buna "otorite etkisi" der.</p>

<p>İnsan zihni sevdiği kişilerin doğrularını sorgulamaz.</p>

<p>Onların kanaatlerini bilgi zanneder.</p>

<p>İtiraz etmeyi saygısızlık kabul eder.</p>

<p>Eleştiriyi düşmanlık olarak algılar.</p>

<p>Böylece muhakeme, yerini kör aidiyetlere bırakır.</p>

<p>Artık insanlar olaylara değil, olayları anlatan kişilerin kurgu hikayelerine inanırlar.</p>

<p>İşte düşünmenin sona erdiği yer tam burasıdır.</p>

<p>Kamuoyu Nasıl Kirlenir?</p>

<p>Kamuoyu çoğu zaman büyük yalanlarla değil, küçük kesin hükümlerle kirlenir.</p>

<p>"Kesin böyledir."</p>

<p>"Ben biliyorum."</p>

<p>"Arkasını biliyorum."</p>

<p>"Kaynağım sağlam."</p>

<p>"O kişi şöyledir."</p>

<p>"Bu kurum böyledir."</p>

<p></p>

<p>Delilden önce kanaat gelir.</p>

<p>Kanaatten sonra propaganda başlar.</p>

<p>Propaganda tekrarlandıkça hakikatin yerine geçer.</p>

<p>Artık insanlar gerçeği araştırmaz.</p>

<p>Sadece kendi mahallesinin anlattıklarını tekrar eder.</p>

<p>ŞÖHRETİN EN BÜYÜK SINAVI</p>

<p>Toplum önünde konuşan herkesin ifade özgürlüğü kadar ağır bir sorumluluğu da vardır.</p>

<p>Çünkü milyonlarca insan kendi araştırmasını yapmaz.</p>

<p>Onların yerine düşünmesini beklediği kişiler vardır.</p>

<p>İşte bu nedenle kamuoyu oluşturan herkesin kendisine her gün şu soruları sorması gerekir:</p>

<p>"Bu söylediğim bilgi mi, kanaat mi?"</p>

<p>"Elimde doğrulanabilir veriler, deliller var mı?"</p>

<p>"Yanılıyor olabilir miyim?"</p>

<p>"Karşı görüşü gerçekten okudum mu?"</p>

<p>"Bilmediğim konuda konuşuyor olabilir miyim?"</p>

<p>Bu soruları sormayan kişi, farkında olmadan bilgi üretmez; algı üretir, kanaat üretir.</p>

<p>Kanaat ve algı ise çoğu zaman kutuplaşmanın hammaddesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Muhakeme Ahlâkı</p>

<p>Biz uzun zamandır başka bir şey söylemeye çalışıyoruz.</p>

<p>Toplumun en büyük ihtiyacı daha fazla konuşan insan değildir.</p>

<p>Daha doğru düşünen insandır.</p>

<p>Doğru düşünmenin de bir yöntemi vardır.</p>

<p>Biz buna "Muhakeme Ahlâkı" diyoruz.</p>

<p>Muhakeme ahlâkı;</p>

<p>Önce gözlem yapmaktır.</p>

<p>Sonra veri toplamaktır.</p>

<p>Ardından doğrulamaktır.</p>

<p>Karşı görüşü incelemektir.</p>

<p>Sonunda da ulaşılan sonucun yanlış çıkabileceğini kabul edebilmektir.</p>

<p>Hakikate giden yol, kesinlikten değil; entelektüel tevazudan geçer.</p>

<p>Gerçek Entelektüel Kimdir?</p>

<p>Gerçek entelektüel;</p>

<p>Her konuda konuşan kişi değildir.</p>

<p>Bilmediği konuda susabilen kişidir.</p>

<p>Her tartışmada taraf olan değildir.</p>

<p>Delilin tarafında durabilendir.</p>

<p>Yanıldığında mazeret üreten değil, mahcup olan, özür dileyebilen, ders alan ve yanıldığını kabul edebilendir.</p>

<p>Çünkü muhakeme ahlâkının ilk şartı, haklı çıkmak değil; doğruya yaklaşmaktır.</p>

<p>Asıl Kriz</p>

<p>Bugün yaşadığımız kriz, yalnızca siyasal bir kriz değildir.</p>

<p>Yalnızca medya krizi de değildir.</p>

<p>Yalnızca sosyal medya sorunu da değildir.</p>

<p>Asıl kriz, muhakeme krizidir.</p>

<p>Bilginin propaganda karşısında değersizleştiği...</p>

<p>Eleştirinin düşmanlık sayıldığı...</p>

<p>Takipçi sayısının uzmanlığın yerine geçtiği...</p>

<p>Şöhretin delilden daha etkili olduğu...</p>

<p>Aidiyetin aklın önüne geçtiği...</p>

<p>Böyle bir toplumda demokratik kurumlar şeklen varlığını sürdürse bile özgür iradelere dayalı demokratik kültür giderek yozlaşır, kirlenir, aşınır.</p>

<p>Çünkü düşünmeyi öğrenmeyen bireylerden sağlıklı bir kamuoyu oluşamaz.</p>

<p>Sağlıklı kamuoyu oluşmadan güçlü demokrasi kurulamaz.</p>

<p>Bu yüzden bugün en büyük ihtiyacımız yeni ve sahte kahramanlara sığınmak değil;</p>

<p>Muhakeme ahlâkını yeniden öğrenmiş vatandaşlardır.</p>

<p>"Düşünmeyi Öğrenmek" tam da bunun için vardır.</p>

<p>Çünkü bir toplumun geleceğini yalnızca fiziki varlıklar, ekonomik sermayesi değil, zihinsel sermayesi de belirler.</p>

<p>İşte sağlıklı kamuoyu oluşması ve zihinsel sermayenin ilk şartı, doğru düşünmeyi öğrenmek ve muhakeme ahlakıdır.</p>

<p>SON SÖZ;</p>

<p>Sesim geliyor mu, orada mahcup olan var mı?</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong></p>

<p>Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ahbap-ornegi-uzerinden-dusunmeyi-ogrenmeden-kamuoyu-olusturan-sohretlerin-agir-trajedisi-x</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="45418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bizim Mahallenin Kaderi]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bizim-mahallenin-kaderi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bizim-mahallenin-kaderi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Abdullah Alagöz, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, yüzde 50+1 modeli, milliyetçi siyaset, statüko ve siyasi strateji üzerine dikkat çeken değerlendirmelerde bulunuyor. Mevcut sistemin siyasal etkileri ve muhalefetin geleceği analiz ediliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h3>✍ | Abdullah ALAGÖZ yazdı ... - 25.07.2026</h3>

<h3><strong>Siyasetin Matematiği, "Aile Partisi" Konforu ve Zımni Statüko</strong></h3>

<p>Sosyal medyada bizim milliyetçi-ülkücü arkadaşların paylaşımlarını, yazıp çizdiklerini takip ediyorum. Her satırda ülkeye dair derin bir kaygı, her cümlede ise ideolojik bir iddia var. Ancak dışarı çıkıp reel siyasetin soğuk duvarına çarptığımızda acı bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz: Türkiye'de milliyetçi sosyoloji belki de tarihinin en güçlü dönemini yaşarken, bu irade neden ülke gündemini belirleyen asli bir güce dönüşemiyor?</p>

<p>Bu sorunun cevabı ne yazık ki duygusal ezberlerde değil, siyasetin matematiğinde saklı.</p>

<h3><strong>Yüzde 50+1 Sisteminde "Sandalye" Konforu</strong></h3>

<p>Mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, oy kuralını yüzde 50+1 olarak belirleyerek münferit çıkışların ve küçük hesapların hareket alanını daralttı. Oyunun kuralı açık: Yürütmeyi etkileyecek çoğunluğa ulaşamayan hiçbir yapının tek başına karar mekanizmalarını dönüştürme şansı yok.</p>

<p>Diyelim ki mahalledeki her yapı ayrı seçime girdi ve yüzde 10 oy alarak Meclise onlarca milletvekili gönderdi. Mevcut sistemde yürütme erki tamamen tek merkezde toplandığı için parlamentoda bulunmanın; maaş ve temsil konforu dışında ülkenin gidişatına somut bir etkisi olduğunu iddia edebilir miyiz? Bu soruya mantık çerçevesinde "evet" yanıtı vermek imkânsızdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>"Siyasette niyetler değil, sonuçlar belirleyicidir. Mevcut sistemi değiştirecek ya da yürütmeyi zorlayacak bir çoğunluğun parçası olunmuyorsa, gerekçe ne olursa olsun ortaya çıkan pratik sonuç, statükonun ömrünü uzatmaktan ibarettir."</p>
</blockquote>

<h3><strong>Geçmişin Dersleri ve Statüko Değirmeni</strong></h3>

<p>Geçtiğimiz günlerde Özgür Özel'in liderliğindeki yeni siyasi alan açma hamlesi üzerine de bir yazı kaleme almıştım. O hareketi çok önemsediğim için bu uyarıyı yapma gereği hissettim: Yakın siyasi tarihimizde değişim iddiasıyla ortaya çıkan pek çok hareketin zamanla statüko tarafından nasıl emilip dönüştürüldüğüne, sistemin dişlileri arasında nasıl eritildiğine defalarca şahit olduk. Aynı hataya düşmemeleri, sistemi dönüştürmek isterken sistemin nesnesi hâline gelmemeleri için dikkat çekmiştim. İktidarı dönüştürecek stratejik bir kitle iddiası olmayan hiçbir hareket, zamanın ruhuna ve statükonun baskısına direnemez.</p>

<h3><strong>Biz Bu Mahalleyi Sevdiğimiz İçin Konuşuyoruz</strong></h3>

<p>Şunu açıkça söylemek gerekir: Biz bu mahalleyi, bu insanları sevmesek zaten bu eleştirileri yapmayız. Derdimiz bağcıyı dövmek değil, bağın kurumasını engellemektir.</p>

<p>Toplum statik bir yapı değildir; canlıdır, dinamiktir ve hızla değişmektedir. Bu değişimi görmek için uzaklara gitmeye, karmaşık sosyoloji kitapları okumaya da gerek yok. Başımızı kaldırıp kendi çocuklarımıza, kendi torunlarımıza bakmamız; onların dünyayı okuma biçimlerindeki değişimi fark etmemiz kâfidir. Gençliğin ve sokağın gerçekliğini görmek bu kadar mı zor?</p>

<p>İdeoloji ve inanç, toplumu dönüştürmenin yakıtıdır; kendi içine kapanıp konforlu alanlar yaratmanın aracı değildir. Ne geçmişten ders alan ne de kendi evindeki değişimi gören yankı odasındaki arkadaşlar, günün sonunda başkalarının kurduğu denklemde edilgen bir aktör olarak kalmaya mahkûmdur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bizim-mahallenin-kaderi</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/bizim-mahallenin-kaderi.jpeg" type="image/jpeg" length="38023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ahıska Türklerinin Hikayesi!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ahiska-turklerinin-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ahiska-turklerinin-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ahıska Türklerinin tarihi, 1944 Stalin sürgünü, kültürü, gelenekleri ve yaşadıkları acılar hakkında Mustafa Cemil Tomar'ın kapsamlı değerlendirmesi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>AHISKALILAR KİMLER VE ÖZELLİKLERİ</strong><br />
Okuyucularımdan Muhammet Reşitoğlu Romanlar hakkındaki yazımın yorumlar bölûmûnde "Ahıskalılar hakkında bir yazınızı bekliyorum hocam" diyerek talepte bulunmuştur. Kendisine ve tüm okuyucularıma teşekkür ederek konuya girmek istiyorum.<br />
Ahıskalılar (Ahıska Türkleri), günümüzde Gürcistan'ın güneybatısında yer alan tarihi Mesheti bölgesinden (Ahıska) gelen, Türkçe konuşan bir topluluktur. 1944 yılında Sovyetler Birliği tarafından anavatanlarından Orta Asya'ya sürgün edilen bu halk, günümüzde ağırlıklı olarak Türkiye, Rusya, Kazakistan ve ABD'de dağınık halde yaşamaktadır.</p>

<p><strong>Tarihçe ve Kimlik:</strong><br />
Ahıskalı Türkler, etnik köken olarak Kıpçak Türkleri boylarına dayanır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde İslamiyet'i ve Türk kültürünü benimsemişlerdir. Çoğunluğu Hanefi-Sünni mezhebine mensup olan Ahıskalılar, dillerini ve geleneklerini göçe rağmen günümüze kadar başarıyla taşımışlardır.<br />
Ben iki sene önce Batum'a gitmiştim.. Batum'da bir cami buldum. Orada öğle namazını kıldım. Kendimi Türkiye'deki bir camide hissettim..Namaz çıkışında sakallı bir cemaatle tanıştım. O da bizim mahalleden biri geldi bana. Kendisiyle sohbet ederken köylüm zannettim. Batum'daki Ahıska Türkleri'nden olduğunu söyledi. Caminin cemaatinin çoğu Ahıska Türk'ü idi.</p>

<p><strong>Ahıskalılar'ın 1944 Sürgünü ve Dağılışı:</strong><br />
Ahıskalılar, II. Dünya Savaşı sırasında, 14 Kasım 1944'te Sovyet lideri Josef Stalin tarafından Türkiye sınırına yakın oldukları gerekçesiyle "güvenlik tehdidi" bahane edilerek trenlerle Orta Asya’ya (Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan) sürülmüşlerdir.<br />
Türkiye sınırındaki stratejik konumlarından uzaklaştırılmak ve Sovyet sınır güvenliğine tehdit oluşturdukları gerekçesiyle Orta Asya'ya sürgün edildi. Esas amaç Karadeniz ve Kafkasya çevresindeki bölgeleri Türk nüfustan temizlemekti.</p>

<p>Almanlarla iş birliği yaptıkları veya Sovyet rejimine sadakatsizlik gösterdiklerine dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen, bir gece ansızın hayvan vagonlarına bindirilerek Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan'a gönderildiler. Bu zorunlu göç sırasında ve sonrasındaki ağır yaşam koşulları sebebiyle binlerce Ahıska Türkü hayatını kaybetti.</p>

<p>Yolda ve gittikleri yerlerde açlık ve hastalık nedeniyle büyük kayıplar vermişlerdir.</p>

<p>1989 yılında Özbekistan'ın Fergana Vadisi'nde yaşanan etnik çatışmalar nedeniyle bir kez daha göç etmek zorunda kalan Ahıskalıların önemli bir kısmı Rusya’nın farklı bölgelerine, Azerbaycan'a ve Türkiye'ye yerleşmiştir. Günümüzde dünya genelinde yaklaşık 500-600 bin civarında Ahıska Türkü olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye'de 50 bin civarında Ahıska Türk'ü yaşamaktadır.</p>

<p>Türkiye'de Ahıska Türkleri en yoğun olarak Bursa'da yaşamaktadır. Bursa'nın yanı sıra yoğun nüfuslu yerleşim yerleri arasında Antalya, İzmir, Erzincan (özellikle Üzümlü ilçesi), Aydın ve Bitlis'in Ahlat ilçesi bulunmaktadır.<br />
<br />
<strong>Temel Özellikleri ve KültürüDil ve Köken:</strong><br />
Etnik kökenleri konusunda Kıpçak ve Oğuz boylarına dayanan farklı görüşler bulunsa da konuştukları dil Oğuz grubuna (Türkiye Türkçesi) aittir.<br />
Aile Yapısı:<br />
Ataerkil ve sağlam bir aile yapısına sahiptirler. Büyüklerine derin saygı duyarlar ve komşuluk ilişkileri oldukça gelişmiştir.<br />
Ekonomi: Tarihsel olarak Ahıska topraklarının verimli yapısından dolayı tarım ve hayvancılıkla uğraşmışlardır. Ayrıca halı dokumacılığı ve diğer el sanatlarıyla da tanınırlar.</p>

<p>Kültürel Dayanışma: Sürgünün getirdiği tüm zorluklara rağmen milli benliklerini, müziklerini, yemek kültürlerini ve geleneklerini korumayı başarmışlardır.<br />
Kafkas kültürünü taşırlar. Yaylacılık kültürleri gelişmiştir.</p>

<p>Ayrıca;<br />
Müzik, halk edebiyatı ve el sanatları (özellikle halı-kilim dokumacılığı) kültürlerinde büyük bir yer kaplar. Konuştukları Türkçe, doğu Anadolu ve Azerbaycan ağızlarıyla benzerlikler gösterir. 1944 yılında Sovyetler Birliği tarafından sürgüne uğramaları, topluluğun hayatta kalma reflekslerini ve milli benliklerini koruma azmini daha da güçlendirmiştir.</p>

<p>Antropolojik olarak Kafkasya'nın yerli etnik gruplarıyla benzerlikler taşırlar. Genellikle güçlü bir fiziksel yapıya ve Kafkasya coğrafyasına özgü belirgin yüz hatlarına sahiptirler. ( Antropoloji, kelime anlamı olarak "insan bilimi"dir. İnsanın kökenini, evrimini, biyolojik özelliklerini, kültürel yapısını ve toplumsal davranışlarını geçmişten günümüze bütüncül (holistik) bir yaklaşımla inceleyen bilim dalıdır.)</p>

<p>Ahıska Türkleri, zorlu sürgün ve göç süreçlerinin getirdiği ağır yaşam koşullarıyla olgunlaşmış; dayanışmacı, çalışkan, misafirperver ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir yapılarıyla öne çıkarlar.</p>

<p>Ahıskalı kadınlar/kızlar genellikle çalışkanlıkları, misafirperverlikleri, aile bağlarına verdikleri önem ve sadakatleri ile tanınırlar. Kültürlerinin getirdiği özellikler sayesinde karakter olarak oldukça mert ve güçlü bireyler olarak öne çıkarlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ahıskalıların Çileleri, Sürgün Yılları:</strong><br />
Gittikleri bölgelerde ilk yıllarda dikenli teller altında, ağır toplama kampı koşullarında, temel insan haklarından mahrum biçimde tarım işlerinde zorla çalıştırıldılar.</p>

<p>Fergana Olayları (1989):Yukarda bu olaya yer vermiştim.<br />
Ahıska Ukrayna Krizi: Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bir kısmı Ukrayna'ya (özellikle Donetsk bölgesine) yerleşen Ahıskalılar, 2014'te patlak veren çatışmalar nedeniyle evlerini tekrar terk etmek zorunda kalarak dünya çapında yeni yerlere (özellikle Türkiye'ye) göç ettiler.<br />
1944 yılında Sovyetler Birliği tarafından sürgüne gönderilen Ahıska Türklerinden yaklaşık 20 bin kişi, açlık, soğuk ve zorlu koşullar nedeniyle yollarda hayatını kaybetmiştir.</p>

<p>Toplum olarak devlet baskısıyla bir yerden bir yere sürülmek ne büyük eziyet ve cezadır. Yerinizi yurdumuzu, sıcak yuvanızı zorla terk edip bilinmeyen yerlere zorla gitmeye zorlamak bir topluluğa yapılacak olan en büyük zulümdür.</p>

<p>Dünyaya insanoğlu geldiğinden bu yana her dönemde zulümler devam etmektedir. Bu zulümlerin tamamı insan eliyle olmuştur/ olmaktadır. İlk kan dökme hadisesi Habil/ Kabil arasında olmuştur. Allah Teâlâ kullarına asla zülmetmez.</p>

<p>Sürgünler, beraberinde yüreklere derin acılar getirir.</p>

<p>Bu nedenle;<br />
Ahıska Türklerinin kültürü, özellikle 1944 yılında yaşadıkları büyük sürgün acısının etkisiyle köklü bir "sürgün folkloru" ve yas geleneği barındırır. Kaybedilen vatanın, yolda verilen canların ve parçalanan ailelerin hüznü nesilden nesile maniler ve ağıtlar ile aktarılmıştır.Sözlü edebiyatlarında bu derin acıların izlerini sürebileceğiniz gibi, aynı zamanda aşıklık geleneği ve zengin düğün türküleri de toplumsal hafızalarını ayakta tutan önemli unsurlardır.<br />
Ahıska Türkleri ile ilgili ağıt örnekleri vererek konuyu bitirelim;</p>

<p>*. *. **. ***<br />
Kalktı trenler dumanı tüter,<br />
Gözlerim yollarda bitti biter,<br />
Bu ayrılık bize ölümden beter,<br />
Vagonlar içinde kaldım ağlaram.</p>

<p>Kür’ün suyu bulanık akar,<br />
Düşmanlar yüzümüze nasıl bakar?<br />
Kardelenler gurbette boyun büker,<br />
Sürdüler ellerden illere bizi.</p>

<p>Kardaşımı gurbet elde yitirdim,<br />
Ömrümün baharını bitirdim,<br />
Kime derdim yanayım Allah'ım,<br />
Yarsiz, vatansız kaldım buralarda.<br />
Bugünlük de bu kadar...<br />
<br />
<strong>Mustafa Cemil Tomar</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ahiska-turklerinin-hikayesi</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/ahiska-turklerinin-hikayesi.jpeg" type="image/jpeg" length="85734"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kriz Ve Güç Fırsatçılarını Unutmayacağız!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/kriz-ve-guc-firsatcilarini-unutmayacagiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/kriz-ve-guc-firsatcilarini-unutmayacagiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Ekonomik krizler atlatılır ama toplumsal fırsatçılık ve ahlaki çöküş gerçek felakettir!" Sabri Şenel, kriz vurguncularını ve yönetimsel hataları kaleme aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>✍ | Sabri ŞENEL'in kaleminden ... - 18.07.2026</p>

<p>Siyasi iktidarın ülke ekonomisini kötü yönetmesinden kaynaklanan ağır sonuçları hep birlikte yaşıyoruz. Krizi fırsata çevirip spekülatif kazanç elde etme, servetine servet katma gibi ahlak dışı davranışları izlemeye ve bunlara içlenmeye devam ediyoruz. Eline fırsat geçen, makul ve meşru kâr sınırını aşan fırsatçı ve kişiliksizlerin; ahlak, erdem, adap, izan ve insaf yoksunu davranışları toplumsal hafızaya kazınıyor.</p>

<p>Ticari vb. alanlarda çok kazanma arzusu insani, iktisadi, dinî ve toplumsal kurallara tabidir. Aksini yapmak; yasa dışılık, modern eşkıyalık, vicdansızlık ve insanlık dışı bir tutumdur. Marketler adeta etiket basma işine girmiş gibiler; ürettikleri etiketlerin baş müşterisi yine kendileri oldu. Enflasyon için açıklanan resmî rakamlar inandırıcı değildir. Ancak enflasyonun bir yerlerden dizginlenmesi hem kamusal hem siyasi hem de toplumsal bir sorumluluk gerektirir.<br />
İktidar, kendi siyasi sorumluluğunun bedelini elbette ödeyecektir. Fakat bütün sorumluluğu iktidara yükleyip garibanın, çaresizin ve dar gelirlinin ezilmesine sebep olan, esnafı iflasa sürükleyen şartları kronik hâle getirmek; hep birlikte bindiğimiz dalı kesmektir. İlkesiz, ölçüsüz ve sınırsız bir şekilde maksimum kâr elde etme davranışı; ticaret ve yaşam zeminini yok etmektir.</p>

<p>Uluslararası ticaret, dünyanın her tarafında koruma tedbirleriyle sınırlanır; gelişmiş ülkelerde bile bu durum böyledir. ABD ve AB vb. ülkeler ekonomilerini koruma tedbirleri alırken, bunu tek taraflı bir dayatmaya dönüştürerek bir sömürü düzeni kurmuşlardır. Dünyanın en stratejik coğrafyasında yer alan ülkemizin avantajlarını akıl, bilim ve millî menfaatler ölçüsünde koruyamamak; çapsızlık, ufuksuzluk, kifayetsizlik ve beceriksizliktir.</p>

