....Özellikle Abbasî Devleti döneminde, İran'daki Sasani İmparatorluğu'nun fethine kadar varan genişleme sırasında, bazı İslâm bilginleri Yunan felsefesi ile tanışma fırsatı bulmuşlardır.

Tam bu noktada, bir bilimsel uyanışın fitili ateşlenmiş, Eski Yunan eserleri Arapçaya tercüme edilerek, matematik, astronomi, tıp, doğa bilimleri,  kimya ve felsefe gibi alanlarda önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Diğer yandan, bilimsel düşünüş sürecini teşvik etmesi bakımından etkin bir role sahip olan akılcı Mutezile ekolü de bu dönemde ortaya çıkmıştır.

Taha Akyol'un 'rasyonalist kelam okulu' olarak adlandırdığı, felsefeyi rehber edinen Mutezile akımı, çoğunlukla Müslüman burjuvazi tarafından da desteklenmiştir.

MUTEZİLE EKOLÜ;  'İnsan - Tanrı ilişkisinde merkezde akıl vardır' diyen bir akımı temsil eder.

EŞARİ EKOLÜ ise; 'Aklın hakikati bulabilme kâbiliyetini reddeden, ya da aklın bu kâbiliyetini sınırlı kabul eden, Tanrı ile aklı karşı karşıya getiren' diğer bir akımı temsil eder.

Felsefeye kapılarını açan Mutezîle akımı, İslâm bilim uyanışının esas tetikleyicisi olmuştur.
İslâm'ın altın çağını yaşamasına vesile olan bu akımın etkileri, İslâm coğrafyasında uzun yıllar varlığını sürdürmüştür.

İslâm bilim uyanışı diye adlandırabileceğimiz ve 'İslâm'ın Altın Çağı' olarak da nitelendirilen 8.ve 13.yüzyıllar arası dönemde, Eski Yunan eserlerinin sadece tercüme edilmesi ile yetinilmemiş, aynı zamanda, yeni görüşler çerçevesinde; El Kindî, İbn Rüşd, İbn Heysem, Fahrettin Razi, Farabî, İbn Sîna, İbn Türk, Birunî, Harizmî ve İbn Haldun gibi saygın filozofların yetişmesi ile bilimsel çalışma ve araştırmaların esas ihtiyacı olan 'yaratıcı düşünceye' kapı aralanmıştır.

Bu dönemde müslüman bilim öncüleri; bir taraftan felsefe, matematik, geometri, tıp ve astronomi bilimlerinde ilerleme sağlarken, diğer taraftan da bir müslüman burjuvazinin geliştiğine tanıklık ediyoruz.

Müslümanlar arasında ticaret ilerliyor, ticaretin ilerlemesi ile de bir uygarlık belirtisi olan şehirleşme gelişiyor, dönemin koşulları ölçeğinde modernleşme yaygınlaşıyor.
Şehirler, ekonomik ve kültürel hayatın önemli merkezleri konumuna yükseliyordu.

Ne var ki, İslâm bilim uyanışı, aklın özgürleşmesine direnen ve İslam coğrafyasına egemen olmaya başlayan Eşârî ekolü sayesinde başarılamamıştır. 
Başlangıçta İslam bilim öncülerinin en etkili isimleri arasında yer alan ve felsefede aşama kaydeden Gazâlî, anlaşılmaz bir dönüş yaparak, felsefeyi reddetmiş ve geleneğin İslâmı'na geri dönmüştür.

Öyle ki Gazâlî, İslâm düşüncesinde 'nedenselliğin' kaybedilmesine vesile olan kişi olarak bilinir.

Meselâ, Gazâlî'ye göre, 'susamak ile su içmek arasında' bir neden sonuç ilişkisi değil, sadece ilâhî bir irade vardır.
Oysa bu önermede, tam da bir neden sonuç ilişkisi vardır.
Öte yandan, nedenselliğin olmadığı yerde, akıldan da, bilimden de, gerçeklikten de bahsedemeyiz.

Yine Gazâlî'nin adalet kavramına yaklaşımı da benzerdir.
İnsanın adaleti tesis edemeyeceğine, aksine Allah'ın koyduğu kural ve yasaklarla, adaleti eksiksiz tesis ettiğine inanır.
Bu yanı ile Gazalî, İslâm Dünyası için büyük bir talihsizlik olmuştur.

Nihayet, 8.-13.yüzyıllar arası El Kindî ile başlayan İbn Rüşd, İbn Sina, Farabî gibi düşünürlerle devam eden İslâm akıl ve bilim uyanışının önü, Eşârî ekolünün İslâm Coğrafyasına egemen olması ile kesilmiştir.

Bu yöndeki gelişmeler, kendinden önceki düşünür ve bilim öncülerinin mücadeleleriyle birlikte AYDINLANMA ÇAĞI'nın fitilini ateşleyen Immanuel KANT'ın, aklın özgürleşmesine giden yolu açanlara, 'aklını kullanma cesaretini göster' deyişiyle, Avrupa topraklarında karşılık bulmuştur..."

"NEREDEN NEREYE ?!"
Tahsin BULUT

Çok Değerli Arkadaşımız,  Tahsin BULUT Beyefendi'yi kutluyor, sevgi ve saygılarımı iletiyorum...

TEŞEKKÜRLERİMLE...