Eski Çağ Tarihi Uzmanı Bahtiyar Aydın’ın Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan eğitim, alfabe, ekonomik hayat ve toplumsal yapı değerlendirmeleri, alışılmış tarih anlatılarına yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Aydın, özellikle “1928’de alfabe bir gecede değiştirildi ve toplum bir anda cahil bırakıldı” şeklindeki yaklaşımın eksik olduğunu savunurken, alfabe tartışmalarının Osmanlı döneminde çok daha önce başladığına dikkat çekiyor.
Aydın’ın değerlendirmeleri yalnızca harf değişikliğini değil, Osmanlı döneminde Türklerin eğitimden ekonomiye, şehir hayatından mesleki yaşama kadar hangi konumda bulunduğu sorusunu da gündeme getiriyor.
“OSMANLI’DA GÜMÜŞHANELİ BİR KÖYLÜ İSTANBUL’DA NE YAPABİLİRDİ?”
Aydın, Osmanlı toplumundaki sosyal yapıyı anlatırken kendisini Gümüşhaneli bir köylü üzerinden örneklendiriyor.
“Osmanlı’da ben Gümüşhaneliyim, köy çocuğuyum.” diyerek başlayan Aydın, o dönemde İstanbul’a gelen sıradan bir Anadolu köylüsünün yapabileceği işlerin sınırlı olduğunu savunuyor.
Aydın’a göre böyle bir kişi için en fazla hamallık gibi işler söz konusu olabilirdi. Ancak İstanbul’da hamallık yapabilmek için dahi izin ve kefalet mekanizmalarından geçmek gerekiyordu.
İSTANBUL’DA ÇALIŞMAK İÇİN YOL VİZESİ İDDİASI
Bu noktada muhtesip teşkilatına dikkat çeken Aydın, bu yapının belediye, zabıta ve polis işlevlerini yerine getirdiğini belirtiyor.
İstanbul’da çalışmak isteyen kişinin yol vizesi almak zorunda olduğunu belirten Aydın, şehir eşrafından iki kişinin kefaletinin istendiğini ve belirlenen sürenin aşılması hâlinde kişinin nezarete atılabildiğini ifade ediyor.
“TÜRK CEPHEDE KAN DÖKTÜ, EKONOMİDE GERİ KALDI”
Aydın’ın değerlendirmesinde en sert ifadelerden biri Osmanlı’daki toplumsal iş bölümü üzerinden geliyor.
Aydın, Türklerin bir taraftan Libya’dan Trablus’a, Fizan’dan Yemen’e kadar uzanan coğrafyalarda savaşırken, diğer taraftan Anadolu’da tarım ve hayvancılıkla sınırlı bir ekonomik hayat içerisinde kaldığını savunuyor.
Yıllarca süren Yemen savaşlarına dikkat çeken Aydın, Türklerin uzun süre boyunca savaşlarda kan döktüğünü ifade ediyor.
Bu değerlendirmeye göre ortaya çıkan tablo şöyle özetleniyor:
Türk savaşacak, Anadolu’da tarım ve hayvancılıkla uğraşacak; ekonomik hayatın önemli alanlarında ise başkaları öne çıkacak.
“BANKA ONLARIN, BORSA ONLARIN…”
Aydın, Osmanlı’nın ekonomik yapısını değerlendirirken azınlıkların ticari ve mesleki hayattaki konumuna dikkat çekiyor.
Anadolu’da 1930’lara kadar köy bakkalları, eczacılar ve doktorlar üzerinden örnekler veren Aydın, ekonomik ve mesleki alanlarda azınlıkların önemli bir ağırlığa sahip olduğunu ileri sürüyor.
İstanbul’daki tabloyu ise daha sert ifadelerle anlatıyor.
Boğaz’ın iki yakasındaki yalı ve köşklerde azınlıkların yaşadığını, banka ve borsa gibi ekonomik alanlarda da onların öne çıktığını savunan Aydın, Türklerin iktisadi teşebbüslere katılımının sınırlı kaldığını iddia ediyor.
Bu noktada tartışma yalnızca ekonomik hayatla sınırlı kalmıyor.
Eğitimden ticarete, mesleklerden şehir hayatına kadar uzanan bir toplumsal yapı sorgulanıyor.
“HALK NEDEN OKUMA YAZMA ÖĞRENEMEDİ?”
Aydın’ın değerlendirmelerindeki en önemli başlıklardan biri ise eğitim.
Osmanlı’da okuma yazma meselesinin 1850’lerden itibaren ciddi biçimde tartışılmaya başlandığını belirten Aydın, alfabenin değiştirilmesine yönelik tartışmaların Cumhuriyet döneminden çok önce başladığını savunuyor.
Aydın, 1864’ten itibaren bu konudaki toplantı ve kongrelerin devam ettiğini, dönemin nazırlarının da tartışmalara katıldığını ifade ediyor.
