Cumhuriyetimizin yetiştirdiği çok değerli bilim insanı. Mustafa Sayılı'nın bir notunu buraya yazmak istedim. Amacım bu değerli bilim insanını arkeolog arkadaşlara tanıtmaktır. Tabii ki tanıyan arkadaşlarımın olduğunu biliyorum. Bu yazıyı yıllar önce okuduğumda; niçin bilim adamlarımız olmadı, İslam topraklarındaki kazıları, niçin başkaları yaptı? Bu notu okuyunca bütün sorularımın yanıtını bulmuştum.

Ortaçağ'da İslâm ülkelerinde 8. yüzyılın sonlarından başlayarak büyük bir gelişme gösteren bilim, yaklaşık 400 yüz yıllık parlak bir dönemin ardından 12.yüzyılın sonlarından itibaren gerilemeye ve sönmeye başladı. Bilimin İslam Dünyasında ki yükselişinin ve sönüşünün nedenleri yıllardan beri birçok araştırmanın ve tartışmanın konusu olmuştur ve günümüzde de olmaya devam etmektedir.

Büyük bilim tarihçimiz Aydın Sayılı da çok önemli araştırmalar yapmıştır. Sayılı, son derece kapsamlı analizlerle bu konuya en aydınlatıcı açıklamalar getirmiş olan bir bilim İnsanımızdır. Sayılı'nın Ortaçağda İslam Ülkelerinde büyük bir gelişme göstermiş olan bilim daha sonra gerilemesinin nedenleri arasında saydığı faktörlerden bazıları şunlardır:

1- İslam Dünyası, Galileo'lar, Kepler'ler, Newton'lar yaratmadı, fakat Avrupa'da yeni bilimsel çağın nihai doğuşunun zeminini hazırladı. İslam Dünyası, Yunan biliminin düzeyinden daha yüksek noktalara çıkılmasında rol oynadı, fakat muhtemelen bu sırada kuvvetini çok harcadı.

Ahmet Yesevi’nin izinden giden Erdoğan Aslıyüce’nin ardından! Ahmet Yesevi’nin izinden giden Erdoğan Aslıyüce’nin ardından!

2- Din merkezli toplumlarda bilim ile dinin uzlaştırılması, bilimin gelişmesinde önemlidir. Avrupa'da bu uzlaşma sağlanabildi fakat İslam dünyası bunu başaramadı. Avrupa'da teoloji tüm bilimlerin kraliçesi olarak görülüyordu. Felsefe ve bilimler, dinin hizmetindeki etkinlikler olarak kabul ediliyordu. Ayrıca teologlar en eğitimli kesimi oluşturuyordu ve bu kesim bilimsel ve felsefî bilgiyi edinmeye hazır durumda olan kesimdi. Buna karşılık müslümanlar bilgiyi Aklı ve Nakli bilgiler olarak ikiye ayırdılar. Bu iki bilgi türünün edinme metodları da farklıydı. Akli bilimler insan zihninin, nakli bilimler ise "vahyin" ürünü olarak kabul ediliyordu.

 3- Bilimlerin bu şekilde iki sınıfa ayrılması, doğal olarak iki sınıf bilim arasında değer farklılaşmasına yol açtı. Nakli bilimler daha değerli bilimler olarak görüldü, aklı bilimler ise ikinci sıraya düştü.

4- İslam dünyasında eğitime büyük önem veriliyordu. Eğitim kurumları bireylerinin gelişimi için çok yaygın olarak hizmet veriyordu. Fakat bu eğitim, özellikle 13.yüzyildan başlayarak sadece naklî bilimler temelinde verilmeye başlandı. Akli Bilimler ve felsefe medrese müfredatının dışında kaldı.

5- Akli Bilimler ve Felsefenin medrese eğitiminin dışında kalması, bu bilimlerin incelenebilmesinin, eğitiminin alınabilmesinin ve yaygınlaşabilmesinin sadece özel imkanlara bağlı hale gelmesine yol açtı. Oysa Avrupa'da durum çok farklı bir biçimde gelişti. Aristoteles üzerine konan yasaklamalar 13.yüzyılın ortalarına geldiğinde ortadan kalktı ve o tarihten itibaren Aristoteles üniversite eğitiminde önemli bir pozisyon elde etmeye başladı.

6-Seküler bilimlerin ve felsefenin İslam'ın erken dönemlerinde daha kabul edilebilir olmasının bir nedeni de, o dönemlerde İslam teolojinin henüz yüksek bir düzeye ulaşmamış olması olabilir. Başlangıçta Yunan Filozoflarıyla İslam Düşünürleri arasındaki anlaşmazlık noktaları henüz çok açık değildi.

7- Hıristiyanlık kilisede örgütlenmişti ve Müslümanlıkta buna eşdeğer bir kurumsallaşma yoktu. Bilindiği gibi İslam'da Hıristiyanlıktakiyle karşılaştırılabilecek bir dini hiyerarşisi yoktur. Bu nedenle İslam teolojisindeki gelişmeler bireysel çabalara bağlıydı, doktrinlerin resmi olarak kabul edilmesini sağlayan bir mekanizma niteliğinde konseyler bulunmuyordu ve bunun sonucu olarak da İslam'da fikirlerin uyuşması için ilahiyatçıların ve hatta halk kitlelerinin uzlaşması gerekiyordu.

8- Din ve felsefe arasında uzlaşma sağlamaktaki başarısızlığın sonucu olarak da,

Müslümanlar doğal süreçlerin belirli değişmezliklere bağlı olarak işlediğini kabullenme konusunda kararsız kaldılar.

9- İslam'da teoloji ve felsefe, birbirlerinden kesin bir biçimde ayrılmıştı. Oysa Avrupa'da teoloji ve felsefe arasında böyle açık bir ayırım ve karşıtlık yoktu. İmam Gazali " ben teolojiyi bitirdikten sonra felsefeye başladım" diyordu.

10- İslam Dünyasında politik iktidarın sık sık değişmesi, genellikle kültürel merkezlerinde değişmesine neden oluyordu. Bu konudaki istikrarsızlık bilimin gelişmesini de olumsuz yönde etkilemiştir.

Editör: Kerim Öztürk