<p>Bu ülkede nitelikli ve katma değeri yüksek bir üretim inkılabı yapmayan; kendini ülkesine ve milletine adamayan; sadece kendi evlatlarına servet bırakma arzusunu aşıp bunu ülkenin tüm çocuklarının geleceği için hayata geçirmeyen kişiden ne siyasetçi ne devlet adamı ne de insan olur. Aksi bir davranış; ferdiyetçiliği, bencilliği ve benmerkezciliği toplumun her kesimine bir virüs gibi yayar. Oysa ülkenin siyasetçileri ve toplum önderleri, halka rol model olmalıdır. Siyaset; ne bir geçim kapısı ne de kendi yakınlarına servet bırakma uğraşıdır. İktidarı ve muhalefetiyle siyaset kurumu, bu tür yolsuzluk iddialarına daha fazla muhatap olamaz; çünkü bu durum artık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Bu yozlaşma, salgın bir hastalık gibi topluma yayılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mesela tarımsal üretime bakalım: Tarla, bahçe ve bağdan son tüketiciye kadar uzanan süreçte ürün gelirinin adaletsiz paylaşımı; üreteni üretmekten vazgeçirirken tüketiciyi de canından bezdiriyor. Üstelik bu durum, ekonomik faaliyetlerin her alanı için geçerlidir. Bu tedarik zincirini bile ilkeli ve hakkaniyetli bir hâle getiremediğimiz için sınıfta kaldık!<br />
Ekonomik krizler ekonomik tedbirlerle bir şekilde atlatılır. Ancak toplumsal fırsatçılık, ahlak dışı aşırı kazanma hırsı, kriz vurgunculuğu ve edepsizlik; asıl kokuşmuşluk, çürümüşlük ve gerçek felakettir. İşte size canlı bir örnek: Tarla ekilmiyor, bağ ve bostan sahipsiz... Geleneksel meyve bahçeleri hasat edilmiyor; meyveler dalında çürüyor, ağaç diplerinde yok olup gidiyor. Ama beri yanda, yol kenarında meyve ve sebze fahiş fiyatlarla satılmaya çalışılıyor. Çekmeköy Çavuşbaşı yolunda birkaç gün önce bir seyyar tezgâhın önünde durdum. Karadutun kilosu 750 TL, beyaz dutun kilosu 500 TL! Sahi, bu nasıl bir fırsatçılık, nasıl bir çürümüşlük ve toplumsal çöküştür?</p>

<p>Ferde refah ve müteşebbise meşru kâr sağlamanın ötesinde; Türk milletinin hayat müdafaasını, varlığını ve bekasını esas almayan bir ekonomi çökmeye mahkûmdur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/kriz-ve-guc-firsatcilarini-unutmayacagiz</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/kriz-ve-guc-firsatcilarini-unutmayacagiz.jpg" type="image/jpeg" length="91747"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sokrates’in Savunması Ve Panurge’ün Koyunları]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sokratesin-savunmasi-ve-panurgeun-koyunlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sokratesin-savunmasi-ve-panurgeun-koyunlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ernail Koç, Sokrates’in Savunması ile Panurge’ün Koyunları üzerinden sorgulayan birey olmanın önemini ve sürü psikolojisinin toplumsal sonuçlarını ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sokratesin savunması;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Platon tarafından yazılan eserde, Sokrates hakkında bazı kişiler tarafından kötü, yalancı bir insan olduğu, her şeye karıştığı, eğriyi doğru diye gösterdiği, öğrencilere para karşılığı ders verdiği gibi suçlamalar yapılır.</p>

<p>Tanrı sözcüsü Sokrates’den bilgili olmadığını söyler kendisi de bilgili insan arar fakat bulamaz.<br />
Kendisinin farkı ise bilgili olmadığını bilmesidir.</p>

<p>Bu araştırma sırasında çok düşman edinir.<br />
Savunanların bilgisizliğini, şairlerin içgüdü ile yazdığını, sanatçıların kusurlu olduğunu yalnızca Tanrı’nın bilgili olduğunu söyler.</p>

<p>Sokratesin ölüm umurunda değildir. Suçlandığı gibi daimi öğrencileri ve malı mülkü yoktur.<br />
Mahkeme yumuşasın diye çoluğunu çocuğunu da hakim karşısına çıkarmaz sonunda suçlu bulunur.</p>

<p>Para cezası verilmez çünkü parası yoktur, sürgün cezası verilmez gittiği yerde halkı yönlendirir.<br />
Sonunda ölüm cezası verilir.</p>

<p>Sokrates’e göre ölüm sadece bir yolculuktur.</p>

<p>Sokrates, Atinalılardan son bir şey diler:<br />
Çocukları erdemden, doğruluktan ayrılırsa kendisinin Atinalılara gösterdiği gibi onlara yol göstersinler.<br />
Atinalılardan,<br />
çocuklarından kendilerine fazla değer verir ve bu dünyada bir hiç olduklarını unuturlarsa onları azarlamalarını ister.</p>

<p>Sokrates, idam esnasında ölüme giderken yargıçlar da hayata giderler. Ancak Platon’a göre, bunların hangisinin daha güzel ve doğru olduğunu ancak Tanrı bilir.</p>

<p>(Alıntı)<br />
///</p>

<p><strong>Panurge'ün Koyunları</strong></p>

<p>Rönesans döneminin Fransız yazarlarından<br />
François Rabelais'nin “Gargantua” adlı eserinden;<br />
" Pantagruel’in gemisi deniz ortasında koyun yüklü bir şileple karşılaşır ancak Panurge’ü gören gemideki celep ; görünüşü dolayısıyla ona koyun satmaz ve hatta onunla dalga geçer.</p>

<p>Bu duruma uyuz olan Panurge öcünü almak için hemen bir program yapar ve celepten en büyük koyunu satın alır ve onu denize atar; bunu gören öteki koyunlar koyunluk edip hepsi birden denize atlarlar. Bu olayı gören celep ve adamları şaşırırlar, kimini postundan kimini boynuzlarından yakalayayım derken kendileri de denizi düşerler.”</p>

<p>(Alıntı)</p>

<p>///</p>

<p>Bana bu iki hikayeden çıkarılacak hisse ne diye sorarsanız ben şunu derim;</p>

<p>Eğer Sokrates’in güçlü iradesi gibi toplumdaki yerimizi belirleyemez isek Panurge’ün koyunlarının akıbeti gibi bir koyunun peşinden gideriz.</p>

<p><strong>Ernail Koç</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sokratesin-savunmasi-ve-panurgeun-koyunlari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2025/08/yazarlar/ernail-koc-yazdi.jpg" type="image/jpeg" length="80930"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nereye gidiyoruz?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/nereye-gidiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/nereye-gidiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, "Nereye Gidiyoruz?" başlıklı yazısında hukuk devleti, özgür kamusal alan, sivil toplum, güven ve düşünce özgürlüğü üzerine değerlendirmelerde bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bazen toplumların kaderini büyük savaşlar, büyük krizler değil, sessizce değişen alışkanlıkları belirler.</p>

<p>Bir sabah uyanırsınız; kimse "özgürlükler kaldırıldı", "hukuk rafa kaldırıldı" demez. Kanunlar yerli yerindedir. Mahkemeler çalışmaktadır. Seçimler yapılmaktadır. Gazeteler çıkmaktadır. Televizyonlar yayın yapmaktadır.</p>

<p>Fakat insanlar yazmaya, düşündüklerini konuşmaya başlamadan önce etraflarına bakmaya başlamışlardır.<br />
Korkulan, kaygı duyulan değişim işte tam da burada başlar.</p>

<p>Uzun zamandır "Düşünmeyi Öğrenmek" başlığı altında bireyin zihinsel özgürlüğünü konuştuk.<br />
Önyargıları, dogmatizmi, propagandayı, kitle psikolojisini, entelektüel kibri...</p>

<p>İnsan zihnini esir alan bütün görünmez zincirleri anlamaya çalıştık.<br />
Bugün ise zihnimi meşgul eden soru daha farklıdır:<br />
Acaba düşünmenin önündeki en büyük engel artık yalnızca bireyin zihni midir?<br />
Yoksa bireyin nefes aldığı kamusal alanın giderek daralması mıdır?</p>

<p>Devlet, tarih boyunca toplumların vazgeçilmez kurumu olmuştur.<br />
Güvenliği sağlar. Adaleti tesis eder. Ortak hayatı düzenler. Fakat devlet, bütün toplumsal hayatın tek sahibi değildir.<br />
İnsanlık, aileyi devletten önce kurmuştur.<br />
Vicdanı devletten önce tanımıştır.<br />
Dayanışmayı devletten önce öğrenmiştir.<br />
Sivil toplum tam da bu yüzden vardır.<br />
Devlet ile birey arasında nefes alınabilecek bir alan oluşturmak için.</p>

<p>Demokratik hukuk düzenlerinde güçlü devlet ile güçlü toplum birbirinin rakibi değildir. Tam tersine birbirinin sürdürülebilirlik sigortasıdır.</p>

<p>Çünkü devlet güçlendikçe toplum zayıflıyorsa, sonunda muktedirlerde, devlet de yalnızlaşır.<br />
Toplum güçlenirken devlet zayıflıyorsa bu kez düzen bozulur. Asıl maharet, bu iki alan arasındaki sosyal rızaya dayalı dengeyi koruyabilmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde dikkat çekici ortak bir eğilim görülüyor.<br />
Güvenlik kaygıları büyüyor.<br />
Jeopolitik rekabet sertleşiyor.<br />
Ekonomik belirsizlikler artıyor.<br />
Böylesi geçiş veya kriz dönemlerde yürütme organlarının daha geniş yetkiler talep etmesi yeni değildir.</p>

<p>Tarih bunun sayısız örneğini gösteriyor.<br />
Fakat tarihin gösterdiği ikinci bir gerçek daha vardır:<br />
Ancak geçici gerekçelerle daraltılan özgürlük alanlarını yeniden genişletmek çoğu zaman sanıldığından daha zor olmuştur.</p>

<p>Bu nedenle demokratik hukuk devletinin değeri, tam da zor zamanlarda ortaya çıkar.<br />
Bir toplumda insanlar konuşurken önce hukuku değil, muhtemel başına geleceklerin sonuçlarını düşünmeye başlıyorsa...<br />
Eleştiri ile düşmanlık arasındaki sınır giderek belirsizleşiyorsa...<br />
Farklı sesler giderek daha az duyulur hâle geliyorsa, toplumun büyük bir kesimi hipnoz seanslarına maruz kalıyorsa...<br />
Sivil toplum, bağımsız düşünce veya gönüllü dayanışma faaliyetleri, bireysel suç takibatı dışında sürekli bir kuşkuyla karşılanıyorsa...<br />
"Tiyatro, müsamere" kelimeleri veya sosyal medyada takipçi sayısının çokluğu "açık ve yakın tehlike" sayılarak tutuklama gerekçesi yapılıyorsa...<br />
Toplumu kendi haline bırakırsanız, "ergen kız misali ya davulcu ya da zurnacıya kaçar" takıntısıyla vesayete merak saldıysanız...</p>

<p>O toplumun kendisine şu soruyu sorması gerekir:<br />
Biz güvenliği mi güçlendiriyoruz?<br />
Yoksa güven duygusunu mu kaybediyoruz?</p>

<p>Çünkü güvenlik ile güven aynı şey değildir.<br />
Devletin itibarı yalnızca sahip olduğu güçten doğmaz.<br />
Asıl itibarı, vatandaşın ona duyduğu tereddütsüz güvenden doğar.</p>

<p>Güven ise korkuyla değil; adaletle, öngörülebilir hukukla, eşit muameleyle, eleştiriye tahammülle,<br />
kurumların tarafsızlığıyla inşa edilir.</p>

<p>Devleti güçlü yapan yalnızca yaptırım kapasitesi, toplumu kontrol altına almak değildir:<br />
Demokratik meşruiyet üretme kapasitesidir.</p>

<p>Bu gece beni en çok düşündüren mesele budur.<br />
Acaba biz düşünmeyi öğrenmeye çalışırken, düşünmenin gerçekleşeceği kamusal alanı mı kaybediyoruz?</p>

<p>Çünkü düşünce yalnızca beynin içinde gerçekleşmez.<br />
Konuşarak gelişir. Tartışarak olgunlaşır. Eleştirilerek güçlenir. Yanılma hakkıyla derinleşir.</p>

<p>Toplum nefes alamıyorsa, bireysel düşünce de nefes alamaz. Bütün bunları bir karamsarlık çağrısı olarak yazmıyorum.<br />
Aksine bir muhasebe daveti olarak kaleme alıyorum.<br />
Çünkü güçlü devlet ile özgür toplum arasında tercih yapmak zorunda değiliz.</p>

<p>Hukuk devleti tam da bu ikisini birlikte yaşatabilme sanatıdır.</p>

<p>Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında ihtiyacımız olan şey daha fazla korku değil; daha fazla güven.<br />
Daha fazla kutuplaşma değil; daha fazla muhakeme.<br />
Daha fazla slogan değil; daha fazla düşünce.</p>

<p>Belki de artık "Düşünmeyi Öğrenmek" serisinin en önemli sorusu şudur:<br />
Düşünceyi yalnızca bireyin zihninde mi savunacağız, yoksa onu mümkün kılan özgür kamusal ve sivil alanı da aynı kararlılıkla koruyabilecek miyiz?</p>

