Türkiye'nin gerçekleri ve MHP

        Hala anlamayan, hala AKP'den iyi ve faydalı bir şey olacağını zanneden varsa, şaşarım. Böyle düşünenlere MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli'nin grup konuşmasını dikkatlice okumalarını tavsiye ederim. Ben kendilerine yardımcı olmak için konuşmanın bazı bölümlerini hatırlatmak istiyorum:
                                 
TÜRKİYE'NİN GÜNDEMİ BAŞKANLIK DEĞİLDİR
         Türkiye'de ortak akıl işletilmemektedir. Bu yüzden iç ve dış politikada yaşanmadık rezillik kalmamışken, hala ve inatla sistem değişikliğine kafa yormak, yeni yeni unvanların hayalini kurmak çok yanlış, çok marazidir. Türkiye'nin yeni bir sisteme değil düzgün, kapsayıcı, adil, dürüst, namuslu ve milli yönetime ihtiyacı olduğunu kimse inkar edemeyecektir. Davutoğlu neyden korkmaktadır? Davul kendi boynundayken tokmağın sarayda olmasına nasıl tahammül etmekte, izzet-i nefsi buna nasıl boyun eğmektedir? Türk milleti Erdoğan'a Cumhurbaşkanı olması yönünde oy vermiştir. Davutoğlu'na da Türkiye'yi yönetmesi konusunda yetki verilmiştir. Türkiye'nin ana gündemi kesinlikle başkanlık değildir. Türkiye partili cumhurbaşkanı modelini 1960 öncesi yaşamıştır. Ne getirdiği ise milli hafızada kayıtlıdır. Erdoğan'ın 1930'lu yılları reddetmesi, bu dönemleri mahkûm etmesi, anti demokratik bulması unutulmuş değildir. Şimdi Türkiye geriye mi gidecektir? Yeni Türkiye, eskinin makyajlanmış hali mi olacaktır?
   
HUZUR VE KARDEŞLİK ATEŞ ALTINDA
       Aziz milletimin tercihlerine saygı duyuyorum, ama oy verdiği partinin maksat ve ruhunu artık anlamasını da yürekten niyaz ediyorum. Doğu ve güneydoğuda her yer hendek, her yer barikattır. Bu tehlikeli süreci ne pahasına olursa olsun durdurması gereken devlet ve hükümet idaresi Erdoğan'ın hezeyanlarına yetişmek, onu pışpışlamak için yarışmaktadır. Türkiye'nin milli birliği, huzuru, dayanışma ve kardeşlik hukuku ateş altındadır. Endişemiz şudur: Erdoğan ve AKP zihniyeti başkanlık karşılığında her tavizi verebilecek kıvam ve konuma gelmişlerdir. Başkanlık diyeti olarak yeni anayasada Türklüğün ayıklanması, devletin doğu ve güneydoğudan vazgeçmesi karambole ve oldubittiye getirilebilecek, masada müzakeresi yapılan özerklik geç olmadan devreye alınabilecektir. Nitekim devletin egemenlik hakları ihlal edilmekle kalmayıp, Türkiye'nin bölünmesi için tam bir mutabakat olduğu anlaşılmaktadır. Ve daha vahimi Türklük hançerlenmekte, kendi öz yurdunda garip, mahkum, mazlum ve çaresiz bir şekilde yaşamaya zorlanmaktadır.
                           
