Türkiye gibi Müslüman toplumlar, geçmişte yaşadıkları derin travmalar yüzünden her fırsatta Batı’ya dönük ‘şeytan taşlama’ işini pek severler.

Elbette Batı’nın sayısız günahları var ve onları yok sayamayız. Ama bir gerçek de var ki Batı, bilimsel, kültürel ve teknolojik anlamda Müslüman ülkelerle kıyaslanamayacak bir üstünlüğe sahip.

Her ne kadar Müslümanlar açısından kabulü zor olsa da Batı insani ve ahlaki açıdan da önemli bir üstünlüğe sahip. Bu ifadeler bağlamında “Batı hayranlığı” ithamına muhatap olacağımı çok iyi biliyorum.

Asimilasyona yatkın olan Türk'ler için bunların bir önemi var mı? Asimilasyona yatkın olan Türk'ler için bunların bir önemi var mı?

Bu konuda şablon cümleler hazırdır: “Bu Batılılar emperyalisttir, sömürgecidir ve kendine demokrattır.”

Evet geçmişte emperyal heveslerinin olduğunu elbette biliyoruz, ayrıca kendilerine demokrat olmanın ne zararı var… Keşke Müslüman ülkeler de kendi insanlarının en temel insani haklarını, özgürlüklerini koruyup anayasal güvence altına alan demokratik bir hukuk devleti olabilseler…

Maalesef Müslüman ülkeler ceberrut devlet anlayışından kurtulamadıkları için bu ülkelerin insanları, ‘kendilerine demokrat’ diye suçladıkları Batılı ülkelere kapağı atabilmek için kaçak yolcu teknelerinde heder oluyorlar.

İşte Batı ile Müslüman ülkeler arasındaki en somut fark; birinde refah ve hukuk var, diğerinde ise despotizm ve fukaralık...

Aradaki bu farkı Batı ve demokrasi karşıtlığı bağlamında şeytan taşlama işini çok seven kesimlerin de anlayabilmesi için bazı somut örneklere bakmakta yarar var.

Mesela Avrupa demokrasilerinde İslam dahil, herhangi bir dine mensup siyasetçiler rahatlıkla milletvekili, belediye başkanı, bakan ve de başbakan olabiliyorlar. Dini, ideolojik ya da kimliksel aidiyetin değil, liyakatin esas olduğu bu toplumlarda kimse çıkıp “Eyvah bir Müslüman başbakan oldu, memleket elden gidiyor, beka tehlikesi var” benzeri saçma sapan bir itiraz da bulunma ihtiyacı hissetmiyor.

Çünkü o ülkelerin demokratik kuralları ve sağlam bir hukuk sistemi var, ayrıca Müslüman, Hristiyan ya da Budist bir isim ‘devleti ele geçirmek’ üzere belediye başkanı veya başbakan olmuyor. Bir tek hedefi var; yönetici olduğu toplumun refah standartlarını arttırmak, anayasadan ve yasalardan kaynaklanan haklarını korumak…

Bugün Avrupa ülkelerinin önemli bir bölümünde Türkiye’den ve diğer Müslüman ülkelerden belediye meclis üyeleri ve milletvekilleri var. İki dönemdir Londra belediye başkanlığını yapan Sadık Han bir Müslüman, aynı şekilde İskoçya Başbakanı Hamza Yusuf da yine bir Müslüman…

Şimdi de geçtiğimiz günlerde Mark Rutte hükümetinin ‘iltica planı krizi’ yüzünden düşmesinin ardından, Hollanda’nın en büyük partisi liberal sağ eğilimli Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi’nin (VVD) Genel Başkanlığına halen Güvenlik ve Adalet Bakanı olan Dilan Yeşilgöz seçildi. Eğer 23 Kasım’da yapılacak erken genel seçimleri kazanırsa Yeşilgöz Hollanda’nın yeni başbakanı olacak.

Bu ve benzeri örnekleri çoğaltarak Türkiye dahil, Müslüman ülkelerle Avrupa ülkelerindeki örnekleri karşılaştırmak mümkün… Ama gerçek şu ki bizde ya da herhangi Müslüman bir ülkede dini ve ideolojik kimliği farklı birisinin yönetici olması asla mümkün değildir. Çünkü Türkiye gibi özgüveni eksik olan toplumların bir türlü kurtulamadıkları ‘dış güçler’ ve ‘beka tehlikesi’ benzeri korkuları vardır. Özellikle de otoriter yönetimlerin hakim olduğu Müslüman ülkelerde sadece farklı dinden olanların değil, bizzat ülkenin kendi vatandaşı olan ama farklı düşünen insanların yönetime gelmesi bile bir beka tehlikesi olarak görülebilir…

İşte tam da bu yüzden “Neden biz de dünyanın gelişmiş ülkeleri arasında yer alamıyoruz, neden hukukta, özgürlüklerde, insan haklarında antidemokratik ülkeler ligindeyiz?” benzeri sorular, bizim ülkemiz için ne yazık ki fanteziden öte bir anlam taşımıyor… İtiraf etmek gerekiyor ki bizim toplumumuzun ‘hukuk devleti’ olmak gibi öyle ulvi hedefleri filan yok…

Zira bizim şu günlerde çok daha önemli meselelerimiz var. Fatih’in İstanbul’u fethe hazırlandığı yıllarda, Bizans’ın ‘meleklerin cinsiyeti’ konusuyla meşgul olduğu gibi, biz de Avrupa şampiyonu olan voleybolcu kızlarımızın kıyafetleri ve cinsel eğilimleri üzerinden bolca vatan, bayrak, ezan hamaseti üretip hukuk, özgürlük, insan hakları gibi kavramlarla kafamızı karıştıran fasıkları taşlamaya çalışıyoruz…

Mehmet Ocaktan - Karar

Editör: Kerim Öztürk