<p>Çünkü bir toplumun geleceğini belirleyen yalnızca insanların ne düşündüğü değildir.<br />
Kaygısız, korkusuz düşünebildiklerinin sınırı kadardır.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/nereye-gidiyoruz</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 11:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/nereye-gidiyoruz.jpg" type="image/jpeg" length="31881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1826 Vak'a-İ Hayriye'den 2016 15 Temmuz'una: Türkiye'de Devlet Krizleri, Meşruiyet ve Rejim İnşasının İki Yüzyılı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/1826-vaka-i-hayriyeden-2016-15-temmuzuna-turkiyede-devlet-krizleri-mesruiyet-ve-rejim-insasinin-iki-yuzyili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/1826-vaka-i-hayriyeden-2016-15-temmuzuna-turkiyede-devlet-krizleri-mesruiyet-ve-rejim-insasinin-iki-yuzyili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, 15 Temmuz'un 10. yılında, 1826'dan 2026'ya uzanan iki yüzyıllık süreçte Türkiye'de devlet krizleri, meşruiyet ve rejim dönüşümü tarihsel bir bakışla ele alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk siyasi tarihine biraz yukarıdan baktığımızda ilginç bir sistematikle karşılaşırız. Büyük devlet krizleri, çoğu zaman yalnızca mevcut sorunların çözümünü değil, aynı zamanda yeni yönetim anlayışlarının doğuşunu da beraberinde getirmiştir.<br />
Bazen bir savaş, bazen bir isyan, bazen bir darbe girişimi ya da büyük bir güvenlik tehdidi; devletin yalnızca kurumlarını değil, meşruiyet arayışı veya anlayışını da yeniden şekillendirmiştir.</p>

<p>Bu nedenle 1826'daki Vak'a-i Hayriye ile 2016'daki 15 Temmuz darbe girişimini aynı tarihsel olay olarak görmek bizi anakronizme düşürür.<br />
Çünkü aralarında iki yüzyıl, farklı hukuk düzenleri, farklı egemenlik ve meşruiyet anlayışları ve farklı siyasal rejimler bulunmaktadır.<br />
Ancak her iki olayı, "devlet krizlerinin yeni rejimlerin meşruiyetini nasıl ürettiği" bakımından karşılaştırmak hem mümkün hem de anlamlı olacaktır.</p>

<p>1826 yılında II. Mahmud'un karşı karşıya olduğu temel sorun, Osmanlı Devleti'nin askerî ve idarî bakımdan çözülmeye başlamasıydı.<br />
Yeniçeri Ocağı artık yalnızca bir askerî teşkilat değil; bugünün İran'ın daki devrim muhafızları gibi devlet içinde ayrı bir güç merkezi hâline gelmişti.<br />
Vak'a-i Hayriye sonrasında Yeniçeri Ocağı kaldırıldı, dayandıkları kurumlar tasfiye edildi, merkezî idare güçlendirildi ve padişahın otoritesi belirgin biçimde arttı. Devletin bekasının, güçlü ve merkezî bir yönetimle sağlanabileceği düşüncesi dönemin temel siyasal meşruiyet gerekçesi hâline geldi.</p>

<p>Yaklaşık iki yüz yıl sonra Türkiye, bu kez 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Devletin ve iktidarın resmî değerlendirmesine göre, kamu kurumlarına yıllar içinde sızmış örgütlü bir yapı anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs etmişti.</p>

<p>Bu süreç yalnızca darbe girişiminin bastırılmasıyla sınırlı kalmadı; güvenlik bürokrasisinden yargıya, kamu yönetiminden, hatta devlet dışı özel alanlara kadar siyasal sistemde geniş kapsamlı yeniden yapılanmaların önünü açtı.<br />
2017 anayasa değişikliğiyle kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de bu dönüşüm sürecinin en önemli kurumsal sonucu oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte tam bu noktada tarihsel benzerlikler kadar farklılıklar da dikkatle görülmelidir.<br />
Her iki dönemde de "devletin bekası" temel meşruiyet söylemi olarak öne çıkmıştır. Her iki dönemde de mevcut yapının devleti koruyamadığı ileri sürülmüş ve çözüm olarak yürütme organının sınırsız bir şekilde güçlendirilmesi tercih edilmiştir.<br />
Gücün merkezileştirilmesi, karar alma süreçlerinin hızlandırılması ve devlet içindeki alternatif güç odaklarının tasfiyesi yeni rejim ve meşruiyet anlayışının ortak özellikleri arasında sayılabilir.</p>

<p>Ancak benzerliklerin burada sona erdiğini de belirtmek gerekir.<br />
1826 mutlak monarşi dönemidir. Meşruiyetin kaynağı hanedan, padişah iradesi ve dönemin hukuk anlayışıdır. 2016 sonrasında ise Türkiye çok partili seçimlerin sürdüğü anayasal bir cumhuriyettir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonuçta anayasa değişikliği ve halkoylaması sonucunda yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle iki dönemin hukukî ve siyasal zemini aynı değildir.</p>

<p>İleriye doğru bakacaksak asıl tartışılması gereken konu da tam burada başlamaktadır.<br />
Yürütmenin güçlendirilmesi ile kuvvetler ayrılığı arasında nasıl bir denge kurulmalıdır? Devletin güvenliği ile demokratik hukuk devleti ilkesi hangi mekanizmalarla birlikte korunabilir? Hızlı karar alma ihtiyacı ile demokratik denge ve denetim mekanizmaları nasıl uzlaştırılabilir?</p>

<p>Bu sorular yalnızca Türkiye'nin değil, çağdaş demokrasilerin de temel meseleleri arasındadır.</p>

<p>Nitekim son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde terör, düzensiz göç, salgın hastalıklar, ekonomik krizler ve küresel veya bölgesel jeopolitik gerilimler yürütme organlarını güçlendiren uygulamaları beraberinde getirmiştir. Buna karşılık demokratik sistemlerin uzun vadeli istikrarı, yalnızca güçlü yürütmeye değil; aynı zamanda bağımsız yargıya, etkin parlamentoya, özgür basına, güçlü bir topluma ve hesap verebilir kurumlara da bağlıdır.</p>

<p>Belki de iki yüz yıllık Türk siyasal tarihinin bize öğrettiği en önemli gerçek şudur:</p>

<p>Devletler kriz zamanlarında merkezileşebilir; fakat kalıcı meşruiyetlerini yalnızca krizlerden değil, hukuk düzeninden, kurumsal güvenilirlikten ve toplumun demokratik rızasını sürekli üretebilen yönetim anlayışından alırlar.</p>

<p>1826'dan 2026'ya uzanan çizgiye bu gözle baktığımızda, tarih bize yalnızca geçmişi değil, geleceği de düşünme imkânı sunmaktadır.</p>

<p>Asıl mesele, bir krizin ardından hangi kurumların güçlendiği kadar, bu kurumların hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve demokratik meşruiyet ilkeleriyle nasıl dengelendiği veya bozulduğudur.</p>

<p>Çünkü güçlü devlet ile güçlü hukuk birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki temel sütundur. Türkiye'nin üçüncü yüzyılına taşınacak en değerli mirası da, bu iki sütunu aynı anda ayakta tutabilme; birey, toplum ve devlet ilişkilerini demokratik hukuk devleti kurallarıyla denetlemek, dengelemek başarısı olacaktır.</p>

<p>15 Temmuz'un 10. yılında zihnimizi zehirleyecek propaganda seanslarına iştirak etmek yerine, olayların tarihsel arka planına ve geleceğe dair serinkanlı bir değerlendirme yazısının faydalı olacağı kanaat ve temennisiyle dikkatlerinize arz ederim...</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/1826-vaka-i-hayriyeden-2016-15-temmuzuna-turkiyede-devlet-krizleri-mesruiyet-ve-rejim-insasinin-iki-yuzyili</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="11082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Demirel'in desteğiyle kazanmışlardı! Gökoğuz Türkleri özerkliği kaybetti]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/demirelin-destegiyle-kazanmislardi-gokoguz-turkleri-ozerkligi-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/demirelin-destegiyle-kazanmislardi-gokoguz-turkleri-ozerkligi-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gagavuz Türklerinin Süleyman Demirel döneminde tek damla kan dökülmeden kazandığı özerklik hakları ellerinden alındı. Türkiye'nin sessizliği ve diplomatik basiretsizlik Gagavuz Yeri'ni nasıl etkiledi? Detaylar haberimizde.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Oğuz boyundan</strong> gelen ve Hristiyan olmalarına rağmen Türklük bilincini ve benliğini hiçbir zaman kaybetmeyen <strong>Gagavuz Türkleri</strong>, yakın tarihte çok büyük bir diplomatik kazanım elde etmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı <strong>Süleyman Demirel’in</strong> yürüttüğü başarılı diplomasi sayesinde Gagavuzlar, tek bir damla kan dökülmeden <strong>Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi</strong> statüsünü kazanmıştı. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, bu özerkliğin fiilen ortadan kalktığını gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SÜLEYMAN DEMİREL DÖNEMİ DİPLOMATİK DEHASI</strong></p>

<p>Gagavuz Türklerinin özerkliğe kavuşması, Türk dünyası için tarihi bir dönüm noktasıydı. <strong>Süleyman Demirel</strong>, Moldova yönetimi ile Gagavuzlar arasında adeta bir köprü kurarak barışçıl yollarla özerklik anlaşmasının imzalanmasını sağladı. <strong>Türkiye'ye</strong> her zaman büyük bir güven besleyen Gagavuzlar, bu diplomatik deha sayesinde kendi topraklarında kendi kimlikleriyle var olma hakkına kavuştu.</p>

<p><strong>GÜNÜMÜZDEKİ BASİRETSİZLİK VE KAYBEDİLEN ÖZERKLİK</strong></p>

<p>Yıllar boyunca korunan bu tarihi kazanım, son süreçte sessiz sedasız ellerinden alındı. Gagavuz Türklerinin hakları birer birer budanırken ve <strong>Gagavuz özerkliği</strong> fiilen yok edilirken, Türkiye'deki mevcut iktidarın (AKP) gösterdiği basiretsizlik ve sessizlik tepki çekiyor. Türkiye'nin bu süreçte sesini yükseltmemesi, Gagavuz Türklerinin yalnız kalmasına ve elde ettikleri tarihi hakları kaybetmelerine neden oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/demirelin-destegiyle-kazanmislardi-gokoguz-turkleri-ozerkligi-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/demirelin-destegiyle-kazanmislardi-gokoguz-turkleri-ozerkligi-kaybetti-2.jpg" type="image/jpeg" length="87099"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mazlumların Kanı Petrolden, Altından Daha Değerlidir!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/mazlumlarin-kani-petrolden-altindan-daha-degerlidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/mazlumlarin-kani-petrolden-altindan-daha-degerlidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel, küresel savaşlar, mazlum coğrafyalar, insan hakları ihlalleri ve Türkiye'nin bölgesel sorumluluğunu tarihsel ve vicdani perspektifle değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>✍ | <strong>Sabri Şenel </strong>yazdı...</p>

<p>Dün İngilizlerin insanlığa yaşattığı vahşet, bugün<strong> İsrail, ABD</strong> ve <strong>Çin</strong> tarafından hız kesmeden sürdürülüyor. Katliamlar, kan ve gözyaşı dinmeden devam ediyor. Maalesef bu zulümden en büyük payı Türk milleti ile yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahip ülkelerin mazlum halkları almaktadır.</p>

<p><strong>Irak, Suriye, Libya, Yemen, Filistin, Doğu Türkistan</strong> ve <strong>Lübnan</strong>'da ölüm makineleri masum insanların üzerine kan kusmaya devam ediyor. İnsanlıktan nasibini almamış, hiçbir ahlaki ve insani ilke taşımayan bu vahşi, insanlık dışı insansı yaratıklar hangi iklimde yetişti? Ruh sağlığı bozuk, sanki kan dökmek için eğitilmiş bu yaratıklar; kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı yapmadan insanların üzerine ateş yağdırmayı aralıksız sürdürüyor. Ardından da petrol, doğal gaz, altın başta olmak üzere bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarını vahşice ele geçirip paylaşmaya devam ediyorlar.</p>

