Batılının, üstün beyaz efendinin ataları Milattan binlerce yıl önce dünyanın her yerinde olabiliyor; her yer onların, her şey onların. Onların tarihi, uygarlıkları, kültür ve gelenekleri incelenmeye, ama yalnızca onlar tarafından incelenmeye değer. Diğerlerinin hepsi 'kenar mahalle çocukları'dır. Tarihleri, kültürleri, uygarlıkları incelenmeye dahi değmez. Hepsi barbar, yağmacı, vahşi, aşağılık, maymun ırkına yakın bir ırktandır.

Hitler gibi Frankenştaynların doğmasına yol açan 'Ari ırk' teorisine göre, Avrupa'nın tamamı, Orta Asya, Afganistan, İran, Hindistan, kısacası her yer Vedaların yanlış okumasından kaynaklanan hayali bir ırkın, Arilerin yani bugünkü 'beyaz efendi' Batılıların atalarının yurdudur; Türklere ise yalnızca Ural-Altay etekleri verilmiştir. Tarihte o bölgenin dışında yaşayan Orta Asya halkları Türk değil, İran kökenlidir; dilleri de İranî bir dildir. Kısacası İskitler, Alanlar, Avarlar, Toharlar Türk'ten başka bir kökene bağlansın da, nereye, kime bağlanırsa bağlansın, önemli değil. Yeter ki, Türk oldukları ret ve inkâr edilsin.

Batılı beyaz efendi böyle istiyor, böyle söylüyor. Bizdeki tarihçi geçinen bazı 'alien'ler de onların söylediklerini papağan gibi tekrarlayarak, zahmetsiz çocuk sahibi oluyorlar.

Bu Bir Anma Değil Yaşayan Çınara Vefa Günüdür Bu Bir Anma Değil Yaşayan Çınara Vefa Günüdür

Ama bu temelsiz iddialar bir yerde geri tepecek ve itirazlara yol açacaktı.

İşte, elinizdeki bu eser de işaret edilen geri tepme ve itirazın bir ürünüdür.

"Geçmişini araştırmak ve öğrenmek kadar doğal bir şey yoktur !"

Kitabın Önsözünden ;

ÖNSÖZ

Türk halklarının ortaya çıkışları ve etno-kültürel gelenekleri, bilimin en az bilinen konularından biridir. Bu konunun yeterince incelenmemiş olmasının sebebi, ilmi temellerin zayıflığı kadar, birçok bilim adamının, özellikle de Persologların peşin hükümlü yaklaşımlarıdır.

Hint-Avrupaistler Türkologlara Türk halklarının etnogenezini, diğer tarihi ve dilbilimsel meselelerini araştırma metod ve yollarını dikte ettiler ve hâlâ da bu tutumlarını sürdürmektedirler. Bu durumda, onların bir kısmı bilimsel gerçekleri bilinçli olarak tahrif etmişler; zaman zaman da, Türklerin tarihi-kültürel zenginliğini kasıtlı olarak görmezden gelmişlerdir.

B.N. Grakov, M.I. Artamonov, A.P. Smirnov, l.G. Aliyev, YU. Mürzin gibi İskit uzmanı birçok bilim adamı Persologların etkisi altında kalmışlar; arkeolojik, etnografik ve diğer bilimsel verilere istinaden Andronovlann, İskitlerin, Sakaların, Massagetlerin, Sarmat ve Alanların İranlı olmadıklarını bilen diğer vicdan sahibi birçok arkeolog ise, bir defa dilbilimciler onların Pers dilli olduklarını "kanıtladıkları" için bu kabilelerin Pers dilli olduğunu kabullenmek zorunda kalmışlardır.

Böylece kendine özgü ve kapalı bir bilimsel çevre oluştu. Bazı arkeologlar, İranist dilbilimcilerin adları sayılan bu kabileleri Pers dilli oldukları konusundaki versiyonunu kabul edilmiş bilimsel bir gerçek olarak görürken, dilbilimciler de arkeologların kazılar sırasında ulaştıkları sonuçlan esas alıyorlar; böylece ele geçirilen "İskit tipi" eşyaları Pers dilli kabilelere ait kabul ediyorlardı (Geybullayev, 1991, s. 288).

Bilindiği gibi, doğrudan hiçbir linguistik delil ortaya koyamayacağımız, günümüzden çok uzak tarih öncesi çağlarda, paleantropolojik ve arkeolojik bilgiler, eski çağlarda teşekkül etmiş olan bölge halkının araştırılması konusunda yegâne kaynak oluşturmaktadır.

Ama, arkeolojik kaynakların doğrudan etnik yorumu şudur:

"Aşılması güç engellerle karşılaşılması kaçınılmazdır; şu halde, onların etnolojik olarak tatbiki mümkün görünmemektedir" (Arutunov, 1889, s. 11).

Yazılı eserler, yazılı kaynakların ortaya çıkmasından beri, bahse konu dillerin hangi kabileye ait olduğunun belirlenmesi için büyük öneme sahip olmuştur. Ama, onlar da yeteri derecede incelenmemiş, çoğu kez de bilim çevrelerine taraflı olarak lanse edilmiştir. Eski yazılı kaynakların yazarının durumunu yansıttığı için kendi doğaları gereği tamamen objektif olamayacağını göz önünde bulundurmak gerekir. (Aynı eser, s. 10).

Taşkent'de, 10-12 Ekim 1980 tarihinde yapılan III. Sovyetler Türkoloji Kongresi'ne katılan mümtaz Tatar Türkoloğu Prof. M. Z. Zekiyev, Hun dönemine kadar olan Türklerin - İskitler, Sakalar, Sarmatlar, Kuşanlar ve diğerleri, - dil malzemelerinin genelde Persologlar tarafından incelendiğini ve "onların yoğun dilbilimsel araştırmaları sonucunda İskitlerin, Sakaların, Sarmalların, Toharların ve diğer bazı kabile gruplarının aslen Pers dilli olduklarının peşinen kabul edildiğini" belirterek, şöyle devam etmiştir:

"Bugüne kadar İskitlerin ve komşularının Pers dilli olarak kabul edilmesi bazı etnoğenetik teorilerin temelini oluşturmuş; böylece Kuzey Kafkasya, İdil civarı, Ural çevresi, Batı Sibirya, Orta ve Merkezi Asya, Kazakistan ve Altayların arkeolojik kültürü İran etnosuna maledilmiştir." (Zekiyev, 1986, s. 23)* ((* M. Z. Zekiyev'in bu eseri, Türklerin ve Tatarların Kökeni adıyla D. Ahsen Batur tarafından çevrilerek Selenge Yayınları arasında neşredilmiştir, (ed.)))

Persologların bakış açılarına göre, söz konusu bölgelerde, Türk halkları buraların yerlisi olmayıp, buralara başka yerlerden göç etmek suretiyle gelmişlerdir. Fevkalade haklı ve yerinde bir soru:

"Peki neden bu topraklar? Nereden ve ne amaçla çok sayıda Türk kabilesi buralara göç etmiştir? Onlar, M.Ö. I. Binyılın başına kadar Ohotsk Denizi'nden Orta Avrupa'ya kadar uzanan muazzam bir coğrafyayı nasıl doldurmuşlardır?"

Bilim adamlarının da kabul ettikleri gibi, Türk dilli İskitler, Sakalar, Sarmatlar, Massageller, Alanlar, Kuşanlar, Toharlar ve diğer Türk kabilelerinin dillerinde muhafaza edilen dil unsurları incelenip, eski ve modern, Türk dilli halkların ve dillerinin, paleantropoloji, arkeoloji, tarih, etnografya ve mitolojik bilimler sisteminde etnik verilerinin mukayeseli incelemesi yapılmadan, bu sorulara cevap vermek oldukça zordur. Bilim adamlarının çalışmalarının bir karma analizi yapıldıktan sonra etnik teorileri formüle etmek gerekir (Aynı eser, s. 23-24).

