TÜRK’Ü AVCI KEKLİĞİ İLE MANKURTLAŞTIRMAK - Prof. Dr.Nurullah Çetin

11 Ocak 2017 Çarşamba 15:51

Prof. Dr. Nurullah Çetin önemli bir konuyu dile getirdi.

TÜRK'Ü AVCI KEKLİĞİ İLE MANKURTLAŞTIRMAK -  Prof. Dr.Nurullah Çetin
 Bugün Türk milletinin en büyük derdi, birinci sorunu bana göre ne işsizlik, ne fakirlik, ne şu ne budur. Millet olarak birinci meselemiz, mankurtlaşmamızdır. Yani Türk milletinin millet varlığının çözülmesi, Türklerin kendi kimliklerine, kişiliklerine, Müslümanlık ve Türklük değerlerine yabancılaşması, hatta bunlara düşman edilmesidir. Emperyalistler, Türkleri içimizdeki işbirlikçi güruh ve satın alınmış, kandırılmış gafil Türkler eliyle mankurtlaştırıyorlar.  Bu meseleyi bir hikâyenin temsilî yapısıyla örneklendirmeye çalışalım.

Büyük Türk padişahı Yavuz Sultan Selim Han, bir gün tebdil-i kıyafetle (vatandaşlar kendisini tanımasın diye kıyafet değiştirerek) Kuşlar Çarşısı’nı ziyaret eder. Dolaşırken kekliklerin satıldığı yere gelir. Toplu hâlde bulunan bir grup kekliğin yanında “tanesi 1 altına” diye fiyatları belirtilir. Orada ayrıca kafes içinde bir keklik daha vardır. Onun fiyatı da 300 altındır. Padişah, keklik satıcısına sorar: “Bunlar neden 1, bu özel keklik neden 300 altına? Aralarında ne fark var?”

Satıcı şöyle bir açıklama getirir: “Bu keklik özel eğitimlidir. Hem çok güzel ötüyor, hem de etrafta bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor. Avcılar bunu alır, arazide belli bir yere koyar, sonra bir kenara çekilip gizlenirler. Beklemeye başlarlar. Bizim güzel ötüşlü keklik şakımaya başlayınca çevredeki keklikler birer birer etrafında toplanırlar. Avcılar da onun etrafına doluşan keklikleri kolayca avlarlar” diye ekler.


Bu açıklama üzerine Sultan, bu kekliğe 300 değil, 500 altın verip satın alır ve hemen oracıkta kekliğin kafasını kopartır.


Satıcı, bu durum karşısında şaşkınlığa düşer ve “Ne yaptınız, en becerikli, en güzel ötüşlü kekliğin kafasını koparttınız?” der. Padişah da bunun üzerine: “Bu kendi soyuna, milletine ihanet eden bir kekliktir. Bundan hayır gelmez.“ der.


Şimdi bu hikâyeden hareketle millet olarak nasıl mankurtlaştırıldığımızı görmeye, anlamaya çalışalım.


Güzel ötüşlü özel eğitimli kekliğin karşılığı, her gün televizyon kanallarını, gazete sütunlarını, siyaset kürsülerini dolduran liberal faşist, Amerikancı, Avrupa Birlikçi, Sorosçu, Kürtçü, Ermenici, bilmem neci güruhundan yerli oryantalist ve işbirlikçi karanlık aydınlardır. Bunlar özel eğitimlidirler. Amerika’da, Avrupa’da, şurada burada özel olarak eğitilirler. 


Gâvur üniversitelerinde ya da gâvurların tercüme bürosu gibi çalışan yerli bazı kurumlarda bunlara Türklüğün ve Müslümanlığın ne kadar kötü, barbar, geri, ilkel değerler olduğu belletilir. Buna karşın değişim, çağ atlama, ilerleme, demokrasi, çağdaşlaşma, insan hakları, kültürel haklar, özgürlükler, evrensel dünya vatandaşlığı, enternasyonalizm, globalizm, “hepimiz kardeşiz”den öte “hepimiz Ermeniyiz”, çok kültürlülük, postmodern çoğulculuk gibi ne idüğü belirsiz, cıvık bir takım yalaşık bulaşık, ancak Türk milletini tasfiye etmede zemin döşeme işlevine sahip fikirler öğretirler. 


