GÜNCEL

Toprak Hattı Grubu'ndan Kritik Uyarı: Türk Ailesi Nereye Gidiyor?

Toprak Hattı Grubu, Türk ailesi ve gençliğinin yaşadığı ahlaki, ekonomik ve kültürel yozlaşmaya dikkat çeken bir bildiri yayımladı. Şiddet içerikli diziler, beyin göçü ve değerler erozyonuna karşı "kendine dön" çağrısı yapıldı.

Bu duyuruya Türk genci nereye gidiyor demek de mümkün. Sonuç olarak ikisi de aynı yere çıkar.

Bu konu bütün dünyayı ilgilendiriyor da, zaten dünyada da bir değişme ve bu değişme içinde bozulmada bulunuyor, çağdaş medeniyetin içine biz de dahiliz, diyerek, sorunları önemsizleştirmek veya bir çeşit sığınma duygusu yaşamak, insan olma vakarına yakışmaz. Hele Türk Milletini tanıyorsak hiç yakışmaz. Ayrıca her toplumun kendine has meseleleri ve benzemezlikleri vardır.

Türkiye’de geçlerin ümitleri gittikçe kırılıyor, geleceklerini Türkiye’de değil, başka ülkelerde aramaya başlıyorlar. Bu kimlik, beyin, enerji ve kültür göçü, devam ederse, Türk Milletinin geleceği nasıl olur dersiniz.

Gençlerde ümitsizlik yanında sorumsuzluk da elle tutulur hale gelmiştir. Toplumsal laubalilik, ciddiyetsizlik, sorumsuzluk gündeme oturmuştur. Asayişsizlik, suç işleme, uyuşturucu kullanımı kol gezmektedir, küçük yaşlara inmiştir.

Aileler ve gençler, din ile sadece temas kurulan, putperestliğin ve şekilperestliğin maneviyat diye algılatıldığı siyasi ve ideolojik yetkililerin hakimiyeti altına girmiş, ticari, gayrı ahlaki, istismara ve menfaate boğulmuş zalimlerin egemenliği altına sokulmuştur. Dinden habersiz dindarların hükümranlığına karşı gençler, sorgulama başlatmış, ancak dini temelinden terketmeye başlamışlardır. İyi niyetli sorgulamayı yapan, aslını anlayıp anlatan üç-beş ehil insan da kafir ilan edilmiştir. Gençler, kime inanacağını bilememektedirler. Gençler, yapay zekanın aklı(!), becerileri altına devredilmiş, oyuncak haline getirilmekten öte gitmeyen teknolojinin adeta maneviyatına muhtaç kılınmıştır. Bu keşmekeşte her şey istismar konusu edilmekte, her şey kötüye kullanılmaktadır. Özgürlük, din, yarı yolda bırakılmış ilim, demokrasi bunların başında gelmektedir. Ahlak, başta dinden olmak üzere her alandan çekilmiş, kovulmuştur. Ahlakı söz konusu etmeyen bir din düşünebiliyor musunuz? Bu da başımıza gelmiştir. Bu gidişle ahlak, sözlüklerde ve felsefe konularının bölümlerinde kalacaktır.

Aileler ve gençler, istikrarsız, güvensiz ve şaşkındır. Bütün bunlara ekonomik sıkıntıları, aç kalanları, haksız gelir uçurumlarını, kaf dağının arkasına çekilmiş adaleti eklerseniz resim iyice kararır. Türk ailesine ve Türk gençlerine yazık değil mi? Geleceğimize yazık olmuyor mu?

Bu saydıklarımız gerçekten oluyor mu? Yoksa üç-beş idealist bizler mi karamsarız? Bu işin müsebbipleri ve ahmaklar dışında, aklını yitirmemiş, vicdanını kirletmemiş, izanını kaybetmemiş her yerli ve hatta yabancı, bunları görmekte, içleri sızlamaktadır. Bunlar oluyor ve devam ediyor. Devam edeceğe de benziyor. Çünkü, sıklık, tekrarlar, algı ve algılatmalar, sinsi ve açık menfaat odakları, şiddetini artırarak devam edip gidiyor. Özellikle üç şey, hayattan çekilmeye başlamıştır.

1- Haya (edep, utanma duygusu), 2- Güven, 3- Paylaşım Kültürü.

Paylaşım, adaletin açıkça görünen bir yüzüdür. Güven odakları değişmiştir. En yukarıdan, ama bize en yakın Mutlak olana güven, ki tanıma inanma, sevme ve güvenme birliktedir ve aynı şeydir, ortadan kalktığı için, yerine sahte, geçici güven odakları oluşturulduğu için, olanlar olmuştur. Para; bugün bu sahte ve geçici güven odağının başında geliyor. Paranın önemi başkadır, tanrı gibi kabul ediliş başkadır. Paranın yeri ve önemi değişmiştir.

