“Tarihimize belge, gelecek nesillerimize ibret ve istifadeye vesile olması dileğiyle...” diye imzalayıp gönderdiği “Sıradan ve Piyade Lokman Abbasoğlu” adını verdiği kitabını okuduktan sonra böyle bir değerlendirmeyi uygun gördüm. Ankara Tıp 74 mezunu olduğum için kendisini bizzat tanırım.

Büyük ülkü yolunda bir ömür üstbaşlığı ona uyan bir hayattır. Bu kitabı yazarak ülkücü gençlik hareketi mensuplarının nasıl bir dünya görüşü ve günlük yaşayış biçimine sahip olduklarına ışık tutmuştur. Benzeri eserler bu düşüncenin daha iyi bilinmesini sağlayacak ve daha doğru değerlendirmeler yaptıracaktır. Kitap üç ana bölüm şeklinde yazılmıştır.

Birinci bölüm girişinde yazar kendini tanıtmakta, doğduğu ve büyüdüğü ortamı, eğitim gördüğü okullar ile çocukluk ve gençlik yıllarını yazmaktadır. Lokman adı kendisine bilinçli olarak verilmiştir.

Dedesi Ahmet Hamdi Abbasoğlu doğum yeri olan Erzincan Tercan müftüsüdür. Daha sonra Ahilik kültürünün sürdürüldüğü Ankara’nın Kale bölgesindeki Selçuklu dönemi camilerinden Arslanhane Camii'nin 1943-1957 tarihleri arasındaki vaizlerindendir. Aile derdi, hastası, sıkıntısı olanların başvurduğu ve çözüm aradığı bir adrestir. Lokman ismi bunun için seçilmiştir. Büyük dede Osmanlı-Rus savaşında Medresesi’ndeki 500 talebesi ile Trabzon dan Erzurum a giderek savaşmış ve 91 yaşında şehit olmuş bir insandır. İlkokulun son iki senesi, orta ve lise eğitimi Ankara’dadır. Yazları simit ve gazete satışı yapması, boş zamanlarında babasının dükkânında ticaretine yardımcı olması, ek din dersleri alarak ve lise yıllarında Türk Ocakları binasında tarih âlimi ve Türk ocakları başkanı Prof. Dr. Osman Turan‘ın seminerlerine katılması tarih ve millet bilincinin oluşmasında etkilidir. Bunlara ilahiyat gibi dini kimliğine uygun bir yüksekokul tercihi onun kişiliğini pekiştirmiştir.70 li yılların öğrenci olaylarında dini ve milli hassasiyetleri benimseyen ülkücü hareket onunda adresini belirlemiştir. İlahiyat fakültesi öğrenci temsilciliği ile bu durum netleşmiştir. İlahiyat öğrenciliği döneminde öğrenci olayları şiddetlenir. Onun arkadaşları olan Ruhi Kılıçkıran'ın, Gazi Eğitim de Alparslan Gümüş’ün, Ziraat Fakültesi’nde Süleyman Özmen 'in, sonra Dursun Önkuzu’nun öldürülmeleri... Bunlar vatan sevgisini ülkücü harekette bulup o adresi seçmiş öğrencilerdir. Sonra Dr. Necdet Güçlü’nün Ankara Tıp’taki işgal girişimine karşı bir grup ülkücü gençle olan çatışma karmaşasında ölmesi ve bu olaydan o okuldaki ülkücü İbrahim Doğan’ın suçlanması kitapta yazarın gözlemleriyle değerlendirilmektedir.

 Mezuniyet sonrası ilk görev yeri Zonguldak İmam Hatip Okulu dur. Burada dindarlık ve milliyetçilik konularında çalışmalar yapar. Dini reddetmeyen bir milletçilik anlayışının milleti pekiştirecek tek yol olduğu, bunun ahlaklı nesiller yetiştirilerek olacağı fikrini savunup anlatır. Daha sonra bu çalışmalarını tuzla piyade okulunda ve asteğmen olarak gittiği Kıbrıs’ta da sürdürmesi anekdotlar halinde yazılmıştır. Askerlik dönüşü ülkücü köylüler derneği başkanlığı ile başlayan ve öğretmen olarak kurada çektiği Tunceli’ye gitmeyişi sonrası çeşitli kurumlardaki ve gümrük bakanlığındaki çalışma ve hatıraları dönemin siyasi tarihine de ışık tutmaktadır. Özellikle o dönemlerde gümrüklerdeki kaçak ve kaçakçılığın kontrol altına alınması sonrası bakan Gün Sazık'ın öldürülüp şehit edilmesi hakkında notlar vardır. Kastamonu’daki Şeyh Mehmet Fevzi Efendi’nin milliyetçi kimlik hakkındaki şu tespiti aktarılır.

“ Sadakati Vataniyye,

mefahiri milliye,

hamiyeti diniye”

Şeklinde özetlenen bu tarif kavmin sevilmesi ve hak din İslâm’ın insanlarımızca benimsenmesi şeklindedir.

1980 ihtilali ve sonrası ilk üç yıl kaçak olarak değişik isimlerle tutuklanan arkadaşlarına yardım  faliyetleri şeklinde olur ve bunlar anlatılır. Yakalandıktan sonra Mamak cezaevi hatıraları ibretlik olaylardır. Mamak cezaevindeki olaylar bu da olmaz cinsinden ama olmuş şeylerdir. Hukuk ve adaletin böylesi dönemlerde askıya alınmasının acı sonuçlarını okuyoruz. Bunlar arasında İzmit ' in renkli siması rahmetli Musa Baştan’ın kendisine sorulan “ laiklik nedir? “ sorusuna cevabı bizler için hoş bir hatıradır. İdamla yargılanmasına rağmen 3 yıl sonra tahliye edilir. O günlerde ülkücülerin çıkışta yaptıkları ilk iş Hacıbayram Camiinde iki rekât şükür namazı kılmak ve cam bardakta çay içmektir.

Gerek yakalanmadan önce gerekse Mamak'ta tutukluyken eşi Nermin Hanım ve arkadaşları olan kadınların fedakârlıkları ve çalışmaları takdirle anlatılır. 1997 yılında 80 öncesinin eğitimcileri ile birlikte MHP ye üye olurlar. Bunlar parti müfettişliğiyle görevlendirir. Bunların girişi ve sonrası MHP’ye yeni bir güç verdiği anlatılır. Ama 97 de Türkeş'in vefatı sonrası gelişen olaylar onu siyaset dışı kalmaya karar verdirir.

Kitabın son bölümünde onu tanıyanların tespit ve yorumları vardır. Bunların içinden Ahmet

Gazi’nin şu dörtlüğünü alarak yazımızı bitirelim.

“ Er kişi isen görevin ne ise başar,

Zevke eğlenceye hayvan da koşar,

Tanrı Türk’ü korusun!

Hepiniz Allaha emanet olun!

 Barış, huzur, güven ve refahın olduğu bir Türkiye dilek ve dualarım ile.

H. İbrahim KAHRAMAN