Bunların fiyatı 300 altın değil; milyonlarca dolardır. Avrupa Birliği kasalarından, Sorosçu, Ermenici, Rumcu, bilmem neci vakıflardan, derneklerden, Talabani’den, Barzani’den, oradan buradan milyonlarca dolar değerinde fonlar, proje paraları, maaşlar, hediyeler, şunlar bunlar verilir. O yüzden bunlar çok değerli, özel eğitimli, çok pahalı kekliklerdir. 

Bu çok değerli, güzel ötüşlü özel eğitimli keklikler, Türk milletini mankurtlaştırsın, Türk’e Türk düşmanlığı propagandası yapsın diye her akşam televizyon ve gazete köşelerine oturtulur, öttürülür. Kendilerini avcı kekliği olarak kullanan, gerilerde bir yerlere gizlenmiş olan emperyalist Batı da Türk milleti onların etrafına toplansın, onları dinlesin, onları okusun, bizim istediğimiz zihinsel donanımla şekillendirilsinler, bizim projelerimize uygun düşünen, bizim taklitçimiz olan, hatta bize tapan mankurtlar topluluğu hâline gelsin diye beklerler. 

Bu keklikler, her gün bizi mankurtlaştırmak için öter dururlar. Emperyalist Batının talimatları doğrultusunda sürekli öterek, bize söyledikleri şunlardır:


Anayasamızdan Türklük motiflerini, kavramlarını, değerlerini çıkarıp atalım, Atatürk’ü, andımızı, İstiklal Marşımızı, Türk bayrağını, Türk millet tanımını kaldıralım. “Türk milleti” kavramı yerine “Türkiye vatandaşlığı” gibi kozmopolit, “Türkiyelilik” gibi ucube kavramlar getirelim. Böylelikle Türkler kendilerini Türk milleti olarak bilmesinler. Kendilerini ne idükleri belirsiz ucube bir kalabalık gibi algılasınlar. “Biz bireyiz ve dünya vatandaşıyız, Türk mürk değiliz” desinler. 


İsteyene istediği dilde eğitim hakkı verelim. Bir sürü resmî dilimiz olsun, federasyon olsun, Türkiye bir millet bütünlüğünü kaybedip, kavimler kargaşasına dönsün, paramparça olsun. Bütün bir milleti esas alan milliyetçi siyaset ırkçılıktır ama etnik, kavmiyetçi, bölgeci siyaseti esas alan tavır demokrasidir. 


Bir grubun etnik, kavmî aidiyetlerini kutsallaştırarak onlardan ayrı bir millet yaratalım. Bu insanlar her türlü terörü yapsalar da, polise tokat da atsalar, devleti yok da saysalar, her türlü şımarıklığı, hakareti, çirkinliği, kanunsuzluğu yapsalar da onlar iyi çocuklardır, haklıdırlar. Yaptıkları her türlü şirretliği mazur görelim. Teröriste terörist demeyelim; onlar halk kahramanı şanlı şerefli gerilladır, melek yüzlü çocuklardır. Onları kuş sütü ile besleyelim, tepemizde gezdirelim onları. İleri demokrasi dediğin böyle gelir memlekette. 


Avrupa Birliği dayatması bütün emirleri harfiyyen yerine getirelim, Amerika ve Avrupa Birliği ne derse ikiletmeden hemen yapalım, zinhar itiraz etmeyelim. Memleket böyle gelişir, kalkınır, ilerler.


