Başkanlık sistemi tartışmaları yeniden ivme kazandı. Bu konuda farklı bir bakış açısı ile yazılmış önemli bir yazıyı dikkatlerinize sunuyoruz.

Seçim serisinin üzerinden az zaman geçmesine rağmen Türkiye yeni bir seçime doğru gidiyor. Bunu hükümetin uygulamalarından anlıyoruz.

Üçüncü Boğaz köprüsü, Körfez geçiş köprüsü ve üçüncü havaalanı inşaatlarının bolca gündeme taşınması, inşa sürecinin belirledikleri bir zamana yetiştirilmek üzere hızlandırılması, seçim öncesi vaatlerin daha önceki uygulamalar gibi hasıraltı edilmeden peyderpey olsa da uygulamaya konulması, direk veya dolaylı olarak hükümete bağlı kurumların toplumsal bilinçaltına yönelik reklamlarından seçim niyeti anlaşılıyor.

Yapılacak seçimin yeni anayasa ve başkanlık referandumu olacağı devletin zirvesinin sözlerinden de açıkça belli oluyor.

Bu safha da 4 Ocak 2016 Pazartesi tarihinde Davutoğlu MHP’ye gelecek. MHP cephesinde Başbakanın koalisyon görüşme sürecinde takındığı tavır ve güvenilmezliği haklı olarak olumsuz bir algı oluşturuyor.

MHP’nin başkanlık sistemine muhalefeti toplum bazında biliniyor. AKP ise başkanlık ve yeni anayasa ile ilgili olarak MHP ile görüşecek. Bu şartlar altında bu görüşmenin sonucuna göre referanduma yönelik olarak AKP cenahının profesyonelce halka dönük yalan-yanlış-çarpıtma anlayışına dayalı şikayeti söz konusu olacak. Bu şikayet üzerine gelecek olan sandıktan çıkacak sonucu şimdiden tahmin edebiliriz.

İşte tam bu safhada MHP’nin eline AKP’nin samimiyetini test etme fırsatı gelmiş bulunuyor. MHP ve ülkücü camianın başkanlık ve yeni anayasa ile ilgili tutumunun altında dört önemli çekince bulunmaktadır.

Bu çekincelerden ilki anayasada yer alan “Türk” lafzı ve bu lafzın içeriği ile ilgilidir.

Diğer üç çekince ise üniter yapının korunması, totoliterleşme kaygısı ve iki partili sistem dayatmasıdır.

Eğer Sayın Erdoğan ve AKP’nin niyeti öncelikle ülke menfaati için başkanlık sistemi ve yani anayasa talebiyse o halde bir orta yola açık olmaları icap edecektir.

Bu safhada MHP’nin başkanlık sistemi ve anayasa değişikliğine yönelik olumlu bir tavır sergilenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

MHP açıkça, çarpıtmaya mahal vermeyecek şekilde üniter devletin devamı, totoliter tutumları engelleyecek düzenlemelerin ilavesi, çok partili bir sistemin tercihinin kabulü halinde başkanlık sistemine ile anayasada Türk terim ve tanımının yer aldığı bir anayasa değişikliğine destek vereceğini açıklamalıdır.

Anlaşılıyor ki, Sayın Erdoğan “Türk tipi başkanlık” ve “Hitler Almanyası” söylemleri ile bu tür bir değişiklik arayışındadır. Dünya genelinde başkanlık sistemiyle yönetilen devletlerde üniter yapının uygulanmadığı gerçeğinden dolayı örnek ararken Hitler Almanyası bile misal olarak ortaya atılabilir hale gelmiştir.

Aslında devrimci bir zihin illa başka bir örnek aramaz, aramamalıdır. Biz Sayın Erdoğan’a bu konuda destek verelim.

Bir toplum ancak kendi dinamiklerine uygun olarak çağın gereklerine uyum sağlayan bir toplusal sistem kurarsa en kalıcı uygulamayı gerçekleştirmiş olur.

Bizim toplumumuzun devlet yönetimi çift başlılığı kaldırmamış, yönetimin tek elde toplanmasının getirdiği sancıları da yaşamıştır. Ancak her iki problematiğin çözümü  de Türk-İslam devlet ve toplum geleneğinde mevcuttur.

