Milli Eğitim Şûraları; Türk millî eğitim sistemini geliştirmek, niteliğini yükseltmek için eğitim ve öğretimle ilgili konuları tartışmak ve tavsiye kararları almak, eğitim politikalarının esaslarını belirlemek üzere toplanan çok önemli toplantılardır. Burada alınan kararlar tavsiye niteliğinde olsa da yine de bağlayıcı olmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘en yüksek danışma kurulu’ olan Milli Eğitim Şûrası, 7 yıl aradan sonra 1-3 Aralık’ta Ankara’da toplandı. Ana teması “Eğitimde fırsat eşitliği” olan 20. Milli Eğitim Şûrası’nda eğitimin üç önemli konusu masaya yatırıldı: “Temel Eğitimde Fırsat Eşitliği”, “Mesleki Eğitimin İyileştirilmesi” ve “Öğretmenlerin Mesleki Gelişimi”

Milli Eğitim Şûrası mahiyetindeki ilk toplantı,  1921'de Ankara Hükümeti’nin Maarif Vekâleti’nce Ankara'da iki hafta sürmesi planlanan, ancak dördüncü Yunan genel saldırısının Ankara'ya yaklaşması üzerine bir hafta (15-21 Temmuz 1921) süre ile toplanan 1. Maarif Kongresi’dir. Bu kongre, millî bir eğitim sisteminin felsefesini belirlemeye çalışmakla birlikte, eğitimin “İlk ve ortaöğretim programları, kız okulları, azınlık ve yabancı okulları, sanayi ve ziraat okulları” gibi  o günkü önemli sorunlarıyla ilgilenmiştir.

1. Milli Eğitim Şûrası, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in başkanlığında 17-29 Temmuz 1939 tarihleri arasında yapılmıştır. 1988 yılında yapılan 12. Şûradan 2010 yılında yapılan 18. Şûraya kadar üye olarak katıldım. Son şûra ise Aralık 2014’te yapıldı. 1995’te çıkarılan yönetmeliğe göre dört yılda bir toplanması planlanan şûralar, ancak yedi yıl sonra 1-3 Aralık tarihleri arasında Ankara’da toplandı. 

20. Milli Eğitim Şûrası’nda “Öğretmenlerin Mesleki Gelişiminin Desteklenmesi” komisyonunda Başkan Vekili olarak görev yaptım. Orta ve yüksek öğretim kurumlarında eğitimci ve yönetici, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde yönetici olarak toplam 45 yıl görev yapmış biri olarak,  bu şûra ile ilgili gözlemlerimi önceki şûralar ile mukayese ederek paylaşmak istiyorum.

1. Yedi yıl sonra da olsa Milli Eğitim Şûrası’nın yapılması olumlu bir gelişmedir. Ama birinci gün açılış töreni, ikinci gün tartışma ve üçüncü gün de 1,5 saatlik önerilerin karar oylaması ile geçen süre, çok yetersizdir. Tartışmalara en az bir gün daha ayrılması gerekiyordu. 1. Maarif Kongresi’nin bir hafta, 1. Milli Eğitim Şûrası’nın iki hafta, 12 Eylül’den sonra yapılan şûraların beş gün sürdüğünü düşünürsek, bu sürenin yetersiz olduğu görülecektir.
2. Milli Eğitim Bakanlığı fiilen üniversite öncesi eğitim kurumları ile ilgili eğitim öğretim hizmetlerini yürüttüğüne göre Şûra Başkanlık Divanı’nda Bakan ve Bakan Yardımcısının dışında sadece üniversite rektörlerinin görevlendirilmesi, eğitimcilerin eleştirisine yol açmıştır. Divanda bir okul yöneticisi ile bir öğretmene de yer verilebilirdi. 

3. Bakanlığın, önceden eğitimin paydaşlarından derlediği konularla ilgili önerileri toplayarak bunları üç gün alt komisyonlarda görüştürüp, somut maddeler halinde şûra üyelerinin tartışmasına sunmaları olumlu olmuş ve büyük zaman kazandırmıştır. Fakat Bakanımızın başkanlığında yapılan kapanış oturumunda karar alma aşamasında gelen üç dört önerinin tartışılmadan oylanması doğru olmamıştır. Bu öneriler de şûra üyelerinden geldiğine göre, bunların tartışma oturumlarında gündeme getirilerek görüşülmesi veya genel kurulda tartışıldıktan sonra oylanması daha uygun olurdu.

