AKİF:

Türkiye’de siyaset ve hukukun ağırlığı Türkiye’de siyaset ve hukukun ağırlığı

"...Karakter adamı olmak bakımından ise Akif eşsizdir. O, daima bulunduğu kabın şeklini alan bir mayi veya cıvık bir halita değil; şeklini sıcakta, soğukta, borada, kasırgada muhafaza eden katı bir cisimdir. İslâmcı olmasını kusur diye öne sürüyorlar. İslâmcılık dünün en kuvvetli seciyesi ve en yüksek ülküsü idi. Bugünkü Türkçülük ne ise dünkü İslâmcılık da o idi. Esasen İslâmcılık Osmanlı Türklerinin millî mefküresiydi. On dördüncü asırdan beri Türklerden başka hiç bir Müslüman millet, ne Araplar, ne Acemler, ne de Hintliler İslâmcılık mefkûresi gütmüş değillerdir. Bir Osmanlı şairi olan Akif’te millî mefküre kemaline ermiş, fakat yeni bir millî mefkürenin doğuş zamanına rastladığı için geri ve aykırı görünmüştür. Mazide yaşayanların fikir ve mefkûreleri bize aykırı gelse bile onları zaman ve mekân şartları içinde mütalea ettiğimiz zaman haklarını teslim etmemek küçüklüğüne düşmemeliyiz. Çanakkale şehitleri için yazdığı şiir kafidir. Başka söz istemez...

Akif insandı, dönmedi ve öyle öldü."

Nihal Atsız, Kızılelma, 1947, Sayı: 9.

Paylaşan Hasan Külünk