Size, yüzölçümü iki Konya eden 9 milyon nüfuslu Avusturya`nın, bu 21 Nobel ödülünü almayi nasıl başardığını, anlatacağım. 

Avusturya`da sokakların bir çoğu tarihte (özellikle bilim ve sanatta) iz bırakmış isimlerden oluşuyor.  Evinizin olduğu sokağın ismi Fraunhofer. 

Kimdir bu Fraunhofer diye bakıyorsunuz. 1800`lü yıllarda yaşamış Optik biliminin babasi bir bilim insanı. Onun astronomi ve geliştirdiği optik bilime dayanarak şuan hangi gezegenin atmosferinde neler var, bir yıldız bize doğru mu yaklaşıyor yoksa bizden uzaklaşıyor mu, güneşin ışık tayfları konuları ile ilgili sorulara doğru cevaplar verebiliyoruz. 

Sabah işe gideceksiniz, otobüs durağına yürüyorsunuz. Sağ köşeden döndünüz, sokağın ismi karşınızda . Wolfgang Pauli sokağı . Kimdir diye baktığınızda, resmen Newton'un yerçekimi denilen bir doğa yasasını keşfetmesi gibi Wolfgang Pauli`de bir doğa yasası keşfetmiş. Hatta bu keşifle 1945 yılında Nobel Fizik Ödülünü almış. Bulduğu yasanın adı “Pauli Dışlama İlkesi”. Elma gibi başımıza düşmediğinden pek bilinmez ama çok önemli bir doğa yasasıdır. Kuantum fiziginin temel yasaklarından. Bu buluş sayesinde kuantum fiziği büyük bir sıçrama yaptı. En basit anlatımıyla , atomları ve onun etrafinda bulunan elektronları biliyorsunuz. Pauli diyor ki, atom etrafında bulunan elektronlar asla aynı anda, aynı enerji seviyesinde bulunamaz. Yani köşe kapmaca oyunu gibi düşünün. Kapılan köşeye başka bir elektron asla gitmez. İşte bu kuantum oyunun birinci kuralı. 

Otobüste oturduğunuz yerden tavandan sarkan ekrana bakıyorsunuz . Hava durumu, güncel bazı haberler yazılı olarak akıyor . Günün sorusuna sıra geliyor. Sorular genel kültür ya da kolay bilim sorulari oluyor. Sabah saatlerinde okuluna giden öğrencilerden soruyu ilk bileni arkadaşları alkışlıyor, gülüşüyorlar. 

Mahallenizin taksi durağının olduğu sokağın ismi Albert Einstein sokağı. Şehrinizin üniversitesinin ismi, Johannes Kepler Üniversitesi. Bir bakıyorsunuz 1700`lü yıllarda üç büyük gökbilimci çıkmış, Kopernik, Galileo ve Kepler. Özellikle Avusturya Linz şehrinin üniversitesine adının verilmesinin sebebinin, burada yaşadığı olduğunu ögreniyorsunuz sonra düşünüyorsunuz Kopernik ve Galileo isimleri de hiç yabancı gelmiyor bana, diye. Sonrada mutlaka ya amcanızın ya da bir arkadaşınızın evinin sokak ismi olduğunu hatırlıyorsunuz. 

Postaneye her gittiğimde sokağın isminden dolayı Diesel aklıma geliyor. Vay ya, sen tut bütün dünyanın kullandığı dizel motorlarını icat et,, ismini ver gencecik yaşta seni okyanusun sularına atıp köpekbalıklarına yem etsinler. Önceleri ruhuna dua ederdim şimdi ise sayesinde hırslarımın ölçüsünü sorguluyorum. 

