(Çalışmanın Plan özeti:
1-Zihnin kusurları: Dogmatizm, indirgemecilik, belirsizlikten kaçış, komplo teorileri ve mutlak hakikatçiliğe sığınma
2-Kitle psikolojisi: Aidiyetlerin ve zihinsel konfor alanlarının düşünce üzerindeki etkisi.
3-Modern çağın krizi: Bilgi bolluğu içinde doğruyu ayırt etme becerisinin zayıflaması.
4-Entelektüel erdem: Tevazu, sorgulama, delile saygı ve gerektiğinde aklını kullanma, fikrini değiştirebilme cesareti.
5-Düşünmeyi öğrenmenin manifestosu)

KİTLELER NEDEN DÜŞÜNMEK YERİNE İNANMAYI TERCİH EDER?

İnsanlık tarihinin en büyük paradokslarından biri şudur: İnsan, aklı sayesinde dünyayı değiştirebilen tek canlıdır; ancak aynı insan, çoğu zaman kendi aklını kullanmanın getirdiği zahmetten kaçma eğilimi de gösterebilir.

Çünkü düşünmek kolay değildir. Gerçek anlamda düşünmek; şüphe etmeyi, araştırmayı, farklı ihtimalleri değerlendirmeyi ve en önemlisi kendi doğrularımızla yüzleşmeyi gerektirir. İnsan zihni için en zor mücadele, başkalarının düşünceleriyle değil, kendi yerleşik kanaatleriyle yaptığı mücadeledir.

Buna karşılık inanmak çoğu zaman daha konforlu bir alandır. Bir fikre, bir ideolojiye, bir lidere, bir geleneğe veya bir anlatıya bağlandığımızda, karmaşık dünyanın belirsizliklerini daha anlaşılır hâle getirebiliriz. Bu durum insanın anlam ve aidiyet arayışının doğal bir sonucudur. Ancak bu bağlılık, sorgulamayı tamamen ortadan kaldırdığında zihinsel bir kapanmaya dönüşür.

Kitle psikolojisinin en güçlü mekanizmalarından biri de budur: İnsanlar çoğu zaman bir düşüncenin doğruluğunu yalnızca delilleriyle değil, o düşüncenin kendilerini hangi topluluğun parçası yaptığıyla da değerlendirirler. Böylece bu fikirler zamanla, birey olmanın sorumluluğundan kurtulduğumuz, kolektif kimliğimizin ayrılmaz parçası hâline gelirler.

Bir düşünce kolektif kimliğe dönüştüğü anda artık onu değiştirmek zorlaşır. Çünkü kişi artık sadece bir fikrini değil; ait olduğu çevreyi, geçmişini ve kendisi hakkındaki algısını da koruduğunu düşünür.
Farklı görüşlerle karşılaşılması aynı zamanda kolektif kişiliğe saldırı gibi algılanır. Bu nedenlerle insanlar bazen açık deliller karşısında bile eski kanaatlerini terk etmekte zorlanabilirler.

Tarih boyunca dinler, ideolojiler, milliyetçilikler, siyasi hareketler, ekonomik teoriler ve hatta bilimsel yaklaşımlar bile zaman zaman takipçileri tarafından eleştirilemez mutlak doğrular hâline getirilebilmiştir. İnsanlığın ilerlemesini sağlayan ise herhangi bir düşünceye körü körüne bağlılık değil; bütün düşüncelerin eleştiriye ve yeniden değerlendirmeye açık kalabilmesidir.

Kitlelerin düşünmek yerine sadece inanmaya yöneldiği toplumlarda sloganlar, uzun analizlerin yerini alır. Karmaşık olaylar tek bir sebebe bağlanır. Komplo teorileri, şehir efsaneleri ve doğrulanmamış rivayetler, gerçekliğin yerini almaya başlar. İnsanlar hakikati aramak yerine, zaten inanmak istedikleri şeyleri doğrulayacak bilgilerin peşinde koşarlar.

Oysa medeniyetin gerçek sıçramaları, “Bize söylenen doğru mudur?” sorusunu sorabilen insanlarla başlamıştır. Felsefe, bilim, hukuk ve demokratik kültür; büyük ölçüde bu sorgulama cesaretinin ürünüdür.

Olgun bir zihin, her şeye inanmayan bir zihin değildir; her şeyi reddeden bir zihin de değildir. Asıl olgunluk, inanmak ile düşünmek arasında sağlıklı bir denge kurabilmektir. İnsan hem değerlere ve inançlara sahip olabilir hem de kendi düşüncelerini sürekli olarak aklın ve bilimin süzgeciyle gözden geçirebilir.
Aidiyetlerimiz analarımızın ak sütü kadar helalimiz olmakla birlikte, akıl, bilim, hukuk süzgecinden geçmeyen bağlılıklarımız aynı zamanda kişisel esaretimizin görünmeyen prangalarıdır.

Belki de çağımızın en büyük entelektüel problemi bilgi eksikliği değildir. Asıl problem, insanların sahip oldukları bilgileri hangi yöntemle değerlendirdikleridir. Çünkü yanlış bir düşünme yöntemiyle desteklenen çok bilgi, bazen bilgisizlikten daha tehlikeli sonuçlar üretebilir.

Özgür birey, sadece konuşma hakkına sahip olan kişi değildir; kendi zihninin sınırlarını fark edebilen, kendi kanaatlerini sorgulayabilen ve gerektiğinde fikrini değiştirebilen kişidir.
Toplumların gerçek ilerlemesi de ancak böyle aklı hür, vicdanı hür bireylerin çoğalmasıyla mümkündür.

(Devam edecek...)

Cumhuriyet'in İkinci Yüzyılına Çağrı!
Cumhuriyet'in İkinci Yüzyılına Çağrı!
İçeriği Görüntüle

Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü