GÜNCEL

Zaferler Ayı, 30 Ağustos Ve Kurtuluş Savaşı Destanı

Prof. Dr. İbrahim Öztek, zaferlerle dolu Ağustos ayını, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı ve Türk milletinin varoluş mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı destanını tarihsel yönleriyle ele alıyor.

Prof. Dr. İbrahim Öztek

Ağustos ayı, şanlı tarihimizi zaferlerle süslemiş bir aydır. 30 Ağustos 1071 Malazgirt, 11 Ağustos 1473 Otlukbeli, 23 Ağustos 1514 Çaldıran, 23 Ağustos 1514 Mercidabık, 29 Ağustos 1526 Mohaç meydan savaşları, 29 Ağustos 1521 Belgrad’ın fethi, 1 Ağustos 1571 Kıbrıs’ın fethi, 23 Ağustos 1921 Sakarya meydan savaşı, 26-30 Ağustos 1922 Büyük taarruz ve Başkumandanlık Meydan Savaşı hep bu ayda gerçekleşmiştir. Savaşların bir kısmının diğer Türk devletlerine karşı yapılmış olması üzücüdür. Fakat bir kısım savaşlar Türklerin Orta Asya ve İran üzerinden Anadolu’ya, Anadolu’dan da Avrupa içlerine akınları ve fetihleri sonucu kazanılmıştır.

26 Ağustos 1071 Malazgirt savaşı ve zaferi, Türk tarihinde nasıl bir dönüm noktası ise, 26 Ağustos’ta başlayan ve 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanan Kurtuluş savaşı da Türk milleti için bir dönüm noktası olmuştur.

Büyük Türk Selçuklu İmparatoru Alparslan’ı Romen Diyojen Malazgirt’te karşılamıştır. O zamanki Konstantinopolis’ten (İstanbul’dan) kalkıp, Anadolu’yu baştan başa geçerek, Anadolu’nun bir diğer ucunda, Van’ın biraz kuzeyindeki Malazgirt ovasına iki yüz bin kişilik bir ordu ile gelmiştir. Bu ordu zamanın en büyük ordusudur. İçinde Bizans’a komşu ülke ve devletlerin askerleri de bulunmaktadır. Alparslan ise Oğuz boylu, Türkçe konuşan, Türk subayların yönettiği, öz be öz Türklerden oluşmuş 50 bin kişilik savaşçı bir orduya kumanda ediyordu. Alparslan; istihbarata verdiği önem, milletine has savaş oyun ve taktikleri, savaş stratejisi ve ustaca uyguladığı Turan taktikleri ile Bizans ordusunu birkaç saat içinde yok etti ve Diyojen’i esir etti. Böylece Türklere Anadolu’nun kapılarını yeniden açtı. Yeniden açtı diyorum, çünkü Türkler zaten on, on beş bin yıldır Anadolu’da vardı. Anadolu’da ve Mezopotamya’da MÖ beş-yedi bin yıl önce büyük medeniyetler kurmuş Hititleri ve Sümerleri biliyoruz ama şimdi Göbeklitepe ve çevresinde 14 bin yıl önce yaşamış kavimlerin de Türk kökenli oldukları ortaya çıkıyor.

Büyük Selçuklu veya Anadolu Selçuklu imparatorluğunun mirasına Osmanlı Türk imparatorluğu kondu. Her imparatorluk gibi büyüdü, muhteşem bir yapıya sahip oldu. Dünyanın önemli bir kısmına 500 yıla yakın hükmetti. Son yüz, yüz elli yıl Birleşik Avrupa ve Rusya karşısında geriledi. Batının ilerlemesine ayak uyduramadı. Ülke iyi yönetilemedi. 1881 yılında Duyunu Umumiye ilan edildi. Yani gelişmiş Avrupa ülkelerine o kadar çok borçlanmıştık ki, borcumuzu ödeyecek hiçbir gücümüz kalmamıştı. İmparatorluk iflasını ilan etmişti. Geldiler Payitahta kuruldular. Bugünkü İstanbul Erkek Lisesinde büro açtılar. Ne ürün üretiyorsak hepsine haciz koydular. Birinci Dünya Savaşında da yenildik. Ordularımız esir alındı. Bu sefer bütün topraklarımız düşmanlarımız tarafından işgal edildi. Bize de Ankara ve Sivas civarı bırakıldı. Onu bile bize çok gördüler.

İşte bu durum, hiçbir zaman esareti kabullenmemiş olan milletimizi Kurtuluş Savaşının eşiğine getirdi.

Neden kurtulduk derseniz, hani on beş yirmi bin yıllık tarihe sahiptik ya, işte o tarihimizden silinmekten kurtulduk.

Kim kurtardı derseniz; Osmanlı devletinin yıkılmaması için, devletini ayakta tutabilmek için Trablusgarp’ta, Edirne’de, Çanakkale’de, Bitlis ve Muş’ta, Suriye’de düşmanlarla savaşan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları kurtardı.

Ordu yok dediler, kurulur dedi.

Para yok dediler, bulunur dedi.

Düşman çok dediler, yenilir dedi. Hepsini de yaptı.

Tam dört yıl ülke işgal altında, yokluk, sefalet ve hastalıklar içinde inim inim inledi. Yeniden ordu kuruldu. Yeniden silahlanıldı. Halk çorabını, gömleğini, çarığını, ununu bağrından çıkan bu orduyla paylaştı. Şairin dediği gibi; çünkü bu ordu İslam’ın son ordusuydu.

Ordunun baş komutanı: Çanakkale’de askerine; “size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum” demişti ya, Şimdi de peş peşe “Ya istiklal ya ölüm” “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” “Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez.” “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri” şeklinde emirler yağdırıyordu.

26 Ağustos 1922 sabahı Afyon yakınlarından başlayan büyük taarruz, bizzat Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından görevlendirilen Mustafa Kemal Paşa tarafından yönetildi. Bu taarruzun hazırlığı, başlaması ve düşman hatlarının yarılması o günün savaşlarının stratejisi açısından ihtimal dışıydı. 30 Ağustos günü Dumlupınar’da Başkomutanlık meydan savaşı kazanıldı. Yunan ordusunun büyük bir kısmı imha edildi. Bir kısmı ise esir alındı. Ordularımız 9 Eylül günü İzmir’e girdi.

Milli kuvvetler vatanın her köşesinde zafere koşuyordu. Yok edilen Yunan ve Ermeni orduları yanı sıra Fransızlar, İtalyanlar ve İngilizler Türk kuvvetleri karşısında tutunamayıp, birer birer işgal bölgelerini terk ettiler. En son İngilizler şanlı sancağımızı selamlayarak, İstanbul’u teslim ettiler ve geldikleri gibi gittiler.

Kurtuluş savaşı Türk milletinin var veya yok olma savaşıdır. Kurtuluş savaşı, destanlarla dolu tarihimizin son destanıdır. Türk milleti için ikinci bir Ergenekon’dan çıkıştır. Milletimiz için sonsuza kadar yaşamın anahtarıdır.

Bize bu cennet vatanı bahşeden, başta Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını minnet, şükran ve rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.

Selam, sevgi ve saygılarımla.