GÜNCEL

“PKK-DEM Birlikteliği Ne İstiyor?”: Çerçeve Yasası Tartışması Büyüyor

Naci Kara'dan PKK-DEM süreci, Çerçeve Yasası, olası af ve terörle mücadele tartışmaları üzerinden Türkiye’nin üniter yapısı ve anayasal düzenine ilişkin çarpıcı değerlendirmeler.

"Hep yazmayayım diye düşünüyorum. Sonra yazıyorum...

Yine yazdım, ama hepinizin çok iyi bildiklerinizi tekrarladım, biliyorum

Yine de bu yazıyı mutlaka okuyun ve eleştirin lütfen. BEKLİYORUM...

*

PKK-DEM BİRLİKTELİĞİ NE İSTİYOR?

Ne istiyorlar?

Cevabı aslında hiç de gizli değil: Devlet!

*

Bugün bunu doğrudan söylemekten kaçınanlar olabilir. Ama yıllardır dile getirilen siyasi taleplere, kullanılan kavramlara ve ısrarla gündemde tutulan hedeflere bakıldığında, meselenin yalnızca “silah bırakma” veya “terörün sona ermesi” olmadığını görmek için siyaset uzmanı olmaya gerek yok. Emin olun her düşünen Türk evladı düşündüğünü anlamaya muktedirdir.

*

Şimdi asıl sorumu soralım: Biz neyin “Çerçeve Yasası”nı konuşuyoruz?

Çerçeve dediğiniz şeyin sınırları belli olur. Nereden başlayıp nerede biteceği bellidir. Kapsamı, amacı ve doğuracağı hukuki sonuçlar açıkça ortaya konulur. Önümüze getirilen 12 maddelik metne bakıyoruz; fakat ortada hâlâ doğru dürüst çizilmiş bir çerçeve göremiyoruz. Yorumlamaya tabi bir metinler topluluğu. En çok PKK ve DEM sevindi. Kürt vatandaşa sorsak, belki de “hiçbir şeyden haberim yok” diyecek.

*

Daha da önemlisi, bu çerçevenin dışında bırakılan taleplerin ne olduğunu bilmiyoruz.

İşte tehlike tam da burada başlıyor.

Çünkü mesele yalnızca birkaç maddelik bir kanun düzenlemesi değildir. Mesele, bu düzenlemenin hangi siyasi projenin ilk hukuki basamağı olduğudur. Ki, DEM Eş Başkanları böyle ifade ediyor.

Bugün “silahların bırakılması”, “demokratik siyaset”, “normalleşme” ve “toplumsal barış” gibi kulağa hoş gelen kavramlar çokça kullanılıyor.

Peki yarın neler yaşayacağız?

Hangi talepler gelecek bu melanet yuvalarından?

Hangi talepler “demokratikleşmenin gereği” diye önümüze neler neler konacak?

Hangi talepler “sürecin devamı” denilerek kabule mazhar olacak, meşrulaştırılacak?

*

Ve en önemlisi:

PKK çizgisinin geçmişten bugüne taşıdığı siyasi hedeflerin hangilerinden vazgeçildi? Bunun cevabını bilen varsa Türk milletine de açıklasın. Devlet Bahçeli açıklasın hatta. Lakin Sayın Cumhurbaşkanı konuşmuyor.

*

Çünkü Türk milletinin bilmediği bir hedef uğruna Türk devletinin hukukunun yeniden şekillendirilmesine razı olmak, siyaset değil, milletin kaderini belirsizliğe teslim etmektir.

*

Eğer amaç Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter devlet yapısı içerisinde demokratik siyasete katılmaksa, bunu açıkça söyleyin.

Eğer “devlet”, “özerklik”, “ayrı siyasi statü” veya bunların başka isimlerle ifade edilen karşılıkları hedefleniyorsa, onu da açıkça söyleyin.

*

Kapalı kapılar ardında başka, milletin önünde başka konuşmayın.

Çünkü Türk milleti kandırılacak bir millet değildir.

*

Bir başka mesele daha var:

“Terörle mücadele edilmez, teröristle müzakere edilir” anlayışının Türkiye'yi nereye götüreceğini tekrar tekrar konuşmak zorundayız.

*

Elbette devlet terörün bitmesini ister.

Elbette silahların susmasını isteriz.

Elbette tek bir Mehmetçiğin, polisimizin veya sivil vatandaşımızın daha hayatını kaybetmesini istemeyiz.

Ama bunun adı terör örgütünün siyasi hedeflerini kabul etmek olmamalıdır. .

