BAZI KAVRAMLARI DOĞRU ANLAYALIM!

ÂLİM: “Her şeyi en iyi bilen yalnız Allah’tır.” (Zuhruf 84) İnsanlarla ilgili olarak; bilinçli olanlar, aklını kullananlar (Al-i İmran 3/190) anlamında kullanılmaktadır.

“Çok kitap okuyan, ilim tahsil görmüş insan demek” değildir. (Tevbe 31)

AYET: İlâhî kudret delilleri demektir. Kur'an ayetleri, kâinat ayetleri vs. hepsi Allah’ın ayetleri, delilleridir. “Deveye, gökyüzüne, dağlara, yeryüzüne bakmazlar mı?” (Gaşiye 17-20) soru cümlesiyle insanların dikkati İlâhî kudret delillerine çekilmektedir.

Bu kavram Nebinin vefatından yaklaşık üç yüz yıl sonra “mucize” olarak tanımlanmıştır. Oysa mucize ''aceze'' kökünden türeyen ayrı bir kelimedir, âciz bırakan demektir.

CENAZE DUASI: Secde ve rükû olmaksızın salat olmaz. Defin esnasındaki ifadelere cenaze duası denilebilir. Bir-kaç kişinin bulunmasıyla diğer insanlar için mükellefiyeti olmayan bir salat olamaz. (Hucurat 16)

CİHAD: Adam öldürmek değil adam kazanmaktır. Toprak fethetmek değil gönülleri fethetmektir. Kısaca Allah yolunda olanca gücüyle mücadele etmektir.

CUMA TOPLANTISI: cuma günü öğlen vaktinde ‘salatı cum ’a’ için toplanmaktır. Özellikle “Öğüt alma, güncel konularda bilinç oluşturma” uygulamalarını kapsar. (Cuma 9). Söz konusu ayetteki “Ey iman edenler” hitabı ile emir kadınları da kapsamaktadır.

Ne yazık ki “öğüt alma ve güncel konularda bilinç oluşturma” anlamları görmezden gelinmiştir. Hatta daha da ileri giderek kadınlar bu emirden men edilmiştir.

FEDRİBU: Nisa 34'te ‘kadını dövün’ diye çevrilen bu kelime dövün değil, nasihat edin, geri çekilin, yol verin anlamındadır. Ayette geçen ‘nuşuz’ yerinden kalkmak demektir. Bir sonraki ayetle birlikte okunduğunda yerinden kalkıp gitmeye karar veren kadına nasihat fayda etmiyorsa yol verin mesajı içerir.

HADİS-İ ŞERİF: Şerefli söz demektir. Kur'an’da Allah "Ehsan-el Hadis", yani en güzel söz olarak kendi sözüne/Kur'an'a işaret etmektedir (Zümer 23). Nebimizin sözleri de elbette değerlidir fakat söylediği kesin değildir, rivayettir. Dinin kaynağı olmayıp, bilgidir.

Nebi (AS) Kur’an ayetlerini yazdırmış ve insanlara ulaştırmıştır.

HALİDİNE FİHA EBEDA: ‘Orada ebedi olarak kalacaklar’ diye yanlış olarak çevrilen kavramın doğrusu ‘orada ölümsüz olarak süresiz kalacaklar' şeklindedir. Nebe 23, Hud 107 ve 108'e bakıldığında bu sürenin çok uzun olmakla birlikte sonu olduğu kabul edilir. Baki olan Allah’tır, cennet ve cehennem gibi yaratılan unsurlar ebedidir.

HALİFE: Yeryüzünü imar eden demektir. Kur’an’a göre, insan yeryüzünün halifesidir (Bakara 30). Allah’ın ya da Nebi’nin temsilcisi anlamına gelecek şekilde kelimeyi tahrif etmek, böylece insanları Rab edinmek insanı şirke götürür, yanlıştır. (Tevbe 31).

HAMR: Haram edilen hamr alkollü içeceklerden ibaret değildir. Hamr aklı örten her şeydir. (Bakara 219, Maide 90,91) . Uyuşturucu fiziksel anlamda olduğu gibi düşünsel anlamdaki uyuşturucu da haramdır. Beşer kanaatleriyle edinilen din anlayışı aklı uyuşturmaktadır. Dolayısıyla Kur’an dışı kişi ve kaynaklardan edinilen din algısı da aklı uyuşturmaktadır. Böyle olunca Kur’an’ın anlamını akıl doğru anlama noktasında uyuşmuş olmaktadır.  “Şeytan, hamr ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah'ın öğütlerini dinlemekten ve salattan uzaklaştırmak ister…” Maide 91’deki vurgulanan -öğüt dinlemekten uzaklaştırmak- anlamını görmezden gelinemez.

İHLAS: Dine Allah’ın kitabı dışında bir şey katmadan Allaha kulluk etmek, dini Allaha has kılmaktır (Zümer 11) Yine halis dinin yalnızca Allah'a ait olduğu ve Kur’an dışı kaynakların ve kişilerin Allah'a daha fazla yaklaştırdığı zannının reddedildiği (Zümer 2) vurgusu çok nettir.

İNFAK, SADAKA: “… sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "İhtiyaç fazlasını" (Bakara 219) vurgusu çok nettir ve bunun ihtiyaç sahiplerine (Bakara 271) verilmesi emredilmekte bunun da gizli tutulması tavsiye edilmektedir.

KADER: Allah’ın yarattıklarına koyduğu ölçüdür (Kamer 49). Allah insanın dilemesini dilemiştir. (İnsan 29) Dolayısıyla irade vermiştir. (Kehf 29)

Bu kavram “Alın yazısı” olarak toplumun bilinçaltına ve kültüre yerleştirilmiştir. “… Kuşkusuz bir halk kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez…” (Rad 11) vurgusuna rağmen; “Alın yazımda bu varmış” söylemine kapı açarak, işlenen günahları kadere bağlamak yanlıştır.

KÂFIR: Dinden çıkan, inkâr edenden çok Allah’ın ayetlerini/hakikatleri bile bile görmezden gelen veya üstünü örten demektir. Arapça konuşulan kırsal yörelerde, tohumun üstünü toprakla örttüğü için çiftçiye kâfir denir.

KÜN FE YEKÛN: Ol der ve oluş sürecine girer demektir. Elbette Allah dilerse ol dediği hemen de olur fakat kavram bunu ifade etmemektedir. Sünnetullah gereği her mahlûkatın bir oluş süreci vardır.

MAKAMI MAHMUD: İddia edildiğinin aksine şefaat makamı olmayıp, Kuranda belirli yerler için kullanılmıştır. Örneğin İbrahim makamı, Süleyman makamı. Nebimize vaat edilen makam da bu niteliktedir. İsra 76'dan itibaren okunduğunda anlaşılıyor ki, Nebimize özetle şu mesaj veriliyor; ''sana Mekke’ yi dar ediyorlar, sen buradan çıksan bile onlar da fazla kalamazlar. Senden öncekilere de uyguladığımız sünnet budur. Sen Rabbine kulluk et, Ona sığın. Umulur ki Rabbin öncekilere yaptığı gibi seni de makamı Mahmud' a ulaştırır.”

MA MELEKET EYMANUKUM: 'ellerinin altında' anlamı vererek yanlış çevirdiğimiz ve cariyeliğe meşruiyet kazandırmaya çalışılan bu kavramı ‘sözleşme, nikâh ile sahip olduklarınız,’ ‘yönetiminiz altında olanlar’ şeklinde doğru anlamak gerekir. Kur’an’da kölelik, cariyelik kesinlikle yoktur.

MEHDİ: Hidayet eden demektir, o da Kur’an’dır. (Nahl 9) Araf 187 de “ansızın gelecektir.” şeklinde vurgulanan ve zamanının belirsizliği net olan ‘kıyamet’ kavramını tahrif ederek, sonrasında israiliyattan alıntı yaparak, kıyamete yakın, kurtarıcı olarak insan suretinde mehdinin geleceğine inanmak yanlıştır.

MİN DUNİLLAH: çevirisi yanlış yapılan en önemli Kur’an’i kavramlardan biridir. 'Allah'tan başka' diye çevrildiğinde; müşrikleri, Allah'tan başkasına tapan, Allah'tan başkasını ilah edinen olarak kabul ederiz. Oysa kavram Allah’ın berisinde/peşi sıra/astında/yakınında demektir. Yani insan en üstte Allah'a inanmakla birlikte O'nun astında başka varlıkları da ilahlaştırır, ilah edinir, böylece şirke düşer.

MÜŞRİK: Allah'a inanmayan değil, Allah'a inanıp da Allah'a ait nitelikleri başka varlıklara isnat eden, böylece Allaha ortak koşandır.  

