TÜRK OCAKLARININ TARİHÇESİ

           Türk Ocakları 1912 yılında,İstanbul’da bir kültür derneği olarak kurulmuş ve Cumhuriyet döneminde milli devletin oluşumuna katkıda bulunmuş,MİLLİYETÇİ BİR ÖRGÜTTÜR.

            Devlet’i Ali’nin yıkılma sürecinin ağır şartları altında ve Türk Milli varlığının YOK OLMA tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı bir ortamda MİLLİ BİR İHTİYAÇTAN doğmuştur.

            Türk Ocakları,  Cumhuriyet tarihinde KAMU YARARINA çalışan en eski ve en köklü bir dernektir. 

            Amacı TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ olan derneğimizin amblemi 1912’de kabul edilmiş BOZKURT başıdır.

                  TÜRK  OCAKLARININ KURULUŞ MİSYONU
            Türk Ocakları Derneği,İkinci Meşrutiyet sonrasında,Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan AZINLIKLARIN,Osmanlı Devletinden ayrılmak için kurdukları MİLLİYETÇİ DERNEKLERE karşılık aynı sınırlar içerisinde yaşayan TÜRKLER’İN HAKLARINI KORUMAK üzere 25.Mart 1912 yılında kurulmuş bir KÜLTÜR derneğidir.

            Türk Ocakları,Cumhuriyet döneminde,Milli Devletin oluşumuna fikri katkı sağlamış Milliyetçi bir örgüttür.

             Dr.Fuat Sabit’in teklifi ile derneğe TÜRK OCAKLARI adı verilmiştir....

              TÜRK OCAKLARI’NIN MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI

             Dünya Devletleri arasında yaşanan rekabette ve milletlerin var olma mücadelesinde; milletimizin, ekonomik, kültürel, sosyal, politik,teknik ve bilgi  yönünden güçlendirilmesi ve başka milletlerin boyunduruğu altına girmemesi mücadelesidir.

            Milliyetçilik,Türk Milleti’ne mensup olma şuuruna erişmektir. Milliyetçiler, Allah’dan başka ilah ve güç tanımazlar.Maddeciliğin her  türlüsünü reddederler.

             Türk Milliyetçileri, İslam’ın iman aşk ve ahlak aksiyonuna sahip bir misyonun temsilcisidirler.

              Sahte dinlerin ve sefil felsefecilerin tabulaştırdığı bütün MABUTLARA karşıdır. Felsefi ideolojilerin her türlü İZİMCİLİK akımlarının karşısındadır.
 
                         TÜRK OCAĞI’NIN  ÜLKÜSÜ

              Milli kültürün  (harsın), ahlak ve fikir  hayatının geliştirilmesi, toplum yapısının  şuurlandırılması ve güçlendirilmesi ve TÜRKLÜĞÜN YÜCELTİLMESİNİ ŞİAR edinmiş kısaca TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ olarak adlandırılmış fikir ideolojisini ülkü olarak benimsemiş ve bu amaçla kurulmuştur.

             Türk İslam Ülkücüleri, küçük ve günlük politikaların peşinde koşmazlar.Türk Milliyetçilerinin kendi şahıslarından kaynaklanan maddi bir hesapları ve beklentileri yoktur. 

               Böyle bir hesabı olanları da hareketin çekirdeğine yaklaştırmazlar.

               Türk Ocaklarının fikir yapısı, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İDEOLOJİK, AHLAKİ ve FELSEFİ  fikir yapısını oluşturmuştur.

                İşte bu anlayış içerisinde, Türk Ocakları fikir yapısının milliyetçi damarından beslenmeyen,ama kendilerinin de MİLLİ olduklarını ilan etmelerine rağmen,MİLLİ GÖMLEĞİ çıkaranların,ülkemizi getirdikleri durumu  değerlendirmek,Türk Ocakları’nın bir vazifesi olmuştur.

