Değerli Üyelerimiz ve Sayın Misafirlerimiz,
Aydınlar Ocağı Genel Merkezi’nin 26. Dönem Genel Kurulu’nu gerçekleştirmek üzere
toplanmış bulunuyoruz. Ocağımızı kurup bize bırakan Hocalarımızı, üyelerimizi ve değerli
büyüklerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz. Maalesef Covid-19 virüs salgını 60.000 dolayında
vatandaşımızın ölümüne sebep olmuştur. Bir taraftan virüs tehlikesi, diğer taraftan
vatandaşlarımızın sosyo-psikolojik sorunlarının ortaya çıkması ve artışı, toplumda onarılması zor
sorunlar yaratmış, çeşitli kuruluşların ve bizlerin faaliyet programları altüst olmuş; sosyal ilişkiler
sınırlanmış, vatandaşlarımız hayatta kalma mücadelesi vermiştir. Üç seneye yakın bir süre
vatandaşlarımızın psikolojik yapıları adeta depreme uğramıştır. Türk toplumu adeta bir travma
geçirmiştir. Aydınlar Ocağımız alınan kararlara uyarak bir çok faaliyetini tehir etmek durumunda
kalmıştır. Tehir edilen faaliyetlerin en önemlisi Giresun’da Ekim 2021 tarihinde Giresun Aydınlar
Ocağı’nın ev sahipliğinde yapmaya karar verdiğimiz Şura toplantısı olmuştur. İnsanlarımızı bir araya
getiren, kaynaştıran Şuranın yapılmaması önemli bir boşluk ortaya çıkarmış; eksikliği bütün
üyelerimizce hissedilmiştir. Yüz yüze temas zorlaşmıştır. 5-6 Kasım 2022 tarihinde yine Giresun’da
Aydınlar Ocağı ailesinin değerli üyeleri Şura ile yeniden bir araya gelecektir.
2020 yılının Ocak-Mart aylarında önce Çin’de ortaya çıkan ve Dünyaya yayılan virüs
dolayısıyla değerli üyelerimizden Halim Terzi, Osman Nuri Gürsoy, Nazım Nihat Bozkurt Allah’ın
rahmetine kavuşmuşlardır. Onlarla beraber aslında şehit kabul edilmesi gereken sağlık
personelinden vefat edenler de dahil bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve
dostlarına baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz. Allah’a şükürler olsun ki, birçok üyemiz de tedavi
sonrasında sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bu dönemde Türkiye imkanlar ölçüsünde 30 dost ve kardeş
ülkeye yardımdan geri kalmamış ve olumlu not almıştır. Virüs, süper güçlerin çok umut bağladığı
küreselleştirme balonunu patlatmış; bilhassa Batı ülkelerinde bencil ve dayanışmadan uzak
davranışlar üzüntüyle izlenmiştir. Bir çok ülke sadece kendini düşünmüş; çirkin ve insani değerleri
yıpratan manzaralar ortaya çıkmıştır. Hatta Fransa ve Almanya arasındaki aşı ihtilafı sınırların
kapanmasını doğurmuştur. Ön tedbirlerin yeterince alınmaması ölümcül hastalığı yaymıştır. Çok
kayıp veren İtalya’ya yardımda pasif kalan Batı ülkeleri gibi AB ve NATO da sınıfta kalmıştır. ABD,
Almanya ve bazı Avrupa ülkelerinde yaşlı ve hastaları barındıran huzur evleri virüsle baş başa
bırakılmış; yüzlerce insanın ölümüne sebep olunmuştur.
Diğer taraftan, mülteciler ve sığınmacılar sorunu devam etmiş; Batı ülkelerine sığınmak
isteyip Ege adalarına yönelen sığınmacılar işkencelerle karşılaşmışlardır. En önemli insan hakkı olan
yaşama hakkı AB üyesi ve Batı’nın şımarık çocuğu, taşeronu Yunanistan’ca ihlal edilmiş; mülteci
botları batırılmış, sığınmacılar soyulmuş, ölüme itilmiş, din değiştirmeye zorlanmış ve Ege denizi
adeta mezarlığa döndürülmüştür. ABD ve Batılı ülkeler tarafından Türk-Yunan ihtilafları tahrik
edilmiş, kullanılmış ve Türkiye’nin jeopolitik iddiaları ve lehimize oluşan şart ve imkanlardan,
iddialarımızdan vazgeçmemiz istenmiştir. Ege’de Türkiye binlerce insanı ölümden kurtarmıştır. Batılı
ülkeler bundan hiç rahatsız olmamışlardır. Türkiye, başta Suriyeliler ve Irak’tan gelenler olmak

üzere, milyonlarca sığınmacının hayat evi ve ışığı olmuştur. Buna rağmen, Batı ülkeleri yüzlerle ifade
edilen sığınmacıyı lütfen kabul edebilmişlerdir. Türkiye’ye yapılması gereken ve söz verilen
yardımların çoğu da yapılmamıştır. Avrupa Birliği ülkeleriyle yapılan sığınmacıların geri kabulü
anlaşması Türkiye’ye uygun düşmemiştir. Bunun zararını birçok olayda gördük.

