Başar ATARBAY

     Okumayı, yazmayı öğrendikten sonra belki de en sık duyduğumuz cümlelerden bazıları şunlar olmuştur: “Türklerin ana vatanı Orta Asya’dır. Biz Anadolu’ya Orta Asya’dan geldik.” Peki, hiç düşündünüz mü? “Orta Asya’ya nereden geldik? Orta Asya’da kurduğumuz büyük uygarlıklardan önce atalarımız nerelerde yaşıyordu?”

     Belki bizler sormadık, düşünmedik ya da eğitim sistemimiz düşünmememiz için kurgulandı.  Ancak Ulu Önder Atatürk bu konuyu yıllar öncesinde düşünmüş ve araştırmıştır. Biz sevgili Atamızın sadece belli özelliklerini biliyoruz. Bize anlatılmayan, bizim de araştırıp öğrenmediğimiz birçok özelliğinin bulunduğunu yeni yeni anlıyoruz. (Bu konu üzerinde yaptığım kapsamlı bir çalışma var. Bitirince paylaşacağım.)

     Kısacık ömründe tabir-i caizse mucizeler yaratan, yok olma noktasına gelmiş bir milleti ayağa kaldıran, küllerinden yeni bir devlet kuran ve yaptığı olağanüstü devrimlerle hem kendi milletinin hem de dünya milletlerinin gönlünde taht kuran Atatürk, yukarıda bahsettiğimiz “Türklerin Kökeni” konusuna da el atmış ve çok ciddi bulgulara ulaşmıştır. Bunların içinde en dikkat çekeni ise şudur: “Türkler Orta Asya’ya kayıp Mu kıtasından gelmiştir.”

     Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930’lu yıllarda öne sürdüğü “Türk Tarih Tezi” özetle şu şekildeydi:

1-Dünyanın en eski ulusu Türk ulusudur.

2-Türklerin bilinen ilk yurdu ( özellikle söylüyorum ‘bilinen’) Orta Asya’dır.

3-Türkler Orta Asya’da ilk ileri uygarlıkları kurmuştur.

4-Orta Asya’dan çeşitli nedenlerle göç etmek zorunda kalan Türkler, gittikleri yerlere de uygarlıklarını götürmüşlerdir: Anadolu’ya gelen Türkler Hititleri, Frigleri, Lidyalıları; Mezopotamya’ya gidenler Sümerleri, Asurluları, Babilleri; Avrupa’ya gidenler de Etrüskleri kurmuşlardır. Ege’ye gelenler ise “Yunanlılardan çok daha önce” Ege’de ileri uygarlıklar kurmuşlardır.  

     Atatürk, bu tezde bir eksiklik olduğunu, parçaların tam yerine oturması için şu soruya cevap bulunması gerektiğini düşünüyordu:

    “Türkler Orta Asya’ya nereden, nasıl ve ne zaman gelmişlerdir?”

     Atatürk’ün bu sorunun cevabını yani Türklerin kökeninin bulunması için yaptığı araştırmalar bizi geçmişe, günümüzden yaklaşık on iki bin sene önceye götürmektedir.

     Mu, yani Güneş İmparatorluğu; eski çağlardan günümüze ulaşan tabletlere göre ilk insanların anavatanı olan bir kıtadır. Pasifik Okyanusu’nda Asya ve Amerika kıtalarının arasında yer alır ve Avustralya’nın iki katı büyüklüğündedir.

     Günümüzden yaklaşık on iki bin yıl önce şiddetli yer sarsıntıları sonucu üzerinde yaşayan 64 milyon insanla beraber sulara gömülerek yok olmuştur. (Bu yok oluşun bir anda olmadığı ve yaklaşık 40 yıl sürdüğü sanılmaktadır.)

     Günümüzde bu bölgede yer alan ada ve adacıklar (Hawaii, Haiti, Fiji, Paskalya adaları ile diğer Polonezya adaları) bu kıtadan arta kalanlardır. İşin ilginç tarafı, on iki bin yıl önceki tarih, bu medeniyetin batış tarihidir ve bu da medeniyetin başlangıcının çok daha eskilere dayandığını göstermektedir.

     Geçmişte, Pasifik okyanusunda yer alan Mu kıtasının, günümüz uygarlığından pek çok alanda daha ileri aşamalara ulaştığı söylenir. Demokrasiyle yöneltildiği, güneş enerjisinden faydalanıldığı, yaratıcının insan aklıyla algılanamayacağı ve çok gelişmiş bir Mu dili olduğu bunlardan birkaçıdır. Bu konuda en yetkili kişi olarak tanınan ve ilk defa kapsamlı araştırmalar yapan kişi ise İngiliz Albay James Churchward’dır.

