Prof. Dr. Yümni Sezen
İyi ve doğruya yandaş olmak, akıl, fazilet hissi, anlama kapasitesi gerektirdiği için kolay değildir. Kolay olsaydı, Ebu Cehil, ilk gün Hz. Peygamberin yandaşı, yoldaşı olurdu. Kolay görünüp esas zor olan yanlışa ve kötüye yandaş olmaktır. Neden daha kolay görünür? Nefse hoş gelenler, kişisel menfaatimizi kollayanlar, bencilliğimizi okşayanlar, şahsı için nefret ve öfke duygularımızı harekete geçirenler, yandaşlık kolaylığını sağlarlar. Bu çeşit yandaşlıkta, akıl, kavrama gücü, anlama mahareti fazlaca gerekmez. Zorluğu şuradadır: Fıtrî birçok duygu ve melekemizi, akıl ve vicdanımızı, dumura uğratmak zorunluluğu vardır. Cehaletten ziyade, umursamazlıktan, gurur ve kibirden, menfaatten kaynaklanıyorsa, durum daha kötü demektir.
Mesleğimiz ne olursa olsun, bakkal, işçi, iş adamı, fizik alimi, felsefeci, sosyolog, din görevlisi, aklımızın erdiği, bilgimizin yettiği kadarıyla, kötüye gidişe karşı çıkmak, özellikle acı çeken insanların dertlerine eğilmek, kafa yormak, hakkı-hukuku-doğruyu-adaleti-ahlakı-bilimi hatırlatmak, teklifte bulunmak, kötülüklere engel olmak zorundayız. Bu görevi bize dinimiz de yüklemiştir. “İçinizde iyiye çağıran, iyiliği emreden, kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun” (Âl-i İmrân, 104). Bu emir sırf dini konulara ait değildir.
Fikir beyan etmek, doğruya talip olmak, toplumu ve fertlerini düşünmektir, bunun için, Allah’ın bize bahşettiği özgürlük hakkını kullanmaktır. Yeter ki yaptığımız iyi niyetli olsun ve ukalalık olmasın. Yaptığımız iş, siyasete bulaşmak değildir. Siyaseti, bir parti üyesi olmaktan, oy vermekten ibaret görevler için, bir diyeceğimiz yoktur. Camiye, kışlaya, okula siyaset girmemelidir ilkesinin anlamını kavramak, o kadar zor değildir. Fakat şunu anlamak zordur: Camilerde, Cuma hutbe ve vaazlarında siyasi yandaşlık yapmak. Din ile partili siyaseti harmanlamak. Asırlardır, siyasîleşmiş din, dinîleşmiş siyaset, bizi ne hallere düşürdü, hala göremeyecek miyiz? Ömer b. Abdulazîz gibi, İmam-ı A‘zam Ebu Hanife gibi ve daha birçok fikir, iman, din, insanlık kahramanını öldürüp atan bir sapmış süreci görüp akıllanmayacak mıyız?
Haksız bir yandaşlık, adaleti zedeler, işleri çıkmaza sokar. Türkiye’de olup bitenler, ilk defa değil ama, bugünlerde çok hassas bir zeminde gidiyor. Tipik yasa tasarıları, proje sahiplerince bilinip, bizce bilinmeyen niyetlerin işaretleri, ipuçları görülüyor. Bunları görmeyen veya görmek istemeyen yandaş gruplar var. Size, boyalı basının, renkli medyanın yandaş olunca nasıl oluyor, biraz ondan söz edeceğim. Ciddi meseleler yıllar yılı umurunda olmayan, kim kiminle nerede, kim kiminle ne yapıyor diye mağazin kahramanlarını takip eden boyalı basın, ciddi işlere bakınca nasıl oluyor, bakalım. “Bin yıllık kardeşlik modeli Türkiye.” Sanki bu model ilk defa görülüyor. Barış süreciyle (!) mi bunu farkediyoruz? Sanki bu kardeşliği Türk Milleti, Türk Devleti bozdu da barış süreci (gerçekte barış süreci kurgusu) sırıtıyor. “467 el, kardeşliğe kalktı.” Öbürleri kardeşliğe karşı mı, yoksa siyasi entrikalara ve belirli projelere daha mı dikkatli? Tuzakları mı görüyorlar? Boyalı basın için bunlar önemli değildir, önemli olan yandaşlıktır. Bu tür yandaşların muhalif olmasında da müteyakkız olunmalıdır. Bunların muhalifliğinden de hayır gelmez. Çünkü maksatları sadece ceptir.
