<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</title>
    <link>https://www.haberalp.com</link>
    <description>HaberAlp.com - Son Dakika Haberleri - Haberler - Politika Haberleri - Yerel Haberler -  Milliyetçi Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 03 Apr 2026 21:58:33 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zihnimizi Kurtarmadan Geleceği Kuramayız!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/zihnimizi-kurtarmadan-gelecegi-kuramayiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/zihnimizi-kurtarmadan-gelecegi-kuramayiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin en büyük sorununun zihinsel karmaşa olduğunu vurgulayan Rubil Gökdemir, bilim, inanç ve kültür arasındaki dengeyi savunarak kutuplaşmaya karşı akıl, özgürlük ve toplumsal uzlaşı çağrısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aziz milletim,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün size ekonomiden, dış politikadan ya da günlük siyasetin kısır tartışmalarından bahsetmeyeceğim.<br />
Bugün size, bu ülkenin asıl meselesinden bahsedeceğim: zihnimizin dağınıklığından!</p>

<p>Evet…<br />
Türkiye’nin en büyük sorunu;<br />
bilimle inancı, akılla kültürü, bilgiyle kanaati birbirine karıştırmamızdır.</p>

<p>Biz ne yaptık?<br />
Bilimi, inancı yargılamak için kullandık.<br />
İnancı, bilimi sınırlamak için kullandık.<br />
Sonuç ne oldu?<br />
Kavga… gerilim… kutuplaşma…</p>

<p>Aynı ülkenin insanları, aynı hakikatin farklı yüzleriyle savaşır hale geldi!<br />
Buradan açık ve net söylüyorum:<br />
Bu kavga sahte bir kavgadır!<br />
Bu çatışma yapaydır!<br />
Bu ayrışma, yanlış düşünmenin ürünüdür!</p>

<p>Aziz milletim,<br />
Bilim başka bir şeydir!<br />
İnanç başka bir şeydir!<br />
Kültür bambaşka bir şeydir!</p>

<p>Bilim ölçer.<br />
İnanç anlam verir.<br />
Kültür yaşatır.</p>

<p>Sen ölçüyü anlamın yerine koyarsan hata yaparsın!<br />
Sen anlamı ölçünün yerine koyarsan yine hata yaparsın!</p>

<p>İşte biz yüz yıllardır bu hatayı yapıyoruz!<br />
Buradan ilan ediyoruz:<br />
Bu ülkenin yeni bir kavgaya değil, yeni bir dengeye ihtiyacı var.<br />
Ne bilimi ezen bir anlayışa izin vermeliyiz,<br />
Ne de inancı küçümseyen bir kibire yol vermeliyiz.</p>

<p>Diyoruz ki:<br />
Her şey yerinde olacak!<br />
Her alan kendi sınırında olacak!<br />
Peki ne yapacağız?<br />
İlk olarak, çocuklarımıza doğru düşünebilmeyi öğreteceğiz!<br />
Ezber değil, sorgulama!<br />
Kör inanç değil, bilinçli tercih!<br />
Taklit değil, akıl!</p>

<p>Okullarda artık şu öğretilecek:<br />
Bilim nedir, inanç nedir, kültür nedir, farkları nedir?<br />
Çünkü farkı bilmeyen toplum,<br />
her şeyi birbirine karıştırır!</p>

<p>Devlete sesleniyoruz:<br />
Artık toplumu tanımadan politika yapmanızın dönemi bitecek! Bu milletin kültürünü, benimsediği evrensel ilkeleri ve sosyolojik gerçekliğini yok sayarak siyaset yapamazsınız!</p>

<p>Yine diyoruz ki:<br />
Her karar, bu toplumun haklı taleplerine bakılarak alınmalıdır!</p>

<p>Medyaya sesleniyoruz:<br />
İnsanları birbirine düşüren tartışmalar değil, polemik değil; anlatan, açıklayan, öğreten bir dil istiyoruz!</p>

<p>Ve en önemlisi…<br />
Milletimize sesleniyoruz:</p>

<p>Sen kavga etmek zorunda değilsin!<br />
Sen yapay kavgalara taraf olmak zorunda değilsin!</p>

<p>Çünkü bu ülke ya bilim ya inanç seçmek zorunda değil!<br />
Bu ülke aklı da seçer, inancını da yaşar!</p>

<p>Mücadelemizin şiarı şudur:<br />
Cehalete karşı akıl!<br />
Kutuplaşmaya karşı uzlaşma ve denge!<br />
Dayatmaya karşı özgürlük!</p>

<p>Ve buradan son sözümüz:<br />
Türkiye’nin yeni bir sıçrama yapması yollarla, binalarla değil…<br />
Zihinlerle olacaktır!<br />
Zihnimizi kurtaracağız!<br />
Düşüncemizi berraklaştıracağız!<br />
Ve bu ülkeyi yeniden ayağa kaldıracağız!</p>

<p>Çünkü biz biliyoruz:<br />
Zihni karışık bir toplum, güçlü bir devlet kuramaz!<br />
Ama zihni net bir millet, kendini değiştirmekle kalmaz dünyayı değiştirir!</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/zihnimizi-kurtarmadan-gelecegi-kuramayiz</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="51221"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sabri Şenel’den Dikkat Çeken Uyarılar: “Bu Gidişat Sürdürülemez”]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sabri-senelden-dikkat-ceken-uyarilar-bu-gidisat-surdurulemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sabri-senelden-dikkat-ceken-uyarilar-bu-gidisat-surdurulemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel’den Türkiye, BOP, ekonomi ve dış politika üzerine çarpıcı açıklamalar. Liyakat, üretim ve toplumsal birlik vurgusuyla dikkat çeken analiz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ülkücü camianın tanınmış isimlerinden siyaset bilimci <strong>Sabri Şenel</strong>, Türkiye’nin mevcut yönetim anlayışına yönelik dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Şenel’in sözleri, hem siyasi iklime hem de devlet yönetimine dair önemli eleştiriler içerdi.</p>

<p><img alt="Sabri Şenel" height="398" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/04/sabri-senel.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="410" /></p>

<p><strong>TRACTOR FORMASIYLA MESAJ: “TURAN COĞRAFYASI TEK MİLLETTİR”</strong></p>

<p>Konuşmasına Tractor Takımı formasını göstererek başlayan Şenel, Tabriz’in Türk toprağı olduğunu vurguladı. Bölgedeki Türklerin milliyetçi ve bilinçli duruşuna dikkat çeken Şenel, Türk milletinin yalnızca Türkiye sınırları içinde değerlendirilemeyeceğini ifade etti.</p>

<p>İran’daki Türk nüfusuna değinen Şenel, “İran, Türkiye’den sonra Türklerin en çok yaşadığı ülkedir” diyerek Turan coğrafyasına işaret etti.</p>

<p><strong>BOP, İRAN VE BÖLGESEL GERİLİMLER</strong></p>

<p><strong>“Amaç enerji kaynaklarını kontrol etmek”</strong></p>

<p>Şenel, konuşmasında Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını <strong>Büyük Ortadoğu Projesi (BOP </strong>kapsamında değerlendirdi. Bu sürecin temel hedefinin petrol ve doğal gaz kaynaklarını kontrol etmek olduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca, bölgede <strong>dört parçalı Kürdistan </strong>kurulmak istendiğini öne süren Şenel, İran’ın kendini savunma hakkına sahip olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Sivil kayıplara dikkat çekti</strong></p>

<p>Şenel, saldırılarda yaşanan sivil kayıplara dikkat çekerek, özellikle çocuk ölümlerinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. Bu durumun Filistin’de yaşananlarla benzerlik taşıdığını dile getirdi.</p>

<p><strong>Tarihsel değerlendirme: “İran tarihi Türk tarihidir”</strong></p>

<p>Şenel, İran’ın 5000 yıllık tarihinin büyük ölçüde Türk tarihi olduğunu savundu. Sakalar, Afşarlar, Selçuklular ve Safeviler gibi Türk devletlerini örnek göstererek, Pers tarihinin sınırlı bir dönemle değerlendirilmesinin yanlış olduğunu ifade etti.</p>

<p><img alt="Sabri Şenel 2" height="405" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/04/sabri-senel-2.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="409" /></p>

<p><strong>“BÜYÜK KÜRDİSTAN, BÜYÜK İSRAİL’İN ARACIDIR”</strong></p>

<p><strong>Zionist-evangelist vurgusu</strong></p>

<p>Şenel, <strong>Büyük Kürdistan</strong> projesini, <strong>Büyük İsrail </strong>hedefinin bir parçası olarak değerlendirdi. Bu yaklaşımı “Zionist-evangelist anlayış” olarak tanımlayan Şenel, herhangi bir millet ya da inançla sorunu olmadığını ancak tahrif edilmiş yorumlara karşı çıktığını belirtti.</p>

<p><strong>İÇ POLİTİKA UYARILARI: “TOPLUM BÖLÜNMEMELİ”</strong></p>

<p><strong>“Türkiye ayrışarak değil birleşerek güçlenir”</strong></p>

<p>Türkiye’deki toplumsal ayrışmanın tehlikeli boyutlara ulaştığını belirten Şenel, siyasi kamplaşmanın ülkeye zarar verdiğini söyledi.</p>

<p>“Bu ülke ayrışarak değil, birleşerek güçlenir. Bugün yapılan en büyük hata, toplumu kamplara bölmektir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>LİYAKAT VE DEVLET YÖNETİMİ ELEŞTİRİSİ</strong></p>

<p><strong>“Liyakat yoksa sistem çöker”</strong></p>

<p>Şenel, devlet kadrolarında <strong>liyakat</strong> ilkesinin geri plana itilmesini sert sözlerle eleştirdi:</p>

<p>“Liyakat yoksa sistem çöker. Devlet yönetimi sadakatle değil, ehliyetle ayakta kalır.”</p>

<p><img alt="Sabri Şenel 3" height="430" src="https://haberalpcom.teimg.com/haberalp-com/uploads/2026/04/sabri-senel-3.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="408" /></p>

<p><strong>EKONOMİ VE EĞİTİM SİSTEMİ ELEŞTİRİSİ</strong></p>

<p><strong>“Üretmeyen ekonomi güçlü olamaz”</strong></p>

<p>Ekonomik değerlendirmelerde bulunan Şenel, <strong>ithalata dayalı büyüme </strong>modelini eleştirdi. Türkiye’nin üretimden uzaklaşmasının ciddi riskler doğurduğunu belirtti.</p>

<p>“Üretmeyen bir ekonomi güçlü olamaz. Kendi kaynaklarına dayanmayan bir sistem, dışa bağımlılıktan kurtulamaz” dedi.</p>

<p>Eğitim sistemine de değinen Şenel, gençlerin geleceğinin yanlış politikalar nedeniyle riske atıldığını ifade etti.</p>

<p><strong>DIŞ POLİTİKA UYARISI: “DÜNYA YENİDEN ŞEKİLLENİYOR”</strong></p>

<p>Şenel, Türkiye’nin dış politikada kritik bir süreçten geçtiğini belirterek küresel dengelerin hızla değiştiğine dikkat çekti.</p>

<p>“Dünya yeniden şekilleniyor. Türkiye bu süreci doğru okuyamazsa ciddi risklerle karşı karşıya kalır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>SON MESAJ: “ARTIK HERKES SORUMLULUK ALMALI”</strong></p>

<p>Konuşmasının sonunda hem siyasetçilere hem topluma çağrıda bulunan Şenel, sorumluluk vurgusu yaptı:</p>

<p>“Artık herkes elini taşın altına koymalı. Bugün susarsak, yarın çok geç olabilir.”</p>

<p>Konuşmasını “Bu gidişat sürdürülemez” sözleriyle tamamlayan Şenel, Türk milletinin birlik içinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sabri-senelden-dikkat-ceken-uyarilar-bu-gidisat-surdurulemez</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/sabri-senelden-dikkat-ceken-uyarilar-bu-gidisat-surdurulemez.jpg" type="image/jpeg" length="40411"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çin’den ABD’ye Sert Mesaj: “Dünya Gerçek Tehdidi Unutmamalı”]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/cinden-abdye-sert-mesaj-dunya-gercek-tehdidi-unutmamali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/cinden-abdye-sert-mesaj-dunya-gercek-tehdidi-unutmamali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin Büyükelçiliği, ABD’nin II. Dünya Savaşı’ndan bu yana bombaladığı ülkeleri listeledi. Açıklamada çifte standart ve küresel sistem eleştirisi öne çıktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Moskova’daki <strong>Çin Büyükelçiliği</strong>, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana <strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong> tarafından bombalanan ülkelerin yer aldığı kapsamlı bir liste yayımladı. Açıklama, uluslararası kamuoyunda tartışma yarattı.</p>

<p><strong>ABD’nin bombaladığı ülkeler listelendi</strong></p>

<p><strong>1945’ten günümüze uzanan dikkat çekici liste</strong></p>

<p>Büyükelçilik tarafından paylaşılan listede şu ülkeler yer aldı:</p>

<p>Japonya (6 ve 9 Ağustos 1945),<br />
Kore ve Çin (1950–1953),<br />
Guatemala (1954, 1960, 1967–1969),<br />
Endonezya (1958),<br />
Küba (1959–1961),<br />
Kongo (1964),<br />
Laos (1964–1973),<br />
Vietnam (1961–1973),<br />
Kamboçya (1969–1970),<br />
Grenada (1983),<br />
Lübnan (1983–1984),<br />
Libya (1986, 2011, 2015),<br />
El Salvador (1980),<br />
Nikaragua (1980),<br />
İran (1987, 2025),<br />
Panama (1989),<br />
Irak (1991, 1991–2003, 2003–2015),<br />
Kuveyt (1991),<br />
Somali (1993, 2007–2008, 2011),<br />
Bosna (1994–1995),<br />
Sudan (1998),<br />
Afganistan (1998, 2001–2015),<br />
Yugoslavya (1999),<br />
Yemen (2002, 2009, 2011, 2024–2025),<br />
Pakistan (2007–2015),<br />
Suriye (2014–2015).</p>

<p><strong>“GERÇEK TEHDİDİ UNUTMAMALIYIZ”</strong></p>

<p><strong>Çin’den çifte standart eleştirisi</strong></p>

<p>Çin Büyükelçiliği, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Dünya için gerçek tehdidin kim olduğunu asla unutmamalıyız.”</p>

<p>Bu açıklamayla birlikte, küresel sistemin <strong>çifte standart</strong> uyguladığı vurgulandı.</p>

<p><strong>ULUSLARARASI TOPLUM ELEŞTİRİLDİ</strong></p>

<p><strong>“Kınama yok, yaptırım yok”</strong></p>

<p>Açıklamada, Batı dünyasının ABD’ye yönelik tutumu da eleştirildi. ABD’nin askeri müdahalelerine karşı uluslararası kamuoyunda güçlü bir tepki oluşmadığı ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Uluslararası toplum sessiz kaldı. ABD eylemleri nedeniyle herhangi bir yaptırımla karşılaşmadı” değerlendirmesi yapıldı.</p>

<p><strong>İRAN-İSRAİL GERİLİMİ ÜZERİNDEN MESAJ</strong></p>

<p><strong>“ABD’nin ahlaki zemini yok”</strong></p>

<p>Açıklamanın, İran ile İsrail arasında yaşanan gerilim sürecinde yayımlanması dikkat çekti. Çin tarafı, İran’ın misilleme saldırılarının ardından ABD ve müttefiklerinin İran’ı “küresel tehdit” olarak tanımlamasına tepki gösterdi.</p>

<p>Bu kapsamda, <strong>küresel tehdit </strong>söyleminin sorgulanması gerektiği ifade edildi.</p>

<p><strong>“BU ARTIK DİPLOMATİK MESAJ DEĞİL”</strong></p>

<p><strong>Küresel düzene açık eleştiri</strong></p>

<p>Çin Büyükelçiliği’nin yayımladığı liste, yalnızca diplomatik bir açıklama olarak değil, mevcut küresel düzene yönelik açık bir eleştiri olarak değerlendirildi.</p>