<p>İnsanlığı insan hakları konusunda hesaba çekenler (!) kendileri insanlıktan nasibini almamış, vahşi hayvanlarla dahi kıyaslanamayacak katliam şebekelerine dönüşmüş durumdadır.<strong> ABD, AB, İsrail, Rusya, Çin </strong>ve benzeri ülkelerin insanları insan da dünyanın geri kalanında yaşayan insanlar insan değil midir?</p>

<p>Savaşın da bir kuralı olur. Dünyada İtalya ve İspanya gibi onurlu tepki örnekleri bulunmaktadır. Sorunun dinle de ilgisi yoktur. Din ve inanç ayrımı gözetmeksizin ortak insanlık vicdanına o kadar hasretiz ki; o bebeklere, kadınlara, yaşlılara ve masum insanlara yazık değil midir? Masum insanı katledene hiç insan denir mi?</p>

<p>Yine de bu zulme en güçlü tepkiyi Batı'daki birkaç ülke ve daha çok Batı ülkelerindeki insanlar göstermektedir. Müslümanların yaşadığı coğrafyada ise edilgenlik, korkaklık ve bastırılmış duygular hâkimdir. Sanki insani duygular narkozlanmış, sömürülen ülkeler sessizliğe mahkûm edilmiştir. Bu nasıl bir sorumsuzluk ve vicdansızlıktır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu gidişatın sonu asla hayır değildir. Mazlumun sesine kör, sağır ve dilsiz olmak; ne din tarihinde ne de insanlık tarihinde eşine az rastlanır bir çürümüşlük, kokuşmuşluk ve vicdansızlıktır.</p>

<p>Emperyalist çakallar, gerek kendi ülkelerinde gerekse sömürdükleri ülkelerde öldürmek, sömürmek, yağmalamak, çalmak ve çırpmak için hiçbir engel tanımıyor. Sömürgecilerin azgın iştahları doymak bilmiyor. Zalim sürüleri elbet bir gün mazlumların kanında ve gözyaşında boğulacaktır. Zifiri karanlığı, kanı ve gözyaşını insanlık vicdanı bir gün mutlaka mahkûm edecektir.</p>

<p>Haksızlığa ve hukuksuzluğa göz yumup yalnızca iktidarını ve koltuğunu koruyan kukla yönetimlerin sonu yoktur. Nice zalim; taht, servet ve şöhret sahibi olarak bu dünyadan geçti. Bugün onların hatırlanan tek yönü zalimlikleri ve alçaklıklarıdır.</p>

<p>Türk milleti, tarihte kurduğu devletlerle insanı yaşatma odaklı yönetim anlayışı sayesinde insanlığa altın çağlar yaşatmış kahraman bir ecdadın mirasçısıdır. Türk'ün tarihinde ve töresinde mazluma, sahipsize, çaresize, sivile, çocuğa, yaşlıya ve kadına dokunmak, onları öldürmek yoktur. İnsanlık vicdanı Türklere çok şey borçludur.</p>

<p>Bunu bilen zalim egemenler, zulüm düzenlerini sürdürebilmek için <strong>Irak-İran Savaşı</strong>'nda, <strong>Suriye</strong>'de, <strong>Körfez Savaşı</strong>'nda ve Doğu Türkistan'da Türklere yönelik uygulamaları hiç bitirmemiştir.</p>

<p>Aynı yöntemin<strong> Rusya-Ukrayna Savaşı</strong>'nda da uygulandığı ileri sürülmektedir. Rusya'nın, özerk Türk cumhuriyetlerinden vatandaşları savaşta ön saflara sürerek Slav nüfusunu korumaya aldığı; bunun da demografik bir yok etme operasyonu olduğu ifade edilmektedir. Rusya'da savaşta hayatını kaybedenlerin ülkelere göre dağılımının bu gerçeği ortaya koyduğu belirtilmektedir.</p>

<p>Bugünün sıcak gündemi ise İran'dır. Savaşın başında okulu bombalayarak 160 masum çocuğun ölümüne neden olduğu ifade edilen ABD ve İsrail, bugün yeniden harekete geçmiştir. Ankara'daki <strong>NATO</strong> toplantısının ardından <strong>Trump</strong>'ın "İran ile ateşkes bitmiştir." açıklaması sonrasında İran'a yönelik saldırılar devam etmektedir.</p>

<p><strong>Tahran</strong>'ın ve <strong>Tebriz</strong>'in, Türkiye'nin 81 ilinden ne farkı vardır? İran, yaklaşık 50 milyon Türk'ün yaşadığı, dünyanın en büyük Türk ülkelerinden biridir. Dünyanın en kadim Türk şehirlerinde yaşayan mazlum insanlar bugün ateş altındadır.</p>

<p><strong>Türkiye, ABD </strong>ve NATO'nun kuyruğunda bu vahşete ve gözyaşına daha fazla seyirci kalamaz. İran'daki molla rejimi bugün vardır, yarın olmayabilir. Nükleer silah İsrail'de ve emperyalist güçlerde de bulunmaktadır. Buna ses çıkarmayan iki yüzlü anlayışlar, bölgeye kan kusturmaya devam etmektedir.</p>

<p>Korkunun ecele faydası yoktur. Korkak, ürkek ve zaaf sahibi, eli kolu bağlı kukla yöneticilerin iki cihanda hesabı ağır olacaktır. Ses ver ey insanlık! İnsanlık vicdanı bu zulme ve alçaklığa daha fazla seyirci kalamaz.</p>

<p>Evet, <strong>İran</strong>'ın ardından ateşin Türkiye'ye sıçrayacağı ifade edilmektedir. Ülke yöneticilerinin makamları ve koltukları bugün vardır, yarın yoktur. Ancak Türk milleti ve devleti bu topraklarda sonsuza kadar var olacaktır. Siz ise tarihin ve Allah'ın hükmüne mahkûm olacaksınız.</p>

<p><strong>"Ölmesini bilmeyenler azat olamaz." </strong>diyor ölümsüz lider <strong>Ebulfez Elçibey.</strong> Zifiri karanlık, şafağa gebedir.</p>

<p>NATO'nun Ankara toplantısının ardından İsrail'i güvenceye alacak, İsrail'e taşeron bir devlet oluşturmayı amaçlayan Büyük İsrail ve Büyük Ermenistan projelerinin çilingir anahtarı olarak görülen Büyük Kürdistan (2. İsrail) projesinin olgunlaştırıldığı ifade edilmektedir.</p>

<p>Dört parçalı Kürdistan'ın; Irak'ta ABD müdahalesiyle Barzanistan, Suriye'de PYDistan, Türkiye'de "Terörsüz Türkiye" söylemiyle Öcalanistan ve İran'a müdahaleyle PJAKistan oluşturularak tamamlanacağı iddia edilmektedir.</p>

<p>Bu süreç için Irak'ta milyonlarca insan ya katledildi, ya sakat bırakıldı ya da sürgün edildi. Aynı katliam ve sürgün Suriye'de de devam etti. Filistin, Yemen, Libya ve Lübnan kan gölüne çevrildi.</p>

<p>İslam dünyası, Türk dünyası ve bölge belki de tarihinde hiç bu kadar ateş çemberine alınmamış, hiç bu kadar çaresiz kalmamıştı. Şimdi tehlike çanları İran için çalmaktadır. Kana doymayan azgın vampirler İran için yeniden iş başındadır. İran'daki Tebriz Türkü'nün Filistinliden ya da Edirneliden ne farkı vardır?</p>

<p><strong>Maide Suresi'nin 32. ayeti</strong>, haksız yere bir insanı öldürmenin ve bir insanın hayatını kurtarmanın manevi değerini açık biçimde ortaya koymaktadır.</p>

<p>İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde yer alan temel insan hakları sadece küresel emperyalist ülkeler için midir? Onların dışındaki insanlar insan değil midir? Bu dünyanın, insanlık için hiçbir ayrım gözetilmeksizin yaşanabilir olması gerekmez mi? Bu nasıl zalim bir anlayıştır?</p>

<p>Mazlumların kanı ve gözyaşları, zalimleri elbette bir gün yenecektir. İnsanlık onuru; zulmü, işkenceyi ve sömürüyü mutlaka yenecektir.</p>

<p>Bugün İran'a ateş gibi yağan bombalar; ülkenin etnik, demografik ve inanç yapısı nedeniyle her kesimden insanın ölümüne neden olmaktadır. İnsanlık onuru adına dünyanın ayağa kalkması gerekmektedir. Ancak önce Türk milleti, İslam dünyası ve bölge halkları; Doğu Türkistan, İran, Irak, Suriye, Filistin, Yemen, Lübnan ve Türkiye için, zalimin zulmüne karşı kendi onuru ve geleceği adına ayağa kalkmalıdır.</p>

<p>13.07.2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL, SABRİ ŞENEL YAZILARI</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/mazlumlarin-kani-petrolden-altindan-daha-degerlidir</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 21:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/mazlumlarin-kani-petrolden-altindan-daha-degerlidir.jpg" type="image/jpeg" length="30384"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Olmazsa Olmazlarımız Ve Bir Uyarı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/olmazsa-olmazlarimiz-ve-bir-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/olmazsa-olmazlarimiz-ve-bir-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdris Savaş, "Olmazsa Olmazlarımız ve Bir Uyarı" başlıklı yazısında Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak vatandaşlık anlayışı, milli birlik, toplumsal bütünlük ve etnik kimlik tartışmaları üzerine değerlendirmelerde bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>19. yüzyıl, imparatorlukların parçalandığı ve milliyetçiliğin yeni bir siyasal örgütlenme modeli olarak yükseldiği sancılı bir çağdı. Osmanlı Devleti de bu sürecin dışında kalamadı. Tarihin dayattığı bu şartlar içerisinde, milli bir devlet kurmak bir tercih değil, varlığımızı sürdürebilmenin zorunlu bir sonucuydu. Türkiye Cumhuriyeti, bu tarihsel zaruretin eseridir.</p>

<p>Yıllardır süregelen ve "Kürt sorunu" adı altında gündeme taşınan söylemlerin önemli bir kısmı ise, bu tarihsel gerçekliği göz ardı ederek devletin ortak temelini tartışmaya açma girişimidir. Bu nedenle Türkiye'de bir "Kürt sorunu" olduğu iddiasının, uzun yıllardır sürdürülen dış destekli bir algı yönetimi ve siyasi manipülasyonlarla beslendiği aşikârdır.</p>

<p>Benzer şekilde yıllardır "Anadolu halkı bir mozaiktir" gibi kulağa hoş gelen ifadelerle ortak millet bilincini aşındıran bir anlayış inşa edilmeye çalışılmaktadır. Oysa ister "mozaik" deyin ister "ebru"; her iki tasvir de ancak üzerinde var olacağı sağlam bir zemine sahipse anlam taşır. Zemini olmayan bir mozaik dağılır, suyu olmayan bir ebru ise hiç oluşmaz.</p>

<p>Türkiye'nin ortak zemini etnik aidiyetler değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı temelinde şekillenen ortak hukuki ve siyasi aidiyettir. Farklı kökenler bu zeminin zenginliğidir; ancak zeminin kendisi değildir. Ortak vatandaşlık bilincini zayıflatan her söylem, farklılıkları güçlendirmekten çok, birlikte yaşama iradesini aşındırma riski taşır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki bu millet, en az bin yıldır bütün unsurlarıyla aynı tarihî yürüyüşün parçasıdır. Farklı dönemlerde farklı idari yapılar altında yaşanmış olması bu gerçeği değiştirmez. Farklı olmak, ayrı olmak anlamına gelmez. Bu topraklarda oluşan çeşitlilik, bir ayrışmanın değil; ortak kaderin, ortak mücadelenin ve ortak medeniyetin ürünüdür. Bugün kimin hangi kökenden geldiği değil, aynı vatana bağlılık belirleyici olmalıdır.</p>

<p>Kürt vatandaşlarımız bu ülkenin asli, şerefli ve vazgeçilmez unsurlarıdır. Ancak etnik kimliğin siyasi pazarlık konusu hâline getirilmesi, bir hak arayışından ziyade ortak vatandaşlık anlayışını zedeleyen bir yaklaşım hâline dönüşmektedir. "Ben de Kürdüm; devletim, bayrağım ve vatanım için canımı veririm." diyen milyonlarca vatandaşımız varken, bir avuç ayrılıkçı söylemin bütün bir etnik kimliği temsil ediyormuş gibi sunulması hem Kürt vatandaşlarımıza hem de Türkiye'nin birlik fikrine haksızlıktır.</p>