Yandaşlar pireyi deve, deveyi pire yapmakta mahirdirler. Yollar, köprüler yapıldı. Evet ama nasıl? Mevcut kazanımlar, birikimler satıldı, niçin? Siyasi vaadlerin hangisi yerine geldi? Yapılanlara karşı yapılmayanlar nelerdir? Devletin borcu da, şahısların borcu da gün geçtikçe arttı. Nasıl ödeyeceğiz? İflas ve iş bırakmalar, şimdiye kadar hiç bu kadar olmamıştı. 2022’de 1.9 trilyon TL’lik bütçe, 6 ayda bitirilmiş, 1.1 trilyon TL. ek bütçe uygulanmıştır. Daha sonraki yıllarda benzer durum devam etmiştir. İhracat, ithalatı hiçbir zaman karşılayamamıştır (%70 ve altında). Dış ticaret zararı 2022’den itibaren hep yükselmiştir. 2022’de 9 aylık zarar, 83 milyar 819 milyon dolardır. Bankalar devletten (TCMB’ndan) %12 ile borç alıp, kamu kuruluşlarına (yani yine devlete) %24-26 faizle borç vermiş, durduk yerde %100 kâr etmişlerdir.[*] Boyalı basın bunları bilmese bile, öğrenemez mi? Emeklilerin perişanlığını, esnafın durumunu, açlık sınırının altında ücret alanları, buna karşılık 5 yerden maaş alanları tekrarlamaya gerek yok. Yandaşlar hariç, herkes bunları görüyor, biliyor.
Boyalı basının yandaş yazarı, son 25 yılın yapılanlarına “devrim” diyor. Yanlış okumadınız devrim niteliğinde diyor. Neler bunlar, bakalım:
– Özelleştirilen, yeniden yapılandırılan ve kapatılan (satılan diyemiyor) kurum ve kuruluşlarda çalışan personele, diğer kurum ve kuruluşlara nakil hakkı tanındı. Yani mevcut hakları ellerinden alınıp açlığa ve ölüme gönderilmediler. Buna devrim deniyor. Devrimin ne olduğunu bilmeyenler öğrensin, bilenler utansın. Bu kurum ve kuruluşlar neden satıldı, kime satıldı, mecburiyet var mıydı, muhasebe yapan yok.
– Sosyal Güvenlik Kurumları tek çatı altında birleştirilmiş, böylece sosyal güvenlik reformu hayata geçirilmiş. Bağkur, İşçi Sigortaları, Emekli sandığı birleştirilince aradaki veya kendi içlerindeki uçuruma yakın farklılıklar giderilmiş mi? Bürokratik bir işlem değişikliği, reform mu oluyor?
– Sağlık giderlerini karşılama (sanki ilk defa yapılıyor), genel sağlık sigortasındaki iyileştirmeler (olmuştur, doğrudur), bunlar devrim niteliğini haiz midir? Sosyal, iktisadî devrimlerin ne olduğunu bilenler cevap versin.
– 1 Mayıs’ın tatil yapılması da bir devrim imiş. Eğer mesele işçi hakları meselesi ise, bunu nasıl karşıladığımız önemlidir. Tatil ile mi karşılayacağız? Bu da bir hakkın yerine getirilmesidir ama, maden işçilerinin bugün çektikleri çileler, ücretlerini bile alamamaları, patronun işçiye tercih edilmesi örnekleri hala var ise, bu tatil ne işe yarar?
– Emekliye verilen bayram ikramiyesini (doğrusu bahşişi), bir devrim, reform niteliğinde görmek ayıp olmuyor mu? Hele, para tutabilmek için bankaların reklam yarışı yaparak promosyon vermesini siyasî iradenin bir devrimi saymak ne?
Orta yerde devrim falan yoktur da karşı devrimden söz etmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetine, kuruluş felsefesine, tarihi süreçteki kahramanlıklarına, başarılarına, karşı çıkan, kısa sürede elde ettikleri birikimlerine göz diken bir zihniyet ve hareketler zinciri, olsa olsa karşı devrim olur.
Rakamlar Mehmet Gözay’ın çalışmalarından ve TÜİK’ten elde edilen verilerden alınmıştır.
bugün çektikleri çileler, ücretlerini bile alamamaları, patronun işçiye tercih edilmesi örnekleri hala var ise, bu tatil ne işe yarar?
– Emekliye verilen bayram ikramiyesini (doğrusu bahşişi), bir devrim, reform niteliğinde görmek ayıp olmuyor mu? Hele, para tutabilmek için bankaların reklam yarışı yaparak promosyon vermesini siyasî iradenin bir devrimi saymak ne?
Orta yerde devrim falan yoktur da karşı devrimden söz etmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetine, kuruluş felsefesine, tarihi süreçteki kahramanlıklarına, başarılarına, karşı çıkan, kısa sürede elde ettikleri birikimlerine göz diken bir zihniyet ve hareketler zinciri, olsa olsa karşı devrim olur.