<p>Açıklamada, Batı medyası ve hükümetlerinin <strong>ikiyüzlü</strong> bir tutum sergilediği öne sürüldü. ABD’nin geçmişteki askeri müdahalelerine karşı sessiz kalındığı ifade edildi.</p>

<p><strong>“Dünya gerçekleri hatırlamalı”</strong></p>

<p>Çin tarafı, yayımlanan listenin amacının uluslararası kamuoyuna ABD’nin geçmişteki askeri operasyonlarını hatırlatmak olduğunu belirtti.</p>

<p>Açıklama, “Güç kimdeyse hukuk onun elinde, ancak bu düzen sonsuza kadar böyle devam etmeyecek” mesajıyla son buldu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/cinden-abdye-sert-mesaj-dunya-gercek-tehdidi-unutmamali</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/cinden-abdye-sert-mesaj-dunya-gercek-tehdidi-unutmamali.jpg" type="image/jpeg" length="81327"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağlamak İstiyorum !]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/aglamak-istiyorum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/aglamak-istiyorum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı toplumların en büyük çıkmazı, sorunlarının karmaşıklığından değil; o sorunları algılama biçimlerinden doğar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zihin eğitimi ile düşünüş biçimimizi değiştirdiğimizde, problemleriniz "teknisyenlik" düzeyindeki bilgi ve pratik uygulamalarla halledilir.</p>

<p>Türkiye'de yaşadığımız kriz ise; ekonomik, siyasal ya da kurumsal krizden çok daha derin bir krizdir:<br />
ZİHİNSEL MİMARİ KRİZİ...</p>

<p>Bu krizin özü; insan zihninin bütüncül yapısının çözümlenmesiyle ancak anlaşılabilir.<br />
Esas itibariyle insanı çözümleyebilmek için beynimizin RASYONEL/AKLÎ bölüm ve sisteminin BİLİM, VERİ, ELEŞTİREL DÜŞÜNME ve ANALİZ üretecek şekilde eğitilmesi, DUYGU/ANLAM üretme bölüm ve sisteminin ise EMPATİ, AHLAK, BAĞ KURMA özelliklerine göre eğitilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Gerçeklerle yüzleşmek için Kurumsal eğitime dair verilere baktığımızda; gerçekten siz de ağlamak isteyeceksiniz.<br />
İlk ve orta öğretimde 18 milyon öğrenci, 1,2 milyon öğretmen rakamıyla karşılaşıyoruz. Yaklaşık %90'ına denk gelen devlet okulları için bütçeden %83 maaş ve SGK giderlerine ayrılan 2,9 trilyon TL para harcıyoruz. MEB "Abide" adlı programının ölçümlerine göre 8 ve 9. sınıfa gelmiş öğrencilerin %59,8'i "Modern Dünyada Yaşamını Sürdürecek Kadar Türkçe Bilmiyor".<br />
Aynı şekilde öğrencilerin %66,1'i de "Olaylar Arasında Neden Sonuç İlişkisi Kuramıyor"muş.</p>

<p>Görüldüğü üzere Türkiye'nin çıkışı yeni bir insan modeli yetiştirmekten geçiyor. Yanlış anlaşılmasın sakın; otoriter modernleşme örneklerinde olduğu gibi "doktriner eğitim tezgahı" önermeyeceğim. Bütünüyle bilimsel verilerle "insanı" özne kabul ederek, demokratik, çoğulcu, sosyolojik gerçekliğe uygun zihin eğitimi temelli bilimsel yöntemlerden bahsedeceğim.</p>

<p>Zihin kodları bilimsel verilerle inşa edilmiş bir toplum olmadan ne demokrasi işler, ne ekonomi sürdürülebilir olur, ne de toplumsal güven oluşturabiliriz.</p>

<p>Yeni Türkiye Aydınlanması veya Rönesansı için diğer alanlarda da planlandığı gibi eğitim sisteminin yeniden ve kökten yapılandırılması gerekmektedir.<br />
Özü itibariyle BİLGİ YÜKÜ DEĞİL, ZİHİN EĞİTİMİ;<br />
* Nasıl düşüneceğini öğretmek,<br />
* Nasıl hissedeceğini, anlamlandırmayı öğretmek...<br />
Bu eğitim için zorunlu MÜFREDATIN;<br />
* Analitik düşünme (bilim, felsefe, matematik)<br />
* Duygusal zekâ (birey ve toplumla empati, iletişim kurma ve duygu eğitimi) ana bölümlerini ihtiva etmesi gerekir.</p>

<p>Bu kapsamda EZBERE DAYALI SİSTEM DERHAL TASFİYE EDİLMELİDİR.<br />
* Ezber düşük güvenli birey ve toplum üretir.<br />
* Empati, anlama yüksek güvenli birey ve toplum üretir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kök sebepler kapsamında olmak üzere; Türkiye'nin kalkınma sorunun temeli ekonomik değil, zihinsel mimari sorunudur.</p>

<p>Türkiye'nin geleceği eğer retorik yapmıyorsak, ne daha fazla okul yapmakta, ne daha fazla üniversite açmakta, ne de üçüncü dünya kategorisinde kalarak çok çalışmak veya üretmekte değil, GERÇEK SIÇRAMA, AYDINLANMA, RÖNESANS; insanımızın nasıl düşündüğünü, nasıl hissettiğini ve nasıl karar verdiğini yeniden inşa etmekten geçer.</p>

<p>Bu inşa için; insan zihnini üçlü bir bütün olarak ele almak zorunluluğu vardır:<br />
* Analitik akıl, duygusal zekâ ve bedensel regülasyon becerisi.</p>

<p>Türkiye sürdürülebilir kalkınma, demokratik/hukuki kurumsallaşma ve toplumsal refah hedeflerine ulaşabilmesi için gerekli olan ZİHİNSEL KAPASİTE DÖNÜŞÜMÜNÜ sağlamak üzere, asgari 20 yıl uygulanacak ulusal düzeyde politikalar, kurumlar ve uygulama çerçeve programını belirlemek zorundadır.<br />
BU POLİTİKALAR KAPSAMINDA;<br />
* Eğitim sistemi,<br />
* Kamu yönetimi,<br />
* Medya ve toplumsal iletişim,<br />
* Özel sektör insan kaynağı alanları bulunmalıdır.</p>

<p>ÖZET VE SON SÖZ; Ayrıntıları 3-5-10-15 ve 20 yıllık ölçülebilir periyodik aşamalarda ele alınacak bir programla, Türkiye eşsiz kaynak ve avantajlarıyla kendi aydınlanmasını üreteceği gibi, bölgesinde mutlu insanların yaşadığı lider ülke, dünya da ise ilk 8-10 büyük ekonomi arasına girmiş güçlü bir devlet ve müreffeh bir toplum olacaktır.(*)</p>

<p>(*) Hatırlatmak zorundayım ki, bu satırların yazarı "ıslah ve iflah olmaz bir iyimser"dir.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/aglamak-istiyorum</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="62061"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[3. Dünya Savaşı mı?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/3-dunya-savasi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/3-dunya-savasi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[3. Dünya Savaşı iddiaları, İsrail’in kuruluş süreci, Büyük İsrail hedefi ve Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmeler üzerine dikkat çeken analiz. Tarihsel olaylar ve güncel politikalar çerçevesinde çarpıcı değerlendirme.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1. Dünya Savaşı'nda, İngiliz ve Arapların işbirliği ile, kurulması planlanan İsrail devleti için toprak kazanıldı. İngilizler Kudüs'ü işgal ettiğinde Filistinliler bayram ediyordu.</p>

<p>İsrail devleti için toprak kazanılmıştı ancak Avrupa'da işleri tıkırında olan Yahudileri kendi istekleri ile Filistin topraklarına getirmek mümkün değildi.</p>

<p>2. Dünya Savaşı'nın amacı Avrupa'daki Yahudileri Filistin topraklarına getirmekti. Yani kurulacak olan İsrail devleti için İsrail milletini oluşturmak. Şaşırtıcı gelebilir ancak bu planın baş aktörü Hitler'di. Hitler'i destekleyen ve o göreve getiren Siyonist üst akıldı. Nitekim yapılan araştırmalar, Hitler ordusunda Yahudi kökenli çok sayıda üst rütbeli subay olduğunu ortaya çıkarmıştır.</p>

<p>Hitler, aslında Yahudi kökenli olmayan Hazar musevilerine (Aşkenazlara, yani Hazar Türklerine) soykırım uygularken, gerçek Yahudilerin Avrupa'dan Filistin'e göçü sağlandı.</p>

<p>Bir taşla 3 kuş vurulmuştu. Bir yandan Yahudi ırkından olmayan Museviler yok edilirken, diğer yandan İsrail milleti oluşturuldu. Daha da ilginç olanı; savaşın ardından Almanya'dan alınan yüklü tazminatlar ile İsrail devletinin kuruluşu finanse edildi.</p>

<p>Sırada Büyük İsrail'in kurulması, yani vadedilmiş toprakların ele geçirilmesi vardı. Bunu mevcut İsrail nüfusu ile gerçekleştirmek mümkün olmayacağından, bölgede kullanılabilecek halklara ihtiyaç vardı.</p>

<p>Bu amaca yönelik olarak öncelikle Kürtlerin içindeki Barzani gibi kripto Yahudiler kullanıldı. Bu iddia size komplo teorisi gibi gelebilir. Tarihteki ilk kadın haham Asenath Barzani hakkında biraz araştırma yaparsanız bu iddianın gerçekliğini anlamış olursunuz.</p>

<p>Kürtleri büyük İsrail hedefi için kullanmak için onların kayıp 13. Yahudi kabilesi olduğu yalanıyla çok sayıda Kürt'ü kandırmayı başardılar.</p>

<p>Bu amaca hizmet eden sadece Kürtlerin içindeki kripto Yahudiler değildi.<br />
Türkiye'de kripto Ermeni sandığımız etkili Kürtlerin çoğusu Pakraduni'dir. Yani kripto Yahudi'dir. Bu Pakaratlar Kürt maskesi ile ülkemizdeki bölücü Kürtçülüğün önderliğini yapmışlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu gerçekleri bilenler için, HDP'nin Eş Genel Başkanı Sezai Temelli'nin 2019 yılında bir seçim konuşmasında; "Bugün Türkiye'nin en bereketli toprakları burası. Buralar vaat edilmiş topraklar. Musa bütün ömrünü bu toprakları arayarak geçirdi. Geldiler bu toprakları da kuruttular" sözleri hiç de şaşırtıcı değil.</p>

<p>Bunların dışında, Türkiye'de Türk ve Müslüman gibi görünen Yahudileri yani Sabetaycıları bilmeyen yoktur sanırım. Türkiye, 1949 yılında İsrail devletini tanıyan ilk Müslüman ülkedir. Ciasal İslamcılar bunu eleştiriyor gibi görünüyor olsa da, AKP iktidarı döneminde İsrail'e birçok konuda destek olunmuştur. Mesela İsrail 2010 yılında OECD'ye üye olmuştur. Türkiye bu üyelik için veto hakkını kullanmamıştır.</p>

<p>Bu kadarla da kalmıyor. Konuşmalarında İsrail'e karşı mangalda kül bırakmayan yöneticilerimiz, Gazze'deki soykırım sürecinde bile İsrail ile ticarete devam etmişlerdir. İsrail'in dış ticaretinde Türkiye 6. sıradadır.<br />
İsrail'in ihtiyacı olan petrol Türkiye üzerinden geçen boru hattı ile Azerbaycan'dan sağlanmaktadır.</p>

<p>Sadece Irak ve Türkiye'de değil, İran'da da çok sayıda kripto Yahudi olduğu bilinmektedir.</p>

<p>Kısa yazmak istedim, uzadı, kusuruma bakmayın. Bitiriyorum.</p>

<p>Yukarıda yazdığım gibi, bu süreçte amaç Büyük İsrail hedefine ulaşmak.</p>

<p>İran savaşı sürerken İsrail ordusu hızlı bir şekilde Lübnan'ın güneyini işgale başladı. Gazze'nin ilhakına ilişkin yasayı meclisinden geçirdi.</p>

<p>Başlayan bu 3. Dünya Savaşı Siyonizmin planladığı gibi gitseydi, İsrail Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'nin güneyini işgal edecek, Suriye, Irak, Türkiye ve İran'dan koparılacak parçalarla büyük Kürdistan (Barzanistan) kurulacak ve İsrail gelecekte topraklarına katacağı büyük Kürdistan'a komşu olacaktı.</p>

<p>İran'ın beklenmeyen direnişi şimdilik bu planları bozmuş gibi görünüyor ancak, Siyonizm bu hedefinden vazgeçmez.</p>

<p>Bu planın tamamen ortadan kalkması Türklerin ve Kürtlerin uyanmasına bağlıdır. Ne yazık ki şu anda böyle bir uyanış görünmüyor.</p>

<p><strong>Erol koçer</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/3-dunya-savasi-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 10:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/04/3-dunya-savasi-mi.jpg" type="image/jpeg" length="59746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sabri Şenel’den Kritik Uyarı: Türkiye Ateş Çemberinde]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/sabri-senelden-kritik-uyari-turkiye-ates-cemberinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/sabri-senelden-kritik-uyari-turkiye-ates-cemberinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabri Şenel, Türkiye’nin çevresindeki gelişmeler, BOP projesi, İran uyarısı ve milli kimlik üzerine dikkat çeken açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Siyaset bilimci <strong>Sabri Şenel, </strong>yayımladığı son mesajında Türkiye’nin etrafındaki <strong>“ateş çemberi”</strong> ve küresel projeler hakkında dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Dünyanın en kıymetli coğrafyasında tarihi bir dönemeçten geçildiğini belirten Şenel, <strong>milli bilinç</strong> ve <strong>uyanışın önemine</strong> vurgu yaptı.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>BOP PROJESİYLE SINIRLAR DEĞİŞTİRİLİYOR MU?</strong></span></h3>

<p><strong>22 İslam Ülkesi Hedefte</strong></p>

<p>Şenel, son 25 yıldır bölgede uygulanan <strong>Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) </strong>kapsamında 22 İslam ülkesinin sınırlarının değiştirilmek istendiğini ifade etti.</p>

<p>Irak, Suriye, Libya ve Yemen’de yaşanan gelişmelerin tesadüf olmadığını belirten Şenel, sürecin arkasında daha büyük bir plan olduğunu savundu.</p>

<p>“Asıl hedef, <strong>Nil’den Fırat’a uzanan bölge</strong> üzerinde siyonist ve evanjelist amaçlara hizmet eden bir parçalanma oluşturmaktır.”</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>“SEVR’İ YENİDEN HAYATA GEÇİRMEK İSTİYORLAR”</strong></span></h3>

<p><strong>Kuzey Suriye Vurgusu</strong></p>

<p>Suriye’nin kuzeyinde kurulmak istenen yapıya dikkat çeken Şenel, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“<strong>İsrail’e tampon bir Kürdistan </strong>kurmak istiyorlar. Tarihin çöp sepetine attığımız <strong>Sevr Antlaşması</strong> yeniden hortatılmak isteniyor. Terör örgütleri bu projenin taşeronudur.”</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>İRAN UYARISI: “ATEŞLE OYNAMAYIN”</strong></span></h3>

<p><strong>Türkiye Doğrudan Etkilenir</strong></p>

<p>İran’a yönelik olası müdahalelerin Türkiye’yi doğrudan etkileyeceğini belirten Şenel, sert uyarılarda bulundu:</p>

<p>“<strong>İran’ı bombalayanlar sonuçlarına katlanır</strong>. İran giderse Türkiye de gider. <strong>İncirlik Üssü</strong> üzerinden yapılacak bir harekât kabul edilemez. Türk milleti böyle bir durumda sessiz kalmaz.”</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>İÇ SİYASET ELEŞTİRİSİ</strong></span></h3>

