Geçtiğimiz günlerde Türkiye Barolar Birliği önceki dönem İkinci Başkanı Sayın Av. Hüseyin Özbek Beyin

Bir tvitini okudum.  Hayli de etkilendim.

Tivit şöyle:

"Kırk yıl boyunca tekkenin eşiğinden içeri odunun bile eğrisini sokmayan Yunus Emre nerde, mayasında doğruluğun zerresi bulunmayan günümüzün yeryüzü zebanileri nerde?" 
Av.Hüseyin Özbek

    Bu etkileyici tvitten sonra, Anadolu'yu Balkanları ve Türk Dünyasını Türk İslam felsefesi ile yoğuran,  Hoca Ahmet YESEVİ ,Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahî Evrân-ı Velî, Ahmed Fakih gibi ilim ve irfan kutuplarıyla
gençlerimizi tanıştırmanın kutsal bir görev olduğunu düşünenlerdenim.

YUNUS'LA BAŞLAMAK!

  Türkçe düşünüp, Türkçe konuşan ve Türkçe yazan Yunus'un yaşadığı yıllar, Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasî otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır.

 13. yy'ın ikinci yarısı, sadece siyasî çekişmelerin değil, çeşitli 
mezhep ve inançların, batınî ve mutezilî görüşlerin de yoğun bir şekilde yayılmaya başladığı bir zamandır.

ANADOLU'NUN  MANEVİ MİMARLARI

 İşte böyle bir ortamda, Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahî Evrân-ı Velî, Ahmed Fakih gibi ilim ve irfan kutuplarıyla birlikte Yûnus Emre, Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini, her türlü batıl inanca karşı, gerçek İslam tasavvufunu işleyerek Türk-İslam birliğinin oluşmasında önemli vazifeler yapmışlardır.

YUNUS'UN KISA BİYOGRAFİSİ

   Yunus, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmaya ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde küçük-büyük Türk Beylikleri'nin kurulmaya başladığı 13. yy ortalarından Osmanlı Beyliği'nin filizlenmeye başladığı 14. yy'ın ilk çeyreğinde Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış bir Türkmen hocası, şair bir erendir.

 Yunus'un yaşadığı yıllar, Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasî otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır.

  Yunus Emre, "Risalet-ün Nushiyye" adlı mesnevîsinin sonunda verdiği;

Söze târîh yedi yüz yediydi
Yûnus cânı bu yolda fidîyidi
beytinden anlaşıldığı kadarıyla H. 707 (M. 1307-8) tarihlerinde hayattadır.

Yine, Adnan Erzi tarafından Bayezıd Devlet Kütüphanesi'nde bulunan 7912 numaralı yazmada şu ifadelere rastlanmaktadır:

Vefât-ı Yûnus Emre
Müddet-i 'Ömr 82
Sene 720

Bu belgeden anlaşılacağı üzere, Yûnus Emre, H. 648 (M. 1240-1) yılında doğmuş, 82 yıllık bir dünya hayatından sonra H. 720 (M. 1320-1) yılında ölmüştür.

Doğduğu yer konusundaki tartışmalar Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy ile Karaman üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Menakıpnâmelerle şiirlerinden çıkarılan bilgilere göre Babalılardan Taptuk Emre'nin dervişidir. Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgisi Vilayetname'den kaynaklanmaktadır.

Yine şiirlerinden tasavvuf yolunu seçtiği, iyi bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Anadolu kentlerini dolaştığı, Azerbaycan ve Şam'a gittiği, Mevlana'yla görüştüğü de bu bilgiler arasındadır.

   YUNUS'UN ŞİİRİ

  Ozanlığının yanısıra dili, düşünceleri, işlediği konularla Anadolu'da gelişen Türk edebiyatının en büyük adlarından sayılan Yûnus Emre, yalnız halk ve tekke şiirini değil, divan şiirini de etkiledi, yaşarlığını çağlar boyu sürdürdü. Hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde sevgiyi temel aldı.

  Tasavvufla, İslam düşüncesiyle beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah'la ilişkilerini işledi, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, İlahi adalet, insan sevgisi gibi konuları ele aldı.

