İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesiyle ilgili Meclis genel kurulundaki konuşmasında, Bakan Yusuf Tekin’i binlerce eğitimciye toplu kıyım yapmakla suçladı. Bakan Tekin, bulunduğu yerde hop oturdu hop kalktı.

Bakan Tekin’in müsteşarlığı döneminde, 15.000 okul ve kurum müdürü ile 5.000 okul ve kurum müdürünü talimatla görevden aldırdığını belirten Türkoğlu, “Aynı zamanda 30.000 müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarının da görevlerine son verildi. Birçok insan bu yıkıma katlanamadı. Birçok yuva dağıldı. Birçok kişi ekonomik zorluklar yaşadı. Vicdanınız gerçekten rahat mı?” diye sordu.

Türkoğlu şöyle konuştu:

“Sn. Başkan,

Muhterem Milletvekilleri;

Üniversite deyince ülkemizde ne görüyoruz?

Kızmaca darılmaca yok;

İflas etmiş bir eğitim sistemi görüyoruz!

Niteliksel değil, maalesef niceliksel büyüyen içi boş bir yapı görüyoruz!

Ülkemizde toplam 208 üniversite bulunuyor.

Allah bereket versin!

Son 20 yılda üniversitesi olmayan ilimizin kalmadı çok şükür!

Keşke bu duruma alkış tutabilseydik.

Oysa ne vadetmiştiniz?

“Dünyada ilk 500’e giren üniversite sayımızı en az 10’a çıkaracağız!” dediniz.

Sadece 3 üniversitemiz var!

Diplomalı işsizler ordusu yaratan üniversitelerimizin sayısıyla övünmeye değil, nitelik sorununu tartışmaya ihtiyacımız var.

Sayenizde “apartman üniversiteleri” diye bir kavram oluştu.

Hatta onlardan birine Selman Öğüt atandı. Tıpkı Bekri Mustafa’nın Ayasofya’ya imam olması gibi.

Bu arada üniversiteye girişteki baraj uygulamasını kaldırdınız de mi?

Ne oldu peki? Hem iki yıllık hem de 4 yıllık bölümlere çok sayıda öğrenci eksi net ile girmeye başladı. Kaldı ki halen pek çok bölüm boş kaldı.

Yahu eksi dokuz netle 4 yıllık üniversiteleri kazananlar var bu ülkede, görmüyor musunuz?

Hal bu ki;

Baraj kalkmadan önce 4 yıllık bölümler için en az 27 net, 2 yıllık bölümler için de 9 net yapmak mecburiydi, öyle değil mi?

Tabi ki sizin için önemli olan konu bu değil.

Sayenizde üniversiteler kadrolaşma ve arpalık yeri oldu!

Anadolu’da bir söz vardır. Denir ki; bir ambar buğdayın, bir avuç mostrası olur.

Mesela; Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi.

Bu üniversitemiz resmi gazetede bir öğretim üyesi alım ilanı yayınlıyor.

Söz konusu ilanda, Fen Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji bölümü için Doktor Öğretim Üyesi alınacağı duyurulmuş, şart olarak da ne yazılmış biliyor musunuz?

İlandan aynen okuyorum:

“Uygulamalı Sosyoloji Anabilim Dalı Doktorasını yapmış olmak, toplumsal hareketlilik ve göç alanında tamamladım.

Buradaki “tamamladım” sözcüğünün açık anlamı şu:

İlan adrese teslim hazırlanmış, kadroya alınması planlanan kişinin özgeçmişi aynen ilana kopyalanarak konulmuş!

İlahi adalet de işte böyle yakayı ele verdirmiş.

Sn. Bakanın çok sevdiği, hatta en sevdiği bir dernek var. MEB’in adeta paralel yapısı haline gelen Cihannüma.

İşte bu Ahi Evren Üniversitesi’ni ne yapıp edip adeta Cihannüma Üniversitesi’ne döndürmüşsünüz Sn. Bakan. Kutlarım sizi!

Mesela; Rektör Prof. Dr. Mustafa Kasım Karahocagil’in, Cihannüma Derneği Kırşehir Bölge Temsilciliği ile Genel Merkez Yöneticiliği bulunuyor.

Rektör olunca ilk icraatı da ne olmuş?

Üniversite genel sekreterini görevden alarak yerine vekaleten Cihannüma Derneği genel merkez yöneticilerinden Hüseyin İlter’i atamış.

Devamı da var: Tıp Fakültesi Dekanlığına ve Rektör Yardımcılığına Cihannüma Derneği Kırşehir il temsilciliği görevini yürüten Prof. Dr. Ali Güneş’i atamış.

