Eski ATO Başkanvekili Mehmet Aypek koruması tarafından öldürüldü Eski ATO Başkanvekili Mehmet Aypek koruması tarafından öldürüldü
Anayasa değişikliği teklifi devletin idaresinde, yasama, yürütüme ve yargı organlarında çok önemli değişiklikler öngörmektedir.

Bunları şimdiye kadar ayrı ayrı ele alıp inceledim ve burada paylaştım.

Teklif bu haliyle cumhurbaşkanının onayından geçerek resmi gazetede yayınlanır ve halk oylamasında da kabul edilirse devletin idari yapısında bir rejim değişikliği sayılacak derecede ciddi değişim olacaktır.

Anayasada bir değişikliğe ihtiyaç olduğu açıktır. Bu değişiklik, kuvvetler ayrılığı ilkesini daha uygulanır hale getirecek yönde demokratik bir değişim olmalıdır. Bugün teklif edilen değişiklik ise, kuvvetler ayrılığı ilkesini tamamen ortadan kaldırır niteliktedir. Bütün devlet kurumları, yasama organı, yargı kurumları bir tek kişinin, cumhurbaşkanının iradesine terk edilmektedir.

Halkın çoğunluğu, asker güdümlü yargı vesayeti kalksın istiyor ve bunun için 2010 halkoylamasında evet oyu verdi. Şimdi teklif edilen değişiklikler için de kimi arkadaşlarım “iyi ya işte, asker güdümlü yargı vesayetini iyice kaldırdığına göre niye eleştiriyorsun?” diye soruyorlar. Yargı vesayet eden olmaktan çıkıyor ama bir kişinin vesayeti altına giriyor. Bu kişinin kim olduğuna göre “evet” veya “hayır” oyu vermek makul değildir. Bugün sevdiğimiz, bu kadar gücü adaletle kullanacağına güvendiğimiz birisi cumhurbaşkanı olacak diye bakmamalıyız. Yarın kimin eline bu gücün geçeceğini bilemeyiz. Yani mesele Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın bu kadar güçlü hale gelmesi gelmemesi meselesi değildir. Onun için gücü, daha doğrusu yasama, yargı ve yürütme güçlerini karşılıklı denetim altında tutacak bir değişikliğe ihtiyaç vardır.

Bu kadar gücü bir kişiye vermekle o kişiye de zulüm edilmiş olmaktadır. Zira bu kadar güçle nefsine yenilmeyecek babayiğit yeryüzüne herhalde fazla gelmemiştir.

Bir de bazı arkadaşlarım “demokrasiden yanayım” ifademe karşı “demokrasi mi? Milli irade mi?” diye soruyorlar. Aslında onların sorusu Türkiye’de yeni değildir; “Demokrasi mi, milli beka mı?” şeklinde öteden beri sorulmuştur. O sorunun cevabı da tarihin sayfalarında vardır:

Yunanistan’da askeri cunta dönemi (1967–1974), NATO ve ABD tarafından eleştirilmiyor, bu yüzden de demokratlar arasında NATO ve ABD karşıtlığı artıyordu. 1974’te Kıbrıs’ta Türk harekâtından hemen sonra, Karamanlis cunta rejimini değiştirip sivil bir yönetim olarak iktidara gelince, Yunanistan kamuoyunun temayüllerini dikkate alarak NATO’nun askeri kanadından çekildi, ama 1977’den itibaren de geri dönme teşebbüslerinde bulundu. Türkiye’nin milli menfaatleri Yunanistan’ın geri dönmesini veto etmeyi gerektiriyordu. 12 Eylül 1980 askeri yönetimine kadar bütün sivil yönetimler bunu yaptılar. 1980 yılında askeri yönetim vetoyu kaldırdı ve Yunanistan NATO askeri kanadına girdi. Görülüyor ki, totaliter yönetim taviz vermiş ama demokratik sivil yönetim milli bekadan yana olmuş, bütün dayatmalara diretip taviz vermemiştir.

Türk Milliyetçileri, bu tecrübelerden önce de demokrasiden yana bir kanaat sahibi olagelmiş, Millet iradesinin demokrasilerde daha iyi tecelli ettiğini düşünmüşlerdir; Yunanistan benzeri tecrübeler de bu kanaati beslemiştir. Demokrasimiz bugünkü haliyle mütekâmil bir demokrasi değildir; TBMM’de milletin iradesiyle seçilmiş 550 milletvekilinin iradesi değil, birkaç Genel Başkan’ın iradesi hâkimdir. Dolayısıyla aslında milli iradeyi tam yansıtacak değişikliklere ihtiyaç vardır. Bugünkü değişiklik teklifi demokrasimiz bu yönde iyileştirmek yerine o Genel Başkanlar iradesini tek adam iradesine dönüştürüyor. 

Sonuç olarak bu Anayasa değişiklik teklifi bu haliyle halkoylamasına sunulacak olursa “hayır” diyeceğim. Bununla birlikte “evet” oyu verecek arkadaşlarıma da, sandıktan oyum istikametinde çıkacak veya çıkmayacak sonuca da saygımı muhafaza edeceğim; esasen herkes “çıkacak sonucu hazmedemiyorum” demeden sonuca razı olmak durumundadır.


Editör: TE Bilisim