EKONOMİ

Kriz Ve Güç Fırsatçılarını Unutmayacağız!

"Ekonomik krizler atlatılır ama toplumsal fırsatçılık ve ahlaki çöküş gerçek felakettir!" Sabri Şenel, kriz vurguncularını ve yönetimsel hataları kaleme aldı.

✍ | Sabri ŞENEL'in kaleminden ... - 18.07.2026

Siyasi iktidarın ülke ekonomisini kötü yönetmesinden kaynaklanan ağır sonuçları hep birlikte yaşıyoruz. Krizi fırsata çevirip spekülatif kazanç elde etme, servetine servet katma gibi ahlak dışı davranışları izlemeye ve bunlara içlenmeye devam ediyoruz. Eline fırsat geçen, makul ve meşru kâr sınırını aşan fırsatçı ve kişiliksizlerin; ahlak, erdem, adap, izan ve insaf yoksunu davranışları toplumsal hafızaya kazınıyor.

Ticari vb. alanlarda çok kazanma arzusu insani, iktisadi, dinî ve toplumsal kurallara tabidir. Aksini yapmak; yasa dışılık, modern eşkıyalık, vicdansızlık ve insanlık dışı bir tutumdur. Marketler adeta etiket basma işine girmiş gibiler; ürettikleri etiketlerin baş müşterisi yine kendileri oldu. Enflasyon için açıklanan resmî rakamlar inandırıcı değildir. Ancak enflasyonun bir yerlerden dizginlenmesi hem kamusal hem siyasi hem de toplumsal bir sorumluluk gerektirir.
İktidar, kendi siyasi sorumluluğunun bedelini elbette ödeyecektir. Fakat bütün sorumluluğu iktidara yükleyip garibanın, çaresizin ve dar gelirlinin ezilmesine sebep olan, esnafı iflasa sürükleyen şartları kronik hâle getirmek; hep birlikte bindiğimiz dalı kesmektir. İlkesiz, ölçüsüz ve sınırsız bir şekilde maksimum kâr elde etme davranışı; ticaret ve yaşam zeminini yok etmektir.

Uluslararası ticaret, dünyanın her tarafında koruma tedbirleriyle sınırlanır; gelişmiş ülkelerde bile bu durum böyledir. ABD ve AB vb. ülkeler ekonomilerini koruma tedbirleri alırken, bunu tek taraflı bir dayatmaya dönüştürerek bir sömürü düzeni kurmuşlardır. Dünyanın en stratejik coğrafyasında yer alan ülkemizin avantajlarını akıl, bilim ve millî menfaatler ölçüsünde koruyamamak; çapsızlık, ufuksuzluk, kifayetsizlik ve beceriksizliktir.

Bu ülkede nitelikli ve katma değeri yüksek bir üretim inkılabı yapmayan; kendini ülkesine ve milletine adamayan; sadece kendi evlatlarına servet bırakma arzusunu aşıp bunu ülkenin tüm çocuklarının geleceği için hayata geçirmeyen kişiden ne siyasetçi ne devlet adamı ne de insan olur. Aksi bir davranış; ferdiyetçiliği, bencilliği ve benmerkezciliği toplumun her kesimine bir virüs gibi yayar. Oysa ülkenin siyasetçileri ve toplum önderleri, halka rol model olmalıdır. Siyaset; ne bir geçim kapısı ne de kendi yakınlarına servet bırakma uğraşıdır. İktidarı ve muhalefetiyle siyaset kurumu, bu tür yolsuzluk iddialarına daha fazla muhatap olamaz; çünkü bu durum artık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Bu yozlaşma, salgın bir hastalık gibi topluma yayılmıştır.

Mesela tarımsal üretime bakalım: Tarla, bahçe ve bağdan son tüketiciye kadar uzanan süreçte ürün gelirinin adaletsiz paylaşımı; üreteni üretmekten vazgeçirirken tüketiciyi de canından bezdiriyor. Üstelik bu durum, ekonomik faaliyetlerin her alanı için geçerlidir. Bu tedarik zincirini bile ilkeli ve hakkaniyetli bir hâle getiremediğimiz için sınıfta kaldık!
Ekonomik krizler ekonomik tedbirlerle bir şekilde atlatılır. Ancak toplumsal fırsatçılık, ahlak dışı aşırı kazanma hırsı, kriz vurgunculuğu ve edepsizlik; asıl kokuşmuşluk, çürümüşlük ve gerçek felakettir. İşte size canlı bir örnek: Tarla ekilmiyor, bağ ve bostan sahipsiz... Geleneksel meyve bahçeleri hasat edilmiyor; meyveler dalında çürüyor, ağaç diplerinde yok olup gidiyor. Ama beri yanda, yol kenarında meyve ve sebze fahiş fiyatlarla satılmaya çalışılıyor. Çekmeköy Çavuşbaşı yolunda birkaç gün önce bir seyyar tezgâhın önünde durdum. Karadutun kilosu 750 TL, beyaz dutun kilosu 500 TL! Sahi, bu nasıl bir fırsatçılık, nasıl bir çürümüşlük ve toplumsal çöküştür?

Ferde refah ve müteşebbise meşru kâr sağlamanın ötesinde; Türk milletinin hayat müdafaasını, varlığını ve bekasını esas almayan bir ekonomi çökmeye mahkûmdur.