<p><strong>“Vekilleri Millet Seçmeli”</strong></p>

<p>Şenel, iç siyasete ilişkin değerlendirmelerinde parlamentodaki temsil gücünün zayıfladığına dikkat çekti.</p>

<p>“Milletvekilleri, liderlerin iki dudağı arasında değil, <strong>milletin gerçek iradesiyle</strong> seçilmelidir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>MİLLİ KİMLİK VE DİL VURGUSU</strong></span></h3>

<p>Türkiye’nin kuruluş değerlerine sahip çıkılması gerektiğini ifade eden Şenel, <strong>Türkçe’nin resmi dil</strong> olmasının tartışılamayacağını belirtti.</p>

<p>“<strong>Türkçe</strong>, ayyıldızlı bayrağımız gibi şerefimiz ve namusumuzdur.”</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>“YILDIRIM OLURUZ, KASIRGA OLURUZ”</strong></span></h3>

<p><strong>Atatürk’e Atıf</strong></p>

<p>Şenel, açıklamasını Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’taki sözlerine atıfta bulunarak tamamladı:</p>

<p>“Başımıza bombalar yağarsa tepkimiz <strong>yıldırım </strong>olur, <strong>kasırga</strong> olur. Bu millet, şehit ve gazilerinin emaneti olan vatanı böldürmez.”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/sabri-senelden-kritik-uyari-turkiye-ates-cemberinde</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/sabri-senelden-kritik-uyari-turkiye-ates-cemberinde.jpg" type="image/jpeg" length="70832"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cuma Nacar: “İran dostumuzdur, Türkiye tuzaklara düşmemelidir”]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/cuma-nacar-iran-dostumuzdur-turkiye-tuzaklara-dusmemelidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/cuma-nacar-iran-dostumuzdur-turkiye-tuzaklara-dusmemelidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Millet Partisi Genel Başkanı Cuma Nacar, ABD ve İsrail’in İran politikalarına tepki göstererek Türkiye’nin çatışmaya çekilmek istendiğini söyledi. Nacar, “İran dostumuzdur, Türkiye tuzaklara düşmemeli” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Millet Partisi Genel Başkanı <strong>Cuma Nacar</strong>, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Nacar, söz konusu gelişmelerin uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve Ortadoğu’yu tehlikeli bir kaosa sürüklediğini ifade etti.</p>

<p><strong>ORTADOĞU’DA GERİLİM TIRMANIYOR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“Uluslararası hukuk ihlal ediliyor”</strong></p>

<p>Nacar açıklamasında, <strong>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının</strong> uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek, bu sürecin bölgesel istikrarsızlığı artırdığına dikkat çekti.</p>

<p><strong>“ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, uluslararası hukuku ihlal etmekte ve Ortadoğu’yu tehlikeli bir kaosa sürüklemektedir.”</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>TÜRKİYE İÇİN KRİTİK UYARI</strong></p>

<p><strong>“Türkiye çatışmanın parçası hâline getirilmek isteniyor”</strong></p>

<p>Türkiye’nin bölgesel bir çatışmanın içine çekilmek istendiğini savunan Nacar, NATO üzerinden yürütülen girişimlere dikkat çekti.</p>

<p><strong>“Türkiye, bölgesel bir çatışmanın parçası hâline getirilmek istenmektedir. NATO yapılanmaları üzerinden yürütülen bu süreç hem Anayasa’ya hem de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne aykırı girişimler barındırmaktadır.”</strong> dedi.</p>

<p><strong>NATO YAPILANMALARI VE ASKERİ PLANLAR</strong></p>

<p><strong>“Anadolu Kavağı’ndaki girişimleri kaygıyla izliyoruz”</strong></p>

<p>Nacar, NATO kapsamında planlanan askeri yapılanmalarla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p><strong>“NATO Müşterek Kolordu Karargâhı kurulması planının ardından, Anadolu Kavağı’nda bir NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulması çabalarını kaygıyla izlemekteyiz.”</strong></p>

<p><strong>ABD VE TRUMP AÇIKLAMALARINA DİKKAT ÇEKTİ</strong></p>

<p><strong>“Övgüler stratejik bir hamledir”</strong></p>

<p>ABD’nin olası kara harekâtına ilişkin açıklamalarına değinen Nacar, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında yaptığı övgülerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>“ABD’nin kara savaşına gireceği yönündeki açıklamalar ve bu aşamada Trump’ın Erdoğan’a yönelik ‘güzellemeleri’, Türkiye’yi İran’a saldırının aparatı hâline getirme arzusunu açıkça göstermektedir.”</strong> dedi.</p>

<p><strong>“Uluslararası siyasette sözler çoğu zaman niyet değil, hesap taşır. Türkiye, duygusal yönlendirmelerden uzak; bağımsız ve millî çıkarlarını gözeten bir yol izlemelidir.”</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“TÜRKİYE SAVAŞA DEĞİL BARIŞA HİZMET ETMELİDİR”</strong></p>

<p><strong>“Kara harekâtı tuzağına düşülmemeli”</strong></p>

<p>Türkiye’nin İran’a yönelik olası bir askeri operasyona dahil olmaması gerektiğini vurgulayan Nacar, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><strong>“Türkiye asla İran’a yönelik kara harekâtı tuzağına düşmemeli; ateşe odun taşıyan değil, yangını söndüren bir güç olmalıdır. Kudurgan güçlerin yanında yer almak, tabii ki Türkiye’ye yakışmaz.”</strong></p>

<p><strong>“ORTADOĞU ORTADOĞULULARINDIR” VURGUSU</strong></p>

<p><strong>Tarihsel ve kültürel bağlara dikkat çekti</strong></p>

<p>Türkiye ile İran arasındaki ilişkilere değinen Nacar, iki ülke arasındaki tarihsel bağların önemine işaret etti:</p>

<p><strong>“Türkiye ile İran arasında asırları aşan bir komşuluk hukuku, tarihsel denge ve kültürel bağlar bulunmaktadır.”</strong></p>

<p>Bilge Lider <strong>Aykut Edibali’nin</strong> sözlerine atıfta bulunan Nacar, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><strong>“‘Ortadoğu Ortadoğulularındır’ ifadesi, bölge halklarının kaderini dış müdahalelere teslim etmeme iradesinin günümüzde de geçerli bir manifestosudur.”</strong></p>

<p><strong>SONUÇ: DENGELİ VE BAĞIMSIZ POLİTİKA ÇAĞRISI</strong></p>

<p><strong>“Türkiye sağduyunun sesi olmalı”</strong></p>

<p>Nacar açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p><strong>“Türkiye, bu kritik dönemde aklın, sağduyunun ve barışın sesi olmalıdır. Savaşa katılmadan, ancak haksızlığa sessiz kalmadan dengeli bir duruş sergilemeli; adaletin ve komşuluk hukukunun yanında olarak hem kendi güvenliğini hem de Ortadoğu’nun geleceğini korumalıdır.”</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/cuma-nacar-iran-dostumuzdur-turkiye-tuzaklara-dusmemelidir</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/cuma-nacar-iran-dostumuzdur-turkiye-tuzaklara-dusmemelidir-1.png" type="image/jpeg" length="33787"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gönlü zengin çocuk!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/gonlu-zengin-cocuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/gonlu-zengin-cocuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pendik–Kartal sahil yolunda yağmurlu bir günde yaşanan bu dokunaklı hikâye, küçük bir çocuğun büyük yüreğini ve iyiliğin en saf halini gözler önüne seriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün ,günlük yürüyüşümü ,Pendik-Kartal arasında ki yan yoldan yapıyordum.<br />
Hava sisli,çise ve yağmurlu idi!<br />
Hava soğuk,<br />
Bir de rüzgar vardı!<br />
Yaya yollarında ki çukurlara basıyor,paçalarım ıslanıyordu!<br />
Gelen araçların fırlattığı sulardan kaçmaya çalışıyordum.<br />
Bazen kaçamıyordum.<br />
Ama,<br />
Yine de kararlıydım 10 bin adım atmaya.<br />
Yanımdan gelen -geçenler oluyordu.<br />
Karşımdan, elinde kağıt toplama aygıtını çekip gelen bir çocuk belirdi.<br />
Yanıma gelince ,<br />
"Abi ,Allah rızası için para verir misin"diyordu.<br />
O'na bakarak durdum,<br />
-Param yok,<br />
-Param olmadığı için otobüse binemedim,<br />
-Bak yürüyorum,<br />
-Ayaklarımda ıslandı"dedim.<br />
Çocuk ,derin,derin gözlerime ve ayaklarıma baktı!<br />
"Kaç liraya ihtiyacın var abi,? dedi"<br />
- 20 lira,dedim.<br />
"Ben vereyim abi" dedi.<br />
-Olur ,dedim.<br />
Çocuk,<br />
Elini koynuna attı,bir naylon poşet çıkardı,<br />
Poşetin içinden buruşuk,buruşuk bir tomar para çıkardı,<br />
Eline iki tane 10 lira aldı.<br />
"Al abi"dedi.<br />
Duygulandım,ağlayasım geldi.<br />
"Sağol evladım,dedim.<br />
Bu sefer,<br />
Ben 500 lira çıkarıp O'na uzattım,<br />
"Bu ne şimdi"dedi!<br />
Sevindi,sevindi!<br />
Ben sevindim,O sevindi.<br />
-Helal olsun sana çocuk ,dedim!<br />
Yoluna devam etti.<br />
Ben de arkasından baka kaldım.<br />
Gönlü zengin olan bu çocuğun geleceği de parlak olur inşallah.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sami ÇELİK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/gonlu-zengin-cocuk</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/gonlu-zengin-cocuk.jpg" type="image/jpeg" length="41450"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Niçin “Türk” Değil de “Türkiyeli”? İşte Arka Planı?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/nicin-turk-degil-de-turkiyeli-iste-arka-plani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/nicin-turk-degil-de-turkiyeli-iste-arka-plani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de “Türk” ve “Türkiyeli” tartışması yeniden gündemde. Demografik yapı, küresel politikalar ve dikkat çeken bir iyilik hikâyesi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>... ve kıymetli Halil İnalcık hocam;<br />
Şu anda ülkemiz için en büyük sorunlardan birisi sığınmacı meselesi.<br />
BOP projesi ile başarılı olamayanlar sığınmacılarla demografik yapımızı bozma peşindeler.<br />
Ülkemizde Türk olarak azınlık durumuna düşmekle karşı karşıyayız.<br />
///<br />
Üniter yapımızdan rahatsızlık duyan küresel güçlerin mensup oldukları ülkelere dikkat edersek milli kimliklerine ne kadar bağlı oldukları meydanda iken ABD Büyük elçisi Tom Barrack yeni dönem İngiliz ajan Lawrence’liğe soyunup;</p>

<p>“Türkiye için en iyi sistem Osmanlı millet sistemidir. Benim için İzmir, Yahudilerin, Müslümanların, Hıristiyanların bir arada yaşadığı, bu toplulukların harmanlandığı bir örnek. Bu tüm dünyada ve Orta Doğu’da olması gereken bir durumdur. Bence Türkiye, tüm bunların merkez noktası olabilir…”<br />
diyerek Osmanlıcılığa heveslendirip Üniter yapımızı bozup çok uluslu, çok kültürlü, tek hedef ülke olarak istediklerini elde etmeyi daha kolay hale getirmeye çalışıyorlar.<br />
Soran da olmuyor ki İsraili de o hayalini kurduğunuz yeni Osmanlı topraklarına dahil etmek istermisiniz?<br />
Sorsanız elbette hayır der!</p>

<p>Siz hiçbir Alman’a Almanyalı, Hiçbir Fransız’a Fransalı, Hiçbir İngiliz’e İngiltereli diyemezsiniz.</p>

<p>Bizden ise Türk değil Türkiyeli denmemiz istenmektedir.</p>

<p>Türkiye milletin değil coğrafyanın ismidir, Türk ise bütün etnik kimlikleri kucaklayan milletin ismidir.</p>

<p>Nitekim Azerbaycan eski cumhurbaşkanı Rahmetli Ebulfeyz Elçibey;<br />
“Sen unutsan da düşman Türk olduğunu unutmaz” derken kastettiği de budur.<br />
Ernail Koç<br />
PROF. DR. HALİL İNALCIK HOCADAN<br />
HAREKETLE BUGÜN,</p>

<p>Osmanlı’da Türklere şu denilirdi;<br />
Aman Türk’üm deme sonra devletin parçalanır.<br />
Türk bu korkuyla kendi kimliğinden korkar ve ondan kaçar oldu.<br />
Ama devlet diğer etnik gruplara hoşgörülüydü, her türlü etnik hürriyeti tanıdı.<br />
Devlete ısınırlar sandı.</p>

<p>Türkler Osmanlıyız veya Müslümanız derken, diğer gruplar Arap, Rum, vs. kendi kimliklerini geliştirip biçimlendirdiler.</p>

<p>Ama ne zaman ki devlet tökezledi ve beklenen o gün geldi, hepsi devlet içinde devlet olmuş halde birer birer Türk’ün karşısına dikildiler.</p>

<p>Türk hazırlıksız, şaşkın ve kimliksizdi.<br />
Kendisine anlatılan din kardeşliği bir halde yara bere içinde Anadolu’ya sıkıştı.<br />
Sonra oraya da gelip gırtlağına sarıldılar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>En son Halife’nin de aslında kendine yabancı olduğunu farkeden Türk, 1920 itibariyle, Mustafa Kemal’in etrafında kenetlenip yeni bir kimlik inşasına girilecekti.</p>

<p>Bu Türk tarihinde Ergenekon’dan çıkıştan daha zor hamle idi.</p>

<p>Çünkü çok geç kalmışlardı.<br />
Ve bu girişime fetvalarıyla karşı çıkan güçlü bir ulema sınıfı vardı.</p>

<p>Prof. Dr. Halil İnalcık<br />
///</p>

<p>Buraya kadar yazılanlar Halil İnalcık hocaya ait.<br />
///</p>

<p>Benim yorumum ise;</p>

<p>Mekanınız cennet olsun hocam,</p>

<p>Lozanda aynı güçler Osmanlı’da olduğu gibi yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinde de azınlık imtiyazlarının devam etmesi için az mı mücadele ettiler?</p>

<p>Bugün de yapılmak istenen aynı değilmi?</p>

<p>Etnik kimlik üzerinden,<br />
Mezhep üzerinden,<br />
İslamiyet üzerinden siyaset yapılmıyor mu?</p>

<p>Türklük üzerinden konuştuğunuz zaman ırkçılıkla suçlanmıyormusunuz?</p>

<p>Etnik kimlik üzerinden siyaset yapanlara karşı çıktığınızda özgürlük düşmanı ilan edilmiyormusunuz?</p>

<p>Mezhep üzerinden veya İslamiyet üzerinden siyaset yapılmasına karşı çıktığınızda islam düşmanı diye sizi suçlamıyorlar mı?</p>

<p>O ulema sınıfını yeniden hortlatmaya çalışmıyorlar mı ?<br />
///</p>

<p>Neyzen Tevfik ne güzel söylemiş;</p>

<p>Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,<br />
Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!</p>

