Milliyetçi Hareket Partisi Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı  Şefkat ÇETİN’in, “TAYYİP ERDOĞAN, HESAP SORULAMAZ DİKTATÖRLER GİBİ” başlıklı yazılı basın açıklaması şöyledir :

 

HUKUKU RAFA KALDIRAN TAYYİP ERDOĞAN, HESAP SORULAMAZ DİKTATÖRLER GİBİDİR

 

Başbakan Tayyip Erdoğan ve hükümeti yargı üzerinde tahakküm kurma girişimleriyle anayasal bir suç işlemektedir. HSYK’nın yapısını yeniden düzenleme girişimleri, bağımsız olması gereken yargı organını AKP’nin bir uzantısı yapma girişimidir. Aynı şekilde, HSYK’nın son dönem hukuksuzluklarında sıkça adı geçen bütün isimlere yönelik soruşturma talebi karşısında, Adalet Bakanının bazı isimlere soruşturma izni vermemesi, “bizimkileri yargılayamazsınız, ötekileri yargılayın” demekten başka bir şey değildir. Adaletin başındaki bakanın dahi adaletten nasibini almadığı bu hükümet, artık iyice anlaşılmıştır ki, gemisini yürütenlerin hükümetidir.

 

Aslında hukukun olduğu her yerde olması gereken şudur: AKP hükümeti hakkında iddia edilen yolsuzluk suçlamalarının eğer yanlış olduğunu düşünüyorsa, bunun ortaya çıkarılması için yasaların, yani soruşturma ve yargı sürecinin işletilmesini sağlamalıydı.

 

 Böylelikle oğlu üzerinden kendisine ulaşılmasından endişe eden Başbakan Erdoğan ve Bakanlarının isnat edilen suçlamalardan aklanmaları için fırsatları olacaktı. AmaTayyip Erdoğan hükümetinin aklanma çabasına girmek yerine, bu iddiaları hem de delilleriyle ortaya çıkaran emniyet ve yargı mensuplarına savaş açması bir intihar girişiminden başka bir şey değildir. AKP Hükümeti hakkındaki çirkin iddiaları böylelikle peşinen kabullenmiş ancak hesap verme konusunda ayak diremeyi tercih etmiş gözükmektedir.

 

 

Türkiye’de 17 Aralık tarihi önemli bir milat olarak kabul edilmelidir. Hükümet için bir milattan önce, bir de milattan sonra vardır. Tayyip Erdoğan ve hükümeti 17 Aralık’tan bu yana suçüstü görüntülerini örtmeye çalışmaktadır. Başta Emniyet ve Yargı olmak üzere hemen her kurumda yaptıkları operasyonlarla binlerce kamu görevlisini yerlerinden etmeleri, suçüstü yapılmış zanlılara ait panik halidir.

 

 Paralel devlet iddialarının arkasına gizlenen AKP hükümetinin bizatihi kendisi, aslında resmen devlet içerisinde bir darbeye imza atmaktadır. Bu darbe kritik makamlardaki binlerce bürokratın yerinden edilmesiyle sınırlı değildir. Asıl önemlisi, Tayyip Erdoğan’ın hukuku rafa kaldırması ve hesap sorulamaz bir diktatör gibi hareket etmesidir.

 

17 Aralık tarihinden bu yana hükümet Türkiye’de anayasayı ve yasaları defalarca çiğnemiş ve yok saymıştır. Devletin adeta hükümetin ve cemaatin kadroları arasında bölüşüldüğü ve aralarında güç savaşının yaşandığı çirkin bir manzara milletimize izletilmektedir. Polisin savcının emrini dinlemediği, savcının başsavcı tarafından engellendiği, başbakanın bir savcının kirli ilişkilerini ispatladığında kendisini aklayacağını sandığı bu çirkin manzara Türkiye’ye yakışmamaktadır.

 

Devlet içerisinde cemaatin örgütlü bir güç haline geldiği iddiası son derece önemli ve kabul edilemeyecek bir durumdur.Devlet içerisinde talimatları başka bir güç odağından alan adı ne olursa olsun hiçbir yapıya izin verilemez. Ancak bu mazeretle tasfiye edilen kadroların 11 yıllık AKP iktidarının bir ürünü olduğu gerçeği, paralel devlet iddiasından daha önemlidir. Ortada bir paralel devlet yapılanması var ise, bunu inşa eden AKP iktidarıdır.