Genel Kurulumuzu yaptığımız dönemde iki süper gücün (Rusya ve ABD) etkinliklerini
genişletme mücadelesi görülmüştür. ABD’nin Ukrayna’yı ve bazı Doğu Avrupa ülkelerini kendi alanı
olan NATO içine alma çabası; diğer taraftan Rusya’nın Rusça konuşan eski müstemlekelerini tekrar
sınırları içine alma ve genişleme soğuk ve sıcak savaşına giriştikleri ortaya çıkmıştır. Ukrayna’nın
doğusu Ruslar tarafından işgal edilmiştir. ABD bu duruma müdahaleden çekinmiş, sözde III. Dünya
Savaşı’nın çıkmamasına gayret göstermiştir. PKK ve YPG’yi Türkiye’ye karşı koruyan ve kullanan, bu
terör örgütlerini binlerce tır tarafından her türlü silahla ve siyasi destek ile destekleyen dost ve
müttefikimizin emperyalist çirkinliği tekrar ortaya çıkmıştır. Ukrayna’da Ruslarca binlerce sivil,
milletlerarası yasalara aykırı olarak bombalanmış, öldürülmüş ve önemli tesisler füzelerle
vurulmuştur.
Her iki tarafla da iyi ve yakın ilişkileri olan Türkiye örnek bir barışçı politika izlemiş; istikrar ve
silahların susması için elinden geleni yapmıştır ve yapmaktadır. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ve
işgali ABD’nin İsveç ve Finlandiya’yı koruyarak NATO şemsiyesi altına alınmalarına fırsat vermiştir.
Türkiye’ye karşı terörü her türlü destekleyen bu iki ülkeye yani taşeron ülkelere ve patron ülkeye
karşı hakkı olan vetoyu kullanacağını hükümetimiz bildirmiştir. Türkiye ancak kendi kararı ile
NATO’dan ayrılırsa; birçok düşman ülkenin ve ülkeciğin NATO’ya girebileceğinin mümkün olduğu
görülmüştür. Bunlarla en ufak bir çatışmamızda bu defa 5. Maddenin Türkiye’ye karşı
kullanılabileceği anlaşılmıştır. NATO üyeliği aslında NATO’ya karşı ve dost olmayan terör sevicisi
ABD’ye karşı Türkiye’yi korur haldedir. Türkiye’nin yasa dışı Yunan işgali altındaki Ege adaları, sürekli
sorun çıkaran bu ülke ile hava sahanlığı ve mantar gibi biten Amerikan üsleri, Akdeniz’deki tabii
haklarımızın korunması, denizden komşu olduğumuz Libya’nın geleceği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
ile sorunları olduğu unutulamaz. Türkiye ancak NATO içinde kalarak sorunlarını veto ile çözme
yoluna gidebilir. ABD, Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerinden rahatsızdır. Güçlü ülkeler Montrö’yü
gevşetmek peşindedirler. ABD Karadeniz’de etkin olmak istemektedir. ABD Türkiye’nin NATO’nun
güney kanadında Türkiye dışında başka alternatifler aramakta; İran ve Rusya Suriye’deki muhtemel
operasyona karşı cephe kurmuşlardır.
Bütün bunlar olurken ekonomimiz her geçen gün daha da bozulmuş, hatta %100’leri aşan
enflasyon ve yabancı sermaye sorunu kendisini daha çok hissettirmiş; yabancı yatırımcılar ve hatta
yerliler güven eksikliği dolayısıyla ve yanlış politikalarla ülkeden kaçar olmuştur. Geleceğe ait
güvenin ve ümidin sarsılması beyin göçünü hızlandırmış, siyasilerin kavga kokan saldırgan tutumları
huzuru bozmuştur. Geçim zorluğu ve işsizlik silahlı çatışmaları artırmış, ahlaki davranış bozuklukları
artmıştır. Yargıya güvenin sarsılması, maalesef bazılarını kendi işini kendilerinin çözmesi yanlışına
sürüklemiştir. Bu arada maalesef kadına yönelen çirkin ve kabul edilemez saldırılarda bir çok
kadınımız öldürülmüş; aileler parçalanmış ve çocuklar sahipsiz ortada kalmıştır. Yetkilileri
uyarıyoruz; ABD’de başlandığı gibi silah satışları bizde de kontrol ve disiplin altına alınmalıdır.