Üniversitenin Hukuk Müşavirini görevden almış, yerine aynı üniversitenin, eğitim fakültesi hocası olan Dr. Öğretim Üyesi Halit Ertuğrul’un oğlu Hüseyin Ertuğrul’u atamış.

Örneğin; 10 yıldır Ak Parti Kırşehir İl Kadın Kolları başkanlığını yürüten Meryem Düğer, Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu’nda kadrolu ve maaşını buradan alıyor.

Sn. Bakan yasaya aykırı bu kadronun sebebi hikmeti nedir?

Bir de AKP’ye en yakın olan ve desteklenen Bezmialem Vakıf Üniversitesi var.

Üniversitenin Mütevelli Heyeti Başkanlığını Ahmet Akca yapıyor. Ahmet Akca kim? O da Cihannüma Derneği’nin Genel Başkan Vekili.

Bu arada Ahmet Akça, Cihannüma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi iken, Bezmialem Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanlığı yanı sıra, Turkcell Yönetim Kurulu Başkanlığı da yapıyor. Bitti mi? Bitmedi!

Ahmet Kesgin Kim?

Söyleyelim; O da Cihannüma Derneği’nin de “Eğitimden Sorumlu” Genel Başkan Yardımcısı.

Serhat Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. İbrahim Taşdemir’in yolu da Cihannüma ile kesişir ve Yönetim Kurulu Üyesi olduktan kısa zaman sonra da Milli Eğitim Bakanlığı’nın en stratejik dairelerinden birisi olan İdari ve Mali İşler Daire Başkanı yapılır.

Yani Sn. Bakan; Bakanlığınızın mali ve idari işleri de, Cihannüma Yönetim Kurulu Üyesi’nden soruluyor.

Hoş, kişiye özel kanunlarla rektör olmuş bir bakan olarak, sizin bunlara verilecek ne gibi bir cevabınız olur, doğrusu merak ediyorum.

Sahi Sn. Bakan;

Bizzat sizin Hacı Bayram Üniversitesi’nin rektörlüğüne atanma süreciniz de çok tartışmalara neden olmuştu de mi?

Rektörlük için aslında 3 yıl profesörlük yapma şartı vardı ve koşul sizin, rektör olarak atanabilmeniz için kaldırılmıştı.

Rektör olabilmek için gerekli olan üç yıllık profesörlük şartı, kanun değiştirilerek kaldırıldı ve sizin atanmanızın ardından, kanun tekrar eski haline döndürüldü.

Sonuç itibarıyla karşı karşıya olduğumuz durum şudur:

AKP’den talimat almadan herhangi bir iş yapmayan YÖK…

YÖK’ten talimat almadan da hiçbir iş yapmayan bir üniversite!

Yükseköğretim dünyamızı ne yazık ki böylesine hazin, böylesine acıklı bir tabloya sürüklediniz!

Bakın; Boğaziçi Üniversitesinde sebep olduğunuz haklı direniş, sizin “1000 günlük Ayıbınız” olarak tarihe geçti.

550’den fazla kişiyi gözaltına aldınız, 10 kişiyi tutukladınız, 24 kişiye de ev hapsi uyguladınız.

Dünya kamuoyunda da kınanan Boğaziçi’ndeki tarihi ayıbınız sürüyor ve onurlu akademisyenler size sırtını dönmeye devam ediyor. Buradan onlara selam olsun.

Biliyor musunuz ki; Avrupa’daki 35 ülke arasında, rektörün üniversite dışında belirlenip onaylandığı tek ülke biziz!

Ve keşke, iktidar partisinde aday adayı olmak, aday olmak, milletvekili olmak, eski bir bakan olmak ya da bunların yakını olmak, İlim Yayma, TÜGVA veya Cihannüma gibi referanslar aramasaydınız?

Bu ülkenin asıl beka sorunu, Milli Eğitimde toplumsal bir bütünlük sergilemeyişimiz, aksine kin ve nefret dolu kamplarda kutuplaşmamızdır.

Milli Eğitim bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan payı her geçen yıl düşürdünüz.

2002 yılında yüzde 17,18 olan bu payı 2023 yılına gelindiğinde yüzde 9,18’e indirdiniz ve eğitim harcamalarında esas yükü velilerin sırtına yıktınız!

Sayenizde; ilköğretimden yükseköğretim düzeyine kadar yıllık bazda devlet tarafından karşılanan giderler bakımından öğrenci başına, 36 OECD üyesi ülkenin içinde 34. sırada yer alıyoruz.

4+4+4 sistemi getirip düz liseleri kapattınız. Bu sistem dert artı, dert artı, dert oldu!

