Başlıktaki soru; “İnsan kimdir?” diye sorulmuyor, “İnsan nedir?” diye soruluyor. Yani şahsiyet sahibi bir kimlik sahibi olunmadan önce insanın, “Nedir?” diye sorulacak bir maddi varlığı, bedensel varlığı, şey varlığının önemine dikkat çekiliyor. 

Günümüzde doğadaki bütün canlılar “beden ve can” ikili (düal) bir nitelik taşırken, sadece insan “beden, can ve ruhtan” oluşan üçlü (trial) bir özellik göstermektedir. 

Günümüzde insan söz konusu olduğunda üçlü (trial) yapısından sadece ruh unsurlarının (akıl, irade, vicdan ve bilinç) anılır olmuş, onun beden ya da eşya varlığı ihmal edilip hiç düşünülmez olmuş ve insan adeta doğa ile olan ilişkisinden kopartılmış, tabiat dışı köksüz bir varlığa dönüştürülmüştür.  

NE ÇOK KİMLİĞİNİZ VAR 

Siz pek çok şeysiniz. 
Her şeyden önce bir bireysiniz. Birilerinin annesi veya babası olabilir ya da olmayabilirsiniz, ama her halükârda birilerinin çocuğusunuz. 

'Terbiye sistemini psikiyatr ve psikologlar bozdu' 'Terbiye sistemini psikiyatr ve psikologlar bozdu'

Biraz daha ayrıntı vermeniz gerekse kendinizi sözgelimi muhasebecilik yapan, hobi olarak bağlama çalan veya orta sınıfa mensup biri olarak tanımlayabilirsiniz. Dahası belli bir ülkenin vatandaşı, şu etnisiteden veya bu ırktan olduğunuzu ekleyebilirsiniz.

Bilim insanlarına; “Ben aslında neyim?” diye sorsanız birbirinden farklı cevaplar alırsınız. Örneğin “evrimsel biyologlar” muhtemelen öncelikle Homo sapiens türünün bir üyesi olarak görecektir sizi.

HÜCRELERİNİZ 

Mikrobiyologlar ise herhalde esasen bir grup hücre olduğunuzu söyleyecektir. “Sağlıklı kalmak istiyorsanız bedeninizi trilyonlarca mikropla paylaşmanız lazım” diye de eklerler belki. Bu tekhücreli organizmalar bağırsaklarınızda ve daha başka organlarınızda yaşar, derinizin her milimetrekaresinde ikamet eder. Sayıları çok fazladır; bedeninizin içindeki ve üstündeki hücreleri saymaya kalksak yarısından çoğunun insan hücresi olmadığını, hatta üç üst alemli biyolojik sınıflandırma sistemine göre, insan hücrelerinin dahil edildiği âlemden farklı bir âlemde yer aldığını görürüz.

Daha da acayibi, insan hücrelerinizin içinde kadim bakterilerin torunları bulunur. Mikrobiyolojide “mitokondri” adıyla bilinen bu organellerin hücre çekirdeğindekinden ayrı olarak kendi DNA’sı vardır. Mitokondriler hücre işlevleri için gereken enerjiyi sağlamasa, siz de böyle muazzam bir çokhücreli organizma olmazdınız.

ATOMLARINIZ

Fizikçiler, büyük ihtimalle mikrobiyologların sizin hakkınızdaki bu değerlendirmesine itiraz eder. Doğru; bir grup hücreden ibaretsiniz, ama meselenin kökenine inmiş değiliz henüz. Çünkü bu hücreler de atomlardan meydana geliyor. Söz konusu atomlar sizden çok önce ortaya çıktı; içinizdeki hidrojen atomlarının çoğu Büyük Patlama’nın birkaç dakika sonrasından beridir, yani neredeyse 14 milyar yıldır buralarda. 

Bedeninizdeki karbon, oksijen ve azot atomları vaktiyle hidrojen ve helyum atomlarıydı, bu atomlar bir yıldızın merkezinde “füzyon yoluyla” evrimleşerek daha ağır atomlara dönüştü. 

Bedeninizdeki bazı hidrojen atomlarının daha yakın bir zamana kadar benzin moleküllerinin bileşenleri olması pekâlâ mümkündür. Dahası pek çok azot atomunu size katılmadan evvel yıldırım çarpmıştır veya bu atomlar bir gübre fabrikasının reaksiyon tankında biraz zaman geçirmiştir. 

Atomlarınızın çoğu önceden başka bir canlının parçasıydı; belki bir mısırın, belki o mısırı yiyen ineğin. Hatta bazıları önceden başka bir insanın parçası olmuş bile olabilir.

Atomlarınızın çoğu hayatının kısacık bir döneminde sizinle olmuştur: Bir yıl zarfında atomlarınızın %98’inin yerini yenilerinin aldığı tahmin ediliyor. 

Keza hücreleriniz de sürekli bölünüp ölür. Ortalama bir hücreniz hepi topu 10 yaşındadır. Öyleyse atom kimliğiniz ve hücre kimliğiniz sürekli bir akış halindedir; ehliyetinize bakılırsa emeklilik yaşınız çoktan geldiyse bile, sizinle geçirdikleri zaman bakımından hücreleriniz genel itibarıyla daha çocuktur, hele ki atomlarınız bebektir.