                 Türk Ocakları, Türk Milleti’nin dertleriyle dertlenmek ve sorunlarına çözüm üretmek amacını taşır.
                Şimdi Türkiye’nin içinde bulunduğu  duruma ve getirildiği yol haritasına bakalım.

                      TÜRKİYE’YE ÇİZİLEN YOL HARİTASI

                 100 yıl önce, SEVR’DE gerçekleştiremedikleri ve LOZAN’DA yırtılan bir projenin devamıdır bu günkü yaşananlar. Şartların olgunlaşması ve iş birlikçi liderlerin yetişmesi beklenilmiştir...

                  Ülkemiz gelinen süreçte, hızla bölünmenin ve dağılmanın eşiğine getirilmiştir. Yol ayrımına gelinen bu noktada,hukuki alt yapı oluşturulmuş ve dayanaklar sağlamlaştırılmıştır.

                  Milli Devlet sorgulanma, milli birlik ve bütünlük çözülme sürecine girmiştir.

                  Büyük Şehir Yasa Tasarısı, meclisten geçirilmiştir. KCK’lıların “ana dilde savunma” yasa tasarısı meclisten geçmiştir.

                  Yıllardır, “... terörle bir yere varılamaz...” diyenlerin inadına PKK terör örgütü, terör yaparak, askerlerimizi, polislerimizi, köy koruyucularını ve vatandaşlarımızı şehit ederek, okulları yakarak, kamu mallarına zarar vererek,devletin askerlerini ve polislerini,kaymakamını kaçırarak, yollara mayın döşeyerek,kısacası insanlık dışı her türlü mezalimi yaparak, iktidara hemen hemen tüm isteklerini kabul ettirmişlerdir...

                    İktidar baştan beri, terörle mücadele yönteminde yanlış teşhis koymuştur. Karakolları,KALEKOL haline getirerek,duvarları kalınlaştırmak,terörle mücadele zannedilmiştir.

                    Terörle mücadele uğruna, dağlarda yatan Türk Ordusu’nun kahraman generalleri,  terör örgütü üyeliğinden,ABD’nin talimatları doğrultusunda  içeriye  atılmış, KAFESE alınmıştır...

                   2002’de bitirilme noktasına getirilen terör örgütü, koyulan yanlış teşhis,mücadele yerine müzakere yolunun seçilmesi ile örgüte can suyu verilmiş tabutta ki mevta diriltilmiştir.

                   PKK’nın siyasallaşmasını isteyen ABD ve AB ülkelerinin baskıları ile, örgütle masaya oturulmuştur.

                    Halkın infiali önlenmek için, yandaş medya,iç ve dış güçler var güçleriyle beyin yıkama operasyonunu başlatmışlardır...

                   Türk halkına; “Terörü askeri yöntemlerle  halledemiyoruz...” algısını yerleştirmek için büyük  manipülasyon yapılmaktadır.

                    “Artık ne olacaksa olsun! mesele çözülsün de nasıl çözülürse çözülsün?...” noktasına getirilen insanlarımızın sayısı bir hayli artmış ve yükselmiştir.

                     Örgüt ile müzakereye karşı çıkan milliyetçi güçler ve MHP IRKÇILIKLA suçlanmıştır. Halbuki milliyetçi damara hitap eden,MHP’sinin bırakın ırkçılığı,milliyetçiliği bile fazla temkinli bir çizgide tutmak istediği ve bu yüzden kendi tabanından bile tepki almış olduğu ortada iken,IRKÇILIKLA suçlanması, işin gerçek boyutunu saptırmaya yöneliktir.

                      TOPLUMU HAZIRLAMA SENARYOLARI

                   Bize göre hiçbir şekilde KÜRT SORUNU olmayan, TERÖR SORUNU olarak adlandırdığımız sorun bu günlerde çözüm konusunda  bir anlaşma  yapılıyor gibi gösterilmektedir.