Liselere girişte tam beş farklı sınav sistemi denediniz ve Anadolu ya da fen liselerine yerleşemeyen binlerce öğrenciyi açıkta bıraktınız.

Sonra bu öğrencileri zorla imam hatip liseleri, meslek liseleri ve özel okullara yönlendirdiniz.

Fırsat eşitliğini sağlayacağız dediniz. 4+4+4’e geçildiğinden beri kamu okullarına ayrılmayan bütçeyi, “teşvik” adı altında özel okullara aktardınız.

2002 öncesi yüzde 2 olan özel okul oranı sizin marifetinizle tam yüzde 25’lere ulaştı.

Devlet okullarında tekli eğitime geçip yaygınlaştıracağız dediniz.

Sizden önceki Bakan İsmet Yılmaz da “Allah nasip ederse 2019 yılının sonuna kadar ikili eğitimi bitireceğiz” dedi.

Hani nerede tekli eğitim?

“Kullanılmayan köy okullarını köy yaşam merkezlerine dönüştüreceğiz” dediniz. İktidarınızda tam 13 bin 800 köy okulunu kapattınız. Çocuklarımızı, “taşımalı eğitim” adı altında eğitimden uzaklaştırdınız.

Yatılı ilk öğretim bölge okullarının sayısı azalttınız, dar ve sabit gelirli ailelerin çocukları merdiven altı vakıf, cemaat ve derneklerin yurtlarına mahkum ettiniz!

Ataması yapılmayan öğretmen sayısı

1 milyonu buldu. Eğitim emekçilerini sözleşmeli adı altında güvencesiz hale getirdiniz. Özel sektörde öğretmenleri asgari ücrete, hatta altına mahkum ettiniz!

Söz vermiştiniz;

Okullarda ücretsiz yemek uygulaması başlatacaktınız? Çocuklarımızı derslere aç girmeye mahkum ettiniz!

Söz vermiştiniz;

Okul öncesi eğitimde okullaşma oranını yüzde 90’a çıkaracağız dediniz. Açtığınız devlet ana okullarını paralı yaptınız!

Sonuç itibarıyla;

Sorunun kaynağı olanlar çözümün parçası olamazlar.

Çünkü sorun zihniyet meselesi!

Sorun, öğrenci değil seçmen yetiştirmek istemeniz!

Ancak evvelâ günah galeriniz için bir tövbe edin, sonra zihniyet abdesti alıp gelin; ancak o zaman anlaşabiliriz.

O zamana kadar eğitime ve eğitimciye gölge etmeyin yeter.

İktidarınız döneminde Milli Eğitim’de tam 9 bakan değişikliği yapıldı.

Her Bakan göreve geldiği günün ertesi günü önceki Bakanı eleştirmiş, neredeyse onun yaptığı tüm işlemlerin üzerine bir çizgi çekti, hemen de kendi kadrolaşmasını yaptı.

Ardından, önce program değiştirdi, yetmedi farklı bir müfredat uyguladı, yine yetmedi sınav sistemini değiştirdi, o da yetmedi sınıf geçme, ders geçme sistemi ile oynayıp durdu.

Böylesine kişiye göre değişen bir “eğitim politikasızlığının” içinde çırpınıp durduk.

Bakın daha yeni bir rapor yayınlandı:

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sonuçlarına göre;

OECD ülkelerindeki öğrencilere kıyasla bizim çocuklarımız, kendilerini güvende hissetmiyorlar. Bu konuda Türkiye, 73 ülke arasında sonuncu oldu, övünebilirsiniz!

81 ülkenin katıldığı araştırmada Türkiye’nin, 2018’e göre matematikteki puanı sabit kaldı, okumadaki oranı 10 puan azaldı.

81 ülke arasında 39. sırada yer aldık, bilim alanında da 79 ülke arasında yine 39. sıra ile yetindik.

Sn. Bakan, bu noktada hadi gelin biraz da sizden bahsedelim.

Müsteşar olduğunuz dönemde adeta “gölge bakanlık” yaptığınızı biliyoruz.

Döneminizde bir gecede çıkarılan kanun ile tüm ülkedeki idareciler görevden alındı, atamalar yapıldı.

2014 yılındaki bu atamalara kimlerin referansı ile karar veriliyordu?

Tabii ki sendika, tarikat, dernek, grup, oluşum türü yapılanmaların dediği oluyordu.

Atamalarda dikkat edilmeyen tek özellik elbette ki “liyakat”tı!..

Sn. Bakan mesela müsteşarlığınız döneminde, eğitim tarihimizin en büyük kıyımını yaptınız!

O dönemde, yani 2014 Ağustos’unda milliyetçi, Kamu Sen’ci ve az da olsa sol görüşlü 15.000 okul ve kurum müdürü, 2015 yılı haziran ayında ise 5.000 okul ve kurum müdürü, talimatınızla görevden alındı.

