Günlerdir, haftalardır bir konu üzerinde hem düşünüyor hem de araştırmalar yapıyorum. Okuduğum veya not aldığım yerlere tekrar dönüyorum. Neden ve niçin? Çünkü bu bölge, “Orta Doğu” adıyla İngiliz aklı ile kurulmuş bir bölgedir. Lakin ne kavgası bitti ne de normalleşti. Kendimce bir tespit yaptım; ne kadar doğru bilemiyorum ancak akla en yakın olanı bu. Sanırım bölge insanları ve coğrafya ile benzeşen noktaları siz de göreceksiniz. Öncesini zaten biliyorsunuz; ben final bölümünü yazacağım.
M.Ö. 2000 yılı dolaylarında, Ur şehrinin Gutilerin (Kürtlerin o tarihteki adı) eline düşmesi, bizzat uygarlığın sonu gibi geçici bir görüş olarak değerlendirildi. (“Gutiler, Sümer devletine İran Zagros Dağları bölgesinden gelmiş göçer bir halktır. Bölgeye iş ve aş için çoban ve tarım işçisi olarak geldiler. Kendi dillerinde konuşmaları önce yasaklıydı, sonra serbest bırakıldı ve olağandışı bir doğum oranı ile çoğalan bir topluluk oldular”)
3. Ur Hanedanı’nın son kralı İbbi-Sin’in yenilgiye uğratılması, tanrılardan birinin yenilmesi anlamına geliyordu. Bu hanedan, bir asırdan fazla bir süre boyunca Sümer ovasını tam anlamıyla kontrol altına almıştı ve birçok açıdan Sümerlerin kaydettiği başarıların doruk noktasını yönetiyordu. Mimarlık, mühendislik, edebiyat ve sanat gibi alanlarda teknik mükemmelliğin yeni seviyelerine ulaşılmıştı. Eski dünyanın tanıklık ettiği en eski ve en karmaşık krallıklardan birinin çöküşü, Yakın Doğu dolaylarında ve bizzat Mezopotamya’daki yansımalarıyla akıl almaz bir felaket gibi görünmüş olabilir. (Bana göre aynen öyle oldu.)
Bunun etkisi, belki de bölgenin tamamında giderek artan siyasal hoşnutsuzluğun başlangıç tarihidir. Bu kargaşada batıya doğru Hurriler ve Amoritler gibi yeni halklar, sayıları giderek artan gruplar halinde Kuzey Suriye’ye doğru hareket ediyor; ardından güneyi ve doğuyu itiyorlardı. (Bahsi geçen Amoritler de Suudi Arabistan civarından iş bulmak ve çalışmak için gelen Araplardı; yani göçmendiler.)
Küçük şehir devletlerinin bilinen biçimi parçalanıyordu; yani Sümerlerin kurup geliştirdiği ve yönettiği şehir devletleri. Artık yeni diller, yeni alışkanlıklar ve hatta at gibi yeni hayvanlar görülmeye başlıyor; yeni askeri teknikler yeni bir tehdidi beraberinde getiriyordu. Sümer kültürü içindeki bu gelişmeleri alıp kullanarak bir hanedan çıkardılar: Babilli Amorit Hanedanı. Bu aile, Arap ve Sami ırklarından oluşan bir topluluktu. Gutileri de çok iyi kullandılar; sonra Zagros Dağları’na geri sürdüler.
Bugün Sümerlerin yerinde Türkiye Cumhuriyeti, Gutilerin yerinde Kürtler, Babilli Amoritlerin yerinde de İsrailli Araplar var. Dikkat ediniz, “Yahudiler” demiyorum. Hz. Musa’nın evrensel İslam olan dinini etnik bir kavga dini haline getirenler, bu hanedan ardılları ve onlara inanmış Arap kavimleridir.
Bugün ülkemizdeki kaosu planlayanlar, dikkat ettiyseniz bir sloganı Sayın Cumhurbaşkanımıza söylettiler: “Burası Türk, Arap ve Kürtlerin vatanıdır” diye. Bu üç ayrı etnik grubun hiçbir ortak paydası yoktur. Arapların inandığı İslam, Muhammedi İslam değildir. Kürtlerin inandığı İslam ise biz Türklerin inandığı İslam’a en yakın olanıdır. (Tabii ki hurafe ve rivayet kültürü kökenli İslam’ı kastetmiyorum.)
Dikkat ettiyseniz, Kürtçülük davası güdenlerin aslı Kürt değildir; büyük çoğunluğu Arap kavimlidir. Demem o ki arkadaşlar, Osmanlı hayalinin arka planında ABD’de yaşayan Arap asıllı sözde Yahudiler vardır. Bu oyunu yakın tarihte vefat eden Hazar asıllı bir Musevi lider bozdu. Dikkat ettim, o öldükten bir hafta sonra Yeni İpek Yolu’na muadil “Baharat Yolu” ile kamuoyuna çıkan ABD’li kişilerin kimler olduğunu artık siz bilin.
Tarih dinlerin değil, milletlerin mücadelesi ile kaimdir. Yeni Hazar liderinin tıpkı babası gibi oyun kurması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorum. Yoksa elde ne para kalır ne parayı yiyecek insan ne de sürülüp ekilecek toprak!
Necati YÜZÜAK