<p>Son dönemde yaşanan gelişmeler, kullanılan dil ve giderek artan provokatif söylemler, bende bu süreci bilinçli biçimde sabote etmeye çalışan organize girişimlerin varlığına ilişkin ciddi endişeler oluşturmaktadır. Bunun kimler tarafından yürütüldüğüne dair kesin bir hüküm vermek mümkün değildir; ancak kullanılan söylemlerin toplumsal gerilimi artırdığı ve ortak yaşam iradesini zedelediği açıktır.</p>

<p>Bu nedenle, sürecin sorumluluğunu üstlenenlere açık bir uyarıda bulunuyorum. Toplumsal huzuru bozan, tehdit dilini besleyen ve "Türk diye bir millet yoktur." noktasına kadar varan söylemler, milletin vicdanında derin yaralar açmaktadır. Devletin kamu düzenini ve toplumsal huzuru koruma görevini gereği gibi yerine getirememesi hâlinde, sosyal gerilimlerin derinleşmesi ve yeni toplumsal kırılmaların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.</p>

<p>Aynı hedefe yürümek, refahı ve huzuru birlikte inşa etmek isteyen bir Türk milliyetçisi olarak tekrar ifade ediyorum: Türkiye; devletiyle, milletiyle ve bütün insani dokusuyla ayrılmaz bir bütündür. Bu bütünlüğü zayıflatmayı amaçlayan her girişim, hukuk devleti içinde ve ortak vatandaşlık bilinciyle karşılık bulmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sözleşme nettir. Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan herkes bu devletin eşit ve asli vatandaşıdır. Bu ortaklığı etnik temelde parçalamayı hedefleyen her proje, yalnızca devlete değil, yüzyıllar boyunca birlikte inşa edilmiş ortak geleceğe de zarar verir. Toplumun milli birlik konusundaki hassasiyetinin hafife alınmaması gerektiğine inanıyor; devletine bağlı her vatandaşın, gerektiğinde milletinin ortak değerlerine de sahip çıkacağını hatırlatıyorum.</p>

<p><strong>İdris Savaş</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/olmazsa-olmazlarimiz-ve-bir-uyari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 21:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/olmazsa-olmazlarimiz.jpg" type="image/jpeg" length="80087"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gagavuz Türklerinin Özerklik Statüsüne Büyük Darbe: Soydaşların Hakları Tehdit Altında]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gagavuz-turklerinin-ozerklik-statusune-buyuk-darbe-soydaslarin-haklari-tehdit-altinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gagavuz-turklerinin-ozerklik-statusune-buyuk-darbe-soydaslarin-haklari-tehdit-altinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Moldova Anayasa Mahkemesi, Gagavuz Özel Statü Yasası'nı iptal ederek özerkliği zayıflattı. Çepni Dernekleri Federasyonu, soydaşların hakları için diplomatik girişim çağrısında bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çoğu zaman Türk olmanın yalnızca tek bir inançla sınırlandığı düşünülür. Oysa tarih ve coğrafya, bizlere bunun hiç de böyle olmadığını gösteren çok önemli örnekler sunmaktadır. İşte bu anlamlı örneklerin başında Gagavuz Türkleri gelmektedir.</p>

<p><strong>HRİSTİYAN ORTODOKS AMA ÖZ BE ÖZ TÜRK</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Moldova Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan özerk Gagavuz Yeri'nde yaşayan soydaşlarımız, Hristiyan (Ortodoks) inancına mensup olmalarına rağmen öz be öz Türk'tür. Onlarla konuşulduğunda duyulan o duru Türkçe, ortak köklerin en güçlü kanıtıdır. Biz "Allah" deriz, onlar da "Allah" der; biz "ekmek, su, anne" deriz, onlar "ekmek, su, ana" der. İnançlar farklı olsa da dil, kültür, gelenekler, misafirperverlik ve tarih aynı kökten beslenmektedir.</p>

<p>"Dil, bir milletin kalbidir." Gagavuz Türklerinin kalbi de yüzyıllardır Türkçe atmaktadır. Farklılıkların ayrıştırıcı değil, aksine ortak kültürü zenginleştiren bir unsur olduğunu görmek isteyen herkesin Gagavuz Türklerini yakından tanıması gerekir. Din farklı olsa da dil, soy, tarih ve kardeşlik ortaktır.</p>

<p><strong>ATATÜRK'ÜN EMANETİ VE TÜRKİYE'NİN TARİHÎ SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>Gagavuz Türklerinin Moldova içerisindeki özerk statüsü, Soğuk Savaş sonrasında Türkiye'nin de önemli katkılarıyla güvence altına alınmıştır. <strong>Türkiye</strong>, bu özerk yapının oluşmasında ve korunmasında tarihî sorumluluğa sahip ülkelerden biridir.</p>

<p>Nitekim 1930'lu yıllarda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla yaklaşık 80 öğretmen Gagavuz Türklerinin yaşadığı bölgeye gönderilmiştir. Bu hamlenin amacı; Türkçeyi yaşatmak, milli kimliği korumak ve kardeşlik bağlarını güçlendirmek olmuştur. Bugün dahi Gagavuz Türkleri, Atatürk'ü büyük bir saygıyla "Ata" olarak anmaktadır.</p>

<p><strong>9 TEMMUZ KARARI: ÖZERKLİK YETKİLERİ BUDANDI</strong></p>

<p>Geçtiğimiz yılın ağustos ayında, Gagavuz Türklerinin halkın oylarıyla seçilmiş Başkânı Yevgenia Gutsul'un siyasi saiklerle mahkûm edilmesine Ankara'nın sessiz kalması eleştiri konusu olmuştu.</p>

<p>Bugün ise <strong>Moldova Anayasa Mahkemesi</strong>, 9 Temmuz 2026 tarihli kararıyla, 1994 tarihli <strong>Gagavuz Özel Statü Yasası</strong>'nın kritik hükümlerini iptal etmiş ve Gagavuz özerkliğinin önemli yetkilerini budamıştır. Bu gelişme, Gagavuz Türklerinin özerk yapısının adım adım zayıflatıldığı yönündeki endişeleri daha da artırmıştır.</p>

<p>Daha da düşündürücü olan gelişme ise Gagavuz Türklerinin hakları sınırlandırılırken, NATO Zirvesi sonrasında Ankara'dan kamuoyuna yansıyan herhangi bir resmî açıklama veya diplomatik tepkinin görülmemiş olmasıdır. Türk dünyasının liderliği yalnızca söylemlerle değil, soydaşlarının hakları ve hukuku tehdit altına girdiğinde ortaya konulan kararlı diplomatik iradeyle ölçülür. Sessizlik, tarihin hiçbir döneminde çözüm olmamıştır.</p>

<p><img alt="Gagavuz Türklerinin Özerklik Statüsüne Büyük Darbe Soydaşların Hakları Tehdit Altında 2" height="750" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/07/gagavuz-turklerinin-ozerklik-statusune-buyuk-darbe-soydaslarin-haklari-tehdit-altinda-2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p>

<p><strong>ÇEPNİ DERNEKLERİ FEDERASYONUNDAN DİPLOMATİK GİRİŞİM ÇAĞRISI</strong></p>

<p><strong>Çepni Dernekleri Federasyonu</strong> tarafından yapılan açıklamada, Gagavuz Türklerinin tarihî, kültürel ve hukuki kazanımlarının korunmasının son derece önemli olduğu vurgulandı.</p>

<p>Federasyon, bu hassas konunun Türk kamuoyu tarafından yakından takip edilmesini, ilgili kurumların gerekli diplomatik girişimlerde bulunmasını ve soydaşların haklarının korunması konusunda güçlü bir irade ortaya konulmasını beklemektedir. <strong>Gagavuz Türkleri yalnız değildir</strong>; onların dili, tarihi ve kültürü Türk milletinin ortak mirasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gagavuz-turklerinin-ozerklik-statusune-buyuk-darbe-soydaslarin-haklari-tehdit-altinda</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/gagavuz-turklerinin-ozerklik-statusune-buyuk-darbe-soydaslarin-haklari-tehdit-altinda.png" type="image/jpeg" length="32597"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Bayrağın Gölgesinde Yükselen Adam]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bir-bayragin-golgesinde-yukselen-adam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bir-bayragin-golgesinde-yukselen-adam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Zekai Özdemir'den Nurettin Topçu'nun Sorbonne'da Türk bayrağını ödül olarak istemesi üzerinden vatan sevgisi, ahlak ve millet şuurunu anlatan etkileyici bir yazı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bazı insanlar isimleriyle değil, isimlerinin arkasına sakladıkları değerlerle hatırlanırlar. Nurettin Topçu da öyleydi. Onu büyük yapan diplomaları, kitapları ya da kürsüleri değildi. Onu büyük yapan, bütün başarılarının önüne “milletim” kelimesini koymasıydı.</p>

<p>Yıl 1934. Yer: Paris. Sorbonne Üniversitesi’nin asırlık taş duvarları arasında tarihî bir gün yaşanıyordu. Genç bir Türk ilim adamı, yıllarını verdiği tezini dünyanın en ağır jürilerinden birinin karşısına çıkarıyordu. Salon tıklım tıklımdı. Fransız profesörler, Avrupalı akademisyenler, ilim erbabı… Herkes dikkat kesilmişti.</p>

<p>Ama o kalabalığın içinde bir boşluk vardı. O boşluk memleket kokuyordu. Onu yetiştiren toprakların resmî bir temsilcisi yoktu salonda. Sıralar arasında sadece bir isim vardı: Halide Edip Adıvar. Gözleri dolu dolu genç adamı dinliyordu. Çünkü kürsüde konuşan sadece Nurettin Topçu değildi. Onun sesinde Yunus’un nefesi, Fatih’in iradesi, Çanakkale’de toprağa düşen bir askerin duası vardı. O gün Sorbonne’da bir millet konuşuyordu.</p>

<p>Savunma bitti. Jüri başkanı ayağa kalktı. Alkışlar uzun sürdü. Ardından geleneksel teklif sunuldu: “Beyefendi, büyük bir başarı gösterdiniz. Size bir ödül takdim etmek isteriz. Altın bir kol saati, Amerika’ya bir seyahat, ya da İskandinav ülkelerine bir gezi…”</p>

<p>Bu teklifler herhangi bir genç için hayaldi. Ama Nurettin Topçu’nun gözü hiçbirinde değildi. Çünkü onun gönlünde şahsi bir arzu yoktu. Yıllardır taşıdığı tek dert vardı: “Ben kimin adını taşıyorum?”</p>

<p>Sessizce ayağa kalktı ve sordu:<br />
“Başka bir teklifiniz yok mu?”</p>

<p>“Hayır” dediler.<br />
“O halde müsaade ederseniz ben bir şey isteyeceğim” dedi. Ve sonra bütün salonu susturan cümleyi kurdu:<br />
“Yirmi dört saat boyunca Türk bayrağının Sorbonne’un gönderinde dalgalanmasını istiyorum.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O anda salonda bir şey değişti. Çünkü orada oturanlar bir gencin ödül isteğine değil, bir millet evladının vefa borcuna şahit oldular. O, kendisi için bir saat istemedi. Zamanı temsil eden sancağını istedi. Kendisi için bir gezi istemedi. Adının Avrupa’nın göbeğinde anılmasını istedi. Kendisi için bir hatıra istemedi. Yedi düvele karşı “Ben buradayım” diyen bir şeref nişanı istedi.</p>

<p>Rivayet odur ki talebi kabul edildi. Ertesi sabah Paris’in göbeğinde, ilmin kalbinde Ay-Yıldızlı Al Bayrak göndere çekildi. O bayrak artık sadece bir kumaş değildi. Erzurum’da bir ananın gözyaşıydı. Sakarya’da bir askerin son nefesiydi. Kayseri’de bir hocanın duasıydı. Yüzyılların yükünü sırtlayan bir milletin haysiyetiydi.</p>

<p>İşte Nurettin Topçu’nun bütün hayatı o 24 saate sığdı. O, yaşadığı her yerde kendini değil temsil ettiği değeri öne çıkardı. Makam isteseydi alırdı. Şöhret isteseydi yakalardı. Ama o hep aynı şeyi seçti: Mesuliyet. Hizmet. Millet sevgisi.</p>

<p>Onun ahlakında büyüklük “ne kazandığınla” değil, “ne için vazgeçtiğinle” ölçülürdü. Kendisine sunulan her menfaati geri çevirip yerine milletinin adını koydu.</p>

