YARIM KALAN NEFESLER

 

Türk siyaseti yalamaya dönmüş. Siyasî yazmak, yarım saatlik mesele… Bazen daha kısa sürdüğü de oluyor. Sendikal konuları ele almak da zor değil çünkü malzeme çok, MEB’ de her şey sorun. Ama edebiyat öyle değil! Silip silip yeniden yazıyorum, yazı istediğim şekle hiç ulaşmıyor.

 

Türkçe ve edebiyat eğitimi almama rağmen bir zamanlar roman okumayı dünyanın en gereksiz işi olarak görürdüm. Roman okuyarak kendimin birilerinin hayatına müdâhil olmasındansa siyasî kitaplarla yoğrulmak bana daha cazip gelirdi. Hem siyasî hem de tarihî kitaplarla yıllarca boğuştum. İddia edebilirim ki bu alanda okumadığım çok az kitap vardır.

 

Bir nehirde iki kez yıkanılmaz, der Herakleitos. Sonuna kadar doğru! Öğrenebileceği her şeyi öğrendikten sonra insan zamanla başka alanlara yöneliyor. Siyasetten sonraki durağım sadece akademik çalışmalar için kapağını açtığım romanlar oldu. Bir süre sonra romanları siyaset kadar çok sevdiğimi fark ettim.

 

Roman dünyasıyla o kadar haşır neşir oluyordum ki yazarların özel hayatlarını merak eder olmuştum. Bi çeşit edebî magazindi bu benim için. Tabi, hepsinin değil! Sadece sevdiğim yazarların… Mesela Tanpınar: hem eserleri hem fikirleri sebebiyle Türk edebiyatının ilâhıdır. Takdir edersiniz ki hangi edebî yazıda Tanpınar’ ın fikrine, sözlerine başvurulmamıştır?

 

Okurları adına ne kadar heyecan verici olduğunu bir kenara bırakırsak yazarlar adına herhalde en kötü talihsizlik, günlüklerinin ortaya çıkmasıdır. Makalelerinde, şiirlerinde, sosyal yaşamında, romanlarında eleştirmediği hatta sevdiğini anladığımız birçok arkadaşına dair özel ve gerçek duyguların döküldüğü satırların gün yüzüne çıkması edebiyatın nirvanasıdır. İşte bu doruğa 2008’ de Tanpınar’ ın günlükleri ortaya çıkınca ulaşmıştık. Öğrencileri Prof. Dr. İnci Enginün ve Prof. Dr. Zeynep Kerman’ ın hazırladığı Günlüklerin Işığında Tanpınar’ la Başbaşa, Tanpınar’ ın ömrünün son 9 yılına ışık tutuyor. Tanpınar kimi severmiş, kimden nefret edermiş, Osmanlı’ yla ilgili ne düşünürmüş, Yahya Kemal, Peyami Safa, Mehmet Akif, Orhan Veli, Demokrat Parti ve diğerleri… Günlük falan tutmam ama inanın böyle bir talihsizlik, başıma gelsin istemem, çok sevdiğim halde Tanpınar’ ın yerinde olmak bile…

 

Ha bunlar neyse! Bir noktada anlaşılır. Neticede Tanpınar bekârdı, hiç evlenmedi, özel hayatına dair yazabileceği çok ayrıntı yok. Peki, Ahmet Arif’ e ne demeli! Onun durumu daha vahim! Adamın aşk mektuplarını yayınladılar!

 

Ahmet Arif, hecenin lirik şairlerinden… Şiirimizin son asrında sözcüklere efsûnlu anlamlar yüklemekte herhalde Ahmet Arif çağdaşlarından daha mâhirdir. Hasretinden Prangalar Eskittim, Yunusça söyleyişin günümüze yansımasıdır. Ahmet Arif her şeyden önce sehl-i mümtenî ustasıdır. İşte böyle bir adamın aşk mektubu yazdığını düşünün. Hiçbir aşk şiiri Leylim Leylim’ in mensûr güç ve derinliğine ulaşamamıştır. Ömrümde ilk defa bir kitabı üçüncü sayfasında bıraktım. Leyla Erbil bence çok şanslı!

 

Ünlü Rus yazar Vladimir Nabokov da silsileye eklenenlerden… The Original Of Laura/ Laura’ nın Aslı’ nı tamamlayamadı. Eşi Vera ve oğlu Dimitri’ den yarım kitabı imha etmelerini istedi. Tabi ki oğul Nabokov vasiyeti yerine getirmedi. Roman 1977’ den sonra 32 sene boyunca bir İsviçre bankasının kasasında saklandı ve 2009’ de Dimitri Nabokov romanı İngiltere’ de yayınladı. Nabokov neden bu istekte bulundu bilinmez ama benim edebî yazı yazarken gösterdiğim acizliği belki de son romanında ortaya saçmıştı. Kitabın sağ tarafa doğru silinen kapak fotoğrafı aslında içeriğini resmediyor, eklemek isterim.

 

Nabokov’ un ilk roman katliamı değildi, daha önce benzer çılgınlıklar yapmıştı. 1955’ te yazdığı Lolita’ yı çöpe attı ve eşinden yakmasını istedi. Eşi Vera romanı çöpten alarak yayınladı, roman satış rekorları kırdı, daha sonra filme uyarlandı.

 

Gelelim soyadı kadar şiirleri de ilginç bir şaire: Hasan İzzettin Dinamo’ nun ’’Türkiye Sovyet Cumhuriyeti’’ adını taşıyan henüz müsvedde halde bulunan şiir kitabına 1944’ te TBMM; polis baskınıyla el koydu, şair 1 yıl hapse mahkûm oldu. 1989’ da aramızdan ayrılan şairin ölümünün 25. yılında müsveddeler meclis tutanaklarından bulunarak tam 69 yıl sonra Tekin Yayınevi’ nden çıkan ’’Ateş Ormanları Arasında’’ adıyla okurlarıyla geçtiğimiz yılın eylül ayında okurlarıyla buluştu. Görüşü ne olursa olsun 69 sene tozlu raflarda kalmış şiirler, her zaman heyecan uyandırır.

 

En Agosto nos Vemos/ Ağustosta Görüşürüz, 17 Nisan’ da kaybettiğimiz Kolombiyalı yazar Marquez’ in ömrünün son günlerinde tamamladığı ve ağustosta yayınlanacağı söylenen romanının adı… Henüz böyle bir mirasın kalıp kalmadığı belli değil ancak ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Hatta romana ait olduğu iddia edilen paragraf uzunluğunda bazı bölümler internette dolaşmaya başladı bile. 87 yıllık hayatının son romanı herhalde tüm edebiyat çevrelerince heyecanla bekleniyordur. Marquez hazinesi taçlanmış olur.

 

Bir not olarak son paragraf; yüzlerce, binlerce köşe yazarından üç beşi hariç yazmamış hatta kendini Tanpınar zanneden Doğan Hızlan bile. Köşe yazarlarının Marquez’ e vefasızlığını anlayamadım. Köpek gibi acı çeksen bile gazetecilik en iyi meslek, gazetecilik; sözünü bu gazeteciler için söylememiş bence Marquez.

 

 

Yücel ÖNDER