"Eğer akıl, Tanrı'nın bize bir armağanıysa ve eğer inanç için de aynı şey söyleniyorsa, o halde Tanrı bize, birbiriyle uyuşmayan iki armağan göndermiş demektir..."

Aydınlanma Çağı denince akla, kuşkusuz önce Fransa, sonra da ünlü Ansiklopedi'yi yayımlayan radikal Fransız materyalistleri gelir.

Diderot, teorik açıdan birikimli ve çok yönlü bir düşünürdü.
Sadece felsefe, edebiyat ve siyaset alanında değil, aynı zamanda bir öncü olarak tiyatro ve sanat konusunda da kalem oynatmıştır.

O, daha ilk yazılarından itibaren, "iflâh olmaz bir tanrıtanımaz" olduğunu kanıtlamıştı, çünkü 1746 yılında yayımladığı ilk eseri FELSEFÎ DÜŞÜNCELERİ anında parlamento tarafından mahkûm edilerek yakılmıştı.

İkinci eseri "GÖRENLERİN AYDINLANMASI İÇİN KÖRLER HAKKINDA MEKTUP" ise, hem doğrudan kilisenin, hem de akademi dünyasının şimşeklerini üzerine çekmesine neden olmuştu.
Kitap yasaklanmakla kalmadı, bu kitap nedeniyle de tutuklanarak Vincennes Şatosu'nda hapsedilmişti.

Yüzyıllardır süregelen skolastik felsefeyle onun alt yapısını oluşturan bâtıl inanca karşı kararlı bir mücadele yürüten Fransız materyalistleri, bu mücadeleyi kuşkusuz çorak bir zeminde yürütmüyorlardı.
Onlardan önce, İtalya'da Bruno ve Galilei; Hollanda'da Spinoza; İngiltere'de Bacon, Hobbes ve Locke ve tabii ki Fransa'da Meslier, Descartes, Montesquieu gibi öncüler, bu mücadeleye büyük emek vermişlerdi.
Ancak, bunların hiçbiri 18.yy.materyalistleri kadar ileri gitmemiş ve cesaretleriyle toplum ve siyaset katında etkili olamamışlardı.
Neticede, 18.yy. hem felsefe, hem de bilim dünyası açısından çok verimli bir yüzyıl olmuştu.

Ermeni iftiralarını çöp eden mahkeme kararı! Ermeni iftiralarını çöp eden mahkeme kararı!

Diderot'a göre; idealist felsefenin temel yanılgısı, madde ve ruh ikiliği yaratmasıydı.
Bu yaşamın 'hakikatiyle' örtüşmüyordu.
Doğada görülen bütün cismanî şeyler, temelinde moleküller bulunan maddeden ibaretti.
Madde, dıştan herhangi bir etkide bulunmadan genleşebilirdi, geçirgendi, şekil edinir ve hareket içerirdi.
Uzam ve zaman maddeden ayrı düşünülemezdi.
Varlığın olabilmesi için, her ikisi de zorunluydu.

O'na göre; maddenin hareketi, dışardan yapılan etki üzerinden değil, bizzat içinde yer alan güç-gerilim sayesinde meydana gelirdi.

Fransız materyalistlerinin din ve idealizme karşı en güçlü tezleri, maddenin hareket yasaydı.
Maddenin hareketi içerdiği teorisi, alışılagelmiş idealist felsefenin bütün zeminini yok ediyordu.
Doğal niteliklerinden hareketle madde, ister onu moleküller yığını olarak kabul edelim, isterse katı bir kütle, güçlü etkide bulunur ve kuvvet içerir.
Doğal niteliklerle yüklenmiş molekül, kendinden hareketle etkin bir güçtür.
Söz konusu molekül, ikinci bir molekül üzerinde etkide bulunurken, ikincisi de aynı şekilde onun üzerinde tepki bâbında etkili olur.

Diderot'a göre; cisimler birbirine doğru hareket ederlerken, parçacıklar da karşılıklı etkide bulunurlar.
Doğadaki her şey, ya yer değiştirmekten ya karşılıklı direnç göstermekten, ya da bunların her ikisinin birden görüldüğü durumdan ibarettir.
O'na göre dünyayı,  bir atom hareket ettirmektedir ve bundan daha gerçek bir şey de yoktur.

'Her molekül, bitmez bir enerjiyle doludur ki, bu aynı zamanda maddenin hareket kaynağını oluşturur.
Moleküllerin içerdiği güç, sonu tükenmez bir enerji içerir, bu değiştirilemez ve ebedîdir.
Buradan da şu sonuca varıyoruz ki, doğada birbirinden farklı ve sayılamayacak oranda element vardır ve bunlar değiştirilemeyen, ebedî ve tahrip edilemeyen enerjiye sahiplerdir; maddelerin bu gücü, dışa doğru etkide bulunur ki, evrendeki genel hareketliliğin, daha doğrusu içten içe kaynamanın nedeni  de budur.'

Diderot'nun bilgi kuramı da radikal materyalisttir.
'İnsanın sahip olduğu bilgi ve düşüncenin kaynağı, göksel bir güç olamaz; bu bilgilerin yegâne kaynağı, organlarımız üzerinden edindiğimiz duyumsamalardır.
O'na göre; insan duyumsama yoluyla maddeyi ve nesneyi algılar ve sonra da onları, belleğindeki eski bilgilerle kıyaslayarak ve birleştirerek bilince dönüştürür.
İnsanın temel niteliklerinden biri olan bilinç unsurunun maddî temeli, etkin duyumsamaya dayanır.
Duyumsama yeteneğinin temelinde, maddenin doğası yatmaktadır.
Kavramlar, duyumsama sayesinde oluşurken, duyularımız bilgilerimize tanıklık eder, mantığımız ise, varılan sonucu kesinleştirir.

Diderot'nun siyasî ve toplumsal alana yönelik görüşleri ise özetle şudur;

' Toplumsal geriliğin nedeni olan gelenek ve göreneklerin kökeni, mevcut yasalarla ve yönetim biçimleriyle bağlantılıdır.
Aklı en yüksek ilke hâline getiren hükümetler ve onların çıkardığı yasalar, toplumların değişmesini, aydınlanmasını, ahlâklı ve özgür bireyler olmasını sağlayacaktır.
İyi yasalar ve akıllı hükümetler, feodal düzen ve onunla birlikte halkı geriliği içinde tutmaya devam eden bâtıl inanç ve hurafeler de yok olacaktır.

Diderot, halk egemenliğini savunarak keyfî yönetimlerin uyguladığı baskı ve zulme de karşı çıkıyordu.
' Her kim ki halkın ona verdiği yönetme yetkisini istismar ediyor, o beklemeksizin alaşağı edilmeyi hak etmektedir...'

DÜNYAYI DEĞİŞTİREN DÜŞÜNÜRLER

Sadık USTA

Editör: Kerim Öztürk