Bu iki yılda toplam 30.000 müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarının da görevlerine son verildi.

Birçok insan bu yıkıma katlanamadı. Birçok yuva dağıldı. Birçok kişi ekonomik zorluklar yaşadı.

Vicdanınız gerçekten rahat mı? Bu yandaş kayırmacı politikanız, maalesef ülkemizde eğitim barışına vurulan en büyük darbe oldu.

Nitelik önemli değildi çünkü.

Rızık verici siz misiniz?

Neyse yeniden eğitim sistemimize dönelim:

Aradan yıllar geçti ve kader gölgenizi kaldırdı ve memleketimin can çekişen eğitiminin bakanı oldunuz.

Tabii ki huyunuzdan vazgeçmediniz! Göreve gelir gelmez kadrolaşma için kolları sıvadınız. Tabii tam da bu noktada, konuşmamın başlarında da örnekleriyle söz ettiğim, Kurucusu olduğunuz, “Cihannuma”yı devreye soktunuz.

Nedendir bilinmez bu yapı sizin en önemli referansınız oldu.

Dernek devreye girdi, atama rüzgarları ortalığı kasıp kavurdu, yeni bakan yardımcıları, genel müdürler, daire başkanları, il milli eğitim müdürleri, müdür yardımcıları, ilçe milli eğitim müdürleri kolları sıvadılar.

Sizin döneminizde maalesef; İl müdür yardımcısı ilçe müdüründen, ilçe müdürü şube müdüründen, şube müdürü okul müdüründen, okul müdürü müdür yardımcısından, müdür yardımcısı öğretmenden, öğretmen de kamu işçisinden az maaşla ve geniş sorumlulukla, yetkisiz çalıştı, halen de öyle çalışıyorlar.

Sizin bu sakil durumdan haberiniz var mı? Varsa bu durumu düzeltmek için herhangi bir çalışmanız söz konusu mu?

Bir başka konu mülakat. Sayın Cumhurbaşkanı’nın mülakatı kaldırma talimatı olmasına rağmen siz neden hala mülakatı savunuyorsunuz?

Yoksa yeni kadrolaşmanızı mülakatla yapmak için mi bu kadar ısrarcısınız?

Zaten mevcut durumda, Milli Eğitimde ne kadar dernek, vakıf, cemaat, grup varsa bilin ki hepsi çok aktifler. Hepsi bir protokol dahilinde okullarda cirit atıyorlar.

Bakın bakanlığın yürüttüğü “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum”(ÇEDES) adlı bir projesi var.

Bu proje ile okullarda bir “manevi danışman” furyasıdır gidiyor.

Sn. Bakan siz din eğitimi almış öğretmenlerinize güvenmiyor musunuz? Diyanetin görevlilerinin gerçekten okullarımızdaki görevi gerçekten nedir diye size buradan soruyorum?

Okullarımızda formasyonu olan öğretmenlerimiz yok mu? Öğretmenlerimiz yeterince donanımlı ve liyakatli değil mi? Yapmayın, yazıktır.

Eğitimde temel felsefe, nitelikli eğitimin yolunu açmak, fırsat eşitliğini sağlamak, devlet güvencesiyle parasız eğitime geçiş yolunda çalışmalar yapmak, sonuç itibarı ile liyakat sahibi gençler yetiştirmek olmalıdır.

Çünkü; çeleceğin aydınlık Türkiye’sini kurmanın yolu, ancak insan hak ve hürriyetlerinin egemen olduğu, hukukun tüm kurum ve kurallarıyla işlediği bir sistemle mümkündür.,

Aynı zamanda adaletin herkesi için tesis edildiği, laik ve demokratik bir ülkede yaşayabilmek için de, milli eğitimdeki bu ideallerin hayata geçmesi şarttır.

Şöyle bitireyim;

Yargı kararına rağmen keyfi bir uygulama ile Andımızı yasaklamanız, bu milletin tarihine bir “utanç kararı” olarak yazılmıştır.

Yerel seçime bir hafta kaldı! İşte detaylar.. Yerel seçime bir hafta kaldı! İşte detaylar..

Çocuklarımızın, “Ne mutlu Türküm diyene!” diye haykırmasından rahatsızlık duyanların gerçek niyetinin, kimliksiz bir zihniyete sahip bireyler yetiştirmek olduğu net biçimde anlaşılmıştır. Onlara inat buradan haykırıyorum;

Varlığımız Türk Varlığına Armağan olsun; Ne Mutlu Türküm Diyene!”

Editör: Kerim Öztürk