<p>Bugün o hadise bize şunu fısıldar: Bir insan kendi adını büyütmeye çalışırsa adı unutulur. Ama milletini yüceltmeye çalışırsa, adı da milletiyle birlikte büyür.</p>

<p>Bayrağın gölgesinde duran o mütevazı adam, bayraktan kuvvet almadı. Bayrağa mana kattı.</p>

<p>Ve biz onu, işte o yüzden unutmadık. Çünkü o, başarısını kendine değil, bir millete armağan eden ender insanlardandı.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Zekai Özdemir</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bir-bayragin-golgesinde-yukselen-adam</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/bir-bayragin-golgesinde-yukselen-adam.jpg" type="image/jpeg" length="74811"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["Düşünmeyi Öğrenmek" Yazı Dizisinin Yansımaları (7)]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-yazi-dizisinin-yansimalari-7</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-yazi-dizisinin-yansimalari-7" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, "Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisinin yedinci bölümünde düşünme, akıl yürütme, bilimsel yöntem ve kuramsal düşünmenin önemini değerlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Düşünmek Başka, Akıl Yürütmek Başkadır</p>

<p>"Düşünmeyi Öğrenmek" başlıklı yazı dizisinin beklediğimden daha fazla ilgi görmesi beni sevindirdi. Daha da önemlisi, çok farklı dünya görüşlerinden okuyucuların ortak bazı sorular üzerinde durması, Türkiye'nin zihinsel iklimi açısından umut verici bir gelişmedir.</p>

<p>Okuyuculardan gelen yorumları dikkatle incelediğimde, aslında aynı noktada düğümlenen önemli bir meseleyle karşılaştım:<br />
"Biz zaten düşünüyoruz. O hâlde neden yeniden düşünmeyi öğrenelim ki?"<br />
İşte tam da bu soru, yazı dizisinin çıkış noktasını oluşturuyor.</p>

<p>Çünkü çoğu zaman "düşünmek" dediğimiz faaliyet ile gerçekten düşünmeyi öğrenmek aynı şey değildir.<br />
Bir insan saatlerce konuşabilir.<br />
Yüzlerce kitap okuyabilir.<br />
Siyaset tartışabilir.<br />
Felsefe yapabilir.<br />
Sürekli yorum üretebilir.</p>

<p>Fakat bunların hiçbiri tek başına düşünmenin kanıtı değildir.<br />
Çünkü insan zihni çoğu zaman bilgi üretmez; yalnızca mevcut inançlarını yeniden düzenler.<br />
Bu nedenle gerçek düşünme, kanaat üretmekten önce gerçekliği doğru okuyabilme disiplinidir.</p>

<p>Yazı dizisinde anlatmaya çalıştığım temel ayrım tam da budur.<br />
Soyut akıl yürütme ile bilimsel düşünme aynı şey değildir.<br />
Mantık kurmak ile gerçeği açıklamak da aynı şey değildir.<br />
Bir fikrin kendi içinde tutarlı olması, onun doğru olduğu anlamına gelmez.<br />
Çünkü hayat yalnızca mantıksal çıkarımlarla işlemez.</p>

<p>Hayat; verilerle, olgularla, tarihsel süreçlerle, sosyolojiyle, psikolojiyle, ekonomiyle, coğrafyayla ve birbirini etkileyen sayısız değişkenle birlikte okunmak zorundadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim tam da bunun için vardır.<br />
Bilim, düşüncenin yerine geçmez; düşünceyi denetler.<br />
Veri, kanaatin düşmanı değildir; onun sınayıcısıdır.</p>

<p>Bu nedenle bilimsel verilere, maddi olgulara ve çok faktörlü süreçlere dayanmayan analizler, çoğu zaman gerçek anlamda düşünme değil; soyut akıl yürütme faaliyetidir.</p>

<p>Yorumlarda sıkça atıf yapılan Türk tarihine baktığımızda ise ilginç bir tablo görürüz.<br />
Türk milleti yüzyıllar boyunca son derece hareketli bir coğrafyada yaşamıştır.<br />
Bozkırdan Anadolu'ya uzanan tarih; göçlerin, savaşların, iklim değişimlerinin, ticaret yollarının ve sürekli değişen farklı güç dengelerinin tarihidir.</p>

<p>Böyle bir hayat tarzı, Türk Milletinde yüksek risk algısı geliştirmeyi zorunlu kılmıştır.<br />
Göktürk Yazıtları'nda sıkça karşılaştığımız "düşünmek" vurgusu da büyük ölçüde bu pratiğin ürünüdür.<br />
Oradaki düşünme, soyut felsefi bir düşünme faaliyet değildir.<br />
Devletin geleceğini hesap etmek, tehlikeyi önceden görmek, doğru zamanda doğru ve pratik kararlar verebilmek anlamına gelir.<br />
Başka bir ifadeyle Göktürk Yazıtlarındaki düşünmek faaliyeti; hayatta kalmanın ve devlet yönetmenin vazgeçilmez aracıdır.</p>

<p>Bu yüzden Türk devlet geleneğinde düşünmek, çoğu zaman pragmatik bir aklı ifade eder.<br />
Bu özellik, tarih boyunca Türk toplumuna olağanüstü bir uyum kabiliyeti kazandırmıştır.</p>

<p>Ancak günümüz dünyasının ihtiyacı yalnızca pratik zekâyla varacağımız sonuçlar değildir.<br />
Bugün karşı karşıya olduğumuz meseleler; yapay zekâdan iklim krizine, küresel ekonomiden biyo-teknolojiye kadar çok katmanlı ve birbirine bağlı süreçlerdir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca pratik ve pragmatik çözümler geliştirmek artık yeterli değildir.<br />
O çözümleri üretecek zihinsel yöntemi de kurmak zorundayız.<br />
İşte "Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisinin temel amacı budur.</p>

<p>Bugün Türkiye'de hemen herkes konuşuyor.<br />
Hemen herkes yorum yapıyor.<br />
Fakat çok az kişi yöntem tartışıyor.</p>

<p>Oysa medeniyetler yalnızca fikir üreterek yükselmez.<br />
Fikir üretme yöntemlerini geliştirerek yükselir.<br />
Bilim devrimlerini mümkün kılan da budur.<br />
Aydınlanma'yı farklılaştıran da budur.<br />
Sanayi Devrimi'nin arkasındaki zihinsel güç de budur.</p>

<p>Sorulması gereken ilk soru şudur:<br />
"Ne düşünüyoruz?" değil,<br />
"Düşünürken hangi yöntemi kullanıyoruz?"<br />
Çünkü yanlış yöntemle doğru sonuca ulaşmak tesadüftür.</p>

<p>Doğru yöntem ise, farklı zamanlarda ve farklı şartlarda da güvenilir sonuçlar üretir.<br />
Kuramsallık tam da burada devreye girer.<br />
Kuram; hayatı basitleştirmek değil, karmaşıklığını anlaşılır hâle getirmektir.<br />
Kuram; olayları tek tek açıklamak değil, onları birbirine bağlayan ilkeleri ortaya koymaktır.</p>

<p>Bu nedenle kuramsal düşünme, gerçek hayattan kopmak değil; tam tersine onu daha derinlikli kavramaktır.</p>

<p>"Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisi, okuyucuya ne düşüneceğini söylemeyi amaçlamıyor.<br />
Nasıl düşünmesi gerektiği üzerine birlikte düşünmeyi teklif ediyor.</p>

<p>Çünkü kanaatler değişebilir.<br />
İdeolojiler değişebilir.<br />
Siyasi tercihler değişebilir.</p>

<p>Fakat doğru düşünme yöntemi, insanın en kalıcı sermayesidir.<br />
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de yeni sloganlar değil, yeni bir zihinsel disiplindir.<br />
Belki de Türkiye'nin gerçek meselesi, bilgi eksikliği değil; düşünme yöntemindeki eksikliktir.</p>

<p>Eğer bunu başarabilirsek, yalnızca daha doğru kararlar vermeyeceğiz; birbirimizi daha iyi anlayacak, farklı görüşleri daha sağlıklı tartışacak ve ortak geleceğimizi daha sağlam temeller üzerinde inşa edeceğiz.</p>

<p>Çünkü güçlü toplumlar, aynı fikirde oldukları için değil; aynı düşünme ve muhakeme ahlâkını paylaştıkları için güçlüdürler.</p>

<p>(Yöntem konusuyla devam edeceğiz...)</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR</strong><br />
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/dusunmeyi-ogrenmek-yazi-dizisinin-yansimalari-7</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="67987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD'nin 1921 tarihli gizli raporu ortaya çıktı: Mustafa Kemal Atatürk için dikkat çeken ifadeler]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/abdnin-1921-tarihli-gizli-raporu-ortaya-cikti-mustafa-kemal-ataturk-icin-dikkat-ceken-ifadeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/abdnin-1921-tarihli-gizli-raporu-ortaya-cikti-mustafa-kemal-ataturk-icin-dikkat-ceken-ifadeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD'nin 1921'de Ankara'ya gönderdiği istihbarat heyetinin hazırladığı raporda, Milli Mücadele'nin lideri Mustafa Kemal hakkında yer alanlar yeniden gündeme geldi. Amerikan askeri arşivlerindeki belgede, Atatürk'ün kişiliği, görünüşü ve liderlik özelliklerine ilişkin dikkat çeken gözlemler yer alıyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Milli Mücadele'nin en kritik döneminde Ankara'ya gelen ABD donanmasına bağlı heyet, 1 Temmuz 1921'de Mustafa Kemal Paşa ile Ankara Garı'ndaki karargâhta bir araya geldi. Ön görüşmeyi ABD'nin Ankara temsilcisi Lewis Heck gerçekleştirirken, heyet daha sonra Paşa ile kapsamlı bir görüşme yaptı. Görüşme sırasında yapılan siyasi ve kişisel gözlemler istihbarat raporuna dönüştürülerek ABD'ye gönderildi.</p>

<p>Askeri tarihçi Prof. Dr. Esat Arslan'ın 1995 yılında Amerikan askeri arşivlerinde ulaştığı belgede, Mustafa Kemal Paşa'nın ilk izlenimine geniş yer veriliyor. Raporda, elinde mercan tesbih bulunduğu, ilk anda soğuk ve mesafeli bir tavır sergilediği, saçlarının "bir kolej öğrencisi gibi geriye tarandığı" ve keskin bakışlarıyla dikkat çektiği ifade ediliyor.</p>

<p>Amerikalı gözlemciler ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın güçlü analiz yeteneğine, olaylara geniş perspektiften yaklaşmasına ve karşısındaki kişide yoğun bir odaklanma hissi oluşturduğuna vurgu yapıyor. Raporda yer alan "Leb demeden leblebiyi anlayabilen canlı görüntüsü vardı" ifadesi ise belgenin en dikkat çeken değerlendirmeleri arasında gösterildi.</p>

<p>Amerikalılar hem dinlediklerini hem gördüklerini not ediyorlardı. O notlar istihbarat raporu haline getirilip ABD’ye gönderildi.</p>

<p><img alt="ABD'nin 1921 tarihli gizli raporu ortaya çıktı: Mustafa Kemal Atatürk için dikkat çeken ifadeler - Resim : 1" height="428" loading="lazy" src="https://img.yenicaggazetesi.com/rcman/Cw749h428q95gm/storage/files/images/2026/07/07/geeee-zx8a.jpg" width="749" /></p>

<p>Musa Kesler Hürriyet'teki yazısında, Askeri tarihçi Prof. Dr. Esat Arslan’ın 1995 yılında Amerikan askeri arşivlerinde bulduğu belgede ABD heyetinin 40 yaşındaki Mustafa Kemal Paşa’ya dair dikkat çeken gözlemlerini aktardı:</p>

<p>"1921’in yaz aylarında Ankara’ya bir heyet gönderdiler. Heyet ABD donanmasından seçilmişti. İstihbaratçıydılar. Sadece siyasi değil ‘şahsi’ gözlemler de yapacaklardı. Milli Mücadele’nin lideri Mustafa Kemal Paşa, onları 1 Temmuz 1921’de Ankara Garı’ndaki iki katlı, mütevazı taş binada bekliyordu.</p>

