Anadolu, 10 yıl süren savaş sonunda yıkıntıya dönmüştü. Son atımlık cephanesini İstiklal Savaşı'nda harcamıştı. Askeri zafer kazanılmış, ancak yıkık ve bitkin bir ülkeyi kalkındırma savaşı tüm hızıyla sürüyordu.

Ülkenin kaynakları tükenmiş olmasına rağmen Osmanlı Devleti'nin borçları da ödeniyordu. 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı da patlak vermişti.

Mustafa Kemal Paşa, halkın sıkıntılarını dinlemek, görmek ve çözüm bulmak için sık sık yurt gezisine çıkar.

***

6 Mart 1930 günü Antalya'dadır…

Lider, kaldığı odaya çekilir ve koltuğa yığılır. Çok yorgun ve sinirlidir. Elleri titreyerek sigarasını yakar. Yanında Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak vardır. İçini döker:

"Bunalıyorum çocuk, büyük bir acı içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya, gittiğimiz her yerde devamlı dert, şikâyet dinliyoruz... Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde... Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; memleketin gerçek durumu bu işte. Bunda bizim bir günahımız yoktur.

Uzun yıllar, hatta asırlarca dünyanın gidişinden aymaz, birtakım bilinçsiz yöneticilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak duruma düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen düzeyde ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, yetersiz ve şaşkın... Büyük yeteneklere sahip olan zavallı halkımız ise, kendisine kutsal inanç şeklinde telkin edilen bir sürü temelsiz görüş ve inanışların etkisi altında uyuşmuş, kalmış...

Bu itibarla, önce kafaları ve vicdanları yıpranmış, geri, uyuşturucu düşünce ve inançlardan temizleyeceksin. İşlerin uzmanı, idealist ve enerjik insanlardan kurulu, düzenli, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet mekanizması kuracaksın. Sonra bu mekanizma, halkın başında ve halkla beraber durmadan çalışacak, maddi ve manevi her türlü doğal yetenek ve kaynaklarımızı harekete getirecek, işletecek, böylece memleket ileriye, refaha doğru yol alacaktır…" (1)

***

Liderin gözleri doldu… Elleri titriyordu…

Ümitsiz Olma Türkiye! Ümitsiz Olma Türkiye!

Gözlerindeki yaşları görmemesi için Hasan Rıza'ya, "Kalk, bana bir kahve getirmelerini söyle de, gel..." diyecekti.

Hasan Rıza bunu anladı, kahve söylemek bahanesiyle dışarı çıktı. Odaya hemen dönmedi.

***

Mustafa Kemal Paşa, 1923'te İzmit halkına şöyle diyordu:

"Hepimiz biliyoruz ki, hükümet kurmaktan amaç, o hükümeti kuran milletin korunması, refah ve mutluluğunun sağlanmasıdır. Hangi hükümet yönettiği milletin varlığını korumuşsa, koruyorsa ve koruyabilecekse ve hangi hükümet yönettiği milletin refah ve mutluluğunu sağlamış ve sağlayabilme yeteneğini göstermişse o hükümet, millet için iyidir… Milletin refah ve mutluluğunu sağlayamayan hükümetler, zarar vericidir, kötüdür ve değiştirilmesi gerekir." (2)

Ülkeyi yöneten hükümetin milletin varlığını koruması, refah ve mutluluğunu sağlaması gerektiğini belirtiyor, Yüce Atatürk.

***

Atatürk, kendisinden sonra gelecek yöneticilerin niteliğini iyi bildiği için, kurumları kökleştirmede ve geliştirmede çok hızlı çalışmıştır. Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün çevresinde ona ve yaptıklarına inanmayan kişilerin bulunduğunu, bu kişilerin onun ölümünden sonra, Cumhuriyet Halk Partisi ve Çankaya'nın çevresini sardığını anlatır. Bu kişilerin siyasi nüfuza sahip olduğunu, Kemalizm'in ve laikliğin programdan çıkarılmasını istediklerini söyler. (3)

2023'te gelindiğinde, bu kişilerin sayılamayacak kadar çok sayıda olduğunu belirtmek gerek.

Çağın akışını değiştiren lider, ömrünü milletine adamıştı. 1938'den bugüne, Büyük Atatürk'e yapılmayan haksızlık ve nankörlük kaldı mı?.. Ara ki bulasın…

Atatürk'ten geriye ne kaldı? Nasırlaşan yüreklerdeki tükenmeyen sevgisi ve umut dışında…

Tarih nankör değil...

Kaynakça:

(1) Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2019.

(2) Atatürk'ün Eskişehir-İzmit Konuşmaları, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1995.

(3) Yalçın Kaya, Bozkırdan Doğan Uygarlık-Köy Enstitüleri, Cilt 2, Tiglat Matbaacılık, 2001.

- Naim Babüroğlu, Tarihin Kıskandığı Lider, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2021.

Editör: Kerim Öztürk