Terörün sona ermesi başka şeydir, terör örgütünün taleplerinin devlet politikası hâline getirilmesi başka şeydir.

Bu ikisini birbirine karıştırıyoruz ne yazıkki...

*

Şimdi bir de “af” meselesi var.

Eğer düzenleme fiilen veya hukuken bir af sonucunu doğuracaksa, bunun kapsamı, sınırları ve sonuçları çok detaylı olarak ortaya konulmalıdır. Bize göre dağdaki eşkiyanın kibarca şehre davet edilmesidir.

*

Kimler yararlanacak?

Hangi suçlar kapsama girecek?

Örgütün yöneticileri ile alt kademe mensupları arasında nasıl bir ayrım yapılacak?

Dağdan inecek olanların hukuki statüsü ne olacak?

Cezaevlerinden çıkacak olanların topluma dönüşü hangi şartlara bağlanacak?

Örgüt propagandasının yeniden üretilmesini engelleyecek hangi mekanizmalar kurulacak?

Bunların cevabı verilmeden “önce yasayı çıkaralım, gerisini sonra düşünürüz” denilemez.

Kervanı yolda dizmeye kalkmak, devlet yönetmek değildir.

Hele konu Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenliği, kamu düzeni ve anayasal yapısıysa hiç değildir.

Çünkü devlet hukukla yönetilir; doğaçlamayla değil.

Bir başka tehlikeyi de görmezden gelemeyiz.

Dağdan şehre inecek insanların yalnızca fiziksel olarak yer değiştirmesinden söz etmiyoruz.

Asıl mesele, şiddet kültürünün ve terör propagandasının toplumsal alana taşınıp taşınmayacağıdır.

Dün silahla ulaşılmak istenen hedeflerin yarın propaganda, örgütlenme ve siyasi baskı yoluyla gerçekleştirilmesinin önüne geçilmezse, sadece silahların susmuş olması Türkiye'nin güvenliğini garanti etmez.

*

Terör örgütü mensupları toplumun bir kesiminin gözünde “kahraman”, gençlerin gözünde “rol model” hâline getirilmeye başlanırsa, işte o zaman mücadeleyi kaybetmeye başlarız.

*

Çünkü terörün en tehlikeli hâli yalnızca silah taşıdığı hâli değildir.

Terörün en tehlikeli hâli, zihinsel olarak meşrulaştırıldığı hâlidir.

Türkiye'nin ihtiyacı dağın şehre taşınması değildir.

Türkiye'nin ihtiyacı, dağın siyasi etkisinin de ortadan kaldırılmasıdır.

Bu nedenle açıkça söylüyoruz: PKK ile mücadele etmek devletin görevidir.

*

Devlet, hukuk içinde kalacak; fakat hukuk devletinin kendisine verdiği bütün imkânları sonuna kadar kullanacaktır.

Silah bırakanın hukuki durumu elbette hukuk içinde değerlendirilir.

Ancak hiçbir örgütün silahla elde edemediğini siyaset yoluyla elde etmesine izin verilmemelidir.

*

Çünkü mesele yalnızca bugün kaç kişinin dağdan ineceği değildir.

Mesele, yarın Türkiye'nin siyasi ve Anayasal düzeninin hangi talepler karşısında şekilleneceğidir.

İşte bunun için susmayacağız! Soracağız! Uyaracağız!

*

İşte bunun için de cürmümüz kadar bir çevreye uyarımızı iletiyor ve diyoruz ki;

"Türkiye Cumhuriyeti bir müzakere masasında kurulmadı.

Bu devlet, binlerce yıllık Türk devlet geleneğinin, Çanakkale'nin, Sakarya'nın, Dumlupınar'ın ve Millî Mücadele'nin üzerine kuruldu.

Bu nedenle Türkiye'nin üniter yapısı, millî egemenliği ve anayasal düzeni hiçbir örgütün silah bırakması karşılığında pazarlık konusu yapılamaz."

Silah susacaksa devlet kazanmalıdır.

Terör bitecekse örgüt değil, Türkiye güçlenmelidir.

Ve hiç kimse unutmasın:

Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği, kapalı kapılar ardındaki pazarlıkların konusu olmamalıdır.

*

Gayri Yasal yolları hükumet kanalıyla ikame edip, devlet organlarını pasif duruma düşürmek veya hizmetleri iktidarın siyasi kişilerinin kurgularına terk etmek hiç kimsenin haddi de, hakkı da olmamalı.

Hadi hayırlısı…

Selam ve saygılar..."