                   Aslında terör örgütü ile bu anlaşma birkaç yıl önce yapılmış, imzalanmış, hakem devletler nezdinde zapt altına alınmış,şimdi ise işin pazarlanması ve  toplumun ALIŞTIRILMASI işi yapılmaktadır.

                    Siyasal iktidarın bu müzakerelerden ve verilen tavizlerden, olumsuz etkilenmemesi için parça parça sunularak toplum alıştırılmaktadır.
                    
                 2002’den bu güne kadar, terör örgütünün istediği mahiyette çıkarılan yasaların her birinin altında ABD ve AB’nin istekleri ve dayatmaları mevcuttur.

                       TERÖR ÖRGÜTÜ İLE PAZARLIK
                                BİR ABD OYUNUDUR

               Sayın Başbakanın eş başkan olduğu BOP, aynı zamanda, “BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN” kurulmasını esas almaktadır.Bu şer planın selameti için,Türk Ordusu’na yapılmadık melanet kalmamıştır.

               2002’de terörü sıfırlamış ne kadar ABD karşıtı general varsa,”terör örgütü kuruculuğundan ve “Paronoyak bir darbe teşebbüs”  suçundan hepsi zindana atılmıştır.

               Dış güçlü şer odaklarının ortak teşebbüsü ile güçsüz bırakılan ordu ve devletimiz, PKK’ya BOYUN EĞME ZİLLETİNE düşürülmüştür.

               İkinci dünya savaşını kaybeden Almanya ve Japonya’da yargılanan askerlerin sayısı, 24 ve 28 dir.

                NUNBERG Mahkemesinde, savaş suçlusu olarak ve İngiltere’yi bombalamaktan 24 Alman Generali yargılanmıştır. Japonya’da ise yargılanan general sayısı 28’dir.

                Şimdi sormak lazım? Acaba TÜRK ORDUSU hangi meydan savaşını kaybetmiştir? Hangi insanlık suçunu işlemiştir!?..

               Tüm bunlar yaşanırken, medyanın  ağırlıklı bir kısmı, kimi döneklik,kimi menfaat,kimi de ödeklik uğruna bu menfur planın farkına varamamıştır. Veya öyle görülmektedir..


                  ANALAR AĞLAMASIN DİYE TÜRK MİLLETİ’NİN 
                                ANASI AĞLATILMAKTADIR

               Tabii ki analar ağlamasın. Fakat unutulmamalıdır ki, büyük devlet kurmak için büyük kan ister.Ama  akan kanlar boşa gitmemelidir.

               Çanakkale savaşı, Sakarya Meydan savaşı, İstiklal Savaşı, Malazgirt, Dandanakan, Mohaç, Preveze, Kosova, Niğbolu ve Türk Tarihi’nin tüm savaşları analar ağlayarak kazanılan savaşlardır...

               Yarın,Türkiye’ye yönelik bir Yunan savaşında,ya da bir Ermeni ASALA harekatında,analar ağlamasın diye; Edirne,Trakya,Kars,Ardahan bu mantıkla teslim mi edilecektir!?...

                “..Analar ağlamasın..” ama bunun bedeli nedir?

                 PKK,30 yılda,40 bin insanımızı katletti.İç isyan ülkemize maliyeti en az 400 milyar dolar oldu.Kültürel haklarımızı da aldık.Biz artık silah bırakıyoruz mu dediler? Tabi ki hayır.

                  Kürtçenin ikinci resmi dil olması,Türk kelimesinin anayasadan çıkartılması, Apo’nun serbest bırakılması,şimdilik özerk bir Kürdistan Devleti’nin kurulması,..taleplerinin hangi birisinden vazgeçmişlerdir?..

                  Bütün bunlara rağmen; “..Analar ağlamasın...” diyerek masaya oturuluyorsa,Türk Milleti er ya da geç bunun hesabını soracaktır.