Türkiye’nin sıcak karnı cari açıktır. Türkiye geçmişte olduğu gibi iç ve dış borçlarını ödeyemez
hale getirilmemelidir. Yeni Duyun-u Umumiyeler istemiyoruz. Riskli 5 ülkeden biri olduğumuz için
daha yüksek faizle kredi bulabilmekteyiz. Buna rağmen, gösteriş tüketimi sürmekte; yönetimin

saltanat araçları, yeni araba ve uçak alımı, yeni saray ve villalar yapımı artmaktadır. Tasarrufa riayet
edilmediği gibi, fabrikalar ve tesisler kapanmakta veya özelleştirilmekte, sonunda yabancıların eline
geçmektedir. Şeker ve kağıt üreten fabrikaların kapanması, ithalat yapma hastalığının ortaya
çıkması; Türkiye’nin dış ticaret açığını ve cari açığını artırmaktadır. Tarımdaki çiftçiler, üreticiler
tarım dışına çıkmakta, tarım alanları boşalmakta ve betonlaşmaktadır. Üretme ithal et anlayışı
çözüm olamaz. Aynı durum maalesef hayvancılıkta da geçerlidir. Devlet en az yabancı ülke
çiftçilerine yapıldığı kadar destek vermelidir. Anayasa tarıma gayri safi milli hasılanın %1’i kadar
destek verilmesini uygun görmüştür. Devlet desteği bunun altında kalmaktadır. Yanlış politikalarda
ısrar edilmemeli, görev verilmede sadakat liyakatin önüne geçirilmemelidir. Yapılacak olanlar
bellidir; yeter ki inat devreye girmesin. İthal ikame yolları aranmalıdır. Geçen Mayıs ayında kapanan
şirket sayısı yıllık bazda %259 artmıştır. Yüz önemli şirket bir yılda %25 değer kaybına uğramıştır.
Tahmin edilemeyecek sayıda firma yabancıların eline geçmiştir.
Diğer taraftan, Türk Milletini ve Devletimizi etkisizleştirme, güçsüzleştirme ve kuşatma
çabaları etnik taassup kullanılarak, sapma davranışların reklamı yapılarak ve teşvik edilerek
sürdürülmektedir. Bu konuda dernekler kurulmaktadır. Bu tuzaklar, yönetenler yanlış yapmadığı, dış
hain dayatmalara karşı milli direnişi gösterdikleri sürece amacına ulaşamayacaktır. Hayati ve milli
meselelerde iktidarın olduğu kadar muhalefetin de destek sesine ihtiyaç vardır. Muhalefet bunu
unutmuş gözükmektedir. Libya’ya asker gönderme konusundaki birlik şuuru diğer konularda da
beklenmektedir. Milli konu ve menfaatlerde bugün bir ve beraber olmayacak da, ne zaman
olacağız? Yunan bizimle çatışması için tahrik edilmektedir ve silahlandırılmaktadır. ABD NATO’ya
girmek için başvuran terör ortağı İsveç ve Finlandiya gibi ülkelere veto hakkınızı kullanmayın
demektedir. Bizin istediğimizi yapmalısınız demektedir. Yunanistan’da, Ege’de kurulan ABD üslerinin
hedefi Rusya değil Türkiye’dir. Türkiye önlenmeye çalışılmaktadır. ABD NATO üyesi Türkiye’ye karşı
açıkça mücadele vermektedir. İleride gerekirse kara gücümüzün önüne ABD askeri çıkarılarak
Türkiye durdurulacak ve Yunan’a ders vermemiz önlenecektir. Yunan sınırında hendeklerin
kazılması, zırhlı birliklerin harekatını önlemek içindir. Deniz kuvvetlerimizin engellenmesi için Ege
adaları silahlandırılmış ve üs haline getirilmişlerdir. Tek savaş ve müdahale alanı havadan hava
kuvvetleri ile olacaktır. Bu konuda da Fransa ve ABD Yunan’a savaş uçakları vermiştir. Türkiye lehine
olan denge bozulmaktadır. ABD Türkiye’ye parası ödenmiş F35 uçaklarını vermemekte direnmekte;
F16 satışı da yapmamaktadır. İstanbul Kanalı yapılıp bittiğinde Türkiye’ye değil, Yunan’a hizmet
verecektir. Yunan sınırından önce Türkiye’nin kara gücü ve zırhlı birlikleri durdurulmaya
çalışılacaktır. Hedef savunma sanayii ürünlerimiz, üslerimiz ve Boğazdaki köprülerimizdir.
