Dünkü yazımı, Türkiye'de yaşanan olayları özetledikten sonra "Bütün bunların asıl sebebi, halkın veya bireylerin, siyaseti ve demokrasiyi, kişisel çıkar edinme aracı olarak görmesidir. Böyle olunca milletvekillikleri de parayla satılır, kara para, partilere egemen olur! Sonra da gücü yeten yetene... Halk, mevcut siyaset anlayışını değiştirmezse bu gidişin sonu iyi değil..." diye bitirmiştim.

Aslında Bilge Kağan, çağlar öncesinden Türk Milleti'nin uyarmıştır:

"Ey Türk Milleti! Sen, aç olunca tokluk nedir bilmezsin, fakat tok olunca da açlık nedir düşünmezsin! Böyle olduğun için, seni yüceltmiş olan kağanının sözünü tutmadın. Onun sözüne uymadan yerden yere vardın. O yerlerde tükendin. Geri kalanlarınla, daha da zayıflayarak öle yite yürüyordun..."

Türklüğün Yaşındayız Türklüğün Yaşındayız

Bilge Kağan, bundan sonra, dağılmış, düşman elinde esir kalmış Türk Milleti'ni nasıl toparladığını, Türk ilini ve töresini yani Türk devletini ve hukukunu nasıl yeniden düzenlediğini anlatmıştır...

***

Bugün Türkler, sanki bütün ideallerini kaybetmiş bir şekilde sadece ekonomik kaygılarla hareket eden bir insan topluluğu hâline gelmiş gibi görünüyor... Gerçi milletlerin genetik kodları, kolay kolay değişmez, mutlaka aslına döner...

Bu durumu, dönemindeki Türkmen isyanlarının ışığında inceleyen Dadaloğlu, şöyle izah etmiştir:

Aşağıdan Yusuf Paşam geliyor

Düşmanına karşı koyan mert olur

Şahin kocasa da vermez avını

Aslı kurttur kurt yavrusu kurt olur.

Yalnız, kurt yavrusu her ne kadar kurt olursa olsun, bazen durum değişir:

Küheylanım yedim yedim yederler

Olanca malımı talan ederler

Heves güves yaptırdığım odalar

Korkarım ki düşman konar yurt olur

Der Dadaloğu'm da göründü dağlar

Aşiret kavgasını görenler ağlar

Bre benim öldüğüme gam yemem beyler

Korkarım ki zalım düşman üstümüze mert olur...

***

Bugün, zalım düşman bir tarafa, Türk Milleti, her alanda “cevheri asli”si kendisinden olmayan adamları, çıkar dağıtımı yapıyorlar diye başının üzerine çıkarıyor... Oysa milletin, yönetenlerden beklentisi sadece adalet olmalıdır. Adalet, herkesin kalbine ve beynine yerleşirse, böyle bireylerden oluşan bir milleti, düşman ne kadar güçlü olursa olsun yıkamaz. Adalet yoksa yabancılarla iş birliği yapanlar iktidarı ele geçirir ve o ülkeyi batırana kadar yönetimi bırakmaz, bırakamaz. Çünkü yaptıklarının hesabının sorulacağından korkar...

Bilge Kağan’dan çağlar sonra Türk Milleti’nin ilini ve devletini yeniden toparlayan Atatürk olmuştur. Hatta rahmetli Muhittin Nalbantoğlu’na göre 1924 yılında Türkçe olarak da basılan ve kendisine sunulan Orhun Abideleri kitabının bir sayfasının kenarına Atatürk kendi el yazısıyla, “Büyük nutuk böyle bir ifadeyle hitam bulacaktır” diye not da düşmüştür. Atatürk’ün gençliğe hitabesi, bu kararın sonucudur...

***

Bilge Kağan’dan sonra Göktürk devleti de dağıldı ama Türk Milleti, yeni liderler çıkararak tarihe damgasını vurmayı bildi... Türk Milleti son olarak Anadolu’nun büyük ölçüde işgal edilmesiyle yok olmakla yüz yüze geldi.

Osmanlı’nın son döneminde, Türkçe’nin, buna bağlı olarak Türk düşüncesinin ve bilimsel gelişmenin duraklaması ve hatta gerilemesi sonucunda, İngiltere, Fransa ve Rusya, Kızılırmak’ın batısını Rumlara, doğusunu Ermenilere teslim ederek bu topraklardaki Türk varlığını tamamen yok etmeyi planladı. Bu plan, Ermenilere ve Kürtlere ayrı devlet kurmayı öngören Wilson Prensipleri ile desteklendi. Ermeni girişimi, İttihat ve Terakki tarafından tehcir ile önlendi. Kürtler ise Türk varlığının bir parçası olduklarını ilan etti ve bu savaşta düşman oyununa gelmedi. Rum çeteleri de yok edildi ve mübadele ile bu sorun da halledildi.

Şimdi ise bu topraklarda Türk Milleti’nin kişisel çıkar odaklı bir hayat peşine düşmesinden yararlananlar, Türk egemenliğine son vermek için son adımları attıklarını düşünüyor...

Son sözü yine Türk Milleti söyleyecektir...

Editör: Kerim Öztürk