                 Bazılarının ikballeri uğruna Apo’ya; “....Siz yapılacak anayasa’da BAŞKANLIK SİSTEMİNE oy verin,biz de anayasa’yı size ÖZERKLİK tanıyan bir şekilde düzenleyelim ve anayasa’dan TÜRK KİMLİK tanımını kaldıralım ve Yerel yönetim yasasını,özerk devletin tüm statüsü ile ve yetkisi ile donatalım...”
 
                 Bu iddialar hükümet yetkilileri tarafından yalanlanmış olsa bile, İstanbul Başsavcı vekilinin TÜYLER ÜRPERTİCİ dediği OSLO toplantılarının sorgulanmasının NEDEN ÖNLENDİĞİNİ ve bu tüyler ürpertici şeylerin neler olduğunu bilmek BİZİM HAKKIMIZDIR...

                 TÜRKİYE’YE BELİRLENEN YOL HARİTASINDA
                               ÇIKARILAN YASALAR

               *Türkiye bu noktaya nasıl getirilmiştir? Bunu iyi okumak ve değerlendirmek gerekmektedir. AKP’nin  6. Kongresinde  dağıtılan 63 maddelik “YOL HARİTASI” na  bakıldığında  tablo daha net olarak ortaya çıkacaktır.

               Yerel Yönetimleri Güçlendirme Yasası,Büyükşehir Belediye Yasası,Self Determinasyon Hakkı,Bölgesel Kalkınma Ajansları,İstinaf Mahkemeleri’nin kurulması,Avrupa Birliği Anayasasının kabulü,...gibi çıkarılan yasalarla,terör örgütü tatmin olmamış,istedikçe bir daha fazlasını koparmıştır.

                Türkiye’nin ekonomik ve  siyasi alt yapısı hukuk düzeni ile değiştirilmek suretiyle ŞEHİR DEVLETÇİKLERİNE  VE EYALET SİSTEMİNE dönüştürülmektedir..

                           BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE KANUNU
                                          “ADEM’İ MERKEZİYETÇİLİK”

              *Bunlardan; Merkezi idareden koparılarak “ÖZERK ŞEHİR DEVLETÇİKLERİ” ne dönüştürülecek olan,” BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ” tasarısı yasalaşmıştır.

               Yasanın bir diğer ismi “Adem’i Merkeziyetçilik” olarak da adlandırılabilir. Ademi merkeziyetçilik kısaca yerinden yönetim demektir.Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecinde PRENS SEBAHATTİN’İN dayattığı İngiliz destekli bir projedir.

                Prens Sebahattin önderliğinde  ve liberal JÖN TÜRKLER tarafından “AHRAR FIRKASI” kurulmuştur. Bu fırkanın sunduğu  proje,Osmanlı’yı bölme niteliğinde olduğundan SULTAN ABDULHAMİT tarafından kabul edilmemiştir.

                Devleti bölmek ve yıkmak isteyen  RUM, BULGAR, KARADAĞ, MAKEDON, SIRP gibi etnik gurupların devletin idaresine ortak olması ve kendilerine etnik kimlik verilmesini istemişlerdir.

                Bu günkü PKK talepleri ile aynen örtüşmektedir.

              Yasayı, ülkemizi  FEDERASYONLARA VE BÖLÜNMEYE götürecek bir yasa olarak görmekteyiz. Ülke sınırları belli bölgelere ayrılarak, o bölgelerde,kendilerini yönetecek kişilerin kendi kararlarını kendilerinin vermesi ve devamında ÖZERK BİR YÖNETİM şeklinin kaçınılmaz olduğu gerçektir.

              Türkiye’nin İDARİ YAPISI yasalarla değiştirilmektedir. Yasa ile 29 Büyükşehir,500 büyükşehir ilçesi,52 il belediyesi,416 ilçe ve 395 adet belde belediyesi oluşacaktır.

                İl sınırları,büyükşehir belediye sınırları sayılacak ve o ilin mülki sınırları olacaktır.Belediye başkanları süper yetki ile  donatılmış olacak, o ilin vali ve büyükşehir belediye başkanına DİPLOMATİK PASAPORT verilecektir..Belediye başkanları ABD başkanı OBAMA kadar geniş yetkili olacaktır.

                Cumhurbaşkanına tanınmayan VETO yetkisi tanınacaktır .Böylece  BAŞKANLIK sisteminin kapıları açılmıştır.

              Yetkilerin başkanda toplanması ile ABD EYALET SİSTEMİNİN değişik versiyonu uygulamaya geçilecektir...

               Devlet içinde devlet hükümranlığının baş gösterecek olması kaçınılmazdır.

                   “ANA DİLDE SAVUNMA HAKKI-EGEMENLİĞİN PAYLAŞILMASI
                                        RESMİ DİL’E KAFA TUTMA YASASI”

               *Egemenliğe kafa tutan ve resmi dili tanımayan,ÇOK DİLLİ  yeni bir devlet oluşumunun kapısını aralayan “ANA DİLDE SAVUNMA” imtiyaz tasarısı meclisten geçirilmiştir.Bu kısaca bir hakkın yerine getirilmesinden öte; “...ben senin resmi dilini tanımıyorum..” demekten başka bir şey değildir.

                 Yasa bundan sonra YARGIDA İKİ DİLLİLİK ve TOPLUMDA ÇOK DİLLİLİK ayrıştırma sürecini başlatmıştır.

                  CMK’nın 202/1 “ Sanık veya mağdur,meramını anlatacak ölçüde Türkçe bilmiyorsa,mahkeme tarafından tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir..”
                   CMK 202/1 “...meramını anlatabilecek ölçüde TÜRKÇE BİLEN SANIK,...” olarak değiştirilmiştir.

                   Bu anadilde savunma hakkı değil;KÜRTÇE savunma hakkıdır.
                     Anayasa’nın 3.mad. aykırıdır. Anayasa 3.madde: “ Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.Dili Türkçedir.”

                   Türkçe bildiği halde, Türkçe konuşmak istemeyen birisine yasal düzenleme ile ve anayasanın 3.mad AYKIRI olarak YARGIDA İKİ DİLLİLİK ve toplumda çok dillilik sürecini başlatan bir ayrımcılık hakkı yasa ile ihdas edilmiştir.

                     Halbuki dünyanın her ülkesinde KAMU HİZMETLERİ ve YARGILAMA o ülkenin konuştuğu RESMİ DİL üzerinden yapılır.
PKK DİL AYRICALIĞINI kabul ettirerek resmi hüviyet ve meşruiyet hakkı sağlamıştır.

                   Yasanın çıkış nedeni olarak KCK yapılanmasının devlete bir dayatmasıdır.KCK davasından yargılananların başlattıkları “sözde ölüm oruçları” nın durdurulmasına yönelik verilen TAVİZ YASASIDIR.

                    KCK, bilindiği gibi devlete karşı bir ÇATI DEVLET oluşturma yapılanmasıdır. Yapılanmanın teorisi, 25 Mayıs 2007 tarihinde KONGRA-GEL tarafından KCK sözleşmesi, KÜRDİSTAN DEVLETİ’NİN ANAYASA TASLAĞI olduğu açıklanmıştır.

                    KCK’nın hazırladığı anayasa taslağı, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı  hazırlanmış ve 46 maddeden oluşmuş alternatif anayasa taslağıdır.

                       Bu taslak bölücülerin dört ülkeyi kapsayan PAN KÜRDİZM projesidir.

                   OSLO GÖRÜŞMELERİ, Habur Rezaleti, devletin bölücü başı APO’nun ayağına görüşmek için gitmesi,müzakere masasına oturması,milletimizi ve devletimizi bölünmenin eşiğine getirmiştir.

                    “KÜRT SORUNU” TÜRKİYE’NİN  KÜRT
                                      SORUNU DEĞİLDİR

                  Esasen, Türkiye’de Kürt sorunu adı altında terör sorunu vardır.Terör ile Türkiye Devleti diz çöktürülmek ve bölünmek istenmektedir.Sorunun baş aktörü ABD’dir.

