Sürekli PKK'nın üzerine gidiliyor, değişik adlarla operasyonlar yapılıyor.

Ara ara Kuzey Irak'a gireriz. Yine girdik. Sonu gelmeyen giriş-çıkışlar...

Biz güya NATO üyesiyiz. NATO üyeleri bizi içeriden vuruyor. ABD'nin PKK'ya sonsuz desteği artık bardağı taşırıyor. PKK, Avrupa'da oldum olası at koşturuyor. Bırakın dışarıdan desteği, içerideki partilerini kapatamıyoruz. HDP/PKK'nın yan başkanlarından Mithat Sancar "Bunun adı sınır ötesi operasyon değil, apaçık savaş politikalarıdır." diyebiliyor.

Geçen yıl şubatta Gara Dağı'na operasyon düzenlenmişti. 13 vatandaşımız altı aydır PKK'nın elinde rehindi. Ne yazık ki kurtaramadık. Hunharca katledildiler. ABD Dışişleri Bakanlığı bir mesaj yayınlıyor, "Türk sivillerin terör örgütü olarak tanınan PKK tarafından öldürüldüğüne dair haberler doğruysa, bu eylemi mümkün olan en güçlü şekilde kınıyoruz." gibi absürt laf ediyor

R.T. Erdoğan bu mesajın ardından ABD'nin üzerine gitti:

"Hani siz teröristlerin yanında değildiniz, hani PKK'nın, YPG'nin PYD'nin yanında değildiniz. Bal gibi de yanındasınız ve arkasındasınız. Maalesef bunu başından itibaren hep gördük. Kuzey Irak'a binlerce TIR'la bunlar tank getirdiler, mühimmat getirdiler ve bunları teröristlere teslim ettiler. Bu teröristlerle bizim güvenlik güçlerimizle orada savaştılar. Şimdi artık yağma yok. Eğer biz sizinle NATO'da berabersek eğer biz sizinle NATO'da birlikteliği sürdüreceksek bize samimî davranacaksınız, teröristlerin yanında yer almayacaksınız. Eğer yer alacaksanız bizim yanımızda yer alacaksınız."

Putin Ukrayna'ya saldırınca, Türkiye kıymete bindi. ABD ile görüşmeler sıklaştı. Mevlüt Çavuşoğlu muhtemelen 18 Mayıs'ta ABD'de olacak. Birçok mesele konuşulacak, F-16'lar üzerinde durulacak. Asıl mesele PKK'ya destek. ABD'nin PKK'ya sonsuz desteğine karşı kesin tavır koymalıyız.

ABD'nin şu andaki bize karşı tavrının, Hafız Esad döneminde Suriye'nin, PKK'yı barındırmasından, besleyip büyütmesinden farkı yoktur. Bıçak kemiğe dayanınca Hafız Esad'a karşı gereğini yaptık! Yıl 1998.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na oturalı daha 16 gün olan Orgeneral Atilla Ateş, Hatay'ın sınır kazası Reyhanlı'da sınır karakollarını teftişi sırasında Suriye'ye yönelik: "Ülkemizin problemlerini çözmek, ekonomiyi düzeltmek, kalkınmayı sağlamak ve halkı daha çok refaha kavuşturmak için çaba harcanıyor. Bazı komşularımız, bizim iyi niyetimizi, gösterdiğimiz yakınlığı yanlış değerlendirmişlerdir. Uzun zamandan beri Apo denilen eşkıyayı kendi ülkelerinde barındırıp, onu destekleyerek Türkiye'yi terör belâsına bulaştırmışlardır. Şunu açıkça söylemek istiyorum: Türk milleti artık bu konuda göstereceği iyi niyetin sonuna gelmiştir. Sabrımız tükenmek üzeredir. Sabrımızı taşırmasınlar.'' demişti. (Gazeteler, 17 Eylül 1998)

Planlı bir konuşmaydı. Sonra Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in açıklaması geldi. Süleyman Demirel 1 Ekim 1998 günü TBMM'yi açış konuşmasında şunları söyledi:

"Suriye, PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza ve barışçı açılımlarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye'ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha dünyaya ilân ediyorum."

3-6 Ekim 1998 tarihleri arasında Türkiye, Suriye sınırına asker sevk ettik. Mısır diktatörü Hüsnü Mübarek araya girdi. 6 Ekim 1998'de Ankara'ya geldi ve kendisine teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın suçlarını ihtiva eden bir dosya verildi. Mübarek dosyayı Suriye Devlet başkanı Hafız Esad'a götürdü. Ve teröristbaşının 9 Ekim 1998'de Suriye'den çıktığı öğrenildi. Rusya'ya yollanmıştı. Sonrası malûm.

Diyeceğim, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısında Türkiye'nin önemi artmışken, ABD'ye "Yetti gari!" denilmelidir!

Arslan Tekin