 

Diyarbakır’da Barzani’yle kol kola giren, Oslo’da PKK’yla aynı masada yakalanan, Kandil’in yollarını arşınlayan, çözüm aldatmacasının arkasında bebek katil Apo’yla birlikte poz verirken yakalanan Tayyip Erdoğan, hangi paralel devletten bahsetmektedir? Devlet içerisinde devlet kurarak bütün kırmızı çizgilerimizi, milli politikalarımızı çiğneyen Tayyip Erdoğan, şimdi paralel devlet demekle hangi sorumluluğundan kurtulabilecektir? Kendi ağızlarından itiraf ettikleri üzere Türk ordusuna kumpas kurulduğu sırada, hükümet etme görevindeki Tayyip Erdoğan Apo’yla balayı yapmıyor muydu? Başbakanın MİT Müsteşarını Oslo’ya, İmralı’ya gönderdiği esnada, Türk ordusunun kahraman subayları, Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan Özel Kuvvetler Komutanı Engin Alan Paşa’ya kadar adeta bir esir gibi cezaevlerinde tutulmuyor muydu? Ey AKP hükümeti! Siz değil miydiniz PKK’yı, Barzani’yi dost, Türk ordusunu düşman belleyip, savcıların altına zırhlı makam arabalarınızı veren. Şimdi hangi paralel devletten bahsediyorsunuz?

 

Eğer ortada paralel devlet var ise, bu sadece bugün tasfiye edilen bürokratik kadrolardan çok daha yükseklerdedir. Asıl paralel devlet, 11 yıldır milli devlet yapısına operasyon üzerine operasyon yapan AKP hükümetidir.

 

Türk milletinden rahatsızlığını her fırsatta belli eden, uydurduğu 36 etnik grup masalıyla Türk’ün adını dağlardan taşlardan dahi kazımaya çalışan Tayyip Erdoğan bu paralel devletin başıdır.Bölücüyü, teröristi, vahabisti, el kaideciyi, peşmergeyi dost bilen, Gazze’ye ağlayıp Türk’e yüz çeviren zihniyet paralel bile değil, başka bir devletin uzantısı olabilir ancak. Bölücü teröristin leşini uçakla, şehit Mehmedimin naaşını kamyonetle teslim eden, “birkaç Mehmet öldü diye Meclis’i toplayamayız” diyen AKP zihniyeti hiçbir zaman devletin aslı olmamış, olamamıştır. Kendileri de her fırsatta bunu belli etmişler, bu devleti ele geçirilecek, yağmalanacak bir hedef, bu milleti de güdülecek bir sürü yerine koymuşlardır.

 

17 Aralık operasyonunun ardından bilhassa Yargı üzerindeki tahakkümünü artıran AKP hükümeti, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu tamamen adalet bakanının emrine bağlayacak adımları atmaktadır. Meclis’e getirdikleri yasa tasarısıyla, zaten kendilerinin 12 Eylül referandumu ile yapısını değiştirdikleri HSYK’yı bu halinden dahi kötü bir duruma sokmak üzeredirler.

 

Anlaşılan Başbakan Tayyip Erdoğan artık sadece yürütmenin başı olarak kalmak istememekte, aynı zamanda hem yasamanın hem de yargının başı olmayı amaçlamaktadır. Tayyip Erdoğan’ın bir hedefi de Cumhurbaşkanı olmaktır. Adına dahi tahammül edemeyerek TC ibarelerini kaldırdıkları Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hükümet darbesi ile tasfiye edilerek resmen Tayyiban Cumhuriyetine doğru gidilmektedir. Bütün bu yetkileri kendisinde toplayabilmiş dünya tarihindeki sayılı liderlerin hepsi diktatördür ve akıbetleri hep aynıdır.

 

Diktatörlük yolunda büyük bir hırs ve öfkeyle koşar adım yürüyen Tayyip Erdoğan’a kendi ikbal hesapları için yol açma girişimleri ise dikkat çekicidir. Erdoğan’ın kötü akıbetine hızla gidişini fırsat bilen siyaset mühendislerinin batan gemiye bilirkişi edasıyla yanaşmaları, mal kaçırma hesabından başka bir şey değildir.

 

Son günlerde Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu ve benzeri figürlerin yeni bir çeşit akil adam sıfatıyla ortaya salıverilmesi, yılların AKP mağduru çevrelerin gazını almaktan, fırtınadan yel çalmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bugün hangi niyetle olursa olsun, AKP zihniyetine atılacak bir can simidi, hiçbir zaman vebalini ödeyemeyeceğiniz bir şekilde büyük Türk milletinin yarınlarını yok edecek bir heyulâya hayat verecektir.

 

 Yıllardır mağdur edilmiş çevreleri istismar ederek atılacak hesapsız adımların, KCK davaları ve PKK’nın başına kadar uzanacak genel affa dönüşmesinin hesabını bu millete hiç kimse veremeyecektir.