Türk Budunu Kağanı işbaşına getirir, ama onu “töre” ile kontrol eder. Türkler Müslüman olduktan sonra İslam dininin toplum idaresi ile ilgili dogmaları da töre ile birlikte kağanın otoritesine karşı denge unsuru olarak uygulanmaya çalışılmıştır. Bu deneme bazı durumlarda işlemiş, bazı durumlarda işlememiştir.

Hukuk ahlakın yazıya geçirilmiş şekli ile başladığına göre şimdi elimizde bir imkan bulunuyor. Sayın Erdoğan ve AKP başkanlık sistemi ile anayasa değişikliğinde devlet başkanının keyfi tavır takınmasını önleyecek güç ve kuvvette yargı bağımsızlığını esas alan bir sistemi kabul ederlerse sorun çözülmüş olacağı gibi dünyada başka örnek aramaya gerek kalmayacak, dünyaya örnek vermiş olacağız.

Bu çerçevede Türk vurgusunun yapıldığı, üniter yapıyı koruyan, yargı bağımsızlığını gerekli güvenceye kavuşturan anayasa değişikliği ile seçim sistemini çok parti esasına göre düzenleyen bir noktada anlaşma sağlanabilir.

Devletimizin bütün vatandaşlarını hatta ön ve arka bahçelerini kucaklayıcı bir kimlik tanımına ihtiyacı olduğunu düşünenler mevcut olmakla birlikte aslında bu kimlik tanımı bizzat “Türk” kelimesinin içinde saklı bulunuyor. Türk sözcüğünün içini dolduracak ve toplumsal kabul görecek olan ilacı Cumhuriyetin kurucusu zaten vermişti; “Enasir-i İslam”

Bazen şerden de hayır çıkabilir, bu uzlaşma ülkemiz için hayırlı bir vaka olacaktır.

Eğer bahsettiğimiz noktalarda AKP yan çizerse görüşmenin ilk anından itibaren keyfitet canlı yayın ile halka arz edilmelidir. Bu arz çok güçlü ve sine-i millete yönelik olarak yapılmalıdır. Bu safhadan sonra Türk seçmeninin bulunduğu her sanal mekan, her sosyal mekan sonuna kadar değerlendirilmeli, halka gerçekler yoğun bir çalışma ile anlatılmalıdır.

Yok, sıra savma şeklinde bir Salı konuşması v.b. yasak savma kabilinde beyanatlar ile durum idare edilmeye çalışılırsa bilinmelidir ki, tek amaç AKP’ye hizmet etmek olacaktır.

Dileriz ne MHP yönetimini eleştirmek, ne de Sayın Erdoğan ve AKP’ye olumsuz duygular beslemek zorunda kalmayız.

Şartlar Türkiye ile İsrail’i bile yakınlaştırabiliyorsa, MHP ile AKP’yi yakınlaştırması zor değildir. AKP’nin 7 Haziran sonrası söylem değişikliği ve büyükşehir yasasında ki geri dönüş AKP açısından MHP çizgisine gelen değişiklikleri gösteriyor. Bundan sonrası durumun ismini koymak olacaktır.

Öte yandan anayasa değişikliği siyasi partiler kanunu değişikliğini de zorunlu kılmaktadır. Bu durum 12 Eylülün getirdiği parti içi demokrasiyi örseleyen, lider sultasının önünü açan partiler kanununda değiştirilmesi imkanını getirmektedir.

Cari yasalar belki liderlerin yerini kuvvetlendiriyor ama geleceğimizi bizden çalıyor.

Hülasa biz parlamenter sistemi içinde barındıran, gerekli düzenlemeler ile diktatörlüğe gidişin önünü tıkayan, eyalet sisteminin değil yine vilayet sisteminin olduğu anayasa da Türk kimliğinin örselenmediği aksine yeniden kapsayıcı bir tanıma kavuştuğu bir başkanlık sistemini teklif ediyoruz. Böyle bir sistem mümkün görünmüyorsa şu anda uygulanan sistemin tamir edilmesi en doğru olandır.

Gelin, sizi tarih yazsın. Tarihe demokratik, milli bir sistem kuran ve milletimizin geleceğini inşa eden liderler olarak geçin.


Halil KONUŞKAN