                   Şöyle ki:
                   1)En geç 2030 yılına kadar, dünyanın en büyük üretici güç konumuna gelecek olan ÇİN,petrol fakiri olduğundan,bu ihtiyacını büyük oranda ,Ortadoğu’dan,Rusya’dan petrol  ithal ederek sağlayacaktır.

                   2)Ortadoğu ise dünyada ki petrol rezervlerinin %65 ine sahiptir. ABD dünyada ki petrol dağıtım denetimini elinde tutarak büyüyen dev ÇİN’İ dizginlemek zorundadır.

                 ABD’nin Ortadoğu’yu emanet edeceği güçlü bir müttefike ihtiyacı vardır. Bu maksatla,Türkiye kendi önünü temizlemek için her halükarda PKK’nın siyasallaşmasını istemektedir.

                   3)ABD üretici olarak gücünü ÇİN’E kaptırması durumunda,Çin’ askeri olarak çevirmek ve petrolde kendisine bağımlı hale getirmek için,Ortadoğu coğrafyasını kendine göre dizayn etmek düşüncesi hakimdir.

                   Taşların yerine oturması ve Türkiye’nin tam manası ile ABD yörüngesine girmesi için PKK terör örgütü, Türkiye’ye karşı kullanılmaktadır...

                     Dolayısıyla, terör sorunu sadece Türkiye’nin terör adı altında KÜRT meselesi olmaktan çıkmış ve ABD’nin yörüngesine girmiştir. 
                    TÜRK KİMLİĞİ VE TÜRKİYELİLİK TANIMI

                    Sırada, anayasa’dan TÜRK KİMLİĞİNİN çıkarılması ve VATANDAŞLIK tanımının değiştirilmesi ile Federal ya da Özerk devletin kurulmasının yapı taşları hazırlanmıştır.

                   Türk kelimesi HABİS UR MUAMELESİ görmektedir..

                    Yeni anayasa’da, “Türk’mü” yoksa “ “Türkiye vatandaşlığı mı” kavramları tartışılmaktadır.

                    Maalesef mevcut iktidar, “Türkiyelilikten” yana...Acaba böyle denirse bunun sonucunun, eyalet sisteminin,demokratik özerkliğin ve “Büyük Kürdistan’ın” yolu olacağının farkındalar mı?

                    Bu gün TBMM’de  “Türk’lükte” ısrar eden ve direnen tek parti MHP sidir. Yabancı güçlerin Türk kelimesine antipatilerini anlamakta güçlük çekmeyiz.

                   Stratejik müttefik olan NATO’nun soğuk savaş yıllarında ki başkomutanı olan HAİG Brüksel’de ki bir konuşmasında; “BİZİ SOVYETLERDEN TÜRKLER KURTARIR AMA SONRA BİZİ ONLARDAN KİM KURTARIR” sözleri her şeyi net olarak açıklamaktadır.

                     TÜRKİYELİLİK ifadesi, “Tek milletin ve tek devletin” karşılığı olan bir tanımlama olamaz. Türkiyelilik ifadesi bir mekan birliğine ve  coğrafi  tanımına atıf yapan bir ifadedir.

                       Asla Türk milletinin adını temsil etmez. Bu tanım milliyetin ve kimliğin tanımı değildir.Hatta milli kimliği reddiyedir.

                      Bütün dünya ülkelerinde ki vatandaşlara sorulduğunda; “...Ben Alman’m, Fransız’ım, İtalyan’ım...” derler.Hiç birisi Almanya ya da Hollanda vatandaşıyım diyerek kimlik tanımı yapılmaz...

                    İktidar yetkilileri sürekli tek bayrak, tek vatan,tek millet’den bahsetmelerine rağmen, milletin adından söz etmemektedirler.

                      Bu hangi millettir? Anadolu milleti mi? Türkiye milleti mi? Yoksa Türk Milleti mi? Bu gizlenmektedir. Esasen son zamanlarda Türk Milleti tanımı olmayacağı  açıklanmaya başlanmıştır.