<p><strong>Ernail Koç</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/nicin-turk-degil-de-turkiyeli-iste-arka-plani</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 09:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/nicin-turk-degil-de-turkiyeli-iste-arka-plani.jpg" type="image/jpeg" length="99041"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dostluğa dair]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/dostluga-dair</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/dostluga-dair" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dost, “Sevilen ve güvenilen yakın arkadaş, sıkı fıkı görüşülen kimse, gönüldaş” olarak tanımlanır. İyi arkadaşlıklar sonucu elde edilen, hasbî, fakat hesabî olmayan bir ilişkiye dayanan dostluk ise “kibritu’l ahmer” gibi nadir bulunan değerli bir kişiliği ifade eder. İnsanın onlarca, hatta yüzlerce tanıdığı olabilir, fakat dostları çok azdır ve genellikle de belli sayı ile sınırlıdır. Çünkü dostluk kolay kolay elde edilemez; emek, çaba, fedakârlık ve vefa ister; bunlardan da önce duygu, düşünce ve inanç birlikteliği ister. Zira dostluk, satın alınan bir meta değil; karakter, saygı, sevgi, itibar ve özgüven gibi satın alınamayan bir davranış ve bir hayat tarzıdır. Bu nedenle insanın tanıdıkları çok olsa da dostları azdır, ama sayıları az da olsa bu dostlar, vefalı oldukları için insana huzur veren kişilerdir.<br />
Gerçek dostların yanında, dost görünen fakat dostluk vasfını taşımayan kimseler de var ki bunların gerçek yüzleri ortaya çıktığında<br />
Ümit Yaşar Oğuzcan da,</p>

<p>“Sanırdım gündüzdü onlarla gecem,<br />
İçimde ümitti dost bildiklerim,<br />
Ne zaman yıkılıp yere düştüysem,<br />
Bırakıp da gitti, dost bildiklerim.” diyerek, vefasız sahte dostlardan söz eder.</p>

<p>Sonuç olarak dostluk; insanı olgunlaştıran, yalnızlığını paylaşan, hatalarını törpüleyen ve kalbine huzur veren en kıymetli bağlardan biridir. Fakat unutulmamalıdır ki herkes iyi bir dost arar; fakat çoğu kimse nedense iyi bir dost olmayı düşünmez. Oysa hakiki dostluk, aramakla değil, olmaya talip olmakla başlar. İnsan, aradığı dostun özelliklerini önce kendi şahsında inşa etmelidir ki aradığı dostu bulabilsin! Çünkü gerçek dostluk, aradığı dostu bulmadan önce inşa edilen ve kazanılan bir değerdir.</p>

<p>Mevlânâ da hatasız bir dostun olamayacağına dikkat çekerek bize şöyle bir nasihatte bulunur:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Yüzde ısrar etme, doksan da olur<br />
İnsan dediğinde noksan da olur.<br />
Sakın büyüklenme, elde neler var<br />
Bir ben varım deme, yoksan da olur<br />
Hatasız dost arayan dosttan da olur.”</p>

<p>ALINTI</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/dostluga-dair</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 21:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/dostluga-dair.jpg" type="image/jpeg" length="93672"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ateş Çemberinde Bir İstisna: Orta Doğu Sosyolojisi Ve Türkiye]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ates-cemberinde-bir-istisna-orta-dogu-sosyolojisi-ve-turkiye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ates-cemberinde-bir-istisna-orta-dogu-sosyolojisi-ve-turkiye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Orta Doğu’daki savaşların yalnızca askeri değil; mezhep, kimlik ve tarihsel fay hatlarını tetikleyen sosyolojik kırılmalar olduğuna dikkat çeken bu analiz, Türkiye’nin iki asırlık modernleşme süreciyle bölgeden ayrışan “toplumsal bütünlük” istisnasını vurguluyor. Türkiye’nin en büyük gücünün, farklılıklarına rağmen birlikte kalabilme kapasitesi olduğu ifade ediliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Orta Doğu yine yanıyor.<br />
Barutun kokusu haritaların kaderini, paranoya haline getirilmiş korkunun dili, toplumların istikametini tayin ediyor.<br />
ABD'nin hegemonya kavgası ve dini dogmatizm ve saldırganlığı güvenlik ideolojisi haline getirmiş İsrail ile "direniş hattı" kurmak iddiasındaki İran arasında devam eden ahlaksız savaş, yalnızca askeri bir hesaplaşma değildir; bu, aynı zamanda bölgenin dini dogmatizmle tahkim edilmiş sosyolojik fay hatlarının yeniden kırılmasıdır.<br />
Çünkü Orta Doğu’da savaşlar sadece cephelerde verilmez.<br />
Kimlikler savaşır. Mezhepler konuşur. Hafızalar hesaplaşır.<br />
Irak’ta etnisite ve mezhep, devleti aşındıran iki ayrı akıntı gibi birbirini besler.<br />
Suriye’de iç savaş, yalnızca bir iktidar mücadelesi değil; parçalanmış bir toplumun kendi iç yankısıyla çöküşüdür.<br />
Lübnan ise bir “denge mucizesi” olarak sunulsa da, aslında her krizde yeniden çözülen kırılgan ve kompartımanlara bölünmüş bir mutabakattır.</p>

<p>Bu coğrafyada hukuk devleti, demokrasi çoğu zaman bir ideal değil, dini, ideolojik sosyolojik gerçekliğe çarpan çöldeki bir serap, bir hayaldir.<br />
Dışarıdan ithal edilen modeller, toprağın ruhunu tanımayan tohumlar gibidir; filizlenmezler, tutmazlar, hatta bazen toprağı daha da çoraklaştırırlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte bu yüzden, bugün yaşanan büyük gerilim —Tahran’dan Tel Aviv’e, Basra’dan Şam’a, Körfeze uzanan hat boyunca— yalnızca devletleri değil, toplumların iç dokusunu da sarsmaktadır.<br />
Çünkü burada devletler kırıldığında, toplumlar da çözülür.</p>

<p>Ve tam da bu noktada bir istisna belirir: TÜRKİYE.<br />
Türkiye, aynı coğrafyanın içinde yer alır; fakat aynı sosyolojik yazgıyı taşımaz.<br />
Bu fark bir tesadüf değil, uzun ve sancılı bir tarihsel yürüyüşün sonucudur.<br />
Kimse bu tespitlerimizi parti-purtu hesaplarına ucuz malzeme yapmasın. Bin yılın, son iki asrın özetini yazıyoruz.<br />
İşte bu sebeple bu coğrafyanın üç kıtanın ve medeniyetlerin kesişim noktası olduğunu sakın kimse unutmasın.</p>

<p>Bu istisnanın iki asırlık modernleşme çabasının,<br />
Devlet aklıyla yürütülen kurumsal dönüşümün,<br />
tüm eksiklerimize karşın hukukun, ekonominin ve toplumsal yapının ortak acı ve sevinçlerle yoğrulmuş ortak zeminde buluşalabilmesi olduğunu sakın kimse unutmasın.<br />
Daha tamamlanmamış bu süreç, Türkiye’yi sadece bir devlet olarak değil, bir “toplumsal bütünlük projesi” olarak da şekillendirmiştir.</p>

<p>Elbette Türkiye kusursuz değildir.<br />
Toplumsal gerilimleri, hukuk ve demokrasi açığı, kimlik tartışmaları, gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlikleri, siyasal dalgalanmaları vardır.<br />
Ancak bütün bu fay hatlarına rağmen, toplumun büyük kısmını kapsayan bir ortak aidiyet zemini hâlâ mevcuttur. Bu, Orta Doğu’da nadir görülen bir durumdur.</p>

<p>Bugün İran ile İsrail arasındaki gerilim tırmanırken, bölge ülkeleri yeniden kendi iç kırılganlıklarıyla yüzleşmektedir.<br />
Çünkü dış savaşlar, iç gerçekleri görünür kılar.</p>

<p>Türkiye için mesele, bu ateş çemberinde taraf olmak ya da olmamak değildir yalnızca.<br />
Asıl mesele, kendi sosyolojik istisnasını koruyabilmek, derinleştirebilmek ve tahkim edebilmektir.</p>

<p>Zira Türkiye’nin en büyük gücü; askeri kapasitesi, jeopolitik konumu ya da diplomatik manevra kabiliyeti değil; toplumunun, tüm farklılıklarına rağmen birlikte kalabilme ihtimalidir.<br />
Bu ihtimal, bu ülkenin en büyük stratejik sermayesidir.</p>

<p>Belki de bu yüzden, Orta Doğu’da gerçek anlamda barışın yolu; önce devletlerin değil, toplumların bütünleşmesinden geçer.<br />
Türkiye’nin hikâyesi henüz tamamlanmış değildir; 25 YILLIK TÜRKİYE RÖNESANSI ile bu hikaye menziline varacaktır.<br />
Bu hikâye, bu coğrafyada hâlâ mümkün olanın en güçlü kanıtları ve rol modeli olarak tamamlanmak zorundadır.<br />
Ateşin ortasında bile, birlikte kalabilmek bu aydınlanma hikayesiyle mümkündür.<br />
Gayret, dua veya temennilerimiz bu hikaye içindir.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR - Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ates-cemberinde-bir-istisna-orta-dogu-sosyolojisi-ve-turkiye</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 21:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="24229"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul metrolarında logo çıkmazı: Ahmet Erdemli’den ulaşımda sembol tartışmasına eleştiri]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/istanbul-metrolarinda-logo-cikmazi-ahmet-erdemliden-ulasimda-sembol-tartismasina-elestiri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/istanbul-metrolarinda-logo-cikmazi-ahmet-erdemliden-ulasimda-sembol-tartismasina-elestiri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Erdemli, İstanbul’da metro girişlerindeki M ve U logo farkını gündeme taşıdı. Bir yabancı turistle yaşadığı diyaloğu aktaran Erdemli, hizmetin siyasi sembol yarışına dönüşmesini “trajikomik” olarak değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dünya genelinde metronun evrensel simgesi olan "M" harfi yerine, Türkiye’de projenin bütçesine göre "U" veya "M" harflerinin kullanılması, şehri ziyaret eden yabancı turistlerin kafasını karıştırmaya devam ediyor. Konuyu bizzat deneyimleyen Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Erdemli, sahada karşılaştığı bu absürt durumu gündeme taşıdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>​EVRENSEL STANDARTLARIN YERİNİ SİYASİ SEMBOLLER Mİ ALDI?</strong></h3>

<p>​Bir metro girişinde yolunu bulmaya çalışan bir turiste rehberlik eden Erdemli, turistin "M" simgesini ararken kendisini "U" tabelasına yönlendirmesi üzerine yaşadığı şaşkınlığı aktardı. Turistin, bu iki farklı sembolün nedenini sorması üzerine durumu açıklamakta güçlük çektiğini belirten Erdemli, yaşananları şu sözlerle değerlendirdi:</p>

<p>​"Bir turistin metro sorması üzerine kendisine 'U' harfini takip etmesi gerektiğini söylediğimde büyük bir şaşkınlık yaşadı ve bu farklılığın sebebini sordu. Ülkemizi dışarıya karşı olumsuz bir fotoğrafın içine hapsetmemek adına durumu izah etmeye çalıştım. Ancak gerçek şu ki; metrolarda bile bu denli bir ayrışmaya gidilmesi, siyasetin hizmetin önüne geçtiğinin en somut ve maalesef trajikomik ispatıdır."</p>

<h3><strong>​"HİZMET YARIŞI AYRIŞTIRMAYA DÖNÜŞMEMELİ"</strong></h3>

<p>​Erdemli, Ulaştırma Bakanlığı bütçesiyle yapılan hatlara "U", belediye tarafından yapılanlara ise "M" harfi konulmasının, ulaşım standartlarını bozduğunu ifade etti. Siyasetin en temel kamu hizmetlerine kadar sirayet etmesinin toplumsal ayrışmayı derinleştirdiğini vurgulayan Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı, bu durumun hem vatandaş hem de turist nezdinde prestij kaybına yol açtığına dikkat çekti.</p>

<p>​İstanbul’un ulaşım simgelerindeki bu karmaşa, kamu yönetiminde koordinasyon ve ortak kurumsal kimlik arayışının ne kadar elzem olduğunu bir kez daha tartışmaya açtı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL, İstanbul</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/istanbul-metrolarinda-logo-cikmazi-ahmet-erdemliden-ulasimda-sembol-tartismasina-elestiri</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/istanbul-metrolarinda-logo-cikmazi-ahmet-erdemliden-ulasimda-sembol-tartismasina-elestiri.JPG" type="image/jpeg" length="17855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İçimizdeki İblis Ve Orta Doğu’nun Ateş Çemberi]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/icimizdeki-iblis-ve-orta-dogunun-ates-cemberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/icimizdeki-iblis-ve-orta-dogunun-ates-cemberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, Orta Doğu’daki çatışmalar üzerinden; dogmatizm, güç ve haklılık ilişkisini sorgulayan bu metin, insanın içindeki “iblis” metaforu ile ahlaki çöküşü analiz ederken, kalıcı barışın ancak zihniyet dönüşümüyle mümkün olacağını vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>En büyük dua veya temennim;<br />
dini veya ideolojik dogmatizm, kaba ve vahşi güce dayalı haklılık veya meşruiyet üretmeye çalışanların, aynı şekilde karşı yıkıma maruz kalmaları ve sonsuza kadar tövbe ve pişmanlıkla terbiye edilmeleridir.<br />
Aksi halde insanlık içinde taşıdığı iblise teslim olacaktır.</p>

<p>İnsanlık, kendi elleriyle kurduğu medeniyetin enkazı altında kalmayı en çok da haklılık iddiasını mutlaklaştırdığı zamanlarda öğrenmiştir.<br />
Tarih, kendini “tek doğru” ilan edenlerin, o doğrunun uğruna insanı yok sayanların ve en nihayetinde gücü haklılığın yerine koyanların trajedileriyle doludur. Bugün Orta Doğu’da yaşananlar, bu kadim hakikatin bir kez daha kanla yazılmış hâlidir.</p>

<p>Bölge, sadece coğrafi bir alan değildir; aynı zamanda insanlığın zihinsel ve ahlaki kırılmalarının sahnesidir. İnançların, ideolojilerin, kimliklerin ve çıkarların iç içe geçtiği bu coğrafyada, her aktör kendi haklılığını mutlaklaştırırken, karşısındakini şeytanlaştırmakta beis görmemektedir.<br />
Oysa asıl tehlike, karşıdaki “şeytan” değil, insanın kendi içinde büyüttüğü iblistir.</p>

<p>İblis; sadece metafizik bir figür değil, aynı zamanda insanın içindeki kibir, öfke ve tahakküm arzusunun sembolüdür.<br />
Bu iblis, kendini en çok şu üç biçimde gösterir:<br />
Birincisi, dogmatik körlük. Dini veya ideolojik bir inancı, sorgulanamaz ve tartışılamaz bir mutlaklık haline getirmek…</p>

<p>İkincisi, güce tapınma. Haklılığı, adaleti ve merhameti değil; silahı, zorbalığı ve korkuyu referans almak…</p>

<p>Üçüncüsü ise, karşıyı insanlıktan çıkarmak. Onu bir düşman değil, yok edilmesi gereken bir nesne olarak görmek…</p>

<p>Halihazırda Orta Doğu’nun ABD/İSRAİL saldırılarıyla başlayan bugünkü dramı, tam da bu üç iblisin ittifakından doğmaktadır.<br />
Her biri kendi haklılığından emin taraflar, aslında aynı hatanın farklı yüzlerini temsil ediyor. Bir taraf “ilahi emir” diyerek yıkımı meşrulaştırıyor, diğer taraf “tarihsel hak” diyerek aynı yıkımı yeniden üretiyor.<br />
Bir başkası ise “güvenlik” veya “bekâ” söylemiyle, şiddeti kalıcı bir yönetim biçimine dönüştürüyor. Sonuç değişmiyor: Şehirler yıkılıyor, çocuklar ölüyor, umutlar tükeniyor.<br />
Bu noktada sormamız gereken soru şudur: Gerçekten kim haklı?</p>

<p>Eğer haklılık, daha fazla can yakabilme kapasitesiyle ölçülüyorsa; o zaman insanlık çoktan kaybetmiştir. Eğer meşruiyet, korku salma gücünden türetiliyorsa; o zaman hiçbir medeniyet iddiası samimi değildir. Ve eğer bir dava, kendi dışındaki herkesi yok sayarak var oluyorsa; o dava, aslında kendi sonunu hazırlıyordur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yüzden en büyük temenni şudur:<br />
Dini veya ideolojik dogmatizmle, kaba ve vahşi güce dayanarak haklılık üretmeye çalışanlar, aynı yöntemlerin yıkıcı sonuçlarıyla yüzleşmelidir. Bu bir intikam arzusu değil; bir denge talebidir. Çünkü insanlık, ancak yaptığının sonuçlarını yaşayarak öğrenir.</p>

