“BU HÂKİMLER VEREMEZ, HÜKMÜNÜ BU CELSENİN. BOZKURTLAR HAZIR OLUN HÜKÜM SIRASI SİZİN!”

 Canım sıkılıyor, biz böyle değildik. Ne oldu bize? Dünyada söylenirdi türkümüz bizim. Ninnilerimizi haçlı anneler çocuklarını susturmak için kullanırdı. “Anneciğim Türkler geliyor” diyen çizmedeki (İtalya) ahaliyi, Atının nalını öpüp af dileyen papayı düşünüyorum. Dünyayı mektupla yöneten o muhteşem ruhu özlüyorum.  Bugün bize kafa tutan, aşağılayan Avusturya’da, Viyana tepesinde asırlarca sur çalarak “korkmayın Türkler gelmeyecek!” Diyen ruhtan bugün Türk kelimesini bile kullanmaya utanan, Türklüğe karşı kin kusan vülgarize tiplere kaldı ülkem.

Türklük düşmanlarıyla işbirliği yapıp terörle milletimize ihaneti hem yaşatan hem de “affedersiniz” diyen bukalemunlara şahit oldu milletim. İhaneti yapanların hain, yaptıranların kahraman ilan edildiği ülkem… 

Kumpas üstüne kumpas kuranlar, ihanet üstüne ihanet edenler ülkemin her şeyini batan geminin malı sandı. Parsel parsel vatan toprağı iç ve dış hainlere peşkeş çekildi. Hukuk, ihanetin kılıcına dönüştü. İhanet bütün kurumlarda kılcal damarlara girdi. “Muhtaç olduğun kudret asil kanında mevcuttur”diyordu Atamız. O asil kan bozuldu. Artık “Bu hâkimler veremez, hükmünü bu celsenin. Bozkurtlar hazır olun hüküm sırası sizin” diyeceğiz ama sahte bozkurt yeleli mankurtlarla da çevrildik.

“Eğilmedik, düştük öldük, kırıldık,

Ne yazık düşmanı dışta bilirdik,”       Asıl bizi kahreden de budur.

Din ile hiç alakası olmayan Hint, Hristiyanlık ve Yahudi- kabala kültürünün esinlenmiş hali olan ve büyük kısmında  “hal ilmi” olarak ortaya çıkan birçok dindışı tarikat yanında cemaat heyulası da uhreviyat adına ortaya çıkarak din adına dünyayı parsellemeye başladılar. İslam devre dışı kaldı, bidat denilen eklektik kültürler masum, mazlum insanımıza yıllar yılı din olarak sunuldu. Semeresini de bütün İslam coğrafyasında, kafa kesme, cami bombalama, küçük çocukların canlı bomba olarak kullanılması olarak karşımıza çıktı.

Ülkemi ayakta tutan sütunlar birer birer yıkılırken, düşünce ekolleri ve Saiklerinin üst yönetimi farklı cenahlarda olsalar da zihniyetleri mankurtlaştı.

Velhasıl zihniler iğfal edildi, değerler sulandırıldı, kişilik çözülmeleri başladı.  Mevcut demode yapılar, iğfal edilmiş zihniyetler ve bunları temsil ettikleri iddia edilen tipolojiler ile yol alınmayacağı aşikâr hale gelmiştir.

Kadim bir medeniyet ve kültür sahibi büyük Türk milletinin kaderi bu çapsız, idealsiz ve bukalemun tiplere bırakılmamalıdır. Bunun yolu da meşruiyet içinde halka giderek, halkla bütünleşerek halkın iradesini temsil etmekle mümkündür.

Yönümüzü şato tapınakçılarına,  sahte kahramanlara, anonim aidiyetsizlere, liboş müsveddelerine değil Türk milletinin kendisine çevirmemiz lazımdır. “Ülkümüz göklerde dalgalanan sancak, Allah'ın huzurunda eğiliriz ancak” diyen bir misyon sahipleri söz sizin, icraat sizin yaydan çıkan ok gibi hedefe yürümenizin zamanı gelmiştir.

Bütün vatan sathı; şehirler, beldeler, köyler, mezralar, dağların dorukları, vadilerin derinleri mümbit ovalar kısacası her ayak basacağınız, aziz milletimizle hemhal olacağınız yer olmalıdır.

“Haydi yiğit! Haydi yeni akına!

Ülkümüzün cihan varsın farkına!

Diyecek ruhun ayak seslerine şahit olmak, onunla milliyetçi Türkiye’ye ye Turan yürümek istiyoruz.