MHP'SİZ SİYASET TÜRK'SÜZ VATAN DEMEKTİR
       Bu gelişmelere bakınca Milliyetçi Hareket Partisi'yle neden uğraşıldığı sanıyorum daha iyi anlaşılacaktır. MHP'siz siyaset Türk'süz vatan demektir. MHP'siz siyaset vatansız Türk demektir.MHP'siz siyaset Balkanlaşmış ülke, batmış Türkiye demektir. MHP'siz siyaset Türkiye Cumhuriyeti'nin kefenlenmesi, Türk tarihinin sökülüp atılması demektir. Buhrana, bunalıma ve kargaşaya hapsedilmiş bir MHP; AKP-PKK ve küresel cinayet şebekelerinin eline koz vermek demektir. Bu can bu tende olduğu müddetçe Türk düşmanlarına ve MHP üzerinde hesap yapan çevrelere asla, ama asla izin vermeyecek, imkan tanımayacağım. Kim ne derse desin, kim neyi söylerse söylesin; Türklüğün cellatlarına bırakacak ne bir vatan, ne bir bayrak, ne bir ülke, ne de bir devlet vardır. Mücadelemiz son nefese, son nefere kadar sürecektir. Türkiye'yi sistem nakilleriyle, sultanlık özentileriyle Kandil'in yörüngesine sabitlemek, küresel bataklığa çekmek isteyenlere karşı milli direnişin adres ve toplanma merkezi dün olduğu gibi bugün de Milliyetçi Hareket Partisi'dir.
                                       
PUTİN'İN DİLİ ZEHİRLİ
      Rusya saldırgan, agresif, uzlaşmaz, çatışmacı bir politikanın tarafındadır. Putin ve adamlarının dili sivri ve zehirlidir. Erdoğan'ın ise gelgitler yaşaması, bir gün yine vururduk, diğer gün Rus uçağı olsa farklı davranırdık, bir gün üzüldük, diğer gün gereğini yaptık sözleri aslında telaş ve donanımsızlığın sonucudur. Hız kesmeyen Putin, bizzat Erdoğan ve ailesini direkt hedefine alan yaylım ateşini başlatmaktan bile çekinmemiştir. Her ne kadar tasvip etmesek de, her ne kadar Cumhurbaşkanlığını tartışmalı bulup şaibeli sicilini bilsek de, Rusya Devlet Başkanı'nın sözlerine bakarak Erdoğan'ı ve ailesini petrol kaçakçısı olarak görmemiz eşyanın tabiatına aykırıdır. Enerji Bakanlığına saray paraşütüyle inen şanslı damat da boş durmamalı, iftira olarak görülen suçlamaları karşı tezlerle çürütmeli, kayınpederini ahlaken yalnız bırakmamalıdır.
                                          
HÜKÜMET NEYLE MEŞGUL?
         ABD Savunma Bakanı Türkiye'nin, sınırlarını geçirgen görmekte ve kontrolü için daha fazlası yapılmalıdır diyerek hükümete ev ödevi vermektedir. Biz sınırımızı koruyamıyoruz da, bunu İncirliğe iyice yerleşen, Rusya'yla kutuplaşmamızdan istifade eden, NATO konseptinin dışına taşan ABD ve diğer ülkelerin insafına mı terk ediyoruz? Bu nasıl bir iştir? Çevremizde en az IŞİD kadar tehlikeli olan PKK-PYD silahlandırılıp desteklenirken, İran'dan Irak'a kadar dostumuz kalmamışken, milli politikalardaki çözülme, Türkmeneli'nden Bayırbucak Türkmenlerine kadar süren sistematik Türk kıyımı ne zaman görülecektir? Bu hükümet neyle meşguldür? Türkiye'nin hedef tahtasında olduğu görülmez midir? Dış politika macera ve cehalet kaldırmayacaktır. Ne hazin ki tedavüldeki dış politikada cehaletten gayri meşruluğa kadar yok yoktur.
                                    
DAVUTOĞLU'NA ÇAĞRI
     Buradan Sayın Davutoğlu'na çağrıda bulunuyorum: Hükümet sizsiniz. Yeki sizdedir. Milli irade ülke yönetiminde partinizi görevlendirmiştir. Dış politikada çok başlılık ve hükümetin atıl kalması çok mahsurludur. Dış politikanın sadece Erdoğan'ın günübirlik ve polemik üzerine bina edilen sözlerine bırakılması, hükümetin geriye atılması Türkiye'nin ciddi şekilde aleyhinedir. Sayın Başbakan, buna müsaade etmeyiniz, üstlendiğinizin görevin gereğini yapınız, dış politikayı siz yürütünüz, Cumhurbaşkanı'nın anayasal sınırlarında kalmasını ısrarla isteyiniz.