<p>Adalet, sadece mazlumu korumak değil; zalimi de yaptığının bedeliyle terbiye etmektir. Eğer bu denge kurulmazsa, zulüm kendini yeniden üretir. Ve her yeni zulüm, bir sonrakini doğurur.</p>

<p>Orta Doğu’da eksik olan şey tam da budur:<br />
Sonuçların öğretici gücü.</p>

<p>Çünkü bugün bölgede birçok aktör, yaptıklarının gerçek bedelini ödemeden yoluna devam edebilmektedir. Bu da onları daha cesur, daha acımasız ve daha sorumsuz kılmaktadır. Oysa tarih bize şunu öğretir: Bedelsiz güç, en tehlikeli güçtür.<br />
İşte bu yüzden, temennimiz bir “yıkım arzusu” değil; bir “uyanış çağrısıdır.”<br />
İnsanlığın, kendi içindeki iblisle yüzleşmesi için bir zorunluluktur.</p>

<p>Zira eğer bu yüzleşme gerçekleşmezse, insanlık iki seçenekle karşı karşıya kalacaktır:<br />
Ya kendi içindeki iblisi tanıyacak ve onu dizginleyecek…<br />
Ya da o iblise teslim olarak, kendi varlığını anlamsızlaştıracaktır.</p>

<p>Bugün Orta Doğu’da yaşananlar, sadece bölgesel bir kriz değildir. Bu, insanlığın ahlaki kapasitesinin testidir. Bu sınavda başarısız olunursa, coğrafyalar değişse bile sonuç değişmeyecektir. Aynı hikâye, farklı yerlerde yeniden yazılacaktır.<br />
O halde mesele, sadece ateşi söndürmek değildir.<br />
Asıl mesele, o ateşi sürekli üreten zihniyeti dönüştürmektir.</p>

<p>Bu dönüşüm ise kolay değildir. Çünkü iblis, en çok insanın kendini haklı hissettiği anlarda güçlenir. “Ben doğruyum” dediğimiz anda, karşıyı yok sayma ihtimali başlar. Ve işte tam o noktada, insanlık kaybetmeye başlar.</p>

<p>Bu yüzden belki de en büyük erdem, haklı olma ihtimalimize rağmen kendimizi sınırlayabilmektir. Güçlü olsak bile merhameti seçebilmek… Haklı olsak bile adaleti aşmamaktır.<br />
Çünkü gerçek medeniyet, gücü kontrol edebilme yeteneğidir.</p>

<p>Eğer Orta Doğu’da bir gün kalıcı bir barış olacaksa, bu barış silahların susmasıyla değil; zihniyetlerin değişmesiyle mümkün olacaktır. İnsanlar, kendi içlerindeki iblisle yüzleşmeden, dış dünyada huzur inşa edemezler.<br />
Son söz olarak şunu söylemek gerekir:<br />
İnsanlık, kendi içindeki karanlığı tanımadan aydınlığa ulaşamaz.<br />
Ve belki de en büyük dua şudur:<br />
İnsanın içindeki iblisin, kendi yaptıklarıyla yüzleşmesi…<br />
Ve o yüzleşmenin, onu sonsuz bir pişmanlıkla değil; kalıcı bir hikmetle terbiye etmesi.</p>

<p>Aksi halde, iblisin kazandığı her savaş, aslında insanlığın kaybettiği bir gelecektir.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/icimizdeki-iblis-ve-orta-dogunun-ates-cemberi</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="26705"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bu Dünyadan Bir Sâmi̇ha Ayverdi Geçti]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/bu-dunyadan-bir-samiha-ayverdi-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/bu-dunyadan-bir-samiha-ayverdi-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ernail Koç'tan Sâmiha Ayverdi’nin hayatı, İstanbul kültürüne katkıları ve insanlığa yön veren öğütleri üzerinden; şehir, medeniyet ve ahlâk anlayışına dair derin bir hatırlayış ve vefa yazısı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugüne denk gelen ölüm yıldönümünde çok aradım ve bekledim hiçbir gazete, etkinlik, tv programı bulamayınca bahsetmek ihtiyacı duydum.<br />
Mekanı cennet olsun.<br />
///</p>

<p>Yazar, mutasavvıf, ideolog daha bir çok ünvanları olan herkesin de kendine göre tanımladığı ve aradığında bir insanda fazlasıyla bulabildiği bir İstanbul hanımefendisi.</p>

<p>Bendeki etkisi ise İstanbul’u, İstanbulluluğu, İnce İstanbulluluğu, İstanbul’u dünüyle yaşadığı dönemle tarih, edebiyat, müzik, tasavvuf, insanların dayanışmaları, yaşayışları, adet, gelenek ve görenekleriyle bütün semtleri olduğu gibi, Boğaziçi, Çamlıca, Kızkulesini her türlü değerleriye anlatışı ve değerlendirmesi insanın kendi hayatında bile ister istemez uymak mecburiyeti bırakıyor.</p>

<p>“ Dünya bir ayna biz güzel olursak dünya da güzel olur” diyen bir düşünce insanı.<br />
///</p>

<p>Özellikle Şehir ve Kent tanımı arasındaki fark tarifi ibretliktir.</p>

<p>Şehir; Medeniyettir, komşuluktur, paylaşmadır, tarihtir, kültürdür...<br />
Kent; Ruhsuz kalabalıklardır.<br />
///</p>

<p>Ayrıca şehir planlamacısı bir aile olarak Samiha Ayverdi, İlhan Ayverdi ve Ekrem Hakkı Ayverdi’ nin planlamasını yaptığı kendi vakıfları Kubbealtı Vakfının da bulunduğu Fatih Fevzipaşa caddesi bu gün hala İstanbul’un en güzel caddelerinden birisidir.<br />
///</p>

<p>SÂMİHA AYVERDİ HANIMEFENDİNİN ÖĞÜTLERİNDEN;</p>

<p>* Ölçün doğruluk olsun, aleyhinde dahi olsa doğruyu söylemekten çekinme.</p>

<p>* Haksız olduğun bir mes’elede, haklı olduğuna kendini inandırmaya çalışma.</p>

<p>* İnsanların kusurlarını gözünde büyütme. Arkadaş, dost, meslektaş ve yakınlarının kabahatlerini değil, meziyetlerini görmeye çalış. Kusurlarını ararsan, onlar da sende arar ve senin bulduğundan fazlasını bulurlar.</p>

<p>* Arabulucu ol, arabozucu olma. İyilik yapmak için fırsat gözle. Bulamazsan icâd et. Zirâ kula hizmet, Hakk’a hürmet ve ibâdettir.</p>

<p>* Kendinden evvel başkalarını düşünmek seviyesine ermeni çok isterim. Bu olmazsa kendin kadar; bu da olmazsa kendine yakın düşünmek de bir nimettir.</p>

<p>* Kararlarında aceleci olma. Hükümlerini teennî ve basîretle vermek bahtiyarlıktır.</p>

<p>* Gayeli ve kararlı adam ol. Gel-geç tabiatlıların ideallerine eriştikleri görülmemiştir. Onun için azimli ve sebatkâr ol ki, tuttuğunu koparasın. Herhangi bir mes’eleyi huşûnetle değil sükûnet ve hoşlukla halletmeyi âdet et. Onun için Resûlullah Efendimiz: “Allah, güzeldir, güzeli sever” buyurmuşlardır.</p>

<p>* Sâkin, mülâyim ve hesâplı konuş. Ağır, kırıcı ve geri dönülmez sözden çekin. Vekârlı ve haysiyetli ol, fakat alıngan olma.</p>

<p>* "Öfke gelir göz karartır Öfke gider, yüz kızartır" diyen, ne doğru söylemiştir. Onun için, sonradan pişmanlık verecek sözden ve hareketten şiddetle kaçın.</p>

<p>* Büyüğe, küçüğe saygılı ol. Hürmet et ki hürmet göresin. Lâtifelerin lâtif olsun. Kalb, Allah’ın nazargâhıdır. Kırmaktan şiddetle sakın.</p>

<p>* Bil ki, para gâye değil vâsıtadır. Eline bu vâsıta bol bol geçtiği takdirde onu hayırlı işlerde kullan.</p>

<p>* Sabırlı ve hazımlı ol. Allah şikâyeti sevmez. Dâima şükret, güçlükleri kolayından al, rahat edersin.</p>

<p>* Evlatlarının bedenleri kadar ruhlarını da besle. Onlar sana Hakk’ın emanetidir. Bu emâneti kurda kuşa kaptırmamaya dikkât et.</p>

<p>* Anana, babana, kardeşine, hâsılı bütün ailene mûti, sâdık ve yardımcı ol. Cenâb-ı Resulullah: “Cennet anaların ayakları altındadır” buyurmuştur. Cenneti yalnız âhiret âleminde aramak, akıllı insan kârı değildir. Dünyada da cennet vardır. Bu, huzur ve kâlb cennetine girmeye çalış.</p>

<p>* Sana korku, ümid veya herhangi bir menfaatle bağlanan dünya dostlarına güvenme. Hak nâmına garazsız, ivazsız dostluğunu arz etmiş olanları ise, kusurları olsa da, bağrına bas, onlardan kopup ayrılma ve kendi kendine; “Benim kusurlarım onlarınkinden çoktur” diyerek hoşgör.</p>

<p>* İnsanlar, kendi hayatları binâsının mimârıdırlar. Bu binâyı kurmak husûsunda gösterecekleri ustalık veya acemilik, onları mes’ud veya bedbaht eyler. Gayret et ki, hayâtını kurarken sana saâdet ve huzur getirecek iyilik, güzellik, hak, hakîkat ve fazîlet malzemesini kullanmak hünerini gösteresin.</p>

<p>* Allah yardımcın olsun.</p>

<p>Sâmiha Ayverdi<br />
///</p>

<p>“Dünya bir ayna, biz güzel olursak dünya da güzel olur”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her sözü hayata adeta bir anahtar olan muazzam bir hanımefendi.</p>

<p>Her ne kadar “ Bu dünyadan bir Semiha Ayverdi” geçti desem de halen Kubbealtı Vakfı, kitapları ve eserleri ile insana ve insanlığa hizmet ediyor.</p>

<p>Şahsen ben halen öğütlerinden çok faydalanıyorum, aklımda tutmaya çalışıyorum.</p>

<p>İstanbul’u, İstanbulluluğun ne demek olduğunu rahatlıkla ondan öğrendim diyebilirim.<br />
///</p>

<p>Bir büyüğümün fikridir;<br />
“İlim ve zenginlik asaletle birleşmezse birşey değildir”</p>

<p>İşte Sâmiha hocamız ilmi zenginliği asaletinde buluşturan bir değerdi.</p>

<p>Mekanı cennet olsun.</p>

<p><strong>Ernail Koç</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/bu-dunyadan-bir-samiha-ayverdi-gecti</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 17:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/bu-dunyadan-bir-samiha-ayverdi-gecti.jpg" type="image/jpeg" length="50047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fıtrat, Vefa ve Yükseliş: Atın Aynasında İnsan]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/fitrat-vefa-ve-yukselis-atin-aynasinda-insan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/fitrat-vefa-ve-yukselis-atin-aynasinda-insan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk kültüründe atın anlamını; rüya, sadakat, estetik ve ahlâk ekseninde ele alan bu metin, insanın kendi iç dünyasını at üzerinden nasıl anlamlandırdığını ve atın bir sembol olarak taşıdığı derin manevi anlamı keşfe çıkarıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk insanının atla kurduğu bağ, yalnızca tarihî bir alışkanlık değil; insanın kendi özünü bir başka varlıkta okuma çabasıdır. Bozkırın sertliği içinde şekillenen bu ilişki, gücün ötesinde bir anlam taşır: ölçü, sadakat ve iç düzen. At, Türk için sadece bir binek değil; karakterin, ahlâkın ve ruhun yansıdığı bir aynadır.</p>

<p>Bu aynada ilk görülen derinlik rüyadır. Atın rüya görmesi, onun yalnızca etten kemikten bir canlı olmadığını düşündürür. Türk zihninde rüya, kaderin dili, hakikatin işaretidir. Rüyayla yön bulan, rüyayla karar veren bir kültür için atın da rüya görmesi, onu insanla aynı anlam ufkuna yaklaştırır. Böylece at, sadece bedenin değil, ruhun da yoldaşı olur.</p>

<p>Atın dış görünüşü ise bu iç derinliğin kusursuz bir tezahürüdür. Ona bakıldığında hiçbir uzvu için “keşke farklı olsaydı” denmez. Kulağı, burnu, gövdesi; her biri yerli yerinde, ölçülü ve uyumludur. Bu estetik bütünlük, doğanın kendi içinde kurduğu sessiz ahlâk gibidir: taşkınlıktan uzak, dengeli ve tamamlanmış. Atın yürüyüşünde vakar, bakışında liderlik, duruşunda ise tartışılmaz bir asalet vardır.</p>

<p>Türk düşüncesi, atın bu ölçülü varlığını sadece fiziki bir özellik olarak görmez; ona ahlâkî bir anlam yükler. Atın gelişigüzel değil, belirli bir denge içinde çiftleşmesi; insan tarafından “fıtrî temizlik” ve “sınır bilinci” olarak yorumlanmıştır.</p>

<p>Bu yorum, zamanla atın kendi soyuna—anne, baba, kardeş—karşı mesafeli olduğu düşüncesine kadar genişletilmiş ve bu durum onun “bozulmamışlık” sembolü olarak algılanmasına yol açmıştır. Burada önemli olan, biyolojik bir kuraldan ziyade, insanın onda görmek istediği ahlâkî idealdir: sınırını bilen, ölçüsünü koruyan bir varlık.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fakat atı bu kadar yücelten yalnızca bu sembolik temizlik değildir; asıl derinlik sadakatinde saklıdır. At, sahibiyle kurduğu bağda alışkanlığın ötesine geçer. Onun ardından hüzünlenen, yemeden içmeden kesilen, sessizce yas tutan bir varlık olarak anlatılır. Bu vefa, insanın çoğu zaman başaramadığı bir bağlılık biçimidir. At, gücüyle değil; sadakatiyle insanı kendine hayran bırakır.</p>

<p>İşte bu bütünlük—ölçü, sadakat ve iç temizlik—atı sıradan bir hayvandan çıkarır, anlam yüklü bir varlığa dönüştürür. Bu yüzden at, sadece yeryüzünde değil, insanın hayalinde de yükselişin sembolü olur.</p>

<p>İslâm geleneğinde Muhammed’in Miraç yolculuğu anlatılırken, bu yükselişin “Burak” adlı nuranî bir varlıkla gerçekleştiği ifade edilir. Bu varlık, bildiğimiz anlamda bir at değildir; ancak insan zihni, yeryüzündeki en asil, en güvenilir ve en vakur taşıyıcı olarak atı bildiği için, bu kutsal yolculuğu onun sembolüyle anlamlandırır.</p>

<p>Atın temsil ettiği ahlâk—ölçü, temizlik ve sadakat—insanı yukarı taşıyan manevi bir zemin gibi düşünülür. Yükseliş, sadece fizikî değil; aynı zamanda ahlâkî bir arınmanın sonucudur.</p>

<p>Sonuçta at; rüya gören, kusursuz bir estetik taşıyan, ölçüyü temsil eden ve sadakatiyle derinleşen bir varlık olarak Türk ruhunda yer edinir. Ona yüklenen anlamlar, insanın olmak istediği hâlin bir tasviridir.</p>

<p>Atın gözlerine bakan insan, aslında kendi içinde aradığı temizliği, vefayı ve yükselişi görür.</p>

