Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş paradigması, binlerce yıllık Türk tarihinin devlet ve millet geleneklerinin özü olan Türk milliyetçiliğine dayanmaktadır. Milliyetçilik; Türk milletini, devleti, vatanı ve her türlü varlığını koruma, kollama ve yüceltme fikriyatıdır. Bu anlayış, vazgeçilmez bir esastır.
Milliyetçi reflekslerinden vazgeçen ya da söylemde kalıp aksiyona geçemeyen yapılar, tarih boyunca ağır bedeller ödemiştir. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenen “Altı Ok” ilkelerinden biri olan milliyetçilikten bugün fiilen uzaklaşmıştır. Parti tabanının, demokratik ve meşru yollarla bu ilkeye yeniden sahip çıkması ve partiyi kuruluş değerlerine döndürmesi gerekmektedir.
Aslında milliyetçi hassasiyet, parti tabanında her zaman var olmuştur. Ancak küresel güçler; geçmişte İngiltere, bugün ise ABD, AB ve İsrail etkisiyle milliyetçiliği etnikçiliğe dönüştürerek, parti üst yönetimlerini çeşitli operasyonlarla kendi çizgilerinin dışına itmiş ve farklı yönlere sürüklemiştir. Bu durum, Atatürk sonrası dönemde yaşanan yön değişiminin hazin bir sonucudur.
Bu süreçte Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) başta olmak üzere yeni milliyetçi ve Türkçü partilerin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. Türk milletinin milliyetçilik refleksi zaman zaman yükselmiş, zaman zaman ise düşüş göstermiştir. Ancak bu hassasiyet, toplumun her kesiminde varlığını sürdürmüştür.
Milliyetçilik, yalnızca bir siyasi akım değil; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan, 150 yılı aşan bir dönüşümün ideolojik temelidir. Türk milleti, tarih boyunca karşılaştığı tehlike ve tehditler karşısında her zaman güçlü bir var olma refleksi göstermiştir. Bu refleksin yönünü ise tehditlerin boyutu belirlemiştir.
Bugün gelinen noktada, Cumhuriyet en yüce değerdir. İktidar icraat yapmakla, muhalefet ise doğruya destek, yanlışa karşı çıkmakla yükümlüdür. Her iki taraf da Türk milleti adına hareket etmek zorundadır.
Bu çağrı özellikle milliyetçi partileredir. Türk milliyetçiliği, siyasal karşılığı yüzde 70’lere ulaşan en güçlü fikriyat alanlarından biridir. Türk milleti ve milliyetçileri yok sayılarak hiçbir dayatma kabul ettirilemez. Etnik kimlikler üzerinden yeni kimlikler oluşturmak ve ortak milli kimliği zayıflatmak, sonu belirsiz ve tehlikeli bir süreçtir.
Terör örgütü PKK ve siyasi uzantılarıyla yürütülen siyaset anlayışı, Türk milletinin kabul edeceği bir yaklaşım değildir. Bu tür girişimler, seçimlerde millet iradesi tarafından net şekilde karşılık bulacaktır.
Öte yandan, köy kanununda yapılan değişikliklerle köylünün kendi toprağı üzerindeki inisiyatifi zayıflatılmış, maden kanunundaki düzenlemelerle ise küresel madencilik şirketlerine geniş alanlar açılmıştır. Altın madenciliğinden elde edilen gelir son derece düşük kalırken, çevreye verilen zarar çok daha büyük boyutlara ulaşmaktadır.
Özellikle Gümüşhane, %93 maden arama oranıyla ciddi bir tehdit altındadır. Türkiye’nin en fazla yaylaya sahip illerinden biri olan bu bölgede, doğal yaşam alanları, su kaynakları ve ormanlar büyük risk altındadır. Maden faaliyetleri sonrası tarım alanlarının yok olması, göçün artması ve yaşamın sona ermesi kaçınılmazdır.
Benzer durumlar Giresun ve Kaz Dağları gibi bölgelerde de yaşanmaktadır. Türkiye’nin farklı noktalarında halk, toprağını korumak için mücadele etmektedir. Ancak bu süreçte güvenlik güçleri ile vatandaşların karşı karşıya gelmesi, üzücü görüntülere neden olmaktadır.
Demokratik sistemlerde sadece iktidar değil, muhalefet de sorumluluk taşır. Bu nedenle milliyetçi muhalefetin daha aktif rol alması, toplumsal tepkileri organize etmesi ve halkın sesi olması gerekmektedir.
Şair Dilaver Cebeci’nin şu dizeleri bugün daha anlamlıdır:
“Baş koymuşum Türkiye’nin yoluna,
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm,
Asırlardır kıratımı suladım,
Irmağının akışına ölürüm.”
Bu sözler, milletin iradesini harekete geçirme çağrısıdır. Bugün, doğa katliamına karşı ses yükseltme zamanıdır.
VAHŞİ MADENCİLİK VE DOĞA KATLİAMINA HAYIR!
Kur’an-ı Kerim’de buyrulduğu üzere:
“Göğü Allah yükseltti ve mizanı O koydu; sakın dengeyi bozmayınız.” (Rahmân, 7-8)
İslam, akıl, bilim ve milli menfaatler; mevcut politikaların uzun vadede ciddi zararlar doğuracağını açıkça ortaya koymaktadır.
Türk milleti, devlet, vatan ve birlik için var olan tüm siyasi yapılar; küçük hesapları bir kenara bırakarak ortak çözüm üretmelidir. Bir araya gelemeyenlerin ülkeyi bir arada tutması mümkün değildir.
Bugün harekete geçme günüdür. Bu süreçte atılacak adımlar, karar vericilerin elini güçlendirecek ve yanlış politikalardan dönülmesini sağlayacaktır. Türk milleti bunu başaracak iradeye sahiptir.
Bu milli duruşa, partili ya da partisiz herkesin destek vereceğine olan inanç tamdır.