Diyelim ki bir şehirde bir yılda 1000 bebek doğdu . 3 ila 6 yaş zorunlu kreş eğitiminde bu çocuklara “Evet, hayır , lütfen, teşekkür ederim, rica ederim” in kullanım yerleri ve çocuklara sınırları öğretilir. Sabretmeyi, en sevdiği oyuncak ile oynayan arkadaşının oyunun bitmesini beklemeyi ve o oyuncağı sırası gelince  alıp oynaması ögretilir. Biri konuşurken sözünün kesilmemesi gerektiği ve kendisine verilen kısıtlı zaman diliminde kendini en iyi ifade etmesi öğretilir. (İşte sırf bu yüzden burada televizyonlarda birbirine hakaret eden, sözünü kesen politikacı, gazeteci, bilim insanları, tamirci ya da müşteri görmezsiniz.) Öğretmenler, uygun ses tonu ve kukla eşliğinde hikayeler okur. Onlara küçük insanlar değil , yetişen insanlar gözüyle bakılır. 

İlkokula yeni başlayan bu bin çocuk , “neden, nasıl , niçin ” sorularının yanıtını 20 kişilik sınıflarda, iki öğretmen ile 4 yıl boyunca bulmaya çalışır. Öğretmenler sınıflarda çok fazla materyal kullanarak ders verir. Konuya uygun resimler, kuklalar, harita, zar, boncuklar vs. (Böylelikle çocukların 5 duyu organlarını kullanarak öğrenmesi sağlanır ki kalıcı bir eğitim olsun, istenir.) 

15 yaşına gelmiş ,ilkokul ve ortaokulu bitiren bin çocuk için yol ayrımı başlamıştır artık . 9 yıllık zorunlu eğitimi bitirenlerden devamını okumak istemeyenler mesleki eğitime yönlendirilir, 20`li yaşlara gelen bu bin çocuktan 800`ü üniversite okumadan meslek sahibi olmuştur. 200 çocuk ise çok sıkı bir lise ve en az bir yabancı dili çok iyi seviyede bilerek üniversiteye gider. 

İster üniversite eğitimi alsın, ister almasın bin çocukta, hergün sokakların adı ile de olsa bilim insanlarını , büyük sanatçıları bilir. Haddini bilir, teşekkür etmeyi, nerede evet nerede hayır diyeceğini, bilir. 

Üniversiteye giden o ikiyüz genç , öteki şehirlerdeki gençler ile birlikte AR-GE çalışması içinde bilim ve teknoloji alanında hem firmaların hemde üniversitenin kendilerine sunduğu imkanlar eşliğinde disiplin ile sabırlı bir şekilde çalışır. Avusturya´da 34 üniversite var, çarpın 200 genci 34 ile, yinede küçük bir örnek sayıdan bile binlerce bilim insanı ediyor. 

Kısacası Avusturya devleti, bilinci ve en azından genel kültürü belli bir standartta insan yetiştirmek için elinden geleni yapıyor. Bunun için sokak isimlerini kullanıyor, kreşten başlayan eğitimi ile çok küçük yaşlarda temel toplum kurallarını öğretiyor, bedava dağıttığı günlük gazetelere genel kültür ve bilim haberleri koyuyor, otobüslerde bile insanlarına kültür aşılıyor, televizyonlarında bol bol belgeseller yayınlıyor. 

Einstein'ın sözünü çok iyi idrak edip bunu devlet politikası haline getirmişler. . Bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılamıyorlar. Çocukları birbiriyle kıyaslayıp aptal olduklarına ikna etmiyorlar. Tam aksine onları, mutlaka dahi oldukları bir yetenekleri olduğu konusunda ikna edip, o alana yönlendiriyorlar. İşte onun için fabrikasından, marketine karınca gibi işleyen insanlar ile kurdukları düzen çok iyi işliyor. 

Kollektif bilinç ortalama veriler ile ölçülür. İşte bu ortalama verilerin sonucudur, Avusturya`nın aldığı 21 Nobel Ödülü. Aynı yol ve aynı eğitim küçücük yüzölçümüne sahip İsviçre 'de var,. Sonuç 26 Nobel Ödülü. Eğer İsviçre ile ilgili bir makale yazsaydım başlığı "Bir Konya Nasıl 26 Nobel Ödülü Alır" olurdu. 

Bu makaleyi buraya koyuyorum, isteyen Avusturya`yı övüyor der, isteyen ise "Devlet tarafindan bir halkın kollektif bilinci nasıl yükseltilir?" sorusuna güzel bir cevap, der. 

İnanç Kaya