4.  Şûraya katılan 600 delegenin büyük ölçüde isabetli seçildiğini söyleyebilirim. Milli Eğitim Bakanının tabii üyesi ve başkanı olduğu şûraya: Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı ve üyeleri ile Millî Eğitim Bakan yardımcıları ve Bakanlık merkez teşkilatı birim amirleri, bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler ile yurtiçi ve yurtdışından meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, öğretmen sendikaları, özel sektör, basın ve yayın kuruluşları, öğrenci ve veli temsilcileri ile eğitim alanında şûra konularıyla ilgili çalışmalarıyla tanınmış uzmanlar da davet edilmiştir. MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cihad Demirli’yi eğitimin paydaşlarının büyük ölçüde temsil edildiği bir şûra ortamını oluşturduğu için kutluyorum.

5. Şûranın en sevindirici tarafı; katılımcıların çoğunluğunun genç olması, aktif olarak tartışmalara katılarak eğitimin niteliğine katkıda bulunmaya çalışması, oturumlarda demokratik bir yönetimle herkese birkaç defa söz verilmesidir. Özellikle pırıl pırıl genç akademisyenleri ve öğretmenleri görmekten eğitimimizin geleceği açısından çok umutlandım.

6. “Öğretmen Yetiştirmenin İyileştirilmesi” konusunun ele alındığı şûrada 1848’de kurulup 2014 yılında kapatılan Öğretmen Okulları’nın yeniden açılanması, öğretmen eğitim kurumlarının yeniden yapılandırılması konusunun ele alınmaması üzüntü vericidir. Çünkü öğretmen yetiştirilmesi, tek başına ne Milli Eğitim Bakanlığına ne de üniversitelere bırakılamaz, birlikte yürütülmesi gerekir.

7.  20. Milli Eğitim Şûrası’nda öğretmenlerin statüsünün yükseltilmesi ve ekonomik şartlarının iyileştirilmesi konusunda somut kararlar alınmıştır. Öğretmen Meslek Kanunu’nun çıkarılması, öğretmen alımında mülakatın kaldırılması, öğretmenlerin Adaylık Kaldırma Sınavı (AKS)’nın kaldırılması, başarılı öğretmenlerin ödüllendirilmesi, öğretmenlerin lisansüstü eğitim yapmaları konusunda teşvik edilip desteklenmesi, birinci derecedeki öğretmenlere 3600 ek gösterge verilmesi, öğretmen kariyer basamaklarının yeniden hayata geçirilerek, sınavla 10 yıllık öğretmenlerin Uzman Öğretmen, 20 yıllık öğretmenlerin Başöğretmen unvanını kazanarak artı ücret almaları yönünde alınan kararların, öğretmenleri motive edeceğini ve mesleki gelişimlerini artıracağını düşünüyorum. Yalnız burada bir konuya dikkat çekmek istiyorum. 2005’te yapılıp bir daha yapılmayan “öğretmen kariyer basamakları sınavı”nda, sadece pedagojik konular ve milli eğitim mevzuatı ile ilgili sorular sorulması sonucunda, bazı branşında başarısız öğretmenlerin başarılı, branşında başarılı olan öğretmenlerin de başarısız olduğu görülmüştür. Bu nedenle yeni yapılacak sınavlarda en az yüzde 50 oranında branş   bilgisi de sorulmalıdır.

8. Son yıllarda kaldırılan ders, zümre ve okulların genel teftişlerinin yeniden başlatılacak olmasına karar verilmesi de olumlu bir adım olmuştur. Bu teftişlerin eğitim öğretimin niteliğini doğrudan artıracağına inanıyorum.

Genelde olumlu olarak gördüğüm  20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan kararların, eğitim hayatımız için hayırlı olmasını ve en kısa zamanda hayata geçirilerek gerek eğitimin gelişimine gerekse öğretmenlerin özlük haklarının iyileştirilmesine katkı sağlamasını diliyorum.

Dr. Sakin ÖNER