Türk halklarının tarihi konusundaki tarafgir tavır, resmi bilimde çok derin köklere sahiptir. İmparatorluk Bilimler Akademisi İlmi Tezkereleri'nde "Türk halkları hiçbir zaman dünya tarihinde yüksek bir yer alamayacaktır" denilmekledir (İlmi tezkereler, 1855, s. 714).

Bazı bilim adamları Sovyet döneminde, Türk halklarının geçmişine ait verileri tahrif etmekle ısrarlı davranmışlardır.

Örneğin, Lenin Ödülü ile şereflendirilen "İndoyevropeyskiy Yazık i İndoyevropeytsı" (Hint-Avrupa Dili ve Hint-Avrupalılar, Tiflis, 1984) adlı muhteşem eserin yazarları T.Y Gamkrelidze ve Vyaçeslav Vasilyeviç İvanov, eski Hint-Avrupalıların ve kadim Türklerin, M.Ö. IV-III. Binyıllarda neolitik dönemdeki bağlantılarına ve birbirleriyle olan etkileşimlerine satır aralarında dahi değinmemektedirler.

Türk haklarının etnogenezi ve eski tarihleri ile ilgili bilgileri değiştirme alışkanlığının hâlâ devam etmekte olduğunu, akademisyen B. A. Rıbakov'un redaktörlüğünde "Epoha Bronzı Lesnoy Polosı SSSR" (SSCB Orman Şeridinin Bronz Çağı) adı altında 1987 yılında SSCB Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü tarafından yayınlanmış kitap teyit etmektedir.

Söz konusu eserde, çok sayıda kabile adları zikredilmiş olmasına karşın, hiçbir Türk dilli kabilenin adı geçmemektedir. Bu halklarla ilgili olarak, adı geçen eserin yazarları aşağıdaki hükmü çıkarmaktadırlar:

"Görünüşe göre bronz çağında, Doğu Sibirya'nın güneyinde, Baykal'dan güneye kadar olan bölgelerde şimdiki Türk ve Moğol dilli halkların ataları yaşamakta idiler; ancak, onların Sibirya'nın ve Doğu Avrupa'nın etnik tarihine faal olarak iştirakleri, bronz çağında ve daha geç bir dönemde olmuştur."

Bu durumda sayısal bakımdan eski SSCB döneminde ikinci sırayı işgal eden Türk halklarının bronz çağında kendi tarihleri olmadığı sonucunu çıkarıyorlar. SSCB Bilimler Akademisi (şimdi RE Bilimler Akademisi) Arkeoloji Enstitüsü'nün bilim adamlarının bu duruşları şaşkınlık uyandırmamalıdır.

Öyle görünüyor ki, bu bilim karşıtı duruşun temelinde, ilmi faktörleri tarafsız olarak incelemekten ziyade, siyasi bir gaye yatmaktadır.

Hiç şüphe yok ki, bir takım siyasi hesaplar bilim adamlarına üst seviyede bir parti ideolojisi vermiştir. Buna iki tane örnek sunalım:

1960 yılında arkeolog S. S. Çernikov, Moskova'da "Vostoçnıy Kazahistan Vı Epohu Bronzı" (Bronz Çağında Doğu Kazakistan) adında ilginç bir kitap yayınladı. Bu kitap, yazar tarafından elde edilen arkeolojik kazı verilerine dayanmakta ve "isyancı" görüşler içermektedir. Pers dilli olarak görülen Andronovo kültürü taşıyıcılarını, objektif bir değerlendirmeyle, Türk halklarının ataları olarak kabul etmektedir.

S. S. Çernikov, Andronovların Pers dilli oldukları hakkındaki ideolojinin esiri olan bazı arkeologların sert eleştirilerine maruz kalmıştır. Ayrıca Kazak yazar ve bilim adamı Olcas Süleymanov'un Türk halklarının, bütün dünya kültürünün gelişim sürecindeki progresiv rolünü tarafsız olarak ortaya koyan "Az i Ya" adlı eseri, bu konuda oldukça dikkat çekicidir.

