Bu yazımda, çağın en büyük sorunlarından birisi olan trafik meselesine -kendimizi sorgulama açısından- dikkat çekmek istedim. Trafik düzeni artık medeniyetin aynası haline gelmiştir. Aynaya bu açıdan baktığımızda ülkemiz açısından görüntü hiç de iç açıcı gözükmemektedir.

Resmi verilere göre Türkiye’de son 10 yılda meydana gelen trafik kazalarında 50 binden fazla kişinin öldüğü, bir milyonun üzerinde insanın da yaralandığı ya da sakat kaldığı belirtilmektedir.

Ülkemizde trafik kazalarının sebepleri arasında % 95’in üzerinde bir oranla sürücü hataları ilk sırada yer almaktadır. Aşırı hız yapma, yorgun, dalgın, uykusuz ve alkollü araç kullanımı, sabırsızlık, kuralları ihmal ve benzeri hatalar kazaların en önemli sebepleri.

İşgalci Çin, Doğu Türkistan’ın müdafii Prof. Karluk’un 90 yaşındaki annesini katletti İşgalci Çin, Doğu Türkistan’ın müdafii Prof. Karluk’un 90 yaşındaki annesini katletti

Kazaların fazla olmasının bir başka sebebi ise; bizde sürücü eğitimlerinin ucuz bir maliyetle üç-beş ay gibi çok kısa sürede ehliyet verilmesidir.

Ayrıca cezaların yeterince caydırıcı olmaması kural ihlalinin en önemli etkenlerden birisidir. Avrupa ülkelerinde, ehliyet alma süreci en az iki yıldır ve 1000 Euro gibi bir maliyeti vardır. Trafik ihlallerine karşı yapılan cezalarda oldukça sert ve caydırıcıdır. İlk ehliyet alındığında 2 yıl acemi, 2 yıl geçici, 2 yıl sonra kalıcı ehliyet alırsın. Alınacak her türlü ceza sicil kaydına işlenir ve her yerde karşına çıkar. Trafik kurallarını ihlal ederseniz ehliyetinizden olur, bir daha üç yıl ehliyet alamazsın.

Trafik Kuralları ve Kul Hakkı

Toplumsal hayata, insanlarla sürekli olarak haklar ve vazifelerle karşı karşıya kaldığımız ortak alanların başında trafik kuralları gelir. Trafik, ilişkilerin en yoğun ve somut biçimde yaşandığı, herkese ait alanların ortak kullanımı olduğundan, kuralların ihlali de diğer insanların haklarına yapılan saygısızlık ve kul hakkına tecavüzdür. Kul hakkının affı ise sadece mağdur olan kişi tarafından mümkündür.

Müslüman bir anne-babadan doğarak hazır bulduğumuz dinimiz, sadece beş temel ilkeden veya haftada bir cuma, cenaze ve bayram namazına gitmekten ibaret değildir. Peygamberimizin “kendin için istemediğini başkası için de isteme” hadisi Şerifi hem evrensel insan hakları beyannamesinin temelini hem de kişilerin birbirine karşı muamelelerindeki sınırlarını da belirler.

İslam; din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin bütün insanların haklarını kutsal ve dokunulmaz kabul eder. Kırmızı ışıkta geçmemiz, seyir esnasında makas atarak aşırı hız yapmak, istirahat zamanı olan gece vaktinde insanları rahatsız edecek, uykularını kaçıracak gürültülü araçlarla yolda gezmek, düğün vb. amaçlı konvoylar oluşturmak, müziğin sesini yükseltmek, korna çalmak, kul hakkı ihlalidir.

Trafik konusunda Prof. Dr. Saffet Köse tarafından “Kur'ân-Sünnet Bağlamında Sosyal Bir Sorun Olarak Trafik” konulu “Efradını cami ağyarını mani” 35 sayfalık doyurucu bir makalesini tavsiye ederim. (1)

Teorik olarak sürücü belgesine sahip her vatandaşın trafik kuralları ile ilgili yeterli bilgisinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Çünkü MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü tarafından sürücü kurslarında verilmek üzere “Trafik adabı” muhtevalı tam 80 sayfalık çok güzel bir kitap hazırlamış. (2) Demek ki mesele sadece bilgi değil, bilgiyi içselleştirmek, uygulamak ve ahlaki sorumluluğuna da sahip olmaktır.

Trafikte birçok problemin, basit sebeplerle başlayıp içinden çıkılamaz hale geldiği, cinayetler işlendiği dikkate alınırsa kalabalık ve sıkışık yollarda sakin olmak öfkeyi yenmek, affedici ve tahammüllü olabilmek en büyük erdemlerden birisidir. Birçok sıkıntı birkaç saniyelik tahammülsüzlükten meydana geldiğinden bela arayanlara hiç bulaşmamak, sonu hesap edilemeyecek noktaya getirmemek gerekir.

Kırmızı ışıkta geçip ceza yemekten korktuğumuz kadar kul hakkını çiğnemekten korkuyor muyuz?

Aslında misafirine ikram etmeyi, lokantada yemek ısmarlamayı büyük bir zevkle, sevap olarak yapanların trafikte başkasına park yeri ikram etmemesi veya insanlara karşı anlayışsız ve sabırsızlığını anlamak mümkün değil. Oysa trafikte başka araca ve karşıdan karşıya geçmek isteyenlere yol vermek, park yerini diğerine takdim etmek, başkasını kendisine tercih etmek, trafikte sıkışmış birisine yol açıvermek belki yemek ısmarlamak kadar sevaba vesile olacak güzel bir davranış olabilir.

Ayrıca özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde kul hakkına girmemek için arabalarınızın yeni ya da bakımının zamanında yapılması gerekir. Çünkü araç bozulup yolda kalırsa bütün trafiği tıkandığından sinirler geriliyor, eziyete sebep olduğu için kul hakkına giriliyor. Tabii trafik kurallarına uymamız gerekir. Ancak kırmızı ışıkta geçip ceza yemekten korktuğumuz kadar kul hakkından da çekinmemiz gerekir.

Hocam bu yazıyı kaç kişi okuyacak, kim duyacak? demeyin. Bizler duyduk ya, öncelikle bizim örnek olmamız lazım. Büyüklerimizden rahmetli bir hocamız arabayla giderken şoför kırmızı ışıkta geçince hem şoförün başından hem de kendi başından takkeyi hemen çıkarmış. Çünkü başında takke ile kırmızı ışığı ihlal eden birisi olarak insanlara kötü örnek olmayalım diyerek yanlışa tepki göstererek, eklemiş; “Bu zamanın dervişliği trafikte araba kullanırken belli olur.”

Mustafa ALTINSOY - 15 Şubat 2024

Editör: Kerim Öztürk