<p>Bu yüzden at, bir hayvan olmanın ötesinde; insanın kendine açılan en eski ve en derin kapılarından biridir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/fitrat-vefa-ve-yukselis-atin-aynasinda-insan</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/fitrat-vefa-ve-yukselis-atin-aynasinda-insan.jpg" type="image/jpeg" length="60455"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mehmet Akif’in Mısralaştırdığı Sosyoloji: Din Adamı Eleştirisi ve Nurettin Topçu Yorumu]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/mehmet-akifin-misralastirdigi-sosyoloji-din-adami-elestirisi-ve-nurettin-topcu-yorumu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/mehmet-akifin-misralastirdigi-sosyoloji-din-adami-elestirisi-ve-nurettin-topcu-yorumu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy’un din adamlarına yönelik sert eleştirileri ile Nurettin Topçu’nun sosyolojik yorumları üzerinden, sahte dindarlık, tevekkül anlayışı ve toplumsal yozlaşmanın derin analizi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mehmet Akif Ersoy, yalnızca bir şair değil; aynı zamanda çağının sosyal yapısını derin bir kavrayışla tahlil eden, imanını ve ahlâkını milletinin ruhuyla yoğuran bir fikir adamıdır. O, kelimeleriyle sadece duyguları değil, bir toplumun vicdanını, çöküşünü, yükselişini ve arayışını da dile getirmiştir.</p>

<p>Özellikle din adamlarına yönelik eleştirileri, dönemin dini yapısının ne tür bir yozlaşma yaşadığını göstermekle kalmaz, aynı zamanda bir milletin manevi gerilemesinin ardındaki zihinsel ve ahlaki tahribatı da açığa çıkarır.</p>

<p>Şu mısra, bu eleştirinin kristalleşmiş halidir: <strong><em>“Hudâyi kendine kul yaptı kendi oldu Hudâ / Utanmadan da tevekkül diyor bu cürete ha!”</em></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu dizelerde Mehmet Akif, din adamı kisvesine bürünmüş ama aslında dini kendi çıkarları için araçsallaştırmış kişileri hedef alır. Hudâ’nın (Allah’ın) kuluyken kendini Hudâ yerine koyan, yani ilahi iradeyi temsil ettiğini söyleyerek insanları kendine kul eden bir zümreyi resmeder. Bu cüretin üzerine bir de utanmadan tevekkül diyerek pasifliği, ataleti ve aklı terk etmeyi dindarlık olarak sunmalarına şiddetli bir itiraz vardır. B</p>

<p>u sadece bir ahlaki eleştiri değil; bir toplumsal çözülmenin, bir manevi yozlaşmanın sosyolojik ifadesidir. İşte Nurettin Topçu bu noktada devreye girer ve Mehmet Akif’in bu tür mısralarını, bir toplumun manevi ve sosyal bünyesini tahlil eden metinler olarak okur.</p>

<p><strong>Topçu’ya Göre Akif’in Mısraları Birer Sosyolojik Teşhis</strong></p>

<p>Nurettin Topçu’ya göre, Mehmet Akif’in şiirleri kuru bir vaazdan ibaret değildir. Onlar, bir medeniyetin çöküş döneminde insanın hangi ruh hâlleriyle nasıl bozulduğunu, nasıl yozlaştığını, nasıl kendi özünden uzaklaştığını gösteren sosyolojik belgelerdir. Topçu’ya göre Akif, din adamı kisvesi altında halkı aldatmayı meslek hâline getiren sınıfı, sadece ahlaken değil, bir toplumsal hastalığın semptomları olarak ele almıştır.</p>

<p>Bu sahte din adamları, Topçu’nun ifadesiyle, halkın ruhuna hükmetmek için ilahî olanı dünyevîleştiren, aşkın olanı çıkarlarıyla takas eden kişilerdir. Onlar, Allah adına konuşmak yerine kendi hevesleri adına Allah’ı konuşturanlardır. Bu yüzden Akif’in yukarıdaki beyti, sadece bir kişi eleştirisi değil; dini çarpıtan bir zihniyetin, sosyal yapıyı ve toplumu nasıl felç ettiğinin şiirsel bir ifadesidir.</p>

<p><strong>Din Adamının Bozulması: Bir Medeniyetin Bozulması</strong></p>

<p>Topçu’ya göre bir toplumun din adamı bozulursa, o toplumun ahlakı, iradesi ve kaderi de bozulur. Çünkü din adamı, sadece dinî bilgi taşıyan değil; aynı zamanda halkın vicdanı ve rehberidir. Bu görev, onun nefsiyle değil, aşkıyla, yani Allah’a duyduğu aşkla yaşanırsa anlam kazanır. Ancak din adamı nefsiyle hareket eder, dini bir iktidar aracına dönüştürürse, orada ne hakikat kalır ne ahlâk.</p>

<p>Bu noktada Topçu, Akif’in mısralarını sosyolojik bir çerçevede değerlendirir: Bu sözler, sahte tevekkül anlayışını eleştirir; çünkü bu anlayış, insanı çalışmaktan, mücadeleden, haktan ve hakikatten uzaklaştırır. “Utanmadan da tevekkül diyor bu cürete ha!” dizesiyle, gerçek tevekkülün aksine, bir aldatma ve tembellik kültürüne dönüşen sahte tevekkül anlayışı hedef alınır.</p>

<p>Gerçek tevekkül, aklını kullandıktan, bütün gücünü sarf ettikten sonra Allah’a teslimiyettir. Ancak burada gördüğümüz tevekkül anlayışı, ahlaki sorumluluktan kaçmanın ve halkı uyuşturmanın bir aracıdır.</p>

<p><strong>Mehmet Akif’in Şiiri, Topçu’nun Düşüncesiyle Bütünleşiyor</strong></p>

<p>Nurettin Topçu, Akif’in bu mısralarını yalnızca bir eleştiri değil, bir ihtar, bir isyan, bir irşad olarak okur. O, Akif’in her bir şiirinde halkın, özellikle de dinî duyguların nasıl sömürüldüğünü görür ve bunu modern toplumun dini yozlaşmasına dair bir teşhis olarak kabul eder. Bu teşhis, modernliğin dine karşı bir saldırısı değil; dinin içinden çıkan yozlaşmış unsurların dine yaptığı ihanettir.</p>

<p>Topçu’ya göre bu ihanet, modernliğin getirdiği maddiyatçılık kadar tehlikelidir. Çünkü halkın maneviyatına sızan bu tür din adamları, sadece dini kirletmez; aynı zamanda hakikatin yerini alan sahte bir din anlayışı üretirler. Bu anlayış, Allah’ın rızasını değil, toplumdaki saygıyı, maddi kazancı, iktidarı ve itibarı arzulayan bir anlayıştır. İşte Akif, bu tür kişileri “kendi oldu Hudâ” diyerek ifşa eder; onların artık Allah’a değil, nefislerine kulluk ettiklerini ilan eder.</p>

<p><strong>Sonuç: Akif’in Şiiri, Topçu’nun Sosyolojisi</strong></p>

<p>Mehmet Akif’in yukarıdaki beyti, sahte dindarlığın, din kisvesi altında halkı sömürmenin ve tevekkül adı altında tembelliği, teslimiyeti yüceltmenin eleştirisidir. Bu eleştiri, Nurettin Topçu’nun zihninde derin bir sosyolojik çözümlemeye dönüşür. Topçu, Akif’in şiirlerini bir milletin ahlâk atlası olarak görür; orada sadece iman değil, isyan da vardır; sadece aşk değil, hesap da vardır.</p>

<p>Akif’in bu isyanı, bir vicdanın haykırışı; Topçu’nun yorumu ise bu vicdanın toplum düzeyinde nasıl bir hakikat mücadelesi verdiğini gösteren entelektüel bir perspektiftir.</p>

<p>Ve her ikisi de bize, dinin sadece bireysel bir inanç değil; aynı zamanda bir toplumu inşa eden ve yıkabilen en güçlü kuvvet olduğunu hatırlatır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/mehmet-akifin-misralastirdigi-sosyoloji-din-adami-elestirisi-ve-nurettin-topcu-yorumu</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 17:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/mehmet-akifin-misralastirdigi-sosyoloji-din-adami-elestirisi-ve-nurettin-topcu-yorumu.jpg" type="image/jpeg" length="99531"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hurafe ile Atalet Arasında: Nurettin Topçu’nun Din ve İktisat eleştirisinin Mehmet Akif’teki İzleri]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/hurafe-ile-atalet-arasinda-nurettin-topcunun-din-ve-iktisat-elestirisinin-mehmet-akifteki-izleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/hurafe-ile-atalet-arasinda-nurettin-topcunun-din-ve-iktisat-elestirisinin-mehmet-akifteki-izleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy ile Nurettin Topçu’nun düşünce dünyasında ortaklaşan hurafe eleştirisi, din anlayışı, mesuliyet bilinci ve iktisat ahlakı üzerinden Anadolu insanına yönelik derin bir vicdan muhasebesi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş: Ortak Bir İsyan</strong></p>

<p>Mehmet Âkif’in dizelerinde dile gelen feryatlar, yalnızca bir şairin değil, bir mütefekkirin; yani Nurettin Topçu’nun da yüreğinden kopup gelen aynı hakikat çağrısıyla kesilir. “Hurafeler, üfürükler, düğüm düğüm bağlar…” mısrası, Topçu’nun din adamlarına yönelttiği temel eleştirinin edebî ifadesidir.</p>

<p>Aynı şiir, <strong><em>“Mezar mezar dolaşıp hasta baktıran sağlar”</em></strong> diyerek, halkın aklını ve iradesini teslim almış sahte din anlayışına da işaret eder. Bu iki mısra, Topçu’nun dinde yozlaşma tespitinin Mehmet Âkif’teki yüzüdür. Bu bağlamda, Anadolu aydını için hem Âkif’in şiirleri hem de Topçu’nun düşünceleri, bir vicdan muhasebesi vesikasıdır.</p>

<p>Daha geniş ve açık ifadeyle <strong><em>“Hurafeler, üfürükler, düğüm düğüm bağlar…”</em></strong> der Mehmet Âkif, bir dönemin din anlayışını yerden yere vururken, bu mısra yalnızca bir şairin isyanı değil, aynı zamanda bir mütefekkirin – Nurettin Topçu’nun – sesiyle de örtüşen bir yakarıştır.</p>

<p>Topçu, dinin özünden koparılıp şekle ve menfaate hapsedildiği her zeminde, tıpkı Âkif gibi, hakikatin sesiyle konuşur. Onun gözünde, halkı irşadla görevli olanlar, halkın vicdanına zincir vurmuş, uhrevî olanı dünyevî hesaplara tahvil etmişlerdir. Ve işte tam burada, Âkif’in şiirindeki şu tablo belirir:</p>

<p><strong><em>“Mezar mezar dolaşıp hasta baktıran sağlar…”</em></strong></p>

<p>Topçu’ya göre, dinin tebliğcisi olmak; yalnızca belli ritüelleri yerine getirmek, halkın duygularını okşayan nasihatler sunmak değil, hakikati göstermek ve insanı iradeye çağırmaktır. Fakat o, bu çağrının yerini, ataleti besleyen masalların ve din kisvesine bürünmüş menfaat düzenlerinin aldığını söyler. Din adamı, artık halkı harekete çağıran bir öncü değil; onu uyuşturan bir “sakinleştirici” hâline gelmiştir. Bu çerçevede Âkif’in yukarıdaki mısraları, Topçu’nun din adamlarına yönelttiği eleştirinin edebî tercümesi gibidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, Mehmet Âkif’in “Ataletin o münevver’i” dediği figür de, Topçu’nun hem entelektüellere hem Anadolu halkına yönelik sitemini yansıtır. Bu münevver, ışık getirmesi gereken bir akıl sahibi olduğu hâlde, hareketsizliğe razı gelmiştir.</p>

<p>Topçu, özellikle Anadolu halkının – ve aydınının – mesuliyet duygusundan uzaklaşmasını, hizmet fikrini unutmasını büyük bir trajedi olarak görür. Ona göre insan, “hizmet ettikçe yükselen bir varlıktır”; fakat Anadolu insanı, hem ekonomik hem ahlaki sorumluluklarını terk etmiş, “yaşamak için tüketen” ama üretmeyen bir yapının parçası hâline gelmiştir.</p>

<p>İşte bu noktada Topçu’nun iktisat hayatına yönelik eleştirisi devreye girer. Ekonomi onun için yalnızca maddi üretim değil, ahlaki bir varoluş alanıdır. O, kapitalist pragmatizmi de, sosyalist materyalizmi de eleştirir; çünkü her ikisi de insanı yalnızca çıkar ekseninde tanımlar. Oysa insan, emeğiyle yalnızca geçimini sağlamak için değil; Allah’a kulluğunu göstermek için çalışmalıdır. Bu anlayışta üretmek, sadece ekonomik bir gereklilik değil; kutsal bir yükümlülüktür. Ve işte Topçu, bu yönüyle de Âkif’in haykırışına katılır:</p>

<p><strong><em>“Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun;/Onun hesabına birçok hurafe uydurdun.”</em></strong></p>

<p>Bu mısralarda gizlenen büyük eleştiri, yalnızca dinî zaaflara değil; aynı zamanda ekonomik atalete de yöneliktir. Nurettin Topçu da, aynı şekilde, Müslüman halkın kendi tembelliğini meşrulaştırmak için dini kullanmasını büyük bir yozlaşma olarak görür. Çünkü ona göre din, insanı doğruluğa, emeğe, harekete ve fedakârlığa çağırır.</p>

<p>Mehmet Âkif’in şiirinde yankılanan eleştiriler, Nurettin Topçu’nun fikir dünyasında yankı bulmuş, orada derinleşmiş ve sistemli bir tenkit halini almıştır. Hurafeye boğulmuş din anlayışıyla, mesuliyetten kaçan ekonomik zihin arasındaki bağ, Topçu’nun zihninde iç içe geçmiş iki yozlaşma damarını temsil eder. Ve o damarlar kurutulmadıkça, ne bir aydın dirilebilir ne de Anadolu insanı yeniden ayağa kalkabilir.</p>

<p><strong>Topçu’nun Din Adamları Eleştirisi: Hakikat Yerine Hurafe</strong></p>

<p>Topçu’ya göre din adamları, halkı hakikate taşıması gereken rehberlerdir. Ancak bu misyon zamanla değişmiş, yerini menfaat ilişkilerine ve halkı uyuşturan, sorumluluktan kaçıran söylemlere bırakmıştır. Din, bir irade terbiyesi olmaktan çıkmış, sadece âdetlerin tekrarına indirgenmiştir. Topçu, bu değişimi sadece sosyal yozlaşma olarak değil, aynı zamanda bir metafizik çöküş olarak da değerlendirir. İşte bu yüzden Mehmet Âkif’in şiirindeki sert mısralar, Topçu’nun düşünce yapısına uygun düşmekte, üstelik bu eleştiriyi halk tabanında da karşılık bulan bir sesle dile getirmektedir. “İrtica diyorlar: öyle mi ya? Ma’şâellâh! / Müslümanlık mı kaldı şarkı perişan eden?!” gibi mısralar, bu yozlaşmanın ne derece derin olduğunu göstermektedir.</p>

<p><strong>Mesuliyet ve Atalet: “Ataletin O Münevver’i”</strong></p>

<p>Âkif’in bir başka dizesinde geçen “Ataletin o münevver’i” ifadesi, Topçu’nun sıklıkla üzerinde durduğu sorumsuz aydın tipini gözler önüne serer. Topçu, Anadolu aydınının, halkın kaderine müdahale etmeyen, harekete geçmeyen, hizmeti unutan tavrından yakınır. Bu tavrın ardında bir zihniyet problemi vardır: Mesuliyet duygusunun yerini tembellik, hizmet fikrinin yerini bireysel çıkar almıştır.</p>

