Tarihimizi, özellikle de yakın tarihimizi çok da iyi bilmiyoruz. Bu bilgisizlik en çok da Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının işine yarıyor. Yakın tarihinin kara deliklerinde saklanan Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları tamamen gerçek dışı; yalan, uydurma bir “alternatif tarih” üretip, siyasi projelerini bu “yapay tarihle” şekillendiriyorlar. Bu nedenle yakın tarihimizi doğru öğrenmek zorundayız.

Yakın tarihimizin “doğru” bilinen yanlışlarından biri de Atatürk Devrimi’nin, daha doğrusu Türk Devrimi’nin “Batılılaşma” ve Türkleri “köklerden, tarihten koparan” bir hareket olduğu şeklindeki büyük yanılgıdır. Oysaki tam tersine Türk Devrimi, yüzyıllardır, dönme-devşirme soylu saltanatının gölgesinde köklerinden, tarihinden koparılmış, Arapça ve Farsçanın boyunduruğu altında dilini bile unutma noktasına gelmiş Türk ulusuna köklerini, tarihini ve dilini yeniden hatırlatan büyük bir öze dönüş hareketidir. Batı emperyalizmini Anadolu yaylasına gömerek kurulan Türkiye Cumhuriyeti sanıldığı gibi Batılılaşmamış, Batı’nın da aydınlanma formülü olan akıl+bilim eşliğinde çağdaşlaşmış, daha doğrusu çağdaşlaşmaya çalışmıştır. Atatürkçü çağdaşlaşmada binlerce yıllık Türk/yerli köklerden beslenmek esastır. Bu çerçevede aslında ilk bakışta en Batıcı görülen Atatürk Devrimleri bile özünde çok derin yerli/bizden/Türk köklere sahiptir. Örneğin ilk bakışta Batıcı bir devrim gibi görülen Harf Devrimi böyledir…

İlkokuldan üniversiteye, hatta lisansüstü eğitim aşamasına kadar okullarımızdaki Tarih ve İnkılap Tarihi derslerinde, Harf Devrimi’ni anlatan kitap ve makalelerde sıkça tekrarlanan bir yanlış vardır… 

Çoğu kez hiçbir kötü niyet olmadan, son derece masumca, sadece yıllardır sürgit devam eden bir alışkanlıkla tekrarlanan adeta “pembe bir yanlıştır” bu! Ama ne kadar masumca, ne kadar farkında olmadan, hatta iyi niyetle yapılmış da olsa sonuçta yanlış yanlıştır; düzeltilmelidir! Harf Devrimi konusunda, “Latin Harflerinin / Alfabesinin Kabulü” diye bir Atatürk Devrimi’nden, bir devrim kanunundan söz edilir. Ancak böyle bir devrim, böyle bir devrim kanunu yoktur! Evet, yanlış okumadınız! 1 Kasım 1928 tarihli ve 1353 numaralı Harf Devrimi Kanunu’nun tam adı, “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” dur. Yani Harf Devrimi’nde ve bu konudaki devrim kanununda “Latin harfleri/alfabesi” ifadesi yoktur. Kanunun maddelerinde yeni harflerden söz edilirken hep “Türk harfleri” ifadesi kullanılmıştır. Örneğin 1. maddede, “Şimdiye kadar Türkçeyi yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Latin esasından alınan ve bağlı cetvelde adları gösterilen harfler (Türk harfleri) unvan ve hukuku ile de kabul edilmiştir.” [1]

Bu Bir Anma Değil Yaşayan Çınara Vefa Günüdür Bu Bir Anma Değil Yaşayan Çınara Vefa Günüdür

Özetle, Arap alfabesinin kaldırılmasından sonra onun yerine kabul edilen alfabenin adı “Yeni Türk alfabesi”dir. Evet, kanunun 1. maddesinde de ifade edildiği gibi bu harfler “Latin esasından alınan Türk harfleri”dir.

