“Şükürsüzlük, bir “bilmeme” değil, bir "görememe" problemidir: 
"Şükür, nimeti değil, onu sana nasip edeni görmektir."

Dervişin biri bir ırmak kenarında abdest alırken suyun içinde çok değerli bir taş görür. Taşı alıp çantasına koyar ve yoluna devam eder. Akşamüstü bir yerde dinlenmek için oturur. Bu arada bohçasını açar ve ekmek peynirinden yemeye başlar. O sırada yakından geçen bir dilenciyi de sofraya davet eder ve ikramda bulunur.

Bir ara dilencinin gözü çantadaki taşa takılır. 

Dervişe, “Allah rızası için bu taşı bana verir misin?” der. 

Derviş taşı çıkarır ve dilenciye verir.

Dilenci gider ama ertesi sabah tekrar geri gelir ve dervişe sorar; 

“Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyor muydun?” 

Derviş, “Evet” der. 

Dilenci tekrar sorar; “Yani bunu satınca ömrün boyunca zengin bir hayat süreceğini biliyor muydun?” 

Derviş aynı cevabı verir; “Evet” 

Bunun üzerine dilenci, “Peki bu taşı nasıl kolay bir şekilde bana verdin?” 

Derviş, “Allah rızası için demiştin.”

Dilenci sonunda der ki, “Bu taşı sana bugün geri getirdim. Bunun yerine daha değerli bir şey ver.” 

Derviş hayretle sorar, “Bunun yerine ne istiyorsun?” 

Dilenci şunu söyler, “Bu hale nasıl geldin? Bana bunu öğret!”
................
 Umutsuzluğa kapıldığınızda aklınıza gelsin;
"Mevla çekirdeğe orman gizlemiş, 
Tahıl tanesine harman gizlemiş, 
Yılanın zehrine derman gizlemiş, 
Sabır eyle, şükür eyle,dua et "
.................
 Ya Rabbi ! 
Sadece dara düştüğünde seni hatırlayanlardan değil, geniş vakitlerde de sana şükreden kullarından eyle bizi...

Bizleri nimetlerine şükreden, takdirine rıza gösteren, belâ ve musibetlere sabreden, korktuklarından emin, umduklarına nâil olan bahtiyar kullarından eyle Allah’ım…
Yeni yılın ilk haftasında işleriniz evleriniz ömrünüz bereketli olsun..”

Alıntı