SSCB Bilimler Akademisi yönetimi bu eseri objektif olmamakla, hatta zararlı bir kitap olmakla suçlayarak bir kenara attı. Bu tür kültür engellemelerinin devletin emriyle yapıldığı hiç kimse için muamma değildi.

Emir-komuta idare sistemi, bilimi ve kadim tarihi bile, kendi isteği doğrultusunda, çıkarlarına uygun bir şekilde gerekli nehir yatağına yönlendirmiştir.

Kökleşmiş ilmi klişelerden uzaklaşan ve kendine has hükümleri ortaya koyan bazı bilim adamları, çeşitli baskılara uğramışlar ve sadece bilimsel görüşlerinden dolayı kovuşturmaya maruz kalmışlardır. Parti sansürünün istibdadına, açıkça karşı çıkmaya cesaret etmiş bazı bilim adamları mevcuttur:

S. Y. Malov, A.N. Kononov, N.A. Baskakov, A. N. Bernştam, L.N. Gumilev, A.S. Amanjolov, M.Ş. Şiraliyev, A.A. İessen, M.Z. Yampolsky, M.Z. Zekiyev, L.R. Kızlasov, M.A. Habiçyev, S. S. Aliyarov, A.M. Şçerbakov vs. Akademisyen M.Ş. Şiraliyev ve Prof. S. G. Asadullayev, henüz 1970 yılında şunları yazmışlardır:

"Bilindiği gibi Türk halkları en eski devirlerden itibaren, Hint-Avrupalılar, Fin-Ugorlar, Samiler ve Çin halklarına komşu olarak yaşamışlardır. Dolayısıyla onların dilleri arasında bir etkileşim olduğu anlaşılmaktadır."

Örneğin "kültür diline" ilişkin bütün olaylarda, Türk halkları, onu kendilerine taşıyan Hint-Avrupalılardan etkilenmiş olabilir. Tersine bir gelişme de, yâni Türk dillerinin bu diller üzerinde bıraktıkları etkiler de olabilir ve bu konu henüz incelenmemiştir. Eğer, Rus ihtilaline kadar olan dönemde yapılan bir çalışmayı ve Macar Türkologları ile Sovyet döneminde ise N.K. Dmitriyev'in çalışmalarını saymaz isek, (Şiraliyev ve Asadulayev, 1970, s. 9) Türk Halklarının tarihlerinin tahrifine daha çok sayıda örnek vermek mümkündür.

Ama buna lüzum olduğunu sanmıyoruz; çünkü, eski SSCB halklarının tarihine ilgi duyan okuyucu, konu Türk dilli halklar olunca bu tahriflerle karşılaşmaktadır. Oluşan bu durumun farkına varan söz konusu eserin yazarları, uzun yıllar Türk halklarının kadim tarihini ve kültürünü açıklamaya çalıştılar; hiçbir şeyi hasıraltı etmemeye ve hatta onların etnogenezleri hakkında kendi idrak ettiklerini de yayınlamaya karar verdiler. Biz, burada, objektif fikirli bilim adamlarının dikkatini, tarafımızdan ortaya konan bu konu üzerine çekmek istiyoruz.

Onlar da ilmi araştırmalarıyla bu bilimsel sırrın tespit ve tesis edilmesine yardımcı olsunlar. Bizim bu çalışmamızın mevcut ana tezleri tamamen çürütmesi çok zor; ama, belki onlardan bir kısmına karşı ciddi itirazlar uyandırabilir. Biz, bilinçli olarak bu fikri veriyoruz; zira, tartışmalar her zaman bilimin itici gücü olmuştur. Muhataplarımızı heyecan verici bu konu hakkında verimli ilmi tartışmalar yapmaya davet ediyoruz. Kitabımızın eleştirmenlerine, diğer meslektaşlara ve bize dostâne bir şekilde tavsiye ve önerilerini sunanlara teşekkürlerimizi sunuyoruz.

TÜRK HALKLARININ KÖKENİ

Kazi LAYPANOV-İsmail MİZİYEV

Çev. Hatice Bağcı , Selenge Yayınları , 2008

Editör: Kerim Öztürk