Tartışmanın merkezindeki soru ise şöyle aktarılıyor:
“Okuma yazma öğretmeden bu halktan nereye kadar gideceksiniz?”
Aydın’ın yaklaşımına göre bu soru, Osmanlı’nın son döneminde eğitim sorununun ne kadar ciddi bir mesele hâline geldiğini gösteriyor.
“BİR GECEDE ALFABE DEĞİŞTİ” SÖZÜNE SERT İTİRAZ
Aydın’ın en dikkat çekici eleştirisi, harf inkılabına ilişkin yaygın anlatıya yönelik.
“Bir gecede alfabe değişti.” şeklindeki yaklaşımın tarihsel süreci eksik bıraktığını savunan Aydın, alfabe tartışmalarının Osmanlı’da yaklaşık 70 yıl boyunca devam ettiğini belirtiyor.
Aydın’a göre mesele yalnızca 1928’de alınan bir karardan ibaret değil.
Öncesinde onlarca yıl süren bir tartışma var.
Bu nedenle Aydın, “bir gecede değişti” anlatısının öncesindeki 70 yıllık tartışmanın da hesaba katılması gerektiğini savunuyor.
ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE ARNAVUTLARIN ALFABE TARTIŞMASI
Aydın, II. Abdülhamid dönemindeki Arnavutların alfabe tartışmasını da bu görüşüne örnek gösteriyor.
Anlatıma göre İstanbul’da yaklaşık 3 bin, Arnavutluk’ta ise 15 bin kişi, alfabe değişikliği tartışmaları kapsamında yürüyüş gerçekleştirdi.
Aydın, bunun temelinde halkın mevcut alfabeyi öğrenemediği ve okuryazarlık sorununun büyüdüğü yönündeki düşüncelerin bulunduğunu belirtiyor.
Buradan hareketle Aydın, alfabe tartışmasının Cumhuriyet’le başlamadığını; Osmanlı’nın son döneminde de ciddi biçimde gündemde olduğunu savunuyor.
“AZINLIKLAR OKUDU, DOKTOR VE MÜHENDİS OLDU; TÜRKLER NEDEN GERİ KALDI?”
Aydın’ın değerlendirmelerindeki en sert soru ise bu noktada ortaya çıkıyor.
Osmanlı’daki azınlıkların Latin alfabesini kullanarak eğitim aldığı ve doktor, mühendis, büyükelçi gibi mesleklerde görev yaptığına dikkat çeken Aydın, Türklerin aynı dönemde neden benzer ölçekte eğitim ve meslek imkânlarına ulaşamadığını sorguluyor.
Bu yaklaşım, tartışmayı doğrudan alfabenin ötesine taşıyor.
Sorun yalnızca hangi alfabenin kullanıldığı mıydı, yoksa Türk toplumunun eğitimden ekonomiye kadar sistemin hangi noktasında dışarıda bırakıldığı mı?
Tarihin Tartışma Başlıklarından Biri: Alfabe Değil, Eğitim
Bahtiyar Aydın’ın değerlendirmeleri, Türkiye’de yıllardır devam eden alfabe tartışmasını yeniden farklı bir zemine taşıyor.
Bir tarafta “1928’de alfabe değişti ve toplum cahil bırakıldı” iddiası bulunuyor.
Diğer tarafta ise Aydın’ın dikkat çektiği, Osmanlı döneminden itibaren devam eden uzun süreli alfabe, eğitim ve okuryazarlık tartışmaları var.
Ancak Aydın’ın yaklaşımında asıl tartışılması gereken nokta daha geniş bir çerçevede ele alınıyor:
Türk toplumu neden eğitimde, ekonomide ve şehir hayatında istediği konuma ulaşamadı?
Eğer mesele yalnızca alfabe ise Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan alfabe tartışmaları nasıl açıklanacak?
Eğer mesele yalnızca 1928 ise 1850’lerden itibaren devam eden okuryazarlık tartışmaları nereye oturuyor?
Ve daha da önemlisi:
Bir toplumun geri kalmasının bütün sorumluluğunu bir gecede değişen alfabeye yüklemek, Osmanlı’nın son dönemindeki eğitim ve ekonomik yapıyı görmezden gelmek anlamına gelmez mi?
Bahtiyar Aydın’ın ortaya koyduğu tartışma tam da bu noktada önem kazanıyor.
Çünkü mesele yalnızca alfabenin değişmesi değil; bir toplumun neden okuyamadığı, neden ekonomik hayatta yeterince yer alamadığı ve neden eğitimde geri kaldığıdır.
Tarih, yalnızca “bir gecede ne oldu?” sorusuyla değil, o geceye gelene kadar geçen 70 yılın nedenleriyle birlikte okunmalıdır.