Bugün Yusuf sûresini okurken, Hz. Yakub aleyhisselam'a ilişkin daha önce dikkatimi çekmeyen bir şey dikkatimi çekti. Son derece önemli gördüğüm bu hususu sizinle paylaşmak istedim. 

Hz. Yakup, tevekkülü o kadar iyi anlamış ve hayatında o kadar iyi uygulamış ki... İmtihanı gittikçe artan dozda zorlaştığı halde tevekkül ve sabrını hiç bozmuyor, aynı istikrarı hep koruyor. 

Tevekkülün iki unsuru var: Tedbir almak ve Allah'a güvenmek. 

Hz. Yakub'un aldığı bütün tedbirler sonuçsuz çıkıyor ama o, hiçbir zaman tedbir almaktan, tevekkülden ve sabırdan vazgeçmiyor. Hiçbir zaman ümit kesmiyor.

Şimdi sırayla bakalım:

1. Sûrenin başında Hz. Yusuf, gördüğü rüyayı anlattığı anda Hz. Yakup bu rüyanın Hz. Yusuf'u kardeşlerine göre çok daha fazla öne çıkaracağını anlayınca hemen ilk tedbirine başvuruyor:

"Babası, “Yavrucuğum” dedi, “Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma, sonra sana tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.” (Yusuf 5) 

Şu ferâseti görüyor musunuz? Hz. Yakup bu tedbiri alıyor ama sonuç ne oluyor? Kardeşleri Hz. Yusuf'a yine tuzak kuruyorlar. Tedbir boşa çıkıyor. Ama Hz. Yakup yine tedbirden vazgeçmiyor.

2. Hz. Yusuf'un abileri, onu yanlarında gezmeye götürmek istediklerinde Hz. Yakup, Hz. Yusuf'u korumak adına yine tedbir alıyor. Onlarla göndermek istemiyor ve bir korkusunu dile getiriyor:

"Babaları, “Doğrusu onu götürmeniz beni endişelendiriyor; farkında olmadığınız bir sırada onu kurt yer diye korkuyorum” dedi." (Yusuf 13) 

Peki bu tedbir işe yarıyor mu? Hayır! Yusuf'un kardeşleri, tam da Hz. Yakub'un korktuğunu söylediği şeyi bahane olarak zikrediyorlar ve Yusuf'u bir kurdun yediğini söylüyorlar. 

3. Aradan yıllar geçiyor. Hz. Yusuf, Mısır'da hazine ve maliyeden sorumlu yönetici olmuş. Kardeşleri, kıtlık yılında Yusuf'tan yiyecek maddesi almak üzere gidiyorlar. Yusuf, onlara başka kardeşleri olup olmadığını soruyor. Onlar, Bünyamin diye bir kardeşleri daha olduğunu söyleyince, bir daha onu getirmezlerse yiyecek vermeyeceğini söylüyor. Yusuf'un kardeşleri, Hz. Yakub'a durumu anlatarak Bünyamin'i kendileriyle göndermesini istiyorlar. Hz. Yakup ise göndermek istemiyor. Kardeşler ısrar edince bu defa Hz. Yakup yine tedbire başvuruyor, onlara yemin ettirerek söz alıyor. 

"Ya‘kūb şöyle cevap verdi: “Aşılamaz engellerle kuşatılmanız hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına yeminle kesin söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem!” Ona hepsi de kesin söz verince, “Söylediklerimize Allah şahittir” dedi." (Yusuf 66)

4. Hz. Yakup, çocuklarını Mısır'a gönderirken hepsinin tek bir kapıdan girerek bir arada hareket etmemelerini, dikkat çekmemelerini istiyor. Böyle bir tedbire başvuruyor. Ama biliyor ki bu tedbir, Allah'ın takdirini bozamaz. Fakat yine de tedbire başvuruyor. 

"67. Sonra şunu söyledi: “Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah’tan başkasının değildir. Ben yalnız O’na güvenip dayandım. Güvenecek olanlar yalnız O’na güvenip dayansınlar.
68. Şehre babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler ama bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savacak değildi. Şu var ki, Ya‘kūb’un içinde taşıyıp onlara açıkladığı kaygıyı gidermiş oldu. Şüphesiz o, bizim kendisine öğrettiğimiz bir bilgiye sahipti. Fakat insanların çoğu (bu hakikati) bilmezler." (Yusuf 67-68)

Tedbir başarılı oluyor mu? Hayır! Bu defa da Hz. Yakub, oğlu Bünyamin'den ayrı düşüyor! Peki Hz. Yakup ümidini kesiyor mu? Tedbirlere son veriyor mu? Hayır. 

Bir oğulun yanına bir oğul daha ekleniyor ve kayıp ikiye çıkıyor. Üstelik Bünyamin'in de bu şekilde babasından ayrı kaldığını gören büyük kardeş, babasının yanına dönecek yüzü olmadığını belirterek o da Mısır'da kalıyor. Hz. Yakup için imtihan daha da zorlaşıyor. Kayıp evlat sayısı üçe çıkıyor. 

Hz. Yakup tedbirden, tevekkülden ve sabırdan vazgeçiyor mu? Hayır!

5. Hz. Yakub'un son hamlesi geliyor. Bu defa artık alınacak hiçbir tedbir kalmadı, başvurulacak hiçbir yol kalmadı. Ama işte tam da burada Hz. Yakup tevekkülünün zirve cümlelerini kuruyor:

"Ey oğullarım! Gidin de Yûsuf’u ve kardeşini iyice araştırın, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü inkâr edenlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez!”

Bütün bu süreçler yaşanırken Hz. Yakup üzülüyor, yıpranıyor, ağlıyor ama Allah'a asla isyan etmiyor. Hüznünü Rabbinden başkasına dökmüyor:

"85. Oğulları, “Allah’a andolsun ki, sen ‘Yûsufum!’ diye diye sonunda ya hasta olacaksın ya da büsbütün helâk olacaksın!” dediler.
86. Ya‘kūb da şöyle dedi: “Ben acımı ve kederimi ancak Allah’a arz ediyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah’tan gelen bilgiyle biliyorum."

Sonuç ne oluyor peki? Bütün kardeşler buluşuyor. Bütün aile bir araya geliyor. Hiçbir sıkıntı kalmıyor. Şuna emin olabilirsiniz: Sonuç mutlu sonla bitmeseydi bile Hz. Yakup sabrından, tevekkülünden hiçbir şey kaybetmeyecekti...

Bu sûreyi okurken sadece Hz. Yusuf'a odaklanarak okumamak gerekiyor. Herkesin imtihanı ayrı. Hz. Yusuf'un imtihanından belki daha zor imtihan Hz. Yakub'un imtihanı idi. O sabrıyla, tevekkülüyle imtihanını kazandı.

Demek ki aldığımız bütün tedbirler boşa düşse bile tedbir almaktan vazgeçmeyeceğiz.

Demek ki imtihanın dozu ve şiddeti gitgide artsa bile Rabbimizden asla ümit kesmeyeceğiz.

Demek ki hüznümüzü, kederimizi insanlara arz ederek Rabbimizi şikâyet etmek yerine Rabbimize arz ederek O'na sığınacağız.

Rabbimiz Kur'an'ı hakkıyla okumayı, mesajlarını almayı, hayatımıza yansıtmayı bizlere nasip eylesin.

(Soner Duman/4.Cemâziyelevvel.1444/28.Kasım.2022/Pazartesi)