<p>Topçu için ışık saçması gereken aydın, kendi çıkarının peşinde sürüklenmektedir. Mehmet Akif’in “Alınız ilmini garbın, alınız sanatını; / Veriniz hem de mesainize son süratini.” mısraları, bu atalete karşı çağrının tarihsel temelini sunar. Topçu, bu çağrıyı düşünceye dönüştürerek, ilim ve ahlakın ayrılmaz bir bütün olduğunu savunur.<br />
İktisat Hayatına Bakış: Ekonomik Emek ve Kutsiyet</p>

<p>Topçu’nun iktisadi hayata yaklaşımı da Mehmet Âkif’in şiirleriyle aynı duyguyu taşır. “Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın durdun; / Onun hesabına birçok hurafe uydurdun.” mısraları, tam anlamıyla Topçu’nun iktisat ahlakı eleştirisine tekabül eder. O, çalışmayı sadece maddi bir kazanç olarak değil, ahlaki ve manevi bir yükümlülük olarak görür.</p>

<p>Kapitalist pragmatizm kadar sosyalist materyalizme de mesafelidir. Çünkü bu iki sistem de insan emeğini ruhsuzlaştırmakta, onu sadece tüketici bir makineye dönüştürmektedir. Oysa Topçu için emek, kul olmanın ve Allah’a yönelmenin bir yoludur. “İsyan Ahlakı”nda yer verdiği üzere, çalışmak; yalnız rızık için değil, varlığın anlamını idrak için de şarttır. Mehmet Akif’in “Kimsesiz kaldıysa şayet, düşer Allah yanına” mısrası gibi, Topçu da emeğin kutsiyetini bir merhamet, bir adalet ilkesiyle temellendirir.</p>

<p><strong>Sonuç: Aynı Feryadın İki Sesi</strong></p>

<p>Mehmet Âkif’in şiirlerinde dile gelen çağrılar, Nurettin Topçu’nun düşünce sisteminde ete kemiğe bürünmüştür. Hurafeye esir edilmiş din anlayışı ile mesuliyetten uzak, tembelliği yücelten bir ekonomi zihniyeti arasındaki bağ, her iki mütefekkirin de ortak hedefidir.</p>

<p>Topçu, Âkif’in mısralarında yüz bulmuş bir isyanın, sistemli bir felsefeye dönüşmüş halidir. Bu sesi duymak, hem Anadolu aydınının vicdani bir mesuliyetidir hem de toplumun dirilişi için bir zorunluluktur.</p>

<p>Ve belki de bu dirilişin ilk adımı, Akif’in<strong><em> “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı”</em></strong> çağrısıyla, Topçu’nun aksiyona dayalı iman anlayışını birleştirmekten geçer.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/hurafe-ile-atalet-arasinda-nurettin-topcunun-din-ve-iktisat-elestirisinin-mehmet-akifteki-izleri</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2026/03/hurafe-ile-atalet-arasinda-nurettin-topcunun-din-ve-iktisat-elestirisinin-mehmet-akifteki-izleri.jpg" type="image/jpeg" length="17030"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tek Gerçeklik Yanılsaması Ve İnsan Aklının Konforu...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/tek-gerceklik-yanilsamasi-ve-insan-aklinin-konforu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/tek-gerceklik-yanilsamasi-ve-insan-aklinin-konforu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rubil Gökdemir, “Tek Gerçeklik Yanılsaması ve İnsan Aklının Konforu” yazısında, insan zihninin basit cevaplara yönelme eğilimini, kitle psikolojisini ve hakikati aramanın önemini ele alıyor; belirsizlikle yaşamayı entelektüel erdem olarak tanımlıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsanlığın bilinen tarihinde defalarca karşılaştığımız problemlerin karmaşıklığı ortada iken; felsefi akımların, dini öğretilerin ve bütün bilim dallarının multi-disipliner bir yaklaşımla kesin sonuçlara varamadığı bir dünyada "tek yol, tek çözüm, tek çare, tek kurtarıcı" gibi önermelerde bulunmanın kafa konforunu yaşamak ister miydiniz? İnsanoğlunun çok küçük bir bölümü varoluşsal sorular ve köklü problemlere kafa yorarken, çok büyük bir kısmının kitlesel anafora kapılarak, adeta büyülenmiş gibi beynimizin limbik sistemine mahkum olmasını nasıl izah edebiliriz ki?</p>

<p>İnsanlık tarihi, cevaplardan çok soruların tarihidir. Her çağ kendi hakikat iddiasını üretmiş; her nesil, kendinden öncekilerin kesin sandığı doğruların bir kısmını yeniden tartışmaya açmıştır. Buna rağmen insan zihni çoğu zaman karmaşık gerçeklerle yüzleşmek yerine, basit ve kesin cevapların cazibesine kapılmaya meyillidir. Çünkü belirsizlik insanı yorar, düşünmek emek ister, hakikati aramak ise çoğu zaman konfor alanının dışına çıkmayı gerektirir.</p>

<p>Bugün insanlığın karşı karşıya olduğu sorunlara baktığımızda tablo oldukça nettir. Siyaset, ekonomi, kültür, teknoloji ve ahlâk gibi alanların iç içe geçtiği son derece karmaşık bir dünya düzeni içindeyiz. Felsefe yüzyıllardır insanın varoluşunu anlamaya çalışırken; dinler insanın anlam arayışına metafizik bir çerçeve sunmuş, bilim ise doğanın ve evrenin işleyişini çözmeye gayret etmiştir. Buna rağmen bu üç büyük düşünce alanı —felsefe, din ve bilim— çoğu meselede nihai ve tartışmasız bir sonuca ulaşmış değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna rağmen tarih boyunca her dönemde bazı ideolojiler, hareketler veya liderler insanlığa şu cazip teklifi sunmuştur: “Tek yol var. Tek çözüm var. Tek kurtarıcı var.” Bu söylem insan aklına rahatlık verir. Çünkü insan zihni çoğu zaman karmaşıklıkla baş etmek yerine, sadeleştirilmiş bir dünyanın güvenliğine sığınmak ister. Çok katmanlı gerçeklik yerine tek bir anlatı; çoklu çözüm arayışı yerine tek bir reçeteye sığınma… Bu, düşünmenin yükünden kurtaran bir zihinsel konfordur.</p>

<p>Ne var ki tarih bize şunu öğretmiştir: İnsanlığın en büyük trajedilerinin bir kısmı tam da bu “tek hakikat” iddialarından doğmuştur. İdeolojiler, mezhepler, milliyetçi fanatizmler ve mutlak doğruluk iddiasındaki siyasi projeler çoğu zaman insanlığın karmaşık gerçekliğini basit bir şemaya indirgemeye çalışmış; sonuç ise çoğu zaman çatışma, yıkım ve hayal kırıklığı olmuştur. Peki neden insanlığın büyük çoğunluğu bu tür basit anlatıların çekim alanına girmeye bu kadar yatkındır?</p>

<p>Bunun cevabını yalnızca siyaset veya kültür alanında aramak eksik kalır. İnsan davranışının önemli bir kısmı biyolojimizin derin katmanlarıyla ilişkilidir. Beynimizin duygusal tepkileri yöneten bölgesi olan limbik sistem, çoğu zaman karmaşık akıl yürütmelerden daha hızlı ve daha güçlü çalışır. Korku, aidiyet, öfke ve umut gibi güçlü duygular harekete geçtiğinde insanlar rasyonel düşünme yerine duygusal reflekslerle hareket etmeye meyilli hale gelir. İşte tam da bu nedenle kitleler çoğu zaman karmaşık gerçekleri anlamaya çalışan az sayıdaki düşünürden farklı bir istikamete yönelir. Bir tarafta sabır isteyen düşünme süreci; diğer tarafta güçlü duygularla beslenen kolay cevaplar vardır. Kitle psikolojisi çoğu zaman ikinci yolu tercih eder.</p>

<p>Bu durum yalnızca modern çağın sorunu değildir. Tarih boyunca büyük toplumsal hareketlerin çoğu güçlü duyguların mobilize ettiği kitlesel akımlar olarak ortaya çıkmıştır. İnsan toplulukları bazen bir ideolojiye, bazen bir lider figürüne, bazen de bir büyük anlatıya adeta büyülenmiş gibi bağlanabilmiştir. Ancak insanlık tarihinin ilerleyişi tam da bu büyünün zamanla bozulması sayesinde mümkün olmuştur. Çünkü eleştirel akıl her zaman var olmuştur.</p>

<p>Az sayıda da olsa bazı insanlar, kendilerine sunulan hazır cevapları sorgulamayı tercih etmişlerdir. Bilim insanları doğayı anlamaya çalışmış, filozoflar hakikati tartışmış, düşünürler toplumların kendi dogmalarını sorgulamasına katkı sağlamıştır.İnsanlığın gerçek ilerlemesi belki de tam olarak burada yatmaktadır: Kesin cevapların konforuna teslim olmamak.</p>

<p>Hakikate yaklaşmanın yolu çoğu zaman tek bir düşünce sistemine teslim olmaktan değil; farklı disiplinlerin, farklı bakış açılarının ve farklı tecrübelerin birlikte değerlendirilmesinden geçer. Dünya giderek daha karmaşık bir yer haline gelirken, basit çözümler vaad eden ideolojiler aslında gerçekliği açıklamakta giderek daha yetersiz kalmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle belki de çağımızın en önemli entelektüel erdemlerinden biri şudur: Belirsizlikle yaşayabilmek.Her sorunun tek cevabı olmayabileceğini kabul etmek, farklı görüşlerin bir arada tartışılabileceği bir düşünce iklimini savunmak ve hakikatin çoğu zaman uzun bir arayışın ürünü olduğunu bilmek…</p>

<p>Bunlar kolay tutumlar değildir. Ancak insanlığın düşünsel olgunluğu da tam olarak bu noktada başlar.Sonuçta mesele şudur: İnsan zihni konforu mu tercih edecektir, yoksa hakikat arayışını mı?Kitleler çoğu zaman ilkini seçebilir. Fakat tarih bize gösterir ki insanlığın yönünü değiştirenler her zaman ikinci yolu seçen azınlıklar olmuştur.</p>

<p>Çünkü hakikat, çoğu zaman tek bir sesin değil; çok sayıda soruların yankısından doğar.</p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/tek-gerceklik-yanilsamasi-ve-insan-aklinin-konforu</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="62098"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ortadoğu Nasıl Değiştiriliyor?!]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ortadogu-nasil-degistiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ortadogu-nasil-degistiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortadoğu’daki gelişmeleri ele alan Prof. Dr. Mustafa E. Erkal, ABD ve İsrail’in bölgedeki politikalarını, İran üzerinden yürütülen müdahaleleri ve Türkiye’ye yönelik olası riskleri değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL yazdı</strong></p>

<p>Çokkültürlülük Virüsü ve Milliyetçilik isimli kitabımızın 3. baskısını koyduğumuz “2000’li Yılların İşgal Modeli ve Demokratik Örtülü İstila Hareketi” isimli yazımız bugünlerde milletlerarası hukuku çiğneyerek İran’a saldıran ABD ve onun lideri İsrail’e ışık tutmaktadır. ABD devlet olarak Trump vasıtasıyla İsrail’in emrine girmiştir. Sözde bu iki işgalci ve kan dökmekten zevk alan ülke sözde rejimi değiştirip demokrasi getireceklermiş… Tam tersine bunlar emre itaat eden sözde liderleri İran’ın başına getirip darbe yaptıracaklardı. Asker ve emniyet güçlerine sözümüzü dinlemezseniz hepiniz öleceksiniz demişlerdir. Hedef Ortadoğu’da milli devlet ve üniter yapıyı dinamitlemektir. İçerde birbiriyle savaşacak gruplar ABD emperyalizmine malzeme olacaklardır. Açıkça bir ülke vatandaşları tahrik ediliyor ve bu fırsatı kaçırmayın sizin için geldik deniyor. ABD İsrail’i rahatsız edecek üniter ve milli bir devlet bırakmak istemiyor. Türkiye’de ve Suriye’de bölücü hareketlerin onlarca desteklenmesi bundandır. İsrail hedef olması gerekirken hedefin İran tarafından ABD üslerine ve Arap ülkelerine çevrilmesini ibretle izlemek gerekir. Onlara göre, Ortadoğu’da barış Arap ülkelerini karşı karşıya getirmektir. Bunlar birbirine düşmeli ve ABD-İsrail koalisyonu tarafından içerden yönetilmelidir. İhanetin sözcülüğünü yapanlar Türkiye’de de çoğulculuktan bahseder, Türk’e de savaş açarlar. Türk dışında kimler varsa Türk’le çatışıp özgürlüğün yolunu açmalıdır. Hedef alınan her yerde iç savaş barış ve demokrasi için önemli çözüm yoludur !!. Üniter yapılar ufalanıp bölgeleştirilmeye çalışılır. Türkiye’de bundan dolayı etnik gruplara özerklik ve egemenlik yolu açılmalıdır. Onun bunun dümenine girmiş bazı aydınlar bundan dolayı Türk milleti yerine tekçilik ve çoğulculuk görüşünü savunurlar. Türkiye, Türk egemenliğini bazı ayak takımı çevrelerle paylaşmalıdır !.</p>

<p>Bugün İran yarın neden Türkiye hedef olmasın ki? Başımızı kaldıralım ve gerçekleri olduğu gibi görelim. Birbiriyle itişme, gündüz ve gece mitingleri insanların birleşmesine ve milli şuurun uyanmasına değil; birbiriyle çatışmasına sebep olabilir. Bazı siyasilerin ülkede bilerek veya bilmeyerek kimlere hizmet ettikleri açıktır. Türkiye’de ittifak kuramıyorsunuz, hiç olmazsa aranızda değil; Türkiye’yi hedef alan ve alacak olan ülke ve çevrelerle uğraşın. Türkiye’yi savunun. Molla rejimi yıllardır İslam’ı yaymak ve güçlendirmek yerine mezhebi (Şia) geliştirmek peşine düşmüştür. Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın yanında yer almıştır. Hep Müslümanla sorunu olmuştur. İstanbul yerine ABD ile müzakerelerin İsviçre’ye ve Umman’a kaydırılması bugün maalesef sonuçlarını vermektedir. ABD ve İsrail ajanları tarafından İran işgal altındadır. Bazı üst rütbeliler bile düşmandan yanadır. Aslında dini liderlik ile siyasi liderliğin aynı şahısta birleşmemesi gerektiğinin ispatı İran gerçeğidir. İran intikam bayrağı çekmek ve halkı sokaklara sürmek yerine gereğini yapabilmelidir. Ağlayarak ve bağırarak öldürülen değerler geri getirilemiyor. Milletlerarası hukuku devamlı çiğneyen ve ABD’ye itibar kaybettiren Trump “işler iyi gidiyor” diyebiliyor. Egemen bir devletin okulları, hastaneleri yıkılıyor; 180 Türk öğrenci ölüyor ama milletlerarası kuruluşlar ortada yok. Patron ABD ne emri vermişse onlar da ancak onu yapabiliyorlar. İran’ın önde gelen liderlerinin adeta ölmek için bir araya gelmesini de anlamak zordur. Salondan ilk dışarı çıkan ve bir daha dönmeyen acaba neyin nesidir? Taraflar arasında müzakere masası açılmışken ABD’nin ve cinayet şebekesinin başı Netanyahu’nun masadan kalkarak bombalara sarılmaları ibretle izlenecek bir örnektir. İşgalciler ve ülkelerini genişletmek amacında olanlar Ortadoğu’ya kendilerine uygun yön vermektedirler. Eski ABD dışişleri bakanının dediği gibi sınırlar değiştirilmektedir. Milletlerarası hukuka göre Trump savaş suçlusudur. Utanmadan rejimi İran’da kendi göreviymiş gibi değiştirmekten bahsediyor. Eğer ona göre bir ülke emir dinlemiyorsa o ülke bombalanmalı ve hatta işgal edilmelidir. Emri dinlemeyip Hürmüz Boğazı’nda olduğu gibi İran, petrol tankerlerine müsaade etmediği takdirde eğer NATO ülkeleri (İtalya, İspanya, Almanya, Fransa) gibi ülkeler asker gönderip savaşa katılmazlarsa NATO’yu çökertme tehdidi bile yapılmıştır. Daha sonra kara gücü ile Lübnan’ın İsrail tarafından işgal edilmesine bile müsaade edilmiştir. ABD ve İsrail savaştan başka bir şey düşünmüyorlar. Aslında müzakereler başlamışken savaşı başlatarak niyetlerini ortaya koymuşlardır. Sırada Küba’nın olduğu ve zor durumda bulunduğu ilave edilmektedir. Demek ki Küba’yı da bu işgalci ve cinayet şebekesi İsrail kurtaracaktır! Yaşadığımız çağ 21. yüzyıl olmasına rağmen orta çağ zihniyetinde kalmış bu çevreler hala insan kanı dökmekle tatmin olmaktadırlar. Yahudi lobisi gerek İran’da, gerek yalan bir haber sonucu Irak’a müdahalede bile rol oynamış ve Irak’ı araştırmaya bile tabi tutmuşturlar. Sonuç bekledikleri sonucu da vermemiştir. Ancak Irak’ın egemenlik haklarına saldırılmıştır.</p>