     Albay James Churchward Hindistan’da İngiliz ordusunda görev yaparken 1833’te Batı Tibet’te konuk olduğu bir tapınakta bulduğu arşivlerden bilgi edinmiş ve yaklaşık iki yıl boyunca tapınaktaki rahiplerden aldığı eğitimle tabletleri çözmüştür. Daha sonra Meksika, Madrid Ulusal Müzesi ve Tibet’te bulunan diğer bulgular da geçmişte böyle bir kıtanın var olduğunu kanıtlamıştır.

Şimdi Dilipak.. Şimdi Dilipak..

     Tüm insanların büyük bir uyum içerisinde ve tek Tanrı inancı ile yaşamakta olduğu öne sürülen bu kıtadaki inanca göre Tanrı tekti, güneş ile sembolize ediliyordu ve bu Tanrı’nın adı “Ra” idi. Onun için Mu uygarlığına Güneş İmparatorluğu da denmekteydi.

Atatürk ve Mu Kıtası

     “Efendiler, bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında, tarih alanında da bir derinliği vardır. Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh’un oğlu Yasef’in oğlu olan kişidir.”

     Atatürk 1922′de Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada Türklerin kökeni hakkında böyle diyordu ve ilk Türk’ün Nuh’un torunu olduğunu söylüyordu. Bu, tesadüfî bir konuşma değildi ve onun Türklerin kökenine ilgisinin devamı da gelecekti.

     Türklerin kökenini ortaya çıkarmak Gazi’nin en büyük isteklerinden biriydi. Cumhuriyetin ilk yıllarında ve Osmanlıların son dönemlerinde Türklük akımları üzerine yapılan araştırmaları derledi. Onun isteğiyle birçok bilim adamı ve araştırmacı bu alanda araştırmalar yaptı. Yabancı bilim adamları Türkiye’ye davet edildi. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu kuruldu.

     Atatürk’ün Türklerin kökeni konusunda yaptığı çalışmalarda bulduğu Mu kıtasına ilgisi büyüktü. Türklerin kökeninin oradan geldiği düşüncesi kafasında iyiden iyiye yer etmişti ve neyi nerede arayacağını çok iyi bilen Atatürk, bu konuda araştırma yapması için 1882 Edirne doğumlu Tahsin MAYATEPEK’i Meksika’ya elçi olarak gönderdi.

     Meksika’da Tahsin MAYATEPEK’e Amerikalı Arkeolog William Niven’in bulduğu tabletlerden bahsettiler. Maya dilinin kökeni de bu tabletlerde idi. Yaptığı araştırmalarda Türkçe ile Maya dili arasındaki benzerlikleri gören Tahsin Bey şaşkına döndü. Çünkü tabletler Atatürk’ün kendisine söylediği gibi MÖ 200.000 ile MÖ 70.000 yılları arasında Pasifikte yer almış bir kıtadan bahsediyordu. Kıtanın adı da Mu idi. Avustralya’dan birkaç kat büyüktü. Yüksek bir uygarlığa ulaştıktan sonra deprem veya tufan sonucu battığı sanılıyordu.

     Tahsin Bey burada Maya ve Kızılderili kültürlerini inceledi ve Türk kültürü ile aralarındaki şaşırtıcı benzerlikleri tespit etti. Örneğin; 130’dan fazla yer isminin ve birçok kelimenin Maya, Kızılderili ve Türk dillerinde aynı veya çok benzer olması:

Tepek = Tepe

Yatkı = Ev, yatılan yer

T-sün = uzun

Yu = Su (yumak= yıkamak, Anadolu’da çamaşır yıkamak diye geçer)

Tete = Dede

Aş veya Köz= Yemek, aş

Tamazkal = Hamam, temiz kal

Kuşa = Kuş

Missigi = Mısır

Türe = Töre

Yanunda = Yanında

Hu Hu= Hu hu! (Selam. “Hu hu! Komşu…” şeklindeki hitabı bilmeyenimiz yoktur.)

İldiş = Dişleme

Atışka = Ateş

Küniş= Güneş

Yaşıl= Yeşil

Kün= Gün

Köç= Göç

Atağ= Ata

Çak (Şimşek Tanrısı)= Şimşek çakması

     Ayrıca Fransız dil bilimcisi Dumesnil, Kızılderili dilinde 320 Türkçe kelime tespit etmiştir.