BAĞIMSIZ DEĞİLSİNİZ 

Siz öldükten 20-30 yıl içerisinde atomlarınız sizden ayrılacak, belki bir başka birinin parçası haline gelecek. Belki de reenkarnasyon budur.

Kendinize bağımsız bir organizma derseniz, ekolojistlerden buna eleştiri gelecek. Mesela; “diğer canlılar olmasa, evrim yoluyla ortaya çıkmazdınız” derler. 

BESİN MADDELERİ, SİNDİRİM VE OKSİJEN

Aynı şekilde varlığınızın devamlılığı diğer organizmaların varlığına bağlıdır. Onlar olmasa nasıl karnınızı doyuracaksınız?

Belki yemek işlerini kimyasal yoldan çözdünüz diyelim. Sindirim sistemi “mikrobiyatası” olmadan yemekleri nasıl sindireceksiniz?

Ayrıca kara bitkilerle kaplı, okyanus “fitoplanktonla” dolu olmasa, bir zaman sonra nefes almak için oksijeni nereden bulacaksınız?

“Jeobiyologlar”; yeryüzünü ve buradaki yaşamı, birbirinden bağımsız iki varlık olarak değil de bu ikisinin birbirini derinden etkilediğini, gezegenimiz yaşamı şekillendirmiş, yaşam da evrimle yerkabuğundaki mineralleri etkilemiş, dolayısıyla dünyayı yaşamı barındıran bir gezegen değil, yaşayan bir gezegen olarak düşünmek gerektiğini söylerler. 

“Genetikçiler” de devreye girerek; insanın, genlerine hizmet eden bir otomat olduğunu söyleyecektir. Zira genleriniz sizi ustaca programlayarak kukla gibi ellerinde oynatırlar. Genler, ikamet ettiği organizmayı kendi hizmetine sokma becerisi sayesinde gezegenimizde “en kalıcı biyolojik varlık” olmuştur. Genlerimizden bazıları neredeyse bir milyar yılı aşkın süredir varlığını sürdürüyor ve daha trilyonlarca başka organizmada da bulunabilir. 

Evet bir bireysiniz ama aynı zamanda bir türün mensubusunuz, bir grup hücresiniz, bir grup atomsunuz, bir “gen replikasyonu” mekanizmasısınız ve dünya diye bilinen yaşayan gezegenin bir bileşenisiniz. 

AİLE AĞAÇLARI

Sizin başka insanlarla nasıl bir bağlantınız olduğunu gösteren “aile ağacınız” vardır. Bununla beraber türünüzün diğer türlerle bağlantısını gösteren aile ağacı (hayat ağacı da denir) vardır. Keza hücrelerinizin “hücresel aile ağaçları” vardır. Hangi hücrenin ana hücre olduğunu gösterir.

Genlerinizin “genetik ağaçları” vardır. Bunlar aile ağaçlarınız ile belli bir paralellik, gösterebilir, göstermeyebilir de…

Güneşin bile bir ağacı vardır. Zira varlığını en az 5,5 Milyar yıl önce patlamış bir veya daha çok yıldıza borçludur. Belki de güneşin yıllar önce kaybettiği bir kardeşi bile vardır. 

Bilim, sizin varlığınızı maddi nesnelere bağlama konusunda olağanüstü güçlü. Ya, siz aslında gayri maddi bir varlıksanız? Bir zihin, belki de bir ruh. Sadece şu an için bir bedende ikamet ediyorsanız?

KİM VE NE OLDUĞUNUZUN FARKINA VARMAK? 

Bunun için yıldızların patlaması, dünyaya 4,5 Milyar yıl önce bir yıldızın çarpması, 4,2 Milyar yıl önce gökten buz kristalleri şeklinde 20 milyon yıl süreyle suyun inmesi, 4 milyar önce ilk canlı hayatın başlaması (abiyogenez), 66 Milyon yıl önce bir göktaşının dünyamıza çarpması, dinozorların yok oluşu, küçük canlıların üremesi, mikropların mikropları yutması. Afrika savanasında iklimin değişmesi ve elbette atalarımızın doğrudan karşılaşıp çiftleşmesi gerekti.  

4 Milyon yıl önce insansılar (Homo türleri) ve yaklaşık 400 bin yıl önce biz, yani insan: H. sapiens. Ruhu olan Homo türü… Akıl, irade, vicdan ve bilinç sahibi…

Bu evrenin bir parçası, hem de şuurlu bir parçası olmak, nasıl da büyük bir şans. 

Çok karmaşık ama biz varız işte.
İyi ki varız…
Şükür… 

Ankara, 31 Mayıs 2024
Prof. Dr. Orhan Arslan 

(*)
Irvine, William B.:  İnsan Nedir? Doğal Tarihimize Bir Bakış. Metis Yayınları. İstanbul, 2024.

Editör: Kerim Öztürk