Latin esaslı harflerle Türkçe arasındaki ilişkiyi araştırmak için kurulan komisyona İsmet Paşa başkanlık etmiştir. İsmet Paşa bu yeni yazıya “Türk alfabesi” adını vermiştir. [2]

Dönemin yayınlarında da sürekli Türk Alfabesi ifadesine yer verilmiştir.
Atatürk, Harf Devrimi’nden söz ederken “Latin alfabesi” ve “Latin harfleri” yerine “Yeni Türk alfabesi”, “Yeni Türk harfleri” veya “Türk harfleri” ifadelerini kullanmıştır.

Örneğin, Atatürk, 8 Ağustos 1928’de Sarayburnu’nda yeni harfleri halka müjdelerken bir kâğıda, “Yurttaşlar bu notlarım Türk harfleriyle yazılmıştır” diye not düşmüş ve ünlü Sarayburnu konuşmasında, “Bizim ahenktar ve zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir” demiştir. 

1 Kasım 1928’deki Meclis açış konuşmasında da “Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin esasından alınan Türk alfabesidir. Basit bir tecrübe, Latin esasından Türk harflerinin Türk diline ne kadar uygun olduğunu (…) meydana çıkarmıştır.” demiştir. 

29 Ağustos 1928’de Dolmabahçe Sarayı’nda, Başbakan İsmet Paşa’nın ve milletvekillerinin bulunduğu toplantıda yeni harflerle ilgili aldığı kararlardan birinci ve ikinci karar aynen şöyledir:
“1. Ulusu bilgisizlikten kurtarmak için kendi diline uymayan Arap harflerini bırakıp Latin kökünden Türk harflerini almaktan başka çıkar yol yoktur. 2. İnceleme kurulunun önerdiği alfabe gerçekten Türk alfabesidir, kendisidir. Türk ulusunun bütün gereksinimlerini gidermeye yöneliktir.” 19 Ağustos 1928’de Yunus Nadi’ye yazdırdığı ve Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan notta, “Yeni Türk alfabesini güzelce öğrenmek ve öğretmek gerekir. Bunun için de kuşkusuz yıllara gerek yoktur”, demiştir. 23 Ağustos’ta Tekirdağ’da yurttaşlara seslenirken de, “Yeni Türk harfleriyle elde edilecek gözler kamaştırıcı Türk manevi gelişmesinin az zaman sonra erişebileceği güç ve yaygınlığının uluslararası düzeyini, gözlerimi kapayarak şimdiden öyle parlak görüyorum ki, bu görünüş karşısına kendimden geçiyorum.” demiştir. Yine 1928’de, “Bizim ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir”, “Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz”, “Türk harflerinin kabulüyle hepimize, bu memleketin bütün vatanı seven yetişkin evlatlarına mühim bir vazife düşüyor” demiştir. 1929’da “Türk harfleri, memleketin umumi hayatına tamamen uygulanmıştır.” [3] demiştir.

Osmanlıca Başlıkta “Türk Alfabesi Levhası” yazıyor.

Peki ama Atatürk, Harf Devrimi’nden söz ederken neden doğrudan doğruya “Latin harflerinin/alfabesinin kabulü” şeklinde değil de “Latin esaslı yeni Türk harflerinin/alfabesinin kabulü” diye söz etmiştir? 
İnönü neden Latin esaslı alfabeye “Türk alfabesi” adını vermiştir? 

Neden 1353 numaralı Harf Devrimi Kanunu’nda “Latin Harflerinin Kabulü” değil de “Türk Harflerinin Kabulü” ifadeleri yer almıştır.

Bu durumun temel de iki nedeni vardır:

1. Harf Devrimi öncesinde kurulan komisyon Latin alfabesini birebir almamıştır. Bazı harfleri almadığı gibi –bizzat Atatürk’ün katkılarıyla- alfabeye Türkçenin yapısına uygun bazı yeni harfler eklenmiştir. Bu nedenle Harf Devrimi’yle kabul edilen alfabe artık Latin alfabesi olmaktan çıkmış, Latin esaslı yeni Türk alfabesi olmuştur.