     Tahsin MAYATEPEK, Meksika’daki araştırmalarında çok daha fazlasını da bulmuştu. Maya, Aztek ve İnka uygarlıklarının Türklerin kullandığı eşyalara benzer eşyalar kullandıklarını Atatürk’e iletmişti. Bu uygarlıkların kullandıkları davullar ve kalkanlar, üzerlerindeki ay ve yıldız sembollerine kadar bizimkilere benziyordu. Tahsin MAYATEPEK, çalışmalarını belge ve fotoğraflarla 3 ciltlik defter olarak toplayarak Atatürk’e gönderdi. 1937 yılının sonlarında hasta olmasına rağmen Atatürk 3 ciltlik bu belgeleri incelemiş ve altlarını çizerek notlar almıştır. Bunların ikisi 1970′lere kadar TDK kütüphanesinde idi. (No:7-No:56) Üçüncü defter ise –ki çok manidar- kayıptır. Bu defterlerde dini tören, ibadet ve tapınakların bile şaşılacak kadar benzerlik gösterdiklerinden bahsediliyordu.

     Sonuç olarak; Atatürk’ün olağanüstü dehası, araştırmacı kişiliği ve üstün gayretleri ile bulduğu “Türklerin Kökeni” konusu onun tarih tezinde yer almış ama ömrü vefa etmediği için yarıda kalmıştır. Onun düşüncesine göre Mu kıtasının batacağını anlayan Türk boyları oradan göç etmiş; bir kısmı Orta Asya’ya (Çin’de bulunan Türk Piramitleri buna kanıttır), bir kısmı Kuzey Amerika’ya (Kızılderililerin genleri ile Türklerin genlerinin çok büyük benzerlikler gösterdiği kanıtlanmıştır.) bir kısmı da Güney Amerika’ya ( Maya, Aztek ve İnka uygarlıkları) gitmiştir. Buralarda kurdukları kolonilerle uygarlıklarını devam ettirmişlerdir.

Atatürk bu düşüncelerini 1932’de yazmış olduğu “Hakikat Nerede?” adlı şiirinde de dile getirmiştir: (Birçok insan, Atatürk’ün şiir yazdığını bile bilmiyor.)

HAKİKAT NEREDE

“Gafil, hangi üç asır, hangi on asır?

Tuna ezelden Türk diyarıdır.

Bilinen tarihler söylememiş bunu. (Bilinmeyen bir tarih olduğunu açıkça söylüyor.)

Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,

Dinleyin sesini doğan tarihin,

Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak

Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz, Batıdan yine biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk, bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri!
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Dünya o zaman görecek hakikat nerede,
Hakikat nerede?”

     Kimi kaynaklara ve araştırmacılara göre gerçekliği olmayan bu düşünceler, Atatürk’ün gizli kalmış diğer düşünceleriyle birlikte Anıtkabir’in sessizliğinde uyumaya devam etmektedir. Bunlardan “Kayıp Mu Kıtası ve Mu’nun Çocukları” Anıtkabir kitaplığında 1301, 1302 no ile kayıtlıdır. Çeviri metinleri ise kitaplıkta 4 dosya halinde bulunmaktadır.

Kaynakça:

-Yard. Doç. Dr. İsmail DOĞAN, Mayalar ve Türklük, SFN Yayıncılık, Ankara, 2007.

-Yasin SARI, Mu Kıtası ve Çin’deki Beyaz Piramitler, www.yeraltitarih.com,2012.

-Kemal ŞENOĞLU, Türk Tarih Tezi ve Mu Kıtası, Kaynak Yayınları, Aralık 2006.

-Sinan MEYDAN, Atatürk ve Kayıp Kıta Mu, İnkılap Kitapevi, 2010.

-Sinan MEYDAN, Köken–Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2,İnkılap Kitapevi, 2008.

-Esra GÖRGÜLÜ, Atatürk’ün Tarih Tezi İle İlgili Tiyatro Eserlerinin İncelenmesi, Trakya Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi,2006.

Meraklısı için bu konu üzerine yazılmış kitaplar:

James Churchward, Books of the Golden Age (1927)
James Churchward, The Lost Continent of Mu (1931)
Türkçe çevirisi: Kayıp Kıta Mu, Ege Meta Yayınları (2000)
James Churchward, The Children of Mu (1931)
Türkçe çevirisi: Batık Kıta Mu'nun Çocukları, Ege Meta Yayınları (2001)
James Churchward, The Sacred Symbols of Mu (1933)
Türkçe çevirisi: Mu'nun Kutsal Sembolleri, Ege Meta Yayınları
James Churchward, Cosmic Forces As They Taught in Mu (1934)
James Churchward, Second Book of Cosmic Forces of Mu (1935)
Hans Stefan Santesson, Understanding Mu (1970)
Kemal Şenoğlu, Mayatepek Raporları Türk Tarih Tezi ve Mu Kıtası (2006)
Sinan Meydan, Atatürk ve Kayıp Kıta Mu (2006)
Alparslan Salt ve Haluk Egemen Sarıkaya, MU - Tarih-öncesi Evrensel Uygarlık (1978)
Sinan Meydan, Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2 - KÖKEN (2008)İnkılap yayınları

Editör: Kerim Öztürk