<p>Kısaca Türkiye’nin iddialı bazı siyasetçileri olup bitenlerden gerekli dersi çıkarabilmeli ve kayıkçı kavgasını sonlandırmalıdırlar.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYA, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ortadogu-nasil-degistiriliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/02/yazarlar/mustafa-e-erkal-28.jpg" type="image/jpeg" length="95219"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ortadoğu’da İlkesel Tutarlılık: Emperyalizm, Din/Mezhep Jeopolitiği Ve Türkiye’nin Stratejik Aklı]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/ortadoguda-ilkesel-tutarlilik-emperyalizm-dinmezhep-jeopolitigi-ve-turkiyenin-stratejik-akli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/ortadoguda-ilkesel-tutarlilik-emperyalizm-dinmezhep-jeopolitigi-ve-turkiyenin-stratejik-akli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[rtadoğu’daki güç dengelerini analiz eden Rubil Gökdemir, emperyalizm, mezhep jeopolitiği ve İran’ın bölgesel stratejisi üzerinden Türkiye’nin ilkesel tutarlılığa dayalı stratejik aklının önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Maalesef Ortadoğu üzerine yapılan tartışmaların önemli bir kısmı bilimsel ve rasyonel analizlerden çok ideolojik sadakatler etrafında yürümektedir. Bu nedenle bölgedeki krizleri anlamaya çalışan her yaklaşımın ilk sınavı, ilkesel tutarlılık meselesidir. Bir aktörün saldırganlığını eleştirirken başka bir aktörün benzer davranışlarını mazur görmek, yalnızca siyasal bir tutarsızlık değil aynı zamanda entelektüel bir zaaf üretir.</p>

<p>Örnek olarak önceki bir paylaşımımda; "ABD emperyalizmi ve siyonist İSRAİL'in saldırganlıklarını şiddetle reddettiğimiz ortada. Ancak İRAN'ın ısrarlı bir şekilde Türkiye'ye yönelik 3. füze saldırısını da mazur görmek mümkün değildir. Şia doktrini ile tahkim edilmiş kibirli Fars milliyetçiliği ve yayılmacılık tehlikesini de görmezden gelemeyiz" yönündeki rasyonel bir riske işaret etmek sebebiyle haksız ve dayanaksız suçlamalara muhatap kılındık.</p>

<p>İşte bu sebeple bu yazıyı kaleme almak zorunda kaldım.</p>

<p>Bugün Ortadoğu’da yaşanan gerilimlerin merkezinde iki farklı fakat birbirini besleyen dinamik bulunmaktadır: küresel güç projeksiyonları ve bölgesel jeopolitik rekabetler.</p>

<p>Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin bölgeye yönelik stratejisi büyük ölçüde askeri müdahaleler, rejim mühendisliği girişimleri ve güvenlik mimarisinin yeniden tasarlanması üzerinden şekillenmiştir. Irak’ın işgali, Suriye iç savaşındaki vekâlet mücadeleleri ve Filistin meselesi etrafında yaşanan Gazze soykırımı gibi krizler bu stratejinin en görünür sonuçlarıdır. İsrail’in teolojik saçmalıklarla tahkim edilmiş güvenlik doktrini de aynı çerçevede bölgesel güç dengelerini sert biçimde etkileyen bir faktör olmaya devam etmektedir.</p>

<p>Bu nedenle ABD'nin yeni dönemde de hegemonyasını sürdürme amacı ve İsrail’in saldırgan güvenlik politikalarına yöneltilen eleştiriler yalnızca ideolojik reflekslerden ibaret değildir.</p>

<p>Ağırlıklı olarak II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturulmuş Uluslararası hukuk, milletlerin egemenliği, insan hakları ve insan güvenliği açısından bakıldığında bu eleştirilerin önemli bir kısmı güçlü normatif temellere dayanmakla birlikte, bu normatif değerler parantez içine veya askıya alınarak önemsiz hale getirilmiştir.</p>

<p>Tespitimize gerekçe olarak bu normatif çerçevenin küresel güçler ve bölgedeki diğer bütün aktörler için de geçerli olması gerekirdi. Aksi halde eleştiri, haklı bir ilkesel duruş olmaktan çıkar ve tarafgir bir söyleme dönüşür. Kaldı ki, artık söylem olarak bile normatif değerlere işaret edilmemekte, "kaba güce" dayalı haklılık ölçüleri geliştirilmektedir.</p>

<p>Bu noktada İran’ın bölgesel stratejisi özellikle dikkatle incelenmesi gereken bir örnek sunmaktadır.</p>

<p>1979 İran Devrimi yalnızca bir rejim değişikliğini değil, aynı zamanda teolojik bir devlet modelinin inşasını temsil eder. Şii doktrinin belirli yorumları devlet ideolojisinin merkezine yerleştirilmiş, devrimci söylem ise İran’ın tarihsel Fars kültürü jeopolitik hafızasıyla birleşerek yeni bir siyasal kimlik üretmiştir.</p>

<p>Tarihçi Arnold Toynbee, medeniyetlerin yükseliş ve dönüşüm süreçlerini açıklarken “meydan okuma ve cevap” kavramını kullanır. Bu anlamda üstenci ve aryan bir medeniyet algısına sahip İran için, bölgede yaşayan Araplar hâlâ "çöl ahalisi" ve Türkler de "çadır ahalisi"dir.</p>

<p>İşte İran İslam devrimi de kadim medeniyet değerleri yerine, büyük ölçüde devlet eliyle modernleşme baskıları, dış müdahaleler ve içeride yaşanan meşruiyet krizlerinin ürettiği tarihsel meydan okumaya verilen radikal bir cevap olarak okunabilir.</p>

<p>Ancak bu meydan okuma ve toplumsal travmalara verilen "islam devrimi" cevabı zamanla yalnızca iç politik bir dönüşümle sınırlı kalmamış, bölgesel yayılmacılığı amaçlayan bir stratejiye de dönüşmüştür.</p>

<p>Bugün Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de gözlemlenen İran etkisi çoğu zaman “direniş ekseni-devrim ruhunun devamı, şehadet” söylemleriyle açıklanmaktadır. Fakat pratikte ortaya çıkan tablo, Tahran’ın bölgesel nüfuz alanını genişletmeye yönelik karmaşık bir vekil güçler sistemi kurduğunu göstermektedir.</p>

<p>Samuel Huntington’ın medeniyetler arası gerilimlere dair tartışmalı ama etkili tezlerinden biri, kültürel ve mezhepsel kimliklerin modern jeopolitikte yeniden mobilize edilebildiği yönündedir. Ortadoğu’da Şii–Sünni geriliminin zaman zaman devletler arası rekabetin aracı haline gelmesi bu tezin belirli ölçülerde karşılık bulduğunu göstermektedir.</p>

<p>Bernard Lewis ise Ortadoğu’nun siyasal tarihini analiz ederken bölgedeki güç mücadelelerinin yalnızca ideolojik değil aynı zamanda tarihsel imparatorluk rekabetlerinin mirası olduğunu vurgular. İran’ın bölgesel stratejisini anlamak için bu tarihsel hafızayı göz ardı etmek mümkün değildir.</p>

<p>Nitekim Safevî–Osmanlı rekabeti erken modern dönemde mezhep kimliği ile jeopolitik mücadele arasındaki ilişkiyi açık biçimde göstermiştir. Safevî devletinin Şiiliği siyasi kimliğin merkezine yerleştirmesi yalnızca teolojik bir tercih değil aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’na karşı geliştirilen stratejik bir araçtı. Bugün farklı uluslararası koşullar altında olsa da mezhep kimliğinin jeopolitik rekabetin bir unsuru olarak kullanılmaya devam ettiği görülmektedir.</p>

<p>İran’ın Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan’da kurduğu nüfuz ağları bu tarihsel reflekslerin modern versiyonu olarak değerlendirilebilir. Bu strateji çoğu zaman anti-emperyalist bir söylemle sunulsa da pratikte bölgesel güç projeksiyonunun önemli bir aracına dönüşmektedir.</p>

<p>Türkiye açısından mesele yalnızca güncel askeri gerilimler değildir. İran’ın zaman zaman Türkiye’ye yönelik gerilimi artıran adımları, daha geniş bir bölgesel güç stratejisinin parçası olarak okunmalıdır. Mezhep temelli ideolojik söylem ile tarihsel jeopolitik reflekslerin birleşmesi, bu stratejiyi zaman zaman saldırgan dış politika davranışlarına da açık hale getirebilmektedir.</p>

<p>Türk düşünce hayatında modernleşme ve siyasal kültür üzerine yaptığı çalışmalarla önemli bir yer edinen Şerif Mardin, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte devlet ile toplum arasındaki ilişkilerin merkez–çevre gerilimi üzerinden şekillendiğini belirtir. Türkiye’nin modern siyasi tecrübesi, rejimin arkasındaki sosyolojik meşruiyetin gelmiş olduğu seviye, ideolojik kutuplaşmalar ile pragmatik devlet aklı arasında sürekli bir denge arayışı üretmiştir.</p>

<p>Bu denge arayışı dış politikada da kendisini göstermektedir.</p>

<p>Türkiye’nin çıkarı, Ortadoğu’daki güç mücadelelerinde herhangi bir ideolojik eksenin parçası haline gelmek değildir. ABD’nin küresel hegemonya siyasetini veya İsrail’in saldırgan güvenlik doktrinini eleştirmek nasıl meşruysa, İran’ın mezhep temelli nüfuz politikalarını ve zaman zaman ortaya çıkan askeri provokasyonlarını da aynı ilkesel çerçevede değerlendirmek gerekir.</p>

<p>Ortadoğu’nun kronik istikrarsızlığı büyük ölçüde üç unsurun kesişiminden doğmaktadır: dış müdahaleler, mezhep siyaseti ve tarihsel imparatorluk rekabetlerinin mirası. Bu üç unsur bir araya geldiğinde ideolojik söylemler çoğu zaman jeopolitik çıkarların üzerini örten bir perde işlevi görür.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye açısından en rasyonel yaklaşım, mezhep taassubu ve ideolojik sadakatlerden ziyade stratejik gerçekçiliğe dayalı bir dış politika perspektifi geliştirmektir.</p>

<p>Gerçekçi bir Ortadoğu analizi basit fakat çoğu zaman göz ardı edilen bir gerçeği kabul etmeyi gerektirir: Bu coğrafyada hiçbir aktör tamamen masum değildir. Güç dengeleri sürekli değişir, ittifaklar yeniden kurulur, söylemler dönüşür. Ancak hegemonya arzusu kalıcıdır.</p>

<p>Türkiye’nin en önemli avantajı, Cumhuriyeti de içine alan son iki yüz yıllık çabalarımız ve sosyolojik süreçlerde elde ettiğimiz pragmatik ve rasyonel sonuçlarla bu karmaşık güç mücadelesinde mezhepsel ve ideolojik blokların ötesine geçebilen bir stratejik akıl geliştirebilme kapasitesidir.</p>

<p>İlkesel tutarlılığa dayanan bir dış politika yalnızca diplomatik bir tercih değil, aynı zamanda bu çalkantılı coğrafyada var olmanın en sağlam yoludur.</p>

<p>Çünkü Ortadoğu’da güç dengeleri sık sık değişir; fakat ilkesini kaybeden devletler, çoğu zaman yönlerini de kaybeder.</p>

<p>İşte özetlemeye çalıştığımız duygusallıktan uzak bu sebeplerle siyonist İsrail ve ölümü kutsayan dogmatik/marjinal devrim muhafızlarının çok arzu etmelerine karşın, Türkiye; amacı hegemonya arayışı olan bu çatışmaların asla tarafı olmayacak kadar stratejik devlet aklına sahiptir.</p>

<p>SON SÖZ; Dindarlığı iyi insan, güzel ahlak ve adil olmanın, yurtseverlik ve milliyetçiliği de rasyonel bir motivasyon kaynağı olarak değerlendiremezseniz varacağınız yer; teolojik dogmatizm, düşmanlık ve şiddet üreten ırkçılıktır.</p>

<p>BÖLGEMİZDE OLUP BİTENLERİN ÖZETİ BUDUR!</p>

<p></p>

<p><strong>Rubil GÖKDEMİR Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü</strong></p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/ortadoguda-ilkesel-tutarlilik-emperyalizm-dinmezhep-jeopolitigi-ve-turkiyenin-stratejik-akli</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 13:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/uploads/2023/04/yazarlar/rubil-gokdemir-yazar.JPG" type="image/jpeg" length="69433"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/mustafa-kemal-ataturk</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/mustafa_kemal_ataturkun_31003_800.jpg" type="image/jpeg" length="20453"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Oktay Sinanoğlu kimdir? İşte Oktay Sinanoğlu hakkında merak ettiğiniz her şey...]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/oktay-sinanoglu-kimdir-iste-oktay-sinanoglu-hakkinda-merak-ettiginiz-her-sey</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/425981.jpg" type="image/jpeg" length="13006"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTANBUL'DAKİ EN İYİ 10 MİMAR SİNAN ESERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/istanbuldaki-en-iyi-10-mimar-sinan-eseri</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/01_4.jpg" type="image/jpeg" length="45174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 yıl önce İstanbul]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/100-yil-once-istanbul</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2017 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/100-yil-once-istanbul-national-geographic-istanbul-1608963.jpg" type="image/jpeg" length="21580"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[vw 1200 64AV835 Restorasyon]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/vw-1200-64av835-restorasyon</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Feb 2017 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/20150111_140443.jpg" type="image/jpeg" length="81619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİNENİN AKSİNE ÇABUK ACIKTIRAN 8 YİYECEK]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/bilinenin-aksine-cabuk-aciktiran-8-yiyecek_x_14786_b.jpg" type="image/jpeg" length="63485"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANGİ İLAÇLA NE YENMEZ? DİKKATLİ OLMAMIZ GEREKEN 8 BESİN]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken-8-besin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Nov 2016 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/hangi-ilacla-ne-yenmez-dikkatli-olmamiz-gereken_x_57923_b.jpg" type="image/jpeg" length="38314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER'E DENİZLİ'DEN ANLAMLI HEDİYE]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksenere-denizliden-anlamli-hediye</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:26:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/2021083.jpg" type="image/jpeg" length="24170"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MERAL AKŞENER KİMDİR?]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/meral-aksener-kimdir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Jan 2016 17:41:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/111.jpeg" type="image/jpeg" length="87746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KIŞ AYLARINDA ISINMAK İÇİN 20 SÜPER ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Otomobil</category>
      <guid>https://www.haberalp.com/foto-galeri/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-super-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Nov 2015 14:10:00 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://haberalpcom.teimg.com/crop/1280x720/haberalp-com/images/album/kis-aylarinda-isinmak-icin-20-oneri_x_16537_b.jpg" type="image/jpeg" length="53595"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
