Her konu başlığı gibi dokunulmazlıkların kaldırılıp kaldırılmaması konusunu da "ilke" değil "kişi"ler üzerinden tartıştığımızdan meselenin esası "HDP'lilerin TBMM'de olması yahut olmaması"yla sınırlandı. "Terörist milletvekilleri"ne karşı yürütülen "terörle mücadele operasyonu" gibi algılatılınca "dokunulmazlıkların kaldırılması" girişimi, biri de çıktı "Mustafa Balbay kararı"nı gündemin orta yerine dayayıverdi.

İlk bakışta çoğumuz için sanıyorum bu "benzeştirme çabası"nın hakkı:

- Ne alaka?

Gelin görün ki...

Siz hukuku pervasızca guguklaştırdığınızda, hukuku siyasal hedeflerinize ermenize yarayacak bir intikam silahına dönüştürdüğünüzde, yargıçları, mahkemeleri kuklalaştırdığınızda ve en önemlisi, her bir yargı kararının arşive birer "emsal" olarak kaldırıldığını unuttuğunuzda, işte böyle hiç olmayacak bir anda karşınıza dikiliverir o alaka!

***

Evet Mustafa Balbay, milletvekili seçildikten, dokunulmazlık zırhına kavuştuktan sonra bunu Kandil'i komşu kapısı yapmak için kullanmamıştı.

Evet Mustafa Balbay, Güneydoğu'da polisin-askerin karşısına dikilip PKK'lılara kalkan etmemişti kendini.

Evet Mustafa Balbay, vatan topraklarının bir bölümünü bölmeye, ayırmaya, koparmaya dönük faaliyet göstermemişti.

Evet Mustafa Balbay PKK'ya silah taşımamıştı... PKK'lılara yardım yataklık etmemişti.

Evet Mustafa Balbay, "özerklik" ilan etmemişti.

Ve lakin o da "terörist" olmakla yaftalanmış; sözün özü "şeklen" bugün HDP'lilerin anıldığı gibi "terörist milletvekili"ydi.

***

1 Temmuz 2008'de Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisiyken gözaltına alınmış, 7 Temmuz 2008'de mahkemeye sevk edilmiş ve serbest bırakılmıştı.

5 Mart 2009'da ikinci defa gözaltına alınmış, 6 Mart 2009'da yeniden mahkemeye sevk edilmiş, 8 Mart 2009'da "hükümeti düşürmeye teşebbüs" suçundan resmen "Ergenekon" diye etiketledikleri çuvala atılmıştı.

Balbay bu kumpasın üzerinden tam iki yıl geçtikten sonra girdi TBMM'ye, yani bütün bu suçlamalara maruz kalıp da yargılanmaya başlandığında "milletvekili" değildi.

12 Haziran 2011'de milletvekili seçildi. 20 Mart 2011'de mazbatasını aldı. 23 Mart 2011'de "milletvekili" seçilmiş olmasından doğan hak ve sorumlulukları hatırlatılarak tahliyesi istendi;

"Yasama dokunulmazlığı, yasama üyelerinin korkusuzca görev yapabilmelerini sağlamak, fonksiyonları nedeniyle suçlanmalarını engellemek, basit suç atmalarla görevden kalmalarını önlemek amacıyla bir siyasal süreç içerisinde oluşmuş bulunan anayasa kuralıdır AMA..." dendi;

Ve "Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması" maddesi kapsamında, "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya, insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmaya

devletin veya kişilerin anayasada bulunan temel hak ve hürriyetlerinin engellenmesine dönük ağır cezayı gerektiren suçlamalar yasama dokunulmazlığı kapsamına girmez" diye "milletvekili" olmasından hareketle yapılan tahliye talebi reddedildi.

5 Ağustos 2013'te, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Balbay'ı 34 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı.

***

Balbay'ın Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı ve bugün "Balbay kararı" diye, dokunulmazlıkların kaldırılması girişiminin "Anayasa Mahkemesi'nden döneceğine" delil gösterilmeye çalışılan "karar" 9 Aralık 2013'te yani tutukluluğunun 5'inci yılına girmek üzereyken çıktı.

Anayasa Mahkemesi Balbay kararını verirken evet Anayasa'nın "Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir" diyen 67. Maddesi'ne atıf yaptı ama bunu Anayasa'nın "Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.(...) Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir" diyen 19. Maddesiyle bağlı olarak ele aldığını, kararın çıkış noktasının "uzun tutukluluk"tan kaynaklanan hak ihlali olduğunu vurguladı.

***

Hukukçu değilim... Belki sahiden de Balbay kararıyla TBMM'den çıkan kararı hükümsüzleştirmek arasında bir illiyet bağı kurulabilir de benim mantığıma sığmıyor -olabilir-.

Kaldı ki beni ilgilendiren sizin de ilgilenmenizi dilediğim hali hazırdaki "teknik" durum değil zaten; yargının siyasallaşmasının kağıt üzerinde akla karayı bir tutturan hazin neticeleri... Zamanında şahsi varlığınıza karşı hayali "terörist"ler yaratmamış olsaydınız "kumpas" yoluyla, şimdi devletin varlığına karşı tescilli teröristler için "kurtuluş kapısı" oluşturmazdı "adalet"te yarattığınız tahribat da...

 

Menemen...

-----

Toplum olarak cenazeye, hele bir de şehit cenazesine, menemen yapmaya gider gibi gitmek adetimiz olmadığından, dün Ankara'da, Kocatepe'de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na "teflon tava" muamelesi yapanların tepkisini anın acısına, öfkesine kapılarak gelişmiş, spontane varsaymak mümkün değil...

Dokunulmazlık oylamasının yapıldığı gün, yüksek mesaj kaygısıyla şehit cenazesinde, Kemal Bey'i nasıl "bozacakları"na kafa yoranlardan istirham ediyorum;

Şimdi bir de aynanın karşısına geçsinler...

Ve "çözüm süreci" diye Kandil'i Diyarbakır'a, Hakkari'ye, Bingöl'e, Bitlis'e, Van'a, Ağrı'ya, Muş'a, Şırnak'a indiren iktidar partisini, her iki seçmenden birinin oyuyla ödüllendiren "deha"ya nişan alıversinler...