Müslümanlığı da biraz cıvıtalım. Hutbelerimizde “Allah katında tek hak din İslam’dır” deyip durarak Hristiyan ve Yahudi dünya vatandaşı kardeşlerimizi küstürmeyelim, dinlerarası diyalog kurarak onların da dinlerinin hak olabileceği yolunda esnek davranalım. Biraz bizden biraz onlardan alalım, karma bir dünya dini yapalım. “Saf İslam” diye ısrar edip durmayalım. İleri görüşlü, ufku açık, dünyayla bütünleşebilen bir “altın nesil!...” yetiştirelim. Hristiyan kardeşlerimize istedikleri kadar misyonerlik faaliyetlerine izin verelim. Bir tane bile Hristiyanın yaşamadığı Müslüman Türk mahalle aralarında istedikleri kadar kilise açıyorlarmış, açsınlar. 


Fakir çocuklarımıza dolarla maaş veriyorlarmış, versinler. Avrupa’ya götürme, iş eş bulma vaadiyle gençlerimizi kiliseye alıştırıyorlarmış, alıştırsınlar, ne var bunda? İleri demokratik bir ülkede yaşamıyor muyuz? İsteyen istediğini yapsın. Burası özgürlükler ülkesi. Bir yerlerde arayıp bulalım, bir duvar taşı bile kalmışsa hemen oraya işte burada vaktiyle kilise vardı diyelim, hemen tamir edelim, sağlam kocaman bir kilise yapalım. Sonra da papaz kardeşlerimiz yavaş yavaş Müslüman Türk ahaliden cemaat devşirir nasıl olsa. 


Özelleştirme, küreselleşme iyidir, güzeldir, gâvura her şeyimizi satalım. Onları kendimize efendi yapalım. Fabrika, işyeri, işletme, banka, liman, maden kaynakları sahibi onlar olsun. Bu sayede biz de onların işçisi, memuru, güvenlik memuru, mütercimi, taşeronu filan olarak iş bulmuş oluruz, kötü mü? 


Oralardan 40.000 tane İngilizce öğretmeni getirelim, bize medeniyet dilini, dünya dilini, İngilizceyi öğretsinler, Türkçe dil mi Allahaşkına, hem neyimize lazım? Bizi adam etsinler biraz yahu. Çok ilkel, geri kafalı, cahil, kaba saba kaldık. Biraz zarifleştirirler bizi, hiç olmazsa bize medeniyet öğretirler. 
Siyasetimizi, ekonomimizi, kültürümüzü, eğitimimizi, her şeyimizi gâvura teslim edelim, bak o zaman nasıl rahat ediyoruz. Zira biz kendi kendimizi yönetemeyiz. Türkiye Türklere teslim edilmeyecek kadar değerli, önemli bir ülkedir.” 

Aziz, muhterem, iyi niyetli, aklı hinliğe, cinliğe, tilkiliğe ermeyen saf yürekli milletim! Her gün çok kanallı tek sesli televizyonlardan, gazetelerden, Türk milletini tasfiyeye memur siyaset esnafından bu mavalları dinliyorsun. Emperyalist gâvurun iyi eğitimli, iyi ötüşlü, yerli işbirlikçisi, sözcüsü, fonlarla yemlenmiş kekliği seni etrafına topluyor, sen de kendinden geçmişçesine, dua gibi onları dinliyorsun. Sonra âmin deyip kutsal bir ayinden çıkmış gibi afsunlanmış bir mankurt olarak dolaşıyorsun ortalık yerde. 


Böylece emperyalist gâvur, yer altı yer üstü zenginliklerini, maddi ve manevi değerlerini alıp götürmüş, Müslümanlığını ve Türklüğünü yok etmiş farkında bile değilsin; yani seni bir güzel avlamış. Çünkü bunların farkında olmayacak kadar mankurtlaşmışsın. Kendi soyuna, milletine ihanet eden iyi ötüşlü kekliklerin peşine takılmışsın. Aklını başına al demekten başka yapacak bir şey yok vesselam.



Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder

@name x