Dünkü yazıyı şöyle bitirmiştik; “4 günlük KKTC seyahati ile Kıbrıs’ı ‘tanıyan’ bir ‘kalem/traş’ da 4 günde öğrendikleriyle 4 günlük bir yazı dizisi yayınlamış. Yarın ona devam edeceğiz…”

Ama edemeyeceğiz… Çünkü 4 günlük yazı dizisinde 4 dişe dokunur satır yok.

Kısaca, özetlersek diyor ki;

1.”Kıbrıs adası, sahip olduğu jeopolitik konumu itibariyle ilk dönemlerden beri farklı dinlere mensup birçok devlet arasında önemli bir mücadele sahasına dönüşmüştür. Özellikle Hulefâ-i Raşidin döneminde bilhassa Hz. Osman devrinde gerçekleşen sefer ile Ada’nın hâkimiyeti Müslümanların eline geçmiş oldu. (648-649).

İşte bu tarihten sonra Kıbrıs adası bir İslam toprağı olmuştur. Bütünüyle fethi ise II. Selim devrine denk gelmektedir. (1570-1571) bu tarihten itibaren 1878 yılında elimizden çıksa da halen bir İslam toprağı, Müslümanlar diyarıdır”.

Kobani kararları sonrasında Meclis’te ortalık karıştı Kobani kararları sonrasında Meclis’te ortalık karıştı

2.”Yeri gelmişken bir hususu paylaşmalıyım. Kıbrıs’ta alkolsüz yeme-içme mekânlarıyla otel bulmak zor. Hele otel neredeyse yok gibi.

Meğer ne zormuş, hele halkı Müslüman bir şehirde maden arar gibi alkolsüz lokanta ve otel aramak”.

Neresinden başlayalım?

648 yılından itibaren ada bir Müslüman diyarı imiş.

Hani Türkler, nerede Türkler, neden hiç Türklerden söz edilmiyor?

Arslan Yürekli Richard, İsaac Comnenus, Templar Şövalyeleri, Guy de Lusignan, Hospitalier Şövalye tarikatlarından neden hiç bahsetmiyor?

“Bütünüyle fethi ise II. Selim devrine denk gelmektedir. (1570-1571) bu tarihten itibaren 1878 yılında elimizden çıksa da halen bir İslam toprağı, Müslümanlar diyarıdır”.

1571 fikriyatının 446 yıl sonra hiç değişmeden aynen devam ettiğinin fotoğrafıdır yaşanılan durum.

446 yıl önceki “Fetih”in paralel bir başka amacı daha vardı, bir taşla iki kuş vurulmak istenilmişti.

Biz Sarhoş/Sarı diyoruz ama Reşat Ekrem Koçu II’inci Selim için; “Sarı değil kumraldı, sarhoş değil ayyaştı” der…

İlk amaç Kıbrıs’ı fethetmek; ikinci amaç ise dedesi Yavuz’dan beri Osmanlı’nın başına belâ olan “isyancı” Yörük ve Türkmenleri mecburî iskân fermanıyla yeni fethedilen adaya sürgün ederek “kurtulmak”.

Öyle bir ferman ki, uymayanın tez boynu vurula!

Bin kere yazdım…Madem anlaşılmıyor, bir kere daha tekrar edelim.

“1571’de Ada’da tek Türk yoktu. Müslüman yoktu. Venedikli vardı, Cenevizli vardı, Lüzinyen vardı, Marunî vardı, Rum vardı.. Rum hiçbir zaman (1960’a kadar) adaya sahip, hâkim otorite olamamıştı. Hep tebaa idi. Yönetilen idi. 1571’de fetih gerçekleşince önce ‘Türk idare organlarının emniyeti’ için, sonra da ‘yerleşim’ için Ada’ya nüfus göçü/mecburî iskân planlandı. Ve her şey 1974’dekinden çok daha güzel, akılcı, kapsamlı, bilimsel planlanıp gerçekleştirildi.

Mevcut bütün kaynaklarda Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘Anadolu’sundan, Anadolu’nun da özellikle Türkmen/Yörük/Alevi ç(y)oğunluklu bölgelerinden; her biri ayrı meslek erbabı, mesleğinin ehli; erkekse sabıkasızlığı, kızsa bekâreti ‘iki kişinin kefaletine raptedilmiş’ seçilmişlerin Ada’ya iskânı öngörülmüş, sağlanmıştı.

Yâni fetihle beraber barajın kapakları açılmamış, ipini koparan Ada’ya akmamıştı.

Ben 40 sene önceki acemilik dönemimin ilk tebliğlerinden birinde bunu Osmanlı’nın ‘Türkçülüğü’ne bağlamıştım. Oturuma verilen arada Kafalı Hoca (Mustafa) kulağıma eğilmiş, ‘Türkmen/Alevi isyanlarından kurtulmak için’ demişti, ‘Türkçülüğünden değil’..

Beratlı açıkça diyor ki;

‘Kıbrıslı Türkler, Anadolu’nun en önemli Alevî Türkmen boylarının adaya sürülmüş torunlarıdır’.

“1974 Barış Hârekâtı” ile haklı olarak öğünüyoruz da; 1571’de tamamını fethettiğimiz ada’nın 1974’de sadece üçte biri ile yetindiğimizi neden sorgulamıyoruz?

İlk fetheden; kendi oğlu tahta geçsin diye padişahın diğer oğullarını öldüren Kânuni’nin Rus asıllı eşi Roxana yahut “Devletlu İsmetlu nikâhlı Hürrem Haseki Sultan Aliyyetü’ş-Şân Hazretleri”nin oğlu Sarı Selim/Sarhoş Selim’di ama 1877’de “kiralayan” da “Ulu Hakan” Abdülhamit idi.

Tarihler “Sarı/Sarhoş” der ama Reşat Ekrem Koçu; “Sarı değil kumraldı, sarhoş değil ayyaştı. Babasının dördüncü saltanat yılında doğmuştu, tahta oturduğunda kırk iki yaşındaydı. Orta boylu, gri elâ gözlü, vücut yapısı iri kemikli, pazulu, pençeli adamdı. … değme pehlivanlar çektiği yayı çekemezdi. Veçhen güzel adamdı…Gece gündüz içti. Hazinesinden altın ve mücevher taşan bir imparatorun o zevk meclisleri zamanımızın muhayyel sınırları ötesinde, bir peri masalı hayatıdır” der…

1877-78 de, “elimizden çıksa da” diyor ama hem de “Ulu Hakan Abdülhamit” tarafından “kiralanmasına” hiç dokunmuyor.

Vatan, memleket toprağının kiralanması tarihin başka hangi noktasında, dünyanın hangi coğrafyasında görülmüştür?

Geliyoruz kalemtıraş sahibinin ”Yeri gelmişken bir hususu paylaşmalıyım. Kıbrıs’ta alkolsüz yeme-içme mekânlarıyla otel bulmak zor. Hele otel neredeyse yok gibi. Meğer ne zormuş, hele halkı Müslüman bir şehirde maden arar gibi alkolsüz lokanta ve otel aramak?” sorusuna.

Lâfı hiç uzatmayacağım…

Kıbrıs’ı “kumar adası” haline getiren Türkiye’dir, Türkiye Başbakanı’dır, Rizeli Mesut Yılmaz’dır.

İstanbul’daki kumarhaneleri halkın tepkisi üzerine Kıbrıs’a gönderen “o”dur.

Hatırlamadınız mı? 

HÜSEYİN MÜMTAZ - 24 Ocak 2024

Editör: Kerim Öztürk