                     Halbuki Anayasamızın 66.maddesinde ifadesini bulan kimlik tanımı, etnik ayrıştırmadan uzak ve hukuki bir tanımdır...

                                HIZLA FELAKETE GİDİLMEKTEDİR

                            Yetkililer APO ile yaptıkları görüşmeler sonucu, PKK’yı barış örgütü, elebaşısını da barış adamı statüsüne sokmuşlardır. Öcalan’a mutlak lider ve barış adamı imajı verilerek toplumun infiali önlenmek istenmiş ve toplum adeta,psikolojik telkinler ve şartlandırmalarla, “SÜRÜLEŞME OPERASYONUNA” tabi tutulmuştur.Başarılı da olunmuştur.

                     Toplumda maalesef hiçbir yargıya ve değerlendirmeye tabi tutulmadan ve particilik taassubu ile kitlelerde aynı bir DAVRANIŞ KALIBI oluşmaya başlamıştır.

                    Önde gelen birileri veya karizmatik bir kişiliğin yaptığını veya konuştuğunu derhal arkadan gelenlerin de aynısını yapmak davranışı,”Balık sürüsü veya koyun sürüsü davranışı..” ile eşleşme göstermek temayülündedir.

                      Önde giden bir koyun uçurumdan atladığında, arkadan gelenlerin aynen takip etmesi ya da;denizde ki balık sürülerinin tek bir balığı takip ederek davranış geliştirmesi, toplum bilimcileri ve toplum mühendisleri tarafından sıkça kullanılan bir yöntemdir.

                    Bu yöntemle; toplumların dezermasyon’dan geçirilmesi ve  devşirilmesi son derece kolaylaşmaktadır.

                    Toplum mühendislerinin oluşturduğu, BİATLAŞMA gücü ile; Avrupa’da öldürülen üç teröristin cenazesinde adeta YENİ TÜRKİYE’NİN PROVASI yapılmıştır...

                   “...Biz doğrudan karşımıza muhatap olarak, hükümet,bakan,başbakan olarak gel bakalım demedik.Öcalan seninle pazarlık yaparız demedik.Bunu dersek millet bizi affetmez...” diyebilenler,OSLO’DA koordinatör ülkenin organizasyonu ile Türkiye’yi;PKK örgütü ile pazarlık masasına  oturtmuşlardır.

                     Öyle bir noktaya gelinmiştir ki; Türkiye’nin Türk Devleti olmaktan çıkarılma sürecini ve yaşananları bile milliyetçilik olarak anlatabilmektedirler...

                      Türkiye hızla felakete sürüklenmektedir.  Türk Ocakları olarak, yetkililere hatırlatma ve ikaz vazifemizi yerine getireceğiz. Türk Milliyetçileri olarak bu sürece mutlaka DUR denilmesinin taraftarıyız.

                      Başta Sayın Başbakanımız ve hükümet erkanının; milli hassasiyet gerektiren konularda, küresel ve emperyalist güçlerin, ülkemizi bölmek ve parçalamak isteyen emellerine bir an önce dur demelidirler...

                       Başta ABD olmak üzere, şantaj, aba altından sopa gösterme, tehdit ve telkinlerine kulak asmadan ve dünya siyasetinin gerçeklerine de ters düşmeden, milletlimizin ve devletimizin bölünmez bütünlüğü ilkesini  ve ali menfaatlerini korumalarını beklemek milletimizin hakkıdır..

                       En az 5000 yıldır, adı TÜRK olan milletimizin adının metinlerden ve yasalardan çıkarılması ile bu millet adını değiştirecek değildir. Ne ABD’nin, ne de AB’nin ve küresel dayatmacıların buna güçleri  yetmeyecektir. 10.02.2013

TÜRK OCAKLARI
ÜMRANİYE ŞUBESİ BAŞKANI
AV.Faruk ÜLKER