NEBİ: Yüksek makam demektir. Allah’ın kendisine kitap verip makamını yükselttiği kişidir. İman edenlere, Nebi’ye destek olmaları emredilmiştir. (Ahzab 56) Kavramın bu anlamı görmezden gelinmiş, Farsçadan Türkçe’ ye ‘peygamber’ olarak çevrilmiştir. ‘Peygamber’ sözcüğü hem Nebi hem de Rasul terimlerinin yerine kullanılmıştır. Neticede hem Nebi hem de Rasul terimleri literatürden kalkmış, Kur’an’ın kast ettiği (Allah’ın murat ettiği) anlam kaybolmuştur.

NEBİLERİN DE HESABA ÇEKİLMESİ: Nebileri de hesaba çekileceği net bir şekilde vurgulanmaktadır. Nebilerin de ötesinde diğer insanların da uyduruk bazı kıstaslara uymaları halinde hesapsız cennete gireceğini söylemek yanlıştır.

NEBİYE SALÂT: Salavat çekmek değil, Nebi'nin davasını desteklemek, omuz vermek ve nebiye isnat edilen iftiralardan onu tenzih etmektir. (Ahzab 56)

ÖĞÜT: Allah korkusu olanları Kur’an ile bilgilendirmektir. (Kaf 45).

Allah’a (Kur’an’a) değil, tarikat liderinin kendine kayıtsız itaati istemesi doğru olamaz. 

ÖVGÜ, YÜCELTME: Sadece Allah için yapılması gereken bir davranıştır (Fatiha 2, Enam 45, Yunus 10, Nahl 75, Müddesir 3) Nebi ve Resul hatta bazı insanlar için yapılan övgü ve yüceltme yaratıcı ile aynı değerde olamaz. Aynı durum bazı kitapların övülmesi, yüceltilmesi de Kur’an ile eş değerde olmamalıdır.

RABITA: hazırlıklı olmak, kenetlenmek, birlik olmak, direnmektir. (Al-i İmran 200) ‘Mürit’ adı verilen insanların, bir başka insanın hayaliyle bağlantıya geçmesi yanlıştır. Bu davranış insanı şirke götürür. Doğrudan Allah’a bağlanmak tevhit inancının gereğidir. (Yusuf 106)

Bazıları Allah ile aldatmayı alışkanlık haline getirmiştir. (Fatır 5)

RESUL: Vahyi eksiltmeden ve vahye bir şey katmadan insanlara ulaştırandır. Resule itaat; tebliğ ettiği Allah’ın ayetlerine itaat olarak vurgulandığı için, iletilen mesaj da (Kur’an da) resuldür. İman edenler için Resul en güzel örnek (üsve-i hasene) gösterilmiştir. Nebi terimiyle beraber bu kavram da görmezden gelinmiş Farsçadan Türkçe’ ye ‘peygamber’ olarak geçmiştir. ‘Peygamber’ sözcüğü hem Nebi hem de Rasul terimlerinin yerine kullanılmış, neticede Nebi ve Rasul terimleri kullanılmaz olmuştur. Böylece Kur’an’ın kast ettiği (Allah’ın murat ettiği) anlam kaybolmuştur.

SABIR: Direnç göstermek, göğüs gererek, mücadele ederek Allaha tevekkül etmektir (Al-i İmran 142) Başa gelen sıkıntılara ‘kader’ deyip beklemek ve pasif durumda kalmak sabır değildir. Sabır bilinçli bir eylemdir.

SADIKLAR: Allah ile olan sözleşmesine bağlı kalanlar, imanlarının gereğini yapanlardır (Tevbe 119). İnsanların bazı insanları bu makamda görmesi yanlıştır. Bunu yalnız ve ancak Allah bilir. (Bakara 170).

SEFERİ OLMAK: Salatı kısaltma ehliyeti; düşman tehlikesi arz eden ve düşman saldırısı ihtimalinin mevcut olduğu sefer halidir. (Nisa 101,102).

Normal yolculuk ve turistik seyahatlerde sanki saldıracak düşman varmış gibi, salatı kısaltmaya gitmek yanlıştır.

ŞEFAAT: Eşlik etmek, öncülük etmek, destek olmak anlamındadır ve sadece Allah’a mahsustur. (Zümer 44)       Zümer 19’da “… ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?” vurgusu unutulmamalıdır.

ŞÜKÜR: Verilen nimete teşekkür etmekten ibaret değildir. Verilen nimeti Allah’ı tesbih ederek anmaktır. Aklın şükrü aklını kullanmak, malın şükrü vermektir.

TAKVA: Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ederek O'nun azabından korunmak ve bu sorumluluk bilinciyle yaşamaktır. (Maide 8, Araf 26, Tevbe 44) Tüm hayır işleri ve yardımlaşma faaliyetleri dâhil olmak üzere “fani dünya işleri” yaftasıyla Dünya işlerinden uzaklaşmak olarak tanımlanamaz.

TEBLİĞ: Kur’an’ın mesajını eksiltmeden ya da bu mesajlara ilave yapmadan insanlara ulaştırmaktır. (Maide 67-99, Nahl 82) Tarikat liderlerine kayıtsız-şartsız itaat etmek, (Allah’a Kur’an’a değil de), tarikata çağırmak olarak algılamak doğru değildir.

TEFSİR: En güzel tefsiri (açıklamayı) bizzat Allah’ın Kur’an ile yaptığı (Furkan 33) ve “Allah tarafından ayrıntılı olarak açıklanmış kitap.” vurgusu (Hud 1, 2) gibi onlarca ayette tekrarlanmıştır. Filan zatın en iyi tefsiri yaptığı, falan müçtehidin Kur’an’ı daha güzel açıkladığı algısı doğru değildir.

TESBİH: Yaptığı her işi Allah’ı hesaba katarak Allah’ın rızasına göre yapmaktır. (Araf 206).

Boncuk çevirmek olarak kültüre yerleştirilmiştir.

ÜMMİ: Daha önce dini kitap okumamış olan, din hakkında herhangi önbilgisi olmayan ve annesinden doğduğu gibi temiz ve pak olan demektir. (Bakara 78, Şu’ara 52, Cuma 2)

Vahiy gelmeden yıllarca kervanla ticaret yapmış olan Muhammed (A.S.)’in okuma-yazma bilmemesi mümkün değildir.

VE KEVAİBE ETRABA: Nebe 33'te geçmektedir. Tomurcuk memeli yaşıtlar değil, topraktan çıkan tomurcuk, yumru mahsullerdir.

VELİ (EVLİYA): Takva sahibi (sorumluluk bilincindeki) her mü’ minin velisi (dostu) Allah'tır. (Bakara 257). Aynı zamanda mü’ minler birbirlerinin velisidir, dostudur. (Tevbe 71).

İnsanların bazı insanları “Allah dostu” diye tanımlaması yanlıştır. Bunu yalnız ve ancak Allah bilir. (Müminun 34, Ankebut 41)

VESİLE: Allah'ın rızasını kazanmak için yapılan bütün eylemlerimiz, mücadelemizdir (Maide 35, İsra 57) Şirkten uzak bir iman, infak ve Salih amellerdir. (Zümer 65).

Allah bize can damarımızdan yakındır (Kaf 16). Aracılık şirktir. (Araf 194)

“İnsanları ve onların kitaplarını Allah ile aramıza koymak” düşüncesi yanlıştır.

(Nur 39, Müddesir 49-51, Ankebut 41)

ZEKÂT: Sadece maddi bir kavram değildir. Hem maddi hem manevidir. Zekât arınmanın bedelidir.  Zekât; yeri gelir para, altın vb. değerlerdir, yeri gelir bağını, bahçesini, mahsulünü, evini, yurdunu, aracını, yeri gelir gücünü, imkânını, yeri gelir aklını, ilmini, yeri gelir bir parça ekmeğini, bir bardak çayını paylaşmaktır. Paylaşabilecek neyimiz varsa onu paylaşmaktır.

Bu yüzden zekât; erkek, kadın, zengin, fakir ayırt etmeksizin tıpkı salat gibi herkese farzdır.

ZİKİR: Her eyleminde Allah’ı hatırlamak, Allah ile birlikte yaşamak, Allah’ı aklımızdan çıkarmamaktır. Kur’an zikirdir. Bu manada Kuran aklımızdan çıkarmamamız gereken doğru bilgilerdir. (Hicr 9) Kalabalık bir yerde, koro halinde, anlamına kafa yormadan kelimeleri (Esma-ül Hüsna’ya ait) sadece seslendirmek zikir değildir.

Kur’an’ı sadece Arapça okumayalım. Daha fazlasını öğrenmek, idrak etmek için; Kur’an-ı Türkçesinden ağır ağır, düşüne düşüne, anlayarak okuyalım. Bunun en büyük ibadet ve cihat olduğunu unutmayalım.