   Çağına hâkim olan düşünüş biçimini ve kültürü konuşulan dille, yalın akıcı bir söyleyişle dile getirdi; kendinden önce yetişmiş İran ozanlarının, çağdaşlarının yapıtlarında geçen kavramlara yeni bir öz, yeni bir deyiş kattı. Bu yanıyla tasavvuf düşüncesini zenginleştirdi, kendi adına bağlanan tekke şiirinin Anadolu'daki ilk temsilcilerindendir.

   ANADOLU YUNUS'A ÖYLE SAHİP ÇIKTI Kİ

  Anadolu, Balkanlar ve Azerbaycan Yunus'u öyle sahiplendi, öyle menkibeler yeşertti ki, bu bölgelerde onlarca Yunus türbesi vardır. 

 Bunlar; Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy; Karaman'da Yunus Emre Camii avlusu; Bursa; Aksaray ile Kırşehir arası; Ünye; Kula ile Salihli arasında Emre Sultan köyü; Erzurum, Duzcu köyü; Isparta'nın Gönen ilçesi; Afyon'un Sandıklı ilçesi; Sivas yakınında bir yol üstü. Ayrıca Tokat'ın Niksar ilçesinde de bulunmaktadır. Ayrıca, mutasavvıf Niyazi Mısri de Yunus Emre'nin mezarının (veya makamının) Limni Adası'nda bulunduğunu ifade etmiştir. Bunlar arasında bilim adamlarınca tartışma, Karaman ve Eskişehir'deki türbeler üzerine yoğunlaşmışsa da, Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgili menkıbe düşünüldüğünde Aksaray - Kırşehir arasındaki türbenin asıl Yunus Emre türbesi olduğu düşünülebilir.

YUNUS'UN ESERLERİ:

Divanı

Yunus Emre'nin şiirleri bu Divanda toplanmıştır. Şiirler aruz ölçüsüyle ve hece ölçüsüyle yazılmıştır.

Risaletü'n - Nushiyye

1307'de yazıldığı sanılmaktadır. Eser, mesnevi tarzında yazılmıştır ve 573 beyitten oluşmaktadır. Eser; dinî, tasavvufî, ahlakî bir kitaptır. "Öğütler kitabı" anlamına gelmektedir.

Ete kemiğe büründüm

Yunus diye göründüm.

Sıyırın eti kemiği,

işte onun sesi, işte onun kendisi.

Ol kadiri kün feye kün, lutfedici sübhan benem.

Kesmeden rızkı veren cümlelere sultan benem.

Nutfeden Adem yaradan, yumurtadan kuş türeten.

Kudret dilini söyleten, zikreyleten sübhan benem.

Hem batinem hem zahirem, hem evvelem hem ahirem.

Bu cümlesini yaratıp tertib eden Yezdan benem.

Yoktur anda tercüman, andaki iş bana ayan..

Bin bir adı vardır bir adı da Yunus, ol sahibi Kur’an benem.

(Yunus Emre; Kültür Bakanlığı, 1275 Kültür eserleri 161, sayfa 361)

Yukarıda geçen Yunus Emre’nin şiiri olmak üzere neredeyse Osmanlı’da Yunus’un bütün şiirleri yasaktı.

Şeyhül İslam Ebu Suud Efendi,  batıni inanç ve davranışların yanı sıra vahdet-i vucud (varlık birliği) inancına dayalı bir tasavvuf (gizemcilik) anlayışını bile zındıklık (dinsizlik) ve ilhad (dinden çıkma) saymış, bu inanç sahiplerinin şer’an öldürülmelerinin gerektiği yolunda fetvalar vermiştir. (Ebu's Suud Efendi, Oğlanşeyhi diye anılan İsmail Mâşuki’nin katli için İbn Kemal’in verdiği fetvayı desteklediği gibi, şeyhulislamken kendisi de Melâmi Bayrami tarikatından şeyh Husameddin Ankaravî’nin halifesi Bosnalı şeyh Hamza Bali’nin ve Halvetiye tarikatının Gülşeni kolundan şeyh Karamani’nin öldürülmeleri yolunda fetva vermiştir.)