<h3><strong>SOĞUK VE MESAFELİ</strong></h3>

<p>Mustafa Kemal Paşa ile ön görüşmeyi ABD’nin Ankara temsilcisi Lewis Heck yaptı. Paşa gayet soğuk davranmıştı. Heck’e göre “Milliyetçilerle siyasi ilişki kurmadan hiçbir şey yapılamaz” mesajıydı bu. Zira ABD Ankara’ya mesafeliydi. Asıl heyet görüşmesi 16.00’da başladı. Mustafa Kemal tek başınaydı.</p>

<h3><strong>ELİNDE MERCAN TESBİH</strong></h3>

<p>“Ihlamur ağaçları altındaki küçük taş evin kapısından üst kattaki toplantı odasına kadar her türden sivil ve üniformalı görevliler sıralanmıştı. Mustafa Kemal Paşa yeşil örtülü toplantı masası, birçok sandalyesi, bir kanepe ve bir kitaplığı olan bir odada bekliyordu. Pembe ipek püsküllü ve aynı renkteki mercan tesbihini sinirli şekilde çevirir halde, kapının içinde ayakta karşıladı bizi... İlk bakışta oldukça sinirli beklemekte olduğu görülüyordu.</p>

<h3><strong>KOLEJ ÖĞRENCİSİ GİBİ</strong></h3>

<p>Türkiye’de dikilmediği belli olan kurşuni mavi renkte, çok zarif bol bir elbise giymişti. Üzerinde dik yakalı bir gömlek, yumuşak görünümlü bir yelekle bunları tamamlayan kavisli küçük bir kravatı vardı. Ne fesi ne de kalpağı vardı. Bir kolej öğrencisi gibi ince saçlar geriye doğru taranmıştı. İlk görüşte gençliği sizi etkilerdi. Çıkık elmacık kemikleri, hafif çukur yanaklar küçük kavisli bir buruna yerleşmiş bir görünüm veriyor. Yüzü iyi eğitim almış, üst düzey biri gibi anlamlı, garip bir biçimde mimiksizdi. Keskin anlamlı şakakları ile ilk bakışta göze çarpan dışa eğimli kaşları, O’nun başlıca özelliği idi. Leb demeden leblebiyi anlayabilen canlı görüntüsü entelektüelliğinin önündeydi. Burnunun üzerinde iki küçük beni vardı. Tartışılan konuyu onaylayıp onaylamadığını belirtecek biçimde kaşlarını aşağı yukarı hareket ettiriyordu.</p>

<h3><strong>BEYİNDE YOĞUNLAŞMA</strong></h3>

<p>Ağzının her iki yanındaki çukurların hafifçe geriye çekilip çekilmediğini fark edinceye kadar niyetlendiği şeyi anlayamazdınız. Çenesi küçük olmasına karşın, sivri ve kararlıydı. Onunla görüşürken beyninizde bir yoğunlaşma duygusuna kapılırsınız, arkasından soru ne kadar karmaşık ve çetin olursa olsun geniş çözümlü seçeneklerle konunun tam olarak anlaşılmasını sağlar ve geniş bir bakış açısına sahip olursunuz.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynak: Dilek Taşdemir - YENİÇAĞ</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/abdnin-1921-tarihli-gizli-raporu-ortaya-cikti-mustafa-kemal-ataturk-icin-dikkat-ceken-ifadeler</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/mustafa-kemal-ataturk.jpg" type="image/jpeg" length="56565"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Selçuk Özdağ: “NATO Zirvesi'nden Türkiye adına somut ne kazanım çıktı?”]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/selcuk-ozdag-nato-zirvesinden-turkiye-adina-somut-ne-kazanim-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/selcuk-ozdag-nato-zirvesinden-turkiye-adina-somut-ne-kazanim-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Selçuk Özdağ, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin ardından Türkiye'nin somut kazanım elde edemediğini belirtti. Özdağ, F-35 süreci, Gazze, İran ve Donald Trump'ın açıklamalarını değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gelecek Partisi/Yeni Yol Grubu Grup Başkanvekili ve Muğla Milletvekili <strong>Doç. Dr. Selçuk Özdağ</strong>, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin ardından yaptığı açıklamada, zirvenin Türkiye açısından somut sonuçlar üretmediğini ifade etti.</p>

<p>Özdağ, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı değerlendirmede, yayımlanan NATO Zirvesi Sonuç Bildirgesi sonrasında Türkiye'nin elde ettiği kazanımların kamuoyu tarafından sorgulanması gerektiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ÖZDAĞ: "TÜRKİYE NATO ZİRVESİ'NDEN NE KAZANDI?"</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Selçuk Özdağ</strong>, <strong>NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi</strong> sonrasında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin zirveden elde ettiği somut kazanımların belirsiz olduğunu söyledi.</p>

<p>ABD Başkanı <strong>Donald Trump'ın</strong> Türkiye'ye yönelik açıklamalarına değinen Özdağ, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>"Trump'ın içi boş ve samimiyetten uzak iltifatlarının ötesinde Türkiye bu zirveden ne kazandı?"</p>

<p><strong>ZİRVENİN GÜNDEMİ İLE KAMUOYUNUN GÜNDEMİ FARKLIYDI</strong></p>

<p>Özdağ, zirve süresince kamuoyunun daha çok <strong>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un koşması</strong>, <strong>Maraş usulü dondurma ikramı</strong>, <strong>yeniçeriler</strong> ve <strong>Arnavutluk Başbakanı Edi Rama'nın ayakkabıları</strong> gibi görüntülerle meşgul edildiğini ifade etti.</p>

<p>Buna karşın Türkiye'nin öncelik verdiği bölgesel konularda herhangi bir somut gelişme yaşanmadığını belirten Özdağ, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Ne mazlum Gazze için ne de dost ve kardeş İran halkı için somut bir kazanım ortaya çıktı."</p>

<p><strong>F-35 KONUSUNDA BEKLENTİLER KARŞILANMADI</strong></p>

<p>Türkiye'nin uzun süredir gündeminde bulunan <strong>F-35 savaş uçakları</strong> konusuna da değinen Özdağ, ABD Başkanı Donald Trump'ın zirvenin başlangıcındaki açıklamalarının iyimser bir hava oluşturduğunu ancak zirve sonunda verilen mesajların beklentileri karşılamadığını söyledi.</p>

<p>Özdağ, Trump'ın zirveden ayrılırken kullandığı ifadelerin daha temkinli ve ikircikli olduğunu belirterek, bunun F-35 sürecinde beklentilerin henüz karşılanmadığını gösterdiğini ifade etti.</p>

<p><strong>BÖLGEDEKİ GÜVENLİK RİSKLERİ ARTIYOR</strong></p>

<p>Bölgede güvenlik risklerinin giderek arttığını vurgulayan Özdağ, İran'da <strong>Bender Abbas'taki patlamanın</strong> ardından <strong>Hürmüzgan Eyaleti'ne bağlı Sirik kentinden</strong> de patlama sesleri geldiğine ilişkin haberlerin endişe verici olduğunu söyledi.</p>

<p>Açıklamasının sonunda Özdağ şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"İslam beldeleri vurulmaya, Müslüman kanı akmaya devam ediyor. Bölgede tansiyon düşmek yerine yükselmeye devam ediyor."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, POLİTİKA</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/selcuk-ozdag-nato-zirvesinden-turkiye-adina-somut-ne-kazanim-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 21:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/07/selcuk-ozdag-nato-zirvesinden-turkiye-adina-somut-ne-kazanim-cikti.jpg" type="image/jpeg" length="69258"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dil Milli Birliğin Çimentosudur]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/dil-milli-birligin-cimentosudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/dil-milli-birligin-cimentosudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkçenin millî kimlik ve kültür üzerindeki önemi, tarihî gelişimi, Atatürk'ün dil politikaları ve dil bilincine dair değerlendirmeler.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Soy bilincimiz, Türkçe temeli üzerine oturur. Dili bozulan milletler yozlaşır, tarih sahnesinden silinir.</p>

<p>Güzel Türkçemize giren Arapça sözcükler Arap kültürünü, Farsça sözcükler Fars kültürünü, İngilizce sözcükler ise Amerikan kültürünü beraberinde taşırlar. Kültür işgali, düşman ordularının vatan topraklarını çiğnemesinden daha tehlikelidir.</p>

<p>Cumhuriyet dönemi milliyetçileri, "izm"lerin kurbanı oldular. Türkçenin Türkleşmesine karşı çıkıp Kaşgarlı'nın sözlüğünde yer alan "yanıt"ı öteleyip Arapçadaki "cevap" sözcüğünü savundular. Yunus Emre'nin şiirlerinde yer alan "tanık"a karşı çıkıp Arapça "şahit" sözcüğünü kullandılar. Aslında Türkçenin Türkleşmesine en çok Türkçülerin katkı vermesi gerekiyordu; ancak olmadı.</p>

<p>Cumhuriyet dönemi milliyetçilerinin etkisinden kurtulmadan duru Türkçeyi yakalayamazsınız. Nazım Hikmet'in şiirleri güzel Türkçenin örneğidir; Necip Fazıl'ın dili ise Arapça ve Farsça sözcüklerin yoğun olarak kullanıldığı bir dildir.</p>

<p>Türkçe karşılığı varken Arapça, Farsça ve İngilizce sözcükler kullanmak yozlaşmadan yana olmaktır.</p>

<hr />
<p>Okuduklarımızdan hareketle;</p>

<p>Türk dili, Orta Asya coğrafyasında doğarak Türk milletinin gönül coğrafyasında beslenmiştir. Orta Asya'dan Ahmet Yesevî'nin Horasan erenleri vasıtasıyla Anadolu ve Balkan coğrafyasına taşınmıştır. Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Taptuk Emre, Sarı Saltuk ve Somuncu Baba, birer kültür elçisi olarak taşıdıkları Türkçe bayrağını 13. yüzyılda Yunus Emre ile zirveye taşımıştır.</p>

<p>8. yüzyılda Bilge Kağan, Göktürk Yazıtları'nda dilin millet hayatındaki büyük önemini vurgulamıştır. 13 Mayıs 1277'de Karamanoğlu Mehmet Bey, Türk dilini resmî dil olarak ilan eden ilk devlet adamı olmuştur. Bu tarihî olay her yıl Karaman'da Türk Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.</p>

<p>Türk dilini resmî dil olarak ilan eden ikinci Türk devlet adamı ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür.</p>

<p>"Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." diyen Atatürk, önce Türk Dili Tetkik Cemiyetini kurmuş, 26 Eylül 1932'de de İlk Türk Dili Kurultayı'nın açılışını yapmıştır. 26 Eylül, tam 84 yıldır Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu vesileyle dört parmağıyla (Tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak) diyen Cumhurbaşkanımıza diyoruz ki; başparmağınızı da açarak (Tek dil) diyerek haykırınız. Çünkü dil olmazsa millet de olmaz.</p>

<p><strong>Dil, millî birliğin çimentosudur.</strong></p>

<p><strong>A. Kemal GÜL</strong><br />
<i>Eğitimci - Mühendis</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/dil-milli-birligin-cimentosudur</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2022/08/yazarlar/akemal-gul-aydinlar-ocagi-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="52125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/mustafa_kemal_ataturkun_31003_800.jpg" type="image/jpeg" length="88380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Oktay Sinanoğlu kimdir? İşte Oktay Sinanoğlu hakkında merak ettiğiniz her şey...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/425981.jpg" type="image/jpeg" length="82653"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL'DAKİ EN İYİ 10 MİMAR SİNAN ESERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/01_4.jpg" type="image/jpeg" length="22670"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 yıl önce İstanbul]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/100-yil-once-istanbul-national-geographic-istanbul-1608963.jpg" type="image/jpeg" length="85632"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[vw 1200 64AV835 Restorasyon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Feb 2017 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/20150111_140443.jpg" type="image/jpeg" length="97873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİNENİN AKSİNE ÇABUK ACIKTIRAN 8 YİYECEK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek_x_14786_b.jpg" type="image/jpeg" length="51395"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANGİ İLAÇLA NE YENMEZ? DİKKATLİ OLMAMIZ GEREKEN 8 BESİN]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken_x_57923_b.jpg" type="image/jpeg" length="82418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER'E DENİZLİ'DEN ANLAMLI HEDİYE]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:26:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/2021083.jpg" type="image/jpeg" length="86299"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER KİMDİR?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Jan 2016 17:41:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/111.jpeg" type="image/jpeg" length="48242"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KIŞ AYLARINDA ISINMAK İÇİN 20 SÜPER ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Nov 2015 14:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-oneri_x_16537_b.jpg" type="image/jpeg" length="79597"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