Türk, Anadolu’da hiçbir dönemde eritme (asimilasyon) yapmamış ve buna da ihtiyaç
duymamıştır. Şu iyice bilinmelidir ki; kültürel baskı ve zora dayanmayan uyum ve kültürel etkileşim
eritme değildir. Günümüzde ideolojisi çöken aşırı sol ve sağdaki Türklük ve Türkiye düşmanları
ideolojik çatışma sonrası ittifak kurmuşlardır. Milletleşme sürecimizi asimilasyon olarak anlayanların
sosyolojik bilgi ve birikimi ya eksiktir; ya da bunlar tarih boyu Türk’le ve dolayısıyla İslam’la kavgalı
ve düşman olanların taşeronlarıdır. Yeni anayasa adı altında sürdürülecek süreçte; milli kimliksiz,
çok ortaklı, milli devletsiz, tek millet ve tek devletsiz yapı zorlamaları, Türk milletine kabul
ettirilemeyecektir. Milli Mücadele bunun için yapılmamış ve Cumhuriyet, egemenliğe ve devlete
ortak aramak için kurulmamıştır.
Türkiye’ye karşı kurulan etnik tuzak ve dayatmaların bir adı da “çokkültürlülük” tuzağıdır.
Çokkültürlülük emperyal güçlerin desteklediği yeni bir ırkçılık çeşididir. Türkiye’de kendini Türk

olarak hisseden, Türk kültürünü yaşayan kimseye biyolojik gerekçelerle sen Türk değilsin deme
lüksümüz olmamıştır.
Türk ve Türkiye düşmanlığında öne çıkan Türk değil; ama Türkiyeli bazı şahısları Almanya ve
Hollanda gibi ülkelerde milletvekilliği ile mükafatlandırılmaları dikkat çekicidir. Çokkültürlülük virüsü
bir devletin zorlamalı veya zorlamasız resmen vatandaşlarını ve etnik farklılıkları hukuki ve siyasi
anlamda ötekileştirmesidir. Bu bir bakıma resmi kanaldan bölünmedir. Çokkültürlülük çok seslilik
değildir. Devletin küçük marjinal grupların gürültüsüne kulak vererek vatandaşlarını resmen
ötekileştirmesi haksızlıktır, akıl dışıdır, vefasızlıktır ve kabul edilemez. Toplumdan bağımsız fert ve
sosyal gruplar yaratma peşindeki çokkültürlülük dayatmaları ve Türk milletini demokratikleşme diye
ufalama çabalarına karşı dikkatli olunmalıdır.
Türkiye’den intikam almak için gençliğimize musallat olan uyuşturucu terörü ve ona karşı
yapılmakta olan mücadele kararlıkla artırılarak sürdürülmeli; uyuşturucu baronları, sapık cinsellik
teşvikleri ve destekçileri hesaba katılmamalıdır. Aksi halde, böyle bir ihanet ve yanlış; Milli
Mücadele’den, Cumhuriyetten ve O’nun kurucusu Rahmetli Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten ve Türk
Milletinden intikam almaktır. Üçüncü cinsiyet propagandaları, magazin örtüsü altında sürdürülen
ahlaki değerlere meydan okuma, toplum üzerinde baskı kuran garip moda zorlamaları, günümüzde
Batı toplumlarının da şikayetçi oldukları hastalıklı yapı özelliklerini çağdaşlık şemsiyesi altına sokarak
savunmak, utanma duygusunu hiçleme bir çeşit toplum düşmanlığıdır. Unutulmamalı ki İstanbul
Sözleşmesi sadece kadınları korumak için yapılmamıştır ve tek amacı da bu değildir.
Savunma sanayimizdeki atılımlar İHA ve SİHA gibi başarılarımız sürdürülmeli; bilhassa
kamudaki israftan ve önceliği olmayan yatırımlardan, harcamalardan vazgeçerek tasarruf
yaratılmalı; bu alanda çalışan personel ve tesisler iyi korunmalıdır. Bazı acı olay ve örnekler
unutulmamalıdır.