Haya, esefle söyleyelim birçok gençten, yöneticiden, aile fertlerinden çekilip atılmıştır. Henüz çok yaygın değildir ama, bozukluklar ve çürüyüşler pek çok alanı kaplayınca, birleşik kaplar misali, yayılıp durmaktadır. “Aynı anda 10 flört” (Hürriyet Gazetesi Kelebek Eki, 11 Şubat 2026), “10 Kişiyle Flört Edilir Mi?(11 Şubat 2026 Sabah Gazetesi Günaydın Eki). Örneklere boğup içinizi karartmayalım. Bir tanesi bile yeterlidir.

Biz bunları hallederiz, biz büyük bir milletiz, neler gördük neler yaşadık, Türk’ün hasleti şöyle-böyle yüksektir diyerek hamaset yapacaksak kendimizi aldatmış oluruz. Biliyoruz ki, hamaset bir enerji bir itme gücü verebilir ama, dozu kaçarsa gerçekleri göz ardı ederek ütopya haline gelebilir ve bir işe yaramaz.

Paylaşımkonusuna gelelim. Dinimiz, tarihimiz, kimliğimiz, milli hasletimiz gereği paylaşım, sistem gereği hale getirilmeliyken, ferdi olarak nadir kişilerde kalmış, “inançlar ve değerler müzesine” terkedilmiştir.

Peki bu gidişatın rehberleri, rol modelleri, kahramanları, idealleri yok mudur? Ödülleri bile vardır. Yatırımları vardır, ticareti vardır. Şaşılacak kişiler, gençlerin rol modelleri, idolleri, kahramanları olmuştur. Bunlar her gün, ellerindeki telefonlarda, TV ekranlarında , konser salonlarında, tekrar tekrar gelmektedir. Çocuk yaştan henüz kurtulmamış gençler, ellerine silah almış, arkadaşlarını öldürmektedirler. Uyuşturucu kullanımı çocuk yaşlara düşerek yayılmıştır. Bu felaketin üzerinde, ayrıca ve önemle durulmalıdır. Elbette bu hareketlerin psikolojik sebepleri de irdelenmelidir. Fakat eğitim, hukuk, ahlak, din anlayışı, siyasi erk bozulmaları, psikolojik sebepleri zaten besleyip durmaktadır.

Durduğu yerde menfaat, şöhret, ihtimal ki bazılarında kötü niyet bulunan rol modellerden birine bakalım. Televizyon ve dizi filimler, sinema bölümlerinde de vardı ama, hem bu kadar yoğun ve sert değildi, hem evimizin içinde, her gün ekranda değildi. Genellikle çocukların gitmediği sinemalarda, 15-20 günde bir seyredilirdi. Ayrıca orada, mesela şiddetin arasına, aile dramlarına bugünkü kadar entrika, acayip tipler yerleştirilmemişti. İçinde, pişmanlık duyguları da, haklı-haksız ayırım hassasiyetleri de vardı ve mutlu son galip gelirdi. Bugün ekrandakilerin ne kadar farklı olduğuna bu gözle bir daha bakın. Şimdi dizilerde başta şiddet gösterileri olmak üzere, olup bitenlerde neler var neler ortadan kalkmış bakalım:

- Özendiriliyor. Çünkü cazip hale getiriliyor. Şiddet ve entrika, en iyi çözüm yolu olarak işleniyor. Zeka ve kabiliyet de buna katılıyor.

- Pişmanlık, merhamet duyguları kalkıyor.

- Hak, hukuk, adalet duyguları zayıflıyor, çünkü hep geride kalıyor, geriden geliyor. Sonuç alamıyor. İhkak-ı hak ağır basıyor.

- Para, özenle seçilmiş kadın ve entrika ile yürütülen şiddet, sosyal şuuru, milli değerleri, ahlak meselesini önemsizleştiriyor, aşındırıyor, ikinci plana itiyor. Çocuk ve genç bu dayanakların yer almadığı sanal dünyayı, gerçekle karıştırıyor. Sürekli tekrarlar, olumsuza adeta alışkanlık kazandırıyor. Hele toplumda bu algıyı destekleyici haller oluşmuşsa, adaletsizlik, ahlak düşüklüğü, ekonomik sıkıntılar, hukuk çıkmazları, sömürü, açlık, işsizlik, çeşitli istismarlar artmışsa, genç, doğrunun arayışı içinde olmaktan ziyade, şiddetin veya entrikanın peşinde olacaktır.

- Dizilerde şiddet, cinsel hayatla ve bu yöndeki rol sahipleriyle harmanlandığı için, her şey cazibeye mağlup olmakta, zarar artmaktadır.

Atalarımız ne güzel söylemiş: Kılavuzu karga olanın başı beladan kurtulmaz.

Türk Milleti! Yine de ve her şeye rağmen, titre ve kendine dön.