GÜNCEL

"Ahbap" Örneği Üzerinden, Düşünmeyi Öğrenmeden Kamuoyu Oluşturan Şöhretlerin Ağır Trajedisi (X)

"AHBAP" örneğinden hareketle hazırlanan "Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisinin onuncu bölümünde Rubil Gökdemir; şöhret, kamuoyu, muhakeme ahlâkı, sosyal psikoloji ve demokrasi ilişkisini ele alıyor. Delile dayalı düşünmenin önemi, algı yönetimi ve entelektüel sorumluluk kapsamlı şekilde değerlendiriliyor.

İnsanlık tarihi boyunca hiçbir dönemde bugün olduğu kadar az sayıda insan, bu kadar büyük kitlelerin zihnini aynı anda etkileyebilme gücüne sahip olmamıştı. Dijital çağın en büyük paradoksu da burada yatmaktadır: Bilgiye ulaşmak kolaylaşırken, doğru düşünmek zorlaşmıştır.

"Düşünmeyi Öğrenmek" yazı dizisinde uzun zamandır bireysel zihnin düştüğü tuzakları, sosyal psikolojinin yönlendirme mekanizmalarını, kültürün ve kurumların düşünme biçimimizi nasıl şekillendirdiğini ele almaya çalışıyoruz. Çünkü kanaatimizce günümüzün temel problemi bilgi eksikliği değil; muhakeme eksikliğidir.

Son dönemde kamuoyunun yakından takip ettiği bazı soruşturmalar ve bunların etrafında yürüyen tartışmalar, hukuki yönlerinden bağımsız olarak bize çok önemli bir toplumsal laboratuvar sunmuştur. Bu laboratuvarın en dikkat çekici sonucu şudur:

Toplum, çoğu zaman olayları deliller üzerinden değil, kurguya dayalı güven duyduğu kişilerin kanaatleri üzerinden değerlendirmektedir.

İşte tam burada "şöhret sosyolojisi" ile "muhakeme ahlâkı" karşı karşıya gelmektedir.

Bir sanatçının iyi şarkı söylemesi...

Bir oyuncunun başarılı olması...

Bir gazetecinin etkileyici konuşması...

Bir yayıncının milyonlarca takipçiye ulaşması...

Bir kanaat önderinin çok sevilmesi...

Onların aynı zamanda hukuk, ekonomi, siyaset, tarih, psikoloji veya kamu yönetimi konusunda sağlıklı muhakeme yaptıkları anlamına gelmez.

Fakat modern toplum tam da bu yanılgının içine düşmektedir.

ŞÖHRET BİLGİYİ TEMSİL ETMEZ

Sosyal psikoloji buna "otorite etkisi" der.

İnsan zihni sevdiği kişilerin doğrularını sorgulamaz.

Onların kanaatlerini bilgi zanneder.

İtiraz etmeyi saygısızlık kabul eder.

Eleştiriyi düşmanlık olarak algılar.

Böylece muhakeme, yerini kör aidiyetlere bırakır.

Artık insanlar olaylara değil, olayları anlatan kişilerin kurgu hikayelerine inanırlar.

İşte düşünmenin sona erdiği yer tam burasıdır.

Kamuoyu Nasıl Kirlenir?

Kamuoyu çoğu zaman büyük yalanlarla değil, küçük kesin hükümlerle kirlenir.

"Kesin böyledir."

"Ben biliyorum."

"Arkasını biliyorum."

"Kaynağım sağlam."

"O kişi şöyledir."

"Bu kurum böyledir."

Delilden önce kanaat gelir.

Kanaatten sonra propaganda başlar.

Propaganda tekrarlandıkça hakikatin yerine geçer.

Artık insanlar gerçeği araştırmaz.

Sadece kendi mahallesinin anlattıklarını tekrar eder.

ŞÖHRETİN EN BÜYÜK SINAVI

Toplum önünde konuşan herkesin ifade özgürlüğü kadar ağır bir sorumluluğu da vardır.

Çünkü milyonlarca insan kendi araştırmasını yapmaz.

Onların yerine düşünmesini beklediği kişiler vardır.

İşte bu nedenle kamuoyu oluşturan herkesin kendisine her gün şu soruları sorması gerekir:

"Bu söylediğim bilgi mi, kanaat mi?"

"Elimde doğrulanabilir veriler, deliller var mı?"

"Yanılıyor olabilir miyim?"

"Karşı görüşü gerçekten okudum mu?"

"Bilmediğim konuda konuşuyor olabilir miyim?"

Bu soruları sormayan kişi, farkında olmadan bilgi üretmez; algı üretir, kanaat üretir.

Kanaat ve algı ise çoğu zaman kutuplaşmanın hammaddesidir.

Muhakeme Ahlâkı

Biz uzun zamandır başka bir şey söylemeye çalışıyoruz.

Toplumun en büyük ihtiyacı daha fazla konuşan insan değildir.

Daha doğru düşünen insandır.

Doğru düşünmenin de bir yöntemi vardır.

Biz buna "Muhakeme Ahlâkı" diyoruz.

Muhakeme ahlâkı;

Önce gözlem yapmaktır.

Sonra veri toplamaktır.

Ardından doğrulamaktır.

Karşı görüşü incelemektir.

Sonunda da ulaşılan sonucun yanlış çıkabileceğini kabul edebilmektir.

Hakikate giden yol, kesinlikten değil; entelektüel tevazudan geçer.

Gerçek Entelektüel Kimdir?

Gerçek entelektüel;

Her konuda konuşan kişi değildir.

Bilmediği konuda susabilen kişidir.

Her tartışmada taraf olan değildir.

Delilin tarafında durabilendir.

Yanıldığında mazeret üreten değil, mahcup olan, özür dileyebilen, ders alan ve yanıldığını kabul edebilendir.

Çünkü muhakeme ahlâkının ilk şartı, haklı çıkmak değil; doğruya yaklaşmaktır.

Asıl Kriz

Bugün yaşadığımız kriz, yalnızca siyasal bir kriz değildir.

Yalnızca medya krizi de değildir.

Yalnızca sosyal medya sorunu da değildir.

Asıl kriz, muhakeme krizidir.

Bilginin propaganda karşısında değersizleştiği...

Eleştirinin düşmanlık sayıldığı...

Takipçi sayısının uzmanlığın yerine geçtiği...

Şöhretin delilden daha etkili olduğu...

Aidiyetin aklın önüne geçtiği...

Böyle bir toplumda demokratik kurumlar şeklen varlığını sürdürse bile özgür iradelere dayalı demokratik kültür giderek yozlaşır, kirlenir, aşınır.

Çünkü düşünmeyi öğrenmeyen bireylerden sağlıklı bir kamuoyu oluşamaz.

Sağlıklı kamuoyu oluşmadan güçlü demokrasi kurulamaz.

Bu yüzden bugün en büyük ihtiyacımız yeni ve sahte kahramanlara sığınmak değil;

Muhakeme ahlâkını yeniden öğrenmiş vatandaşlardır.

"Düşünmeyi Öğrenmek" tam da bunun için vardır.

Çünkü bir toplumun geleceğini yalnızca fiziki varlıklar, ekonomik sermayesi değil, zihinsel sermayesi de belirler.

İşte sağlıklı kamuoyu oluşması ve zihinsel sermayenin ilk şartı, doğru düşünmeyi öğrenmek ve muhakeme ahlakıdır.

SON SÖZ;

Sesim geliyor mu, orada mahcup olan var mı?

Rubil GÖKDEMİR

Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü