Kamuoyu araştırma şirketlerinin "siyasi kültür" üzerinden yaptıkları araştırmalardan elde ettikleri verilerden hareketle, DEMOKRATİK DEĞİŞİM HAREKETİ'nin ortaya koyduğu temel ilkelerin üst üste çakıştığını gözlemleyerek, okuduklarım ve dinlediklerimden bir özet yapmaya çalıştım...

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki toplumdaki büyük bir sıkıntı, siyasî kilitlenme, birbirinin sesine karşı sağırlaşmak ve her toplum kesiminin kendi korunaklı mahallesinde yaşadığı tam bir yalnızlaşmak hâli var...

Siyaset marifetiyle çözümlenmesi gereken bu hâl , aksine körüklenmekte...
Siyasî aktörlerle , halkın ihtiyaçları ve beklentileri örtüşmüyor.
Türkiye'nin geldiği bu durum , sağlıklı bir durum değil...

Siyaset dünyasının , kimlik ve ideolojiler üzerinden siyaset yapmayı , artık aşmaları lâzım...

Genelde tüm partilerin, özelde CHP'nin, genel problematiğinin kimliklere sıkışıp kalmış olmalarıdır...

Kentli, sol entelektüel, batılı, seküler ve dinî hassasiyetlere uzak görünen insanlardan oluşan CHP'nin kimlik partisi konumundan, kitle partisi konumuna dönüşmesi gerekiyor...

Çünkü; sağ-sol, lâik-antilâik , sünnî- alevî , Türk-Kürt kavgası üzerinden siyaset etmenin, artık toplumda karşılığı yok...Özellikle de genç kuşaklarda bu kavramların bir karşılığı bulunmuyor.

Türkiye; AKP dönemine kadar, 80 yıl lâik kimliğe göre programlanmış ve bunun doğurduğu bazı problemleri yaşamış, ancak farklı olanı deneyimleyememiştik...

O dönemin makbul vatandaşı; sünnî, lâik ve Türk'tü...

Yeni Türkiye'de değişen tek şey ise, makbul vatandaşın tanımı oldu: Sünnî, Türk ve muhafazakâr...( Hattâ mümkünse Kartal İmam Hatipli olacak)...

Ülkenin rahatlaması ve huzura kavuşması için, bu türden kimlik siyasetini bırakması lâzım...Birbirimize ortak değerlerimiz üzerinden propaganda yapmaya gerek yok...Sorunlara, bu sloganlar çözüm  üretmiyor. Gençlere bir parıltı ve heyecan vermiyor artık...

Dünya, ülke ve insanlık, başka bir aşamaya geçti.
Yeni bir dile, yeni fikirlere ve yeni bir siyaset biçimine ihtiyaç var artık...

TURNUSOL KÂĞIDININ, AKIL, BİLİM, HUKUK VE DEMOKRASİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM...

Hedef- durum ile pozisyonlarımızı belirlemeli, bireysel pozisyonlarımızı ayrı tutmalıyız...

Hedef ; hepimizin birlikte yaşamaktan onur duyacağı , her türlü yaşam hakkının korunduğu, DEMOKRASİDEN ve HUKUKTAN yana, ortak bir geleceği inşa etmek olmalı...

SİYASİ KİMLİK VE İDEOLOJİLERE SIĞINANLARIN, EMPATİ DUYGULARI GELİŞMİYOR...

Oysa; muhafazakâr kesimin de seküler kesimin de korkuları, kaygıları, beklenti ve ihtiyaçları ortak...

Ekonomik kaygılarımız, hukuk ve demokrasi beklentilerimiz, sosyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarımız, ortak yaşamı oluşturacak paydalarımız bir ve aynı...

Toplumda, ortak bir arayış, umut arayışı ve ortak bir yaşam arayışı olduğunu gözlemliyoruz...

Ortak hayatlarımızı ve kurallarını önümüze koyabilmeli siyasîler...Türk insanını ortak hayaller kurabilme noktasında birleştirmeyi becerebilmeliler...

Oysa ki, kimlik siyaseti yapmak, toplumsal fay hatlarını ve travmalarımızı tetiklemek, ötekini yok saymak demektir.

İhtiyacımız olan; yok saymak değil, seni anlıyorum, tanıyorum, sorununu biliyorum ve sorununu biz çözeceğiz diyebilmektir..

Ortak geleceğe inancın, yeniden pekiştirilmesi beklentisi içinde olan insanları, kutuplaştırmak ve ötekileştirmek değil, birleştirip bütünleştirmektir...

Reyhan DEMİREL 23/1/2020