Bir ülkede devletin kurumları özelliğini kaybederse o devletin yapısı da ortadan kalkar. 

Yönetimi ister seçimlerle gelen kurumlar olsun isterse de bürokratlardan oluşan kurumlar olsun, her kurum kendi kurumsal yapısı içinde yaşamalıdır. Devlet kişilere göre değil sisteme göre yönetilmelidir. Varsa sistemde aksayan taraf elbirliğiyle düzeltilmelidir. Gelen yönetici kendi şahıs malı gibi görüp, kendine göre yönetmeye kalktığı zaman orada sistem çöker, kamusal alan kaybolur, kurumsal yapı yıkılır.  

Hükümet devletin hükümeti, belediyeler devletin belediyesi olması gerekir. Eğer hükümet partinin hükümeti, belediyeler partinin belediyesi gibi görülmeye başladığı zaman kurumsal yapı da kalmaz. O zaman millet iradesinin hükmü ortadan kalkar. Merkezi hükümet devletin hükümeti olarak, seçimle gelen tüm belediyelere adil ve eşit davranmak zorunluluğu vardır. Benim partimden olursa destek veririm, hizmet götürüm değilse götürmem anlayışı devlet yapısını zafiyete uğratır. Merkezi hükümette kimin olduğunun, belediyelerde kimin olduğunun önemi yok. Yönetimler fanidir devlet baki.  

Şu anda ülke bunu yaşıyor. Hükümet parti hükümeti, belediyeler parti belediyesi hatta cumhurbaşkanlığı makamı parti makamı gibi görülüyor. 

Bu tehlikeli gidiş ülke açısından, demokrasi bakımından, hukukun üstünlüğü olan hukuk devleti açısından çok büyük tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor.

Fikrini, yaşam tarzını beğenmeye bilirsiniz ama millet iradesiyle seçildiyse ona saygı duyacak Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin gereğini yapmalıdır.

Bir ailede baba nasıl toplayıcı oluyorsa, devletin toplayıcısı da yöneticidir. Bu sorumluluk cumhurbaşkanındadır. Ama cumhurbaşkanı tam tersini yapıyor.

SEÇİMLER ADİL OLMALI

Seçimler adil olmadığını artık herkes biliyor. Bir tarafta devletin bütün gücü, diğer tarafta elindeki belediyelerin gücü daha diğer tarafta hiçbir imkanı, gücü olmayan partiler ve adaylar.

Halbuki demokrasilerde tüm partiler hür ve eşit şekilde seçime girmesi gerekir. Seçilecek yöneticiler adil seçim ilkesine göre seçilmelidir. Yeni kurulan, eski kurulan, iktidar, ana muhalefet, muhalefet diye ayrıştırmadan tüm partiler yeni kurulmuş sıfır oy potansiyeli ile eşit bir şekilde seçime katılmalıdır.

Oysa bu ve bundan önceki seçimlerde her zaman adaletsiz ve eşitlik ilkesine uygun olmayan seçimler yapıldı. 1989 Seçimlerinde, o zaman Turgut Özal iktidarı vardı, Islahatçı Demokrasi Partisi bu anti demokratik seçim sistemini ve eşitsiz seçilme durumunu protesto etmiş, ağızlara bant, kollara zincir vurarak, tabutlu basın toplantıları ve seçim çalışmaları yapmıştı.

Bu durum gösteriyor ki, hiçbir dönem adil seçim yapılmadı, her dönemde gücü elinde bulunduran seçimlerin kaderiyle oynadı.

Şimdi de mevcut iktidar veya elinde belediye gücü olan siyasi ekipler adaletsiz, eşitlik ilkesine uymayan güçler seçimlerin kaderiyle oynuyor.

Henüz 9 ay önce yapılan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde yaşadığımız eşitlik ilkesine uymayan, adil olmayan, demokrasiden uzak seçimi şimdi de 31 Mart yerel seçimleri için yaşıyoruz.

Hatta daha da ileri giderek seçmen resmen tehdit ediliyor, seçimlerle gelen yöneticiler itibarsızlaşmaya çalışılıyor.

Bu ucube sistemin en büyük garabeti de bu, kimin ne olduğu belli olmuyor. 

Recep Tayyip Erdoğan bir tarafta Cumhurbaşkanı oluyor diğer tarafta parti genel başkanı. 

Bu şekilde adil davranabilir mi? Elbette hayır. 

Söylediği sözleri hangi sıfatla söylüyor? Bu belli değil.

“Bu ülkeyi biz yönetiyoruz, İstanbul’daki zevatın bir gücü yok.” Veya “2019’da bir yanlışlık oldu.”

Nasıl bir yanlışlık ki, %54 seçmenin oyuyla gelen bir belediye başkanına yanlışlık oldu denilebiliyor.

Millet iradesi nerede kaldı?

Bir tarafta diyeceksiniz Millet iradesi bir tarafta yanlışlık oldu.

Bu ülke Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle yönetiliyor.

Hangi partiden seçilirse seçilsin bütün belediyeler de devleti yöneten Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bağlı. 

Başka partiden olunca bu ülkenin belediyesi olmuyor mu?

Başka bir söz “Bize oy varsa hizmet var, oy yoksa hizmet yok” 

Millet iradenin belirlediği bir belediye başkanı başka partiden olunca hükümetin sorumluluğu altındaki millete hizmet yok. Bu nasıl bir anlayış.

Adaletin olmadığı yerde hiçbir şey olmaz.

Seçim rekabetleri kutuplaşmayı, ötekileştirmeyi, hakareti getirmemeli, nezaket kurallarından uzaklaştırmamalıdır.

Balkan ülkesinde Türkçe resmi dil ilan edildi Balkan ülkesinde Türkçe resmi dil ilan edildi

Siyaset, aynı zamanda çekişme sanatıdır. Bu çekişme sanatının görselliğini adaletsizlik bozar. 

Lütfen bu ülkeye, bu ülke insanına kıymayalım.

Mehmet CEYLAN

Editör: Kerim Öztürk