MENKİBELER MENKİBELER MENKİBELER

 Şeyhi Taptuk Emre'nin, "Sen oldun artık" diyerek fırlattığı asasını bulma görevi verdiği Yunus yollara çıkar. Uğradığı her köyde her kasaba ve şehirde manevi mimarlık yaparak şeyinin asasının peşine düşer. Asayı bulduğu yerde ebedi aleme göçeceğini de söyler şeyhi. Bir köye yaklaşırken bir grup derviş'in sohbet ettiğini görür. Selam verip onların sohbetini dinler...Vaktin nasıl geçtiğini anlamazlar. Artık karanlık inmiş akşam olmuştur. 3 derviş ellerini açıp dua ederler. 3 sofra açılır. Bunu gören Yunus da ellerini açıp dua eder. Ona da 3 sofra gelince 3 derviş hayrete düşer ve Yunus'a sorarlar.

Sen kimin adına diledin derler... 
Yunus tertemiz yüreği duru Türkçesiyle, "Allah'ım bu dervişlerin dilediği ismin hürmetine..." der

Dervişler, Biz Yunus adına  istemiştik derler.

Utanır Yunus Emre benim diyemez helallik ister vedalaşır...

"BİR MOLLA KASIM GELİR"

   Devrin yöneticileri Yunus Emre in şiirlerinin halk arasında yayılmasından oldukça rahatsızdır.

Bu nedenle Yunus'un 20 bin şiirini toplatırlar.

Dönemin üniü düşünür ve şairi Molla Kasım'a

Göksu Deresi kenarında bir yalı tahsis ederler.

"Köylü Yunus'un şiirlerini inceleme" görevi verirler. Molla Kasım, incelediği şiirlerin kimini yakıp dereye atar dumanı göklere yükselir.

Binlerce şiir Molla Kasım tarafından yok edilir...

Bu işlemi yaparken Molla Kasım bir dörtlükle karşılaşıp şok olur..

Dörtlük şöyledir:

Yunus bu sözleri

Eğri büğrü söyleme

Seni sıgaya çeken

Bir Molla Kasım gelir

Yakılan, külü havaya, suya karışan şiirler için Anadolu insanı şöyle düşünür ve inanır

"Yunus'un şiirlerini gökte kuşlar, denizde balıklar bile bilir"

MOLLA KASIM KİMDİR? 

  Molla Kasım 1230’da doğdu. Şiirlerinden birtakım Doğu illerini gezdiği anlaşılmaktadır. Arap ve Fars dillerini öğrendi, bu dillerde de şiir yazdı. 1325’te vefat etti. Azerbaycan Türkçesiyle yazdığı şiirleri hem şekilce hem de manzum olarak halk edebiyatına yakındır. Kaynaklarda ve şiirlerinde Yunus Emre ile aynı devirde yaşadığı görülmektedir. Selman Mümtaz, A. Gölpınarlı, S. Eyuboğlu, N. Yesirgil her iki şairin aynı vezin, şekil ve konuda yazdığını bildirirler.  Molla Kasım Şirvanî’nin Yunus'tan hem yaşça büyük, hem de nüfuzlu olduğunu gösterir (Bağırov 2006: 389). Molla Kasım hakkında ilk malumatları Mümtaz Salman El Şairler adlı kitabında vermiştir (Nebiyev 2006: 85). Son yıllarda Molla Kasım’ın ister Türkiye’de ister Azerbaycan’da bulunan şiirleri Molla Kasım’ın 13. Yüzyıl Şirvan âşık mektebinin yaratıcılarından olduğu görülmektedir. 

Bağırov, A. (2006). “Molla Gasım Şirvanî”, Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C. 6. Ankara: AKMB Yay. 389.

Mümtaz, Salman (2005). El Şairleri. Bakü: Seda Neşriyatı.

Nebiyev, Azad (2006). Azerbaycan Halk Edebiyatı. Bakü: Elm Neşriyyat.

Salman, Mümtaz (1986). “Molla Gazım ve Yunus İmre”. Azerbaycan Edebiyatının Gaynagları. Bakü.

Eserleri ile başta Anadolu, Balkanlar ve tüm Türk dünyasında ölümsüzlüğü yakalayan  Yunus Emre'yi dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağım...

Bence Yunus'u ölümsüzlüğün en güzel de bir başka ölümsüz Aşık Veysel şu dörtlüğünde anlatmıştır.

Her kim olursa bu sırra mazhar

Dünyaya bırakır ölmez bir eser

Gün gelir Veysel'i bağrına basar

Benim sadık yarim kara topraktır.

Bu toprakların bağrında doğmuş, bu topraklarda sonsuza kadar yaşayacak iki çınarın mekanları cennet olsun...