GÜNCEL

İnsan Olabilmenin Sessiz Yükü

İnsan olabilmenin anlamını, vicdanı, merhameti, sorumluluğu ve ahlaki seçimi derin bir bakışla ele alan Av. Faruk Ülker’in “İnsan Olabilmenin Sessiz Yükü” adlı deneme yazısı.

Av. Faruk Ülker yazdı

İnsan olabilmek düşüncesi, yalnızca biyolojik bir varlık olmayı değil; aynı zamanda bilinçli olmanın ve sorumluluk duymanın mana ve anlamını da içerir. Lamarck ya da Darwinci evrimsel değerleri tartışmayacağım; doğru ya da yanlış olması ayrı bir konudur, bu yazının konusu değildir. Bu yüzden “İnsan düşünen bir hayvandır.” demeyeceğim asla…

İnsan düşünen bir canlıdır ama onu gerçekten insan yapan değer; düşündüğünün farkında olma bilincidir. Acı çeker, üzülür, sevinir, yaptıklarını sorgular, sorumluluk duyar; eşini, işini, çocuklarını, ülkesini ve ortak değerlerini sever, savunur. Kederde de kıvançta da paylaşır.

Bu yönüyle insan olarak yaratılmış olsa da, insan olabilmek bir seçim, bir tercih hâline dönüşür. Herkes doğar, büyür, gelişir fakat herkes insan olarak kalamaz… İnsan oğlu hem eşref-i mahlûkattır; yani mahlûkatın en şereflisidir. Hem de şahsına münhasırdır; kendine özgü davranışları ve karakteri olan bir varlıktır. Yaratılmışların en üstünüdür ama aynı zamanda en tehlikelisi ve en korkuncudur.

İki zıt özelliği de aynı bünyede taşır insan… İyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı, güzelliği ve çirkinliği, aydınlığı ve karanlığı, merhameti ve acımasızlığı, adaleti ve zulmü, hak ile haksızlığı aynı bünyede, aynı ruhsal bütünlük içinde taşıyan şahsa münhasır bir varlıktır insan.

Çelişkiler içinde tercih yaparak ya insan olarak kalabilir ya da insan olmanın değerlerinden uzaklaşarak yönünü çizer…

İnsan olmak bambaşka bir şeydir; içinde farklı duyguları taşısa da çoğu zaman nefsini aşmak, başkasının acılarını kendi acısı gibi hissedebilmek, sevinçlerine ve kederlerine ortak olabilmektir.

Bu yönüyle insan olmak, Yunus’un tabiriyle:
“Yaratılanı, Yaradan’dan ötürü sevmektir.”

İnsan olmak, her olayda ve her şeyde haklı çıkmak değil; vicdanlı olabilmektir. Güçlü olmaktan çok adaletli olmaktır. Yaşamak kadar yaşatmayı da gözetmektir. Empati yaparak karşısındakini anlayabilme yeteneğidir.

Şairin deyişiyle:
“Harabat ehlini hor görme zâkir,
Defineye mâlik viraneler var.”

diyebilmenin sırrına erişebilmektir insan olmak…

Nice insanlar vardır ki dış görünüşe bakarak çoğu insana selam bile vermezler. Hâlbuki kimse bilmez; belki de selam vermeye lüzum görmediğin kişi, ahiretin ve insanlığın sultanıdır diye düşünebilmektir insan olabilmek.

Kendi dışındaki canlı ya da cansız varlıklara; hayvanlara, ağaca, ota, böceğe, suya, toprağa, havaya saygı duymak ve onları korumak için çaba göstermektir.

İnsan zaman zaman kendini muhasebeye çekmelidir. Sevgiye muhtaç, aç ve susuz kalmış, sokakta yaşayan hayvanlara bir el uzattım mı acaba? Karda, yağışta, soğuk havalarda sokak köşelerinde tir tir titreyen o zavallıların da bana muhtaç olduklarını hiç düşündüm mü? Bu soruyu sorarken içimiz yandı mı?

Onlara bir el uzatmak, bir dokunmak insan olduğumuzu hatırlatır bize. Kucağında mırıltıyla uyumak için seni bekleyen bir kediden sabrı ve sevgiyi öğrenmektir. Sana sevgiyle, hasretle bakan bir köpeğin gözlerindeki sadakati fark edebilmek; ona yaklaşmak, sevmek, okşamak ve yalnızlığını giderebilmek eksilen insanlık duygusunu geri verir.

Kuşların kanatlarındaki özgürlüğe imrenmek, onları sevmek ve saygı duymaktır. Sokakta aç kalmış, kimsesiz bir yetimin başını okşamak, karnını doyurmak ve ihtiyaçlarını gidermekten haz duymaktır insanlık. Küçük elleriyle boya sandığını sırtında taşıyan bir çocuğun acısını hissetmek; paylaşmak ve kimsesizlerin beklediği kimse olabilmektir…

Sessizliğin sesinden sabrı öğrenmek, bir köpeğin karşılıksız sadakatinden ahde vefayı öğrenmektir insanlık.

Kapıda bekleyen bir umut olmak, yol boyunca köpeğinle yan yana yürümenin verdiği huzuru yaşamaktır insan olmak. Kuşların kanat çırpışlarındaki ahengi bir şarkı gibi hissedebilmektir…