2. Latin alfabesi diye bilinen alfabe Atatürk’ün dediği gibi gerçekten de “Türk alfabesidir, kendisidir”. Çünkü “Latin asıllı” denen bu harfler sadece Fenike alfabesiyle değil aslında daha çok Etrüsk-Göktürk harfleriyle de akrabadır.
Fenike alfabesinden gelme olarak bilinen Latin alfabesi, Etrüsk runik yazısı ve Göktürk runik yazsısıyla fazlaca benzeşmektedir. Bu şaşırtıcı benzerlik alfabeler arasında bir etkileşim olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca yaklaşık 100 yıldır devam eden araştırmalar Etrüsklerle Ön Türkler arasında çok ciddi bir ilişki, hatta bir devamlılık, bir akrabalık olduğunu göstermektedir.[4]

Latin esaslı alfabenin kaynaklarından olan Etrüsk runik yazısıyla Göktürk runik yazısı arasındaki belli başlı benzerlikler şunlardır:

1. 26 karakterden oluşan Etrüsk yazısı Göktürk yazısıyla karşılaştırıldığında 10 karakter hem şekil hem de ses olarak birbirine benzemektedir.4 karakter ise şekil olarak aynı ses olarak ise farklıdır. Yani Etrüsk yazısındaki 26 karakterin 14’ü aynı zamanda Göktürkçedir.

2. Her iki yazı da sağdan sola doğru okunmaktadır.
3. Her iki yazıda da benzer imla özellikleri vardır. Örneğin, kelime başında ünlü ve tekrar eden ünlüler yazılmamaktadır.[5]
Etrüsk-Göktürk ve Latin harflerinin karşılaştırması (Grafik, İsmail Doğan’ın adı geçen makalesinden alınmıştır)
Kısaca ifade etmem gerekirse, Latin esaslı harflerin yarıdan çoğu Etrüsk-Göktürk runik kökenli harflerle hem şekil hem ses veya sadece şekil olarak benzerdir, hatta aynıdır. 

Bu durum Latin harflerinin Etrüsk-Göktürk runik harfleriyle ortak kökenli olduğunu düşündürmektedir. Bu ortak köken tartışmasını bir yana bırakırsak, Latin esaslı harflerle Etrüsk-Göktürk runik harfleri arasındaki benzerlik, benzer ihtiyaçlara benzer çözümler mantığıyla, Latin alfabesinin Türkçenin yapısına son derece uygun olduğunun kanıtıdır. 

Çünkü Latin alfabesindeki harflerin azımsanmayacak kadar önemli bir bölümü Etrüsk ve Göktürk alfabelerinde de vardır. Üstelik imla kuralları da birbirine çok benzerdir. Bilindiği gibi Göktürkler Türk’tür. Etrüsk-Türk bağlantıları ise çok güçlüdür.
Dolayısıyla, Atatürk’ün dediği gibi “Latin esaslı” bu alfabe “Türk alfabesidir, kendisidir”. Bu nedenle de Harf Devrimi’nden söz ederken Atatürk’ün dediği gibi “Latin Harflerinin Kabulü” değil, “Yeni Türk Harflerinin Kabulü” demek gerekir. Doğrusu budur.
Hep yazıp söylediğim gibi Türk Devrimi, Batılılaşama veya Doğululaşma değil akıl ve bilim eşliğinde çağdaşlaşmadır, uygarlaşmadır. Dahası Türk Devrimi Türk tarihinden, Türk kültüründen, yerli köklerden beslenmiştir. 

Öyle ki, en Batıcı sandığınız devrimin altını biraz kazarsanız Türk tarihine, Türk kültürüne ait izlere rastlayacağınızdan emin olabilirsiniz.

Sinan MEYDAN
[1] Resmi Gazete, 3 Teşrinisani, 1928, S.1030.
[2] Özer Ozankaya, Cumhuriyet Çınarı, Ankara, 1994, s. 311.
[3] Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 1999, s. 146-148
[4] Etrüsklerle Türkler arasındaki ilişkiler için bkz. Adile Ayda, Etrüskler Türk mü İdi, Ankara, 1974.
[5] İsmail Doğan, “Etrüsk Yazısının Kaynağı Türk (Göktürk) Yazısı”, Tarihten Bir Kesit Etrüskler, (24 Haziran 2007, Bodrum), Sempozyum Bildirileri, Ankara, 2008.s171.
Sn.Selim Sarısoya teşekkürler.

Editör: Kerim Öztürk